SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sovyetler Birliği

QHA - Kırım Haber Ajansı - Sovyetler Birliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sovyetler Birliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

8 Mart 1944: Malkar Türklerinin sürgünü Haber

8 Mart 1944: Malkar Türklerinin sürgünü

Sovyetler Birliği’nde İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, dünya tarihinin en acımasız lideri ve halkların düşmanı Josef Stalin’in bir emriyle birçok halk yaşadıkları kadim yurtlarından sürüldü. Başta Kırım Tatarları olmak üzere Ahıska Türkleri, Çeçenler ve İnguşlar gibi sürgün yoluyla katledilen milyonlarca insanın arasında yer alan Malkar Türklerinin sürgün edilişlerinin bugün 82’nci yıl dönümü. 8 Mart 1944’te meydana gelen sürgünde, Malkar Türkleri hayvan vagonlarına bindirilerek Türkistan'a gönderildi. Alman ordusuyla iş birliği yaptığı öne sürülen Malkarlardan önce Şubat 1944’te Çeçenler ve İnguşlar Kafkasya’dan sürülmüşlerdi. 8 Mart 1944 tarihinde de tüm Malkar köylerine silah zoruyla girilmiş, halk, en yakın tren garlarına sürüklenerek hayvan vagonlarına doldurulup Kazakistan bozkırlarına ve Kırgızistan’daki çalışma kamplarına sevk edilmişlerdi. Stalin yönetimindeki sürgünde Komünist rejime düşmanlık, anavatana ihanet ve düşmanlıkla iş birliği suçlamaları neden gösterilerek Malkarlar bebek, yaşlı demeden hayvan vagonlarına bindirilerek yurtlarından koparıldı. Stalin’in acımasız emriyle yerine getirilen bu eylemde halk, vagonlarla Türkistan ve Sibirya’ya sürüldü. Hayvan vagonlarından hiçbir şekilde çıkarılmayan kimi insanlar yaşamını yitirdi. Yaşamını yitiren insanların cesetleri yol kenarlarına bırakıldı. ANNE VE ÇOCUKLAR BİRBİRİNDEN KOPARILDI Sürülen Malkar halkı, aile üyelerine bakılmaksızın Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Sibirya gibi çeşitli bölgelere gönderildi. Söz konusu sürgünde anne ve çocuk, karı ve koca birbirinden ayrı düştü. Malkar halkıyla aynı etnik yapıya sahip, aynı dili, coğrafyayı ve tarihi paylaşan Karaçay halkı da 2 Kasım 1943’te aynı güçler tarafından aynı şekilde sürülmüştü. 14 yıl sürgünde kalan Karaçay-Malkar halkının, Stalin’in ölümünün ardından haksız yere sürgün edildikleri ispatlanarak 1957’de Krusçev tarafından itibarları iade edildi. Daha sonra Ata yurtları Kafkasya’ya dönme izni verildi. 1959 nüfus sayımına göre, 21 bin 882 Karaçay-Malkarlı sürgün yerleri olan Kazakistan, Kırgızistan ve Sibirya’da kaldı. 101 bin 918 Karaçay-Malkarlı ise atayurtları Kafkasya’ya döndü.

