SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Milli Savunma Bakanlığı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Milli Savunma Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Milli Savunma Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

MKE'nin hava tehditlerine karşı geliştirdiği "Tolga" hedefleri başarıyla vurdu Haber

MKE'nin hava tehditlerine karşı geliştirdiği "Tolga" hedefleri başarıyla vurdu

Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) Anonim Şirketinin hava tehditlerine karşı geliştirdiği "Tolga" Yakın Hava Savunma Sistemi'nin atışlı test faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığının (MSB) Konya'daki Atış Test ve Değerlendirme Grup Komutanlığında gerçekleştirildi. Atışlı test faaliyetini, 24 ülkeden 64 askerî ve sivil heyet takip etti. Atışlı test faaliyeti kapsamında, gözlemci heyete çeşitli senaryolarda gösterimler gerçekleştirilirken faaliyet kapsamında hava tehdit unsurları; kamikaze SİHA, sürü SİHA saldırısı ve Şahid tipi sabit kanatlı SİHA tehditlerinin yer aldığı 7 farklı senaryoda "Tolga" ile etkisiz hale getirildi. Anadolu Ajansının (AA) 3 Temmuz 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre; çeşitli senaryolarda görevini başarıyla gerçekleştiren MKE Tolga, heyet tarafından büyük beğeni topladı. “TÜRKİYE, YENİ SAVAŞ KONSEPTİNE EN HIZLI HAZIRLANABİLEN ÜLKELERDEN BİRİSİ” MKE Genel Müdürü İlhami Keleş, atışlı test faaliyetinin ardından basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu. Belirlenen senaryolarda 24 ülkeden 64 sivil ve askerî delegasyona başarılı atışlar gösterdiklerini kaydeden Keleş, "Son dönemlerin en önemli tehditlerinden biri hâline gelen insansız sistemler, dronlar (SİHA) ve bu teknolojiyi kullanan her türlü insansız araçlar, ülkeler için ciddi bir tehdit haline gelmiştir. Ülkemiz sahip olduğu insansız sistemler teknolojileriyle, yeni savaş konseptine en hızlı hazırlanabilme özelliğine sahip ülkelerden birisi." ifadelerini kullandı. Bununla beraber Keleş, MKE'nin tarihî birikimleri sayesinde patlayıcıyı, mühimmatı ve silahı ham maddesinden son üretimine kadar gerçekleştirdiklerini ve etkili, basit ve ucuz tehditlere karşı aynı doğrultuda savunma sistemleri geliştirdiklerini dile getirerek "Bu tehditleri ortadan kaldırmak için basit ve ucuz çözümler geliştirme ihtiyacı var. Dolayısıyla 'Tolga' ile biz bunu hedefledik. ‘MKE Tolga’ da çeşitli ülkelerin askerî ve sivil delegasyonları önünde canlı atışlarla bir kez daha rüştünü ispat etti." dedi. ASKERİN TÜFEĞİNİ SİHA SAVARA DÖNÜŞTÜREN MÜHİMMAT GELİŞTİRİLDİ Öte yandan “Tolga”nın önünün açık olduğunu ifade eden ve dost ile müttefik ülkelerin ihtiyacını karşılayacağının altını çizen Keleş, askerin kendi tüfeğini bir SİHA savara dönüştürebilmesi adına özel mühimmat geliştirildiğini de kaydetti. Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) ihtiyaçlarını karşılamak için MKE Tolga'nın seri üretiminin devam ettiğini ve çeşitli ülkelerle ihracat sözleşmelerinin imzalandığını aktaran Keleş, özel mühimmatın hem MPT-76'lar hem de AK-47'leri kullanan ülkelere göre geliştirildiğini belirterek şu değerlendirmelerde bulundu: Herhangi bir asker, kendisine dönük bir drone tehdidi alırsa kendisini korumak adına bu kabiliyeti kazanmış oluyor. Dünyada mühimmat ve silah üretme kabiliyetine sahip pek çok ülke bu anlamda birtakım gayretler içerisinde ancak bu, kolay başarılabilir bir iş değil. Heyetin şu anda canlı olarak izlediği başarılı atışlar, onları da çok etkiledi. Herkes tebrik etti ve çok etkilendiklerini söyledi. İnşallah yeni pazarlara ve yeni satışlara vesile olur. “MKE TOLGA” FARKLI TEHDİT SEVİYELERİNE KARŞI KATMANLI KORUMA SAĞLIYOR “MKE Tolga”; etkili, basit, ucuz yaklaşımıyla geliştirilen, sabit kanatlı kamikaze SİHA'ların da bulunduğu SİHA’lar, seyir füzeleri ve diğer asimetrik hava tehditlerine karşı entegre yapısıyla öne çıkıyor. Farklı tehdit seviyelerine karşı katmanlı koruma sağlayan modüler yapısı sayesinde modern hava savunma ihtiyaçlarına kapsamlı bir çözüm sunan “MKE Tolga”; 12.7 milimetre, 20 milimetre ve 35 milimetre silah sistemlerinin yanı sıra farklı kalibrelerde geliştirilen anti-SİHA mühimmatları, GÖKBÖRÜ (AESA) Radarı, elektro-optik sensörler ve “soft-kill jammer” sistemiyle çok katmanlı bir savunma mimarisi oluşturuyor.

