SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu

QHA - Kırım Haber Ajansı - Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

QHA Editörü Koçyegit: Değişmeyen tek şey, Moskova'nın Kırım Tatarlarını hedef alması Haber

QHA Editörü Koçyegit: Değişmeyen tek şey, Moskova'nın Kırım Tatarlarını hedef alması

Kırım Tatarlarının tarihsel geçmişi, 1944 Sürgünü, Kırım Tatar millî davası ve Rusya’nın işgali altındaki yarımadada yaşanan insan hakları ihlalleri, Barın Ajans TV’de yayımlanan özel programda ele alındı. Kırım Haber Ajansı (QHA) Editörü Mustafa Koçyegit, gazeteci Hasan Barın’ın konuğu olarak Kırım’ın tarihî ve stratejik önemini, Kırım Tatarlarının vatanlarına dönüş sürecini ve günümüzde karşı karşıya kaldıkları sorunları değerlendirdi. “Kırım Türklerinin Sürgün Edilmesi ve Kırım Türkleri” başlıklı programda Koçyegit, Kırım Tatarlarının tarih boyunca yaşadığı baskı ve sürgünleri anlatırken yarımadadaki gelişmelerin Türkiye ve Karadeniz’in güvenliği açısından da önem taşıdığını vurguladı. QHA, KIRIM TATARLARININ SESİNİ DÜNYAYA DUYURMAK İÇİN KURULDU QHA'nın 2006 yılında Kırım’da kurulduğunu belirten Mustafa Koçyegit, ajansın kuruluş amacını, “Kırım Tatarlarının sesi olma misyonu” ve halkın kendisini dünyaya anlatabileceği bir mecra oluşturmak şeklinde açıkladı. Kırım Tatarlarının vatanlarına döndüklerinde sıfırdan bir hayat inşa etmek zorunda kaldıklarını vurgulayan Koçyegit, QHA’nın da bu yeniden yapılanma sürecinin önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Ayrıca, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgal etmesinin ardından yarımadada Kırım Tatarlarının millî kurumlarına ve temsilcilerine yönelik baskıların arttığını kaydeden Koçyegit, Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) kapatıldığını, Kırım Tatarlarının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun yarımadaya girişinin yasaklandığını ve KTMM Başkanı Refat Çubarov’a da yasak getirildiğini hatırlattı. Bu gelişmelerin ardından QHA’nın Kırım’daki faaliyetlerini sürdüremez hâle geldiğini açıklayan Mustafa Koçyegit, ajansın kurucularının ve çalışanlarının da baskılar nedeniyle yarımadadan ayrılmak zorunda kaldığını söyledi. Bununla birlikte Koçyegit, 2014 sonrasında yeniden yapılanan QHA’nın Kıyiv ve Ankara ofisleri üzerinden faaliyetlerini sürdürdüğünü, merkezinin Kıyiv’de bulunduğunu aktardı. Ajansın Avrupa’dan Türk dünyasına uzanan geniş bir okuyucu kitlesine ulaştığını belirten Koçyegit, Kırım Tatarlarının tarih boyunca yaşadıkları sürgünler ve zorunlu göçler nedeniyle Türkiye, Özbekistan, Almanya, Romanya, Bulgaristan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Kanada başta olmak üzere birçok ülkede yaşadığını, QHA’nın da bu geniş coğrafyada faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade etti. “KIRIM, KARADENİZ’İN ANAHTARI” Kırım’ın jeopolitik ve jeostratejik önemine dikkat çeken Mustafa Koçyegit, yarımadanın yalnızca Ukrayna ve Rusya arasındaki gelişmeler bakımından değil, Anadolu'nun güvenliği ve Karadeniz’deki dengeler açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini vurguladı. Kırım’ın Karadeniz ile Azak Denizi arasındaki konumuna işaret eden Koçyegit, yarımadayı “Karadeniz’in anahtarı, Karadeniz’in kilidi” olarak nitelendirdi. Kırım’ın Türkiye’ye coğrafi yakınlığını da hatırlatan Koçyegit, Sinop ile Kırım arasındaki kuş uçuşu mesafenin yaklaşık 300 kilometre olduğunu belirterek yarımadada yaşanan gelişmelerin Türkiye açısından önemini anlattı. Ayrıca, büyük tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Kırım’ı “birbiri arkasına gelmiş Türk kavimlerinin bir müzesi” olarak tanımladığını aktaran Koçyegit, Kırım Tatarlarının bakış açısından ise meselenin çok daha temel bir anlam taşıdığını belirterek, “Kırım Tatarları açısından bakacaksak, tek kelime: Orası bir vatan.” dedi. Kırım’ın tarih boyunca İskitler, Göktürkler, Hazarlar, Kıpçaklar, Altın Ordu Devleti ve Kırım Hanlığı gibi farklı topluluk ve devletlerin tarihine ev sahipliği yaptığını anlatan Koçyegit, yarımadanın Türk tarihinin önemli merkezlerinden biri olduğunu ifade etti. Kırım Tatarcanın farklı ağız ve lehçe özelliklerine de değinen Koçyegit, yarımadanın güneyinde Anadolu Türkçesine yakın özelliklerin, kuzeyindeki bozkır bölgesinde ise Kıpçak Türkçesinin özelliklerinin daha belirgin olduğunu söyledi. GASPIRALI’NIN EĞİTİM MİRASI TÜRK DÜNYASINI ETKİLEDİ Programda Kırım Tatarlarının eğitime verdiği önem de gündeme geldi. QHA Editörü Koçyegit, bu geleneğin anlaşılması için Kırım Tatar aydın İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerine bakılması gerektiğini bildirdi. Gaspıralı’nın yalnızca yayıncılık alanındaki çalışmalarıyla değil, eğitim anlayışıyla da Türk dünyasında önemli bir etki oluşturduğunu ifade eden Koçyegit, onun geliştirdiği "Usul-i Cedid" yaklaşımının eğitim yöntemlerinin yenilenmesini ve yaygınlaştırılmasını amaçladığını söyledi. Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” düşüncesinin Türk dünyasının farklı bölgelerinde karşılık bulduğunu aktaran Mustafa Koçyegit, "Usul-i Cedid" okulları aracılığıyla modern eğitim anlayışının yaygınlaştırılmasının geniş bir eğitim hareketine dönüştüğünü kaydetti. Bunun yanı sıra, Kırım Tatar aydınlarının Türk dünyasındaki etkisini değerlendiren gazeteci, bu fikirlerin ortaya çıkışında dönemin siyasi ve toplumsal koşullarının da belirleyici olduğunu ifade etti. Koçyegit ayrıca, Osmanlı aydınlarının büyük ölçüde devleti ayakta tutmanın yollarını aradığını, Çarlık Rusyası yönetimi altındaki Türk topluluklarının aydınlarının ise baskılar karşısında halkın birlikteliğini güçlendirmeye ve millî kimliğini korumaya odaklandığını dile getirdi. 