SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sscb

QHA - Kırım Haber Ajansı - Sscb haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sscb haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yalova Kırım Derneği Kırım Tatar Sürgünü’nün 82. yıl dönümünü andı Haber

Yalova Kırım Derneği Kırım Tatar Sürgünü’nün 82. yıl dönümünü andı

Yalova Kırım Türkleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Sovyetler Birliği’nin diktatör lideri Josef Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde gerçekleştirilen Kırım Tatar Sürgünü’nü anmak amacıyla 18 Mayıs 2026 tarihinde bir program düzenledi. Program kapsamında, Yalova Kırım Derneği Başkanı Nail Aytar, 18 Mayıs 1944 Sürgünü'nün acılarını hatırlatan ve bu tür zulümlerin hiçbir zaman unutulmayacağını vurgulayan bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmanın akabinde anma töreninde mevlit okunarak sürgün sırasında hayatını kaybeden binlerce Kırım Tatarının ruhuna dualar edildi. Ayrıca, Yalova’da bulunan 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü Anıtı’na, trajedinin sembolü olan karanfiller bırakıldı. 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI 82 yıldır dinmeyen acı: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı İnsanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri olan 18 Mayıs 1944 tarihinde, Kırım Tatarları topyekûn vatanlarından sürülerek SSCB tarafından soykırıma uğradı. pic.twitter.com/mxqlqc5weL— QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2026 Kırım Tatar halkı, bir şafak vaktinde Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde topyekûn sürgüne tâbi tutuldu. Kırım’dan Türkistan, Urallar ve Sibirya bölgelerine hayvan vagonlarıyla sürgün edilen Kırım Tatar halkı; en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar, açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde nüfusunun yüzde 46’sını kaybetti. Sovyet yönetimi, soykırım niteliğindeki sürgünün hemen akabinde Kırım Yarımadası’nda, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Kültürel soykırımın yaşandığı Kırım’da tarihi eserler tahrip edildi, mezarlıklar yok edildi ve yarımadanın demografik yapısı bilinçli şekilde dönüştürüldü. Sürgün edilen halk, bağrından koparıldığı o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırıldı. 1989’a gelindiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. Sürgün mağdurları o tarihten itibaren yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada Parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu), 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato ve 2025’in haziran ayında Hollanda Krallığı Genel Meclisinin alt meclisi olan Hollanda Temsilciler Meclisi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı.

Kırım Derneğinden 18 Mayıs Sürgünü'nün 82. yıl dönümünde 3 dilde basın bildirisi Haber