57. Piyade Alayı'na saygı nöbeti: Çanakkale'de Mehmetçiğin mirası yaşatılıyor Haber

57. Piyade Alayı'na saygı nöbeti: Çanakkale'de Mehmetçiğin mirası yaşatılıyor

Çanakkale Savaşları’nın kahraman birliklerinden 57. Piyade Alayı ve kahraman Mehmetçiğin aziz hatırası, Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığına bağlı 57. Piyade Alayı’nın tuttuğu saygı nöbetiyle yaşatılıyor. Tarihî Alan'a gelen ziyaretçiler ise saygı nöbetini büyük bir heyecanla takip ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı ve Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı tarafından 57. Piyade Alayı Şehitliği ve Şehitler Abidesi'nde saygı nöbeti uygulaması hayata geçirildi. Bu çerçevede Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığına bağlı 57. Piyade Alayı, 57. Piyade Alayı Şehitliği ve Şehitler Abidesi'nde saygı nöbetine başladı. ÇANAKKALE RUHU, GELECEK NESİLLERE AKTARILIYOR Bu uygulamayla birlikte 57. Piyade Alayı'nın kahramanlık mirasının yaşatılması ve Çanakkale ruhunun ziyaretçilere daha güçlü şekilde hissettirilmesi amaçlandığı aktarıldı. Askerler ise saygı nöbetini dönemin askerî üniformasıyla tutarken her yarım saatte bir nöbet değişimi gerçekleştiriyor. Anadolu Ajansının (AA) 23 Haziran 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, saygı nöbeti uygulaması ile Çanakkale Tarihi Alan'da sıra dışı günlerin yaşadığını ve ziyaretçi yoğunluğunun her geçen gün arttığını dile getirdi. ÇANAKKALE SAVAŞLARI'NIN HATIRASI BÜTÜN CANLILIĞIYLA SERGİLENİYOR Ülkenin birçok farklı ilinden ve yurt dışından gelen ziyaretçilerin Çanakkale'deki manevi atmosferi teneffüs etmeye ve Çanakkale ruhunu yaşamaya geldiğini kaydeden Kaşdemir, "Çanakkale Tarihî Alan tam anlamıyla bir açık hava müzesine dönüşmüştür. Yapılan çalışmalar, restorasyonlar ve eski eserlerin hayata kazandırılması buraya olan ilgiyi artırmaya başladı." şeklinde konuştu. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığının talimatlarıyla 2. Kolordu Komutanlığı bünyesinde oluşturulan 57. Piyade Alayı'nın Çanakkale Tarihî Alan'da nöbet görevlerini icra ettiğini beyan eden Kaşdemir, son olarak şu ifadelere yer verdi: Nöbet görevlerine gelirken ve giderken, nöbet değişimlerindeki ritüeller ziyaretçilerin ilgisini çekiyor ve buraya olan ilgiyi artırıyor. Tarihî Alan bölgemiz, manevi atmosferi yoğun olan bir yerdi; insanları kuşatır, kucaklar ve başka bir duyguya büründürürdü. 57. Piyade Alayı askerlerinin o günkü kıyafetlerle yaptığı nöbet vazifesi ve nöbet değişim törenleri, bütün ziyaretçileri etkiliyor, duygusal bir atmosfere büründürüyor. Amacımız, burada ilgiyi artırmak, Çanakkale ruhunu her daim canlı tutmak.

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, vefatının 76. yılında saygıyla anılıyor Haber

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, vefatının 76. yılında saygıyla anılıyor

