SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sürgün

QHA - Kırım Haber Ajansı - Sürgün haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sürgün haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmetinden KTMM Başkanı Çubarov’u hedef alan Krutihin’e sert tepki: "Kırım Tatarları ve Müslüman halklardan özür dile!" Haber

Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmetinden KTMM Başkanı Çubarov’u hedef alan Krutihin’e sert tepki: "Kırım Tatarları ve Müslüman halklardan özür dile!"

Özgür Rusya Forumu Üyesi, Doğu bilimci ve ekonomi analisti Mihail Krutihin ile Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov arasında, 2026 yılının ekim ayında sosyal medyada sert bir polemik patlak verdi. Krutihin’in İslâm dinini, Kırım Tatarlarını ve Çeçenleri doğrudan hedef alan nefret söylemleri, insan hakları savunucularının ve Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmetinin çok sert tepkisine yol açtı. Sürgündeki Bağımsız Tataristan Hükûmeti Başbakanı Rafis Kaşapov tarafından yayımlanan resmî bildiride; Krutihin’in 1940’lı yıllarda kanlı Stalin rejimi tarafından soykırıma ve sürgüne tâbi tutulan halkları hedef aldığı belirtilerek derhal kamuoyundan özür dilemesi talep edildi. “İSLÂM VE TERÖRİZM EŞİTLENEMEZ: KRUTİHİN, STALİN ve PUTİN’İN ZİHNİYETİNİ DEVRALDI” Rafis Kaşapov imzalı açıklamada şu ifadelere yer verildi: Rus faşisti Mihail Krutihin; 1940'lı yıllarda sürgün edilen Çeçenler, Kırım Tatarları, İnguşlar, Çerkesler, Nogaylar, Kalmıklar ve diğer mağdur halklardan derhal özür dilemelidir. Özgür Rusya Forumu Üyesi ve konuşmacısı Mihail Krutihin, kendisini İslâm uzmanı ilan edip ısrarla 'İslam ile terörizmin aynı şey olduğu' fikrini empoze etmeye çalışmaktadır. Stalin döneminde yürütülen soykırım sonucunda Kırım Tatar ve Çeçen halkının neredeyse yarısı hayatını kaybetti. Bugün Putin, Stalin'in bu soykırım mirasını sürdürüyor; şimdi ise bu bayrağı Mihail Krutihin devralmış durumdadır. Eğer Mihail Krutihin bu halklardan alenen özür dilemezse, kendisini resmi olarak 'Rus faşisti' sayacağız. ÇUBAROV’U “HAMAS İDEOLOĞU” VE “BEŞİNCİ KOL” İLAN ETMİŞTİ Skandal polemik, Krutihin'in Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov’un Kırım’ın yerli halkına iade edilmesi yönündeki çağrılarına hakaretle yanıt vermesiyle başladı. Krutihin, Çubarov ile girdiği tartışmada Müslümanları "parazitlik ve şiddetle" suçlayarak Gazze ve Çeçenistan örnekleri üzerinden İslâm dinini terörle bağdaştıran açıklamalarda bulundu. Kendisine yönelik eleştirilerin ardından dozajı artıran Krutihin, KTMM Başkanı Çubarov’a yönelik skandal ifadeler kullanarak, "Aynaya bakarsa orada HAMAS hareketinin ideoloğunu görecektir" dedi ve Kırım Tatar liderini Ukrayna'da "beşinci kol" ilan etti. İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINDAN KRUTİHİN’E KINAMA Krutihin’in Sovyet terminolojisini (beşinci kol) kullanarak KTMM Başkanına ve Müslüman halklara saldırması, aralarında Aleksandr Podrabinek ve Nikolay Polozov’un da bulunduğu önde gelen insan hakları savunucuları, hukukçular ve sivil toplum temsilcileri tarafından şiddetle kınandı. Gözlemciler, Krutihin’i açıkça İslamofobi yapmakla, nefret söylemi yaymakla ve Kırım Tatarlarının tarihi trajedilerini aşağılamakla suçladı.

Kırım Tatarlarının amansız savunucusu General Petro Hrıhorenko 119 yaşında: Sovyet generalinden insan hakları efsanesine Haber

Kırım Tatarlarının amansız savunucusu General Petro Hrıhorenko 119 yaşında: Sovyet generalinden insan hakları efsanesine