Doç. Dr. Ramazan Arıtürk: Vatanın ne olduğunu Kırım’da anladım Haber

Doç. Dr. Ramazan Arıtürk: Vatanın ne olduğunu Kırım’da anladım

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Vakfının düzenli olarak her ayın ilk cumartesi günü tertip ettiği “Tarih ve Kültür Konferansları”na bu hafta İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Ekopolitik Vakfı Başkanı, Ekopolitik Düşünce Kuruluşu Başkanı ve AYA Sanat ve Düşünce Vakfı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Ramazan Arıtürk konuk oldu. Ramazan Arıtürk, Kırım Tatarlarının manevi dünyasının gelişiminin Kırım’daki temelleri yeniden atılırken Kırım Tatarlarının yaşadığı zorlukları, verdiği mücadeleyi ve Kırım’da kaldığı süre boyunca edindiği izlenimleri anlattı. Kırım Derneği Dr. Ahmet İhsan Kırımlı Sosyal Tesisi bünyesindeki Bekir Sıtkı Çobanzade Kütüphanesi'nde 7 Mart 2026 tarihinde ve saat 14.00’te başlayan ve Ramazan ayının manevi değerlerinin önemi de dikkate alınarak düzenlenen programda, Arıtürk’ün mücadelesini anlatarak hatıralarını kaleme aldığı, Şule Yayınları tarafından ikinci baskısı yapılan “Vatan Yahut Kırım” adlı kitabının tanıtımı da yapıldı. Programa, Kırım Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar, Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel ve Kırım Derneği Genel Sekreteri Ülkü Aksel ile birlikte Kırım millî davasına gönül veren pek çok isim katıldı. KIRIM TATARLARI BÜTÜN İMKÂNSIZLIKLARA RAĞMEN KIRIM’A DÖNMEKTEYDİ Tuvgan Til İnternet Sitesi Koordinatörü Oya Deniz Çongar Şahin’in takdimi ile başlayan programın açılış konuşmasını Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay yaptı. Öncelikle katılımcıların Ramazan ayını tebrik eden Kalkay, “Bizi (Kırım Tatarlarını) vatanımızdan koparmışlardı, halkımızı sürgüne göndermişlerdi. (Halkımız) Uzun yıllar boyunca sürgün bölgelerinde dinî hayatlarını, çok çok zor olsa da kültürel hayatlarını devam ettirdiler. 1980’li yılların sonuna doğru vatan Kırım’a dönmeye başladılar. Tabii ki bu kelimelerle ifade edilirken çok kolay ama bu dönüş öyle kolay olmadı. Tarih sahnesinden silinmek istenen bir halk, ellerinden her şey alınmışken bütün imkânsızlıklara rağmen vatanlarına dönmeye başladı. 1990’lı yılların başlarında da ‘vatan’ ve ‘Kırım’ kelimeleri eş anlamda kullanılmaya başlandı, dolayısıyla Kırım, ‘Vatan Kırım’ şeklinde anılmaya başlandı.” dedi. Bu sırada özellikle Türkiye’den giden pek çok insanın çok değerli hizmetleri olduğunu belirten Kalkay, 1990’lı yıllardan itibaren Kırım Tatarlarının Kırım’da sadece hayatlarını değil kültürlerini ve inançlarını da sağlam temeller üzerine attığını ve bu sürecin hiç de kolay olmadığını kaydetti. Kalkay, son olarak Arıtürk’ün iki yıl civarı Kırım’da aktif bir şekilde yaşadığını ve Kırım Tatarlarının dinî hayatının da şekillenmesine çok büyük katkıları olduğunun kitapta anlatıldığını dile getirerek konuşmasını sonlandırdı. “HAYATIN, HATTA BİR MEZAR TAŞININ NE OLDUĞUNU ORADA GÖRDÜM” Kırım Tatarlarının sürgün bölgelerinden kitleler hâlinde vatanları Kırım’a tamamen kendi imkânları ile dönmeye ve yeniden kök salmaya başladığı 1990’lı yılların başlarında, Kırım Tatarlarının dinî ve manevi dünyalarına Türkiye’den güç katan gönüllülerden biri olan Arıtürk, üniversiteyi yeni bitirmişken hiç bilmediği ve çok zor şartlar altında olan Kırım’a gitmeye nasıl karar verdiğini anlattı. Kırım’a Hüdayi Vakfı Başkanları Fahrettin Tivnikli, Osman Nuri Topbaş ve Musa Topbaş’ın desteğiyle ve teşvikiyle gittiğini belirten Arıtürk, “Vatanın ne olduğunu Kırım’da anladım, vatansızlığın