SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Moskova

QHA - Kırım Haber Ajansı - Moskova haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Moskova haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kuzey Kore Ukrayna'daki savaştan servet kazanıyor: Rusya ile askeri iş birliğinden 14 milyar dolar kâr elde etti Haber

Kuzey Kore Ukrayna'daki savaştan servet kazanıyor: Rusya ile askeri iş birliğinden 14 milyar dolar kâr elde etti

Güney Kore Millî Güvenlik Stratejisi Enstitüsü tarafından yayımlanan rapor, Kuzey Kore’nin Rusya’nın Ukrayna'daki işgaline verdiği destek karşılığında sağladığı devasa ekonomik getiriyi ortaya koydu. Pyongyang yönetiminin silah sevkiyatı ve asker gönderimi yoluyla bugüne kadar 14,4 milyar dolara varan bir gelir elde ettiği tahmin ediliyor. Yonhap haber ajansının Güney Kore Millî Güvenlik Stratejisi Enstitüsü tarafından yayımlanan rapora dayandırarak hazırladığı habere göre, Moskova ve Pyongyang arasındaki stratejik ortaklık Kuzey Kore ekonomisi için kritik bir can suyu haline geldi. Özellikle Ağustos 2023 ile Aralık 2025 dönemini kapsayan silah ve mühimmat tedarikinden elde edilen gelirin 7,67 milyar dolar ile 14,4 milyar dolar bandında olduğu değerlendiriliyor. Uydu görüntüleriyle de desteklenen bu sevkiyat trafiği, Pyongyang’ın küresel yaptırımlara rağmen savaşın en büyük ekonomik faydalanıcılarından biri olduğunu gösteriyor. Kuzey Kore’nin Rusya’ya sağladığı askerî desteğin boyutu ise sadece mühimmatla sınırlı kalmayıp doğrudan personel katılımıyla genişledi. Ekim 2024’ten bu yana Rusya’ya gönderilen ve sayısı 20 bini aşan Kuzey Koreli askerlerin maaşları ile hayatını kaybedenler için yapılan ödemelerin, ülkeye yaklaşık 620 milyon dolarlık ek bir gelir sağladığı belirtiliyor. Uzmanlar, savaşın sürmesi halinde Pyongyang’ın yıllık sabit gelirinin en az 560 milyon dolar seviyesinde seyretmeye devam edeceğini öngörüyor. Ayrıca uzmanlara göre, ekonomik kazancın ötesinde, bu iş birliğinin Kuzey Kore’ye sağladığı en kritik avantajlardan biri de Rusya’dan alınan ileri askerî teknolojiler ve hassas bileşenler oluyor. Pyongyang’ın nükleer ve füze programlarını geliştirmek için bu materyalleri kullanması, bölgedeki güvenlik dengeleri açısından ciddi bir endişe kaynağı olarak görülüyor. Rusya'nın sağladığı teknoloji transferi ve ham madde desteği, Kuzey Kore'nin askerî kapasitesini modernleştirme sürecini de hızlandırıyor.

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz” Haber

Ukrayna'dan net açıklama: "İran halkına güvenlik ve özgürlük diliyoruz”

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran’daki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamada, İran halkının güvenlik, özgürlük ve refah içinde yaşama yönündeki meşru taleplerini desteklediklerini bildirdi. Bakanlık tarafından yayımlanan açıklamada, İran yönetiminin uzun yıllardır kendi halkına yönelik sistematik baskı politikaları yürüttüğü ve insan hakları ihlallerine imza attığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Tahran yönetiminin bölgedeki silahlı gruplara verdiği destek ve Rusya’ya sağladığı askerî yardımla uluslararası hukuku ihlal ettiği vurgulandı. Ukrayna tarafı, özellikle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta kullanılan Şahid tipi insansız hava araçlarını hatırlatarak, “Barışçıl şehirlerimize ve sivillerimize yönelik binlerce Şahid saldırısını unutmadık, unutmayacağız” ifadelerine yer verdi. “MOSKOVA-TAHRAN İŞ BİRLİĞİ ULUSLARARASI HUKUKU İHLAL EDİYOR” Açıklamada, Moskova ile Tahran arasındaki iş birliğinin uluslararası hukuk normlarının ağır ihlali anlamına geldiği ve küresel barış ile istikrar çabalarını zayıflattığı kaydedildi. İran’daki insan hakları ihlallerine de değinilen metinde, uzun yıllardır süren sistematik baskılar, idamlar ve muhaliflere yönelik takip ve cezalandırma uygulamalarının ülkenin iç siyasetinde derin bir krize işaret ettiği belirtildi. Ukrayna Cumhurbaşkanının daha önceki açıklamalarına atıfta bulunulan metinde, İran yönetiminin uzun süredir değişmesi gerektiğinin vurgulandığı ifade edildi. “İRAN HALKINA GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜK DİLİYORUZ” Bakanlık açıklamasında, mevcut gelişmelerin temelinde İran yönetiminin şiddet politikalarının ve özellikle barışçıl protestoculara yönelik baskıların bulunduğu savunuldu. Tahran yönetiminin diplomasi ve çözüm yolları için fırsatlara sahip olduğu ancak bu imkânları değerlendirmediği kaydedildi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, İran halkına güvenlik, refah ve özgürlük; Orta Doğu’ya ise istikrar temennisinde bulunarak, İran halkına destek veren tüm ülkelere teşekkür etti.

