SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Rus İşgali

QHA - Kırım Haber Ajansı - Rus İşgali haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rus İşgali haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Sıbiha: Rusya Oleşkı’da 'mutlu halk' tiyatrosu sahneleyecek Haber

Ukrayna Dışişleri Bakanı Sıbiha: Rusya Oleşkı’da 'mutlu halk' tiyatrosu sahneleyecek

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, Rus işgali ve kuşatması altındaki Herson bölgesine bağlı Oleşkı kentinde Rus güçlerinin kurgusal propaganda videoları çekmeye hazırlandığını duyurdu. Ukrayna istihbarat verilerine dayanan açıklamada, Rus işgal yönetiminin kent sakinlerini baskı ve zorlamayla kamera karşısına geçirerek mutlu ve halinden memnun olduklarını söyletmeyi planladığı bildirildi. Dışişleri Bakanı Sıbiha, sosyal medya üzerinden yaptığı resmi açıklamada Rusya'nın yürüttüğü dezenformasyon kampanyasını ve insani krizi şu sözlerle ifşa etti: İstihbarat verilerimize göre Rusya, işgal altındaki Oleşkı kentinde onlarca kurgusal video çekmeye hazırlanıyor. Yerel halk, Rus işgalcilere minnettar olduklarını, karınlarının doyduğunu ve mutlu olduklarını söylemeye zorlanacak. Rus arsızlığının ve alaycılığının sınırı yok. İşgalciler önce kenti ele geçiriyor, sivillerin tahliye yollarını kesiyor ve insani yardımları engelliyor; ardından da yerel halkı bu düzmece propaganda videolarında oynamaya mecbur bırakıyor. Bu durum, Rusya'nın Oleşkı'da hiçbir sorun olmadığını ve insani bir felaketin yaşanmadığını iddia eden haftalardır sürdürdüğü iğrenç propaganda kampanyasının yeni bir adımıdır. UKRAYNA SİHA’LARLA İNSANİ YARDIM ULAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR Oleşkı kentindeki insani durumun her geçen gün ağırlaştığına dikkat çeken Sıbiha, Ukrayna Savunma Kuvvetlerinin bölgedeki insanları kurtarmak için SİHA’larla insani yardım ulaştırmak da dahil olmak üzere tüm imkanları seferber ettiğini belirtti. Uluslararası topluma ve insan hakları örgütlerine çağrıda bulunan Bakan Sıbiha, Moskova üzerindeki baskının acilen artırılması gerektiğini vurgulayarak şunları kaydetti: Uluslararası toplumu ve ilgili tüm uluslararası kuruluşları Moskova üzerindeki baskıyı artırmaya ve Rus işgalcilerden Oleşkı kuşatmasını derhal kaldırmalarını talep etmeye çağırıyoruz. Orada açlık çeken ve ölüme terk edilmiş insanları kurtarmak için her günün büyük önemi var. Uluslararası ortaklarımızı bu trajediyi sona erdirmek adına hemen şimdi harekete geçmeye ve bölgeye acil insani erişim sağlanmasını talep etmeye davet ediyoruz. KENTTEKİ DURUM, FELAKET BOYUTUNA ULAŞTI: SİVİLLER KÖPEKLERİ YEMEK ZORUNDA KALIYOR! Rus işgali ve kuşatması altındaki Herson bölgesine bağlı Oleşkı kentinde gıda ve enerjiden yoksun bir şekilde mahsur kalan siviller, yapay kıtlığın eşiğinde günlerdir hayat mücadelesi veriyor. Ukrayna savunma güçleri, birkaç gün önce insansız hava araçları (İHA) vasıtasıyla kentte belirlenen 100 farklı noktaya toplam 4 ton gıda malzemesi ve ilaç ulaştırdı. Ancak Rus işgal güçlerinin, sivillere yapılan gıda yardımlarına el koyduğu bildirildi. Oleşkı Kenti Askerî İdaresi Başkanı, Ukrayna ordusunun kentte sağladığı son gıda yardımından önce en son 26 Mayıs’ta kentteki sivillere yardım ulaştırdığını kaydederek yaklaşık 200’ü çocuk olmak üzere 6 bin civarında sivilin hâlâ bölgede mahsur kaldığını belirtti. Kentte açlıkla mücadele eden sivillerin otlarla ve köpeklerle beslenmeye başlamış olması ise insani krizin boyutunu gözler önüne seriyor. İHH'DAN UKRAYNA İÇİN ACİL ÇAĞRI: "OLEŞKI’DA İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR, İNSANİ KORİDOR AÇILMALI" İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH İnsani Yardım Vakfı); Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, Özgür-Der, Sadakataşı Derneği ve Yetim Vakfı yöneticilerinin katılımıyla 25 Eylül’de düzenlenen ortak basın açıklamasında ise Oleşkı kentindeki insani durumun felaket boyutuna ulaştığı kaydedilmiş ve acil yardım ile insani koridor çağrısında bulunulmuştu.

Kıyiv’de Kırım Tatar dilinin geleceği masaya yatırıldı: Eğitimcilerden asimilasyon risklerine karşı eylem planı Haber

Kıyiv’de Kırım Tatar dilinin geleceği masaya yatırıldı: Eğitimcilerden asimilasyon risklerine karşı eylem planı