Kurtuluş Savaşı’nın askerî zaferlerini takiben, lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e sarsılmaz inançla bağlı silâh arkadaşlarının önemli rolleri oldu. Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, bu silâh arkadaşlarının başında geldi. ÇAKMAK; BİRÇOK TÜMEN, KOLORDU VE ORDUYU KOMUTA ETTİ 1876 yılında İstanbul’da doğan Çakmak, Harp Okulundan 1896 yılında teğmen, devam ettiği Harp Akademisinden ise 1898 yılında kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu. 6 Şubat 1901’de kurmay kıdemli yüzbaşılığa, 19 Ağustos 1909’da kurmay binbaşılığa, 29 Eylül 1910’da kurmay yarbaylığa yükseldi. 1911 yılına kadar ordunun çeşitli kademelerinde görev aldı. Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşı’na katıldı. 2 Ağustos 1913’te Ankara Redif Tümen Komutanlığına, 6 Kasım 1913’te 2’nci Tümen Komutanlığına atandı. 24 Kasım 1913’te kurmay albay rütbesine yükseldi. Birinci Dünya Savaşı’nda 22 Aralık 1914’te ise 5’inci Kolordu komutanı olarak atandı. 2 Mart 1915 tarihinde tümgeneralliğe yükselen Çakmak, 13 Temmuz 1915’te komutanı olduğu 5’inci Kolordu ile Çanakkale Cephesi’ne katıldı. Bu cephede, İkinci Kerevizdere Muharebesi’nde düşmanı püskürtmeye muvaffak oldu. 10 Aralık 1915’te 5’inci Kolordu Komutanlığı uhdesinde kalmak üzere Anafartalar Grubu komutan vekili olarak görevlendirildi. 19 Nisan 1916’da Doğu Cephesi’nde 3’üncü Mıntıka komutanı olarak atandı. Bu cephede Çoruh-Kaledere-Tercan Muharebelerinde Ruslara karşı çarpıştı. 7 Eylül 1916’da 2’nci Kafkas Kolordu komutanı, 5 Temmuz 1917’de Diyarbakır’da bulunan 2’nci Ordu komutanı oldu. 9 Ekim 1917’de Filistin Cephesi’nde bulunan 7’nci Orduya komutan olarak tayin edildi. Bu cephede 30 Ekim-3 Kasım 1917 tarihlerinde Gazze-Birüssebi ve 15 Kasım 1917’de Kudüs-Yafa Muharebelerine katıldı. Daha sonra hastalanarak tedavi için İstanbul’a gitti. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İLK GENELKURMAY BAŞKANI OLDU 28 Temmuz 1918’de korgeneralliğe terfi eden Çakmak, 24 Aralık 1918’de Genelkurmay Başkanı oldu. 14 Mayıs 1919’da 1’inci Ordu Kıtaatı müfettişi olarak atandı. 3 Kasım 1919’da Meclis-i Vükela kararı ile Anadolu’daki komutan ve subayların durumunu tahkik için gönderilecek Nasihat Heyetinde görevlendirildi. 31 Aralık 1919’da Askerî Şûra üyesi, 3 Şubat 1920’de Harbiye nazırı olarak atandı. 8 Mart 1920’de kurulan Salih Paşa Kabinesinde tekrar Harbiye nazırı olarak atandı. 8 Nisan 1920’de Kabinenin çekilmesiyle nazırlık görevi sona erdi. 27 Nisan 1920’de Ankara’ya gelerek Millî Mücadele’ye katılan Çakmak, 3 Mayıs 1920’de Kozan Milletvekili sıfatıyla Millî Savunma bakanı olarak seçildi. Aynı zamanda Heyet-i Vekile (Bakanlar Kurulu) başkan vekilliği görevini yapan Çakmak ; 9 Kasım 1920’de diğer görevlerine ek olarak Genelkurmay Başkanvekili (Erkânıharbiyeiumumiye Vekâleti), 24 Ocak 1921’de de önceki görevlerinin yanı sıra Heyet-i Vekile başkanı oldu. 3 Nisan 1921’de orgeneral olan Çakmak, 5 Ağustos 1921’de Millî Savunma Bakanlığı görevinden çekilip asaleten Genelkurmay başkanı olarak atandı. 10 Temmuz 1922’de Heyet-i Vekile Başkanlığı görevinden istifa etti. 31 Ağustos 1922 tarihinde mareşalliğe terfi eden Çakmak, 27 Ekim 1922’de İsmet Paşa’nın Dışişleri Bakanı olması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı uhdesinde kalmak üzere Batı Cephesi Komutanı olarak atandı. "MİLLÎ SECİYE VE RUH KIYMETİ, NESİLDEN NESİLE İNTİKAL EDER" 14 Ağustos 1923’e kadar Kozan Milletvekili, bu tarihten sonra da İstanbul Milletvekili olarak görev yaptı. 31 Ekim 1924’te milletvekilliğinden istifa etti. 23 yıl Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunduktan sonra 12 Ocak 1944’te yaş haddinden emekliye ayrıldı. Sivil yaşamında, 1946 yılında 8. Dönem Demokrat Parti listesinden İstanbul Milletvekili olarak seçildi. 1948’de Millet Partisinin kurulmasında görev aldı ve şeref başkanlığı yaptı. Osmanlı Devleti, Alman İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından verilen çeşitli nişan ve madalyalar ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından verilen İstiklal Madalyası sahibi olan Çakmak, hayatı boyunca vatana karşı sorumluluk bilinci yüksek, disiplinli, çalışkan ve cesaretini savaş meydanlarında defalarca kanıtlayan bir asker oldu. Öte yandan yaşamının büyük kısmını asker olarak geçiren ve vatan savunmasında cansiperane görev yapan ve fiilî hizmet süresi yarım asrı bulan Çakmak, bundan tam 76 yıl önce hayata veda etti. Çakmak’ın şu sözleri ise, tarihe altın harflerle kazındı: Bir ordunun muharebe vasıta ve usulleri alınabilir, lakin millî seciye ve ruh kıymeti, nesilden nesile intikal eder.