ne olduğunu Kırım’da anladım. İnsanların yaşadığı zulmü ve sıkıntıyı anlattıklarındaki o ifade tarzlarıyla yokluğun, hayatın, hatta bir mezar taşının ne olduğunu, bir ezanın ne anlama geldiğini, insanların beraberce bayramlaşmasının, bir insanın büyüğü vefat edince onun cenazesini gömebilmenin ne olduğunu orada gördüm.” ifadelerini kullandı. “KIRIM’DAN ÇOK ŞEY ÖĞRENEREK DÖNDÜM” Din eğitimi vermek amacıyla Kırım’a gittiğinde bazı Kırım Tatarlarının İslam dini anlayışlarında birtakım farklılıklar gözlemlediğini belirten Arıtürk, söz konusu durumu Sovyetler Birliği’nin yürüttüğü politikalara dayandırarak “Rus politikasının temel bir amacı var, kendilerine karşı gelme ihtimali bulunan milletleri önce bölmek, onların kültür ve medeniyetini mümkünse tahrip etmek. O yüzden din, medeniyeti nesilden nesile aktarma aracıdır.” dedi. Öte yandan toy gibi birtakım ritüellerin bir halkın kimliğini ortaya çıkardığını kaydeden Arıtürk, Sovyetler Birliği’nin Kırım Tatarlarını bölmek üzere faaliyetleri olduğuna dikkat çekerek “Sovyetler Birliği zamanında ‘Kızıl Mollalar’ yetiştiriliyor. Temelde iki amacı var. İlki, Müslüman ahâlini parçalamak ve onları şüpheye düşürmek, ikincisi de Müslüman ülkelere gönderilen büyükelçilere ya da istihbarat elemanlarına iyi derecede din dersi vermek ve Arapça öğretmek ve (Müslüman halkları) etkilemek.” şeklinde konuştu. Ayrıca, Kırım'da geçirdiği süre boyunca çekilen fotoğraflarını ve Kırım'daki Cuma Han Camii, Akyar (Aqyar) Camii, Hansaray ve Zincirli Medresenin yalnızca kendisinde bulunan görüntülerini katılımcılarla paylaşan Arıtürk son olarak “Kırım Tatarlarına çok şey öğretmek üzere gittim, belki bazı şeyleri öğretmişimdir ama Kırım’dan çok şey öğrenerek döndüm.” dedi. ERVİN İBRAGİMOV’UN VEFAT EDEN ANNESİ İÇİN DUA EDİLDİ Kırım Tatarlarının düğünler, cenazeler ve doğum günleriyle bir araya gelmesinin kültürlerini yaşatabilmelerindeki öneminin vurgulandığı ve katılımcıların sorularının yanıtlanmasıyla sona eren programın ardından Çongar Şahin, kimliği belirsiz kişiler tarafından 2016 yılının mayıs ayında kaçırılan Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Yönetim Kurulu Üyesi ve Bahçesaray Kırım Tatar Bölge Meclisi Üyesi Kırım Tatar aktivist Ervin İbragimov’un annesinin vefat ettiğini duyururken gözyaşlarına boğuldu. Çongar Şahin, şu ifadelere yer verdi: “Biz 2016 yılının nisan ayında Dünya Kırım Tatar Kongresi için Litvanya’ya kalabalık bir grupla gitmiştik. Litvanya dönüşü, 24 Mayıs 2016’da Kırım’da bizimle bir arada olan bir kardeşimiz kaçırıldı. İşten dönerken arabasından alındı, derdest edildi. Bir daha ölü ya da diri biz kendisinden hiçbir haber alamadık. Ervin İbrahim’i hepimiz son kez Litvanya’da görmüştük. Ervin’in acısıyla annesi hastalandı, uzun süre mücadele etti ve bir dönem ikili antlaşmalar çerçevesinde Türkiye’ye geldi. Ankara’da Genel Merkez binamızda da bizim misafirimiz oldu, tedavisi burada yapılmaya gayret edildi ama o anne, evlat acısıyla bugün aramızdan ayrıldı. Çok kıymetli bir insandı, biz kendisini çok sevmiştik. Eşi de çok sabırlı bir insandı, ben öyle bir eş hiç görmedim. Mekânı cennet olsun inşallah.” İbrahimova için dua okunmasının ardından Arıtürk, “Vatan Yahut Kırım” adlı kitabını katılımcılar için imzaladı. Kalkay ise günün anısına Arıtürk’e plaket takdim ederken Genel Başkan Şahin ise, Kırım Derneğinin 70 yıllık birikimini ortaya koyan “Kırım Derneği 70. Yıl” kitabını Arıtürk’e hediye etti.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin banisi Resulzade vefatının 71. yılında anılıyor Haber

