SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ramin Sadık

QHA - Kırım Haber Ajansı - Ramin Sadık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ramin Sadık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Ramin Sadık: Önümüzdeki yıllarda Ermenistan siyasetinin temel ekseni büyük ölçüde “pragmatik devletçilik” olmalı Haber

Doç. Dr. Ramin Sadık: Önümüzdeki yıllarda Ermenistan siyasetinin temel ekseni büyük ölçüde “pragmatik devletçilik” olmalı

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile Rus yanlısı muhalefet arasında geçen seçimin resmî olmayan sonuçlara göre Başbakan Paşinyan’ın zaferi ile sonuçlanmasının ardından Kırım Haber Ajansına (QHA) konuşan Bayburt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramin Sadık, Ermenistan’ın Türkiye, Azerbaycan ve Rusya ile ilişkilerinin geleceği, Ermeni diasporasının Paşinyan hakkındaki genel düşüncesi ve Paşinyan ile Ermenistan’daki siyasi dengeleri gelecekte nelerin beklediği üzerine açıklamalarda bulundu. II. KARABAĞ SAVAŞI, PAŞİNYAN YÖNETİMİNİN RUSYA’YA MESAFE KOYMA PLANINDA BİR BAŞLANGIÇ OLDU Seçim sonuçlarına göre Ermenistan halkının, Batı eksenli bir politikayı onayladığını ifade eden Doç. Dr. Sadık, Ermenistan’ın Batı yani Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yakınlaşmasının, hem kendisi açısından hem de bölgesel dinamikler açısından ciddi bir değişim anlamına geldiğini kaydetti. “Bilindiği gibi 2018’de iktidara geçtikten sonra Nikol Paşinyan liderliğindeki hükûmet, Batı ile yakın dirsek temaslı bir politika yürütmektedir. Özellikle 2020 yılındaki Karabağ Savaşı’na kadar bu politika, Rusya’yı kızdırmadan devam etmiştir lakin Karabağ Savaşı, Paşinyan yönetimi açısından Rusya’ya mesafe koyma planında bir başlangıç olmuştur. Neredeyse Karabağ’daki yenilgiden Rusya’yı sorumlu tutar bir pozisyon alan Paşinyan, Rusya’nın başını çektiği Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile ilişkileri de askıya almıştır.” ifadelerini kullanan Doç. Dr. Sadık, Ermenistan’ın bundan sonra Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerinin Batı’yla yakınlaşma sürecinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. AZERBAYCAN, TÜRKİYE’NİN GÜNEY KAFKASYA’DAKİ VARLIĞINI SAVUNUYOR “Zira Batı, açıkçası Rusya’nın Güney Kafkasya’da zayıflamakta olduğunu gördükçe yeni denklemde kendisi bölgede güçlenmeye can atmaktadır. O yüzden Türkiye’nin Güney Kafkasya’da çok güçlenmesi, çok da çıkarına uygun görünmüyor.” şeklinde konuşan Doç. Dr. Sadık, buna karşın Batı’nın Hazar ve ötesinin enerjisine ihtiyaç duymasından ve rotaların da Türkiye olmadan geçilemeyeceğini gördüğünden Türkiye’nin bölgedeki varlığına zorunlu olarak sesini çıkarmamakta olduğunu beyan etti. Bununla birlikte Doç. Dr. Sadık, “Gerçi Batı’nın Türkiye’ye nasıl baktığı pek bir şey ifade etmez zira Güney Kafkasya’nın en güçlü ülkesi ve yeni denklemin asıl temel unsuru olan Azerbaycan, Türkiye’nin bölgedeki varlığını savunmakta, bu bağlamda ‘bir millet iki devlet’ anlayışı çerçevesinde kardeş ülkeler olarak ‘kazan-kazan’ ilkesiyle hareket edilmesini sağlamaktadır.” ifadelerini kullandı. Öte yandan Ermenistan’ın Batı ile yakınlaşmasının, ülkenin dış politikada daha çok yönlü hareket etme arayışını gösterdiğini dile getiren Doç. Dr. Sadık, Güney Kafkasya’nın