Yeni NATO karargâhları gündemde: NATO Eski Daimî Temsilcisi Ceylan’dan önemli değerlendirme Haber

Yeni NATO karargâhları gündemde: NATO Eski Daimî Temsilcisi Ceylan’dan önemli değerlendirme

Adana’da konuşlu 6. Kolordu bünyesinde NATO Çokuluslu Kolordu Karargâhının (MNC-TÜR) kuruluş aşamasında olması, Karargâhın çekirdek kadrosuna Türk subayların atanması ve hemen ardından Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamında İstanbul, Beykoz’da Deniz Unsur Komutanlığının faaliyete geçirilmesinin planlandığı yönündeki haberler, basında büyük ses getirdi. Türkiye'nin NATO'daki eski daimî temsilcisi ve emekli Büyükelçi Mehmet Fatih Ceylan’ın kamuoyundaki tartışmalar üzerine kaleme aldığı analizi, Ankara Politikalar Merkezinin resmî internet sayfasında yayımlandı. CEYLAN’DAN BAŞTA MSB OLMAK ÜZERE RESMÎ KURUMLARA ELEŞTİRİ “Birçok meselede olduğu üzere herhangi bir gelişmenin arka planını irdelemek zahmetine katlanmayan veya kendi meşreplerinin rahatlığı içinde pervasız yorumlar yapmak itiyadını mesken edinmiş kimi çevrelerin, bir yandan kendi önyargılarını tatmin etmek, diğer yandan toplumu kendi zihin kalıplarına göre şekillendirmek yolunda yine yoğun bir uğraş içine girdikleri gözlenmekte.“ ifadelerini kullanan Ceylan, bu ortamın oluşmasında başta Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı (MSB) olmak üzere resmî kurumların gerekli hâllerde kamuoyunu yeterince ve zamanlıca bilgilendirmekten kaçınmalarının da rolü olduğunu dile getirdi. Ceylan, “Resmî çevrelerin bu tür meseleleri sis perdesi altında tutmaktan ne umdukları, bundan ne yarar sağladıkları ise sorgulanması gereken bir yaklaşım teşkil etmekte.” değerlendirmesinde bulunarak NATO’nun Türkiye’de yeni karargâhlar kurmasına giden süreci ve gündemin perde arkasını aşama aşama kamuoyuyla paylaştı. NATO, BRÜKSEL VE PRAG ZİRVELERİNDEN SONRA YAPISAL DEĞİŞİKLİĞE GİTTİ Ceylan, NATO’nun yeni döneme uyarlanmış stratejik konseptlerini ilan ettikten sonra komuta-kontrol-kuvvet yapılarında değişikliğe gitmesinin geleneksel bir uygulama olduğunun altını çizdi. Ceylan, bu çerçevede söz konusu yapıların Soğuk Savaş sonrası dönemde sırasıyla 1991, 1999, 2010 ve 2022 Stratejik Konseptlerinin açıklanmasından sonra uyarlandığını hatırlatarak “Bu olgusal gerçeklik, zamanında TSK bünyesinde görev almış, bugün emekli bulunan ve kimi kesimi son dönemlerde sanki bu gerçeklikle zamanında yaşamamış gibi yorumlar yapan kurmay subaylar tarafından esasen çok iyi bilinmektedir.” ifadelerini kullandı. Bununla birlikte Soğuk Savaş sonrasında NATO’nun kendisini yeni güvenlik ortamına uyarlarken hayata geçirdiği ilk girişimlerden birinin 1994 NATO Brüksel Zirvesi’nde açıklanan Birleşik ve Müşterek Görev Kuvveti (BMGK/CJTF) konsepti olduğunu kaydeden Ceylan, bu konsepte göre yeni dönemde icra edilecek operasyonlar için hem birleşik (hava, kara, deniz gibi birden çok kuvvete dayalı) hem de müşterek yani çok uluslu bir çerçevenin uygulamaya geçirildiğini belirtti. Bir sonraki aşamanın ise 2002 NATO Prag Zirvesi’nde NATO Mukabele Kuvvetinin (NRF) tesis edilmesi kararı olduğunu belirten Ceylan, NRF'nin BMGK konsepti temelinde yüksek hazırlık seviyesindeki 40 bin personeli bulunan bir kuvvet olarak öngörüldüğünü ifade etti. NATO’nun 2002 Prag Zirvesi kararlarına bağlı olarak Yüksek Hazırlık Seviyesindeki Kuvvet Karargâhlarını (High Readiness Forces-HRF) hayata geçirdiğini, bunlardan birinin de İstanbul’da bulunan 3. Kolordu bünyesinde çok uluslu bir şekilde kurulmasının (NRDC-T) kararlaştırıldığını dile getiren Ceylan, NRDC-T’ye ilişkin kararın alınmasının Türkiye’nin isteği ve onayıyla olduğunu hatırlattı. KIRIM’IN İŞGALİ SONRASI NATO, KOMUTA-KONTROL-KUVVET YAPILARINDA UYARLAMAYA GİTTİ Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesi üzerine NATO’nun ilk planda Rusya’dan algılanan tehdidi karşılamak üzere üye ülkeler için önce güvence (assurance), sonrasında da caydırıcılık (deterrence) önlem paketlerini açıkladığını