Kırım Tatarları, asırlık köklerinden aldığı güçle ana diline ve kültürel mirasına sahip çıkmayı sürdürüyor. Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) başlattığı girişim doğrultusunda bu yıl, Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı Günü ikinci kez kutlandı. Ukrayna hükûmetinin Şubat 2022'de kabul ettiği “2022-2032 Kırım Tatar Dilinin Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması Stratejisi” çerçevesinde; bilim insanları, dil bilimciler ve tarihçilerin ortak değerlendirmeleri sonucunda bu özel günün 10 Eylül tarihi olarak belirlenmesi teklif edilmişti. 10 EYLÜL 1927 BİRİNCİ KIRIM İMLA KONFERANSI 10 Eylül 1927 tarihinde Kırım'ın başkenti Akmescit'te yapılan Birinci Kırım İmla Konferansı, Kırım Tatar dilinin modernleşmesi, imla standartlarının oluşturulması ve milli kimliğin geleceğe taşınmasında tarihi bir milat kabul ediliyor. Kabul edilen kararnamenin bürokratik parçaları henüz tamamlanmadı; ancak Kırım Tatarları, ana dili bilincini ve kültür varlıklarını koruma isteğini şart altında sürdürüyor. Kırım Tatar dili ve edebiyatı, toplumun sarsılmaz gücü ve ana diline olan bağlılığı sayesinde bağlılık ve sürdürülmeye devam ediyor. KIRIM TATAR DİLİNİN DURUMU ELE ELINDI 2025 yılında Kırım Tatar kurumları, sivil toplum kuruluşları, eğitim kurumları ve devlet organlarının katılımıyla kutlanan Kırım Tatar Dil ve Edebiyatı Günü etkinlikleri, bu yıl güvenlik gerekçesiyle farklı bir formatta icra edildi. Ukrayna şehirlerinin ve özellikle başkent Kıyiv'in Rusya'nın füze ve SİHA saldırısı tehdidi altında bulunması sebebiyle, çocukların ve sivillerin katıldığı kitlesel açık hava etkinlikleri askıya alındı. Bunun yerine başkent Kıyiv’de Kırım Tatar dil ve edebiyatının mevcut durumu ile geleceğine odaklanan geniş katılımlı bir eğitimciler toplantısı düzenlendi. Oturumda, işgal altındaki Kırım'da Rus yönetiminin Kırım Tatar dilini eğitimden ve kamusal alandan tamamen silme politikaları ile Ukrayna'nın özgür topraklarında ve yurt dışında dilin korunması için atılması gereken somut adımlar ele alındı. Toplantıda konuşan gazeteci Muslim Umerov, Kırım Tatar dilinin Ukrayna'nın yerli halklarından birinin dili olarak resmî statüye sahip olmasına rağmen son derece hassas bir konumda bulunduğunu ve UNESCO verilerine göre yok olma tehlikesi altındaki diller arasında yer aldığını hatırlattı. EĞİTİMDE VE MEDYADA YENİ STRATEJİLER Ukrayna Müslümanları Birliği Başkanı Süleyman Hayrullayev, dili sonradan öğrenmek isteyen yetişkinler ve çocuklar için kaliteli eğitim materyallerinin eksikliğine dikkat çekerek şunları kaydetti: Çocuklar bugün kendi ana dillerini ne yazık ki yabancı bir dil gibi öğrenmek zorunda kalıyor. Tek bir ders kitabı değil, çok sayıda ve nitelikli kaynak üretmek zorundayız. Bu tür istişare toplantıları kalıcı hale gelmelidir. Ukrayna Enstitüsü Genel Müdür Yardımcısı ve insan hakları savunucusu Alim Aliyev ise dilin yaşatılması için altyapı ve yasal kotaların şart olduğunu belirtti. Aliyev, Ukrayna'da radyo ve televizyon yayıncılığında Kırım Tatarca için en az yüzde 5'lik bir yayın kotası getirilmesini önererek şu değerlendirmede bulundu: Zamanında uygulanan kotalar Ukrayna müziğini ve kültürünü total ruslaştırmadan kurtardı. Bugün benzer bir yüzde 5'lik kotayı Kırım Tatar dili için konuşmalıyız. Ayrıca Polonya (Varşova), Almanya ve Türkiye'deki üniversitelerde Kırım Tatar kürsülerinin açılması için çalışıyoruz. Bunun için de eğitimcilere ihtiyacımız var. Dolayısıyla eğitim altyapısının genişletilmesi çok önemlidir. Çevirmen Mamure Çabanova da okul müfredatlarının güncel ihtiyaçları karşılamadığına işaret ederek, asimilasyon riski nedeniyle eğitim süreçlerine ebeveynlerin de dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Çabanova, “Ne yazık ki, bugün öyle bir durumdayız ki, artık çocuklara değil, ebeveynlere eğitim vermeye başlamamız gerekiyor. Ben kendim de ana dilimde konuşmaya büyük bir ihtiyaç ve gereklilik hissediyorum ve ev dışında ya da birkaç kişi dışında konuşacak kimseyi bulamıyorum. Yani, burada ele almamız gereken şey, küçükten büyüğe eğitime tamamen dahil olmamız gerektiğidir.” dedi. Çabanova ayrıca işgal altındaki Kırım'da yaşayan soydaşların da erişebileceği açık kaynaklı çevrim içi kursların ve dijital kitapların acilen hazırlanması gerektiğini ifade etti. İŞGAL ALTINDAKİ KIRIM'DA SİSTEMATİK BASKI VE FELAKET Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, 2014 işgalinden bu yana Kırım'daki okullarda ana dil derslerinin haftada sadece bir saate düşürüldüğünü ve tam anlamıyla bir Ruslaştırma politikası uygulandığını vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: Kırım'da sözde resmî olarak üç devlet dili kabul edilmiştir: Rusça, Ukraince, Kırım Tatarca. Fakat Kırım'ın genelinde ister sözde devlet kurumu olsun ister farklı bir mülkiyet yapısındaki kurum olsun, Kırım Tatarca veya Ukraince tek bir kelimenin dahi duyulduğu tek bir yer bulamazsınız. Her şey istisnasız Rusçadır. Dolayısıyla beyan edilen başka, yaşanan bambaşkadır. İnsanları saran korku öyle bir boyuttadır ki; işgalciler çocuklarının Kırım Tatarca eğitim almasını isteyen herkesi adeta avlamakta, izlemekte ve kaydetmektedir. Yani Kırım'da Kırım Tatar dili ve Ukraynaca konusunda tam anlamıyla bir felaket tablosu yaşanmaktadır. Rus işgali nedeniyle Kırım Tatarlarının dünyanın farklı ülkelerine dağıldığını belirten Çubarov, işgal altındaki halkla diyalog kurulması, suçlayıcı değil yol gösterici olunması ve üçüncü ülkeler üzerinden çevrim için okul modellerinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Taras Şevçenko Kıyiv Milli Üniversitesi Türkoloji Kürsüsü Kıdemli Öğretim Görevlisi Abibulla Seyitcelil de işgal altındaki Kırım üniversitelerinde Kırım Tatar edebiyatı ve dil bilimi bölümlerinin kapatıldığını, eğitim yetersizliğine rağmen halkın ana dilinden vazgeçmediğini ancak sürecin büyük bir varoluşsal tehdit barındırdığını teyit etti.

KTMM Başkanı Çubarov: "10 Eylül'ün resmi gün ilan edilmesi Ukrayna egemenliğinin simgesidir" Haber

KTMM Başkanı Çubarov: "10 Eylül'ün resmi gün ilan edilmesi Ukrayna egemenliğinin simgesidir"