Bolşevikler tarafından şehit edilen Kırım Tatar şair Hamdi Giraybay Haber

Bolşevikler tarafından şehit edilen Kırım Tatar şair Hamdi Giraybay

Kırım Tatar şair Hamdi Giraybay, 125 yıl önce bugün hayata gözlerini açtı. Şiirleri ve edebiyat çalışmalarıyla tanınan, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş çalışmaları ile ilgilenen Yeni Alfabe Cemiyetinde de çalışan Kırım Tatarlarının ünlü şairi, henüz 29 yaşındayken Moskova’daki Butırka hapishanesinde şehit edilmişti. Halkı için kurban olan şair anılmaya devam ediyor. Kerç, Yenikale'de eski (Jülyen) takvimle 2 Şubat 1901, bugünün Gregoryen takvimine göre 14 Şubat 1901 tarihinde dünyaya gelen Hamdi Giraybay, 29 yıllık ömrünü milletinin dili ve edebiyatına adadı. HAMDİ GİRAYBAY: HALKI İÇİN KURBAN OLAN ŞAİR “Borcun senin halkın için çalışmak” diye yazmıştı şair, “Yaş Tatarğa” isimli şiirinde. O yıllarda daha 19 yaşını yeni dolduran Hamdi Giraybay, çok sevdiği halkının hizmetine ömrünü adama kararı almıştı. Bir yıl sonra 30 Mayıs 1921 yılında bu konuda, ama bu kez sadece bir Tatara değil tüm Tatar gençlerine hitaben “Yaş Tatarlarğa” başlıklı şiirinde şunları yazdı: "Qattı küçli caş tatarlar, cıyılıñız, aydıñız, Demesinler catlar bizge: “Yıqıldıñız, taydıñız”. Qoşuldıqmı – añlaşırmız, çalışırmız, çalışır… Şayte-şayte bu işlerge alışırmız, alışır. Yükselteyik bu caşlıqnı – avelensin, aylansın, Bütün tatar, caşı-qartı bir qazıqqa baylansın. “Ay, tatarlar! Siz dünyanı cutacaqsız”, desinler, Bizler kene bağırayıq: "Aqqımıznı bersinler!" Bu şiir yazıldıktan 40-50 yıl sonra bu satırlar daha da değer kazandı. 1944 yılında vatanından sürgün edilen halkın Kırım’a dönüşü ve hakları uğrunda sürgün yerlerinde milli hareketi organize eden büyükler, mücadeleye katılmak isteyen aktivistlerin mutlaka bilmesi ve uyması gereken maddelerin yer aldığı özel bir not hazırladılar. Söz konusu notta aktivistlerin, “Yaş Tatarlarğa” ve “Ant Etkenmen” (Kırım Tatar milli marşı) şiirlerini ezbere bilme talebi ayrı bir madde olarak yer alıyordu. Ve 1956-1960 yılları arasında Kırım Tatar Milli Hareketi saflarına katılan herkes gerçekten de bu şiirleri ezbere bilirdi. Halkın milli marşıyla aynı sıraya konulan bu şiirin müellifi, zaten her bir şiiri ayrı bir manifesto niteliği taşıyan eserlerin sahibi ve daha 29 yaşındayken Bolşeviklerce şehit edilen Hamdi Giraybay kimdi? YAŞ TATARLARĞA! 1921 yılında Romanya’nın Bükreş şehrinde yayımlanan “Yaş Tatarlarğa” kitabının önsözünde yeğeni ve kardeşi Ezel Giraybay’ın oğlu Latif Azim şöyle yazmıştı: Vatanı için şehit olan amcam merhum Hamdi Giraybay’ın ağır gurbet yıllarında annemin yastığı altında saklanan bu demet manzumeleri bastırmak ve candan sevdiği milletine, hususen Kırım ve başka ülkelerde yaşayan soydaşlarımıza bu şiirleri tanıtmak benim milli ve ailevi borcum bildim. Tatar milleti asırlarca zulüm ve baskı altında yaşayıp, bugün dünyada özgürlük yelleri estiğinde kendi milli kültür benliğini muhafaza etmeye çalışacaktır. Bu emel için Hamdi Giraybay ve diğer büyüklerimiz ant etmiş. Hamdi Giraybay’ı çocukluk çağında gören, onun şiirlerini Arap alfabesinden Latin alfabesine dönüştüren Romanya’da yaşayan şair Piraye Kadrizade söz konusu kitaba yazdığı önsözde, Hamdi Giraybay hakkında daha önce hiç bilinmeyen bilgiler vermişti. Hamdi Giraybay (asıl adı Abdulaf (h)at Lâtif) 2 Şubat 1901 tarihinde günümüzde Karasubazar bölgesine bağlı Yeni Sala köyünde dünyaya geldi. 1910 yılında Karasupazar ilkokulunu başarıyla bitirdi. İlk şiirlerini 12 yaşındayken yazmaya başladı. 1915 yılında onun “Öksüz”, “Yaz”, “Kış”, “Bahar” adlı şiirleri yayımlandı. 1917 yılında Akmescit’te açılan rüşdiye okuluna kabul edildi. Lakin Kırım’daki siyasi olaylar onun okumasına engel oldu. Mutlaka okumak isteyen Hamdi Giraybay, 1920 yılında Bolşevikler Kırım’a girdikten sonra açılan İşçiler Fakültesine girdi. Genç şair, yeni hükumetin, Bolşeviklerin mazlum milletine mutluluk, medeniyet getireceğine yürekten inanmıştı. Hamdi Giraybay bu okulu da bitiremedi. 1921-1922 yıllarında Kırım’da meydana gelen korkunç açlık nedeniyle fakülteyi bırakıp, Halk Komiserliğinde çalışmaya başladı. Kırım’ın açlıktan kırılan köylerini ziyaret etti. Şair, gördüklerini “Açlık” şiirinde şöyle ifade etmişti: “Millionlarman, biñlermen aç qoranta, Tek aç tugul, suvuqta, qar boranda Can çekişe ğaripler pek horlana, Körsen, cana cüregin köz torlana… Açlığından delirgen babaylar bar Öz balasın aşağan anaylar bar Qardaş, insan balası soyulurmı, Şaytip bizim neslimiz coyulurmı” (Aralık 1921) 1922 senesinde Kırım Toprak İstihsal Şirketinde çalıştı. Aynı zamanda Kırım Tatar darülfünun öğrencileri teşkilatını kurarak başkanlığını yürüttü. Şark Fakültesi öğrenciler cemiyetinin başkanı olarak seçildi ve 1923 yılına kadar bu fakültede eğitime devam etti. İSTANBUL YILLARI Lakin bu eğitime kanaat etmeyen Giraybay, Kırım Muhtar Cumhuriyeti Başkanı Veli İbraimov’un yardımı neticesinde Cemiyet-i Hayriye’nin maddi desteğiyle Türkiye’ye eğitim için gitti. İstanbul Üniversitesinin Filoloji Fakültesini üç yılda