kaydeden Ceylan, NATO’nun daha sonrasında ise özellikle kendisini Rus tehdidine yakın hisseden Türkiye dâhil olmak üzere üye ülkeler için Kademeli Mukabele Planlarını (Graduated Response Plans-GRP) hayata geçirdiğini belirterek NATO’nun 2014 sonrasında komuta-kontrol-kuvvet yapılarında da uyarlamaya gittiğini kaydetti. Söz konusu çerçevede başlangıçta 40 bin personeli bulunan NRF’nin mevcudiyetinin 300 bin personele çıkarılması ve NRF bünyesinde Çok Yüksek Hazırlıklı Müşterek Görev Kuvveti (VJTF) tesis edilmesinin kararlaştırıldığını dile getiren Ceylan, Türkiye’nin bu yapılanma içinde de kendi iradesiyle yer aldığını ve 2021 yılının başında bu kuvvetin komutasını Polonya’dan devralıp yılın sonunda ise Fransa’ya devrettiğini hatırlattı. Türkiye’nin komuta ettiği VJTF’nin NATO tatbikatlarına da katıldığını belirten Ceylan, yine 2014 sonrasında NATO komuta-kontrol-kuvvet yapılarındaki uyarlamaya bağlı olarak İzmir’deki NATO Kara Komutanlığının yanı sıra Northwood, Birleşik Krallık’ta Deniz Komutanlığı (MARCOM), Ramstein, Almanya’da Hava Komutanlığı, Brunssum, Hollanda’da ve Napoli, İtalya’da da Müşterek Komutanlıkların hayata geçirildiğini ifade etti. CEYLAN, VİLNİUS ZİRVE BİLDİRİSİ’NİN 34. MADDESİNE DİKKAT ÇEKTİ Haziran 2022’de NATO’nun yeni Stratejik Konsepti açıklandıktan sonra Temmuz 2023’te Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta tertip edilen NATO Zirvesi’nde “Rusya” ve “terörizm” olacak şekilde iki ana tehdidin karşısında üçlü bir yapıya dayanan savunma planlarının kabul edildiğini kaydeden Ceylan, söz konusu planların stratejik seviyede genel savunma planı, alan odaklı savunma planları (domain specific-kara, hava, deniz, siber uzay) ve bölgesel savunma planları olduğunu belirtti. Bununla birlikte Ceylan; Vilnius Zirve Bildirisi’nin 34. Maddesi’nde yer alan şu ifadelere yer çekti: “…Madrid Zirvesi’nde aldığımız kararları teyit ederek, NATO’nun Doğu Kanadı’nda mevcutlara ek olarak güçlü, uygun yerlerde konuşlandırılacak ve savaşa hazır kuvvetler oluşturma kararımızı yeniden vurguladık. Bu kuvvetler, mevcut muharebe gruplarından (battlegroups) gerektiğinde ve gerektiği yerde tugay büyüklüğünde birliklere genişletilecek olup, güvenilir ve hızlıca ulaşılabilir takviye kuvvetleri, önceden konuşlandırılmış teçhizat ve geliştirilmiş komuta ve kontrol yapısıyla desteklenecektir…” İlgili ifadelerin, diğer hususların yanı sıra Türkiye’de daha yeni gündeme gelen MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığının altında yatan gerekçelere ışık tutmakta olduğunu belirten Ceylan, “Vilnius Zirvesi öncesinde Türkiye’deki karar vericiler ve kanaat önderi olarak geçinen çevreler, kamuoyunu İsveç’in NATO’ya üye olması sürecine kilitlemekle yetindikleri için o Zirvede NATO’nun savunma planlaması ile komuta-kontrol-kuvvet yapısındaki uyarlamaları es geçmeyi tercih etmişler ve resmî çevrelerin de göz yummasıyla, çoğu halde olduğu üzere, derin hamasetin engin ufuklarında tur atmayı yeğlemişlerdir.” dedi. CEYLAN, “ÇARPIK” YORUMLARA İTİBAR EDİLMEMESİNİ ÖNEMLE TAVSİYE ETTİ Ceylan, Vilnius Zirvesi kararlarının bugün İran’a karşı devam eden savaştan üç yıl öncesine dayandığına dikkat çekerek konuyu “İran kriziyle” irtibatlı kılmanın dayanağının olmadığını ifade etti. Bu hususta yanlış verilmiş tepkileri, gelişmeleri zamanlıca ve yeterince takip etmeyenlerin vardıkları hatalı ve yanıltıcı sonuçlar olarak tanımlayan Ceylan, “Buna mukabil NATO konusundaki deneyim ve bilgi birikimi sağlam olanları bu gözlemden tenzih etmek gerekir.” dedi. Benzer şekilde üç yıl önce ilgili kararlar alınırken Karadeniz’de bugünkü kadar insansız deniz araçlarının (İDA) neden olduğu bir durumun da bulunmadığını dile getiren Ceylan, şu ifadelere yer verdi: “Hâl böyle olmakla birlikte, komplo teorilerinin toplumun yumuşak karnını oluşturduğunu fırsat bilen kimi askerî ve sivil kökenli şahısların, kamuoyunu kendi kişisel eğilimleri ve köhnemeye yüz tutmuş zihinsel kalıpları doğrultusunda