1783 yılında Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesinin ardından yaşanan göçlerin Kırım Tatarlarının demografik yapısını değiştirdiğini belirten Koçyegit, bu koşulların millî kimliği koruma ve eğitim yoluyla toplumsal dayanışmayı güçlendirme çabalarını daha da önemli hâle getirdiğini söyledi. “1944 SÜRGÜNÜ, BİR HALKIN VATANINDAN ZORLA KOPARILMASIDIR” Kırım Tatarlarının tarihindeki en büyük trajedilerden biri olan 18 Mayıs 1944 Sürgünü'nü anlatan Koçyegit, sürgünün tarihsel arka planını Çarlık Rusyası döneminde başlayan nüfus değişimleri ve Kırım’ın demografik yapısına yönelik politikalarla ilişkilendirdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kırım’ın Nazi Almanyası işgalinden kurtarılmasının ardından Sovyet Birliği'nin eli kanlı lideri Josef Stalin yönetiminin Kırım Tatarlarını topluca iş birlikçilikle suçladığını açıklayan Koçyegit, bu suçlamanın bütün bir halkın cezalandırılmasına gerekçe yapıldığını ifade etti. Sürgün sırasında ailelere hazırlanmak için yalnızca 15 dakika verildiğini anlatan Koçyegit, Kırım Tatarlarının hayvan taşımacılığında kullanılan vagonlara doldurularak Özbekistan, Sibirya, Ural bölgesi ve Türkistan'ın diğer bölgelerine gönderildiğini söyledi. Koçyegit, yaşananların sıradan bir göç olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: Siz asırlardır yaşadığınız topraklardan, 15 dakika içerisinde sürgün ediliyorsunuz. Bir insan 15 dakika içerisinde ne alabilir yanına? Sürgünün yalnızca insanların vatanlarından zorla çıkarılmasıyla sınırlı kalmadığını vurgulayan Koçyegit, Kırım Tatarlarının mezarlıklarının tahrip edildiğini ve halkın tarihsel hafızasının silinmeye çalışıldığını dile getirdi. Program sunucusu Hasan Barın da sürgünün acılarının sonraki kuşaklara aktarıldığını, ailelerin vatan hasreti ve yaşadıkları trajedilerin çocukların hafızasında da yer ettiğini vurguladı. Barın, bu nedenle 18 Mayıs 1944 Sürgünü'nün Kırım Tatarları açısından yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığını, etkileri bugün de hissedilen bir tarihsel yara olduğunu ifade etti. KIRIM HALK CUMHURİYETİ’NDEN MİLLÎ HAREKETE Kırım Tatarlarının siyasi mücadelesini değerlendiren Koçyegit, 1917 sonunda ilan edilen Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kısa süre içinde Bolşeviklerin kontrolüne geçtiğini hatırlattı. Devletin lideri Numan Çelebicihan’ın şehit edildiğini ve naaşının Karadeniz’e atıldığını vurgulayan Mustafa Koçyegit, “Onun mezarı bütün Karadeniz’dir." sözleriyle bu tarihsel trajediyi anlattı. 1921 yılında Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından kültür, sanat ve dil alanlarında çalışmalar yürütüldüğünü belirten Koçyegit, dönemin önemli isimlerinden Veli İbrahim’in Kırım Tatar kimliğinin korunmasına yönelik faaliyetlerine değindi. Ancak bu dönemdeki görece kültürel açılımların uzun sürmediğini kaydeden Koçyegit, Veli İbrahim’in 1928 yılında milliyetçilik suçlamasıyla kurşuna dizildiğini söyledi. Bunun yanında, Kırım Tatar millî hareketinin önde gelen isimlerinden Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun mücadelesine de değinen Mustafa Koçyegit, Kırımoğlu’nun yalnızca günümüzdeki işgal süreciyle değil, Sovyet döneminden itibaren yürüttüğü hak mücadelesiyle de öne çıktığını vurguladı. Ayrıca, Kırımoğlu’nun Sovyet yönetiminin baskılarına karşı yürüttüğü mücadele sırasında 303 gün süren açlık grevi yaptığını hatırlatan gazeteci, bu eylemin uluslararası kamuoyunda ve Türkiye’de geniş yankı uyandırdığını belirtti. Kırım Tatarlarının temel hedefinin vatanlarına geri dönmek ve millî kimliklerini korumak olduğunu ifade eden Koçyegit, bu mücadelenin farklı dönemlerde farklı yöntemlerle devam ettiğini söyledi. “İNSAN HAKLARI İHLALLERİNİN YAKLAŞIK 8 BİNİ KIRIM TATARLARIYLA İLGİLİ” Programda Rusya’nın işgali altındaki Kırım’da yaşanan insan hakları ihlalleri ve siyasi tutsakların durumu da ele alındı. QHA Editörü Koçyegit, Rusya ile Ukrayna arasındaki esir takası süreçlerinde Kırım Tatarlarının durumunun özel önem taşıdığını belirterek Rusya’nın bazı grupların serbest bırakılmasına karşı isteksiz davrandığını vurguladı. Bu gruplar arasında Azov Taburu mensupları, gazeteciler ve Kırım Tatarlarının bulunduğunu aktardı. Kırım Tatar Kaynak Merkezi tarafından 2025 yılı sonunda hazırlanan bir çalışmaya atıfta bulunan Koçyegit, Kırım genelindeki insan hakları ihlallerinin toplam sayısının yaklaşık 10 bin 600'e ulaştığını, bunların yaklaşık 8 bininin Kırım Tatarlarıyla ilgili olduğunu söyledi. Söz konusu verilerin güncel olmadığını özellikle belirten Koçyegit, rakamların işgal altındaki yarımadada yaşanan ihlallerin boyutunu ortaya koyması bakımından önemli olduğunu ifade etti. Çarlık Rusyası, Sovyetler Birliği ve günümüz Rusya yönetimi dönemlerinde Kırım Tatarlarının farklı baskılarla karşı karşıya kaldığını bildiren Koçyegit, şu değerlendirmede bulundu: Aktörler değişiyor, yılların değişmesiyle devlet başkanları değişiyor. Ama değişmeyen tek şey, Moskova merkezli Rus devletinin Kırım Tatarlarını hedef alması. “HABER KAYNAKLARINI SEÇERKEN DİKKATLİ OLUNMALI” Öte yandan, programın sonunda Kırım meselesinin kamuoyunda doğru anlaşılması için haber kaynaklarının dikkatle seçilmesi gerektiğini vurgulayan Mustafa Koçyegit, dezenformasyonun özellikle savaş ve işgal koşullarında önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi. Kırım hakkında haber ve değerlendirmeler takip edilirken Kırım Tatarlarının kendi temsilcilerinin görüşlerine öncelik verilmesi gerektiğini aktaran Mustafa Koçyegit, şu ifadelerle anlattı: Kırım'ın sahibi Kırım Tatarları ne diyor? Kırım Tatarlarının resmî temsilcileri, liderleri... Bu insanlar ne diyor? Bunlara bakmak, bunları anlamak, bunları takip etmek, bunlara ses vermek en önemli meseledir. Kırım’ın işgalinin yalnızca Kırım Tatarlarının geleceğini ilgilendiren bir mesele olmadığını, Ak Topraklar'ın güvenliği ve Karadeniz’deki güç dengeleri açısından da önem taşıdığını vurgulayan Koçyegit, yarımadanın özgürlüğüne kavuşmasının Kırım Tatar halkının geleceği bakımından hayati olduğunu ifade etti. Koçyegit, “Kırım’ın kurtarılması, Kırım Tatarlarının beka meselesi, hiç şüphesiz özgürleştirilmesi o halkın yaşamını doğrudan ilgilendiriyor.” sözleriyle Kırım meselesinin önemini vurguladı. Kırım’ın tarihsel ve stratejik boyutlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Koçyegit, Türkiye kamuoyunun ve Türk dünyasının yarımadadaki gelişmeleri yakından takip etmesinin önemine işaret etti.