mevcut jeopolitik yapısına işaret ederek Erivan’ın ne tamamen Batı eksenine kaymasının ne de Rusya’dan bütünüyle uzaklaşmasının kısa vadede kolay göründüğünü belirtti. Azerbaycanlı tarihçi, bu süreç hususunda ise Ermenistan ile Türkiye ve Azerbaycan arasında yürütülecek normalleşme ve barış görüşmelerinin, bölgenin geleceğini belirleyen temel unsur olacağını vurguladı. “PAŞİNYAN’I ERMENİSTAN’A AİT OLAN DEĞERLERE SAYGI DUYMAYAN BİRİ OLARAK GÖRÜYORLAR” Ermeni diasporasının Paşinyan hakkındaki genel düşüncesi üzerine konuşan Doç. Dr. Sadık, “Genel olarak bakıldığında hangi ülkede yaşadığı fark etmeksizin diasporanın Paşinyan’a yaklaşımı pek olumlu değil. Öncelikle onu Ermenistan’a ait olan değerlere saygı duymayan biri olarak görüyorlar. Paşinyan’ın sözde Ermeni Soykırımı'na ilişkin yorumu, aynı zamanda Karabağ’ın Azerbaycan’a ait toprak olduğunu belirtmesi, öte yandan seçimler boyunca göğsüne taktığı Ermenistan’ı gösterir küçük harita rozetini ve Ermeniler için başka yerde vatan aranmaması gibi sözleri, diasporayı rahatsız etmektedir.” değerlendirmesini yaptı. PAŞİNYAN, SON 30 YILIN EN BÜYÜK KIRILMALARINDAN BİRİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ Bugün diaspora ile Paşinyan arasındaki temel ayrıma dikkat çeken Doç. Dr. Sadık, Ermeni diasporasının önemli bir bölümünün “tarihsel dava ve kimlik siyaseti”ni öncelemeye devam ettiğini, Paşinyan’ın ise giderek daha fazla “devlet çıkarı, güvenlik realizmi ve ekonomik açılım” merkezli bir çizgiye yöneldiğini dile getirdi. Doç. Dr. Sadık, bu nedenle Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşme politikalarının diaspora içinde tam bir fikir birliği oluşturmadığını, aksine Ermeni dünyası içinde belki de son otuz yılın en büyük zihinsel ve siyasi kırılmalarından birini ortaya çıkardığının altını çizdi. “PAŞİNYAN’I BU DÜŞÜNCEYE GÖTÜREN, AZERBAYCAN’IN ASKERÎ VE DİPLOMATİK ALANDA GÖSTERDİĞİ SERT GÜÇ POLİTİKASI OLMUŞTUR” Ermeni milliyetçiler tarafından Karabağ’ı terk etmekle suçlanan Paşinyan’ın, Ermenistan’ın Karabağ’daki işgalinin sonlandırılmasının ardından ülkesinin toprak kaybettiğine yönelik açıklamalara karşı, "Onu bizim yapan şey neydi? Bana açıklayın, onu bizim yapan neydi? Orada okullar, anaokulları, fabrikalar kurduk, orada yaşadık, ama temelde nasıl bizim oldu? Bizim değildi." cümlelerini anımsatan Doç. Dr. Sadık, Paşinyan’ı ve Ermenistan’daki siyasi dengeleri gelecekte nelerin beklediğini değerlendirdi. Paşinyan’ın iktidara geçtiği ilk dönemde koyu bir Karabağ ve işgalcilik savunucusu olduğunu belirten Doç. Dr. Sadık, “Nitekim Mayıs 2019’da Şuşa’yı ziyaret ederek dans etmiş, Ağustos 2019’da Hankendi’de ‘Karabağ Ermenistan’dır, nokta.’ diyerek siyasi gerilimi tırmandıran açıklamalarda bulunmuştu. Paşinyan’ın davranış ve hareketleri, 2. Karabağ Savaşı’na giden sürecin kırılma noktası olmuş, barış müzakerelerini sona erdirmiş ve sorunun çözümü noktasında diplomasiyi rafa kaldırmıştır.” dedi. Akabinde ise Ermenistan ordusunun Eylül 2020’deki provokasyonu sebebiyle iki taraf arasında savaşın başladığını, Azerbaycan ordusunun 44 gün içerisinde işgal altındaki toprakların büyük bir kısmını kurtardığını, 2023 yılında da bir günlük anti-terör operasyonuyla Karabağ’da bulunan ayrılıkçı yapının sona erdirildiğini ve tüm ülke sathında Azerbaycan’ın