SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Osmanlı Devleti

QHA - Kırım Haber Ajansı - Osmanlı Devleti haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Osmanlı Devleti haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Muhakeme youtube kanalında Moskova’yı fetihten sürgüne Kırım Tatarları konuşuldu Haber

Muhakeme youtube kanalında Moskova’yı fetihten sürgüne Kırım Tatarları konuşuldu

YouTube’da yayın yapan Muhakeme kanalında Türk dünyası meselelerinin konuşulduğu “Türk Yurtlarından Notlar” programında “Moskova’yı Fetihten Sürgüne Kırım Türklüğü” başlıklı bir içerik yayınlandı. Emre Kartal tarafından hazırlanan programda 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nda Kırım Tatarlarının yaşadığı acılar, 2014’te Rusya’nın gerçekleştirdiği işgal ve hukuksuzluklarla birlikte Kırım Tatarlarının zaferlerle dolu tarihine de değinildi. Yaklaşık 6 ay önce yayın hayatına başlayan Muhakeme YouTube kanalı pek çok konseptte çalışmalarını gerçekleştiriyor. Bu konseptlerden biri olan “Türk Yurtlarından Notlar” programını hazırlayan Emre Kartal her programda farklı Türk coğrafyasının gündemini ve meselelerini ele alıyor. 18 Mayıs 1944 tarihinde gerçekleşen Kırım Sürgünü ve Soykırımı’nın yıl dönümü olması sebebiyle de bu haftaki programlarında Kırım konuşuldu. MOSKOVA’YI FETHEDEN KIRIM HANLIĞI Programda Kırım Tatarlarının ve Kırım coğrafyasının tarihine değinilerek özellikle Kırım Hanlığının zaferlerle dolu tarihinden örnekler anlatıldı. Kırım Hanı Devlet Giray komutasındaki orduların Moskova’yı fethi ve büyük Moskova yangını çevresinde gelişen olayları anlatan Kartal, Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasındaki değerli ve güçlü ilişkiye de yoğun atıf yaptı. İKİ YUMRUK ARASINDA KIRIM TATARLARI İkinci Dünya Savaşı ikliminde Nazi ve Sovyetler Birliği işgallerini gören Kırım’ın yaşadığı dramatik gelişmelere değinen Kartal, iki güç arasında Kırım Tatarlarının aradıkları bağımsızlık ve özgürlüğü ve bu bağlamda yaşadıkları acı hadiseleri örneklerle incelendi. Hitler ve Stalin’in ayrı ayrı sürgün hareketlerine değinilerek II. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordusu yanında savaşan Kırım Tatarlarının dahi Stalin tarafından nasıl sürgün edildiğini örnekleriyle anlatıldı. ARABAT FACİASI HATIRLANDI Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı sırasında unutulan ve gemilere doldurularak batırılan Kırım Tatarlarının acı kaderlerini hatırlatan Kartal, Araba faciasının asla unutulmaması gerektiğini vurguladı. Bununla birlikte sürgüne dair bilgiler paylaşılan programda sürgünün soykırım olduğu vurgulandı. SOVYET SÜRGÜNÜNDEN RUS İŞGALİNE KIRIM Sürgünden sonra 2014 yılından Rus işgal kuvvetlerince gerçekleşen saldırıları gündemine alan Kartal, hukuksuz referandum ve işgalin tanınmaması gerektiğini işaret etti. Rusya’nın Kırım’dan sonra Ukrayna’nın başka bölgelerinde de işgal ve katliam yürüttüğünün işaret edildiği programda Türk dünyasının tamamının büyük siyasi bağlamların dışına çıkarak sade ve sadece Kırım Tatarlarından yana olması gerektiği vurgulandı. Programda “Aluştadan Esen Yeller” ve Kırım Tatar Millî Marşı olan “Ant Etkenmen” de okunarak Kırım Tatarlarının bağımsızlık ruhuna ve edebi gücüne atıf yapıldı. Programda ayrıca Antlı Şehit Numan Çelebicihan, Kırım Tatarlarının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abülcemil Kırımoğlu gibi abide şahsiyetin mücadelelerine de atıf yapıldı. EMRE KARTAL KİMDİR? Muhakeme YouTube kanalında “Türk Yurtlarından Notlar” programını hazırlayan Emre Kartal, Gazi Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında lisans ve yüksek lisans derecesine sahip. Halihazırda da Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler alanında doktora eğitimine devam ediyor. Uzun yıllardır çeşitli sivil toplum kuruluşlarında özellikle Türklük ve Türk dünyası üzerine çalışmalar yürüten, pek çok yayın organında uluslararası ilişkiler alanında çalışmaları yayınlanan Kartal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde danışman olarak görev yapmaktadır. Kartal özellikle Çin Halk Cumhuriyeti dış politikasına ve Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlallerine yönelik akademik çalışmalarda bulunuyor.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin banisi Resulzade vefatının 71. yılında anılıyor Haber

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin banisi Resulzade vefatının 71. yılında anılıyor