Kırım Derneğinden 18 Mayıs Sürgünü'nün 82. yıl dönümünde 3 dilde basın bildirisi

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi, Kırım Tatar Sürgünü'nün 82. yıl dönümü dolayısıyla dikkat çeken bir basın bildirisi yayımladı. Türkçe, Kırım Tatarca ve İngilizce olarak yayımlanan açıklamada, 18 Mayıs 1944’te yaşananların yalnızca bir sürgün değil, aynı zamanda “insanlığa karşı suç” ve “soykırım” olduğu vurgulandı. Dernek tarafından 16 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan açıklamada, Sovyetler Birliği yönetiminin Kırım Tatar halkına yönelik uygulamalarının insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olduğu belirtildi. Açıklamada, 2. Dünya Savaşı sırasında Kırım Tatar erkeklerinin büyük bölümünün Kızıl Ordu saflarında savaşta bulunduğu hatırlatıldı. Buna rağmen geride kalan kadınlar, çocuklar ve yaşlıların Sovyet yönetimi tarafından topluca sürgün edildiği belirtilen açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Bundan tam 82 yıl önce, 18 Mayıs 1944 tarihinde, insanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri Kırım topraklarında yazılmıştır. Halkın eli silah tutan erkekleri Kızıl Ordu saflarında cephede hayatlarını hiçe sayarak savaşırken; geride kalan yaşlılar, kadınlar ve çocuklar, Sovyet yönetimi tarafından topyekûn bir sürgün ve soykırım suçuna maruz bırakılarak vatanlarından koparılmıştır. Uluslararası hukukta "insanlığa karşı suç" ve "soykırım" tanımına giren bu vahşet, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil; bir halkın varlığını, kültürünü ve tarihsel kimliğini yeryüzünden silme girişimi olarak tarihe geçmiştir. Karanlık, havasız hayvan vagonlarında, en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar; açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde Kırım Tatar halkının nüfusunun %46’sının hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Bu trajik bilanço, modern hukukun ve insanlık vicdanının asla kabullenemeyeceği bir demografik yıkımın belgesidir. Onca yıllık sürgün ve acıya rağmen, Kırım Tatarları adalete olan inançlarını yitirmemiş; Sovyetler Birliği’nin son döneminden itibaren uluslararası hukukun meşru kıldığı "vatana dönüş hakkını" tamamen kendi imkânlarıyla kullanarak Kırım’da yeniden kök salmaya başlamıştır. Öz yönetimlerini kuran, eğitim, kültür ve sosyal alandaki kurumlarını küllerinden yeniden inşa eden bu onurlu halk, 1990’lı yıllardan itibaren her 18 Mayıs’ta şehir meydanlarını doldurarak matemlerini kitleler halinde anma ve varlıklarını haykırma iradesini göstermiştir. Ancak ne hazindir ki, Sovyet zihniyetinin bugünkü uzantısı olan Putin Rusyası, 27 Şubat 2014 tarihinden itibaren Kırım’ı işgal ederek bu sistematik kötülüğü kaldığı yerden devam ettirmiştir. Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyetlerini hukuksuz bir kararla yasaklayan, milli liderleri vatanına sokmayan ve kendisine tehdit olarak gördüklerini hapislerde tutan Rusya; Kırım Tatarlarının 25 yıllık demokratik ve kültürel birikimini gasp ederken, Kırım’ı bir "açık hava hapishanesine" dönüştürmüştür. Bugün itibariyle Kırım'da Rusya'nın işgaline karşı direnmeleri nedeniyle haksız ve mesnetsiz suçlamalarla 351 kişi siyasi mahkûm olarak bulunmaktadır. Bunlardan 60'ı kadın olmak üzere 181'i Kırım Tatarıdır. Kırım'ın toplam nüfusunun %10'u Kırım Tatarlarından oluşmakta iken siyasi mahkûmların %55'i Kırım Tatarlarıdır. Rusya’nın Kırım Tatarlarının kimliğini yok etmeye yönelik bu sistemli baskıları sonucunda, işgalin sürdüğü 12 yıldan bu güne kadar, halkın en doğal hakkı olan matem günlerini anmasına dahi tahammül edilememektedir. Bununla birlikte Rusya, dört yılı aşkın bir süredir Ukrayna genelinde yürüttüğü saldırganlık, yıkım ve pervasızca işlediği savaş suçları ile uluslararası toplumun vicdanını yaralamaya devam etmektedir. 18 Mayıs 1944 Soykırımı’nın sorumlularının bugünkü mirasçısı olan mevcut yönetim, geçmişin yaralarını sarmak bir yana, sürgün ve soykırım politikalarını modern dünyanın gözü önünde tırmandırmaktadır. Kırım Tatar halkının muhaceretteki temsilcileri olarak bizler, halkımızı tarihten silmeye yönelik her türlü politikaya karşı duracağımızı; acılarımızı, haklarımızı ve milli kimliğimizi asla unutmayacağımızı ilan ediyoruz. Varlığımızı korumaktan ve demokratik prensiplerimizle hak ve adalet yolunda yürümekten asla vazgeçmeyeceğiz. İnsanlık suçu olan 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yıldönümünde, sürgün şehitlerimizi rahmet, minnet ve sarsılmaz bir bağlılıkla anıyoruz. Unutmadık, unutmayacağız!"

Çubarov’dan Kırım’daki "Beriya" hamlesine sert tepki: "Stalin'in yarım bıraktığı işi tamamlamak istiyorlar" Haber

Çubarov’dan Kırım’daki "Beriya" hamlesine sert tepki: "Stalin'in yarım bıraktığı işi tamamlamak istiyorlar"