Yazar İsmail Bilgin: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı unutturmamak, sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı Haber

Yazar İsmail Bilgin: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı unutturmamak, sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı

Kırım Tatarlarının 18 Mayıs 1944’te vatanlarından sürgün edilmelerini, uğradıkları soykırımı ve yaşadıkları büyük acıları “Ölüm Katarı” romanında okuyucuya en yalın hâliyle anlatan yazar İsmail Bilgin, kitabı ve Kırım Tatarlarının toplumsal hafızası üzerinde derin etkileri olan sürgün ile soykırım başta olmak üzere Türk dünyasını sarsan tarihî gerçekliklerin dünya kamuoyuna duyurulması üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “ZULÜM ASLA PAYİDAR OLMAZ VE OLMAMIŞTIR DA…” Kırım Tatarlarının tarihî acılarını paylaştığını dile getiren Yazar Bilgin, "Kırım’da, vatanlarında kırım kırım kırılarak ve diktatör Stalin tarafından soykırıma uğrayarak can verenlere rahmet ediliyorum. On beş dakikalık bir izin süresince yanlarına alabildikleri eşyayla yaklaşık 40 gün hayvan ve yağ taşınan, vagonlarda en kötü şartlarda sürgün edilenlerin bir gün mutlaka yurtlarına kavuşmasını da yürekten diliyorum. Zulüm asla payidar olmaz ve olmamıştır da…" ifadelerine yer verdi. Bununla birlikte yazar Bilgin, Sovyet ordusunda zorla hizmet etmenin ve sevdiklerini kaybetmenin acısını yaşayan romanının baş kahramanı Bayadin’in, 2. Dünya Savaşı çıkmadan önce ailesinin reisi konumunda olduğunu ve kolhozda çalışırken savaş çıkınca Sovyetler ordusunca askere alındığını belirtti. Yürekli ve dayanıklı biri olan Bayadin’in cephede en ön saflarda çarpıştığını ve büyük yararlılıklar gösterdiğini, hatta savaş bitiminde de Sovyet diktatörü Stalin’in elinden takdirname dahi aldığını kaydeden Yazar Bilgin. “Kendisi her ne kadar Sovyet ordusunda istemese de hayatta kalmak ve köyüne dönmek için gayret eder. Almanlara karşı savaşmaktadır. Bir yandan da kardeşi Mundin’i düşünür çünkü kardeşi daha atılgan ve daha acelecidir; Almanlarla birlikte olunursa, onların yardımı sağlanırsa ve silah elde edilirse Kırım’ın bağımsızlığı için savaşılabilir, diye düşünmektedir.” şeklinde konuştu. Mundin’in Almanlara katıldığını belirten yazar Bilgin, “O da Sovyetlere karşı savaşıdır. İki kardeş cephede karşılaşacaklar mıdır? Bu sorunun cevabını okur, kitaptan takip etmelidir. Bu kadar ip ucu verelim.” dedi. “ALMANLAR DA SOVYETLER GİBİ SÖMÜRGECİDİR” Yazar Bilgin, Bayadin’in savaşmak zorunda olduğunu bildiğini ve hayatta kalması gerektiğini dile getirerek çok sevdiği annesine, kız kardeşlerine ve sevdalandığı Ayben’e kavuşmak istediğini belirtti. Bayadin’in orduda binlerce Kırımlı savaştığı için Stalin’in kendilerine daha iyi davranacağını yanılgısında olduğunu ve sık sık geri dönüşlerle cephede yaşadıklarını hatırladığını belirten yazar Bilgin, romanının ana karakterinin acı gerçekle karşılaştığını ve sürgüne tanık olduğunu kaydetti. Takdirnamesi ve yararlılıkları göz ardı edilmiş ve dikkate alınmayan roman kahramanının büyük bir öfkeye kapıldığını ve fırsatını bulduğu zaman sürgün esnasında ve sonrasında Sovyetlere karşı koymayı planladığını dile getiren yazar Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu: Bayadin karakterini oluştururken pek çok yürek burkan hikâyeyi araştırdığım esnada, özellikle cephede yaşananları göz önüne aldım. Hatta iki kardeşin kitapta olduğu gibi birbirine karşı cephede Sovyetler ve Almanlar yanında savaştığını da öğrenmiştim. İşin en ilginç yanlarından biri de Almanların Kırım halkına, Sovyetlere karşı savaşırlarsa bağımsız bir Kırım için kendilerine yardım edileceği sözüdür. Bu durum, romanda Mundin karakteri ile temsil edilir ama Almanlar da Sovyetler gibi sömürgecidir. Kırım da tam bir hâkimiyet kurmak isterler, onlar da zulüm yaparlar. Bir yazar olarak Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı'nın Kırım Tatar Kimliği üzerinde yarattığı etki ile Kırım Tatarlarının direnişi ve hayatta kalma mücadelesi üzerine konuşan Bilgin, Kırım yarımadasının yüzyıllar boyunca Kırımlıların vatanı olduğunu ve Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkının kendilerine özgü bir kültür meydana getirdiğini belirtti. Bu kültürün yüzyıllar boyunca mayalandığını kaydeden yazar Bilgin; evler, bahçeler, hanlar, hamamlar, köprüler, sözlü ve yazılı ve edebiyat eserleri, gelenek ve görenekler, yaşam tarzları ve diğer unsurların oluştuğunu ifade ederek, “Sizler, bir gecede kökünden bir ağacı söker gibi bu vatanınızdan 15 dakika içinde koparılıyorsunuz. Elbette bu sürgünle o tarihî geçmiş de yok edilmek istenmiştir.” dedi. Bununla beraber, 1800 yılından bugüne dek Kırım’ın kısa bir dönem hariç daima kargaşa ve kavgaya konu olduğunu beyan eden yazar Bilgin, bu durumun “Ey Güzel Kırım” türküsünde en belirgin hâliyle anlatıldığına işaret etti. “'SİZ ALMANLARLA İŞ BİRLİĞİ YAPTINIZ’ BAHANESİ ARDINA SIĞINILMIŞTIR” Yazar Bilgin, Kırım Tatarlarının Sovyetler tarafından köksüz, tarihsiz ve geçmişi olmayan bir millet hâline dönüştürülmesinin hedeflendiğini ve üstelik bu sürgünün gereksiz yere yapıldığını ifade ederek, “’Siz Almanlara yardım ettiniz ve onlarla iş birliği yaptınız’ bahanesi ardına sığınılmıştır.” dedi. Kırımlıların sürgün edildikleri yerde kendi kimliklerini korumak için çok gayret ettiğini ve gittikleri her yerde çeşitli kültürel ve sosyolojik baskılara rağmen vatan Kırım’a bir gün dönecekleri ümidini daima sıcak tutarak benliklerini korumayı başardıklarını belirten yazar Bilgin, “Günümüzde Sovyetlerle Ukrayna arasındaki savaşın en önemli sebeplerinden biri de bana göre Kırım’ın stratejik bir konumda olmasıdır çünkü Kırım’ı kontrol eden Karadeniz’i de kontrol eder.” şeklinde konuştu. “(KIRIMOĞLU) HÂLEN DE BU ÖZGÜRLÜK DAVASININ YILMAZ BEKÇİSİ VE SAVUNUCUSUDUR” Ukrayna-Rusya Savaşı’ndan önce ve özellikle de Sovyerler’in son döneminde hayata geçirilen Glasnost politikasından sonra pek çok Kırım Tatarının yurduna geri döndüğünü kaydeden yazar Bilgin, Kırım Tatarlarının var olmak, yurtlarına ve vatanlarına sahip çıkmak için dünya kamuoyunun desteği olmadan verdiği mücadeleyi vurguladı. Öte yandan Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun bu hususta büyük gayretleri olduğunun altını çizen yazar Bilgin, şu değerlendirmelerde bulundu: (Kırımoğlu) Hâlen de bu özgürlük davasının yılmaz bekçisi ve savunucusudur. 