egemenliğinin sağlandığını hatırlatan Doç. Dr. Sadık, şu ifadelere yer verdi: Azerbaycan’ın ‘sert güç diplomasisi’ işe yaradıktan sonra Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, geleneksel ‘Karabağ anlatısından’ belirgin bir kopuş yaşamaya başlamıştır. Bu bağlamda Paşinyan tarih, kimlik, diaspora ve devlet ideolojisiyle iç içe geçmiş bir konuyu terk etmiş, ‘temelde bizim değildi’ şeklindeki yaklaşımına sarılmıştır. Paşinyan’ı bu düşünceye götüren, Azerbaycan’ın askerî ve diplomatik alanda gösterdiği sert güç politikası olmuştur. Hâliyle Paşinyan yönetimi, Ermenistan’ın geleceğini maksimalist milliyetçi hedeflerden ziyade devletin sürdürülebilirliği ve normalleşme üzerine kurgulamaya başlamıştır. PAŞİNYAN’IN ÖNÜNDE HEM ÖNEMLİ FIRSATLAR HEM DE CİDDİ RİSKLER BULUNUYOR Bu nedenle Paşinyan’ın önünde hem ciddi fırsatlar hem de ciddi risklerin bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. Sadık, söz konusu risklerin; milliyetçi muhalif blokların, özellikle de “Karabağ klanı” diye adlandırılabilecek çevrelerin “davasını” çürütmeye çalıştığında karşılaşabilecekleri zorluklar olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Sadık, “Bu zorluklar iç ve dış diaspora, aynı zamanda farklı Batılı ülkelerin Karabağ konusunu sahiplenmeleriyle iç içedir.” şeklinde konuşarak diğer bir riskin ise Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile barışı savunmasının iç siyasette ve toplumda ne kadar yankı bulacağı olduğunu beyan etti. Ayrıca “Doğrudur, toplum aslında seçimlerde Paşinyan’a, barıştan yana politik bir yeşil ışık yakmıştır fakat hükûmetin komşularla ilişkilerini sürdürme kararlılığına toplumun ilerleyen dönemde ne kadar destek vereceği henüz tam bilinmemektedir.” değerlendirmesini yapan Doç. Dr. Sadık, en ciddi risk faktörünün ise Ermeni diasporası olduğunu belirtti. “ERMENİSTAN TARAFI ŞUNU BİLİYOR: TÜRKİYE VE AZERBAYCAN İLE İLİŞKİLERE EN ÇOK KENDİLERİ MUHTAÇ” Özellikle Fransa, ABD ve Rusya merkezli bazı diaspora çevrelerinin Karabağ meselesini yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda kimliksel bir konu olarak gördüğünü kaydeden Doç. Dr. Sadık, bu nedenle Paşinyan’ın uzlaşmacı dilinin, diaspora içinde ciddi tepki oluşturabildiğini dile getirerek son olarak fırsatlar hususunda şu ifadelere yer verdi: Ermenistan yönetimi, Türkiye ve Azerbaycan’ın uzatmış olduğu destek elini tutar ve barışa giden yolda önemli adımlar atarsa bu adımların faydaları, ülkenin ekonomik ve sosyal hayatında görülür. O zaman Paşinyan’ın yaklaşımı, zamanla toplumda daha fazla kabul görebilir. Ermenistan tarafı tabii şunu biliyor; Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilere en çok kendileri muhtaç. Dolayısıyla Türkiye ve Azerbaycan olmazsa Ermenistan, dünyaya açılmak, ekonomik faydalardan yararlanmak ve küresel rotalara bağlantı bulmayı gerçekleştiremez. Bu mânâda önümüzdeki yıllarda Ermenistan siyasetinin temel ekseni büyük ölçüde ‘pragmatik devletçilik’ olmalıdır. Azerbaycan ile nihai barışa yönelik adımlar atması ve Türkiye aleyhindeki bazı iddialarından vazgeçmesi gereken taraf da Erivan’dır. Şayet Erivan, bu konularda pragmatik davranırsa komşularla ilişkileri samimi bir şekilde geliştirmek istediğini gösterir; böylece bölgenin ekonomik pastasından ‘kârını’ elde edebilir.