İşgalci Rus yönetiminin Kırım’da, 1945 Yalta Konferansı'na katılan Sovyet heyeti üyeleri Lavrentiy Beria, Andrey Gromıko ve Andrey Vışinskiy'in Yusupov Sarayı'ndaki özel odalarının iç mekanlarını yeniden oluşturmayı planladığı öğrenildi. Kremlin idaresinin Kırım’da 1945 Yalta Konferansı'nın "tarihini canlandırma" adı altında başlattığı sözde restorasyon çalışmalarını değerlendiren Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, bu girişimin sadece bir müze çalışması değil, Kırım Tatar halkına yönelik soykırımcı bir zihniyetin yeniden hortlatılması olduğunu ifade etti. “SÜRGÜNÜN MİMARLARI ONURLANDIRILIYOR” Kırım Haber Ajansına (QHA) konuşan Refat Çubarov, ofisleri restore edilen üç ismin Kırım Tatar halkının tarihindeki en karanlık figürler olduğunu vurgulayarak şu açıklamada bulundu: Rus işgal yönetimi Kırım'da ‘Beriya'nın ruhunun’ yeniden canlandırmaya çalışıyorlar. 20. yüzyılın cellatları Stalin ve Hitler'di ama onlar tek başlarına var olmadılar. Her birinin yanında elleri omuzlarına kadar kanlı olan binlerce insan vardı. Bunlardan biri de Beriya idi. 18 Mayıs 1944 Sürgünü gerçekleştirilirken o, NKVD yani İçişleri Halk Komiseri idi. SSCB'nin tüm infaz ve cezalandırma organlarını yönetiyordu. Stalin'e, Kırım Tatarlarının Kırım'dan sürülmesi gerektiğine dair bir rapor yazdı. Öne sürdüğü argümanlar arasında; diğer sürülen halklar hakkında uydurduğu o meşhur ‘Sovyet yönetimine ihanet’ masalının yanı sıra, Kırım Tatarlarının Sovyetler Birliği'nin sınır bölgelerinde yaşamasının ‘uygunsuzluğu’ vardı… Şimdi ise işgalciler Kırım'da, 1945 Yalta Konferansı'nın ‘tarihi canlandırması’ adı altında Beriya, Gromıko ve Vışinskiy'nin ofislerini restore etmeye karar verdiler. Bu üç kişi Kırım Tatar Sürgünü’nü doğrudan organize eden ve yönetenlerdir. Beriya sürgünümüzü bizzat yönetti, raporlar yazdı, Stalin'e saat başı bilgi verdi. Gromıko ise - insan demeye dilim varmıyor - sözde 'Perestroyka' dönemine kadar Kırım Tatarlarına baskı uygulayan bir sefildir. 1988'de, SSCB'nin dağılmasına ramak kala bile 'Kırım'da Kırım Tatarlarına yer yok, orada zaten çok insan yaşıyor, dönmeleri uygun değildir' diyen kararın altına imza atan son parti yetkililerinden biriydi. Vışinskiy ise Kırım Tatarlarına uygulanan tüm işkence yöntemlerini ve koca bir halkın 'kolektif sorumluluk' adı altında cezalandırılmasını yasallaştıran kişiydi. Ve şimdi onların ofislerini restore ediyorlar. Bu, Putin rejiminin Stalin dönemine dönüşü çoktan benimsediğini gösteriyor. “BERİYA RUS YASALARINA GÖRE BİLE SUÇLU” Beriya’nın Rus yasalarına göre bile hala suçlu sayıldığını hatırlatan Çubarov, Putin yönetiminin kendi yasalarını bile çiğnediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: 2004 veya 2002'de, Beriya'nın oğlunun babasının itibarını iade ettirmek için açtığı davada Rusya Yüksek Mahkemesi; Beriya'nın kitlesel zulüm ve baskılardan suçlu olduğuna, bu yüzden iade-i itibarın mümkün olmadığına hükmetmişti. Ancak Putin için kendi yasalarına karşı çıkarak Beriya gibi bir celladı onurlandırmak sorun değil. Moskova'nın o ince ve sinsi ahlaki kuralları hiçe sayan tutumuna hakkını vermek lazım; Beriya'nın iade-i itibarını, onun hayatındaki en ağır suçlardan birini işlediği yerden, yani Kırım'dan başlatmaya karar verdiler. Bu, Kırım'ı işgal eden Rusya Federasyonu'nun o politikayı sürdürdüğünü ve Stalin'in yarım bıraktığı işi tamamlamak için her şeyi yapacağını gösteriyor. Stalin, Kırım Tatar halkının sürgünde yarım asır direnmesi sayesinde amacına ulaşamadı. Şimdikiler ise başka yöntemlerle Kırım Tatarlarını topraklarını terk etmeye zorluyorlar. Terk etmeyenlerin ise boyun eğmesini ve topraklarımızı gasp eden o ‘yaratıklara’ dönüşmesini istiyorlar.

