Ankara’da kritik NATO Zirvesi öncesi stratejik buluşma: İttifakın geleceği masaya yatırıldı
Mustafa KOÇYEGİT
QHA Ankara
Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin 74. yıl dönümü vesilesiyle, başkent Ankara'da “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” başlıklı bir panel programı düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) iş birliğiyle 9 Nisan 2026 tarihinde, Sheraton Ankara Hotel & Convention Center'da tertip edilen programda, Türkiye'nin İttifak bünyesinde üstlendiği role, sunduğu katkılara ve gelişen savunma sanayisine dikkat çekildi.
Programa Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü, SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş, Anadolu Ajansı (AA) Genel Yayın Yönetmeni ve Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Özhan ile çok sayıda davetli katıldı.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"TÜRKİYE NATO'NUN GÜVENLİK MİMARİSİNE YÖN VEREN BAŞLICA ÜLKELERDEN BİRİ"
NATO'nun önemine işaret eden video gösterimiyle başlayan programda Yaşar Güler, gerçekleştirdiği hitapta küresel ve bölgesel düzeyde belirsizlik ile öngörülemezliğin hakim olduğu ortamda konvansiyonel tehditler, siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlendiğini kaydetti. Bakan Güler, "Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır." değerlendirmesinde bulundu.
Akdeniz ve Ege'de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekat ve Misyonlarının komutasının Türkiye tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edildiğini belirten Güler, Türkiye'nin bu yıl Estonya'da, akabinde ise Romanya'da NATO Hava Polisliği görevlerini üstleneceğini aktardı. Güler, "Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO'nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"TÜRKİYE, AVRUPA'NIN GÜVENLİĞİNE VE SAVUNMASINA DAHA DA FAZLA KATKI SAĞLAYABİLİR"
Öte yandan geleceğin NATO'sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi'nden beklentinin öncelikle müttefiklerin 5'inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleri olduğuna vurgu yapan Güler, şu ifadeleri kullandı:
Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askerî yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini artırmak yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca zirvede Avrupa Birliği'nin, başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO'yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği'ni bu yaklaşımının Avrupa'nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD'nin Avrupa'da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"MÜTTEFİK GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI TEMEL İLKEMİZ"
Ayrıca Güler, "Ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir." diye konuştu.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
DURAN: ULUSLARARASI DÜZEN, ÇOK BOYUTLU VE DERİN BİR KIRILMA YAŞIYOR
NATO'nun, dünyanın "Soğuk Savaş" iklimine girdiği bir dönemde üye ülkelerin güvenliğini teminat altına almak ve dönemin jeopolitik gerilimleri karşısında kolektif bir savunma ve caydırıcılık mekanizması oluşturmak amacıyla kurulduğunu belirten İletişim Başkanı Duran, şöyle konuştu:
"Bugün baktığımızda, NATO bu anlamda misyonunu önemli ölçüde gerçekleştirdi. Fakat Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle 1990'lı yıllarda hem NATO hem de tüm küresel aktörler için güvenlik yaklaşımlarını yeniden değerlendirme zarureti ortaya çıktı. İşte tam bu evrede NATO, klasik savunma anlayışının ötesine geçerek bazı çok boyutlu görevler üstlendi. Bu bir anlamda gelişen şartlar karşısında ittifakın kendini güncelleyebilme kapasitesinin de bir tezahürüydü. Günümüzde uluslararası sistem açısından tekrar yeni bir konjonktürle karşı karşıyayız. Haliyle NATO ittifakı da tekrar güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıya. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, uluslararası düzen, çok boyutlu ve derin bir kırılma yaşıyor. Geçici bir kriz döneminden çok kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresi olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç; yeni sorunları beraberinde getirdiği gibi doğal olarak yeni çözümlere olan ihtiyacı da perçinliyor."
Rusya-Ukrayna savaşının Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük meydan okumalarından biri olduğuna dikkati çeken İletişim Başkanı Duran, bu gelişmenin Avrupa'da güvenliğin ve savunmanın nasıl sağlanacağı sorusunu da gündeme getirdiğini vurguladı.
"TÜRKİYE, NATO'YA ÇOK CİDDİ KATKILAR YAPABİLECEK GÜÇ VE KAPASİTEYİ HAİZDİR"
Donald Trump'ın ikinci başkanlık dönemiyle ABD'nin NATO'ya ilişkin ortaya koyduğu yeni yaklaşım ile "NATO'dan ayrılabileceğine" yönelik mesajların Avrupa ülkelerini savunma kapasitelerini güçlendirmeye ve güvenlik politikalarına yeniden öncelik vermeye sevk ettiği tespitinde bulunan Duran, şunları kaydetti:
"Türkiye ise bu tablo karşısında NATO ittifakının iş birliğini güçlendirmesi ve dayanıklılığını her anlamda daha da artırması gerektiğini vurguladı, vurgulamayı da sürdürüyor. Ne var ki NATO üyesi ülkelerin; kendi önceliklerini göz önünde bulundurarak farklı savunma paradigmalarını benimsediklerini, bunun da doğal olarak ittifak içerisinde bazı fikir ayrılıklarını doğurduğunu müşahede ediyoruz. Bu durum bize şunu açık biçimde gösteriyor: NATO, yapısal savaş ortamında kendisini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır. Türkiye, bu bağlamda NATO'ya, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir. Aynı şekilde, NATO da Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında çok önemli bir ittifaktır."