2000 yılında kendisi İstanbul Beşiktaş Kültür Merkezinde konuşmuş, ben de o konuşmayı takip etmiştim. Savaştan önce yoğun bir Kırım gündemi vardı ama son savaş, sanki bu gündemi törpüledi. Ancak Türkiye’deki pek çok Kırım Tatar derneği, davalarını aktif olarak sürdürmektedir. Ben şuna inanıyorum ki Kırım Tatar Türkleri, bir gün mutlaka tam bağımsız olacaktır. “SADECE SÜRGÜN VE SOYKIRIM DÖNEMİ HADİSELERİ, SOVYET ZULMÜNÜN KOPUK KOPUK ANLAŞILMASINA SEBEP OLACAKTIR” Soykırım ve sürgünün Kırım Tatarları hafızasında büyük ve olumsuz şekilde yer etmesine karşın bir millete yapılan her acı olay, zulüm ve soykırımın o millet fertlerinin hafızasını sıfırlayamadığına ve tam aksine, geçmişin hatırlanıp tazelenmesine sebep olduğuna işaret eden yazar Bilgin, “...çünkü bu olumsuz ortamda en önemli ümit, kim olduğunuzu, tarihinizi hatırlamak, geçmişe dönmek, öfkenizi ve hırsınızı bilemektir. Kendinizi, aslınızı bulmaktır ve her türlü zorlamayla yapılan kimliksizlikleştirme dönüşümünü reddetmektir. Bu da aslında bütün Türk dünyasında görülen en önemli özelliklerdendir.” değerlendirmesini yaptı. Bunun yanı sıra yeni neslin Sovyetlerin zulmü ve gerçekleştirdiği soykırım hakkında bilgisinin olduğunu fakat bu bilginin en geniş çerçevede yorumlanması ve sorgulanması gerektiğini, bunun da tarihî gelişim seyri içinde devamlı bir kronolojik sıra içinde yapılmasının icap edeceğini ifade eden yazar Bilgin, “Sadece sürgün ve soykırım dönemi hadiseleri kopuk kopuk anlaşılmasına sebep olacaktır. İlk önce Sovyetlerin sonra da Rusların tarihî emelleri ve sömürgeciliği, Kırım’ın ne denli önemli yer tuttuğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Ayrıca NATO’nun bir yolla Karadeniz’e çıkmak istemesi de göz önüne alınırsa Kırım coğrafyasının önemi bir kez daha anlaşılır.” dedi. “BU ACI OLAYLARA SEBEP OLANLARIN YARGILANMASINI, ÖZÜR DİLEMESİNİ SAĞLAYAMIYORUZ” Kırım Tatarlarının tarihindeki en acı olay olan Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı hakkında ise “Bizler, Türk dünyası milletleri, devletleri olarak kendimize yapılan soykırımları, sürgünleri, vahşetleri, baskınları gündeme getiremiyoruz. Acı olayları unutmuyoruz ama bu acı olaylara sebep olanların yargılanmasını, özür dilemesini sağlayamıyoruz.” şeklinde konuşan yazar Bilgin, Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın yanı sıra Tripoliçe Katliamı, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi, Balkan Harbi, Ahıska Türkleri Sürgünü, Rusların Azerbaycan’da işledikleri zulümleri ve Ermenilerin gerçekleştirdiği vahşetler başta olmak üzere, Türklerin yaşadığı birçok acı olayın dünya kamuoyuna mal edilemediğine vurgu yaptı. Öte yandan Türk dünyasının acısını içinde yaşayıp unutmak istediğine ve yarınlara hep ümitle baktığını kaydeden yazar Bilgin, buna karşın tarihî süreç içinde, bu olaylardan ders çıkarıp ortak bir strateji ve dayanışma ile birlikte yaşanılan ortak acının anlatılacağı imkânların etraflıca kullanılamadığını dile getirerek “Ermeniler, zorunlu sebeplerden dolayı yer değiştirildiler ama bunu bütün dünyaya taraflı bir şekilde abartarak yayabildiler.” dedi. 18 Mayıs 1944 hakkında istenen sayıda olmasa da kitapların yazıldığını, filmlerin çekildiğini ve tiyatro oyunlarının yazıldığını beyan eden yazar Bilgin, buna karşın sürgün ve soykırımın gündeme taşınması adına insanları sarsacak ve silkeleyecek bir etkinin yaratılamadığına dikkat çekti. KIRIM’IN ARABAT KÖYÜ AHALİSİ, SOVYETLER TARAFINDAN GEMİDE ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİ Kırım’da 19 Temmuz 1944 tarihinde sürgün edilmesi planlanırken unutulan küçük bir balıkçı kasabası olan ve 150 kişiden müteşekkil olan Arabat’ın sakinlerinin Karadeniz’de bir gemiye doldurularak batırılması ile ilgili hiçbir kitap, hikâye, sinema filmi veya dizinin bulunmadığının altını çizen yazar Bilgin, “Bu olay bile ciltlerce kitap olurdu. ABD yenildiği Vietnam ile yüzlerce film yaptı.” dedi. Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı üzerine Türk dünyası başta olmak üzere dünya kamuoyunda bir bilinç oluşturulması adına fikirlerini paylaşan yazar Bilgin, “Bu sadece Kırım Tatarlarının gayretine dayanmamalı.” dedi. Ayrıca yazar Bilgin, bütün Türk dünyasının bu hedef doğrultusunda ortak bir gayret ve gündemle dünya kamuoyuna söz konusu durumu anlatabilmesi ve her türlü milletler arası platformda Kırım millî davasını dile getirmesi gerektiğini vurgulayarak, sürgün ve soykırımın özellikle her türlü görsel basın ve sosyal medya platformunun kullanılarak belgeler ve sağlam delillerle anlatılmasının öneminin altını çizdi. Son olarak söz konusu sürecin zorluklarına işaret eden fakat ısrarcı ve takipçi olunduğu takdirde sonuç alınabileceğini belirten yazar Bilgin, özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı topyekûn işgal girişimi sebebiyle prestij kaybına uğramasının da bu noktada kolaylaştırıcı bir etken olduğunu kaydederek şu ifadelere yer verdi: Bana bu fırsatı verdiğiniz için, Kırım Tatar Türklerinin davasına küçük bir katkı yapmaya gayret eden biri olarak size teşekkür ediyorum. Yürekten inanıyorum ki er ya da geç Kırım, tam bağımsız bir devlet olacaktır; yeter ki ümidimizi ve gayretimizi kaybetmeyelim. Gecenin en koyu karanlığı, gün doğumunun yakın olduğuna işaret eder.