Bugün 16 Ekim, Kırım Tatarlarının amansız savunucusu, Ukraynalı Sovyet İnsan Hakları Savunucusu, Eski Sovyetler Birliği’nde general, rejim muhalifi ve yazar, 2. Dünya Savaşı'nın resmî Sovyet uygulamasını sorgulayan ilk kimselerden olan Petro Hrıhorenko’nun (Petro Grigorenko) doğumunun 119. yıl dönümü. Zaporijjya bölgesinin Berdyansk ilçesine bağlı Borısivka köyünde yaşayan bir ailede dünyaya gelen Hrıhorenko'nun yaşam öyküsü; İkinci Dünya Savaşı'nı geçmiş ve komünist ideallere samimiyetle inanmış parlak bir Sovyet generali ile Sovyet rejimine karşı en sert ve tavizsiz mücadeleyi veren bir insan hakları aktivisti olmak üzere iki taban tabana zıt dönemden oluşuyor. SÜRGÜ VE TECRİT Hrıhorenko’nun parlak askerî ve akademisyenlik kariyeri, 7 Eylül 1961 tarihinde Moskova’da katıldığı bir parti konferansında, Sovyetler Birliği'ndeki siyasi sistemi eleştiren bir konuşma yapmasıyla altüst oldu. Konuşmanın ardından rütbesi sökülerek SSCB’nin Uzak Doğu Askerî Bölgesi'ne sürülen Hryhorenko, yaşadığı baskılara rağmen hakikatı söylemekten geri durmadı. KIRIM TATARLARININ İNSAN HAKLARI MÜCADELESİ Sovyet rejimi tarafından "cezalandırılan halklar" sorunuyla yakından ilgilenmeye başlayan General Hrıhorenko, özellikle 1944 Sürgünü'ne uğrayan Kırım Tatarlarının vatanlarına geri dönme mücadelesinin en güçlü seslerinden biri haline geldi. Kırım Tatarlarına hitaben yaptığı tarihi konuşmada şu ifadeleri kullanmıştı: "Davanızı yalnızca bir iç mesele olarak görmeyin. Dünya ilerici kamuoyuna ve uluslararası kuruluşlara yardım için başvurun. 1944 yılında size yapılan şeyin adı çok nettir: Bu, insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biri olan katıksız bir soykırımdır..." General Hrıhorenko'nun kararlı duruşu sayesinde Kırım Tatar halkının yaşadığı trajedi, Demir Perde'yi aşarak uluslararası toplumun gündemine taşındı. Kırım Tatarları, generali Sovyet gizli servisinin olası misillemelerinden korumak amacıyla evinin çevresinde ve günlük yaşamında kendisinden habersiz nöbetler tutarak onu gizlice koruma altına almıştı. ABD’YE SÜRGÜN 1977 yılında tedavi amacıyla ABD’ye giden Petro HrIıhorenko, birkaç ay sonra Sovyet vatandaşlığından çıkarıldı. Hayatının son dönemini insan hakları mücadelesine adayan Hrıhorenko, 21 Şubat 1987’de New York’ta hayatını kaybetti ve New Jersey’deki Bound Brook Ukrayna Mezarlığı’na defnedildi. Kırım Tatar Millî Meclisi’nin (KTMM) girişimleri ve Ukrayna Halk Hareketi’nin desteğiyle 1999 yılında Kırım'ın Akmescit (Simferopol) kentinde General Hrıhorenko adına bir anıt açılmıştı. Ancak Rus işgal idaresi, Sovyet rejiminin baskılarına karşı çıkan ve Kırım Tatarlarının vatanlarına dönme hakkını savunan bu sembol ismin anısını silmek için anıtı kaldırdı. İşgalci yönetimin "meydan rekonstrüksiyonu" bahanesiyle Mayıs 2024'te söktüğü anıt, Ekim 2024'e gelindiğinde de yerine iade edilmeyerek tamamen ortadan kaldırıldı. Bu durum, Rusya'nın Kırım'daki Ukrayna ve Kırım Tatar tarihsel hafızasını yok etmeye yönelik sistemik politikasının somut bir kanıtı. KIRIMOĞLU: KIRIM TATARLARININ DÖNÜŞÜ İÇİN HERKESTEN ÇOK ŞEY YAPTI Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, daha önce yaptığı bir açıklamada Petro Hrıhorenko’nun Kırım Tatar halkı için taşıdığı eşsiz değeri şu sözlerle dile getirmişti: Petro Hrıhorenko, Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesi için herkesten daha çok şey yaptı. İktidarın baskıları ne kadar ağır olursa olsun ilkeli konulardan taviz vermeyen, olağanüstü cesarete sahip büyük bir insandı. 'İdeal insan' tanımına yaklaşan biri olduğunu söyleyebiliriz; her zaman inançlarına göre hareket eden son derece samimi bir insandı. Kırımoğlu, Hrıhorenko’nun en güçlü silahının "şeffaflık ve açıklık" olduğunu, Kırım Tatarlarına karşı işlenen suçları bıkmadan usanmadan dünyaya duyurduğunu belirterek; yaşamının son 20 yılını Kırım Tatarlarının savunulmasına adadığını vurgulamıştı. Hrıhorenko'nun "cesaret mıknatısı" gibi bir ruha sahip olduğunu kaydeden Kırımoğlu; "Eğer bugün yaşasaydı, adalet ilkeleri gereği işgal altındaki Kırım'da yaşanan hukuksuzluklara asla sessiz kalmaz, bunları tüm dünyaya haykırırdı." ifadelerini kullanmıştı.