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı açıklamada, 10 Eylül Kırım Tatar Dil ve Edebiyatı Günü'nün Ukrayna’da resmî devlet günü ilan edilmesi yönündeki teklifin Bakanlar Kurulu tarafından henüz Cumhurbaşkanlığına sunulmadığını bildirdi. Çubarov, söz konusu kararın onaylanmasının Ukrayna’nın yerli halklara yönelik politikasının sözde değil eylemde olduğunu kanıtlayacağını vurguladı. 10 Eylül tarihinin seçilme nedeni, 10 Eylül 1927 tarihinde Akmescit’te (Simferopol) toplanan Birinci Kırım İmla Konferansı’na dayanıyor. Kırım Tatar yazı dilinin gelişiminde dönüm noktası kabul edilen bu konferansta Latin alfabesine geçiş onaylanmış ve modern edebiyat dilinin standartları belirlenmişti. KTMM, Mayıs 2024’te Kültür ve Enformasyon Politikası Bakanlığına başvurarak 10 Eylül’ün resmî gün statüsü kazanmasını talep etti, ancak hükûmet nezdindeki süreç henüz tamamlanmadı. "SÖMÜRGECİ POLİTİKALARA VERİLMİŞ NET BİR YANIT" Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı Günü'nün devlet düzeyinde resmen ilan edilmesi, yerli halklara yönelik politikasının sadece sözde değil, gerçek olduğunun bir başka teyidi olacağını belirten Refat Çubarov şu değerlendirmede bulundu: Yerli halkların kültürü, dili ve tarihi mirası, Ukrayna devletinin ortak mirasının ayrılmaz bir parçasıdır. Buna göre, bu günün ilan edilmesi, yerli Kırım Tatar halkıyla birliğin bir başka tezahürü ve Ukrayna'nın Kırım üzerindeki egemenliğinin dünyaya bir kanıtı olacaktır. Kırım Tatar halkı için, Kırım Tatar Dili ve Edebiyatı Günü'nün ilan edilmesi, Kırım'ın Rus işgali altındaki koşullarında yerli halkın dili olan Kırım Tatar dilini destekleme, koruma ve geliştirme yönündeki devlet politikasının bir göstergesidir ve bu son derece önemli bir ahlaki destektir. Dünya için ise bu, Ukrayna'nın dilsel ve kültürel çeşitliliğin korunmasına katkısı ve yerli halkları yok etmeye yönelik sömürgeci politikanın açık bir reddidir.

İşgal altındaki Kırım’da "Her Eve Bir Bayrak" kampanyası başlatıldı Haber

İşgal altındaki Kırım’da "Her Eve Bir Bayrak" kampanyası başlatıldı

Kırım Tatar Kaynak Merkezi, 26 Haziran Kırım Tatar Milli Bayrak Günü öncesinde işgal altındaki Kırım'da millî kimliği ve aidiyeti korumak amacıyla büyük bir sivil hareketin başlatıldığını bildirildi. Rus işgali altındaki Kırım’da yaşayan Kırım Tatar gençler, millî sembolleri canlı tutmak ve evleri bayraklarla donatmak için "Her Eve Bir Bayrak" adlı yeni bir toplumsal girişim başlattı. LEVADKİ KÖYÜNDE 12 METRELİK BAYRAK DİREĞİ DİKİLDİ Kırım Tatar Kaynak Merkezi tarafından yapılan açıklamaya göre, sosyal medyada "crimeaflag" ekibi öncülüğünde örgütlenen Kırım Tatar gençlerinin başlattığı bu anlamlı proje, aslında yarımadada yaşayan halktan gelen yoğun talep ve mesajlar üzerine hayata geçirildi. Proje çerçevesinde, Kırım'ın Levadki köyünde 12 metrelik dev bir bayrak direği dikildi ve özel ekipmanlar kullanarak dayanıklı malzemeden yeni bir Kırım Tatar milli bayrağı (Tarak Tamgalı Gökbayrak) hazırladı. Girişim ortakları, Kırım Tatar bayrağını sadece resmî törenlerde dalgalanan bir sembol olmaktan çıkarıp her Kırım Tatarı ailesinin günlük yaşamının ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi hedefliyor. Amaçlarının evlerde millî bayrak bulundurmayı köklü ve güzel bir aile geleneğine dönüştürmek olduğunu belirten gençler, Kırım içindeki ve dışındaki tüm soydaşlarını bu kampanyaya destek vermeye çağırdı. GÖKBAYRAK: KIRIM TATARLARININ YARIMADADAKİ VARLIK ŞİFRESİ 2009 yılında, birçoğu Kırım Haber Ajansında (QHA) çalışan bir grup Kırım Tatar genç, Kırım Tatar Millî Bayrak Günü etkinliğini hazırlamak için organizasyon komitesini oluşturdu ve komite başkanlığını o zaman Kırım Haber Ajansı İngilizce sayfası editörü olan Rüstem Ablâtif üstlendi. Gençlerin aktif çalışmaları neticesinde 26 Haziran 2009 tarihinde Akmescit’in merkez meydanında ilk kez Kırım Tatar Millî Bayrak Bayramı organize edildi. O günün sembolü de, dönemin Bursa Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Merhum Başkanı Adnan Süyen’in 2009 yılında diktirip armağan ettiği 21×12 metre boyutlarına sahip dünyanın en büyük Kırım Tatar Bayrağı oldu. 2010 yılında Kırım Tatar Millî Kurultayı, II. Kırım Tatar Milli Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Haziran gününün Kırım Tatar Bayrak Günü olarak kutlanmasına ilişkin kararı kabul etti. O yıldan bu yana Kırım Tatarları, her yıl 26 Haziran’da Kırım Tatar Millî Bayrak Günü’nü milli bir bayram havasında kutlamaya devam ediyor. 26 Haziran Kırım Tatar Bayrak Günü, bugün Kırım Tatarları için sadece kültürel bir kutlama değil, aynı zamanda tarihi hafızayı, kültürü ve öz kimliği koruma mücadelesinin en somut ifadesi olarak kabul ediliyor. Özellikle Rus işgali altındaki mevcut koşullarda, Kırım’ın yerli halkının kendi kültürel mirasına ve kimliğine sahip çıkması hayati bir varoluş mücadelesine dönüşmüş durumda. Kırım Tatar Kaynak Merkezi yaptığı açıklamada bu sivil girişimi sonuna kadar desteklediğini ilan ederek tüm Kırım sakinlerini projeye omuz vermeye davet ederek şu ifadelere yer verdi: Millî sembollerin korunup yaygınlaştırılması Kırım Tatar halkının birliğini güçlendirmeye, değerlerini gelecek nesillere aktarmaya ve Kırım Tatar kimliğini vurgulamaya önemli bir katkıdır. Sonuçta, bir evin üzerinde dalgalanan veya bir kamusal alana yerleştirilen her Kırım Tatar bayrağı, yenilmezliğin, tarihin, hatıranın ve Kırım Tatar halkının kendi topraklarındaki geleceğine olan inancının sembolüdür.