Odlar yurdu Azerbaycan’da alevlenen bağımsızlık ateşinin önderi, üç renkli bayrağı yükseltip bir daha inmeyeceğini gönüllere nakşeden mücadele adamı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade, 6 Mart 1955 tarihinde Ankara'da hayata gözlerini yumdu. Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan ve Türk dünyası sevdalıları tarafından rahmet ve minnetle anılmaya devam ediyor. Mehmet Emin Resulzade, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve 1991'e kadar kesintiye uğramaksızın devam eden Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinde, dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti. Azerbaycan Türkleri için 1918'de yaşanan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti deneyimi, devletçilik fikri için yeni bir şiar oluşturdu. Meclise, orduya, polise ve bir çok devlet kurumuna sahip olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin baskısından kurtulup; bağımsızlığını kazanan Azerbaycan içinde kılavuz olma görevi görmüştür. 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Parlamentosu tarafından kabul edilen anayasa kanunu, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 28 Mayıs 1918’de kurulan cumhuriyetin devamı olduğunu vurguluyor. MEHMET EMİN RESULZADE'NİN HAYATI 31 Ocak 1884 tarihinde Bakü'nün Novhanı köyünde dünyaya gelen Resulzade, genç yaşlarından itibaren milletinin özgürlüğü yolunda çeşitli çalışmalarda bulundu. Gerçekleştirdiği teşkilatçılık faaliyetleri ve çeşitli dergilerde yer alan yazıları Çarlık Rusyası’nın dikkatini çekince 1909 yılında İran’a gitmek zorunda kaldı. İran’da bulunduğu yıllarda gazetecilik faaliyetlerinde bulunan Mehmet Emin Resulzade, İran demokratik hareketi ve basın tarihinde özel bir konuma sahip olan “Irani-Nov" gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1910 yılı Eylül ayında Avrupa'da eğitim görmüş bir grup İranlı aydınla birlikte İran Demokrat Partisinin kuruluşunda yer alan Resulzade, İran’da meşrutiyet rejiminin feshedilmesi sonrasında Haziran 1911’de Çarlık Rusyası’nın İran'daki elçiliğinin baskısıyla ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Astara Lenkeran yolu üzerinden gizlice Bakü’ye giden Mehmet Emin Resulzade, sonrasında İstanbul’a geçti. Türkiye’de özellikle Türk Ocakları ve teşkilâtın yayın organı olan Türk Yurdu dergisi çatısı altında çalışmalar yürüttü. 1913’te Romanov Hanedanı'nın 300. yıl dönümü münasebetiyle ilan edilen genel affın ardından Bakü'ye dönen Resulzade, burada -kuruluşunda Türkiye’den yazdığı mektuplarda dile getirdiği fikirleriyle katkı sunduğu- Müsavat Partisinin faaliyetlerini güçlendirdi. 17 Haziran 1917 tarihinde Müsavat ve Türk Ademi Merkeziyet partilerinin birleşmesi sonrasında partinin liderliğini üstlenen Resulzade, önemli siyasi çalışmalar ve başarılar elde etti. Tarihler 28 Mayıs 1918’i gösterdiğinde ise Resulzade başkanlığındaki Azerbaycan Milli Şurası, kabul ettiği 6 maddelik İstiklal Beyannamesi ile Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilân etti. Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1918'de imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşmasını Azerbaycan adına Dışişleri Bakanı Memmedhasan Hacınski ile birlikte imzalayan Resulzade, yeni kurulan devletin tanıtılması için 18 Haziran 1918'de İstanbul'da düzenlenen konferansa heyet başkanı olarak katıldı. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas-İslâm Ordusu birlikleri ve birliklere dahil olan Azerbaycanlı gönüllülerden oluşan ordunun Bakü’yü kurtarması sonrasında Azerbaycan hükûmeti Gence'den Bakü'ye taşındı. 7 Aralık 1918’de ise devletin ilk parlamentosu toplandı. Mehmet Emin Resulzade, başta Azerbaycan olmak üzere bütün Türk dünyasında bir mottoya dönüşen o meşhur sözlerini burada yaptığı konuşmasında dile getirdi: Bir kere yükselen bayrak, bir daha yere inmez! 11. Kızıl Ordu birliklerinin 27 Nisan 1920’de Azerbaycan sınırını geçerek Bakü’yü işgal etmesi sonrasında 17 Ağustos 1920’de Göyçay ilçesinin Garamaryam köyünde Bolşevikler tarafından tutuklandı ve önce Bakü’ye ardından Stalin’in emriyle Moskova'ya götürüldü. Gözetim altında yaşadığı Moskova’da Stalin’in birlikte çalışma teklifini reddeden Resulzade, ülkeden ayrılarak ilk olarak Finlandiya’ya gitti. Kısa bir süre Helsinki’de yaşadıktan sonra burada pasaport ve vize işlemlerinin tamamlanmasıyla önce Fransa’ya oradan Berlin’e ve son olarak Türkiye’ye geldi. 1947 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığı alan Resulzade, kurmuş olduğu Azerbaycan Kültür Derneği ve yapmış olduğu yayınlarla Azerbaycan’daki Sovyet işgalini anlatmaya, duyurmaya, bölgedeki durumu aktarmaya devam etti. Ömrünün sonuna kadar kalbi Azerbaycan için atan, ülkesinin bağımsızlığı için çalışan Mehmet Emin Resulzade, 6 Mart 1955'te Ankara’da vefat etti.

