SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sscb

QHA - Kırım Haber Ajansı - Sscb haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sscb haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Azerbaycan’da Kara Yanvar’ın 36. yılı: Keder ve gurur günü Haber

Azerbaycan’da Kara Yanvar’ın 36. yılı: Keder ve gurur günü

Azerbaycan'da keder ve gurur günü olarak anılan ve tarihe "Kara Yanvar" (Kara Ocak) olarak geçen 20 Ocak Katliamı'nın 36'nci yılı geride kaldı. Azerbaycan’ın bağımsızlığının önemli dönüm noktalarından biri olan Kara Yanvar; Azerbaycan ordusunun İkinci Dağlık Karabağ Savaşı'nda elde ettiği zafer ve başarıyla icra ettiği "Anti Terör Operasyonu" neticesinde Karabağ'ın Ermenistan işgalinden kurtarılmasının ardından daha fazla anlam kazandı. 20 Ocak kurbanları, katliamın her yıl dönümünde tüm Türk dünyasında minnetle anılıyor. Ermeniler, 1980'li yılların sonlarında Karabağ'ın Azerbaycan'dan koparılması için faaliyetlerini artırdı ve Aralık 1989'da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, Karabağ'ın Ermenistan'la birleştirilmesi yönünde karar aldı. Azerbaycanlılar, bu kararı tepkiyle karşıladı ve Bakü'de yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenlendi. Halk, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü'nün Azadlık Meydanı'na akın etti. Aralıksız olarak devam eden mitingler Sovyet yönetimini tedirgin etti ve Bakü'ye asker gönderilmesi yönünde karar alındı. Halk ise kentin giriş yollarını ve Bakü'deki askeri birliklerin önünü kapattı. İlk önce 19 Ocak 1990'da Sovyet istihbaratı tarafından Azerbaycan televizyonunun enerji hatları patlatıldı. Akşam saatlerinde ise 26 bin kişilik Sovyet ordusu zırhlı araçlarla 5 yönden Bakü'ye girdi. Sovyet ordusu, onları engellemeye çalışan silahsız sivillere mermi yağdırarak kente ulaştı. Tanklar ve ağır zırhlı araçlar insanların üstüne sürüldü, ambulanslara ve yolcu otobüslerine ateş açıldı. O gece Bakü'de 130 sivil hayatını kaybetti. Sovyet ordusu, katliamını Neftçala ve Lenkeran gibi diğer illerde de sürdürdü ve toplamda 150 Azerbaycanlı sivil, 20 Ocak Katliamı'nın kurbanı oldu. Olaylarda 744 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kişi Sovyet ordusunca gözaltına alındı. Bakü'de Sovyet yönetiminin olağanüstü hâl ilan etmesine ve kentin tamamen Sovyet ordusu tarafından kontrol altına alınmasına rağmen halk şehitlerin defni için sokaklara çıktı. Şehitlerin, 1918 senesinde Bakü'nün kurtuluşu adına girişilen harekatta şehit düşen askerlerinin toprağa verildiği, daha sonra Bolşevikler tarafından eğlence parkı haline getirilen Dağüstü Park'ta defnedilmesine karar verildi. Cenazeler Azadlık Meydanı'nda toplandı ve buradan insanların omzunda daha sonra Şehitler Hıyabanı ismi verilen alana getirilerek yan yana defnedildi. Cenazelere yaklaşık 1 milyon kişi eşlik etti. Kanlı Ocak Katliamı, Azerbaycanlıların eski Sovyet yönetimine güvenini tamamen sarstı ve ülkenin bağımsızlığına giden süreç başladı. Azerbaycanlılar 36 yıldır her 20 Ocak'ta, o günün kurbanlarının simgesi haline gelen karanfillerle şehitliğe akın ediyor, bağımsızlık ateşini yakanlara minnettarlığını gösteriyor.

