Kırım’da işgalin karanlık yüzü: Kadın siyasi tutsak sayısı 8 kat arttı, avukatlar sistematik baskı altında
Kırım’ın 2014 yılında başlayan Rus işgali, 2022’de başlayan topyekun savaşla birlikte eşi benzeri görülmemiş bir baskı safhasına geçti. Yarımadada artık sadece aktivistler değil; eczacılar, öğretmenler, genç kızlar ve savunma görevini yapan avukatlar da işgalci Rus özel servislerinin (FSB) doğrudan hedefi haline geldi.
Güvenlik gerekçesiyle isminin gizli tutulmasını isteyen Kırımlı bir insan hakları savunucusu, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda, son dört yılda Kırım'da kadın siyasi tutsak sayısının korkunç derecede arttığını ve siyasi tutsakları savunan avukatların sistematik baskıya maruz kaldığını anlattı. İşgalci güçlerin aileleri "sessiz kalma" vaadiyle kandırdığını belirten savunucu, tutsakların kurtuluşu için kamuoyu oluşturmanın ve Türkiye gibi aktörlerin arabuluculuğunun hayati önemde olduğunu vurguladı.
KADIN SİYASİ TUTSAK SAYISINDA KORKUNÇ ARTIŞ: 7’DEN 60’A ÇIKTI
Aktivist, 2022 sonrasında baskıların karakter değiştirdiğini ve kadınların hedef alınmasının artık sistematik bir politika haline geldiğini belirterek şu açıklamada bulundu:
Geniş çaplı işgal saldırısı başlamadan önce Kırım’da sadece 7 kadın siyasi tutsak vakası biliyorduk. 2022’den bugüne ise bu sayı 60’a çıktı. Bu sadece bir sayı artışı değil; Rusya kadınlara karşı aktif bir şekilde davalar açarak ilk 'kırmızı çizgiyi' tamamen geçti.
İnsan hakları savunucusu, Hatice Büyükçan, Niyara Ersmambetova gibi genç kadınların, sadece kimliklerini korudukları veya Ukrayna ile bağlarını koparmadıkları için hapse atıldığını kaydetti. Ayrıca işgal güçlerinin, kadınları çocuklarını bir daha görememekle tehdit ederek "itirafçı" olmaları için ağır psikolojik işkenceler uyguladığını belirtti.
“SESSİZ KALIN” TUZAĞI VE PAZARLIK MASASI
Rus işgal güçlerinin uyguladığı baskı ve sindirme politikası nedeniyle Kırım’da yaşayan çoğu kişinin baskıları anlatmaktan korkutuğunu, FSB’nin bu korkuyu kullanarak alıkoydukları kişilerin yakınlarını susmaya zorladığını anlatan hak savunucusu, şu ifadeleri kullandı:
Birçok vakada insanlar çeşitli nedenlerle bildirimde bulunmuyor. İlk olarak, herkesin hak savunucuları veya gazetecilerle bağı yok; insanlar nereye ve nasıl güvenli bir şekilde bildirimde bulunacaklarını, bu temas yüzünden kendilerinin de zulüm görüp görmeyeceğini bilmiyorlar. İkinci olarak, FSB görevlileri birinin evinde arama yaparken aileyi korkutmaya başlıyorlar; 'Sakın basına veya hak savunucularına konuşmayın, sessiz kalırsanız yakınınızın az ceza almasını sağlarız' diyerek pazarlık yapıyor. Yani insanları, haklarını savunmanın kendilerine zarar vereceğine ikna ediyorlar. Bir kişinin avukat tutma, belgeleri dikkatlice inceleme ve neyle suçlandığını anlama hakkının ona zarar vereceği, bunun yerine doğrudan savcılıkla ‘anlaşma’ yapması gerektiği söyleniyor. Bu bir tuzaktır.
Maalesef bu tür anlaşmalara giren birçok kişinin sonunda yine de mahkûmiyet aldığını biliyoruz; çünkü bu insanlarla anlaşmak imkansızdır ve bunu yapmamak gerekir. Eğer bir kişi zulmün siyasi olduğuna, terörle veya sabotajla (Kırım'da şu an popüler olan suçlamalar) ilgisi olmadığına gerçekten inanıyorsa, kendini halka açık (kamuoyuna duyurarak) savunmalıdır. Ancak kendini kamuoyunda duyuranların sayısı giderek azalıyor; özel servislerin baskısı işe yarıyor. Mesela 2025 yılında alıkonulan Niyara Ersmambetove, Hatice Büyükçan ve diğerleri… Maalesef bu hikayelere erişim kısıtlı; çünkü akrabalar korkuyorlar. Çocuklarına daha fazla zarar vermekten çekiniyorlar.