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin banisi Resulzade vefatının 71. yılında anılıyor

Odlar yurdu Azerbaycan’da alevlenen bağımsızlık ateşinin önderi, üç renkli bayrağı yükseltip bir daha inmeyeceğini gönüllere nakşeden mücadele adamı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade, 6 Mart 1955 tarihinde Ankara'da hayata gözlerini yumdu. Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan ve Türk dünyası sevdalıları tarafından rahmet ve minnetle anılmaya devam ediyor. Mehmet Emin Resulzade, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve 1991'e kadar kesintiye uğramaksızın devam eden Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinde, dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti. Azerbaycan Türkleri için 1918'de yaşanan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti deneyimi, devletçilik fikri için yeni bir şiar oluşturdu. Meclise, orduya, polise ve bir çok devlet kurumuna sahip olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin baskısından kurtulup; bağımsızlığını kazanan Azerbaycan içinde kılavuz olma görevi görmüştür. 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Parlamentosu tarafından kabul edilen anayasa kanunu, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 28 Mayıs 1918’de kurulan cumhuriyetin devamı olduğunu vurguluyor. MEHMET EMİN RESULZADE'NİN HAYATI 31 Ocak 1884 tarihinde Bakü'nün Novhanı köyünde dünyaya gelen Resulzade, genç yaşlarından itibaren milletinin özgürlüğü yolunda çeşitli çalışmalarda bulundu. Gerçekleştirdiği teşkilatçılık faaliyetleri ve çeşitli dergilerde yer alan yazıları Çarlık Rusyası’nın dikkatini çekince 1909 yılında İran’a gitmek zorunda kaldı. İran’da bulunduğu yıllarda gazetecilik faaliyetlerinde bulunan Mehmet Emin Resulzade, İran demokratik hareketi ve basın tarihinde özel bir konuma sahip olan “Irani-Nov" gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1910 yılı Eylül ayında Avrupa'da eğitim görmüş bir grup İranlı aydınla birlikte İran Demokrat Partisinin kuruluşunda yer alan Resulzade, İran’da meşrutiyet rejiminin feshedilmesi sonrasında Haziran 1911’de Çarlık Rusyası’nın İran'daki elçiliğinin baskısıyla ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Astara Lenkeran yolu üzerinden gizlice Bakü’ye giden Mehmet Emin Resulzade, sonrasında İstanbul’a geçti. Türkiye’de özellikle Türk Ocakları ve teşkilâtın yayın organı olan Türk Yurdu dergisi çatısı altında çalışmalar yürüttü. 1913’te Romanov Hanedanı'nın 300. yıl dönümü münasebetiyle ilan edilen genel affın ardından Bakü'ye dönen Resulzade, burada -kuruluşunda Türkiye’den yazdığı mektuplarda dile getirdiği fikirleriyle katkı sunduğu- Müsavat Partisinin faaliyetlerini güçlendirdi. 17 Haziran 1917 tarihinde Müsavat ve Türk Ademi Merkeziyet partilerinin birleşmesi sonrasında partinin liderliğini üstlenen Resulzade, önemli siyasi çalışmalar ve başarılar elde etti. Tarihler 28 Mayıs 1918’i gösterdiğinde ise Resulzade başkanlığındaki Azerbaycan Milli Şurası, kabul ettiği 6 maddelik İstiklal Beyannamesi ile Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilân etti. Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1918'de imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşmasını Azerbaycan adına Dışişleri Bakanı Memmedhasan Hacınski ile birlikte imzalayan Resulzade, yeni kurulan devletin tanıtılması için 18 Haziran 1918'de İstanbul'da düzenlenen konferansa heyet başkanı olarak katıldı. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas-İslâm Ordusu birlikleri ve birliklere dahil olan Azerbaycanlı gönüllülerden oluşan ordunun Bakü’yü kurtarması sonrasında Azerbaycan hükûmeti Gence'den Bakü'ye taşındı. 7 Aralık 1918’de ise devletin ilk parlamentosu toplandı. Mehmet Emin Resulzade, başta Azerbaycan olmak üzere bütün Türk dünyasında bir mottoya dönüşen o meşhur sözlerini burada yaptığı konuşmasında dile getirdi: Bir kere yükselen bayrak, bir daha yere inmez! 11. Kızıl Ordu birliklerinin 27 Nisan 1920’de Azerbaycan sınırını geçerek Bakü’yü işgal etmesi sonrasında 17 Ağustos 1920’de Göyçay ilçesinin Garamaryam köyünde Bolşevikler tarafından tutuklandı ve önce Bakü’ye ardından Stalin’in emriyle Moskova'ya götürüldü. Gözetim altında yaşadığı Moskova’da Stalin’in birlikte çalışma teklifini reddeden Resulzade, ülkeden ayrılarak ilk olarak Finlandiya’ya gitti. Kısa bir süre Helsinki’de yaşadıktan sonra burada pasaport ve vize işlemlerinin tamamlanmasıyla önce Fransa’ya oradan Berlin’e ve son olarak Türkiye’ye geldi. 1947 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığı alan Resulzade, kurmuş olduğu Azerbaycan Kültür Derneği ve yapmış olduğu yayınlarla Azerbaycan’daki Sovyet işgalini anlatmaya, duyurmaya, bölgedeki durumu aktarmaya devam etti. Ömrünün sonuna kadar kalbi Azerbaycan için atan, ülkesinin bağımsızlığı için çalışan Mehmet Emin Resulzade, 6 Mart 1955'te Ankara’da vefat etti.