Kırımoğlu, 6. Uluslararası Kırım Platformu’nda konuştu: "Rus faşizmini diplomatik yöntemlerle durdurmak imkânsızdır" Haber

Kırımoğlu, 6. Uluslararası Kırım Platformu’nda konuştu: "Rus faşizmini diplomatik yöntemlerle durdurmak imkânsızdır"

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 81. oturumu kapsamında New York'ta düzenlenen 6. Uluslararası Kırım Platformu Zirvesi, çok sayıda devlet başkanı, hükûmet temsilcisi ve uluslararası kuruluşu üst düzeyde bir araya getirdi. Zirvede, işgal altındaki Kırım’da devam eden insan hakları ihlalleri, yarımadanın askerileştirilmesi, gençlik ve eğitim sistemine yönelik sistemli baskılar ile Kırım’ın işgalden kurtarılmasına ilişkin ortak adımlar ele alındı. Uluslararası koalisyonun pekiştirilmesi ve Rus işgalini tanımama politikasının sürülmesinin hedeflendiği zirvede, Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu tarihi bir konuşma gerçekleştirdi. KIRIM’IN İŞGALİNİN 4599. GÜNÜ Konuşmasına Kırım’daki işgalin 4599. gününe girdiğini belirterek başlayan Kırımoğlu, 2014 yılındaki ilk işgal günlerinde gösterilen kararsızlığın ağır bedellerine dikkat çekti. İşgalin başladığı dönemde Kırım Tatarlarının silaha sarılmaya hazır olduğunu ancak gerek dönemin Ukrayna yönetiminden gerekse Batılı müttefiklerden gelen "kan dökülmesini önleme ve diplomatik baskı uygulama" telkinleri sebebiyle askerî bir direniş gösterilemediğini hatırlatan Kırımoğlu, “Ukrayna yönetiminin ve Batılı müttefiklerimizin bu tutumu, Putin’i Ukrayna topraklarında yeni işgallere girişme konusunda fazlasıyla cesaretlendirdi. Kırım’da ise toplu aramaların, tutuklamaların, işkencelerin, aktivistlerin kaçırılmasının ve öldürülmesinin asıl hedefi yerli halkın temsilcileri oldu. Şüphesiz ki Kırım’da işgalcilere karşı başlatılacak askerî eylemler büyük bir kan dökülmesine yol açabilirdi; ancak şundan tamamen eminim ki bu adım, Rusya’nın ilerideki yayılmacılığını durduracak ve dolayısıyla sonraki yıllarda meydana gelen ve bugün de devam eden katbekat büyük kan dökülmesinin önüne geçecekti." ifadelerinin kullandı. "ÖNCEKİ ZİRVELERDEN BU YANA DURUM SADECE DAHA DA KÖTÜLEŞTİ" Önceki beş Kırım Platformu zirvesinde kabul edilen bildirilere ve uluslararası hukukun ihlaline dikkat çeken kararlara değinen Kırımoğlu, kağıt üzerindeki metinlerin sahadaki gidişatı değiştirmeye yetmediğini vurgulayarak şunları kaydetti: Ağustos 2021’den bu yana düzenlenen önceki beş Kırım Platformu zirvesinin tamamında iyi kararlar alındı. İşgalci ülkenin ihlal ettiği uluslararası hukuk kuralları, en ağır insan hakları ihlalleri, Kırım’ın demografik yapısının değiştirilmesi ve işlenen diğer suçlar bu metinlerde tek tek sıralandı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün sağlanması gerektiği ve daha birçok doğru söz bu bildirilerde yer aldı. Ancak ilk Kırım Platformu zirvesinden bu yana bir değişiklik olduysa, o da sadece daha kötüye doğru olmuştur. Yeni Ukrayna toprakları işgal edildi, bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti, dökülen kanlar adeta bir deniz oldu, şehirler ve köyler yerle bir edildi. İşgalcilerin Kırım’da tüm muhaliflere ve özellikle yerli halkın temsilcilerine uyguladığı baskının boyutu keskin bir şekilde arttı. KIRIMOĞLU: ŞİDDETSİZLİK İLKESİNE BAĞLI KALDIM ANCAK BU FAŞİZM BARIŞÇIL YÖNTEMLERLE DURDURULAMAZ Sürgün ve soykırım tarihine rağmen ömrü boyunca barışçıl mücadeleyi savunduğunu vurgulayan Kırımoğlu, mevcut tablo karşısındaki değerlendirmesini şöyle sürdürdü: Ben tüm hayatım boyunca şiddet karşıtlığı ilkelerine bağlı kaldım. 1944 Sürgünü ve Soykırımı'ndan sonra Kırım Tatarları, ağır baskılara maruz kalmalarına rağmen, bunca yıl boyunca tek bir damla yabancı kanı dökmeden ana vatanları Kırım'a dönmek ve sivil haklarını kazanmak için yarım asra yakın bir süre mücadele ettiler. Şiddet karşıtlığı ilkelerine ve demokrasiye olan bağlılığım nedeniyle BM Fridtjof Nansen Ödülü’ne dahi layık görüldüm. Ancak şu an son derece açıktır ki; milyonlarca insanın ölümünden, yüzlerce şehir ve köyün yıkımından sorumlu olan, Ukrayna devletini yok etmeyi ve ardından Ukrayna halkını yeni savaşlar için kullanmayı hedefleyen Putin ve Rus faşizmini barışçıl ve diplomatik yöntemlerle durdurmak neredeyse imkânsızdır. Bu durumun, 6. Kırım Platformu Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde açıkça yer alması gerektiğine inanıyorum. "RUSYA'NIN SINIRLARI DİŞİNİN KIRILDIĞI YERDE BİTER" Kremlin’in yaymacı politikalarına ve propaganda faaliyetlerine de değinen Kırımoğlu, Rusya’nın yurt dışına dağıttığı ve üzerinde "Büyük bir adamın (Putin) büyük sözleri" yazan hediye kutularındaki "Rusya’nın sınırları hiçbir yerde bitmez" sloganına sert tepki gösterdi. Bu saldırgan anlayışa karşı tek geçerli yanıtın askerî güç olduğunu belirten millî lider, konuşmasını şöyle sürdürdü: Kremlin, 'Rusya’nın sınırları hiçbir yerde bitmez' sloganını yayıyor. Ancak bu faşist slogana tek bir alternatif vardır: Rusya’nın sınırları, hak ettiği cevabı aldığı ve dişinin kırıldığı yerde biter. Şu anda Ukrayna’nın yaptığı tam olarak budur. Ülkemiz sadece kendi topraklarını değil, esasen tüm Avrupa’yı savunmaktadır. Ancak işgal altındaki tüm toprakların en kısa sürede özgürleştirilmesi ve savaşın sona ermesi için Ukrayna'nın, başta halkımızı Ukrayna genelinde 24 saat süren Rus bombardımanlarından koruyacak yeterli miktarda hava savunma silahlarının tedariki olmak üzere, kayda değer bir desteğe ihtiyacı vardır. Kırımoğlu konuşmasını zirveye katılarak Ukrayna’ya destek veren tüm ülkelerin devlet başkanlarına ve temsilcilerine teşekkür ederek sonlandırdı.