Kırım Tatarı İsmail Şemşedinov Kırım’dan 3 bin kilometre uzaktaki cezaevine sürgün edildi Haber

Kırım Tatarı İsmail Şemşedinov Kırım’dan 3 bin kilometre uzaktaki cezaevine sürgün edildi

İşgal altındaki Kırım’da Rusya kontrolündeki sözde mahkeme tarafından 13 yıl hapis cezasına çarptırılan Kırım Tatarı İsmail Şemşedinov, yasa dışı olarak Kırım Yarımadası’ndan çıkarılarak Rusya Federasyonu’nun Kurgan bölgesinde bulunan "Prosvet" yerleşim yerindeki sıkı rejim cezaevine sevk edildi. "Mahkeme. Kırım Bölümü" (Tribunal. Krımskiy Epizod) insan hakları girişimi tarafından aktarılan bilgilere göre; söz konusu cezaevi, Kırım’dan 3 bin 100 kilometreden fazla uzakta yer alıyor. İnsan hakları savunucuları, Rusya’nın Kırım Tatarlarını evlerinden binlerce kilometre uzaktaki sert iklim koşullarına sahip cezaevlerine sevk etmesini, siyasi tutsaklara ve ailelerine yönelik sistematik bir baskı ve cezalandırma yöntemi olarak nitelendiriyor. KAÇIRILDI BİR YIL TECRİTTE TUTUTULDU VE DÜZMECE DAVA ÇERÇEVESİNDE MAHKUM EDİLDİ Rus işgal güçleri, İsmail Şemşedinov’u Ocak 2024’te evine düzenledikleri baskınla gözaltına almıştı. Arama sırasında bilinmeyen bir yere götürülen Şemşedinov’un ailesine, "üç gün içinde iletişime geçeceği" iddia edilmiş ancak bu söz tutulmamıştı. Kırım Tatar Kaynak Merkezi, haksız yere alıkonulan Şemşedinov’un annesi Elzara Abibullayeva’nın baskın anına ilişkin şu sözlerini aktarmıştı: Onu evde ne giyiyorsa onunla çıkardılar: tişört, eşofman üstü ve eşofman altı. O şekilde götürdüler. Dışarıda ise dondurucu soğuk vardı. İki minibüs geldi, oraya bindirip götürdüler ve onu bir daha görmedim. Zorla alıkonulmasının ardından Şemşedinov, yaklaşık bir yıl boyunca avukat erişiminden ve ailesiyle iletişimden tamamen tecrit edilerek hücrede tutuldu. Temmuz 2025’te Kırım’daki Rus kontrolündeki sözde mahkeme, Şemşedinov’u düzmece "vatana ihanet" suçlamasıyla 13 yıl hapis cezasına mahkûm etti.