Bir millî hafıza merkezi olarak Türk Ocakları: 1949-1970 dönemi ve "Dış Türkler" vizyonu Haber

Bir millî hafıza merkezi olarak Türk Ocakları: 1949-1970 dönemi ve "Dış Türkler" vizyonu

1912 yılında bir grup Tıbbiyeli öğrencinin dönemin aydınlarına gönderdikleri mektuplara aldıkları olumlu geri dönüşler üzerine temelleri atılan Türk Ocakları, 1931 yılında kapatıldı ancak 1949 yılında ise yeniden faaliyete geçti. Türk Ocağının söz konusu ikinci dönemini doktora tezi olarak ele alan Dr. Özlem Seyhan, çalışmasını kitaplaştırarak hem Ocak tarihine hem de akademik literatüre önemli bir katkı sundu. Türk Ocaklarının ikinci dönemindeki faaliyetlerine ilişkin Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulunan Dr. Seyhan, Ocağın 1949 yılında yeniden açılmasıyla birlikte Türkiye dışında yaşayan Türklere yönelik ilginin kesintisiz biçimde sürdüğünü vurguladı. Seyhan, bu ilginin siyasi bir yayılmacılık hedefi taşımadığını özellikle belirterek şu değerlendirmede bulundu: Türkiye dışındaki Türklerle ilgilenmek Ocağın kendine görev edindiği bir konudur. Bunun siyasi açıdan ırkdaşlarını kendi devleti içine almak olmadığı hem Türk Ocağı Yasası’yla belirtilmiş hem de Türk Yurdu dergisinde her fırsatta dile getirilmiştir. Her Müslüman Türk aydın için Kırım, İdil-Ural, Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Türkistan gibi kendi vatanlarında mahkûm yaşayan milletleri tanımak önemli bir görev olarak kabul edilmiştir. Farklı devletlerin vatandaşı olarak cemaatler halinde bulunan Türklerin ve Müslümanların bütün sorunlarıyla ilgilenmek ve onlara millî şuur kazandırmak gerektiği savunulmuştur. Dışarıda bulunan ve toplu halde yaşayan Türklere karşı ortak duygular, ortak kültür bakımından sorumluluk taşındığı belirtilmiştir. Türkiye’nin Türkoloji çalışmalarının merkezi olması için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Türkiye haricinde bulunan Türklerle irtibatın kesilmesi halinde Türk medeniyetinin ve Türklük şuurunun zayıflayabileceği, dolayısıyla da dış Türklerin benliklerini kaybedip asimile olma tehlikesiyle karşılaşacağı söylenmiştir. Siyasî sınırlar dışından gelen Türkler de ilk zamanlarda olduğu gibi bir aile olarak gördükleri Ocağın yardımlarına başvurmaktan çekinmemiştir. Türkiye dışında yaşayan Türklerle önemli bir temasın 1962 yılının temmuz ayında Sovyetler Birliğini Tanıma Enstitüsü üyelerinden Dr. Edilge Kırımal ve Mehmet Ali Emircan’ın Türkiye’ye gelerek Türk Ocaklarını ziyaret etmesi ile yaşandığını söyleyen Seyhan, bu ziyaretten haberdar olan Kırımlı, Azerbaycanlı, Kafkasyalı ve Türkistanlı Türklerin bu vesile ile yapılan görüşmelere katıldıklarını, Kırımal ile Emircan’ın Türk Ocağı salonunda yaptıkları basın toplantısında dış Türklere dair gelen soruları yanıtladıkları ve enstitünün çalışmaları hakkında konuştuklarını da ifade etti. HÜRRİYETTEN MAHRUM MİLLETLER SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN TUTSAĞI HALİNE GELMİŞTİ Türk dünyası ile ilgili en çok tartışılan konunun Sovyetler Birliği’nin komünist rejimi doğrultusunda Türkistan Türklerinin milli şuurunu ortadan kaldırma çabası olduğunu ifade eden Seyhan, “20. yüzyılda Batı'nın yıkılan sömürgeciliği yerini komünist sömürgeciliğine bırakmıştır. Hürriyetten mahrum milletlerin çoğu Sovyetler Birliği’nin tutsağı haline gelmiştir. Türkiye’nin ise tutsak Türklerin bağımsızlığına kavuşuncaya kadar bazı çalışmalar yapması gerekli görülmüştür. Bu fikirler doğrultusunda Türk Yurdu dergisi, tutsak Türkler meselesinin büyük bir millî dava olduğunu anlatma çabasına girmiştir. Dış Türklerin esaretten kurtarılması için emperyalist zihniyetle mücadelenin önemi vurgulanmıştır. Buna göre Türklerin, Türklüklerini kaybettiği propagandası kafalardan silinmelidir. Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a dış Türklerin Türklük ruhu, pek çok Türkiye Türküne örnek olacak niteliktedir.” dedi. Diğer taraftan bu dönemde Sovyetler Birliği’nin tüm dünyaya kendi topraklarında Rusların yaşadığını ve Rus olmayanların ise hemen hemen Ruslaştığı yönündeki fikri kabul ettirme yönündeki faaliyetlerine dikkat çeken uzman, Türk Ocaklarının dış Türklere ve Rusya’ya karşı bakış açısı ile ilgili şu bilgileri verdi: Irk, dil, din ve kültür ayrılığı nedeniyle Rusya’nın ahenkli bir federasyon olmasının imkânsız olduğu vurgulanmıştır. Öyle ki Sovyetlerin içindeki Rus olmayan milletler emperyalizme karşı hürriyet, demokrasi ve medeniyeti muhafaza etmeye çalışmıştır. Rusya Türklerinin tarihin derinliklerinden gelen bir güçle yeniden refaha kavuşacaklarına inanılmıştır. TÜRK OCAKLARI “HALKA DOĞRU” YÖNELMİŞTİR Türk Ocaklarının halktan uzak bir hareket olmadığına da değinen Seyhan, kuruldukları bölgelerde yaşayan halk kitlesinin ekonomik durumu ve refah düzeyi ile yakından ilgilendiğini, özellikle kırsal kesimlerde geri kalmış muhitlerdeki yaşam şartlarının zorluğu, geçim kaynağı olarak yapılan mesleklerin çok fazla fiziki güç gerektirmesi, maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olamayan kişilerin sorunlarına çözüm aradıklarına değindi. Seyhan, Türk Ocaklarının halka doktor ve ilaç temin etmeyi bir vazife bildiğini ve köylere doktorlar götürdüğü ve bazı yerlerde dispanserler açtığı bilgisini verdi. Hizmetlerinin amacı kendi muhitini kalkındırmak olan Türk Ocaklarının, maddi bir karşılık beklemeksizin çalıştığını ve maksadın halk ile Ocak ilişkilerini güçlendirmek olduğunu belirten Seyhan, “Ocak her anlamda müreffeh bir toplum yaratma amacına hizmet etmiştir. Ocakların, temel vazifesinin halkın refah seviyesini yükseltmek ve Türk milletini müreffeh bir seviyeye eriştirmek olduğu düşünüldüğünde, eğitim, sağlık, kültür, sanat gibi pek çok konuda aktif faaliyet gösterdiğini söylemek yerinde olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu. TÜRK OCAKLARI SİYASET ÜSTÜ MİLLÎ BİR TEŞEKKÜLDÜR Türk Ocaklarının siyaset üstü bir kurum olduğuna da atıf yapan Seyhan, Türk Ocaklarının kurulduğu ilk andan itibaren Ocağı hiçbir şahsi ve siyasi ihtirasa alet etmeyecekleri kararında olduklarını, Ocak mensuplarının birçoğunun İttihat Terakki üyesi olmalarına rağmen cemiyetin particilikten tamamen uzak tutulması düşüncesinde olduklarını kaydetti. 1949 yılında yeniden faaliyete geçilmesiyle birlikte yayımlanan yasada da bu ilkenin açık biçimde vurgulandığını belirten Seyhan, şu değerlendirmeyi yaptı: Türk Ocaklarının herhangi bir siyasi partiyle bağlantısının olmayacağı açıkça belirtilmiştir. Ocak üyeleri bireysel olarak siyasî faaliyetlerde serbesttir; ancak Türk Ocakları, parti ve grup ayrımı gözetmeksizin siyaset üstü millî bir teşekküldür. Seyhan, her ne kadar siyasetten uzak durma ilkesi benimsenmiş olsa da, dönemin siyasî çalkantılarının Türk Ocaklarını yakından etkilediğini, kimi zaman Ocağın güç kazanmasına, kimi zaman ise varlığının tehlikeye girmesine yol açtığını belirtti. 1949-1970 döneminin, Türkiye’de çok partili hayata geçiş ve demokratikleşme süreciyle örtüştüğüne dikkat çekerek, Türk Ocaklarının bu süreçte millî duruşunu korumaya çalıştığını ifade etti.