şekillendirmeye gayret ettikleri gözlenmektedir. Çok uluslu MNC-TÜR ve İstanbul Boğazı girişinde çok uluslu Deniz Unsur Komutanlığı’nın kuruluş hazırlıkları sürecinde resmî makamların zamanında ve yeterince kamuoyunu bilgilendirmemelerinin de bugünkü zihin karışıklığına meydan vermekte olduğu görülmektedir.” Ceylan, ülke güvenliğini ilgilendiren bu tür konuların açıklanmasının tesadüflere terk edilmesinin devlet ciddiyetiyle bağdaşan bir yaklaşım olmadığını vurgulayarak Türkiye açısından da şekillenmekte olan kritik bir konunun, geçmişi bilmeden ve süreci bütünlüğü içinde resmetmeden yapılan kimi “çarpık” yorumlara da itibar edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. GÖNÜLLÜLER KOALİSYONU KAPSAMINDAKİ KOMUTANLIK, NATO İLE FAALİYET GÖSTEREBİLİR Bununla birlikte Ceylan, ilgili temel gözlemler saklı kalmak kaydıyla MNC-TÜR ve Deniz Unsur Komutanlığına ilişkin olarak NATO bünyesinde ne tür düzenlemelerin öngörüldüğünü sorgulamanın, konuyu takip edenler için doğal ve meşru olduğunu kaydetti. Bu çerçevede, İstanbul Boğazı girişinde kurulması öngörülen Ukrayna Gönüllüler Koalisyonu kapsamındaki komutanlığın, şimdilik özel bir yapılanma içinde olmasına rağmen, gelecekte bir şekilde NATO’yla bağlantılı olarak faaliyet göstermesinin öngörülebileceğini belirten Ceylan, “Çünkü söz konusu Gönüllüler Koalisyonunun her hâl ve kârda NATO içinde faaliyet gösteren ve kararlarını Türkiye dâhil çoğu NATO üyesinin şekillendirdiği bir varlık olduğu kuşkusuzdur. Bu itibarla, söz konusu yapılanmayı NATO’nun tamamen dışındaki bir oluşum olarak görmek yanıltıcı bir sonuç doğurur.” ifadelerini kullandı. Öncelikle ilgili birimlerin NATO bünyesinde nasıl bir komuta-kontrol düzenine tâbi tutulacağının açıklığa kavuşturulması ve operasyonel komuta (OPCOM) ile operasyonel kontrol (OPCON) düzenlemeleri için nasıl bir yapılanmanın öngörüldüğünün uygun bir çerçevede açıklanması gerektiğini dile getiren Ceylan, “Bu düzenlemeye dair müzakerenin NATO içinde tamamlanmış olması gerektiği ‘bilinen bir sırdır’!” dedi. CEYLAN, NATO’NUN SORUMLULUK SAHASI DIŞINDA OPERASYON YAPAMAYACAĞINI HATIRLATTI Bununla beraber Ceylan, ilgili karargâhların/komutanlıkların görev yönergelerinin (Terms of Reference) ana unsurlarının, iltisaklı bulundukları bölgesel savunma planlarının gizlilik derecesine halel getirmeyecek bir çerçeve içinde kamuoyuna açıklanmasının, mevcut karmaşıklığın aşılmasında yararlı olacağını bildirdi. “Keza, öngörüldüğü varsayımından hareketle her iki komutanlığın sorumluluk sahalarına (Area of Responsibility) açıklık getirilmesi de sağlanmalıdır. Her hâl ve kârda bunların sorumluluk sahalarının, NATO’nun temel bölgesel sorumluluk sahasını aşamayacağı, dolayısıyla örneğin Orta Doğu’ya uzanamayacağı açıktır.” değerlendirmesinde bulunan Ceylan, ittifakın korumaktan sorumlu olduğu alanın kurucu antlaşma olan Washington Antlaşması’yla belirlendiğini kaydederek uluslararası meşruiyetten yoksun bir temelde, dolayısıyla BMGK kararı olmaksızın NATO’nun kendi sorumluluk sahası dışında operasyon yapmasının mümkün olmadığının altını çizdi. Ceylan öte yandan bu durumun, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın NATO’yu İran operasyonuna müdahil etme yolundaki çağrısının Avrupalı müttefiklerde karşılık bulmamasının gerisinde yatan temel unsur olduğunu vurgulayarak “Kuşku yok ki her şey yerli yerine oturduğunda söz konusu iki komutanlık birimine dair ana hususlar uygun bir çerçevede NATO tarafından kamuoylarıyla paylaşılacaktır. Bu da NATO’nun yaygın bir uygulamasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türk resmî çevrelerinin şimdiden gerekli bilgileri kamuoyuna aktarmak suretiyle ön alması tabiatıyla tercihe şayan olurdu.