tamamladı. Üniversitede yazdığı “Kırım Tarihi” tezi tüm profesörlerin takdirini kazandı. Bu takdir, onun İstanbul arşivlerinde Kırım tarihine ait vesikalar, İstanbul kütüphanelerinde ise Kırım hakkında eserleri bulması, okuması ve araştırmalarına devam etmesi için güçlü bir etken oldu. Fakat 8 Kasım 1926 yılında Hamdi Giraybay Kırım’a döndü. Onun Kırım’a dönüş kararı hakkında düşüncelerini 1935 yılında çıkan “Kırım Şiirleri” kitabının önsözünde paylaşan Cafer Seydahmet Kırımer şöyle yazacaktı: “Bolşevikler bizim faciamızı anladıkça, biz onlara yaklaştıkça bu zulümler bitecek ve kalmayacak, hatta Romanya’daki kardeşlerimizi de Kırım’a gelmelerini temin edecekler derdi. O bu inancında o kadar samimiydi ki, sadece kendisinin değil, hatta benim bile Kırım’a giderek çalışmam gerektiği fikrindeydi.” KIRIM’A DÖNÜŞ VE EDEBİ ÇALIŞMALARI Kırım’a döndükten sonra Hamdi Giraybay Arap alfabesinden Latin alfabesine geçiş çalışmaları ile ilgilenen Yeni Alfabe Cemiyetinde çalıştı. Aynı zamanda edebi faaliyetlerine de devam ederek şiir ve piyesler yazdı. Şairin Kırım Tatar edebiyatında önemli yere sahip en güçlü eserlerini 1918-1923 yıllarında yazdığı belirtiliyor. O bu devirde, “Yaş Tatarlarğa”, “Cigitke”, “Tatar Ocasına”, “Tatar İçün”, “Cigit”, “Akyar Yalısında”, “Ant Etkenmen Aytaman”, “Tanda”, “Karasuv”, “Bahçesaray” gibi şiirlerini, “Eski Tatar Mektebi”ve “Öksüzler” piyeslerini yazdı. Yine aynı devre ait “Keçti Endi” ve “İcret” manzum eserlerinde, Kırım’ın 18. yüzyılın sonundaki sosyal ve siyasi olayları yansıtılıyor. Fakat Hamdi Giraybay’ın öyle bir inanç ve ümitle beklediği Bolşevikler, Kırım’a ilk adımlarını attıkları zaman yarımadayı kana boğarak bu siyasetlerini devam ettirdi. 1928 yılında Kırım Cumhuriyeti Başkanı Veli İbraimov vahşice öldürüldükten sonra ona yakın kişilerin hepsi, bilhassa Milli Fırka faaliyetlerine katılan milliyetçiler yakalanıp yargılandılar. Milli Fırka, faaliyetleri ile ilgili açılan davanın iddianamesindeki “Milli Fırka’nın Türkiye ile bağlantılı çalışanları” bölümünün başında şu ifadeler yer aldı: “33. Hamdi Geray Bay (davada bu şekilde yazılmış) 27 yaşında, SSCB vatandaşı, Türkiye’de yüksek eğitim almış, Milli Fırkacı, evli- RSFSC (Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti) Ceza Kanununun 58-11, 16-58-4 maddesine binaen suçlanmakta. Şahitlerin ifadeleri ve kısmen kendi itiraflarına göre: 1. 1922 yılında Veli İbraimov tarafından Cafer Seydamet ile bağlantı kurmak için illegal şekilde Türkiye’ye gönderildi ve SSCB’ye döndükten sonra da onun ile irtibatı Osman Zeki Bey (Mamutov) ve İslâm isimli bir Türk aracılığıyla devam ettirdi… 2. Milli Fırka’nın gençler arasında yapılan çalışmaların yöneticilerinden biri olarak Komsomol’a (Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin gençlik yapılanması) karşı aktif mücadele yürütüyordu.” KIRIM’IN CESUR ŞAİRİ GİRAYBAY’IN ŞEHİT EDİLİŞİ Hamdi Giraybay hakkında Aralık 1928 yılında verilen idam hükmü kararında onun “Kırım devrim karşıtı teşkilatında ve onun Sovyet karşıtı faaliyetlerinde aktif yer aldığı, Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasıyla bağlantı kurduğu, Türkiye lehine casusluk yaptığı” iddia edildi. Hamdi Giraybay, 13 Eylül 1930 tarihinde Moskova’daki Butırka hapishanesinde hakkında verilen hüküm doğrultusunda 29 yaşında şehit edildi. Bundan tam 60 yıl sonra hakkındaki tüm suçlamaların asılsız olduğu kabul edilip aklandı. Gençlik çağında Noman Çelebicihan’a ithafen yazdığı “Men de Ant ettim” şiirini Hamdi Giraybay, “Doğduğundan ölünceye kadar milletinin saadeti için çalışan, Millieti için çalışmaktan hiç bıkmayan ve sonra da milletinin saadeti uğruna canını bile feda etmeye razı olan Çelebicihan’a hitaben” sözleriyle başladığı ve sadık kaldığı antlı şiirini şöyle yazdı: “Men de ant ettim, bu Tatarnıñ yoqunı var etmege Azırlandım men de senday halq yoluna ketmege Senday etken bir büyükniñ antına ant qatmağa Bunun içün men de hazırman apislerge catmağa” Hamdi Giraybay’ın kardeşi Ezel, ağabeyinin hatırasına yazdığı şiirinde yine şu sözleri yazdı: “Ant ettiñ sen ant etkenniñ antı içün ölmege, Qayğırdıñ sen milletiñniñ azatlığın körmege. Çağırdıñ sen cigitlerni cavnıñ colun bölmege Serbestlikke qarşı çıqqan hainlerni kommege” Sonunda da şu sözlere yer verdi: “Men eminim, tarih seni ille taqdir etecek, Men eminim, bu saf nesil işiñ alıp ketecek. Men eminim, bu zulumlar, bu horluqlar bitecek Men eminim, Tatar kene maqsadına yetecek.” Rahmetli şair Piraye Qadrizade de Hamdi Giraybay’ın halkı için yaptığı hızmetlerin unutulmaycağını şu sözlerle tarihe not etti: Hamdi Giraybay benim çocuk gözlerimde orta boylu, esmer yüzlü, Tatar simalı çok tertipli bir insan olarak kalmış. İnce sanat ruhuyla başına gelecekleri, acı kaderini önceden hissetmiş, lâkin son dakikalarda bile sözünden, fikirlerinden dönmemiş nadir insanlardan biridir. İşte, hakiki yiğitler, kahramanlar, fikir kurbanları böyle son dakikalarında idam karşısında bile fikrinden vazgeçmeyen nadir rastgelen insanlardır. Halkımız onu her zaman saygı, minnettarlık ile anacak.