Doç.Dr. Ramin Sadık: Türkiye-Azerbaycan ittifakı, Türk Birliğine giden yolda önemli bir modeldir Haber

Doç.Dr. Ramin Sadık: Türkiye-Azerbaycan ittifakı, Türk Birliğine giden yolda önemli bir modeldir

-Kürşat İsmayıl Karabağ meselesi, Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ bölgesi ve çevre şehirleri konusunda uzun süredir devam eden bir anlaşmazlık olarak bilinmektedir. Çatışma, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını yasa dışı işgalinin bir sonucu olarak ortaya çıktı. 1980'lerin sonuna doğru Sovyetler Birliği çöküşe geçerken; Ermenistan, bölge üzerinde toprak iddialarında bulunmaya başladı. Ermenistan’ın toprak iddiaları, 1988'den 1994'e kadar süren şiddetli bir çatışmaya yol açtı ve Karabağ bölgesi ile çevredeki yedi şehrin, Ermeni güçleri tarafından işgal edilmesiyle sonuçlandı. Azerbaycan, egemenliği altındaki topraklarının işgal edilmesinin uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu her vesileyle ortaya koydu. Bakü yönetimi, Ermeni güçlerinin, Azerbaycan topraklarından derhal, tam ve koşulsuz olarak geri çekilmesini talep eden çok sayıda BM Güvenlik Konseyi kararının açık bir ihlali olduğunu açıkladı. AGİT Minsk Grubu'nun müzakereleri de dahil olmak üzere barışçıl bir çözüme aracılık etmeye yönelik uluslararası çabalara rağmen çatışma hala çözülemedi. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorun, 2020 yılında büyük bir savaşa dönüştü. Karabağ Savaşı, 2020 yılının Kasım ayında yapılan bir ateşkes anlaşmasıyla sona erdi ancak gerilim hala yüksek ve durum hala çözülmedi. Azerbaycan açısından, çatışmanın tek kabul edilebilir çözümü, Ermeni güçlerinin Azerbaycan topraklarından tamamen çekilmesi ve ülkenin toprak bütünlüğünün yeniden sağlanması olarak açıklandı. Azerbaycan, ayrıca vatandaşı olan ve yerinden edilmiş kişilerin evlerine dönme haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini savunuyor ve savunmaya devam edecek. Sonuç olarak Karabağ sorunu, Azerbaycan ile Ermenistan arasında yüz yıldır gerilim ve çatışma kaynağı olan karmaşık bir çözümsüzlük yumağı haline geldi. Azerbaycan, çatışmayı Ermenistan'ın egemen topraklarını yasa dışı işgalinin bir sonucu olarak görüyor ve toprak bütünlüğünü yeniden sağlayan, yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin evlerine geri dönmesine izin veren barışçıl bir çözüm bulmaya kararlı. Azerbaycan ve Kafkasya bölgesine yönelik dikkate değer çalışmaları ile bilinen tarihçi Doç. Dr. Ramin Sadık, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasını hem tarihi hem de güncel meseleler perspektifinden Kırım Haber Ajansına değerlendirdi. Doç. Dr. Sadık, "Türkiye-Azerbaycan ittifakı, müstakbel Türk Birliği’ne giden yolda bir model, denenmiş bir örnektir" ifadelerini kullandı. Bugün Karabağ'da yaşanan sorunların tarihi temelinde neler yatmaktadır. SSCB döneminde bu problemi silahlı bir çatışmaya çeviren süreç nasıl ilerlemiştir? Ermenilerin, Azerbaycan Türklerine ait olan Karabağ topraklarına olan iddiası, Karabağ sorununun temelini teşkil etmiştir. Bu sorunun yaklaşık 250 yıllık tarihi vardır. Niye 250 yıl diyorum, zira II. Katerina döneminden beridir Ermeniler, söz konusu bölgede kendi devletlerini kurmak için uğraşmaya başladılar. Tabii II. Katerina sarayına elçilerini gönderen Karabağ Hanı İbrahim Halil Han, Ermenilerin bu