Kırım Tatar siyasi tutsaklar adına Ankara’da kritik görüşme Haber

Kırım Tatar siyasi tutsaklar adına Ankara’da kritik görüşme

Ukrayna ve Türkiye arasındaki diplomatik iş birliği, insani dosyalar üzerinden derinleşmeye devam ediyor. Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl ve ZMINA İnsan Hakları Merkezi Proje Yöneticisi Viktoriya Nesterenko’nun yer aldığı heyet, Türk devlet yetkilileriyle üst düzey temaslarda bulundu. KIRIM’DAKİ İNSAN HAKLARI MASAYA YATIRILDI Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliğinden yapılan açıklamaya göre, toplantıda Ukrayna tarafı, Kırım başta olmak üzere Rus işgali altındaki Ukrayna topraklarında yaşanan hukuk dışı uygulamalara dikkat çekti. Taraflar, Kırım’da Ukrayna vatandaşlarına yönelik yürütülen sistematik hak ihlalleri, Kırım Tatar siyasi tutsakların durumu ve cezaevi koşullarını ele aldı. Ayrıca Ukrayna tarafı, Türkiye Cumhuriyeti yönetimine iletilmek üzere hazırlanan, işgal altındaki bölgelerdeki duruma dair detaylı raporları Türk yetkililerine teslim etti. KIRIM TATAR KADINLARIN DURUMU GÜNDEMDE Görüşmede; geçici işgal altındaki Kırım'da uydurma davalarla hukuksuz bir şekilde gözaltına alınan Kırım Tatarı kadınlar Fevziye Osmanova, Elviza Aliyeva, Nasibe Saidova ve Esma Nimetulayeva’nın durumuna özel dikkat çekildi. Bu kişilerin bir an önce serbest bırakılarak ailelerine kavuşmaları için ortak çabaların birleştirilmesi teklif edildi. TÜRKİYE DESTEĞİNİ TEYİT ETTİ Buna karşılık Türk tarafı; Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine olan güçlü desteğini, Kırım’ın yasa dışı işgalini tanımayan net ve istikrarlı tutumunu teyit etti. Ayrıca Türkiye, savaş esirlerinin takas süreçlerindeki aktif rolüne vurgu yaparak siyasi baskıların mağduru olan Ukrayna vatandaşlarına yönelik desteğini yineledi.

Zaporijjya Nükleer Santrali’nde İHA saldırısı: UAEA hasarı doğruladı Haber

Zaporijjya Nükleer Santrali’nde İHA saldırısı: UAEA hasarı doğruladı

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) Ukrayna’daki Zaporijjya Nükleer Santrali sahasında gerçekleştirdiği incelemede, bir insansız hava aracı (İHA) saldırısının ardından ekipman hasarı tespit edildi. Ajansın yaptığı açıklamaya göre, UAEA ekibi 5 Mayıs’ta Dış Radyasyon Kontrol Laboratuvarı’nı (ECRL) ziyaret etti. Ziyaretin, tesise yönelik İHA iddialarından bir gün sonra gerçekleştiği bildirildi. Açıklamada, “Ekip, laboratuvarda kullanılan bazı meteorolojik izleme ekipmanlarının hasar gördüğünü ve artık çalışmadığını tespit etti.” ifadelerine yer verildi. UAEA DİREKTÖRÜ'NDEN ÇAĞRI UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi ise nükleer tesislerin çevresinde azami askerî itidal çağrısını yineleyerek, güvenlik risklerinin önlenmesi gerektiğini vurguladı. Öte yandan, 3 Mayıs’ta ajansa, Zaporijjya Nükleer Santrali’ni kontrol eden Rus güçleri tarafından bir İHA'nın ECRL binasını vurduğuna dair bilgi verildiği aktarıldı. UAEA ekibinin, söz konusu laboratuvara erişim ve inceleme talebinde bulunduğu belirtildi. ZAPORİJJYA NÜKLEER SANTRALİ Zaporijjya Nükleer Santrali, Rusya’nın 2022’de başlattığı işgalin ilk aylarında ele geçirilmişti ve o tarihten bu yana birçok kez uluslararası çevrelerce potansiyel bir nükleer felaket riski olarak değerlendirilmişti. Rusya'nın geniş çaplı işgal saldırısı başlamadan önce Ukrayna'nın toplam elektriğinin yaklaşık yüzde 20'sini karşılayan ve enerjinin Avrupa'ya ihraç edilmesine olanak tanıyan Zaporijjya Nükleer Santrali, şu anda Rus işgali altında ve işgalcilerce bir üs olarak kullanılıyor. 1984-1995 yıllarında inşa edilen santral, Avrupa'nın en büyük, dünyanın ise 9. büyük nükleer santrali olarak biliniyor.