Münih Güvenlik Konferansı raporu: Dünya "yıkım siyaseti" dönemine girdi Haber

Münih Güvenlik Konferansı raporu: Dünya "yıkım siyaseti" dönemine girdi

Münih Güvenlik Konferansı’nın (MSC) 9 Şubat'ta “Yıkım Altında” başlığıyla yayımlanan yıllık raporunda, küresel siyasetin “temkinli reformlar yerine yıkım ve söküm” eksenine kaydığı belirtildi. Raporda, 2. Dünya Savaşı sonrası ABD liderliğinde kurulan uluslararası düzenin ciddi biçimde sarsıldığı kaydedildi. ABD ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ ULUSLARARASI DÜZEN DAĞILIYOR Raporda, “Dünya, dikkatli reformlar ve rota düzeltmelerinden ziyade yıkıma dayalı bir siyaset dönemine girdi. Kendi ülkesini mevcut düzenin kısıtlamalarından kurtarıp, daha güçlü ve müreffeh bir ulusu yeniden inşa etmeyi vadedenlerin en dikkat çekeni, mevcut ABD yönetimidir. Bunun bir sonucu olarak, 1945 sonrası kurulan, ABD öncülüğündeki uluslararası düzen bugün dağılıyor.” ifadelerine yer verildi. "Munich Security Index 2026" verilerine göre G7 ülkelerinde katılımcıların yalnızca küçük bir bölümü mevcut hükûmet politikalarının gelecek kuşakların yaşamını iyileştireceğine inanıyor. Bu durumun, “mevcut kurumları reforme etmek yerine yıkmayı savunan” siyasi yaklaşımlara desteği artırdığına dikkat çekildi. ABD’nin dış politikasındaki değişimlerin Avrupa güvenliği üzerindeki etkilerine özel vurgu yapılan raporda Vaşington’un (Washington), Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü tam kapsamlı savaş ve artan hibrit faaliyetler karşısında Avrupa güvenliğine yaklaşımının “istikrarsız ve çelişkili” algılandığı kaydedildi. Yazarlar, ikinci Trump yönetiminin, “Avrupa’nın savunması ve Ukrayna’ya desteğin öncelikle Avrupa’nın sorumluluğu olduğu mesajını açıkça verdiğini” belirtti. RUSYA, EN ÖNEMLİ VE EN DOĞRUDAN TEHDİT Raporda Rusya, Avrupa ve NATO için “en önemli ve en doğrudan tehdit” olarak tanımlandı. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgalinin, “Avrupa’nın ortak güvenlik mimarisini yıktığı” ve toprak bütünlüğü ilkesini 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana “en açık ve tehlikeli biçimde ihlal ettiği” vurgulandı. Moskova’nın Avrupa’daki sabotaj, siber saldırı ve casusluk gibi hibrit faaliyetlerini artırdığına dikkat çekilen raporun sonuç bölümünde, Avrupa’nın artık “güvenlik tüketicisi” değil, “güvenlik sağlayıcısı” rolüne geçmesi gerektiği ifade edilerek, “Avrupa’nın ABD’yi tartışmasız bir güvenlik garantörü olarak gördüğü dönem sona erdi. Avrupa liderleri bu gerçeği kabul etmeli ve buna göre hareket etmeli” değerlendirmesi yapıldı. 62. Münih Güvenlik Konferansı 13-15 Şubat 2026 tarihlerinde düzenlenecek. Konferansa yaklaşık 120 ülkeden üst düzey temsilcilerin katılması, Ukrayna heyetine ise Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın başkanlık etmesi bekleniyor.