Çarlık Rusyası’ndan kalma borçlar: Rusya’nın çeşitli kuruluşlarına dava açıldı Haber

Çarlık Rusyası’ndan kalma borçlar: Rusya’nın çeşitli kuruluşlarına dava açıldı

"Nord Capital" Yatırım Fonu, Rusya’nın Çarlık Rusyası’ndan kalma borçlarını ödemesini talep etti. Rusya Federasyonu, 225 milyar dolar değerinde tazminat ödemek zorunda kalacak. RUSYA’NIN ÇEŞİTLİ KURULUŞLARINA DAVA AÇILDI Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Kolombiya eyaletindeki bir federal mahkemede; Rusya Federasyonu, Rusya Federasyonu Maliye Bakanlığı, Rusya Federasyonu Merkez Bankası ve Rusya Federasyonu Milli Varlık Fonuna karşı dava açıldı. Dava dosyasında, “Rusya Federasyonu, devlet borcuna dair, Çarlık Rusyası’ndan miras kalan birtakım yükümlülükleri yerine getirmeyi reddederek ve bu tutumunu değiştirmeyerek yetki vekaleti doktrinini ihlâl etmiştir.” ifadelerine yer verildi. SÖZ KONUSU BORÇ, RUSYA’YA ÇARLIK RUSYASI’NDAN MİRAS KALDI Ukrayna medyası Ukrainska Pravda'nın 16 Ocak 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre Yatırım Fonu, yüzde 5,5 faiz oranıyla birlikte 1916 yılında Çarlık Rusyası’ndan kalan borçlara kefil olduğunu ve söz konusu borçların Çarlık Rusyası’ndan sonra kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne (SSCB) miras kaldığını bildirdi. Tazminatın son miktarına ise dava sürecinde karar verilecek. Yatırım Fonu, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgalinden ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn olarak işgal girişiminden sonra dondurulan varlıkları ile borcu kapatabileceğini açıkladı. TALEP EDİLEN TAZMİNAT MİKTARI, RUS FİRMALARININ TOPLAM DEĞERİNİ AŞIYOR! "Nord Capital" tarafından talep edilen miktar, hâlihazırdaki döviz kuruyla 17, 5 trilyon rubleye (yaklaşık 225 milyar dolar) karşılık; Rusya Federasyonu’nun yıllık bütçesi olan 40,2 trilyon rublenin (yaklaşık 517 milyar dolar) yüzde 43’üne karşılık geliyor. Ayrıca, talep edilen tazminat miktarı, Rusya’ya ait Sberbank, Gazprom ve Rosneft firmalarının toplam değerini aşıyor. Firmaların değerlerinin ise sırasıyla 6,5 trilyon (yaklaşık 83 milyar dolar), 2,9 trilyon (yaklaşık 37 milyar dolar) ve 4,2 trilyon ruble (yaklaşık 54 milyar dolar) olduğu aktarıldı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yıl dönümü: Türk dünyası için zincirlerin kırıldığı gün Haber

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yıl dönümü: Türk dünyası için zincirlerin kırıldığı gün