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRKİYE, DİĞER MÜTTEFİK ÜLKELERLE KIYASLANMAYACAK ÖLÇÜDE ÖNEMLİ KATKILAR YAPAGELMİŞTİR” Deniz Unsur Komutanlığı hususunda ise özellikle Romanya’nın 2014 sonrasındaki gelişmeler doğrultusunda NATO’nun daha görünür olması yönünde bir çizgi izlemeye başladığını, belirten Ceylan, Türkiye’nin ise Montrö rejimini esas alarak Karadeniz’de artan gerilimle ilgili bilgilerin Birleşik Krallık’taki Deniz Komutanlığı bünyesinde değişimine/eşgüdümüne karşı çıkmadığını ancak Karadeniz’i odak alan daimî bir askerî yapılanmaya doğal olarak itiraz ettiğini kaydetti. Bu durumun üzerine zamanında Northwood Karargâhında bir eşgüdüm hücresi kurulmasıyla yetinildiğini ve sırf Karadeniz’e özgü bir NATO yapılanmasından kaçınıldığını dile getiren Ceylan, “Bu esastan hareketle Türkiye, Soğuk Savaş sonrası dönemin başlamasından bu yana yapageldiği üzere, Karadeniz’e sahildar müttefik (Bulgaristan ve Romanya) ve ortak ülkelerin (Ukrayna ve Gürcistan) donanma kapasitelerinin ve yeteneklerinin geliştirilmesine diğer müttefik ülkelerle kıyaslanmayacak ölçüde önemli katkılar yapagelmiştir.” dedi. Sahada gerilimin yükseldiği anlarda, serbest dolaşan mayınların etkisiz hâle getirilmesi gibi görevler için Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’nın üçlü iş birliğiyle mayın karşı tedbirleri görev gücünün kurulmasına ön ayak olduğunu kaydeden Ceylan, Türkiye’nin bu suretle NATO’nun güney bölgesinin korunmasında ve caydırıcılığın idamesinde kendi iradesiyle önemli bir rol üstlendiğini vurguladı. Öte yandan Ceylan, son birkaç yıldır Karadeniz’de insansız hava ve deniz araçlarının savaşan taraflarca yoğun şekilde kullanılması ve bunlardan birkaçının ya Türkiye hava sahasını ihlal ettiklerinin ya da Türkiye’nin Karadeniz sahillerine sürüklendiklerinin görüldüğüne dikkat çekerek “İnsansız bu sistemlere karşı da gerekli önlemlerin alınması doğal olacaktır.” dedi. CEYLAN, TÜRKİYE’NİN BU SÜREÇTE ÖN ALICI BİR ROL ÜSTLENMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTTİ İnsansız hava ve deniz sistemlerini/platformlarını, söz konusu rejimin geleneksel deniz platformlarını kapsayan bir çerçeve olması sebebiyle Montrö rejimi çerçevesine yerleştirmenin mümkün gözükmediğini bildiren Ceylan, başta Ukrayna olmak üzere Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin bu sistemleri geliştirmeyi ya da edinmeyi hedeflediğini belirtti. Kıyıdaş olmayan ülkelerin ise Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerin bu yeteneklere erişimini kolaylaştırmakta veya bu ülkelerdeki tesislerden yararlanmakta olduğunu dile getiren Ceylan; bu bağlamda Ankara’nın söz konusu insansız sistemlerin kullanımının, Karadeniz güvenliğini etkilemeyecek yönde bugünkü şartlarda tek başına kontrol etmesinin pratik zorluklarına dikkat çekerek “Bunların takibinin (istihbarat-keşif-gözetleme-ISR) eş güdümünde Montrö rejimini sorgulatmayacak ve/veya tehlikeye sokmayacak bir çerçevenin tesis edilmesinde ön alması ise gerekli ve yerinde olacaktır. Zira, Türkiye bu süreçte ön alıcı bir rol üstlenmezse, mevcut olan veya bulunduğu varsayılan boşluğu bugünkü ortamda başkaları doldurmaya yöneleceklerdir. O takdirde Montrö rejiminin uygulanması bakımından güçlüklerle karşılaşılması olasıdır.” şeklinde konuştu. CEYLAN, RESMÎ MAKAMLARA GEREKLİ ÖLÇÜDE BİLGİ PAYLAŞMALARI ÇAĞRISINI YAPTI Bununla birlikte Türk resmî çevrelerinin Deniz Unsur Komutanlığından yola çıkarak hadimi (custodian) olduğu Montrö rejiminin gevşetilmesine göz yummalarının beklenmemesi gerektiğini belirten Ceylan, “Bunun aksi bir yaklaşım izleneceğini varsayanların beklentilerinin gerçekleşmemesi galip olasılıktır.” dedi. Ayrıca her iki çok uluslu komuta biriminin hayata geçirilmesi sürecinde resmî makamların gerekli ölçüde bilgi paylaşmamalarının hem doğal ve meşru hem de “hamaset illetiyle malûl” yorumların dolaşıma girmesine büyük ölçüde sebep olduğunu dile getiren Ceylan, son olarak şu ifadelere yer verdi: “Bu tür meselelerde şeffaflıktan uzaklaşmaya veya çeşitli saiklerle bunları gölgelemeye dayalı tercihlerde bulunmanın hiç kimseye fayda sağlamayacağı anlayışını temel alan bir yaklaşım izlenmesinin daha doğru bir yöntem olacağı kuşkusuzdur.”