“SİYASİ TUTSAKLAR HAKKINDA KONUŞMAK ÖNEMLİDİR”
Kamuoyu önünde savunulmayan her davanın, işkencenin ve hukuksuzluğun karanlığında kaybolduğunu vurgulayan hak savunucusu, Nariman Celâl örneğinde olduğu gibi; ancak sesini dünyaya duyuranların takas listelerine girebildiğini kaydetti.
Leviza Celâl’in eşi hakkında kamuoyunda konuşmak için her fırsatı değerlendirdiğini hatırlatan aktivist, “O da yayınlara çıkarken, Ukrayna, uluslararası ve Türk medyasına demeç verirken risk alıyordu ama bunun eşi için bir ‘bağışıklık’ olacağını biliyordu. Onun özgürlüğü için savaştı ve sonunda Ukrayna ile Rusya arasındaki değişim sonucunda Nariman Celâl serbest kaldı. Bunun, diğer insanların da hikayelerini anlatmaları için iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz; çünkü bu er ya da geç sonuç verir. Bu durum, öncelikle tutukluluk koşullarında bir iyileşme sağlar. Birine çok fazla mektup yazıldığında veya medya ondan bahsettiğinde, cezaevi idaresi ve özel servisler bu kişilere işkence yapılamayacağını, yasa dışı sorgu yöntemleri uygulanamayacağını anlar. Çünkü her şey bir şekilde açığa çıkacaktır. Bu kural, en asgari düzeyde de olsa çalışmaya başlar ve en azından bu kişilerin fiziksel zarar görmeyeceğinden emin olabiliriz. Şu an siyasi tutsakların yakınları için yakınlarını kurtarmanın tek yolu; kamuoyu oluşturmak, enformasyon çalışması yürütmek ve bu kişilerin değişim listelerine girmesini sağlamak için isimlerini duyurmaktır.” dedi.
AVUKATLAR HEDEF ALTINDA: OFİS BASKINLARI VE LİSANS İPTALLERİ
İşgalcilerin 2022 sonrasında siyasi tutsakları savunan avukatlara yönelik de baskıları artırdığını; Lilya Gemeci, Aleksey Ladin, Nazim Şehmambetov ve Rüstem Kamilov olmak üzere dört Kırımlı avukatın lisanslarının iptal edildiğini ve Kırım’da hukuk mücadelesinin artık "bıçağın ucunda" yürütüldüğünü belirten kaynak, savunma makamının uğradığı baskıları şu sözlerle anlattı:
Topyekûn işgal girişiminin yarattığı ortam Rus yetkililerin yaklaşımını değiştirdi. Ukrayna’da olup bitenlerin gölgesinde, Kırım’daki baskıların medyanın ilgisini çektiğini ama çok daha ciddi olayların (cephedeki savaşın) dikkat merkezini kaydırdığını anladılar. Füze saldırıları sonucu çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ölürken; Kırım’da bir avukatın lisansının iptal edilmesi hikayesi enformasyon açısından sönük kalıyor. Güvenlik güçleri bunu fırsat bildi. Önce avukatları sırayla idari tutuklamalarla hapse atmaya başladılar, sonra lisanslarını iptal ettiler. Aralık 2025’te bir avukatlık bürosuna kaba ve açık bir baskın düzenlediler; belgelerine ve mühürlerine el koydular. Oysa avukatlık büroları ‘mesleki sır’ kapsamında korunur ve böyle bir arama için özel izin gerekir. Burası sıradan bir ev değil, müvekkillerin sayısız dosyası orada tutuluyor. Kendi yasalarını bile çiğniyorlar ve bunu artık tamamen rahatça yapıyorlar; kimsenin onları durduramayacağını biliyorlar.