Kırgız Başbakan Yardımcısı Baysalov'dan modern mankurtluk örneği: "Rus dünyasının parçasıyız" Haber

Kırgız Başbakan Yardımcısı Baysalov'dan modern mankurtluk örneği: "Rus dünyasının parçasıyız"

Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov (Baisalov), ülkesinin kültürel anlamda “Rus dünyasının” bir parçası olduğunu belirterek, bu mirastan vazgeçmeyeceklerini söyledi. "RUS EDEBİYATIYLA YETİŞTİM VE BUNDAN VAZGEÇMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM" Baysalov, 6 Şubat’ta 24.kg haber ajansına verdiği röportajda, Kırgızistan’ın kendisini Rus dünyası ve kültürünün bir parçası olarak gördüğünü ifade etti. Açıklamasında bunun siyasi değil, kültürel bir tanımlama olduğunu vurgulayan Baysalov, Rus edebiyatı ve kültürüyle yetiştiğini dile getirdi. “Biz Rus dünyasının bir parçasıyız; bu siyasi değil, kültürel bir anlam taşır. Ben büyük Rus edebiyatıyla yetiştim ve bundan vazgeçmeyi düşünmüyorum.” diyen Baysalov, Kırgızistan’ın tek dilli bir devlet olmayı da hedeflemediğini söyledi. Ülkedeki bilgi ve medya alanının büyük ölçüde Rusça içeriklerle şekillendiğini belirten Baysalov, bu nedenle Rusçanın yasaklanmayacağını ya da yapay biçimde baskı altına alınmayacağını kaydetti. Başbakan Yardımcısı, Kırgızistan yönetiminin ülkenin kültürel geçmişini ortadan kaldırmaya yönelik bir girişimde bulunduğu yönündeki iddiaları da reddetti. Baysalov, özellikle Sovyetler Birliği dönemine dair nostalji taşıyan yaşlı kuşaklara saygı duyulduğunu ifade etti. PUTİN'DEN TEŞEKKÜR GELMİŞTİ Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 27 Kasım 2025’te Kırgızistan’a Rusçanın resmî dil statüsünü koruduğu için teşekkür etmişti. Putin, iki ülkenin ortak bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, bu geçmişten kalan kültür, dil ve insanî bağların önemine dikkat çekmiş, Moskova ile Bişkek arasında birçok alanda iş birliği imkânı bulunduğunu dile getirmişti. "RUS DÜNYASI" KAVRAMININ TEHLİKESİ Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Edil Baysalov’un, ülkesini “Rus dünyasının bir parçası” olarak tanımlayan açıklamaları, Moskova’nın post-Sovyet coğrafyada yürüttüğü kültürel ve ideolojik nüfuz politikalarını yeniden gündeme taşıdı. Moskova, “Rus dünyası” kavramını yalnızca dil ve edebiyat ortaklığı olarak sunarken, bu söylemi fiilen siyasi sadakat, tarihsel meşruiyet ve etki alanı oluşturma aracı olarak kullanıyor. Kremlin, Rusça konuşulan alanları “özel sorumluluk sahası” olarak tanımlayarak, bu bölgelerdeki iç politikalara müdahaleyi meşrulaştırıyor. Bu yaklaşım, Gürcistan, Ukrayna ve Moldova örneklerinde olduğu gibi, kültürel söylemin zamanla askerî ve güvenlik gerekçelerine dönüştürülebildiğini gösteriyor. Rusya, post-Sovyet ülkelerde; Rusçanın resmî veya fiilî üstünlüğünü korumaya, eğitim, medya ve kamu yönetiminde Rusça kullanımını teşvik etmeye ve yerel dillerin kamusal alandaki etkisini sınırlamaya odaklanıyor. Bu sayede, özellikle genç kuşakların Rus bilgi alanına entegre olması sağlanıyor. Söz konusu bu durum, ülkelerin kültürel egemenliğini ve millî kimlik inşasını zayıflatıyor. Kremlin, post-Sovyet coğrafyada ayrıca, Rus devlet medyası, Rusça yayın yapan yerel kanallar ve sosyal medya ile dijital platformlar üzerinden tek yönlü bir tarih ve siyaset anlatısı yayıyor. Bu yayınlarda Sovyet geçmişi nostaljik, Rusya ise koruyucu ve birleştirici güç olarak sunuluyor. Bu strateji, beraberinde yerel kamuoylarını Moskova merkezli düşünmeye alıştırıyor. Rusya, Sovyetler Birliği’ni sömürgeci bir yapı olarak değil, “ortak kader” ve “birlikte kazanılmış zaferler” anlatısıyla yeniden inşa ederken; özellikle II. Dünya Savaşı ve “Büyük Vatanseverlik Savaşı” söylemi üzerinden ortak hafıza yaratarak, bağımsızlık sonrası kimlik arayışlarını ikincil hâle getiriyor. Moskova, post-Sovyet ülkelerde; Rusya’da eğitim görmüş siyasetçiler, Rus kültürel çevreleriyle bağlarını koruyan bürokratlar ile ekonomik ve medya ilişkileri olan elitler üzerinden söylemini yeniden üretiyor. Bu aktörlerin açıklamaları ise, Kremlin’in bölgedeki nüfuzunu “yerel irade” gibi gösterme işlevi görüyor. UKRAYNA GERÇEĞİ BİR UYARI OLARAK ÖNE ÇIKIYOR Kırım’ın 2014 yılında uluslararası hukuka ayrıkırı bir şekilde ilhak ve işgal edilmesi ile Ukrayna’ya yönelik Şubat 2022'den bu yana devam eden topyekûn işgal girişimi ve saldırılar, “Rus dünyası” söyleminin askerî saldırıdan önce gelen ideolojik zemin olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle söz konusu kavram, artık birçok post-Sovyet toplumunda kültürel yakınlık değil, güvenlik tehdidi olarak algılanıyor.