Kırım Tatar Millî Meclisi heyeti New York’taki Kırım Platformu Zirvesi’ne katılacak Haber

Kırım Tatar Millî Meclisi heyeti New York’taki Kırım Platformu Zirvesi’ne katılacak

Çok sayıda ülkenin liderini bir araya getiren Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun 81. oturumu marjında düzenlenecek 6. Uluslararası Kırım Platformu Liderler Zirvesi için Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) heyeti New York’a yola çıktı. "Güveni Yeniden İnşa Etmek, Dönüşümleri Yönetmek: Herkes İçin Çalışan Bir BM" temasıyla gerçekleştirilen Genel Kurul görüşmeleri kapsamında, 23 Eylül 2026 tarihinde BM Genel Merkezi’nde toplanacak zirve, Ukrayna’nın uluslararası ortaklarını en üst düzeyde bir araya getirecek. KTMM basın servisi tarafından yapılan açıklamada, zirvede Kırım Tatar halkını temsil etmek üzere KTMM heyetinin de yer alacağını aktarıldı. Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun da iştirak edeceği toplantıya katılacak heyette KTMM Başkanı Refat Çubarov, KTMM Başkan Yardımcısı ve Ukrayna Milletvekili Ahtem Çiygöz ve KTMM Üyesi Eskender Bariyev yer alacak. 6. ULUSLARARASI KIRIM PLATFORMU LİDERLER ZİRVESİ New York’ta 23 Eylül 2026 tarihinde düzenlenecek zirvede, işgal altındaki Kırım’da yaşanan son gelişmeler, sistematik insan hakları ihlalleri, yarımadanın ve başta gençlik ile eğitim sistemi olmak üzere yarımadanın askerileştirilmesi konuları masaya yatırılacak. Ayrıca Kırım’ın işgalden kurtarılmasına yönelik atılacak ortak stratejik adımlar liderler düzeyinde değerlendirilecek. Kırım Platformu, uluslararası koordinasyonu pekiştirmeyi, yasa dışı ilhakı tanımama politikasını güçlendirmeyi ve Kırım meselesini küresel diplomasinin merkezinde tutmayı sürdürüyor.

Cesur yürek, Türk milletinin sadık evladı: Kemal Çapraz rahmetle anılıyor Haber

Cesur yürek, Türk milletinin sadık evladı: Kemal Çapraz rahmetle anılıyor

16 Eylül 2008 tarihinde elim bir trafik kazasında hayatını kaybeden usta gazeteci Kemal Çapraz, diğer Türk halklarında olduğu gibi Kırım Tatarları arasında da sevilen bir gazeteciydi. 44 yaşında vefat eden, gazeteci-yazar Kemal Çapraz'ın "Sürgünde Yeşeren Vatan: Kırım" isimli bir de kitabı bulunuyordu. Aslen Kastamonu'nun Araç ilçesinden olan Çapraz, İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulundan mezundu. Aynı üniversitede Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümünde "Kırım Türkleri Basın Tarihi ve İsmail Gaspıralı" konusunda yüksek lisans tezi hazırladı. 1985 yılında Türkiye gazetesinde profesyonel gazetecilik hayatına başladı. Türkiye gazetesinin Türk Dünyası haberlerinden sorumlu müdürlüğünü yürüttü. Hazar, Türkistan, Yeniden Diriliş gibi gazetelerle Türk Yurtları, Türk Yurdu, Yesevi, Tarih ve Medeniyet, Geniş Açı, Hanımeli, Türk Diplomatik, Emel ve Kardaşlık gibi pek çok dergide yazıları ve makaleleri yayımlandı. TÜRK DÜNYASINA İZİ SİLİNEMEYECEK KATKILAR YAPTI Gazetecilik mesleğinin yanı sıra Türk milliyetçisi bir aktivist olan Kemal Çapraz, Kültür Ocağı Vakfı ve Turan Kültür Vakfı, İstanbul Güvenlik ve Adliye Muhabirleri, Dünya Türkleri ve Akraba Toplulukları Hizmet Derneği, Kastamonulular Dayanışma Derneği, Basın Birliği Derneği gibi birçok sivil toplum örgütünün kurucuları arasında ve yönetimlerinde yer aldı. 2002’de aylık olarak yayınlamaya başladığı Ufuk Ötesi Gazetesi'ni vefatına değin 78 sayı çıkarttı. "RAHMETLİ KEMAL KARDEŞİM BİR BAŞKAYDI" Kemal Çapraz'ın vefatı üzerine büyük üzüntü yaşayan Kırım Tatarlarının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu “Rahmetli Kemal kardeşim bir başkaydı. O büyük Türk milletinin sadık evlâdı idi. Bazen canı pahasına, bazen ekmek parasını kaybetmek pahasına Türk'ün yaşadığı her bölgeye kalemi ile uzanmış, ideallerinden asla taviz vermemiştir. Cesur yürek Kemal Çapraz, Türk'ün yaşadığı her yerde, kalemi ile onların yanında oldu! Türklerin yaşadığı haksızlıklara korkmadan, çekinmeden kalemi ile destek verdi. Onlarla ağladı, onlarla güldü. Bu kısa sayılacak şerefli ömründe o kadar çok işler yaptı ki, herhâlde, Türk dünyasında mürekkebi dökülmemiş bölge kalmamıştır. Kemal Çapraz kardeşim bir başka idi, Kırım Türkleri için. Bir başka idi Kırım, Kemal Çapraz için.” diyerek duygularını paylaşmıştı.