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"HİÇBİR YERDE TÜRKİYE'SİZ BİR DENKLEM KURULAMAMAKTADIR"
Türkiye'nin son 20 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde geliştirdiği imkan ve kabiliyetleriyle hem bölgesel hem de küresel alanda belirleyici bir güç haline geldiğini belirten Duran, şunları söyledi:
Türkiye, bu süreçte yalnızca kendi iç güvenliğini sağlamaya odaklanmamış; aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekte barış ve güvenlik ortamının korunması ve güçlendirilmesi için de kararlılıkla çaba göstermiştir. Bu çerçevede Türkiye, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir darüsselam, bir barış yurdu ve aynı zamanda bir güvenli liman olma vasfını sürdürmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadeleriyle 'Bugün barış, huzur, istikrar denince akla ilk Türkiye gelmekte; Suriye'den Gazze'ye, Körfez'den Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmaya kadar hiçbir yerde Türkiye'siz bir denklem kurulamamaktadır'. Yakın geçmişe baktığımızda; Rusya-Ukrayna arasındaki krizde Türkiye'nin yapıcı rol üstlendiğini, lider diplomasisi yürüterek tarafları birçok kez barış masasında bir araya getirdiğini görebiliriz. Nitekim bu yapıcı girişimler tahıl koridoru anlaşmasıyla dünyayı olası bir gıda krizinden kurtarmıştır. Yine on yıllarca süren Karabağ krizinin adil bir çözüme kavuşmasında Türkiye kilit rol oynamıştır.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"NATO'NUN GELECEĞİNE DAİR TARTIŞMALARIN YOĞUNLAŞTIĞI BİR DÖNEMDEYİZ"
SETA Genel Koordinatörü Nebi Miş ise, konuşmasında programın son derece kritik bir dönemde düzenlendiğinin altını çizerek, "Bir yandan krizlerin çok boyutlu biçimde derinleştiği, diğer yandan bölgemizde devam eden ve bir ateşkes ihlal edilse de kalıcı bir barış ihtimalinin belirsizliğini koruduğu bir savaş ortamının içerisindeyiz. Ayrıca, Ukrayna-Rusya Savaşı, İran-İsrail-ABD Savaşı bağlamında NATO'nun geleceğine dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemdeyiz." diye konuştu.
Prof. Dr. Miş, dünyanın çok boyutlu güvenlik krizinden geçmekte olduğunu, askerî ve askerî olmayan tehditlerin iç içe geçtiğini, belirsizliklerin arttığını vurguladı. Uluslararası sistemin adeta kapsamlı stres testine tâbi tutulduğunun altını çizen Miş, "NATO, benzeri görülmemiş bir sınamayla karşı karşıya. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı, özellikle İttifak'ın doğu kanadında tehdit algılarını derinleştirmiştir. İran'a yönelik müdahale bağlamında ortaya çıkan farklı yaklaşımlar ise İttifak içi uyum tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Bu dönemde ortak savunma anlayışının tahkim edilmesi ve genişletilmiş caydırıcılık stratejisinin korunması, her zamankinden daha hayati hale gelmiştir." dedi.
Bu bağlamda 7-8 Temmuz 2026'da Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek zirvenin, yalnızca coğrafi bir ev sahipliğinin ötesinde, NATO'nun geleceğini şekillendirecek bir eşik niteliği taşımakta olduğunu kaydeden Miş, "Türkiye'ye düşen sorumluluk da bu nedenle son derece büyüktür. Türkiye, 70 yılı aşkın süredir İttifak'ın operasyon ve misyonlarına en fazla katkı sunan ülkelerden biri olmuştur." ifadelerini kullandı.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"NATO VE DEĞİŞEN GÜVENLİK ORTAMI" OTURUMU PANELİ
Program kapsamında düzenlenen "NATO ve Değişen Güvenlik Ortamı" başlıklı panelde konuşan Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, 2. Dünya Savaşı'nın dünya için önemli bir kırılma olduğuna dikkati çekerek, bu savaşta atom bombası kullanılmasının insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikeyi gözler önüne serdiğini söyledi.
Bu dönemde yaşananların dünyanın bugünkü haline evrilmesinde etkili olduğunu dile getiren Kılıç, NATO'nun kuruluşu gerekçesine ve sürecine değindi.
NATO'nun insan eliyle kurulan, geliştirilen ve geçmiş deneyimlere dayanarak oluşturulan bir organizasyon olduğuna dikkati çeken Kılıç, NATO'nun gelişen, değişen, dönüşen ve uyum sağlayan bir kurum olması gerektiğini söyledi.