Ermeni terörünün katlettiği devlet adamlarından Said Halim Paşa anılmaya devam ediyor Haber

Ermeni terörünün katlettiği devlet adamlarından Said Halim Paşa anılmaya devam ediyor

Said Halim Paşa, Osmanlı Devleti’nin son döneminde İttihat ve Terakkînin en önemli simalarından biri olarak devletin kaderinde kritik roller üstlenmişti. Sadrazamlık makamında bulunduğu yıllarda Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na giriş sürecinde etkin bir isim olmuş, diplomasi ve fikir hayatında derin izler bırakmıştı. Mondros Mütarekesi’nin ardından savaş ve sözde “Ermeni kırımı” iddialarıyla suçlanarak Malta’ya sürülen Paşa, 1921’de serbest bırakıldıktan sonra Roma’ya yerleşti. Ancak Osmanlı’nın önde gelen devlet adamlarından biri olarak, Ermeni terör örgütlerinin hedefi hâline geldi. 6 Aralık 1921’de Roma’daki konağının önünde Ermeni suikastçı Arşavir Şıracıyan tarafından silahlı saldırıya uğrayarak şehit edildi. Bu olay, Osmanlı devlet adamlarına yönelik Ermeni terörünün en çarpıcı örneklerinden biri olarak tarihe geçti. KAVALALI MEHMED ALİ PAŞA’NIN TORUNU: SAİD HALİM PAŞA Prens Mehmed Said Halim Paşa, 19 Şubat 1864’te Kahire’de dünyaya geldi. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunu olup babası Şûrâ-yı Devlet üyesi Mehmed Abdülhalim Paşa, annesi Vicdan Hanım’dır. Dedeleri Anadolu’dan Kavala’ya göç etmiş olan bir Türk ailesidir. Ailesiyle birlikte 1870’te İstanbul’a yerleşti. İlköğrenimini özel hocalardan yaptı. Küçük yaşta Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce öğrendi. Üniversite tahsilini İsviçre’de siyasî ilimler alanında tamamladı. II. Abdülhamid tarafından kendisine sivil paşalık rütbesi verilerek 21 Mayıs 1888’de Şûrâ-yı Devlet üyeliğine tayin edildi. Görevindeki başarısından dolayı kısa zamanda Rumeli beylerbeyliği pâyesine yükseltildi (22 Eylül 1900). Böylece sarayın ve padişahın gözde adamı oldu. Ancak onu çekemeyenler, Yeniköy’deki yalısında zararlı evrak, ayrıca silâh bulundurduğu gerekçesiyle saraya jurnal ettiler. Bu olaydan sonra Şûrâ-yı Devlet’teki göreviyle ilgisini azaltıp kendi adıyla anılan yalısına çekildi. Bir taraftan kitap okumakla, içtimaî ve tarihî incelemelerle, diğer taraftan eski eserleri toplamakla meşgul oldu. Sanat değeri olan eserleri ölünceye kadar toplamaya devam etti. JÖN TÜRKLERLE İLİŞKİSİ OLDUĞU İÇİN MISIR'A SÜRÜLDÜ Said Halim Paşa, “rahat durmadığı” (Jön Türklerle ilişkisi olduğu) gerekçesiyle 7 Aralık 1905 tarihinde yayınlanan irade-i seniyye ile İstanbul’dan ayrılarak Mısır’da ikamet etmesi emredildi. Paşa, 1905 yılının Aralık ayının sonlarında yurt dışına çıktı. İngiliz ve Fransız elçilerinin kendi himayelerinde ülkeyi terk etme tekliflerini reddetti. Kardeşi Abbas Halim Paşa ile birlikte önce Mısır’a, ardından Avrupa’ya gidip Jön Türklerle doğrudan ilişki kurdu, onlara maddî ve fikrî destek verdi.1906’da Osmanlı Terakkî ve İttihat Cemiyetinin müfettişliğine getirildi. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra diğer İttihatçılarla birlikte İstanbul’a döndü. Şûrâ-yı Devletteki görevi yurt dışına çıkarılmış olmasına rağmen devam etmişti, fakat 3 Eylül 1908’de Şûrâ-yı Devlet’te yapılan tensîkatta kadro dışı bırakıldı. Aynı yıl belediye seçimlerinde İttihat ve Terakkî Fırkası listesinden Yeniköy Belediye Dairesi başkanı seçildi. Ardından İstanbul Belediye Genel Meclisi ikinci başkanlığına getirildi. 14 Aralık 1908’de II. Abdülhamid tarafından Âyan Meclisi üyeliğine tayin edildi. Bu sırada Cem‘iyyet-i Tedrîsiyye-i İslâmiyye’nin (Dârüşşafaka) idare meclisi üyeliğine seçildi. Padişah’ın izniyle Âyân Meclisi üyeliğinden ayrılarak, bir yılı aşkın süre Paris’te “İslâmcılık” tezi üzerine incelemelerde bulundu. Ünlü sosyolog Gustave Le Bon’le bu sırada görüştüğü düşünülmektedir. İTTİHATÇI PAŞA NAZIRLIĞA YÜKSELDİ Said Halim Paşa, Mart 1909’da Türkiye Merkez Bankası yönetim kurulu üyeliğine tayin edildi Aynı yıl Selanik’te yapılan İttihat ve Terakki Kongresi’ne âyân üyesi sıfatıyla katıldı. 1912’de Meclis’in feshedilmesinden hemen sonra kurulan Said Paşa kabinesine Şûrâ-yı Devlet reisi olarak girdi. Trablusgarb Harbi dolayısıyla İtalyan hükûmeti ile sulh müzakerelerinde bulunmak üzere hükûmet tarafından Lozan’a gönderildi (3 Temmuz 1912). 