Çornobıl Faciası'nın 40. yıl dönümü Haber

Çornobıl Faciası'nın 40. yıl dönümü

Tam 39 yıl önce Çernobil (Çornobıl) Nükleer Santrali'nde meydana gelen kaza, dünyayı derinden etkiledi. Çernobil nükleer felaketi insanlığın doğrudan varlığını tehdit etti. Yaklaşık olarak 7 milyon kişinin zarar gördüğü patlama sonucu oluşan radyoaktif bulutlar, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı birçok ülkeyi etkiledi. Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Çernobil bölgesini işgal altına alması ise, yeni nükleer facia tehdidini oluşturmuştu. ÇERNOBİL FACİASI NASIL MEYDANA GELDİ? Ukrayna’nın kuzeyindeki Kıyiv bölgesinde yer alan bir yerleşim biriminde inşa edilen Çernobil Nükleer Santrali 1970’te açılmıştı. Kazanın yaşandığı gün santraldeki 4 reaktör de aktif olarak faaliyet gösteriyordu. Bir sistem testi için 26 Nisan 1986 tarihinde çalışmalar başlamıştı. Test esnasında bir şeyler ters gitmiş ve deneyde kullanılan reaktörde önlenemeyen çekirdek tepkimeleri meydana gelmiş, bir anda çok yüksek seviyelere çıkan ısı patlamaya yol açmıştı. Tüm santralin yandığı kazada tek kötü durum yangın değildi zira tepkimeler sonucu dışarıya yüksek miktarda radyasyon yayılmıştı SOVYETLER OLAYI GİZLEMEYE ÇALIŞMIŞTI… Sovyetler Birliği'nin denetimindeki Çernobil’deki nükleer felaket, önceleri SSCB yönetimi tarafından örtbas edilmeye çalışılmıştı. O günlerde Sovyetler hiçbir açıklama yapmamıştı. Kazada ölen 30’dan fazla insanın ölümü de görmezden gelinmişti. Bu duruma karşın kazadan günler sonra 28 Nisan 1986 günü, radyoaktif bulutlar çoktan İskandinavya’ya ulaşmıştı. Tespit edilen havadaki anormal radyasyon değerleri sonucu Avrupa ülkelerin uyguladığı baskı ile SSCB felaketi tüm dünyaya açıklamak zorunda kalmıştı. Olayın açıklanmasının ardından Çernobil faciası, dünya basınında büyük yankı uyandırmıştı. Türkiye de Ukrayna'nın kuzeyinde yaşanan Çernobil faciasından en çok etkilenen ülkelerden biri olmuştu. PATLAMANIN ETKİLERİ YIKICI OLDU Nükleer felaket sonrasında Ukrayna’da 18 bin kilometrekarelik tarım toprakları radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Ülke ormanlarının yüzde 40’ı (toplam 35 bin kilometrekare) kirlendi. Çernobil Nükleer İstasyonunun etrafında 30 kilometre çapındaki alan insansızlaştırıldı. Bölgeden 135 bin insan tahliye edildi ve yaşam alanları boşaltıldı. Reaktör binası 410 bin metreküp çimento ve 7 bin ton çelik kullanılarak gömüldü. ÇELİK KALKAN Çernobil Nükleer Santrali, 2016’da daha önce görülmemiş bir mühendislik yöntemiyle çelik kalkanla örtüldü. 275 metre genişliğinde, 108 metre uzunluğunda ve 36 bin ton ağırlığındaki kalkan, reaktörün üstünü örtecek şekilde inşa edildikten sonra kaydırma işlemiyle 5 günde reaktörün üzerine konumlandırıldı. 100 yıl boyunca radyoaktif sızıntıyı engellemesi beklenen kalkan 1,5 milyar dolara mal oldu. YENİ NÜKLEER FACİAYA DAVET AÇAN RUS İŞGALİ Rusya Ukrayna’ya geniş çaplı işgal saldırısı başlatmasıyla birlikte dünya yeni nükleer felaketiyle karşı karşıya kaldı. 24 Şubat 2022’te 36 yıldır insansızlaştırılmış olan bu topraklara Rus ağır askeri teçhizat geçerek radyasyon tozunu havaya kaldırdı. İşgal güçleri topyekun saldırının ilk gününde nükleer santrali işgal ederek tesisi savaş meydanına çevirdi. Santralde bulunan personel ve askerler olmak üzere yaklaşık 300 kişi işgalcilerce esir alındı. Ruslar, personeli hiç ara vermeden, yerlerinden ayrılmaya izin vermeden günde 24 saat görevlerini yerine getirmeye zorladı. Santral ele geçirilirken nöbette olan personel ekibi 12 saatlik nöbet yerine aralıksız olarak 600 saat çalışmıştı. Personelin tıbbi bakıma da erişimi sınırlıydı. Santralin personeli Rus askerleri tarafından alıkonulurken Rosatom temsilcileri Çernobil Nükleer Santrali'nin kontrolünü ele geçirmeyi çalışmıştı. RUS ASKERLERİ DÜNYANIN EN RADYOAKTİF BÖLGESİNDE HENDEK KAZDILAR Çernobil bölgesi işgal altındayken Rus askerlerin tesisin arkasındaki "Kızıl Orman" olarak adlandırılan ve dünyanın en radyoaktif bölgelerden bir olarak kabul edilen yerde özel ekipman olmadan hendek kazdığının gösteren görüntüler dünyada büyük tepki uyandırmıştı. GERİ ÇEKİLİRKEN SANTRALİ YAĞMALADILAR 31 Mart 2022’de Rus ordusunun Çernobil Nükleer Santralinden geri çekileceğini belli olmuştu. Rus işgalcileri nükleer santrali terk ederken etraflarında gördükleri her yeri yağmaladı. İşgalciler Çernobil Nükleer Santralinde faaliyet gösteren laboratuvarlardan bilgisayarları, ofis ekipmanlarını, ölçüm cihazlarını çaldı, yanlarında götüremedikleri laboratuvar ekipmanını ise parçaladılar, onlarca yıldır toplanan arşiv ve belgeleri çöpe attılar. Bu yetmezmiş gibi geri çekilen işgalciler radyoaktif Çernobil bölgesine mayın döşedi. TESİSTE BULUNAN 169 ASKER ESİR ALINDI Ukrayna Ulusal Muhafızlarından tesisi korumakla görevli 169 asker işgal süresi boyunca, Soğuk Savaş döneminden kalma bir yeraltı sığınağında hiç dışarıya çıkmalarına izin verilmeden Rus işgal güçlerince esir tutuldu. İşgalciler geri çekilirken Ukraynalı askerleri yanlarında götürdü. 36 GÜN SONRA İŞGAL SONA ERDİ 1 Nisan’da santralin Ukrayna'nın kontrolüne geçtiği bildirilmişti. 2 Nisan 2022’de Çernobil Nükleer Santrali üzerinde Ukrayna bayrağı dikilmişti. Ukrayna Güvenlik Servisi, 36 gün boyunca Çernobil’deki yasak bölgede devamlı olarak binden fazla Rus askerin ve çok sayıda ağır askeri teçhizatın bulunduğunu açıkladı. Ukrayna yetkilileri, Çernobil bölgesini işgal ederek işgalci Rusya'nınnükleer terör eylemi gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu Haber