Baskının artmasının bir başka sebebinin, avukatların sadece hukuki savunma yapması değil, aynı zamanda müvekkillerinin hikayelerini dünyaya duyuran birer "aktarıcı" olması olduğunu belirten İnsan hakları savunucusu, “Avukatlar mahkeme salonlarından çıkıp basına demeç veriyor, uluslararası yayın organlarına bağlanıyorlardı. Baskı artınca; ya sessizce müvekkillerini savunmak ya da kamuoyu önünde konuşmak arasında bir tercih yaptılar. Birçok avukat, hapiste tutulan insanları savunma hakkını koruyabilmek için sessizliği seçti. Bazıları ise hâlâ kamuoyu önünde çalışmaya devam ediyor ama her an baskıya maruz kalabileceklerinin farkındalar. Mesela Emil Kurbedinov; hâlâ mahkeme süreçlerini, aramaları ve davaları yorumlamaya devam ediyor. Ancak biliyorsunuz kendisi birkaç kez idari tutuklama yaşadı, ofisi basıldı.” dedi. Ayrıca siyasi tutsak sayısının artarken, bu süreçleri nitelikli şekilde yürütecek savunmacının sayısının hızla azaldığını kaydetti.
Aktivist, 2022’den sonra Kırım’daki baskı şeklinin değiştiğini, insanların daha çok sözde "casusluk" ve “vatana ihanet" suçlamalarıyla alıkonulmaya başladığına dikkat çekerek, “Bana göre bunun sebebi Kırım’daki Ukrayna yanlısı duyguların güçlenmiş olması. Birçok kişinin Ukrayna’da akrabası var; 10 yıldır işgal altında sessizce yaşayanlar bile 2022’den sonra artık dayanamadı.” değerlendirmesinde bulundu.
“RUSYA KIRIM TATAR SİYASİ TUTSAKLARI TAKAS ETMEK İSTEMİYOR”
Ukrayna ile Rusya arasındaki esir takaslarında Kırım Tatarlarının ve sivil tutsakların neden az yer aldığına dair soruya hak savunucusu şu yanıtı verdi:
Rusya, Kırım Tatarlarını takas listesine dahil etmeyi reddediyor. Çünkü, özellikle yurttaş gazeteci veya topluma mal olmuş bir figürün serbest kalmasının, dışarıdaki insanlara 'direniş ilhamı' vermesinden çekiniyorlar. İnsanların 9-10 yıl boyunca içeride kalmasını sağlayarak, dışarıdaki aktivistlerin umudunu kırmayı amaçlıyorlar. İkinci sebep ise sivil tutsaklar için uluslararası bir platformun olmaması. Ukraynalı insan hakları aktivistleri sık sık bu konuyu gündeme getiriyor. Yani, savaş esirleri için Cenevre Sözleşmeleri var, bunlar yürürlükte, takaslar başarıyla devam ediyor ve tüm dönem boyunca yaklaşık 60 takas gerçekleştirildi. Sivil esirlerin durumu ise çok karmaşık. Bu durumda her şey Rusya’nın isteğine bağlı. Bu tamamen siyasi bir mesele ve Türkiye bu konuda kilit bir rol oynayabilir. Tıpkı Ahtem Çiygöz ve Nariman Celal vakalarında olduğu gibi... Eğer siviller için özel bir prosedür veya platform oluşturulursa, bir umut doğabilir. En azından insanlar bu yönde çalışmaların yapıldığını görür. Çünkü işgal altındaki topraklardaki insanların bu konuda bir umut olduğunu hissetmeleri çok önemli, aksi takdirde insanlar ya bu topraklarda kalma ve güvende olma umutlarını kaybettikleri için evlerini terk edip gidecekler ya da açıkça, alenen direnişi bırakacaklar.
“DİRENİŞ HÂLÂ VAR AMA DAHA TEHLİKELİ”
Baskıların artmasına rağmen Kırım Tatar toplumunda yardımlaşmanın ve empatiye dayalı sessiz bir direnişin sürdüğünü belirten kayak, "Eskiden para cezalarıyla korkutuyorlardı, halk bu cezaları aralarında toplayıp ödeyince şimdi ağır hapis cezalarına geçtiler…Yani, direniş var, mevcut, ancak varlığı giderek daha tehlikeli hâle geliyor ve zulüm yöntemleri giderek daha saldırgan şekil alıyor.” dedi.