Savaş esirlerine işkence: Vurulan Rus generali Mariupol’da verdiği sözü tutmadı Haber

Savaş esirlerine işkence: Vurulan Rus generali Mariupol’da verdiği sözü tutmadı

Rus askerî istihbaratının (GRU) iki numaralı ismi Korgeneral Vladimir Alekseyev’e yönelik Moskova’da düzenlenen suikast girişimi, Rusya’nın savaş hukukuna yönelik ihlallerini yeniden gündeme taşıdı. Ukrayna tarafı, Alekseyev’in Mariupol kuşatması sonunda verdiği resmî garantileri çiğneyen isim olduğunu hatırlattı. Azov Ulusal Muhafızlarınaın1. Kolordu Komutanı Denis Prokopenko (Rediş), sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Alekseyev’in Mayıs 2022’de Mariupol’da Azovstal Fabrikası’ndan çıkan Mariupol garnizonuna ilişkin müzakerelerde Rus heyetinin en üst düzey temsilcisi olduğunu hatırlattı. Prokopenko’ya göre Alekseyev, söz konusu görüşmeler sırasında Rusya’nın savaş esirlerine yönelik Cenevre Sözleşmesi’ne uyacağını, Ukraynalı esirler için “normal tutukluluk koşullarının” sağlanacağını bizzat taahhüt etti ve bu taahhüt yazılı belgeye bağlandı. Aynı süreçte Ukrayna tarafının, yaralı üç Rus askerini insani gerekçelerle teslim ettiğini belirten Prokopenko, bu askerlere tıbbi yardım, yiyecek ve su sağlandığını vurguladı. “Ancak, Vınnitsa doğumlu, vatan haini Alekseyev’in asker sözü boş çıktı.” diyen Prokopenko, Azov mensubu esirlere sistematik işkence yapıldığını, tıbbi yardımdan mahrum bırakıldıklarını ve aç bırakıldıklarını hatırlattı. Öte yandan Ukrayna askerî istihbaratına göre Alekseyev, sivil hedeflere yönelik saldırılar için istihbarat hazırlanmasından ve Herson bölgesindeki sözde “referandumun” organize edilmesinden sorumlu isimler arasında yer alıyor. LAVROV SUİKAST GİRİŞİMİNİ “BARIŞ SÜRECİNE ENGEL” OLARAK SUNDU Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Alekseyev’e yönelik saldırının ardından yaptığı açıklamada, olayı "terörist bir eylem" olarak nitelendirerek Ukrayna’yı suçladı. AGİT Başkanı Ignazio Cassis ile yaptığı görüşmenin ardından konuşan Lavrov, suikast girişiminin barış müzakerelerini sabote etme girişimi olduğunu ileri sürdü. Lavrov, saldırının arkasında Ukrayna’nın olduğu iddiasını dile getirirken, Rus tarafı bu yönde herhangi bir somut kanıt sunmadı. Rusya Dışişleri Bakanı, müzakere sürecinin geleceğine ilişkin değerlendirme yapmayacağını, bu konuda kararın Rusya yönetimi tarafından alınacağını söyledi. MARİUPOL’DA TESLİM OLAN UKRAYNALI ASKERLERİN BİRKAÇ AY İÇİNDE İADE EDİLMESİ GEREKİYORDU Kenti savunan Ukraynalı askerler gıda, cephanelik ve ilaç eksikliğine rağmen yaklaşık 3 ay boyunca tam abluka altında Rus işgal güçlerine karşı mücadele etti. Ukrayna üst düzey yönetiminin Ukraynalı askerlerin hayatta kalmasını sağlamak için verdiği emir doğrultusunda, Mariupol’daki Azovstal Fabrikası'nda abluka altında düşmana karşı mücadele eden Ukrayna askerleri, Rusya’ya teslim oldu. Rusya ile Ukrayna arasında yapılan ve Birleşmiş Milletler (BM) ile Uluslararası Kızılhaç Komitesinin garantör olduğu anlaşmaya göre birkaç ay içinde Azovstal’da teslim olan Ukraynalı askerlerin Ukrayna’ya iade edilmesi gerekiyordu. Ancak her zamanki gibi savaş suçlusu Kremlin rejimi verdiği sözünden geri döndü.