Moldova, Rusya güdümündeki BDT’den ayrılma sürecini resmen başlattı Haber

Moldova, Rusya güdümündeki BDT’den ayrılma sürecini resmen başlattı

Moldova Dışişleri Bakanı Mihai Popșoi, 19 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, ülkesinin Rusya öncülüğündeki Bağımsız Devletler Topluluğundan (BDT) resmen ayrılma sürecini başlattığını duyurdu. Radio Moldova’ya yaptığı açıklamada Popșoi, Moldova’nın BDT ile imzaladığı üç antlaşmanın feshedilmesinin onay sürecinde olduğunu belirterek, “Bu adım atıldığında artık bu bloğun bir üyesi olmayacağız.” dedi. Sürecin kısa süre önce başlatıldığını vurgulayan Popșoi, gerekli onay mekanizmalarının işletildiğini ifade etti. Ayrıca Popșoi, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişimini başlamasından bu yana Moldova’nın BDT kapsamında imzaladığı 71 anlaşmayı feshettiğini, 60 anlaşmanın daha fesih sürecinde olduğunu söyledi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kurulan BDT, eski Sovyet cumhuriyetleri arasında ekonomik ve diplomatik bağları sürdürmeyi amaçlayan bir yapı olarak biliniyor. Ukrayna ve Gürcistan gibi bazı ülkeler daha önce topluluktan ayrılmıştı. Moldova ise 2023 yılından bu yana faaliyetlere katılmamasına rağmen üyeliğini resmen sonlandırmamıştı. Kişinev’in BDT’den ayrılma kararını resmileştirmesi, Avrupa yanlısı Cumhurbaşkanı Maia Sandu’nun liderliğindeki Eylem ve Dayanışma Partisinin (PAS) Ekim 2025’te parlamentoda çoğunluğu elde etmesinden birkaç ay sonra geldi. BDT DAĞILIYOR MU? Öte yandan BDT, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik topyekûn işgal girişimi sonrasında ciddi bir çözülme süreciyle karşı karşıya kaldı. Azerbaycan ile Rusya arasındaki ilişkilerin gerilmesi de bu süreci hızlandırdı. 2024 yılının aralık ayında Azerbaycan yolcu uçağının Rus müdahalesi sonucunda düşmesi ve bu olaydan Rusya’nın sorumlu tutulması sonrası Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, BDT liderlerinin gayriresmî zirvesine katılmamıştı.

Kırım Tatarlarının yüreğinde yaşamaya devam eden kadın: Dr. Zampira Asanova Haber

Kırım Tatarlarının yüreğinde yaşamaya devam eden kadın: Dr. Zampira Asanova

Kırım Tatar millî hareketinin efsane isimlerinden Dr. Zampira Asanova, 16 Ocak 2014 tarihinde 72 yaşındayken hayata veda etmişti. Dr. Asanova, 1966 yılından itibaren Moskova’daki insan hakları savunucuları ile ilk teması sağlayan, Kırım Tatar millî hareketinin sesinin hür dünyaya ulaşması yolunda ilk teşebbüsü yapan kişi olarak hatırlanıyor. DR. ASANOVA'NIN KIRIM TATAR MİLLÎ HAREKETİNE KATKILARI VE YAŞAM ÖYKÜSÜ Dr. Zampira Asanova, 1941 yılında Kırım’ın Beykıyat köyünde doğdu. Ailesi, o doğduktan 3 yıl sonra, 1944 yılında her Kırım Tatar ailesi gibi, Kırım’dan sürgün edildi. Aile Özbekistan’a yerleştirildi. Dedesinin vasiyetini yerine getirerek, bölgenin en iyi okulundan mezun olan Zampira Asanova 1959 yılında Moskova Tıp Üniversitesi Stomotoloji Bölümüne girdi. Zampira Asanova, Kırım Tatar millî hareketine daha üniversite öğrencisiyken 1957 yılında katıldı. Eğitimini tamamlayıp Özbekistan’a döndükten sonra Zampira Asanova Kırım Tatar aydınları adına Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Nikita Hruşçev’e gönderdiği mektubun yayılması için uğraştı. Mektubun altında imza atanlar arasında Amet-han Sultan, Midat Selimov, Enver Ablayev gibi şahsiyetler de bulunuyordu. 1959 yılından itibaren Kırım Tatar tarihini öğrenmeye başlayan Zampira Asanova, 1965 yılında Fergana Bölgesi İnisiyatif Grubunun üyesi oldu. Sürdürdüğü aktif faaliyetinden dolayı Sovyet Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine Kırım Tatar halkının problemlerini içeren mektubu göndermekle görevlendirilen 63 kişiden oluşan Sovyetler Birliği Geneli İnisiyatif Grubuna girdi. Yuriy Andropov’un kabul ettiği grupta bulunan Zampira Apte, 1967 yılında Moskova’dan döndükten sonra işinden uzaklaştırıldı. Onu akıl hastanesine yerleştirmeye çalıştılar. Ancak hastanenin doktorları Emilia Kâmileva ve Yagya Bekmambetov’un gösterdikleri çabalar sonucunda Zampira Asanova’yı akıl hastanesinden kurtardılar. Uzun yıllar süren mücadelelerinin akabinde Zampira Asanova, vatanı Kırım’a 1985 yılında gelmeyi başardı. 6 Haziran 1969’da Moskova’daki Mayakovskiy Meydanı’nda "Komünistler, Kırım'ı Kırım Tatarlarına geri verin" ve "Kırım Tatarlarına zulme son verin" pankartlarını açan Kırım Tatar aktivistler, büyük bir eyleme imza atmıştı. Eylem birkaç dakika sürmüş ve ardından hemen gözaltına alınmışlardı ancak bu cesur çıkış, Kırım Tatarlarının trajedisini dünya medyasına taşımıştı. Moskova’da ilk eylem düzenleyen Kırım Tatarları arasında Zampira Asanova da yer almıştı. Hayatını halkının yeniden dirilişine ve tarihi vatanına dönme mücadelesine adayan Zampira Asanova, uzun süre devam eden hastalığı neticesinde 16 Ocak 2014 tarihinde 72 yaşında yaşama veda etmişti. Zampira Asanova’yı son yolculuğa uğurlamak için Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) üyeleri, Kırım Tatar millî hareketi emektarları, Türkiye'den Kırım Tatar diasporasının temsilcileri, çeşitli toplum kuruluşlardan üyeler, bilim insanları, Zampira Asanova’nın akrabaları ve yakınları gelmişti.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yıl dönümü: Türk dünyası için zincirlerin kırıldığı gün Haber