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara 25 Aralık 1991 tarihinde Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) liderliğinden istifa etti. Bir gün sonra ülkenin parlamentosu, 15 devletin bağımsızlığını tanıdı ve Sovyetler Birliği resmen çöktü. Kremlin'de, insanlık tarihinin en büyük baskı rejimlerinden biri olan SSCB'nin orak ve çekiç sembollü kırmızı bayrağı indirildi. Bu tarih, yalnızca bir devletin dağılması değil; Türk dünyası için ideolojik, siyasî ve kültürel esaret zincirlerinin kırıldığı bir dönüm noktası olarak hafızalara kazındı. 70 YILLIK ZULMÜN SONU 1917 Bolşevik İhtilali ile temelleri atılan ve Türk coğrafyasını yıllarca demir yumrukla yöneten komünist rejim, Türk halklarını kimliklerinden, dillerinden ve inançlarından koparmaya çalıştı. Kırım’dan Kazan’a, Türkistan’dan Kafkasya’ya kadar milyonlarca Türk, sürgünlere, asimilasyon politikalarına ve baskılara maruz kaldı. Sovyet rejimi, onlarca yıl boyunca Türk halklarını kimliksizleştirmeye, tarihinden koparmaya ve tek tip “Sovyet insanı” kalıbına sokmaya çalıştı. Türk yurtlarında Türk dili baskılandı, millî hafıza tahrip edildi, dinî ve kültürel değerler sistematik biçimde yok edilmeye çalışıldı. Ancak baskı, zulüm ve sürgünlere rağmen Türk halkları kimliğini, dilini ve özgürlük idealini korumayı başardı. Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte, Türk dünyası uzun bir aradan sonra yeniden nefes aldı. Ortak tarih, ortak dil ve ortak gelecek fikri, Sovyet ideolojisinin yıkıntıları arasından yeniden yükseldi. Bugün Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) başta olmak üzere bölgesel iş birliği mekanizmaları, bu tarihî kırılmanın somut sonuçları olarak dikkat çekiyor. Sovyetler Birliği’nin ardında bıraktığı derin travmalar hâlâ tam olarak silinmiş değil. Rusya’nın günümüzde izlediği yayılmacı ve baskıcı politikalar, Sovyet zihniyetinin farklı bir biçimde varlığını sürdürdüğünü de gözler önüne seriyor. Bu nedenle bu yıl dönümü, yalnızca bir geçmiş muhasebesi değil; Türk dünyası için uyanık olma, birlik olma ve ortak geleceğe daha sıkı sarılma çağrısı niteliği taşıyor.

Erdoğan: İsmail Bey Gaspıralı'nın şiarıyla Türk dünyası ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendiriyoruz Haber

Erdoğan: İsmail Bey Gaspıralı'nın şiarıyla Türk dünyası ülkeleriyle ilişkilerimizi güçlendiriyoruz

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "AK Parti Türk Dünyası Vizyonu Belgesi Tanıtım Programı"nda Türk dünyasının birlikteliğine dikkat çekti. ERDOĞAN, DÜNYA TÜRK DİLİ AİLESİ GÜNÜ'NÜ KUTLADI AK Parti Türk Devletleri İle İlişkiler Başkanlığı tarafından AK Parti Kongre Merkezinde tertip edilen programda Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Aralık Dünya Türk Dili Ailesi Günü'ne işaret ederek, "Türk dünyasının ve yeryüzünün farklı köşelerinde aynı dili konuştuğumuz, aynı hayali kurduğumuz, kalplerimizin beraber çarptığı tüm kardeşlerimizin Türk Dili Ailesi Günü kutlu olsun." dedi. Erdoğan, Özbek Türkü şair ve yazar Süleyman Çolpan'ın kurşuna dizilerek hayatını kaybetmesine neden olan kaleme aldığı şiiri "Güzel Türkistan'ın" satırlarını dile getirdi. Son 200 yılın Türk dünyası için zorluk, işgal, çile ve sıkıntıyla geçtiğini ifade eden Erdoğan, "Kültür coğrafyamızın birçok bölgesine o toprağın kadim kimlikleri, dilleri, inanç değerleri yasaklandı, halklar parçalandı. Kelimenin tam anlamıyla bir hazan mevsimi yaşadık." şeklinde konuştu. "NİCE MÜNEVVER YA HAPSE ATILDI, YA SÜRGÜN EDİLDİ..." Erdoğan, Türklerin tek yürek, tek bilek olmaması için tüm yolların denendiğini vurgulayarak, "Kimliğini savunan, değerlerine sahip çıkan münevverler Turancılıkla suçlanarak ya hapse atıldı ya sürgün edildi ya da kurşuna dizildi." dedi. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) dağıldığını anımsatan Cumhurbaşkanı, Türk cumhuriyetilerinin bağımsızlığını tanıyan ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunun altını çizdi. Erdoğan, akabinde bir sene sonra Türkiye'in girişimleriyle "Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları" adında zirveler düzenlendiğini aktararak, 21. yüzyılın Türk ve Türkiye Asrı olacağını kaydetti. İSMAİL BEY GASPIRALI'NIN ŞİARI TÜRK DEVLETLERİ İLE İLİŞKİLERİ GÜÇLENDİRİYOR Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan; Kırım Tatar aydını, büyük fikir insanı, Tercüman gazetesinin kurucusu İsmaill Bey Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarıyla Türkiye'nin Türk devletleri ile olan ilişkilerini her alanda güçlendiridiğini belirtti. "TÜRK DÜNYASI İLE ARAMIZDA YENİ KÖPRÜLER KURDUK" Türk Konseyi'nin kurucu belgesi Nahçıvan Antlaşması'nın Türk dünyası açısından bir dönüm noktasını teşkil ettiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi: 2021 senesinde Türk devletlerinin bağımsızlığının 30. yıl dönümünün kutlandığı İstanbul Zirvesi'nde iş birliğimizi bir üst aşamaya çıkardık ve Türk Devletleri Teşkilatı olarak yola devam etme kararı aldık. Zirvede, ayrıca, Türk Dünyası 2040 Vizyon Belgesi'ni kabul ettik. Teşkilatımızın gözlemci üyelerinden Macaristan'da düzenlenen zirvede ise teklifimiz üzerine 2021 Mart'ın Türk Devletleri Teşkilatı Nevruz Anma ve Kutlama Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdık. Geride bıraktığımız 34 yıllık süreçte, Türk devletleri olarak eğitimden ticarete, güvenlikten enerjiye, kültürden sanata kadar her alanda geçmişle kıyas dahi yapılamayacak sıkı bağlar geliştirdik. TİKA, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye Diyanet Vakfı, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlarımız aracılığıyla Türk dünyası ile aramızda yeni köprüler kurduk. Programa; Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi, Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği Başkanı Gayana Yüksel, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mükremin Şahin, Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay ve Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel de katıldı.