Moskova’da kritik isim vuruldu: Rus askerî istihbaratının ikinci adamı hastanede Haber

Moskova’da kritik isim vuruldu: Rus askerî istihbaratının ikinci adamı hastanede

Rus askerî istihbaratının Başkan Yardımcısı Korgeneral Vladimir Alekseyev (Alexeyev), Moskova’da uğradığı silahlı saldırı sonrası hastaneye kaldırıldı. Yetkililer, Alekseyev’in 6 Şubat 2026 tarihinde başkent Moskova’nın kuzeybatısındaki bir konutta kimliği belirsiz birisi tarafından birkaç kez vurulduğunu, saldırıyı gerçekleştiren kişinin olay yerinden kaçtığını açıkladı. Üç kurşunla hayati organları zarar gören Alekseyev'in durumu ağır olarak değerlendiriliyor. Rusya Soruşturma Komitesi, saldırıya ilişkin resmî soruşturma başlatıldığını açıkladı. Rus Telegram kanalı SHOT, saldırganın Volokolamskoye Şosesi üzerindeki bir konutun yakınında Alekseyev’i beklediğini iddia etti. YAPTIRIMLAR VE ŞÜPHELER Alekseyev, 2011’den bu yana Rus askerî istihbarat servisi GRU’nun Birinci Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor. ABD, 2016 yılında Alekseyev’i, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk kez seçildiği başkanlık seçimlerine yönelik “kötü niyetli siber faaliyetleri” organize etmekle suçlayarak yaptırım listesine almıştı. Kremlin ise bir yıl sonra Alekseyev’e “Rusya Federasyonu Kahramanı” ünvanı vermişti. Kanada, Ağustos 2022’de Alekseyev’i Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişimine ortak olmakla suçlayarak yaptırım uygulamıştı. Ayrıca Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği (AB), Alekseyev’i 2018’de Birleşik Krallık’ın Salisbury kentinde eski Rus ajan Sergei Skripal ve kızını hedef alan kimyasal saldırının planlayıcılarından biri olmakla itham etmişti. Saldırıdan Skripal ve kızı kurtulmuş, zehirli maddeye daha sonra temas eden bir İngiliz sivil hayatını kaybetmişti. Alekseyev, 2023’te Wagner grubunun gerçekleştirdiği isyan sırasında, Wagner lideri Yevgeny Prigozhin ile müzakere etmek üzere görevlendirilen üst düzey yetkililer arasında da yer almıştı. SON SALDIRILAR ZİNCİRİ Ukrayna yönetimi saldırıyla resmen ilişkilendirilmezken, Kıyiv’den henüz bir açıklama gelmedi. Rusya’da son dönemde üst düzey askerî yetkililere yönelik saldırılar dikkat çekiyor. Son olarak, Rus Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı Operasyonel Eğitim Müdürlüğü Başkanı Korgeneral Fanil Sarvarov, 22 Aralık’ta Moskova’da aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmişti.

Moskova’da sözde “vatana ihanet” davası: Kırım doğumlu Ukrayna vatandaşı IT uzmanı tutuklandı Haber

Moskova’da sözde “vatana ihanet” davası: Kırım doğumlu Ukrayna vatandaşı IT uzmanı tutuklandı

Rusya'nın başkenti Moskova’da “devlete ihanet” suçlamasıyla Kırım doğumlu Ukrayna vatandaşı, 25 yaşındaki bilişim teknolojileri uzmanı Aleksandr Kaçkurkin tutuklandı. Radio Svoboda’nın “Prvıy Otdel” (Birinci Bölüm) insan hakları projesine dayandırdığı haberine göre Kaçkurkin, kısa süre önce Kazakistan’dan sınır dışı edildi ve Rusya’ya varır varmaz uçakta gözaltına alındı. Rus propaganda haber ajansı TASS, Moskova’daki Meşçanskiy Bölge Mahkemesinin Kaçkurkin hakkında tutuklama kararı verdiğini duyurdu ancak dava dosyasına ilişkin ayrıntı paylaşılmadı. Duruşmanın kapalı şekilde yapıldığı bildirildi. “Pervıy Otdel” ise 1 Şubat’ta Kaçkurkin’in dosyasına ilişkin ayrıntıları kamuoyuna açıkladı. İnsan hakları savunucularına göre Kaçkurkin Ukrayna vatandaşı. Kırım’da doğup büyüyen Kaçkurkin’e, 2014’teki işgalin ardından Rus vatandaşlığı dayatıldı. Daha sonra siyasi nedenlerle Kırım’dan ayrılarak Kazakistan’a taşındığı belirtilen Kaçkurkin, Almatı’da IT mühendisi ve yazılım geliştiricisi olarak çalıştı. Kaçkurkin’in, OpenAI dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle iş birliği yaptığı da aktarıldı. Belgeleri inceleyen “Pervıy Otdel”, Kazakistan makamlarının Kaçkurkin hakkında iki idari suçtan işlem başlattığını belirtti: Yasak yerden yol geçmek ve kapalı alanda nargile içmek. Söz konusu işlemler gerekçe gösterilerek Kaçkurkin’in “Kazakistan Cumhuriyeti’nin yasalarına ve egemenliğine saygısızlık” nedeniyle sınır dışı edildiği, tüm sürecin ise saatler içinde tamamlandığı ifade edildi. Normalde bu tür işlemlerin haftalar, hatta aylar sürdüğüne dikkat çeken insan hakları savunucuları Kaçurkin’e yöneltilen suçlamaların düzmece olduğunu savunuyor. Kaçkurkin’e yöneltilen “devlete ihanet” suçlamasının, Ukrayna’ya yapılan para transferleriyle bağlantılı olduğu bildirildi. Şüphelinin suçlamaları kabul edip etmediğine ya da para transferlerini doğrulayıp doğrulamadığına ilişkin bilgi paylaşılmadı. “Pervıy Otdel” verilerine göre, 2025 yılında Rusya’da açılan vatana ihanet, casusluk ve “yabancı bir devletle gizli iş birliği” davalarının yaklaşık yüzde 10’u Ukrayna’ya para transferleriyle bağlantılı. Kazakistan makamları olayla ilgili resmi bir açıklama yapmadı. Konuyu değerlendiren avukat Yevgeniy Smirnov, “Bu olay, Kazakistan’daki kolluk kuvvetleri ve yasaların Rus güvenlik birimleri tarafından insanları takip etmek için kullanıldığını gösteriyor. Ne yazık ki Kazakistan, Ukrayna vatandaşları için bile artık güvenli ve hukuk devleti olmaktan çıkıyor.” ifadelerini kullandı.