1944 Sürgünü’nden ilk direnişe: “Vatanımıza dönme fikrinden asla vazgeçmemeliyiz” Haber

1944 Sürgünü’nden ilk direnişe: “Vatanımıza dönme fikrinden asla vazgeçmemeliyiz”

Tarih 11 Ekim 1961. Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (SSC) Taşkent Bölge Mahkemesi, Kırım Tatar millî hareketinin Stalin sonrası dönemdeki ilk siyasi yargılaması olarak tarihe geçecek bir davada kararını açıkladı. Mahkeme, "Kırım Gençlik Birliği" ve "Kırım Tatar Kurtuluş Birliği" adlarıyla dosyalandırılan yapılar bünyesinde faaliyet gösterdikleri gerekçesiyle Enver Seferov ve Şevket Abdurahmanov hakkında ağır hapis cezaları verdi. Gerçekte ise vatanından uzakta, sürgün şartlarında ezilen ve halkının adalet mücadelesine ses olmak isteyen iki cesur Kırım Tatar genci vardı. Enver Seferov 7 yıl, Şevket Abdurahmanov ise 5 yıl ağır rejimli çalışma kampı cezasına çarptırıldı. STALİN ÖLDÜ, SÜRGÜN EDİLEN ÇOĞU HALK VATANLARINA DÖNDÜ AMA KIRIM TATARLARINA YASAK KALKMADI 1956 yılına gelindiğinde Stalin döneminde sürgüne gönderilen birçok Sovyet halkı için rehabilitasyon süreci başlamış, Ahıska Türkleri ve Çeçenler dâhil birçok topluluğun tarihî topraklarına dönmesine izin verilmişti. Ancak bu karar Kırım Tatarlarını kapsamadı. Kırım Tatarlarına vatan kapıları kapalı kalmaya devam etti. Bu haksızlık, 1950'lerin ikinci yarısında Kırım Tatar Millî Hareketinin oluşmasına yol açtı. Mektuplar, imza kampanyaları ve resmî makamlara yapılan başvurular sonuçsuz kalınca mücadelenin uzun ve çetin geçeceği anlaşıldı. YILLAR SONRA ORTAYA ÇIKAN GERÇEKLER Uzun yıllar boyunca Seferov ve Abdurahmanov davası, sadece Kırım Tatar ve insan hakları aktivistlerinin el altından dağıttığı gizli yayınlar (samizdat) kanalıyla biliniyordu. Öte yandan Sovyet Birliği dağıldıktan sonra açılan Rusya Devlet Arşivindeki SSCB Başsavcılığı denetim dosyalarında yer alan belgeler, Sovyet rejiminin o dönem Kırım Tatarlarına yönelik kurduğu kumpasını gün yüzüne çıkardı. Soruşturma belgelerine göre, 8 Temmuz 1961'de Özbekistan SSC Bakanlar Kurulu’na bağlı Devlet Güvenlik Komitesi (KGB), Aluşta doğumlu ve Taşkent bölgesindeki Çirçik’te ikamet eden Enver Seferov hakkında soruşturma başlattı. Seferov, Kırım Tatar gençliğine hitaben “milliyetçi” ve "Sovyet karşıtı" bildiriler hazırlayıp posta yoluyla dağıtmakla suçlandı. Davanın diğer sanığı, Özbekistan'a sürgün edilen Kırım Tatarlarından Akyar doğumlu 31 yaşındaki Şevket Abdurahmanov oldu. Seferov tarafından hazırlanan bildirileri Çirçik, Suhumi, Fergana ve Namangan’daki Kırım Tatarlarına ulaştırmakla suçlanan Abdurahmanov'un evinde arama yapıldığı belirtildi. Savcılık, söz konusu aramalarda bildirilerin üç kopyasına el konulduğunu öne sürdü. VATANA DÖNME ARZU SUÇ SAYILDI İddianamede Seferov için kullanılan ifadeler oldukça dikkat çekiciydi. Sovyet makamları Seferov’u "Komünist Parti ve Sovyet Hükûmetinin icraatlarına düşmanca tutum besleyen, Kırım Tatarları arasında Kırım’a dönme arzusunu kışkırtan kişi" olarak tanımlıyordu. Seferov’un esas "suçu" ise 1959 yılında dört arkadaşıyla birlikte SBKP Merkez Komitesine Kırım Tatarlarının vatanlarına dönmesine izin verilmesini talep eden bir mektup kaleme almaktı. "KOMÜNİST EFENDİLER! BİR HALK 16 YILDIR SÜRGÜNDE" Soruşturma dosyalarında korunan ve o dönem Sovyet rejimine karşı atılmış son derece cesur bir adım olarak nitelendirilen bildirilerden biri, "Komünist Efendiler!" başlığıyla başlıyordu. "Kırım Gençlik Birliği" imzalı bildiride şu ifadeler yer alıyordu: Komünist Efendiler! Uzun süre sabrettik ve sizden merhamet bekledik. Bu aşağılayıcı durumumuz daha ne kadar sürecek? 20. yüzyılda bu yaşananlar trajik bir çılgınlık ve barbarlıktır. 