17 Temmuz’da Said Paşa hükûmetinin görevden çekilmesiyle yeni hükûmeti kuran Gazi Ahmed Muhtar Paşa görevini yenilemeyince görüşmeleri yarıda keserek yurda dönmek zorunda kaldı. Aynı yıl İttihat ve Terakki Cemiyetinin genel sekreterliğine seçildi. 25 Ocak 1913 tarihinde Babıâlî Baskını’nın ardından kurulan Mahmud Şevket Paşa kabinesine Şûrâ-yı Devlet reisi olarak girdi ve iki gün sonra da Hariciye Nazırlığına tayin edildi. 31 Ocak 1913’te kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin kurucularından olan Said Halim Paşa, İhtiyat-ı Milli adlı bir hayat sigortası şirketinin idare heyeti başkanlığını yaptı. 1913’te Cemiyeti Tedrisiye-i İslamiyenin başkanlığına seçildi. Yerli malının üretimi ve tüketimi amacıyla kurulan İstihlak-ı Milli Cemiyetinin üyesi oldu. Mahmud Şevket Paşa 11 Haziran 1913’te öldürülünce Said Halim Paşa’ya 16 Haziran 1913 tarihinde vezirlik rütbesi verilerek sadaret kaymakamlığına, ertesi gün de sadrazamlık makamına getirildi, Hariciye Nazırlığını da üzerine alarak hükûmeti kurdu. Said Halim Paşa, sadrazamlığı döneminde özellikle Edirne’nin geri alınmasında ve Adalar meselesinde büyük hassasiyet gösterdi. Edirne’nin geri alınmasıyla ilgili çalışmalarından dolayı padişah tarafından kendisine Murassa İmtiyaz nişanı verildi. 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile ittifak antlaşması onun yalısında yapıldı. Sadâreti dönemindeki en önemli olay, kendisinin onayı alınmadan Rusya’ya yapılan saldırı sonucu Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesidir. Said Halim Paşa, 24 Ekim 1915’te Talat Bey’in hükûmet içinde nüfuzunu güçlendirmek için yaptığı baskı sonucunda Hariciye Nazırlığından istifa etti. Boşalan nezarete Meclis-i Mebusan reisi Halil Bey getirildi. Bu gelişmenin ardından sadâreti göstermelik hale geldi. 15 Ekim 1915’te Hariciye nâzırlığından istifa edince yerine Halil Bey (Menteşe) getirildi. Dört yıl süren I. Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı Devleti’nde İttihat ve Terakki hükûmetleri olarak değerlendirilen başta Said Halim Paşa ile Talat Paşa hükûmetleri ve İttihat ve Terakki’nin artçı kabinesi olarak değerlendirilen İzzet Paşa Hükûmeti görev yaptı. Said Halim Paşa, İttihat ve Terakkînin 1913 ve 1916’da yapılan kongrelerinde teşkilâtın genel başkanlığına seçildi. Ancak teşkilâtın başkan vekili ve kendi kabinesinin Dâhiliye nâzırı olan Talat Bey’le aralarının gittikçe açılması neticesinde daha önce de çekilmek istediği, ancak padişahın ricasıyla devam etmek zorunda kaldığı sadâret makamından rahatsızlığını ileri sürerek 3 Şubat 1917'de ayrıldı. Said Halim Paşa’nın sadaret müddeti 3 sene, 7 ay ve 21 gün sürdü. Said Halim Paşa, sadrazamlıktan ayrıldıktan sonra ayan üyeliği görevine devam etti. İttihat ve Terakki Partisinin 1917 yılı kongresinde merkez-i umumi üyeliğine seçilerek bu parti ile olan bağlarını koparmadı. Yalısına çekilerek Osmanlı toplumunun meselelerine çare bulmak için eserler yazmaya devam etti. MALTA SÜRGÜNÜ VE ROMA’DA SUİKAST Mondros Mütarekesi’nden sonra savaş ve sözde “Ermeni kırımı” sorumlusu iddiasıyla Dîvân-ı Âlîye verildi. 10 Mart 1919’da tevkif edilerek Bekirağa Bölüğü’ne konuldu. Bu sırada Mustafa Kemal Atatürk tarafından ziyaret edildi. Paşa, Dîvân-ı Harb-ı Örfîde yargılandı. 28 Mayıs 1919’da İngilizler tarafından önce Mondros’a, ardından Malta’ya sürüldü. Malta’da Polverista esir kampında tutuldu. 144 arkadaşıyla birlikte savaş sorumlusu ve “Ermeni kırımı”yla ilgili olarak müttefik mahkemelerinde yargılanmak istendiyse de suç işlediğine dair bir delil bulunamadığından 29 Nisan 1921’de Malta’da serbest bırakıldı. İstanbul’a dönme isteği sakıncalı görülüp reddedildi. İngiliz işgali altındaki Mısır’a da gidemediğinden Roma’da bir konak kiralayıp oraya yerleşti. 6 Aralık 1921’de konağın önünde Ermeni Arşavir Şıracıyan tarafından öldürüldü. Naaşı 26 Ocak 1922’de İstanbul’a getirildi ve 29 Ocak 1922’de cenaze namazı Ayasofya Camii’nde ikindi namazına müteakip kılınarak Sultan II. Mahmut Türbesi bahçesindeki babasının mezarının yanına gömüldü.