Çornobıl Faciası'nın 40. yıl dönümü Haber

Çornobıl Faciası'nın 40. yıl dönümü

Tam 39 yıl önce Çernobil (Çornobıl) Nükleer Santrali'nde meydana gelen kaza, dünyayı derinden etkiledi. Çernobil nükleer felaketi insanlığın doğrudan varlığını tehdit etti. Yaklaşık olarak 7 milyon kişinin zarar gördüğü patlama sonucu oluşan radyoaktif bulutlar, aralarında Türkiye’nin de yer aldığı birçok ülkeyi etkiledi. Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Çernobil bölgesini işgal altına alması ise, yeni nükleer facia tehdidini oluşturmuştu. ÇERNOBİL FACİASI NASIL MEYDANA GELDİ? Ukrayna’nın kuzeyindeki Kıyiv bölgesinde yer alan bir yerleşim biriminde inşa edilen Çernobil Nükleer Santrali 1970’te açılmıştı. Kazanın yaşandığı gün santraldeki 4 reaktör de aktif olarak faaliyet gösteriyordu. Bir sistem testi için 26 Nisan 1986 tarihinde çalışmalar başlamıştı. Test esnasında bir şeyler ters gitmiş ve deneyde kullanılan reaktörde önlenemeyen çekirdek tepkimeleri meydana gelmiş, bir anda çok yüksek seviyelere çıkan ısı patlamaya yol açmıştı. Tüm santralin yandığı kazada tek kötü durum yangın değildi zira tepkimeler sonucu dışarıya yüksek miktarda radyasyon yayılmıştı SOVYETLER OLAYI GİZLEMEYE ÇALIŞMIŞTI… Sovyetler Birliği'nin denetimindeki Çernobil’deki nükleer felaket, önceleri SSCB yönetimi tarafından örtbas edilmeye çalışılmıştı. O günlerde Sovyetler hiçbir açıklama yapmamıştı. Kazada ölen 30’dan fazla insanın ölümü de görmezden gelinmişti. Bu duruma karşın kazadan günler sonra 28 Nisan 1986 günü, radyoaktif bulutlar çoktan İskandinavya’ya ulaşmıştı. Tespit edilen havadaki anormal radyasyon değerleri sonucu Avrupa ülkelerin uyguladığı baskı ile SSCB felaketi tüm dünyaya açıklamak zorunda kalmıştı. Olayın açıklanmasının ardından Çernobil faciası, dünya basınında büyük yankı uyandırmıştı. Türkiye de Ukrayna'nın kuzeyinde yaşanan Çernobil faciasından en çok etkilenen ülkelerden biri olmuştu. PATLAMANIN ETKİLERİ YIKICI OLDU Nükleer felaket sonrasında Ukrayna’da 18 bin kilometrekarelik tarım toprakları radyoaktif kirlenmeye maruz kaldı. Ülke ormanlarının yüzde 40’ı (toplam 35 bin kilometrekare) kirlendi. Çernobil Nükleer İstasyonunun etrafında 30 kilometre çapındaki alan insansızlaştırıldı. Bölgeden 135 bin insan tahliye edildi ve yaşam alanları boşaltıldı. Reaktör binası 410 bin metreküp çimento ve 7 bin ton çelik kullanılarak gömüldü. ÇELİK KALKAN Çernobil Nükleer Santrali, 2016’da daha önce görülmemiş bir mühendislik yöntemiyle çelik kalkanla örtüldü. 275 metre genişliğinde, 108 metre uzunluğunda ve 36 bin ton ağırlığındaki kalkan, reaktörün üstünü örtecek şekilde inşa edildikten sonra kaydırma işlemiyle 5 günde reaktörün üzerine konumlandırıldı. 100 yıl boyunca radyoaktif sızıntıyı engellemesi beklenen kalkan 1,5 milyar dolara mal oldu. YENİ NÜKLEER FACİAYA DAVET AÇAN RUS İŞGALİ Rusya Ukrayna’ya geniş çaplı işgal saldırısı başlatmasıyla birlikte dünya yeni nükleer felaketiyle karşı karşıya kaldı. 24 Şubat 2022’te 36 yıldır insansızlaştırılmış olan bu topraklara Rus ağır askeri teçhizat geçerek radyasyon tozunu havaya kaldırdı. İşgal güçleri topyekun saldırının ilk gününde nükleer santrali işgal ederek tesisi savaş meydanına çevirdi. Santralde bulunan personel ve askerler olmak üzere yaklaşık 300 kişi işgalcilerce esir alındı. Ruslar, personeli hiç ara vermeden, yerlerinden ayrılmaya izin vermeden günde 24 saat görevlerini yerine getirmeye zorladı. Santral ele geçirilirken nöbette olan personel ekibi 12 saatlik nöbet yerine aralıksız olarak 600 saat çalışmıştı. Personelin tıbbi bakıma da erişimi sınırlıydı. Santralin personeli Rus askerleri tarafından alıkonulurken Rosatom temsilcileri Çernobil Nükleer Santrali'nin kontrolünü ele geçirmeyi çalışmıştı. RUS ASKERLERİ DÜNYANIN EN RADYOAKTİF BÖLGESİNDE HENDEK KAZDILAR Çernobil bölgesi işgal altındayken Rus askerlerin tesisin arkasındaki "Kızıl Orman" olarak adlandırılan ve dünyanın en radyoaktif bölgelerden bir olarak kabul edilen yerde özel ekipman olmadan hendek kazdığının gösteren görüntüler dünyada büyük tepki uyandırmıştı. GERİ ÇEKİLİRKEN SANTRALİ YAĞMALADILAR 31 Mart 2022’de Rus ordusunun Çernobil Nükleer Santralinden geri çekileceğini belli olmuştu. Rus işgalcileri nükleer santrali terk ederken etraflarında gördükleri her yeri yağmaladı. İşgalciler Çernobil Nükleer Santralinde faaliyet gösteren laboratuvarlardan bilgisayarları, ofis ekipmanlarını, ölçüm cihazlarını çaldı, yanlarında götüremedikleri laboratuvar ekipmanını ise parçaladılar, onlarca yıldır toplanan arşiv ve belgeleri çöpe attılar. Bu yetmezmiş gibi geri çekilen işgalciler radyoaktif Çernobil bölgesine mayın döşedi. TESİSTE BULUNAN 169 ASKER ESİR ALINDI Ukrayna Ulusal Muhafızlarından tesisi korumakla görevli 169 asker işgal süresi boyunca, Soğuk Savaş döneminden kalma bir yeraltı sığınağında hiç dışarıya çıkmalarına izin verilmeden Rus işgal güçlerince esir tutuldu. İşgalciler geri çekilirken Ukraynalı askerleri yanlarında götürdü. 36 GÜN SONRA İŞGAL SONA ERDİ 1 Nisan’da santralin Ukrayna'nın kontrolüne geçtiği bildirilmişti. 2 Nisan 2022’de Çernobil Nükleer Santrali üzerinde Ukrayna bayrağı dikilmişti. Ukrayna Güvenlik Servisi, 36 gün boyunca Çernobil’deki yasak bölgede devamlı olarak binden fazla Rus askerin ve çok sayıda ağır askeri teçhizatın bulunduğunu açıkladı. Ukrayna yetkilileri, Çernobil bölgesini işgal ederek işgalci Rusya'nınnükleer terör eylemi gerçekleştirdiğine dikkat çekiyor