16 yıldır halkımız yargılanmadan, soruşturulmadan Sovyetler Birliği'nin dört bir yanına dağıtılmış durumdadır. Küçük büyük demeden tüm bir halk, bir avuç hainin işlediği suçların cezasını mı çekmek zorundadır? Size karşı elinde silahla savaşanlar bile suçlarının cezasını ödedi. Halkımız diğer halklardan daha mı az çalışıyor? Elbette hayır. Ve siz bunu çok iyi biliyorsunuz. Haklı davamızı zorla susturmak istiyorsunuz. Milletimizin diğer halklar arasında eriyip yok olması işinize geliyor. Ama bunu başaramayacaksınız! Uzaya insan gönderip tüm insanlığın hayırseveri rolünü oynarken, küçücük bir halka karşı böyle barbarca yöntemlere başvurmanızı nasıl anlamalıyız?... Milletimizin dikkate alınmasını ve vatanımıza dönme imkânının bize tanınmasını talep ediyoruz. Kırım bizimdir ve bunu er ya da geç kabul edeceksiniz. Bugün tek bir amacımız var: Ya Vatan ya ölüm! "DİZ ÇÖKEREK YAŞAMAKTANSA AYAKTA ÖLMEK BETTERDİR" Kırım Tatar gençliğine doğrudan çağrıda bulunan "Kırım Tatar Kurtuluş Birliği" imzalı diğer bildiri metinden öne çıkan en çarpıcı kesitler şu şekilde: 1944 yılında, henüz birer çocukken, anne me babalarınızla birlikte öz topraklarınızdan sürülerek Sovyetler Birliği’nin dört bir yanına dağıtıldınız. O günden bu yana 16 yıl geçti... Sizin için şu an en hayati olan husus ise Vatanınıza dönme imkânından yoksun bırakılmış olmanızdır… Savaş sırasında sürülen diğer tüm uluslara Vatanlarına dönme imkânı tanınmışken; bizim kültürümüz kademeli olarak yok olmakta ve milletimiz, bir millet olarak varlık anlamını yitirmektedir. Siz gençler, sessizliğinizle bu haksız ve hukuksuz durumu kendinizin meşrulaştırdığını gerçekten görmüyor musunuz?.. Vatanınıza dönme fikrinden asla vazgeçmemelisiniz; aksi takdirde işleyeceğiniz bu suç, gelecek nesilleriniz nezdinde hiçbir bağışlanma bulamayacaktır. Vatanı olmayan bir insanın hor görülmeye layık olduğunu kavramalısınız… Halkınız, yaklaşmakta olan yok oluştan kurtarılmayı sizden bekliyor. Artık sizler için de şu sözü söyleme vakti gelmiştir: 'Diz çökerek yaşamaktansa, ayakta ölmek yeğdir.' Unutmayın ki, halkınızın mutluluğu uğruna verilecek mücadelede sadece gözyaşı değil, kan da dökülebilir. KRUŞÇEV "YUMUŞAMASI"NDA VERİLEN AĞIR CEZALAR Taşkent Bölge Mahkemesi, 11 Ekim 1961'de kapalı oturumda kararı açıkladı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin 20. Kongresi sonrası başlayan ve özgürleşme dönemi olarak anılan Kruşçev'in "yumuşaması" yıllarında verilmiş bu karar, rejimin Kırım Tatar sorununu çözmeye hiç niyetinin olmadığını kanıtlıyordu. Enver Seferov 7 yıl, Şevket Abdurahmanov ise 5 yıl ağır rejimli çalışma kampı cezasına çarptırıldı. Abdurahmanov’un cezaevinden SSCB Başsavcısı Roman Rudenko’ya yazdığı itiraz dilekçesindeki şu sözler Sovyet adalet sisteminin özetiydi: Anti-Sovyet belge denilen şeyler, Kırım Tatarlarının vatanları Kırım’a dönmesini talep eden çağrılardı. Bunda anti-Sovyet olan ne var bilmiyorum. Bildiğim tek şey; Stalin kişisel kültü döneminde bizler sürgün edildiğinde henüz 14 yaşında bile değildim. 1956'ya kadar sürgünde yaşadım. Bu acılar yetmedi mi ki beni 5 yıl daha toplumdan tecrit ediyorsunuz?" Bu dilekçeye verilen yanıt ise kısa ve netti: "Kararın değiştirilmesi için gerekçe yoktur." GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AYNI YÖNTEMLER Enver Seferov ve Şevket Abdurahmanov cezalarını son gününe kadar cezaevi ve çalışma kamplarında çektiler. Kırım Tatarlarının öz vatanlarına dönmesine ise daha otuz yıl vardı. 1961 yılında Taşkent'te kurulan bu kumpas davası, bugün Rus işgali altındaki Kırım'da Kırım Tatarlarına karşı yürütülen düzmece yargılamaların tarihsel kopyasıdır. Dün "Sovyet karşıtı propaganda" ve "var olmayan örgütler" bahanesiyle vatan sevdalılarını hapse atan zihniyet; bugün işgal altındaki Kırım'da Kırım Tatarlarını "terörist", "aşırılık yanlısı" ve "sabotajcı" yaftalarıyla 15-20 yıla varan ağır hapis cezalarına çarptırmaya devam ediyor. Ancak tarih göstermektedir ki, uydurma davalar ve cezaevi duvarları Kırım Tatarlarını vatan sevgisinden ve adalet mücadelesinden hiçbir zaman vazgeçirmedi.