Kırım Vakfı Başkanı Kalkay: Kırım’dan vazgeçmemiz mümkün değil Haber

Kırım Vakfı Başkanı Kalkay: Kırım’dan vazgeçmemiz mümkün değil

Tarımsal Kalkınma Vakfı (TAK-VA) tarafından tertip edilen Cumartesi Sohbetleri'nde, bu hafta Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay konuk oldu. Kalkay, "Kırım Neden Gündemde ve Sahibi Kim?" konulu konferansta; Trump'ın sözde barış planı taslağını, Ukrayna'yı, işgal altındaki Kırım'ı ve Kırım Tatarlarını anlattı. 29 Kasım 2025 tarihinde TAK-VA binasında saat 14.00’te başlayan ve çevrim içi olarak da katılımın sağlandığı etkinlikte, Ukraynalıların istiklâl mücadelesi ve Kırım Tatarlarının barış konusundaki kararlı duruşu vurgulandı. TÜRKİYE İLE KIRIM’IN TARİHÎ BAĞLARINA DİKKAT ÇEKİLDİ Açılış konuşmasını yapan TAK-VA Başkanı Enver Şimşek, “Kırım Yarımadası, tarih boyunca Karadeniz’deki stratejik konumu nedeniyle büyük güçlerin dikkatini çekmiştir. Bu coğrafya, tarih boyunca Avrupa, Asya ve Orda Doğu arasında bir köprü işlevi görmesi nedeniyle askerî ve ekonomik açıdan önemli bir bölge” değerlendirmesini yaparak Kırım üzerindeki güç mücadelesinin Osmanlı Devleti, Sovyetler Birliği ve Rusya’ya, daha sonra ise Türkiye, Ukrayna ve Batı’ya kadar geniş bir yelpaze içerisinde yer aldığını hatırlattı. Türkiye ile Kırım’ın tarihî bağlarına dikkat çeken Şimşek, “Türkiye için Kırım, tarihî bağlar, kültürel miras ve bölgesel güvenlik çerçevesinde jeopolitik açıdan önemli bir konumdadır” dedi. “VATAN SAVUNMASINDAN DAHA KUTSAL BİR ŞEY YOKTUR” Tuncer Kalkay konuşmasında, “İster beğenin ister beğenmeyin, şu anda Ukrayna halkı, vatanını savunuyor. Fikrimce vatan savunmasından daha kutsal başka bir şey yoktur. Vatanını kaybetmiş bir milletin (Kırım Tatarlarının) çocuğu olarak bunu takdir etmem lazım” ifadelerini kullandı. Kalkay; Kırım Tatarlarının Rusya ve Ukrayna arasında değil, diktatörlükle demokrasi arasında bir seçim yapması gerektiğinin altını çizdi. “KURALLARLA HAREKET EDECEĞİZ VE HUKUKTAN YANA DURACAĞIZ” Kırım Tatarlarının unutulmaz lideri, Antlı Şehit Numan Çelebicihan’ın kaleme aldığı Kırım Tatar millî marşı Ant Etkenmen’i okuyan Kalkay, konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı: Biz, sözle kendimizi ifade edeceğiz, karşımızdaki ne kadar kötü olursa olsun hiçbir zaman silaha sarılmayacağız. Kurallarla hareket edeceğiz ve hukuktan yana duracağız. Kırım’dan vazgeçmemiz mümkün değil. Türkiye'de hem halkın hem de yönetimin Kırım Tatarlarına teveccüh gösterip Kırım Tatarlarının yanında olma çerçevesinde bir misyon üstlenmesi, bize büyük bir güç veriyor. Toplantı sonunda TAK-VA, Kalkay’a hediye takdim ederken, Kalkay ise 4 yıl boyunca üzerinde çalışarak Kırım Derneğinin arşivini bir araya getirdiği “Kırım Derneği 70. Yıl” kitabını TAK-VA’ya armağan etti.

Medine’yi savunan büyük Türk komutanı Ömer Fahreddin Paşa'nın vefatının 77. yılı Haber