talebine engel olabildi. ÇARLIK RUSYASI, KARABAĞ'DA AZERBAYCAN TÜRKLERİNİ YURDUNDAN ETTİ! Mayıs 1805’te Karabağ Hanlığı Çarlık Rusyası’na ilhak edildikten sonra Rusya, özellikle de İran ve Doğu Anadolu’dan Ermenileri Güney Kafkasya’ya yerleştirmeye başladı. Ermenilerin yoğun olarak yerleştirildiği yerlerden birisi Karabağ oldu. Dolayısıyla bugünkü Ermenistan topraklarında ve Karabağ’da demografi ile oynandı, Azerbaycan Türkleri yurtlarından sürgün edilerek Ermeniler (bu bölgeye) iskan edildi. Rusya’da Ocak 1905’te Kanlı Pazar olayı meydana geldikten sonra Çar yönetimi baskıları azaltmaya başladı. Bu bağlamda her yanda olduğu gibi Azerbaycan’da da basın gelişti. Ancak çarlık yönetimi bundan rahatsız olarak Ermenileri Azerbaycan Türklerine karşı kışkırttı. Neticede 1905-1906 yıllarında Bakü başta olmakla birçok bölgede Ermenilerin Türklere saldırıları oldu. Türkler özellikle Taşnak çetelerine karşı kendilerini savunmak için Difai örgütünü kurdular. Difai Ermenilere yardım ve yataklık yapanlara süikastler düzenleyince yönetim Ermenileri kışkırtmaktan vazgeçti. Azerbaycan bağımsızlık kazandıktan sonra da Ermenilerin saldırıları Karabağ’da sürdü. Azerbaycan hükumeti Ermenistan’dan resmi olarak toprak bütünlüğünü karşılıklı tanımayı talep etti. Lakin Ermenistan buna karşı, Ermeni çeteleri vasıtasıyla Azerbaycan Türklerine saldırdı. Azerbaycan’ın ilk bağımsızlık döneminde en son saldırı Mart 1920’de, tam da Nevruz günlerinde yaşandı. Ancak Karabağ’daki bu saldırıları, Azerbaycan hükumeti sona erdirdi. Bölgedeki Ermeniler Azerbaycan’ın egemenliğini kabul ettiler. GORBAÇOV'UN BAŞ DANIŞMANI, ERMENİLERE KARABAĞ'I VAAT ETTİ!  Bolşevik XI. Kızıl Ordusu Azerbaycan’ı işgal ettikten sonra Ermenistan, Karabağ’ı defalarca Sovyet yönetiminden talep etti. Hatta 1921’de kendi sınırları içine kattığını belirtti. Lakin araya giren Moskova’nın girişimiyle 1923’te bölgede Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti tesis edildi. Böylece Sovyetlerin yardımıyla bölgenin temeline adeta 'dinamit' kondu. Ermeniler, Sovyetler döneminde birkaç defa daha Karabağ’ı talep ettiler. Ama Azerbaycan yönetimi reddetti. Sovyetler dağılma sürecine girdiği dönemde Mihail Gorbaçov’un ekonomi Başdanışmanı Abel Aganbekyan, Kasım 1987’de Paris’e ziyareti esnasında, Karabağ’ın Ermenistan’a verilmesi için Sovyet liderine öneride bulunduğunu açıkladı. Böylece Ermenistan’da gösteriler başlarken, Mehri ve Gafan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri yurtlarından kovuldular. Akabinde Şubat 1988’e gelindiğinde Ermeniler hem Erivan’da hem de Karabağ’da gösteriler düzenleyerek bölgenin Ermenistan’a bağlanması yönünde talepler ileri sürdüler. Sonuçta I. Körfez Savaşı’ndan da yararlanarak hızlı bir şekilde silahlanan Ermeniler, Sovyet yönetiminin görmezden gelmesi karşılığında Azerbaycan Türklerine karşı topyekun savaş başlattılar. Böylece Ermenistan’ın da destek vermesiyle 1994’e kadar Azerbaycan’ın arazisinin yüzde 20'si işgal edildi. Şu anda Karabağ'da yaşanan sorunlara karşı Ermenistan, Avrupa Birliği ve Rusya misyonlarını hayata geçirmek çabasındayken, sorunun çözümünde Türkiye-Azerbaycan müttefikliği, Azerbaycan için nasıl bir avantaj sağlıyor? 