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu

Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜRKDAM), Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu ile Kızılelma Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği tarafından 8 Aralık 2025 tarihinde “Türk Dünyası Sorunları ve Sorunlu Bölgeler” başlığıyla kapsamlı bir panel düzenlendi. Gazi Üniversitesi Rektörlük binasındaki Mimar Kemaleddin Salonu’nda tertip edilen program saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile başladı. "TÜM ATALARIMIZI HÜRMETLE YÂD EDİYORUZ" “Türk dünyasının ata yurdundan bugüne, adı bilinen veya bilinmeyen tüm büyüklerimize; Alp Er Tunga’dan Tonyukuk’a, Korkut Ata’dan Kaşgarlı Mahmud’a, Cengiz Aytmatov’dan İsmail Bey Gaspıralı’ya kadar fikirleriyle, kalemiyle, mücadelesiyle yolumuzu aydınlatan bütün değerlerimizi hürmetle yâd ediyoruz.” diyerek programın sunumunu yapan TBMM ve TRT program yapımcısı ve aunucusu Yasemin Aras açılış konuşmaları için protokol isimlerini takdim etti. TÜRK DÜNYASININ DERTLERİYLE DERTLENMEYİ BORÇ BİLEN NESİLLER Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Başkanı Seyfullah Kaya, katılımcıların programa iştirak ederek, Türk dünyasının dertleriyle dertlenmeyi bir borç olarak bildiğini gösterdiğini vurguladı. Kaya, panelde sorunlu bölgeler başlığıyla toplanılmış olsa da buraya yalnızca coğrafî problemle bakılamayacağını kaydetti. Kaya, “Çünkü bizim için Kırım yalnızca haritada bir yarımada değil, sürgüne direnen bir toplumun vatanı. Ahıska, vatana duyulan bitmeyen bir hasret. Kerkük, Türkmeneli hoyratlarda dile gelen bizi biz yapan, öz mayamızdır. Kıbrıs, vazgeçemeyeceğimiz egemenliğimiz; Karabağ ise sabrın kutlu zaferidir.” ifadelerini kullandı. Kaya, bu bölgelerdeki soydaşların tarih boyunca bedeller ödediğini belirtti. Yalnızca problemlerin konuşulduğu bir program olmaması gerektiğini kaydeden Türk Dünyası Topluluğu Başkanı, “Yolumuz İsmail Bey Gaspıralı’nın da dediği gibi ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ sloganını bir slogan olmaktan çıkarıp yaşantımıza dökmektir.” dedi. "AYNI KANDAN AYNI CANDAN MİLLETİN EVLATLARIYIZ" Ardından Kızılema Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği Başkanı Dr. Yasemin Meydan ise programın yalnızca toplantıdan ibaret olmadığının altını çizdiği açılış konuşmasında, “Bugün burada aynı kandan aynı candan aynı tarihten gelen bir milletin evlatları olarak omuz omuzayız, omuz omuza olmak zorundayız. Her birimizin yüreğinde vatandan uzak, haksızlığa uğramış, sesi kısılmaya çalışılmış Türk yurtlarının hüznü, acısı ve umudu var.” cümlelerini sarf etti. Doğu Türkistan’daki toplama kamplarından, Rus işgali altındaki Kırım’da yapılan baskılardan örnek veren Meydan, yayılmacı güçlerin sistematik bir baskı, asimilasyon politikası ve korku yaratma hedeflerinin olduğunu söyledi. Ayrıca Azerbaycan’da memleketlerinden koparılan insanların acılarının devam ettiğini, Ahıska Türklerinin ise hâlâ vatan hasreti çektiğini sözlerine ekleyen Meydan, Türkmeneli’nde varoluş, Kıbrıs’ta ise eşitlik mücadelesi olduğunu dile getirdi. "BİR ÇOCUĞUN DİLİ SUSTURULDUĞUNDA BİR MİLLETİN SESİ KISILIR" Meydan konuşmasında, “Türk dünyasının farklı bölgelerindeki acılar yalnızca istatistik bir rapor ya da yalnızca tarih değildir. Bunlar kadınlarımızın gözyaşı, gençlerimizin feryadı, çocuklarımızın sessizliği, yaşlılarımızın kırılmış yüreğidir. Bir annenin çocuğuna sarılamadığı yerde huzur olmaz. Bir gencin kimliği elinden alınmaya çalışıldığı yerde gelecek olmaz. Bir çocuğun dili susturulduğunda bir milletin sesi kesilir. Bir yaşlının vatan toprağından hasretle ölmesi bir tarihin koparılmasıdır. Biz biliyoruz ki Türk dünyasının bir yerinde zulüm varsa o zulüm hepimize yapılmış demektir.” ifadelerine yer verdi. TÜRK DÜNYASI GENİŞ COĞRAFYAYA HÂKİM TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy ise Türk dünyasını derinliği olan, değerli ve önemli bir kavram olarak nitelendirerek başladığı konuşmasında, Türk nüfusunun derin bir coğrafyaya hâkim olduğunu ifade etti. Bağımsız olarak yaşayan, otonom olarak yaşayan ve başka ülkelerde azınlık halinde kimlik mücadelesi vererek yaşayan Türklerin büyük bir alana yayıldığını aktaran Aksoy, “İşte bu derin coğrafya içerisinde ekonomiden siyasete, sosyo-kültürel meselelerden güvenliğe kadar çok çeşitli alanlarda birtakım sorunların olduğunu görüyoruz. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte yeni fırsat yeni siyasi konjonktür ortaya çıkmıştır. Bir taraftan Türk milleti için birtakım fırsatları beraberinde getirirken diğer taraftan da aşılması gereken zaman içerisinde çözümlenmesi gereken sorunları beraberinde getirmiştir.” diyerek toplantının konusuna işaret etti. Programda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını kaydeden Aksoy sözlerine Bayrak şairi Arif Nihat Asya’nın “Ağıt” şiiriyle son verdi. TÜRKİSTAN HASSAS BİR DENGE KURMAK ZORUNDA Açılış konuşmaları Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necdet Hayta’nın konuşmasıyla son buldu. Prof. Dr. Hayta, Türk dünyasının Kafkasya, Türkistan, Balkanlar ve Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada olduğunun altını çizdi. Bu nedenle Türklerin farklı siyasî yapıların, farklı ekonomik şartların ve çok çeşitli kültürel ortamlara sahip olduğunu aktaran Hayta, “Türk dünyası hem büyük bir potansiyel hem de ciddi sorunlar barındırabiliyor.” dedi. Türk dünyasının, özellikle Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin Rusya, Çin, ABD ve asgari düzeyde bölgede tehdit haline gelen İran gibi ülkelere karşı güvenlik, enerji, ekonomik gibi alanlarda hassas bir denge kurmak zorunda olduğunu belirtti. Türk dili ve alfabesine dikkat çeken Hayta, farklı alfabelerin uzun vadede kültürel etkileşimi zorlaştırdığını söyledi. Hayta, “Ortak bir müfredat, ortak eğitim politikaları ya da gençler arası güçlü bir kültürel etkileşim gerekmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde Türk kimliğine yönelik baskılar ve asimilasyon politikaları ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Türk dünyasındaki sorunların devam ettiğini vurgulayan Hayta, “Bu sorunların aşılabilmesi için Türk devletlerinin daha güçlü bir iş birliği, daha fazla ekonomik entegrasyon ve ortak sosyo-kültürel politikalar geliştirilmesi son derece önemlidir.” diyerek Türk dünyasına çağrıda