Konya'da bir Türkistan sevdalısı: Basmacı Hareketi'nin izleri Kırkkuyu'da Haber

Konya'da bir Türkistan sevdalısı: Basmacı Hareketi'nin izleri Kırkkuyu'da

Konya'nın Kulu ilçesi sınırlarında yer alan Kırkkuyu köyü, Anadolu'nun kalbinde Türk dünyasının kesişme noktası olma özelliğini koruyor. 1853-1856 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Anadolu'ya göç eden Nogay Türkleri tarafından kurulan köy, bugün sadece Kırım ve Kafkasya göçmenlerine değil, Türkistan’ın özgürlüğü için savaşan kahramanlara da ev sahipliği yapıyor. BASMACI HAREKETİ'NİN ÖZBEK GAZİSİ: YUNUS ALİ MÜCAHİT Kırkkuyu köyü mezarlığında rastlanan en dikkat çekici kabirlerden biri, Basmacı Hareketi’nin neferlerinden olan Özbek asıllı Yunus Ali Mücahit’e ait. Zalim Rus Çarlığı ve sonrasında kurulan SSCB’ye karşı bağımsızlık mücadelesi veren gazi, Türkistan-Rus Savaşı'nın ardından Anadolu'ya gelerek bu köye yerleşti. Türkistan'dan gelen bir heyetle köye dahil olan Yunus Ali Mücahit, ömrünün geri kalanını bu topraklarda tamamladı. KIRKKUYU: MUHACİRLERİN GÜVENLİ LİMANI Tarihsel olarak Kırım muhacirlerinden oluşan Kırkkuyu, zamanla Kafkasya ve Türkistan bölgelerinden gelen her kardeşine kucak açan bir yerleşim yeri haline geldi. Köy halkının bu kapsayıcı tutumu, Yunus Ali gibi bağımsızlık savaşçılarının Anadolu’yu "vatan" olarak benimsemesinde büyük rol oynadı. GELECEK NESİLLERE MİRAS Bugün Kırkkuyu mezarlığında bulunan Yunus Ali Mücahit'in kabri, sadece kişisel bir hatıra değil, Türk halklarının zor zamanlarda birbirine nasıl dayanak olduğunun kanıtı niteliğinde. Mücahidin kabri, hem köy sakinleri hem de bölgeyi ziyaret eden tarih meraklıları için Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan hürriyet mücadelesinin bir simgesi olarak varlığını koruyor.