Medine’yi savunan büyük Türk komutanı Ömer Fahreddin Paşa'nın vefatının 77. yılı

Türk milletinin içerisinden çıkardığı büyük kahramanlarından; "Medine müdafii" ve "Çöl Kaplanı" olarak anılan Ömer Fahreddin Türkkan Paşa, 22 Kasım 1948'de vefat etti. İngiliz destekli isyancılara karşı büyük bir kahramanlıkla Medine'yi savunan ve Büyük Millet Meclisi adına Türkistan'da diplomatlık yapan Fahreddin Türkkan Paşa, her sene olduğu gibi bu yıl da vefatının 77. yılında rahmetle anılıyor. DOKSANÜÇ HARBİ'NİN BULGARİSTAN MUHACİRLERİNDEN Fahreddin Paşa, 1868 yılında günümüzde Bulgaristan sınırları içerisinde yer alan, Tuna Nehri kıyısında kurulu Rusçuk’ta dünyaya geldi. Osmanlı’nın Rumî takvime göre 1293 yılına rastlaması dolayısıyla Doksanüç Harbi olarak anılan savaşı kaybetmesi sonrasında ise özellikle Bulgaristan’daki Türk nüfusu gerek katledilmek gerekse göçe zorlanmak suretiyle, yüzyıllarca vatan olarak yaşadıkları topraklarından uzaklaştırıldı. Bölgedeki Bulgar isyancıların giriştiği bu faaliyetler sonrasında Ömer Fahreddin de diğer birçok Türk gibi İstanbul’a gelmek zorunda kaldı. ERMENİ TERÖRÜ İLE MÜCADELE ETTİ Fahreddin Paşa, 1888’de Harp Okulu’nu, 1891’de Erkân-ı Harbiyye’yi bitirerek orduya katıldı. 12. Kolordu Komutanı olarak Musul’da bulunduğu sırada ise Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’na girdi. 26 Ocak 1915 tarihinde Komutanlık görevi yanında Dördüncü Ordu kumandan vekilliğine atandı ve bir yandan tehcîre tâbi tutulan Ermenileri yerleştirirken bir yandan da Urfa, Zeytun, Haçin, Musadağı bölgelerindeki Ermeni ayaklanmalarını bastırdı. MEDİNE'DE AÇLIĞA, HASTALIKLARA VE İSYANCILARA KARŞI DİRENDİ 1916 yılında, gösterdiği kahramanlık ve fedakarlıkla adını Türk tarihine altın harflerle nakşettiği görevine atandı. 28 Mayıs 1916’da Dördüncü Ordu kumandanı Cemal Paşa tarafından Medine’ye gönderildi. Mekke Şerifi Hüseyin’in isyana hazırlandığı haberinin alınması üzerine verilen görev neticesinde 31 Mayıs’ta Medine’ye ulaştı. Şerif Hüseyin ve dört oğlu 3 Haziran 1916’da bölgede isyanı başlattı. 50 bin kişilik isyancılara karşı emrindeki 15 bin askerle kahramanca savunma yapan Fahreddin Paşa, 27 Haziran 1916 tarihinde isyancıları yenilgiye uğrattı. Buna karşın Mekke Valisi Galib Paşa’nın tedbirsizliği nedeniyle, isyancılar 9 Haziran’da genel saldırı başlatarak Fahreddin Paşa’nın savunduğu Medine dışındaki bütün büyük merkezleri ele geçirdiler. Aynı zamanda 1. Dünya Savaşı içerisindeki Kanal Harekâtının da bütün şiddetiyle devam etmesi sebebiyle Hicaz’a takviye birlikler gönderilemiyordu. Fahreddin Paşa elinde bulunan son derece kısıtlı imkânlarla Medine’yi iki yıl yedi ay boyunca kahramanca müdafaa etti. Osmanlı hükûmetinin Hicaz’ı kısmen boşaltma kararı alması sonrasında Fahreddin Paşa, herhangi bir yağma ihtimaline karşı Medine’de Hz. Peygamber’in mezarında bulunan mukaddes emanetlerin İstanbul’a nakledilmesini sağladı. Otuz parçadan oluşan mukaddes emanetler, 2000 askerin koruması altında İstanbul’a gönderdi. Fahreddin Paşa ve komuta ettiği askerleri bir taraftan düşmanla savaşırken diğer taraftan da açlık ve hastalıkla mücadele ediyordu. Kanal Harekâtı felâketle bitmiş, Filistin elden çıkmış ve en yakın Osmanlı kuvvetleri Medine’den bin 300 km. uzakta kalmıştı. 30 Ekim 1918’de ise Osmanlı Devleti resmî olarak mağlûp olmuş ve Mondros Mütarekesi’ni imzalamıştı. Fahreddin Paşa, Kızıldeniz’de demirleyen bir İngiliz torpidosu mütareke şartlarını ve Medine’ye ait maddeyi kendisine bildirdiği halde buna cevap vermedi. Ayrıca İstanbul hükûmetinin Mondros Mütarekesi’ni tebliğ etmek üzere gönderdiği yüzbaşıyı da hapsederek Babiali’yi cevapsız bıraktı. İngilizler’in baskısı üzerine padişahın imzasını taşıyan teslim emri, Adliye Nâzırı Haydar Molla ile Medine’ye gönderdi ancak Fahreddin Paşa bu emri de dinlemedi. Askerlerin çoğunun hasta olmasına, cephane, ilâç ve giyecek stoklarının bitmesine rağmen direnmeyi sürdürdü. Ancak sonunda kendi subaylarının da baskısı ile teslim olmaya rıza gösterdi. TÜRKİSTAN'DA RUSLARLA MÜCADELESİNDE ZEKİ VELİDİ TOGAN'A YARDIM ETTİ İngilizler tarafından “Türk kaplanı” diye anılan Fahreddin Paşa, 27 Ocak’ta savaş esiri olarak önce Mısır’a gönderildi. 5 Ağustos’ta ise Malta’ya sürgün edildi. Sürgün sırasında, savaş suçlularını yargılamak üzere işgalci devlet tarafından İstanbul’da kurdurulan mahkemece ölüm cezasına çarptırıldı. Fahreddin Paşa Ankara hükûmetinin gayretleriyle 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtuldu. Sonrasında Berlin’de karşılaştığı Enver Paşa’nın daveti üzerine Moskova’ya geçerek; İslâm İhtilâl Cemiyetleri İttihadı Kongresi’ne katıldı. 24 Eylül 1921’de Millî Mücadele’ye katılmak amacıyla Ankara’ya geldi. 9 Kasım 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kâbil sefirliğine tayin edildi. Ruslarla mücadele eden Başkurdistan Cumhurbaşkanı Zeki Velidi Togan’a önemli yardımlarda bulundu. 12 Mayıs 1926’da görevinin sona ermesi üzerine yurda döndü. 5 Şubat 1936’da Türk Silâhlı Kuvvetleri’nden tümgeneral rütbesiyle emekliye oldu. 22 Kasım 1948’de bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krize geçirerek vefat etti. Naaşı, vasiyeti üzerine Rumelihisarı’na; Aşiyan Mezarlığına defnedildi. Fahreddin Paşa’nın şahsında Türklük aleminin bütün şehitlerini bir kez daha minnetle anıyoruz.