Rusya, Türk dünyasını hedef alıyor: Yeni projesiyle iklim dengesini alt üst edecek! Haber

Rusya, Türk dünyasını hedef alıyor: Yeni projesiyle iklim dengesini alt üst edecek!

Vladimir Putin idaresindeki Rusya, su kaynaklarını Türkistan ülkelerine aktararak bölge üzerindeki siyasî baskısını artırmayı amaçlıyor. Ukrayna Dış İstihbarat Servisi, Ob Nehri'ndeki su kaynaklarının "Rusya'nın güneyindeki su tedarikini istikrara kavuşturma" bahanesiyle Sibirya'yı susuz bırakma tehdidi oluşturduğunu kaydetti. Rus Bilimler Akademisinin Ob Nehri'nden su kaynaklarının bir kısmını Kazakistan ve Özbekistan'a yönlendirmeyi amaçlayan büyük ölçekli bir altyapı projesi başlattığı aktarılan açıklamada, "Proje, özünde 'Sibirya nehirlerini açma' Sovyet planının modernize edilmiş bir versiyonudur. Bu proje, yüksek ve öngörülemeyen çevresel riskler nedeniyle 1986'da terk edilmişti." ifadeleri kullanıldı. Ukrayna'daki topyekûn saldırılarına devam eden Rusya'nın Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin en büyük doğalgaz ihracatçısının Çin olmasıyla birlikte bölgedeki etkisini artırmaya çalıştığı görülüyor. Ukrayna Dış İstihbarat Servisi de konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Bu koşullar altında Rusya, 'su diplomasisi'ne, yani Sovyet sonrası ülkeler üzerinde yeni bir siyasi baskı aracı oluşturmaya yöneliyor." değerlendirmesinde bulundu. Ön hesaplamalara göre projenin 100 milyar dolarlık maliyetle başlayacağı kaydedildi. Su akışlarının yeniden yönlendirilmesinin; bazı bölgelerin çölleşmesine ve diğerlerinin sular altında kalmasına, hidrolojik sistemlerin istikrarsızlaşmasına ve Arktik buzullarının erimesinin hızlanmasına neden olabileceği belirtildi.