21. yüzyılda bir halkın sessiz imhası: “Kırım Tatarlarına yönelik siyasi davalar hibrit bir sürgündür” Haber

21. yüzyılda bir halkın sessiz imhası: “Kırım Tatarlarına yönelik siyasi davalar hibrit bir sürgündür”

Kadim Türk yurdu Kırım, 2014 yılından bu yana Rusya’nın hukuk tanımaz işgali altında karanlık bir dönemi yaşıyor. Kremlin yönetimi; düzmece davalar, yasa dışı gözaltılar ve haksız tutuklamalarla Kırım Tatarları başta olmak üzere yarımada halkını en ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıyor. Özgürlükleri elinden alınan, sistemli baskı ve zulümle vatanlarını terk etmeye zorlanan Kırım Tatarları, 21. yüzyılın ortasında sinsice planlanmış bir "hibrit sürgün" politikasıyla yüz yüze... Kırımlı okurumuz Adalet Seitov, kaleme aldığı sarsıcı mektupta Rusya'nın bu insanlık dışı kıyımını çarpıcı matematiksel verilerle gözler önüne seriyor. Mektubun tam metni şu şekilde: “Kırım Tatarlarına Yönelik Davalar Hibrit Bir Sürgündür” Roma Statüsü'ne göre (Madde 7, Fıkra 1/d) sürgün; kişilerin, hukuki bir dayanak olmaksızın, yaşadıkları topraklardan sınır dışı edilme veya diğer zorlayıcı eylemler yoluyla zorla nakledilmesidir. Tarihsel olarak halkların sürgün edilmesi, neredeyse her zaman toprakları ve nüfusu kontrol eden devlet tarafından yürütülen siyasi süreçlerle bağlantılı olmuştur. Öyle ki, son üç yüzyıldır Kırım Tatarlarının tarihi, zorunlu göçlerle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olmuştur. 1783'ten 20. yüzyılın başlarına kadar en az üç büyük göç dalgası yaşanmıştır. Bu dalgalar toplamda Kırım Tatar halkının yarısından fazlasını etkilemiştir. (Türk tarihçi Kemal H. Karpat'ın tahminine göre, 1783–1922 döneminde yaklaşık 1,8 milyon Kırım Tatarı Osmanlı Devleti'ne göç etmiştir; Karpat, Ottoman Population, 1985, s. 66). Günümüzde insanların yaşadıkları yerden zorunlu ayrılışları bile "göç" olarak adlandırılmaktadır. Ancak sorunun derinine inildiğinde, insanların evlerini terk etmek zorunda kaldığı koşulların fazlasıyla kasıtlı ve planlı bir şekilde oluşturulduğu görülecektir. Tüm Kırım Tatar halkının Kırım'dan Orta Asya'ya zorla sürüldüğü 1944 Sürgünü ile yarımada topraklarında iki yüzyıldır yürütülen o politika tamamlanmış oldu. Şimdi yıl 2026. İnsanlar yük vagonlarına bindirilmiyor, az sayıdaki nüfusun tamamı bir anda çıkarılmıyor. Ancak sürgün yine de gerçekleşiyor. Buna ‘hibrit sürgün’ denebilir. Belli bir planı takip eden anlayış; Kırım Tatar halkının temsilcilerini yargılıyor, Kırım'dan çıkararak başka bir devlete taşıyor ve Rus hapishanelerine kapatıyor. İnsanlar için Kırım'da, kendi topraklarında yaşamayı tehlikeli ve korkutucu hale getiren koşullar kasıtlı olarak yaratılıyor. Kırım Tatar Kaynak Merkezinin Ocak 2026 verilerine göre, 2014 yılından bu yana Kırım'dan çıkan siyasi tutsakların sayısı yaklaşık 500 kişiye ulaştı. Bunların en az 273'ü Kırım Tatarı. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov da bu yılın nisan ayında, tüm Kırımlı siyasi tutsakların (yargılaması sürenler veya cezasını çekenler) sayısının 358 kişi olduğunu belirtti. Bunların yarısından fazlası -181 kişi- Kırım Tatarı. Aynı zamanda Rusya'daki siyasi baskıları ve insan hakları ihlallerini inceleyen Memorial İnsan Hakları Merkezi, şu anda yaklaşık bin 100 kişiyi siyasi tutsak olarak kabul ediyor. Memorial’ın siyasi tutsaklara yardım projesi ise, resmî statüsü olmamakla birlikte Rusya'da siyasi nedenlerle soruşturulan kişilerin sayısının 5 binden fazla olduğuna işaret ediyor. Yapılacak basit bir hesaplamayla şu tablo ortaya çıkmaktadır: Kırım Tatarları, 12 yıl boyunca Kırım'da baskıya maruz kalan toplam insan sayısının yarısından fazlasını (yaklaşık 500 kişiden 273'ünü) oluşturmaktadır. Şu anda siyasi gerekçeli davalar nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılan Kırım sakinleri arasında da Kırım Tatarlarının payı yarının üzerindedir: 358 kişiden 181'i. Birinci sonuç: Kırım'da, yaşam tarzları, dini inançları ve milli kimlikleri nedeniyle Kırım Tatarlarına yönelik sistemli bir baskı gerçeği mevcuttur. Bu istatistiki veriler, Rusya Federasyonu'nun Kırım'ın yerli halkıyla mücadele etme biçimindeki tek bir önemli eğilimi, yani sistematikliği net bir şekilde göstermektedir. Memorial’ın istatistiklerine göre, resmi siyasi tutsaklar listesinde yaklaşık bin 100 kişi yer almaktadır. Rusya'nın 140 milyondan fazla olan nüfusu dikkate alındığında, bu durum yaklaşık her 128 bin Rus vatandaşına bir siyasi tutsak düştüğü anlamına gelir. Siyasi nitelikli davalarla kovuşturulan ancak resmi siyasi tutsak statüsü bulunmayan kişiler de (ki bunların sayısı 5 binden fazladır) hesaba katıldığında oran daha da belirginleşir: Yaklaşık her 28 bin Rus'a bir siyasi tutsak. Resmi olarak siyasi tutsak kabul edilen yaklaşık bin 100 kişi arasında en az 130 Kırım Tatarı bulunmaktadır. 2025 yılı resmi nüfus sayımına göre Kırım'daki Kırım Tatarı nüfusu 300 binin üzerindedir. Başka bir deyişle, yaklaşık her 2,3 bin Kırım Tatarına bir resmi siyasi tutsak düşmektedir. Resmi olarak tanınan tüm siyasi tutsaklar içinde Kırım Tatarlarının payı yaklaşık sekizde birdir. Memorial istatistikleri ve yapılan hesaplamalar dikkate alındığında, her açıdan, tüm rakamlarla tüyler ürpertici bir tablo ortaya çıkmaktadır. Küçük bir halk için bu çok yüksek bir orandır. İşte modern dünyada bir milleti ‘güzel ve insancıl bir şekilde’ yaşadığı topraklardan söküp atmanın yolu budur. Resmi verilere göre, Rusya ile Ukrayna arasında gerçekleşen 70'ten fazla takas sürecinde 9 bin 600’dan fazla kişi takas edildi. Ancak bunların yalnızca 10 kadarı Kırım Tatarıydı. Bu sayının yarısı asker, yarısı ise sivildi. Bu durum; 12 yıldır süren savaşın, baskıların, zorbalığın ve mücadelenin bilançosudur. Kırım Tatarlarına karşı açılan siyasi davalar, yıllar içinde zaten az sayıda olan bir halka yönelik kalıcı bir baskı pratiğine dönüşmüştür. Siyasi tutsak sayısının yarımadaki Kırım Tatar nüfusuna oranı (özellikle Rusya'daki genel siyasi baskı durumu bağlamında) incelendiğinde, Kırım Tatar halkına yönelik baskı yoğunluğunun son derece yüksek olduğu görülecektir. Baskılar sistematik bir karakter taşımaktadır ve Kırım sakinleri için sonuçları şüphesiz son derece olumsuz ve uzun vadeli olacaktır. Metinde resmi kaynaklardan alınan veriler kullanılmıştır. Gerçekleşen pek çok baskı vakası resmi makamlara yansımadığı için rakamlar kesin olmamakla birlikte, sorunun gerçek boyutu çok daha ciddidir. Tüm insanlık başarılarına rağmen, 21. yüzyılda bütün bir halka karşı neden 12 yıldır böyle bir politika yürütülüyor? Çözüm nedir? Bunun sonu nerede?