Azerbaycan’da Kara Yanvar’ın 36. yılı: Keder ve gurur günü Haber

Azerbaycan’da Kara Yanvar’ın 36. yılı: Keder ve gurur günü

Azerbaycan'da keder ve gurur günü olarak anılan ve tarihe "Kara Yanvar" (Kara Ocak) olarak geçen 20 Ocak Katliamı'nın 36'nci yılı geride kaldı. Azerbaycan’ın bağımsızlığının önemli dönüm noktalarından biri olan Kara Yanvar; Azerbaycan ordusunun İkinci Dağlık Karabağ Savaşı'nda elde ettiği zafer ve başarıyla icra ettiği "Anti Terör Operasyonu" neticesinde Karabağ'ın Ermenistan işgalinden kurtarılmasının ardından daha fazla anlam kazandı. 20 Ocak kurbanları, katliamın her yıl dönümünde tüm Türk dünyasında minnetle anılıyor. Ermeniler, 1980'li yılların sonlarında Karabağ'ın Azerbaycan'dan koparılması için faaliyetlerini artırdı ve Aralık 1989'da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, Karabağ'ın Ermenistan'la birleştirilmesi yönünde karar aldı. Azerbaycanlılar, bu kararı tepkiyle karşıladı ve Bakü'de yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenlendi. Halk, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü'nün Azadlık Meydanı'na akın etti. Aralıksız olarak devam eden mitingler Sovyet yönetimini tedirgin etti ve Bakü'ye asker gönderilmesi yönünde karar alındı. Halk ise kentin giriş yollarını ve Bakü'deki askeri birliklerin önünü kapattı. İlk önce 19 Ocak 1990'da Sovyet istihbaratı tarafından Azerbaycan televizyonunun enerji hatları patlatıldı. Akşam saatlerinde ise 26 bin kişilik Sovyet ordusu zırhlı araçlarla 5 yönden Bakü'ye girdi. Sovyet ordusu, onları engellemeye çalışan silahsız sivillere mermi yağdırarak kente ulaştı. Tanklar ve ağır zırhlı araçlar insanların üstüne sürüldü, ambulanslara ve yolcu otobüslerine ateş açıldı. O gece Bakü'de 130 sivil hayatını kaybetti. Sovyet ordusu, katliamını Neftçala ve Lenkeran gibi diğer illerde de sürdürdü ve toplamda 150 Azerbaycanlı sivil, 20 Ocak Katliamı'nın kurbanı oldu. Olaylarda 744 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kişi Sovyet ordusunca gözaltına alındı. Bakü'de Sovyet yönetiminin olağanüstü hâl ilan etmesine ve kentin tamamen Sovyet ordusu tarafından kontrol altına alınmasına rağmen halk şehitlerin defni için sokaklara çıktı. Şehitlerin, 1918 senesinde Bakü'nün kurtuluşu adına girişilen harekatta şehit düşen askerlerinin toprağa verildiği, daha sonra Bolşevikler tarafından eğlence parkı haline getirilen Dağüstü Park'ta defnedilmesine karar verildi. Cenazeler Azadlık Meydanı'nda toplandı ve buradan insanların omzunda daha sonra Şehitler Hıyabanı ismi verilen alana getirilerek yan yana defnedildi. Cenazelere yaklaşık 1 milyon kişi eşlik etti. Kanlı Ocak Katliamı, Azerbaycanlıların eski Sovyet yönetimine güvenini tamamen sarstı ve ülkenin bağımsızlığına giden süreç başladı. Azerbaycanlılar 36 yıldır her 20 Ocak'ta, o günün kurbanlarının simgesi haline gelen karanfillerle şehitliğe akın ediyor, bağımsızlık ateşini yakanlara minnettarlığını gösteriyor.