İran'dan ateşlenen balistik mühimmat Hatay'a düştü: MSB'den açıklama! Haber

İran'dan ateşlenen balistik mühimmat Hatay'a düştü: MSB'den açıklama!

İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasını geçtikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından zamanında angaje edilerek etkisiz hâle getirildi. Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı (MSB), konuya ilişkin açıklama yayımladı. “TÜRKİYE, TOPRAKLARININ VE VATANDAŞLARININ GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMAYA MUKTEDİRDİR” MSB’nin 4 Mart 2026 tarihinde konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Hatay ili Dörtyol ilçesinde düşen mühimmat parçasının, söz konusu tehdidin havada imha edilmesi sonrasında önleme yapan hava savunma mühimmatına ait olduğunun tespit edildiği ve olayda herhangi bir can kaybı veya yaralanmanın yaşanmadığı bildirildi. Bakanlığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi: Ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini sağlamak konusundaki irademiz ve kapasitemiz en üst seviyededir. Türkiye bölgesel istikrar ve huzurdan yana taraf olurken kimden ve nereden gelirse gelsin, topraklarının ve vatandaşlarının güvenliğini sağlamaya muktedirdir. Topraklarımızın ve hava sahamızın savunulmasına yönelik her türlü adım kararlılıkla ve tereddütsüz atılacaktır. Ülkemize yönelik her türlü hasmane tutuma karşı cevap verme hakkımızın mahfuz olduğunu hatırlatıyoruz. Bununla birlikte açıklamada tüm taraflara, çatışmaların bölgede daha da yayılmasına neden olacak adımlardan uzak durma uyarısı yapıldı ve Türkiye’nin NATO ve diğer müttefikleriyle istişare içinde olmayı sürdüreceği ifade edildi. BAKAN FİDAN, İRANLI MEVKİDAŞI ARAKÇİ İLE KONU ÜZERİNE GÖRÜŞTÜ Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde, İran'dan ateşlendikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen ve etkisiz hâle getirilen balistik mühimmat konusunda Türkiye'nin tepkisini ileterek, çatışmaların yayılmasına neden olacak her türlü adımdan kaçınılması gerektiğini belirtti. Fidan görüşmede, İran'dan ateşlendikten sonra Türk hava sahasına yöneldiği tespit edilen ve etkisiz hâle getirilen balistik mühimmat konusunda Türkiye'nin tepkisini ileterek, çatışmaların yayılmasına neden olacak her türlü adımdan kaçınılması gerektiğini kaydetti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.