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yıl dönümü: Türk dünyası için zincirlerin kırıldığı gün

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara 25 Aralık 1991 tarihinde Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) liderliğinden istifa etti. Bir gün sonra ülkenin parlamentosu, 15 devletin bağımsızlığını tanıdı ve Sovyetler Birliği resmen çöktü. Kremlin'de, insanlık tarihinin en büyük baskı rejimlerinden biri olan SSCB'nin orak ve çekiç sembollü kırmızı bayrağı indirildi. Bu tarih, yalnızca bir devletin dağılması değil; Türk dünyası için ideolojik, siyasî ve kültürel esaret zincirlerinin kırıldığı bir dönüm noktası olarak hafızalara kazındı. 70 YILLIK ZULMÜN SONU 1917 Bolşevik İhtilali ile temelleri atılan ve Türk coğrafyasını yıllarca demir yumrukla yöneten komünist rejim, Türk halklarını kimliklerinden, dillerinden ve inançlarından koparmaya çalıştı. Kırım’dan Kazan’a, Türkistan’dan Kafkasya’ya kadar milyonlarca Türk, sürgünlere, asimilasyon politikalarına ve baskılara maruz kaldı. Sovyet rejimi, onlarca yıl boyunca Türk halklarını kimliksizleştirmeye, tarihinden koparmaya ve tek tip “Sovyet insanı” kalıbına sokmaya çalıştı. Türk yurtlarında Türk dili baskılandı, millî hafıza tahrip edildi, dinî ve kültürel değerler sistematik biçimde yok edilmeye çalışıldı. Ancak baskı, zulüm ve sürgünlere rağmen Türk halkları kimliğini, dilini ve özgürlük idealini korumayı başardı. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte, Türk dünyası uzun bir aradan sonra yeniden nefes aldı. Ortak tarih, ortak dil ve ortak gelecek fikri, Sovyet ideolojisinin yıkıntıları arasından yeniden yükseldi. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) başta olmak üzere bölgesel iş birliği mekanizmaları, bu tarihî kırılmanın somut sonuçları olarak dikkat çekiyor. Sovyetler Birliği’nin ardında bıraktığı derin travmalar hâlâ tam olarak silinmiş değil. Rusya’nın günümüzde izlediği yayılmacı ve baskıcı politikalar, Sovyet zihniyetinin farklı bir biçimde varlığını sürdürdüğünü de gözler önüne seriyor. Bu nedenle bu yıl dönümü, yalnızca bir geçmiş muhasebesi değil; Türk dünyası için uyanık olma, birlik olma ve ortak geleceğe daha sıkı sarılma çağrısı niteliği taşıyor.

Sovyet emperyalizmine karşı Kazakistan'ın uyanışı: Jeltoksan Olayları'nın yıl dönümü Haber

Sovyet emperyalizmine karşı Kazakistan'ın uyanışı: Jeltoksan Olayları'nın yıl dönümü

Dönemin Sovyetler Birliği Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov'un Kazakistan Komünist Partisi Genel Sekreterliğine Kazak Türkü Dinmuhammet Kunayev yerine Rus kökenli Genadi Kolbin’i ataması büyük bir tepkiye yol açtı. 16 Aralık 1986’da, Kazakistan’ın o dönem başkenti olan Almatı’da olaylar patlak verdi. Jeltoksan, ayrıca Kazakça “Aralık” ayına verilen bir isimdir. 16 Aralık’ta 200-300 kadar öğrenci Almatı’daki Brejnev Meydanı’nda toplandı. Buradaki Komünist Partisi önüne gelen öğrenciler, daha sonra halkın da kendilerine dahil olmasıyla bin-bin 500 kişiye ulaştılar. Kalabalık, parti binasına girerek binayı ele geçirdi. Sovyet Rus emperyalizminin yayın organı TASS “Milliyetçilerin kışkırttığı bir grup öğrenci sokakları işgal etti. Polise saldırdı. Yiyecek deposunu ateşe verdi ve yöre halkına saldırdı.” şeklinde asparagas haberler ile olayları saptırmaya çalıştı. 16 ARALIK: KAZAKİSTAN’IN BAĞIMSIZLIK GÜNÜ Meydanı çembere alan güvenlik güçlerine müdahale emri verilse de olaylar yatıştırılamadı. Olaylar bir isyana dönüştü ve Çimkent, Karağandı gibi şehirlere de yayıldı. Olaylar ancak üç gün sonra 19 Aralık akşamında bastırılabildi. Çeşitli rakamlara göre olaylara 5 bin ile 15 bin arasında gösterici katılmıştı. Birçok kaynağa göre 200’ü aşkın kişi öldürüldü. Bunların birçoğu OMON güçleri tarafından infaz edildi. Tutuklananların sayılarının ise en az bin civarında olduğu belirtiliyor. Jeltoksan Olaylarına karışan kişilerin cezaları Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra derhal affedildi. Jeltoksan Olayları, bugün “Kazakistan Bağımsızlık Günü” adı altında halen anılıyor.