bulundu. TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy’un moderatörlüğünü yaptığı panelde; Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Sözcüsü Prof. Dr. Erkin Emet, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Araştırmacı-Yazar Dr. Azad Dedeoğlu, Türkmeneli Dernekler Federasyonu Başkanı Mehmet Tütüncü, Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez ve Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü konuşmacı olarak yer aldı. ÇİN YAYILMACI BİR SİYASET GÜDÜYOR Prof. Dr. Emet, Doğu Türkistan sorununu anlamak için öncelikle Çin’i bilmek gerektiğini vurgulayarak başladığı konuşmasında, Çin’in tarihî sürecini ve coğrafî konumunu kısaca ele aldı. Çin’in özellikle Türk dünyası başta olmak üzere geniş bir alana yayıldığını ifade eden Emet, Japonya ile ipleri geren Çin’in yayılmacı bir politika güttüğünü söyledi. KARDEŞLERİNİN HEPSİ TOPLAMA KAMPINDA Öte yandan Türkiye’de oluşturulan algının tam tersine Doğu Türkistan’da insanlık suçlarının işlendiğini aktaran Emet, kardeşlerinin hepsinin toplama kampında olduğunu dile getirdi. 2017 yılı itibarıyla hayata geçirilen toplama kampları için artık sadece Uygurların değil Özbek, Kırgız, Kazak, Tatar gibi Türk soyluların da millî kimliği nedeniyle hedef alındığını kaydetti. Emet, “Uydu görüntüleri aracılığıyla bin 200 tane toplama kampı tespit edildi. Korkunç derecede insanlık dışı uygulamalar var burada. Kampa girmek için akrabanızı ziyaret etmeniz bile yeterli. Ayrıca çok sayıda yazar, akademisyen, gazeteci de toplama kamplarına alındı.” dedi. Çin kaynaklarında Uygurların Türk olarak tarihe kaydedildiğini anımsatan Emet, şimdi ise bunun inkâr edildiğini, Uygurların Çinli olduğu yalanını ortaya koyduklarını sözlerine ekledi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Doğu Türkistan ziyaretinin ardından asimilasyon talimatı vermesi üzerine Uygurların yok edilmeye çalışıldığının altını çizen Emet, “Çünkü Doğu Türkistan onlar için stratejik öneme sahip bir bölge.” yorumunda bulundu. Emet ayrıca dünyadaki Doğu Türkistan diasporasına da değindiği konuşmasında, Uygurların oluşturduğu teşkilâtların tek çatı altında toplandığı Dünya Uygur Kurultayından söz etti. Emet, Uygur Türklerinin kimliğini korumak, gelecek nesillere aktarmak için müzikleri, dansları ve ana dili ile kültürel çalışmalar yaptıklarını ifadelerine ekledi. Emet, “Bugün Doğu Türkistan sorununu sık sık gündeme getirmeye çalışıyoruz.” dedi. Ayrıca DUK Sözcüsü, 9 Aralık’ın Doğu Türkistan Soykırım Günü olarak kabul edilmesine işaret ederek, bunun kritik bir önem taşıdığını ve önemli bir gelişme olduğunun altını çizdi. AZERBAYCAN JEOPOLİTİK REKABETTE ÖNE ÇIKIYOR Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bozkuş ise Azerbaycan’daki soruna işaret ederek etnik yapısı, coğrafî konumu, bölgesel gelişmeler ve enerji sevkiyatının geçiş güzergâhı üzerinde olması nedeniyle Azerbaycan’ın önemli bir konumda olduğunun altını çizdi. Azerbaycan’ın 1918’de bağımsızlığını ilan edene dek Rusya’nın baskılarını sürdürdüğünü aktaran Bozkuş, iki yıl sonra Sovyetler Birliği'nin bir parçası haline geldiğini hatırlattı. Bozkuş, “Bu süreçte Türklerin bölgedeki varlığının izlerinin kasıtlı bir şekilde yok edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Geçmişin her dönemindeki Kafkasya’daki, Azerbaycan’daki, tarihî kültürel mirasa yönelik saldırılar bölgenin demografik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu, Batılı kaynaklara dâhi yansımıştır.” değerlendirmesini yaptı. Ermeni kaynaklarında da Revan Hanlığından söz edildiğini belirten Bozkuş tarihî kalıntılara günümüzde ulaşıldığını belirtti. “Bu toprakların aslî sakinlerinin Azerbaycan Türklerine ait olduğunu görebiliyoruz.” ifadesine yer veren Bozkuş, aynı zamanda bölgeye gelen Ermenilerin kentlerin isimlerini değiştirdiğini ve ciddi bölgenin demografik değişime uğradığını kaydetti. Bozkuş, “Bölgeye gelen Ermeniler Müslüman halkı göçe zorlamış ve 20. yüzyıla kadar zorunlu göç devam etmiştir.” bilgisini verdi. Kültürel kimliğe yönelik tehdidin Sovyetler Birliği’nde de devam ettiğini vurgulayan Öğretim Üyesi, “Karabağ Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte yeni dönemde Azerbaycan’ın Kafkasya’daki tarihî mirası araştırma ve gelecek nesillere aktarma konusunda hepimize önemli bir görev düşüyor.” şeklinde konuştu. Bozkuş bu hususta birlik ve dayanışma çağrısı yaparak diasporanın kültürel kimlik konusunda çalışmalar yapması gerektiğinin altını çizdi. AHISKA TÜRKLERİNİN SORUNU ELE ALINDI Ardından konuşmasına şiirle başlayan Araştırmacı-Yazar Dedeoğlu, Ahıska Türklerinin yaşadığı problemleri ele aldı. Ahıska Sürgünü’nün bu yıl 81. yılı olduğunu kaydeden Dedeoğlu, Ahıska’nın Türk yurdu olduğunu belirterek, tarihinden ve coğrafî konumundan söz etti. “Bölgede kara bulutlar eksik olmamış” diyen Dedeoğlu, 1828’den sonra Anadolu’ya göçlerin başladığını belirtti. Dedeoğlu, “Ahıska bölgede hem kültürün hem de irfanın ışığı olmuştur. Coğrafyada da söz sahibi olan bir vilayet konumunda olmuştur.” diyerek 19. yüzyıldaki duruma işaret etti. Dedeoğlu, Ahıska’nın 1900’lerde Sovyet sınırları içerisinde kaldığını ve bu süre zarfında kıyımlara maruz kaldığını da ifade etti. AHISKA TÜRKLERİ YAŞAM MÜCADELESİNE DEVAM EDİYOR Öte yandan Dedeoğlu, 14 Kasım 1944’te Ahıska Türklerinin hayvan vagonlarına bindirilip SSCB tarafından vatanlarından koparılarak Türkistan’a sürüldüğünü sözlerine ekledi. Ahıska Türklerinin hâlâ vatan hasreti çektiğini belirten konuşmacı, “1944’ten 1956 yılına kadar tam anlamıyla açık hava hapishanesi diyebileceğimiz bir yaşam sürdürmüşlerdir." dedi. Türk dünyası halklarının SSCB döneminde sürgüne uğradıklarını sözlerine ekleyen Dedeoğlu, “Bunların tamamına yakını geri dönüyor ancak Ahıska Türkleri olarak dünyanın dört bir yanında ABD dâhil dağınık bir şekilde yaşıyoruz. Ve yaşam mücadelesi veriyoruz.” ifadelerini kullandı. TÜRKMENELİN'DEKİ SORUNLAR KONUŞULDU Türkmeneli’ndeki sorunları masaya yatıran Türkmeneli Dernekleri Federasyonu Başkanı Tütüncü ise Türk dünyasındaki sorunlara bakıldığı zaman toplumların farklı milletlerin baskısı altında yaşadığını belirtti. Irak’taki meselenin Türkiye ile iç içe bir mesele olduğunu kaydeden Tütüncü, “Çünkü Türkmenler sınırın öte tarafındadır. Hem Irak’taki hem de Suriye’deki Türkmenler bölgeye yerleşen ilk Türklerdir. O bölge, Anadolu’nun Türkleşmesinden önce