Çarlık Rusyası’ndan kalma borçlar: Rusya’nın çeşitli kuruluşlarına dava açıldı Haber

Çarlık Rusyası’ndan kalma borçlar: Rusya’nın çeşitli kuruluşlarına dava açıldı

"Nord Capital" Yatırım Fonu, Rusya’nın Çarlık Rusyası’ndan kalma borçlarını ödemesini talep etti. Rusya Federasyonu, 225 milyar dolar değerinde tazminat ödemek zorunda kalacak. RUSYA’NIN ÇEŞİTLİ KURULUŞLARINA DAVA AÇILDI Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kolombiya eyaletindeki bir federal mahkemede; Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonu Maliye Bakanlığı, Rusya Federasyonu Merkez Bankası ve Rusya Federasyonu Milli Varlık Fonuna karşı dava açıldı. Dava dosyasında, “Rusya Federasyonu, devlet borcuna dair, Çarlık Rusyası’ndan miras kalan birtakım yükümlülükleri yerine getirmeyi reddederek ve bu tutumunu değiştirmeyerek yetki vekaleti doktrinini ihlâl etmiştir.” ifadelerine yer verildi. SÖZ KONUSU BORÇ, RUSYA’YA ÇARLIK RUSYASI’NDAN MİRAS KALDI Ukrayna medyası Ukrainska Pravda'nın 16 Ocak 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre Yatırım Fonu, yüzde 5,5 faiz oranıyla birlikte 1916 yılında Çarlık Rusyası’ndan kalan borçlara kefil olduğunu ve söz konusu borçların Çarlık Rusyası’ndan sonra kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) miras kaldığını bildirdi. Tazminatın son miktarına ise dava sürecinde karar verilecek. Yatırım Fonu, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgalinden ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn olarak işgal girişiminden sonra dondurulan varlıkları ile borcu kapatabileceğini açıkladı. TALEP EDİLEN TAZMİNAT MİKTARI, RUS FİRMALARININ TOPLAM DEĞERİNİ AŞIYOR! "Nord Capital" tarafından talep edilen miktar, hâlihazırdaki döviz kuruyla 17, 5 trilyon rubleye (yaklaşık 225 milyar dolar) karşılık; Rusya Federasyonu’nun yıllık bütçesi olan 40,2 trilyon rublenin (yaklaşık 517 milyar dolar) yüzde 43’üne karşılık geliyor. Ayrıca, talep edilen tazminat miktarı, Rusya’ya ait Sberbank, Gazprom ve Rosneft firmalarının toplam değerini aşıyor. Firmaların değerlerinin ise sırasıyla 6,5 trilyon (yaklaşık 83 milyar dolar), 2,9 trilyon (yaklaşık 37 milyar dolar) ve 4,2 trilyon ruble (yaklaşık 54 milyar dolar) olduğu aktarıldı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yıl dönümü: Türk dünyası için zincirlerin kırıldığı gün Haber

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yıl dönümü: Türk dünyası için zincirlerin kırıldığı gün

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara 25 Aralık 1991 tarihinde Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) liderliğinden istifa etti. Bir gün sonra ülkenin parlamentosu, 15 devletin bağımsızlığını tanıdı ve Sovyetler Birliği resmen çöktü. Kremlin'de, insanlık tarihinin en büyük baskı rejimlerinden biri olan SSCB'nin orak ve çekiç sembollü kırmızı bayrağı indirildi. Bu tarih, yalnızca bir devletin dağılması değil; Türk dünyası için ideolojik, siyasî ve kültürel esaret zincirlerinin kırıldığı bir dönüm noktası olarak hafızalara kazındı. 70 YILLIK ZULMÜN SONU 1917 Bolşevik İhtilali ile temelleri atılan ve Türk coğrafyasını yıllarca demir yumrukla yöneten komünist rejim, Türk halklarını kimliklerinden, dillerinden ve inançlarından koparmaya çalıştı. Kırım’dan Kazan’a, Türkistan’dan Kafkasya’ya kadar milyonlarca Türk, sürgünlere, asimilasyon politikalarına ve baskılara maruz kaldı. Sovyet rejimi, onlarca yıl boyunca Türk halklarını kimliksizleştirmeye, tarihinden koparmaya ve tek tip “Sovyet insanı” kalıbına sokmaya çalıştı. Türk yurtlarında Türk dili baskılandı, millî hafıza tahrip edildi, dinî ve kültürel değerler sistematik biçimde yok edilmeye çalışıldı. Ancak baskı, zulüm ve sürgünlere rağmen Türk halkları kimliğini, dilini ve özgürlük idealini korumayı başardı. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte, Türk dünyası uzun bir aradan sonra yeniden nefes aldı. Ortak tarih, ortak dil ve ortak gelecek fikri, Sovyet ideolojisinin yıkıntıları arasından yeniden yükseldi. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) başta olmak üzere bölgesel iş birliği mekanizmaları, bu tarihî kırılmanın somut sonuçları olarak dikkat çekiyor. Sovyetler Birliği’nin ardında bıraktığı derin travmalar hâlâ tam olarak silinmiş değil. Rusya’nın günümüzde izlediği yayılmacı ve baskıcı politikalar, Sovyet zihniyetinin farklı bir biçimde varlığını sürdürdüğünü de gözler önüne seriyor. Bu nedenle bu yıl dönümü, yalnızca bir geçmiş muhasebesi değil; Türk dünyası için uyanık olma, birlik olma ve ortak geleceğe daha sıkı sarılma çağrısı niteliği taşıyor.