KTMM Başkanı: Ukrayna’nın zaferi insan haklarının zaferi olacaktır Haber

KTMM Başkanı: Ukrayna’nın zaferi insan haklarının zaferi olacaktır

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabulünün 77. yılında dünya genelinde insan onuru, özgürlük ve eşitliğin temel değerlerinin yeniden tehdit altında olduğunu vurguladı. Tarihsel hatırlatmaların yer aldığı açıklamada, 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen beyannameye Sovyetler Birliği'ni -Belarus Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti- ile birlikte “çekimser” oy kullandığını belirten Çubarov, “Bu tutum, Sovyet yetkililerinin savaştan sonra da işlediği kitlesel suçların uluslararası incelemeye alınması ve totaliter rejimin gerçek doğasının açığa çıkması korkusundan kaynaklanıyordu.” dedi. SOVYET DÖNEMİNDE TOPLU İHLALLER VE SÜRGÜN KTMM Başkanı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiği günlerde milyonlarca insanın Sovyet baskı mekanizmasının hedefi olduğunu anımsatarak şu ifadeleri kullandı: Birleşmiş Milletler kürsüsünden evrensel değerler ve insan hakları ilan edilirken, Kırım Tatar halkı 18 Mayıs 1944'te zorla sürgün edildikleri özel yerleşim yerlerinde dört yılı aşkın bir süredir yok oluyordu. Öyle ki, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin kabulünden sadece iki hafta önce, 26 Kasım 1948'de, SSCB Yüksek Konsey Başkanlığı, 'keyfi ayrılma', yani özel yerleşim yerlerinden kaçma girişimleri için 20 yıl ağır çalışma cezası öngören bir kararname yayınladı. Kırım Tatarları gibi anavatanlarından sürgün edilen Koreliler, Almanlar, İngriya Finleri, Karaçaylar, Kalmıklar, Çeçenler, İnguşlar, Balkarlar ve Ahıska Türkleri gibi diğer halklar da aynı koşullar altındaydı. Birçoğu için sürgün, sadece vatanlarından kovulma değil, aynı zamanda milli özerkliklerinin de yok edilmesi anlamına geliyordu. Bu durum, özellikle Kırım Tatar halkının özerkliği olan Kırım Özerkliği için de geçerliydi. MİLLİ MÜCADELESİNDE BEYANNAMENİN ROLÜ KTMM Başkanı, Kırım Tatar millî hareketinin gücünü büyük ölçüde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde yer alan insan hakları ilkelerinden aldığını, bu ilkelerin halkın anavatanına dönüş hakkının ve milli-bölgesel özerkliğinin temel dayanağı olduğunu kaydetti. Ayrıca Çubarov, 1991’de toplanan II. Kırım Tatar Millî Kurultayı tarafından kabul edilen belgelerin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilkeleri üzerine inşa edildiği hatırlattı. RUS İŞGALİ ALTINDAKİ GÜNCEL HAK İHLALLERİ Çubarov, Rusya’nın 2014’te Kırım’ı işgaliyle başlayan ve 2022’de geniş çaplı saldırıyla derinleşen savaşın, işgal altındaki topraklarda kitlesel katliamlar, sistematik ve zulümlerle birlikte sürdüğü vurgulayarak şunları kaydetti: Rusya Federasyonu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni ve insan hakları ile milletlerin hakları alanındaki diğer tüm uluslararası belgeleri kabaca hiçe sayan bir terör devletine dönüşmüştür. Yalnızca işgal altındaki Kırım'da, büyük çoğunluğu Kırım Tatarları olmak üzere yüzlerce insan yasa dışı bir şekilde özgürlüğünden mahrum bırakılıyor. “UKRAYNA’NIN ZAFERİ, EVRENSEL İNSAN HAKLARININ YENİDEN TESİSİ OLACAK” Açıklamasının sonunda KTMM Başkanı Ukrayna’nın özgürlüğü için verilen mücadelenin aynı zamanda insanlığın evrensel değerlerini savunma mücadelesi olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: İnsan onurunu ve millelerin eşitliğini tesis etmeye yönelik insan hakları aktivistlerinin, siyasetçilerin ve diplomatların devasa çabalarının yeniden tehdit altına atıldığını ve 20. yüzyılın ortalarındaki gerçeklere geri döndürüldüğünü görmek acı vericidir. Ancak tam da bugün, Ukrayna'nın özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer aldığı bu zamanda, demokratik ve özgürlüğü seven ulusların onun etrafında birleşmesi umudu geri getiriyor. Ukrayna'nın zaferi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde belirlenen uluslararası ilkelerin yeniden tesis edilmesine giden yolu açacak ve insan haklarının en yüksek değere sahip olduğu bir dünyaya olan inancı güçlendirecektir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.