Zafer Karatay, Dobruca’daki Kırım Tatar diasporasının güncel durumunu QHA'ya anlattı Haber

Zafer Karatay, Dobruca’daki Kırım Tatar diasporasının güncel durumunu QHA'ya anlattı

Emel Dergisi'nin isim babası, Dobruca’daki Kırım Tatar millî hareketinin öncüsü şair ve öğretmenin ideallerini yaşatmak için adına kurulan Mehmet Niyazi Kültür Derneği tarafından Köstence Tarih ve Arkeoloji Müzesi iş birliğinde tertip edilen, "Tarihte Güncellik: Kırım Tatarlarının Günümüzdeki Durumu ve Geleceğe Bakışı" konferansı vesilesiyle Dobruca bölgesine ziyarette bulunan, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay; Dobruca’daki Kırım Tatar diasporası ve Rumen halkının Türkiye tutumu hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) özel değerlendirmelerde bulundu. ‘’TOPLUM ÖNDERLERİ TEDBİR ALMALI” Konferans vesilesiyle Dobruca’daki Kırım Tatarlarının genel durumunu bir kere daha yakından görme fırsatı elde ettiğini, hem Romanya hem Bulgaristan tarafındaki Dobruca’nın köylerine gittiğini belirten Karatay, "Maalesef, hem Romanya’daki hem de Bulgaristan’daki Kırım Tatar toplumunun kan kaybettiğini söyleyebilirim. Romanya ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği’ne girmesinden sonra pek çok Kırım Tatar genci, hatta aileler Avrupa Birliği ülkelerine gitmiş" dedi. Kırım Tatarlarının geleceği açısından endişesini dile getiren Karatay, "Benim dedemin doğduğu köy olan Karatay köyü, bir zamanlar Dobruca’nın en büyük köylerinden birisiydi fakat şimdi burada sadece üç veya dört Kırım Tatarı var. Bu köyde üç camiden bir tanesi ayakta ve birkaç gönüllünün gayretiyle tamir ediliyor ve yaşatmaya çalışıyor. O insanlar gittikten sonra buralara kim sahip çıkacak, gelecekte neler olacak? Çoğu köy sakininin çocukları geleceklerini başka yerlerde arıyorlar. Bunun gibi bir çok köyde ve kasabada benzeri durum var. Mesela, Şumnu’da 'Tatar Camisi' olarak da bilinen camiye gittik. Gittiğimizde öğlen ezanı okunuyordu. İmamla birlikte tek ben namaz kıldım. 20 yıla yakındır bu camide görev yapan imam, ‘Eskiden bu mahallede Kırım Tatarları çok olduğu için bu adla anılıyor camimiz ama şimdi üç dört hane ancak var. Gençler Avrupa'ya gidiyor, genel olarak gerek Kırım gerek Anadolu’dan gelip yerleşmiş bütün Türklerde böyle bir durum var' dedi. Kırım’ın Rusya tarafından işgali ve Ukrayna’daki savaştan sonra da oradaki insanlar; Avrupa ülkelerine, ABD'ye ve Kanada’ya gitti. Dobruca’da da durum böyle. Bu konuda toplum önderleri düşünmeli, tedbir almalı” şeklinde konuştu. KIRIM TATARLARININ KİMLİK MÜCADELESİ “Avrupa modası”nın sadece Romanya ve Bulgaristan için değil, Türkiye için de bir sorun olduğunu vurgulayan Karatay, “Elbette, gençlerimizin başka ülkelerde iyi üniversitelere gitmesi, eğitim almaları, bilgi ve görgülerini geliştirmeleri gerekir; bu çok da yararlı olur ama istikballerini o ülkelerde görmeleri ve temelli olarak gitmeleri son derece tehlikeli” dedi. “Türkiye’de nüfusumuz fazla olsa da Kırım’da ve Dobruca’da çok daha azız. Buralardaki kan kaybımızın oranı çok daha yüksek ve geleceğimiz için tehlikeli bir durum” değerlendirmesini yapan Karatay, Kırım Tatarlarının kimliğini kaybetmesinin, ailelerin ve toplumda faaliyet gösteren herkesin üzerine düşünmesi gereken ciddi bir konu olduğunun ve toplumun iç çekişmeleri bırakıp birlikte geleceğini kurtarmanın yollarını aramaları gerektiğinin altını çizdi. RUMEN HALKININ TÜRKİYE SEVGİSİ Rumen halkının Türkiye’ye karşı duyduğu sevgi ve sempatinin devam etmesi ve kuvvetlenmesi adına, Romanya’ya ziyarette bulunan Türk iş insanlarının tutum ve davranışlarının belirleyici olacağını dile getiren Karatay, Rumen halkının Türkiye’ye karşı olan tutumu üzerine şu ifadelere yer verdi: Romanya’da konferansa gelen akademisyenler ve müdürlerle sohbetlerimizden yola çıkarak Rumen halkının, genellikle Kırım Tatarlarına ve Türklere bakışının olumlu olduğunu söylemek mümkün. Kızıl Ordu, 1950’lerde Romanya’yı işgal ettikten sonra KGB mensuplarının emirleriyle sadece Kırım Tatarlarına ve Kırım davasına hizmet edenlere değil, Rumen halkına da büyük zulümler yaptı fakat daha sonra bu baskı giderek azaldı. Sovyetler Birliği ile kıyaslandığında kendi azınlıklarına en hoşgörülü davranan, geçmiş dönemlerde olduğu gibi yine Romanya olmuştur. Çavuşesku rejimi yıkıldıktan sonra Rumen halkında genel bir Türkiye sempatisinin ve sevgisinin olduğunu söylemek mümkün, bu durum da sevindirici. Romanya’nın Türklere bakışı için şunu da hatırlatayım: Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokratik Birliğinin kurucu başkanı ve Romanya’nın önde gelen Osmanlı tarihçilerinden Prof.Dr. Tasin Cemil, Romanya’nın Azerbaycan’daki ilk tam yetkili büyükelçisi olarak görevlendirildi, ardından da Türkmenistan’da büyükelçilik yaptı. Şu anda Romanya’nın Hindistan Büyükelçisi de Sena Latif adlı bir Kırım Tatar kızımız.