Erdoğan: İsmail Bey Gaspıralı'nın şiarıyla Türk dünyası ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendiriyoruz Haber

Erdoğan: İsmail Bey Gaspıralı'nın şiarıyla Türk dünyası ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendiriyoruz

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti Türk Dünyası Vizyonu Belgesi Tanıtım Programı"nda Türk dünyasının birlikteliğine dikkat çekti. ERDOĞAN, DÜNYA TÜRK DİLİ AİLESİ GÜNÜ'NÜ KUTLADI AK Parti Türk Devletleri İle İlişkiler Başkanlığı tarafından AK Parti Kongre Merkezinde tertip edilen programda Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü'ne işaret ederek, "Türk dünyasının ve yeryüzünün farklı köşelerinde aynı dili konuştuğumuz, aynı hayali kurduğumuz, kalplerimizin beraber çarptığı tüm kardeşlerimizin Türk Dili Ailesi Günü kutlu olsun." dedi. Erdoğan, Özbek Türkü şair ve yazar Süleyman Çolpan'ın kurşuna dizilerek hayatını kaybetmesine neden olan kaleme aldığı şiiri "Güzel Türkistan'ın" satırlarını dile getirdi. Son 200 yılın Türk dünyası için zorluk, işgal, çile ve sıkıntıyla geçtiğini ifade eden Erdoğan, "Kültür coğrafyamızın birçok bölgesine o toprağın kadim kimlikleri, dilleri, inanç değerleri yasaklandı, halklar parçalandı. Kelimenin tam anlamıyla bir hazan mevsimi yaşadık." şeklinde konuştu. "NİCE MÜNEVVER YA HAPSE ATILDI, YA SÜRGÜN EDİLDİ..." Erdoğan, Türklerin tek yürek, tek bilek olmaması için tüm yolların denendiğini vurgulayarak, "Kimliğini savunan, değerlerine sahip çıkan münevverler Turancılıkla suçlanarak ya hapse atıldı ya sürgün edildi ya da kurşuna dizildi." dedi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) dağıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı, Türk cumhuriyetilerinin bağımsızlığını tanıyan ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunun altını çizdi. Erdoğan, akabinde bir sene sonra Türkiye'in girişimleriyle "Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları" adında zirveler düzenlendiğini aktararak, 21. yüzyılın Türk ve Türkiye Asrı olacağını kaydetti. İSMAİL BEY GASPIRALI'NIN ŞİARI TÜRK DEVLETLERİ İLE İLİŞKİLERİ GÜÇLENDİRİYOR Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan; Kırım Tatar aydını, büyük fikir insanı, Tercüman gazetesinin kurucusu İsmaill Bey Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarıyla Türkiye'nin Türk devletleri ile olan ilişkilerini her alanda güçlendiridiğini belirtti. "TÜRK DÜNYASI İLE ARAMIZDA YENİ KÖPRÜLER KURDUK" Türk Konseyi'nin kurucu belgesi Nahçıvan Antlaşması'nın Türk dünyası açısından bir dönüm noktasını teşkil ettiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi: 2021 senesinde Türk devletlerinin bağımsızlığının 30. yıl dönümünün kutlandığı İstanbul Zirvesi'nde iş birliğimizi bir üst aşamaya çıkardık ve Türk Devletleri Teşkilatı olarak yola devam etme kararı aldık. Zirvede, ayrıca, Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi'ni kabul ettik. Teşkilatımızın gözlemci üyelerinden Macaristan'da düzenlenen zirvede ise teklifimiz üzerine 2021 Mart'ın Türk Devletleri Teşkilatı Nevruz Anma ve Kutlama Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdık. Geride bıraktığımız 34 yıllık süreçte, Türk devletleri olarak eğitimden ticarete, güvenlikten enerjiye, kültürden sanata kadar her alanda geçmişle kıyas dahi yapılamayacak sıkı bağlar geliştirdik. TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye Diyanet Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarımız aracılığıyla Türk dünyası ile aramızda yeni köprüler kurduk. Programa; Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi, Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Gayana Yüksel, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay ve Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel de katıldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.