Türkleşiyor.” dedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgedeki Türkmenlerin kaderinin değiştiğini vurgulayan Tütüncü, büyük bir varoluş mücadelesi verildiğini ifadelerine ekledi. "IRAK TÜRKLÜĞÜ HER ŞEYE RAĞMEN ÖZÜNÜ KORUYOR" Tütüncü, Musul’un Misak-ı Millî sınırları içinde olduğu için son derece önemli olduğunun altını çizerek, kaybedilen bir toprak olduğunu belirtti. Günümüzde devletin pek çok kademesinde ve bununla birlikte aydınların siyasî baskıya maruz kaldığını aktaran Tütüncü, “Türkmenler asimilasyona uğratılmak istendi, katliam gören, kendilerine ait binalarının tahrip edilmesine, pek çok yöntemle hunharca soykırıma uğramasına rağmen Irak Türklüğü bugün büyük ölçüde özünü korumaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca dil ve kültürel açıdan asimile edilmeye çalışıldıklarının ve insanlık dışı muameleye maruz bırakıldıklarının altını çizen Tütüncü, “Siyasî Türkmen kuruluşları, Irak Türkmen Cephesi ve onun yanındaki diğer Türkmen partiler olmak üzere bütün bu Türkmenler coğrafyasında Irak Türkmenleri varlığını, kültürünü, siyasî ve kültürel haklarını savunmaya devam etmektedir. Bu konudaki en büyük desteğimiz elbette ki anavatanımız Türkiye’dir. Bütün Türk dünyasından da bu konuda destek bekliyoruz.” dedi. "KIBRIS'TAKİ TÜRK VARLIĞI 400 YILI AŞKINDIR MEVCUT" Panelistlerden Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Balyemez, bölgedeki sorunları masaya yatırdı. “Türk dünyasına selam olsun” diyerek konuşmasına başlayan Balyemez, Kıbrıs’taki Türk varlığının 4 asırdan bu yana var olduğuna dikkat çekti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin Osmanlı'nın fethiyle Kıbrıs Adası’nda var olduğunu ve yakın tarihte var olma mücadelesi verdiğini kaydetti. Balyemez, “Bu varoluş mücadelesi bundan 42 yıl önce kurulan bir devlet olarak varlığını devam ettiriyor.” diyerek bölgedeki soruna da işaret etti. Balyemez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ısrarla Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadığını aktardı. "TÜRKİYE 75 YILDIR KIBRIS TÜRKLERİNİN UĞRADIĞI HAKSIZLIĞI GİDERMEK İÇİN ÇABALIYOR" Tarihî süreci anlatan Balyemez, 1931’de İngiliz hükûmeti tarafından Türklerin millî kimliğinin reddedildiğini, Müslüman azınlığı olarak tanınma yönünde baskıya maruz kaldığını ifade etti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin o tarih itibarıyla Türklük mücadelesine başladığını kaydetti. 1960’lı yıllara gelindiğinde katliamlara uğradıklarını anımsatan Balyemez, daha sonra KKTC’nin kurulmasıyla güvenlik sorunun yaşanmadığını belirtti. Balyemez konuşmasında, “Türkiye yetmiş beş yıldır ana gündem maddesi olan dış politikasında Kıbrıs Türklerinin uğradığı haksızlığı gidermek için çabalamaktadır.” cümlesini sarf etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı tarafından Türk dünyasının şekillendirilmeye çalışıldığının altını çizen Balyemez, bunun yeniden hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getirdi. Son olarak işgal altındaki Kırım, Kırım Tatarları, Rus saldırıları altındaki Ukrayna’da var olan mevcut durum ve bu bağlamda faaliyette olan Kırım Ailesini anlatan kısa bir video kesit gösterildi. "RUS ORDUSUNA GİRMEMEK, UKRAYNA'YA KARŞI SAVAŞMAMAK İÇİN TÜRKİYE'YE GELDİM" Panelde konuşmacı olarak yer alan Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü ise Rus işgali altındaki Kırım’ın tarihî serüvenini ve Kırım Tatarlarını katılımcılara anlattı. 2022 yılı itibarıyla Anadolu topraklarına adım attığını belirterek konuşmasına başlayan Kömürcü, “Türkiye’ye gelmemin sebebi Rus ordusuna girmemek, Ukrayna’ya karşı savaşmamak, milletim için çalışmaktı. Biliyorsunuz Kırım, Türk dünyasının hassas ve sorunu olan bölgelerinden biri.” diyerek Kırım Tatarlarının anavatanı Kırım Yarımadası’nın yüzyıllardır maruz kaldığı asimilasyon ve baskı politikalarına değindi. Kırım Hanlığı bağlamında yarımadanın tarihini ele alan Kömürcü, tarihî şahsiyetlerden biri olan İsmail Bey Gaspıralı’nın Türk dünyasına yeni bir soluk kazandırdığını vurguladı. Ayrıca 1917 senesinde Numan Çelebicihan başkanlığında Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu da sözlerine ekleyen Kömürcü kısa süreli cumhuriyetin ardından aydınların Ruslar tarafından katledildiğine dikkat çekti. Kömürcü, “Bu yetmeyince Kırım Hanlığı'ndan miras kalan yapılarımızı da yok etmeye çalıştılar.” dedi. Kömürcü, 1944’te ise Kırım Tatarlarının SSCB tarafından hayvan vagonlarına bindirilerek ana yurtlarından sürgüne gönderildiğini anımsattı. 1960’lı yılların sonunda Kırım’a geri dönüşlerin başladığını ancak gidenlerin zorlu şartlar altında yaşam mücadelesi verdiğini aktaran Zevri Komürcü, SSCB’nin dağıldığı 1991 yılı itibarıyla Kırım’ın Ukrayna topraklarına dâhil olduğunu belirtti. Kömürcü, böylelikle Kırım Tatarlarının anavatanına döndüğü, asimilasyona karşı verdiği kimlik mücadelesinin sonuç verdiği dönemin ortasında 2014 yılında Kırım’ın yeniden Rusya tarafından işgal edildiğini dile getirdi. MOSKOVA TÜRKİYE'NİN YARDIMLARINDAN SONRA TEDİRGİN OLDU Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım’a her zaman destek verdiğini, bununla birlikte Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) işgalden önce Kırım’da türlü faaliyetler yürüttüğünü ifade eden Kömürcü, “Türkiye’nin Kırım’a yaptığı yardımları gören Moskova Türk dünyasının yeniden kurulmasına izin vermedi.” yorumunda bulundu. İşgal altındaki Kırım’da şu anda 200’ü aşkın siyasî tutsak olduğunu aktaran Kömürcü, işgalcilerin Kırım’daki Türklüğü susturmak istediğini vurguladı. Bu nedenle Kıyiv’de faaliyet gösteren Kırım Ailesinin 2022’de topyekûn Rus saldırılarının başlamasıyla birlikte Eskişehir’e geldiğini dile getiren Kömürcü, “Savaştan hemen önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ‘Savaş başlayacak biliyoruz ama sizin yanınızda olacağız’ diyerek bize teminat vermişti. Öyle de oldu. Savaşın başladığı gün Türkiye'nin Kıyiv Büyükelçiliği otobüslerle çocukların Türkiye’ye getirilmesini sağladı.” dedi. CUMHURBAŞKANI, FIRST LADY VE TİKA BAŞKANINA TEŞEKKÜR Kömürcü, desteklerinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, First Lady Emine Erdoğan ve TİKA Başkanı Abdullah Eren’e teşekkür etti. Panelin ardından programın organizatörleri tarafından panelistlere bozkurt temalı plaket, Teşekkür Belgesi ve Kızılelma Ziya Gökalp Onur Ödülü Belgesi takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.