Umerov: Ukraynalıları yok etmeye çalışan her rejim sonunda kaybeder Haber

Umerov: Ukraynalıları yok etmeye çalışan her rejim sonunda kaybeder

Josef Stalin liderliğindeki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) tatbik ettiği Holodomor Soykırımı, Ukrayna halkı ve tüm dünya tarafından her yıl kasım ayının dördüncü cumartesi günü anılıyor. Ukrayna Millî Güvenlik ve Savunma Konseyi Sekreteri Rüstem Umerov, yayımladığı mesajla Ukrayna başta olmak üzere tüm dünyada anılan Holodomor Soykırımı kurbanlarını yâd etti. Rüstem Umerov, Holodomor’un 1921-1923, 1932-1933 ve 1946-1947 yıllarında milyonlarca Ukraynalının hayatını alan insanlığa karşı suçlar olduğunu belirterek, ülkenin bugün bu trajedinin kurbanlarını andığını kaydetti. Umerov, Holodomorların Ukrayna halkının iradesini ve kimliğini yok etmeye yönelik girişimler olduğunu vurgulayarak, “Ukraynalılar tüm bu teröre rağmen ayakta kaldı ve devletini yeniden kurmayı başardı. Bu, milletimizin gücünün ve sarsılmazlığının kanıtıdır.” ifadelerini kullandı. Öte yandan Holodomorun yalnızca tarihe ait bir acı olmadığını belirten Rüstem Umerov, bu hafızanın bugün de önemli mesajlar taşıdığını kaydetti. Umerov, “Ukraynalıları ulus olarak yok etmeye çalışan her rejim dirençle karşılaşır ve sonunda kaybeder.” dedi Umerov, soykırımın tüm kurbanları için başsağlığı dilerken, ülkeyi bugün savunan askerlere de teşekkür etti. “Benzer trajedilerin bir daha yaşanmaması için mücadele eden tüm savunucularımıza minnettarız” ifadelerini kullanan Umerov, açıklamasını “Hatırlıyoruz. Savunuyoruz. Kazanacağız!” sözleriyle bitirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.