AİHM'den Rusya'ya Kırım şoku: Kırımoğlu'na destek eylemlerine verilen cezalar ihlal kabul edildi! Haber

AİHM'den Rusya'ya Kırım şoku: Kırımoğlu'na destek eylemlerine verilen cezalar ihlal kabul edildi!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Rusya’nın işgali altındaki Kırım’da 3 Mayıs 2014 tarihinde düzenlenen gösterilere katılan 32 kişiyle ilgili önemli bir karara imza attı. Mahkeme, hak ihlaline uğrayan Kırımlıların davalarının Rus hukukuna dayanılarak Kırım’da faaliyet gösteren mahkemeler tarafından görülmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti. AİHM ayrıca dört kişi bakımından barışçıl toplanma özgürlüğünü güvence altına alan AİHS’nin 11. maddesinin de ihlal edildiğine karar verdi. Karar, Rusya’nın 16 Eylül 2022’de AİHS’nin tarafı olmaktan çıkmasından önce Kırım’da meydana gelen olaylara ilişkin olduğu için AİHM’nin yargı yetkisi kapsamında değerlendirildi. 3 MAYIS 2014’TE KIRIM’DA NE YAŞANDI? AİHM kararına göre dava açan taraf Kırım’da yaşayan ve çoğunluğu Kırım Tatarı olan kişilerden oluşuyor. Göstericiler, 3 Mayıs 2014’te Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na destek amacıyla düzenlenen gösterilere katıldı. Kırımoğlu, 2 Mayıs 2014’te Kırım’a girişinin Rus makamlarınca yasaklanmasının ardından, ertesi gün birkaç bin Kırım Tatarı tarafından Herson bölgesi ile Kırım arasındaki idari sınırda bulunan Armyansk kontrol noktasında karşılanmak istenmişti. Aynı gün Kırım’ın farklı bölgelerinde de halka açık toplantılar düzenlendi. AİHM kararında, gösterilere katılan yaklaşık 200 kişinin Rus makamlarınca “izinsiz gösteriye katılmak” ve “polisin yasal emrine itaatsizlik etmek” gibi idari suçlamalarla para cezasına çarptırıldığı belirtildi. RUS MAKAMLARI 32 KİŞİYİ PARA CEZASINA ÇARPTIRDI Karara konu 32 kişi de 3 Mayıs 2014’te Kırım’ın farklı bölgelerinde düzenlenen gösterilere katıldı. Söz konusu eylemciler hakkında Rusya Federasyonu İdari Suçlar Kanunu’nun 20.2.2 maddesinin 1. fıkrası kapsamında işlem yapıldı. İşgalci Rus makamları, söz konusu kişileri kamu düzeni, güvenlik veya altyapının aksamasına neden olan kitlesel bir toplantıya katılmakla suçladı. Gözaltına alınan ve ceza kesilen Kırım Tatarları hakkında Kırım’da Rus hukuku temelinde faaliyet gösteren mahkemelerde görülen davaların ardından 10 bin ila 40 bin ruble arasında değişen para cezaları verildi. Mağdur isimlerin yaptığı itirazlar da “Kırım Cumhuriyeti Temyiz Mahkemesi” tarafından reddedildi. AİHM: RUS HUKUKUNUN KIRIM’A UYGULANMASI SÖZLEŞMEYE AYKIRI AİHM, kararında daha önce ulaştığı bulgulara atıfta bulundu. Mahkeme, Rus hukukunun Kırım’a genişletilmesinin, uluslararası insancıl hukuk ışığında yorumlanan AİHS’ye aykırı olduğunu ve bu nedenle söz konusu hukukun AİHS bakımından “kanun” olarak kabul edilemeyeceğini daha önce tespit ettiğini hatırlattı. AİHM ayrıca Mart 2014’ten sonra Kırım’da faaliyet gösteren yargı sisteminin de AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında “kanunla kurulmuş” mahkeme olarak değerlendirilemeyeceğine hükmetti. Bu değerlendirmeler ışığında Mahkeme, 32 Kırımlının davalarının tamamen Rus hukukuna dayanılarak yürütüldüğünü belirterek, dosyaların “kanunla kurulmuş olmayan” mahkemeler tarafından karara bağlandığı sonucuna vardı. AİHM böylece 32 kişinin tamamı açısından AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine hükmetti. DÖRT KİŞİ İÇİN TOPLANMA ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALİ AİHM, Enver Amirşoyev, Lenur Asanov, Zarema Seytkhalilova ve Seran Sidikov’un barışçıl gösterilere katılmaları nedeniyle mahkûm edilmelerinin AİHS’nin 11. maddesinde güvence altına alınan toplanma özgürlüğüne de müdahale oluşturduğunu değerlendirdi. Mahkeme, söz konusu müdahalenin Rus hukukuna dayandığını, ancak Rus hukukunun Kırım’a uygulanmasının AİHS’ye aykırı olması nedeniyle müdahalenin “kanunla öngörülmüş” sayılamayacağını belirtti. AİHM ayrıca daha önce Kırım’da Ukrayna veya Kırım Tatar halkına destek ifade eden kamuya açık toplantıların yasaklanması, organizatörlerin yıldırılması ve keyfî şekilde gözaltına alınması şeklinde bir idari uygulama tespit ettiğini hatırlattı. Mahkeme, mevcut davanın da bu örüntünün bir parçasını oluşturduğunu ve Ukrayna yanlısı tutumun bastırılmasına ve yerel nüfusun, özellikle de Kırım Tatarlarının sindirilmesine yönelik politikayı yansıttığını belirtti. Bu nedenle adı geçen dört kişi açısından AİHS’nin 11. maddesinin de ihlal edildiğine karar verildi. AİHM’DEN TAZMİNAT KARARI AİHM, dava açan vatandaşların her birinin manevi zarar nedeniyle 10 bin avro talep ettiğini kaydetti. Rusya hükûmeti ise davaya ilişkin herhangi bir görüş sunmadı. Mahkeme, ihlallerin niteliğini dikkate alarak mağdurların her biri için her biri için farklı miktarlarda manevi tazminata hükmetti. Buna göre Enver Amirşoyev, Lenur Asanov, Zarema Seytkhalilova ve Seran Sidikov’a 10'ar bin avro, diğer kişilerin büyük bölümüne ise 6'şar bin avro ödenmesine karar verildi. Kararda, göstericilerden Bilyal Bekirov'un daha önce aynı gösteriye ilişkin başka bir başvuru yaptığı ve bu nedenle mevcut başvurusunun ilgili bölümünün kabul edilemez bulunduğu belirtildi. AİHM: RUSYA'NIN KIRIM’DAKİ YARGI YETKİSİ OLAY TARİHİ BAKIMINDAN GEÇERLİ Mahkeme, Rusya’nın 16 Eylül 2022’ye kadar AİHS’ye taraf olduğunu ve başvurulara konu olayların bu tarihten önce meydana geldiğini hatırlattı. AİHM ayrıca daha önce Rusya’nın 27 Şubat 2014’ten itibaren Kırım üzerinde “bir bölge üzerinde etkin kontrol” biçiminde AİHS’nin 1. maddesi kapsamında yargı yetkisi kullandığını tespit ettiğini belirtti. Bu nedenle mevcut başvurunun, olayların meydana geldiği dönem bakımından Rusya Federasyonu’nun AİHS kapsamındaki yargı yetkisine girdiğine hükmedildi. AİHM, kararını oy birliğiyle aldı.

Kırımoğlu: TDT, Kırım’ın işgali karşısında pozisyon almalı! Haber

Kırımoğlu: TDT, Kırım’ın işgali karşısında pozisyon almalı!