Rusların korkulu rüyası, Kafkasların hürriyet güneşi Şeyh Şamil Haber

Rusların korkulu rüyası, Kafkasların hürriyet güneşi Şeyh Şamil

Dağıstan’ın Gimri köyünde 26 Haziran 1797 yılında dünyaya gelen Şeyh Şamil'in babası Kafkas Avarlarından Muhammed, annesi ise Avar beylerinden Pir Budak’ın kızı Bahu Mesedu'ydu. Doğduğunda Avar Hanlığının hükümdarlığı son günlerini yaşıyordu bölge, kısa bir süre sonra Rus hakimiyetine girdi. Ona, doğduğunda dedesi Ali'nin adı verilmişti ancak sürekli hastalandığı için adı Şamil olarak değiştirildi. Şamil, arkadaşları ile eğitim için Irak'a gidip dönemin alimlerinden Mevlana Halid-i Şehrezori'den tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf gibi dini ilimler ile edebiyat, tarih ve fen bilgilerini öğrendi. Şehrezori, talebesi Şamil'e halifelik de vererek, onu Kafkasya‘ya gönderdi. Bir Nakşibendi şeyhi olan Şamil, lider seçildikten sonra güçlü hitabeti, kararlı tutumu, askeri ve siyasi dehasıyla Dağıstan'da ve bütün Kafkasya'da etkili oldu, hem idari hem dini otorite olarak kabul edildi. Rusların güçlü orduları karşısında unutulmaz bir mücadele veren Şeyh Şamil'in adı, Rus işgaline direnen Kafkas halklarının hafızasına kazındı. Ömrü boyunca beş kez evlilik yapan İmam Şamil'in 11 çocuğu oldu. Oğullarından Gazi Muhammed, Osmanlı'nın hizmetine girerek 93 Harbi'nde Ruslara karşı savaştı. Kafkas Kartalı olarak anılan ve Dağıstan halkları için bir efsane olan Şeyh Şamil, 4 Şubat 1871'de hayata gözlerini yumdu. Şeyh Şamil'in ismi, bugün birçok Müslüman ülkede olduğu gibi Türkiye'de de okul, hastane, cami ve meydanlara verildi. Kafkas Müslüman halkları ile Rus Çarlığı arasında 35 yıl süren savaşlarda, Rus ordularına karşı direnişiyle ün kazandı. Kafkasların kahramanı Şeyh Şamil, ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırlanmaya devam ediyor. RUSLARA KARŞI 35 YILLIK DESTANSI DİRENİŞ Kuzey Kafkasya Müslümanlarının 18. yüzyılın sonlarında başlattıkları direnişe, Ruslar "Müridizm", Kafkasyalılar ise "Gazavat" adını verdi. Bu hareket, İmam Mansur’un ölümünden sonra yıllarca öndersiz kaldı. 1823'te Dağıstan'a dönen Şeyh Şamil, Şeyhi İsmail Şirvani'den hilafet alarak direnişi sürdüren arkadaşlarından Molla Muhammed tarafından 1829'da lider seçildi. Şamil, direnişin sona erdiğinin düşünüldüğü bir zamanda, Avar liderleri tarafından imam olarak belirlendi. Şeyh Şamil, zorlu görevinde ilk iş olarak düzenli bir ordu kurulmasını sağlamıştı. Kafkas Kartalı, 1834'ten 1859'a kadar, Rusya'nın güçlü askeri ve teknik üstünlüğüne karşılık kurduğu düzenli orduyla uzun süre önemli bir mücadelenin başında yer aldı. Şamil, yaklaşık 35 sene süren bu mücadele süresince Ruslara ciddi kayıplar verdirdi. Şeyh Şamil, Dağıstan'da gücünü artırmaya çalışırken; Çeçenistan'da güçlenen Hacı Taşov ve Kibid (Kebed) Muhammed ile anlaşıp bölgedeki hakimiyetini pekiştirdi. 1842'de Çeçenistan ve Dağıstan'ın tek hakimi olan Şamil, 1844'te Kuzey Dağıstan'da kontrolü ele aldı. Çar I. Nikola, 30 Aralık 1843 tarihinde Şamil aleyhine askeri harekat emri verip destekçilerini kazanmak için önlemler aldı ancak Şamil'in güçlü direnişi karşısında Rus askeri harekâtı başarısız kaldı. Sonuç olarak General Neidhardt görevden alındı, yerine Prens Vorontsov atandı. KIRIM SAVAŞI ESNASINDA ETKİLİ DİRENİŞ 1846 yılının nisan ayında Şeyh Şamil, Kabardey'e (Kabartay) giderek Çerkeslerle birleşip Kafkasya birliğini sağlamaya dönük adımlar attı, kısmen başarılı da oldu. Kırım Savaşı'nın başladığı Ekim 1853'e dek bölgede sükunet hakimdi. Kafkasya'da ve özellikle Dağıstan'da Rus askeri faaliyetlerine karşı çalışmalar yaptı. Tiflis'e ulaşmayı hedefleyen bu hareketleri, olası bir Osmanlı-Rus savaşında Çarlık güçlerinin askeri yığınaklarını engellemeyi amaçlıyordu. 4 Ekim 1853'te Kırım Savaşı'nın başlaması, Osmanlı'nın Kafkasya'ya daha fazla yoğunlaşmasına neden oldu. Sultan Abdülmecid, 9 Ekim 1853'te Şeyh Şamil’e bir ferman göndererek onu cihada çağırdı. Şamil ise 13 Aralık 1853'te Tiflis'e askeri bir hareket düzenlenirse Rusların Kafkaslardan çıkarılabileceğini belirtti. Fakat bu teklifi, Osmanlı Devleti tarafından kabul görmedi. Osmanlı Devleti, Mayıs 1854'te Dağıstanlı Halil Bey'in önerisiyle Şeyh Şamil'e "Dağıstan Serdar-ı Ekrem" ünvanını verdi ve Tiflis'e askeri harekat yapılması gerektiğini savunan Şamil, Temmuz 1854'te Gürcistan’ın Kaheti bölgesine girdi. Ancak tüm çabalarına rağmen Osmanlı ordusunun Tiflis’e yürümesini sağlayamadı ve karargahı Dargiye’ye çekildi. ŞEYH ŞAMİL'İN DİRENİŞİ NASIL SON BULDU? Paris Antlaşması 30 Mart 1856'da imzalandıktan sonra Çarlık Rusyası'nın Prens Baryatinskiy'i Kafkas Orduları Başkomutanı ve Kafkas Genel Valisi olarak ataması, Kafkasya'nın ve dolayısıyla Şeyh Şamil’in geleceğinde belirleyici oldu. Prens, Kafkasya'daki kuvvetlerini beş gruba ayırıp her birine bir komutan atadı. Haziran 1857'de Ruslara karşı koyulsa da Şeyh Şamil, 6 Eylül 1859'da teslim olmak zorunda kaldı. Şeyh Şamil, ardından Temirhanşura, Saint Petersburg ve Kaluga'ya götürüldü. 1869'da kendi isteği üzerine Kıyiv'e gönderilen Şeyh Şamil, Rusların izniyle haccını yapmak için 31 Mayıs 1869'da İstanbul'a geldi. 15 Ağustos 1869'da Sultan Abdülaziz'in Dolmabahçe Sarayı'nda kabulüne gidip 7 ay boyunca kendisine tahsis edilen köşkte kaldı. Sultan, kendisine ve ailesine maaş bağladı. Hacdan sonra İstanbul'a dönmesi beklendiği için Zarif Paşa Konağı kendisine tahsis edildi. 25 Ocak'ta İstanbul’dan ayrılan Şeyh Şamil, hac görevini ifa etmesinin ardından 4 Şubat 1871'de Medine'de vefat etti. Şeyh Şamil, Medine'deki Cennetü'l-Baki'ye defnedildi.