NATO'nun bazı siyasi değerler doğrultusunda kurulmuş bir savunma örgütü niteliğine dikkat çeken Kılıç, "Gelecekte ne olacağını tahmin edemiyoruz. Şunu da aklımızda tutmamız gerekiyor ki karşılaştığımız askeri sorunlar aynı zamanda siyasi sorunlarla iç içe geçmiş durumda." dedi.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından NATO'nun "artık her şey yolunda olacak" anlayışının zaman içerisinde beklendiği gibi bir sonuca ulaşmadığını dile getiren Kılıç, şimdi yeni zorluklar ve sınamalarla karşı karşıya olunduğuna vurguladı.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
"TÜRKİYE, NATO ÜLKELERİ ARASINDAKİ UYUMU DESTEKLİYOR"
Kılıç, NATO'nun Libya'ya yönelik askeri müdahale başta olmak üzere geçmişte yaptığı hataları anımsatarak, şu ifadeleri kullandı:
NATO, hataları ve eksikliklerine karşın farklı ülke ve fikirlerin bir araya gelebildiği bir organizasyon. Ülkelerin birbiriyle savaşa girmeden yapabildikleri bir organizasyon. Sonunda eleştirecek olsak bile çok dikkatli olmamız lazım. NATO ile elde ettiğimiz deneyim ve kazanımlarımız var. Hemfikir olmasak da birbirimizle konuştuğumuz bir seviyedeyiz. Bunu geleceğe taşımamız ve kaybetmememiz gerekiyor.
NATO'nun önde gelen Avrupalı üyelerinin, Türkiye'yi savunma ve caydırıcılık kapasitesini artırması girişiminin dışında tutmak yönünde stratejisinin olduğuna dikkat çeken Kılıç, şunları kaydetti:
Türkiye, NATO ülkeleri arasındaki uyumu destekliyor. Bunu bölge ayırmadan yapıyor. Ama özellikle Avrupa'da yeni bir güvenlik mimarisiyle karşı karşıyayız. Avrupa savunma kapasitesini ve altyapısını artırmıyor. Türkiye, NATO'nun güney kanadı ve aynı zamanda AB'nin de güney kanadıdır. Biz AB üyesi değiliz ama bir tür ortağız, üye olmaya çok yakınız. Avrupa kıtasının güvenliği noktasında bir temel taşız.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
MOYEUVRE: NATO'NUN YALNIZCA BİR ASKERÎ ÖRGÜT DEĞİL
IRIS Araştırmacı Patrice Moyeuvre ise, NATO’nun temel amacının zamanla evrildiğini belirtti. Soğuk Savaş sonrasında örgütün gereksiz hale geleceği ve dağılacağı yönünde değerlendirmelerde bulunanlar olduğuna ancak liderlerin ittifakın devam eden ihtiyacını fark ederek varlığını sürdürmesini sağladığını kaydetti.
NATO'nun yalnızca bir askerî örgüt değil olmadığına işaret eden Moyeuvre, NATO'nun ülkelerin bir araya gelerek güven inşa ettiği, politikaları koordine ettiği ve diyalog yürüttüğü bir platform olduğunu belirtti.
AVRUPA GÜVENLİK KONUSUNDA BÜYÜK ÖLÇÜDE ABD VE NATO’YA DAYANDI
CeSPI Türkiye Gözlemevi Direktörü Valeria Giannota, Avrupa’nın güvenlik konusunda büyük ölçüde ABD ve NATO’ya dayandığını ve bunun kendi savunmasında boşluklar yarattığını ifade etti. İtalya gibi güney ülkelerinin göç, enerji ve çatışma gibi acil tehditlerle karşı karşıya olduğunu; Türkiye ile ortak savunma girişimlerini ve iş birliklerini güçlendirdiğini vurguladı. Giannota ayrıca, Avrupa güvenliğinin korunmasında koordinasyon, paylaşılan yetenekler ve diyaloğun kritik öneme sahip olduğunu belirtti.
Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara
“DOĞU AVRUPA İÇİN TEHDİT RUSYA İKEN, GÜNEY KANADI İÇİN TERÖRİZM VE DÜZENSİZ GÖÇ ÖNE ÇIKIYOR.”
NATO Başdanışmanı Yavuz Türkgenci, Avrupa müttefikleriyle ilişkilerin güçlü olduğunu, ancak zorlukların devam ettiğini ve bunun NATO’nun rolünü her zamankinden daha önemli hâle getirdiğini ifade etti. 2022 NATO Stratejik Konsepti, Ukrayna deneyimleri ve Savunma Planlaması’nın (FDP) NATO’nun uyum sağlamasına rehberlik edeceğini belirtti. Türkgenci ayrıca, Ankara’da hazırlanan yeni belgelerin ittifakın hızla değişen güvenlik ortamında ilerlemesine ek destek sağlayabileceğini vurguladı.
Türkmenci, ittifakın en temel sorunlarından birinin ortak tehdit algısının bulunmaması olduğunu belirtti. Türkmenci, “NATO’da tehdit değerlendirmesi var ama bu konuda birlik yok.” dedi. Farklı coğrafyaların farklı öncelikler belirlediğine dikkat çeken Türkmenci, “Doğu Avrupa için tehdit Rusya iken, güney kanadı için terörizm ve düzensiz göç öne çıkıyor.” İfadelerini kullandı.