Esma Kasar/QHA Ankara Kırım Tatarlarının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal saldırılarını yoğunlaştırdığı süreçte, savaşın gidişatı, işgal altındaki Kırım’daki gelişmeler, Kırım Tatarlarının yaşadığı baskılar ve Türk dünyasının Kırım meselesine yaklaşımına ilişkin QHA’nın sorularını yanıtladı. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın bütün şiddetiyle devam ettiğini ve son zamanlarda hava saldırılarının sıklığının arttığını belirten Kırımoğlu, “Rusya, füze ve SİHA saldırılarını aralıksız sürdürüyor. Günde yaklaşık 50 ile 60 arasında hava saldırı alarmı uyarısı yapılıyor. Ancak Rusya ağır kayıplar veriyor. Savaş süresince bir milyon 475 bin asker etkisiz hâle getirildi. Bunların yaklaşık 400 bini ölü, kalanı yaralı, esir ve kayıp.” diye konuştu. “RUSYA’NIN KARADENİZ FİLOSU YOK EDİLDİ” Kırımoğlu, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı güçlü bir karşı saldırı yaptığına işaret ederek şu değerlendirmede bulundu: Rusya’nın Karadeniz Filosu neredeyse yok edildi. Rusya, Azak Denizi’ne iç göl gibi bakıyordu. Şimdi Azak’a gemi sokmaya bile korkuyorlar. Kırım’da Ukrayna operasyonları nedeniyle, işgalden sonra yarımadaya gelen Ruslar kaçacak yer arıyor. Kırım’daki işgalci askerler bile ailelerini Rusya’ya gönderiyor. Çünkü biliyorlar ki Kırım, Rusya’da kalmayacak. Öte yandan Kremlin diktatörü Putin’in barış için direttiği şartların Ukrayna’nın tamamen teslim olması anlamına geleceğini dile getiren Kırımoğlu, “Rusya, emellerine ulaşıncaya kadar bu savaşı sürdürmeyi planlıyor. Kırım başta olmak üzere Donetsk, Luhansk, Zaporijjya ve Herson’un Rus toprağı olarak tanınmasını istiyorlar. Rusya, Kırım’dan, işgal altındaki Ukrayna topraklarının son karışından çıkıncaya kadar bu savaş bitmeyecek.” ifadelerini kullandı. “RUS PROPAGANDASI BÜYÜK ÖLÇÜDE TESİRSİZ” Kırımoğlu, Rusya’nın işgal altındaki Kırım’da yeni nesiller üzerinde ciddi bir propaganda faaliyeti yürüttüğünü, ancak Kırım Tatarlarının dirayetli duruşu nedeniyle bu propagandanın büyük ölçüde başarısız olduğunu belirtti. “Sovyetler Birliği’nin 70 yıl boyunca sürdürdüğü Rus Sovyet propagandasının bize hiçbir tesiri olmadı. Neyin gerçek neyin yalan olduğunu anne babalarımız bize anlatıyordu.” diyen Kırımoğlu, işgal sonrası Rus propagandasının tesiri altında kalanların bu süreci çok çabuk atlatabileceklerini kaydetti. İşgal altındaki Kırım’da Ruslaştırma politikaları nedeniyle bazı çocukların anadilleri Kırım Tatarca yerine Rusça konuştuğunu bunun temel sebebinin yarımadadaki ağır baskı atmosferi olduğunu belirtti. “TÜRKİYE’NİN KIRIM PLATFORMU ZİRVESİ’NDE YER ALMASI OLDUKÇA ÖNEMLİ” 6. Kırım Platformu Zirvesi’nin bu yıl ABD’nin New York’taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezinde düzenleneceği bilgisini paylaşan Kırımoğlu, Türkiye’nin bu zirvede güçlü bir biçimde yer almasının Kırım Tatarları açısından oldukça önemli olduğunun altını çizdi. Kırımoğlu, “Geçen sene Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bu zirvede çok iyi bir konuşma yapmıştı. Bu konuyla ilgili görüşmelerimizi de yaptık. Türkiye’nin bu zirveye katılması çok önemli. Ukrayna Cumhurbaşkanı (Volodımır) Zelenskıy, bu konuda bizden ricacı da olmuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu zirveye katılması bizi gerçekten memnun eder.” ifadelerini kullandı. “UKRAYNA GÖZLEMCİ ÜYELİK İÇİN TDT NEZDİNDE GİRİŞİMDE BULUNDU” Ayrıca, Ukrayna’da yüzbinlerce Türk'ün yaşadığını ve bu kapsamda Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bünyesinde Ukrayna’nın gözlemci üye olup olmayacağına yönelik çeşitli zamanlarda görüşmeler yürüttüklerini belirten Kırımoğlu, “Ukrayna’da yaşayan sadece Kırım Tatarı sayısı 350 bin civarında bunun yanında Azerbaycan Türkleri, Kazan Tatarları da olmak üzere ciddi bir seviyede Türk nüfusu var. TDT Genel Sekreteri ile Ukrayna’nın gözlemci üye statüsüne ilişkin bir görüşmem de oldu. Ancak müspet bir gelişme yaşanmadı.” diye konuştu. Rusya’nın da TDT’ye gözlemci üye olmak istediği yönünde bilgi aldıklarını bildiren Kırımoğlu, Rusya Federasyonu bünyesinde de pek çok Türk halkının yaşadığını ama Rusya’nın TDT’ye kabul edilmesinin mümkün olmadığını bu nedenle Ukrayna’nın da önünün tıkandığını aktardı. “TDT, KIRIM’I GÜNDEMİNE ALMALI” Kırımoğlu, TDT 13. Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nin ekim ayında Türkiye’de düzenleneceğini anımsatarak, “Bu gibi toplantılarda Kırım’ı konuşmak, Kırım’ı anlatmak ve işgal karşısında net bir pozisyon alınması gerçekten iyi olur. Ukrayna Dışişleri Bakanlığının bu hususta bir müracaatı var ancak henüz bir gelişme olmadı.” dedi. Türk dünyasının, Rusya’nın Kırım’ı işgali ve Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı saldırıları karşısında ortak bir tutum sergileyemediğini ve “darmadağınık” bir görünüme sahip olduğunu söyleyen Kırımoğlu, bazı Türk devletlerinin Rusya’yı desteklediğini ve bunun “anormal” bir durum olduğunu söyleyerek, “İnsanların Kırım’da ve Ukrayna’da yaşananlar hakkında bilgilendirmemiz ve çok çalışmamız gerekiyor. Ancak bunun için yeterince gücümüz yok.” şeklinde konuştu. “MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI POTANSİYELE SAHİP” Bununla birlikte Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı da değerlendiren Kırımoğlu, anlaşmanın beraberinde büyük bir potansiyel taşıdığını belirterek şu ifadeleri kullandı: Suudi Arabistan, epeyce bir potansiyele sahip. Pakistan, nükleer bir güç. Türkiye de liderliğiyle ve bölgesel etkisiyle önemli bir aktör. Mısır’ın da bu anlaşmaya dâhil olacağı söyleniyor ancak kesin karar alınmadı. Anlaşmanın yol haritası ve programının netleşmesiyle bazı şeyler daha anlaşılır olacaktır. Ancak biz Suudi Arabistan’ın Kırım’ın işgali ve Rusya’nın topyekûn işgal saldırıları konusunda bir destek göremedik.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.