Türk ordusunun Kars'ı Ruslardan kurtarmak için başlattığı tarihi taarruz: 110. yılında Sarıkamış Harekâtı Haber

Türk ordusunun Kars'ı Ruslardan kurtarmak için başlattığı tarihi taarruz: 110. yılında Sarıkamış Harekâtı

Birinci Dünya Savaşı'nda Ardahan ve Kars'ı Ruslardan kurtarmak amacıyla Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın öncülüğünde Sarıkamış Harekâtı başlamıştı. Binlerce Türk askeri Allahuekber Dağları'nda Ruslara karşı kahramanca taarruz yaptı. 22 Aralık 1914'te vatan mücadelesi için savaşan binlerce Türk askeri donarak şehit oldu. Hafızalardan silinmeyen kahramanca mücadelenin bugün 110. yıl dönümü. Sarıkamış Harekâtı, I. Dünya Savaşı esnasında 22 Aralık 1914 ve 6 Ocak 1915 arasında gerçekleşen muharebelerden oluşmaktadır. Bilinenin aksine, harekat çerçevesinde Ruslarla çok sayıda muharebe yapılmış ve on yıllardır ilk kez Ruslara karşı çarpışmalarda zafer elde edilmiştir.  Osmanlı İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu arasında Sarıkamış ve çevresinde Oltu, Narman, Penek, Horasan, Bardız, Mecingirt, Karaurgan, Divik, Köprüköy gibi mevzilerde gerçekleşen muharebeler zorlu kış şartlarından dolayı çok ağır sonuçlar doğurmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun bölgeye gönderdiği subayların askerî taktik hataları nedeniyle harekat, başarısızlıkla sonuçlandı. MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI SARIKAMIŞ ŞEHİTLERİNİ ANDI Kahraman Türk ordusunun şanlı direnişi Milli Savunma Bakanlığı tarafından anıldı. Bakanlığın sosyal medya paylaşımında şu ifadeler kullanıldı: "110 yıl önce, en zorlu şartlarda Sarıkamış Harekâtı’na başlayan ve her türlü imkânsızlığa rağmen şehadete yürümekten geri durmayan şanlı ecdadımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz." .

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.