2020’deki 44 günlük Karabağ Savaşı’ndan sonra bölgede yeni bir denklem ortaya çıktı. Bu denklemde asıl söz hakkı, savaşı kazanan Azerbaycan ve onun rızasıyla denklemde yer alacak güçlerdir. Tabii Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki önemi ve ağırlığı artmıştır, biliyoruz. Bu durum bazı bölgesel ve uluslararası güçleri rahatsız etmektedir. Bundan dolayı söz konusu güçler, hem Azerbaycan’ın kazanımını zayıflatmak (Zengezur Koridoru konusunda özellikle) hem de Türkiye’nin bölgedeki varlığına engel olabilmek için birlikte hareket etmeğe karar vermişlerdir. Tabii bu bağlamda Ermenistan’a destek verdiklerini ve onun sınırlarını 'kırmızı çizgiler' olarak nitelediklerini görüyoruz. Fakat ortada bir sınırdan söz etmek mümkün değildir. Zira Sovyetler dağıldığı zaman Ermenistan, Azerbaycan’a saldırdığı için sınırlar net belirlenmemiştir. II. Karabağ Savaşı’ndan sonra da Azerbaycan’ın defalarca sınırların belirlenmesini istemesine rağmen Ermenistan bugüne kadar net tavır sergilememiştir. Dolayısıyla iki taraf arasında net sınır belli olmadığı için, 'kırmızı çizgiler' sözü boşunadır. Bu arada, Ermenistan savaştaki yenilgiden sonra tamamen Batı eksenli bir dış politika belirlemiştir. Aslında Batı'nın da isteği bu yöndedir. Zira yenilmiş Ermenistan üzerinden Güney Kafkasya’da siyaset izlemek işine gelmektedir. O nedenle Avrupa Birliği, özellikle de Fransa’nın son zamanlardaki girişimleriyle Ermenistan arazisine kalabalık bir misyon göndermeğe karar vermiştir. Azerbaycan’a da arazisinde misyonun faaliyeti için izin vermesi söylenmiş ancak Azerbaycan bunu reddetmiştir. Şimdi Avrupa’nın 'sivil' olarak nitelediği ancak içerisinde eski askerlerin de görev alabilecekleri şüphesi ağırlık basan ekip, iki yıl boyunca Ermenistan’da bulunacaktır. Avrupa’nın bu çabasına ABD de destek vermektedir. Zira birlikte Rusya’yı, Ukrayna’da yaptığı savaş nedeniyle Güney Kafkasya’da sıkıştırmaya çalışmaktadırlar. ŞUŞA BEYANNAMESİ, TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİSİNİ EN ÜST DÜZEYE YÜKSELTTİ Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri en üst düzeye yükseltmiştir. Artık iki devlet müttefiktir. Beyannamenin en önemli maddelerinden birisi, güvenlikle ilgilidir. Yani dışarıdan her hangi birine saldırı yapılacak olsa, birlikte hareket edilecektir. Zaten beyannameden önce de Türkiye Azerbaycan’ın güvenliği için her şeyi yapıyordu. Örneğin 1993’ten bugüne Kelbecer’in işgali gerekçesiyle sınırlarını Ermenistan’a kapatmıştı. Ayrıca bilindiği gibi Türkiye yıllardır Azerbaycan ordusunu eğitmektedir. Eğitilmiş o ordu Karabağ’da sözünü söyledi. Ve sadece 44 gün içinde... Eğitimler bugün de devam etmektedir. Türkiye ile Azerbaycan’ın müttefikliği Hazar’ın doğusundaki Türk ülkelerini de daha cesaretli dış politika adımları atma konusunda cesaretlendiriyor. Son dönemler Türk Devletleri Teşkilatı’nın uluslararası ciddi bir güç gibi ortaya çıkmasında ve gelişmesinde Türkiye-Azerbaycan müttefikliğine Hazar’ın doğusundan verilen desteğin bu bağlamda önemi büyüktür. Diğer yandan Türkiye-Azerbaycan müttefikliği, ilerde Türk Devletleri Teşkilatı’nın Türk Birliği’ne dönüşebilmesi anlamında da önemlidir. Zira Türkiye-Azerbaycan ittifakı, müstakbel Türk Birliği’ne giden yolda bir model, denenmiş bir örnektir. Dolayısıyla şahsen bu modelin, Türk Devletleri Teşkilatı’nın birlik çerçevesinde bütünleşmesinde etkin olacağını düşünüyorum.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.