Zelenskıy: Ukrayna, ABD’nin 20 maddelik barış planında iki maddeyi kabul etmiyor Haber

Zelenskıy: Ukrayna, ABD’nin 20 maddelik barış planında iki maddeyi kabul etmiyor

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy (Volodimir Zelenski), Kıyiv’de düzenlediği basın toplantısında ABD’nin hazırladığı 20 maddelik barış planının büyük bölümünde mutabakat sağlandığını ancak iki maddeyi desteklemediklerini açıkladı. Zelenskıy, planın büyük bölümünde Vaşington (Washington) ile uzlaşmaya varıldığını belirterek, “Ukrayna, ABD’nin 20 maddelik planında iki maddeyi desteklemiyor. Diğerlerini destekliyor.” dedi. Zelenskıy, kalıcı bir barış için Ukrayna’nın güçlü ve bağlayıcı güvenlik garantilerine ihtiyaç duyduğunu vurgulayarak, barış anlaşması imzalanmadan önce ABD ile güvenlik garantilerini içeren ayrı bir belgenin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. “TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNDEN TAVİZ VERMEYİZ” Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün müzakere konusu olamayacağını dile getiren Zelenskıy, ABD ve Rusya ile yürütülen temaslarda bu başlıkta henüz uzlaşma sağlanamadığını kaydetti. Ülkesine yönelik “sert taleplerin” kabul edilemeyeceğini söyleyen Zelenskıy, “Ukrayna’ya yönelik sert talepler kesinlikle bir uzlaşma değildir. Bu, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünde bir değişiklik anlamına gelir.” ifadelerini kullandı. Zelenskıy, savaşın sona ermesini istediklerini ancak bunun Ukrayna’nın egemenliğini zedelememesi gerektiğini vurgulayarak, “Savaşa gerçek bir son verecek, fakat Ukrayna’nın toprak bütünlüğünde değişiklik içermeyen uzlaşmalara hazırız.” dedi. ÜÇLÜ MÜZAKERELERDE TARİH VE YER DEĞİŞEBİLİR Geçen hafta Rusya, Ukrayna ve ABD arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de üçlü müzakerelerin gerçekleştirildiğini hatırlatan Zelenskıy, bir sonraki toplantının 1 Şubat’ta yine BAE’de yapılmasının planlandığını söyledi. Ancak Zelenskıy, “Toplantıların tarihi veya yeri değişebilir. Çünkü bizim değerlendirmemize göre ABD ile İran arasında bazı gelişmeler yaşanıyor. Bu durum görüşmelerin takvimini etkileyebilir.” diye konuştu. Yeni toplantıya ilişkin ayrıntılar konusunda ABD ve Rusya’dan haber beklediklerini belirten Zelenskıy, iki ülkenin bu başlıkta temas hâlinde olduğunu ifade etti. “PUTİN’İ KIYİV’E DAVET EDEBİLİRİM” Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov’un, Putin’in Zelenskıy’yi Moskova’ya davet ettiği yönündeki açıklamasını da değerlendiren Zelenskıy, Moskova’ya gitmesinin mümkün olmadığını söyledi. Zelenskıy, “Putin ile Moskova’da görüşmem imkânsız. Bu, Putin ile Kiev’de görüşmekle aynı şeydir. Onu Kıyiv’e de davet edebilirim.” ifadelerini kullandı. GRÖNLAND VE ULUSLARARASI HUKUK VURGUSU ABD’nin millî güvenlik gerekçesiyle Grönland’a ilişkin adımlarına da değinen Zelenskıy, bu tür örneklerin emsal oluşturabileceğine dikkat çekti. Zelenskıy, “Grönland hikâyesi yarın bize karşı da kullanılabilir. Toprak alınabilir ve hukuken tanınabilir. Bu nedenle meseleye bu açıdan bakmalıyız.” değerlendirmesinde bulundu. “ŞUBAT VE MART AYLARI ZOR GEÇECEK” Zelenskıy, devam eden savaş nedeniyle Ukrayna için şubat ve mart aylarının ağır geçebileceğini belirterek, ülkesinin hem askerî hem de diplomatik açıdan zorlu bir süreçten geçtiğini sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.