KTMM Başkanı Çubarov: “Ukrayna, Kırım’dan asla vazgeçmeyecek” Haber

KTMM Başkanı Çubarov: “Ukrayna, Kırım’dan asla vazgeçmeyecek”

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, İtalya merkezli L’Europeista dergisine verdiği röportajda Kırım’ın geleceği, Kırım Tatarlarının yaşadığı baskılar ve Rusya’nın yarımadadaki politikaları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Çubarov, Ukrayna’nın Kırım’dan vazgeçmeyeceğini belirterek, Kırım’ın Ukrayna’nın güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu söyledi. Çubarov, Rusya’nın Kırım’ın tarihini kendi anlatısına göre yeniden şekillendirmeye çalıştığını bildirdi. Kırım’ın tarih boyunca Alanlar, Sarmatlar, Kimmerler, Gotlar, Hunlar ve Peçenekler gibi farklı halklara ev sahipliği yaptığını belirten Çubarov, Kırım Tatarlarının ise yüzyıllar boyunca yarımadanın ve çevresinin kültürel kimliğinin oluşmasında önemli rol oynadığını ifade etti. “KIRIM TATARLARI RUSYA İÇİN HER ZAMAN SORUN OLDU” Çubarov, Rusya'nın 1783 yılında, Rusya'nın II. Katerina döneminde Kırım'ı işgal ettiğini hatırlattı. Çubarov, Kırım Tatarlarının varlığının Rusya'nın tarih anlatısıyla çeliştiğini ve bu nedenle topluluğun tarih boyunca çeşitli baskı ve sürgünlere maruz kaldığını ifade etti. Kırım Savaşı'nın ardından Rus İmparatorluğu'nun Kırım Tatarlarını Fransa, İngiltere, Osmanlı İmparatorluğu ve Sardinya Krallığı'ndan oluşan koalisyona yardım etmekle suçladığını belirten Çubarov, sonraki dört yıl içinde yaklaşık 200 bin Kırım Tatarının başka bölgelere yerleşmeye zorlandığını söyledi. Çubarov, yaklaşık 90 yıl sonra Stalin döneminde ise Kırım Tatarlarının tamamının sürgün edildiğini ve halkın yaklaşık yarım yüzyıl boyunca sürgünde yaşadığını ifade etti. Sovyet yönetimi döneminde Kırım'daki sokak, anıt ve yapıların isimlerinin değiştirilerek Kırım Tatarlarının kültürel izlerinin silinmeye çalışıldığını söyledi. Kırım Tatarlarının Kırım'a dönüşünün ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından mümkün olduğunu belirten Çubarov, 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ı işgal etmesiyle baskıların yeniden başladığını söyledi. “RUSYA BİZİ KENDİ ANLATISINA ENGEL OLARAK GÖRÜYOR” Çubarov, Kırım Tatarlarının Rusya'nın Kırım'a ilişkin tarihsel anlatısını sorgulayan önemli bir unsur olduğunu bildirdi. Kırım'da bugün Ukrayna karşıtı söylemlerin güçlü olduğunu belirten Çubarov, Rusya'nın tarihsel anlatıyı kendi siyasi amaçları doğrultusunda kullandığını belirtti. Sovyetler Birliği döneminden günümüze kadar "düşmanlaştırma" siyasetinin Rus yönetimlerinin temel araçlarından biri olduğunu vurgulayan Çubarov, Nazi ve faşist suçlamalarının da bu söylemin bir parçası olarak kullanıldığını söyledi. Çubarov, bu yöntemin geçmişte Kırım Tatarlarının 1944 Sürgünü ve Soykırımı'nı meşrulaştırmak, günümüzde ise Ukrayna'ya yönelik savaşı gerekçelendirmek için kullanıldığını vurguladı. KIRIM TATARLARI 2014'TE RUSYA'NIN İŞGALİNİ REDDETTİ Çubarov, Kırım Tatar toplumu ile Meclis'in 2014 yılında Rusya'nın Kırım'ın işgaline destek verme talebini başından itibaren reddettiğini belirtti. Rusya'nın uluslararası hukuku ve Ukrayna'nın egemenliğini açıkça ihlal ettiğini hatırlatan Çubarov, Kırım Tatarlarının bu nedenle işgali meşru kabul etmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Çubarov ayrıca Rusya'nın farklı halkları zaman içinde "Ruslaştırma" ve kimliklerini bastırma politikalarıyla dönüştürdüğünü söyledi. Çubarov, Kırım Tatarlarının da böyle bir sürecin hedefi hâline gelmekten endişe ettiğini belirtti. Bu durumu anlatırken bir Kırım Tatarının kendisine söylediği, "Evinize zorla giren, duvarlarınızı ve kapılarınızı yıkan, insanlarını öldüren ve yine de dostunuz olduğunu söyleyen birine elinizi vermeyin." sözünü aktardı. "KIRIM TATARLARI KIRIM'DAN AYRILMAYA ZORLANIYOR" Çubarov, Rusya'nın 2014'te Kırım'ı işgal etmesinin ardından Kırım Tatarları ile bölgedeki Rus makamları arasındaki ilişkilerin giderek daha da gerildiğini söyledi. Çubarov, işgal öncesinde Kırım'da yaklaşık 300 bin Kırım Tatarının yaşadığını ve bunların yaklaşık altıda birinin sonraki yıllarda yarımadayı terk etmek zorunda kaldığını belirtti. Kırım'ın büyük bir askerî üsse dönüştürüldüğünü vurgulayan Çubarov, Rus makamlarının sadakatinden şüphe ettiği halklara yönelik baskının arttığını bildirdi. Kırım Tatarlarının baskı gördüğünü, bazı kişilerin hapsedildiğini, bazılarının ise bölgeden ayrılmaya zorlandığını ifade etti. “KIRIM DEMOKRATİK BİR UKRAYNA'NIN PARÇASI OLMALI” Çubarov, Kırım Tatarlarının geleceğini demokratik bir Ukrayna içinde gördüklerini söyledi. Ukrayna'nın Kırım'dan vazgeçmesinin söz konusu olamayacağını belirten Çubarov, bunun yalnızca Kırım Tatarlarının haklarının korunması açısından değil, Ukrayna'nın ekonomik ve askerî güvenliği açısından da gerekli olduğunu vurguladı. Çubarov, Avrupa ve uluslararası toplumun toprak tavizlerini desteklememesi gerektiğini ifade ederek, böyle bir anlaşmanın uluslararası hukuk yerine "güç kullanma hakkının" hâkim olduğu bir düzen yaratacağını söyledi. Kırım Tatarlarının Sovyetler Birliği döneminde haklarının yeniden kazanılması için yaklaşık 50 yıl mücadele ettiğini hatırlatan Çubarov, Rusya'nın işgal ettiği toprakların pazarlık konusu yapılmasına karşı olduklarını bildirdi. Çubarov, savaş sırasında toprak tavizleri verilmesi ihtimalini tamamen dışlamadığını ancak böyle bir gelişmenin ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. 2014 yılında Kırım'ın Rusya'ya bırakılmasının bazı çevrelerce savaşın önlenmesi için bir seçenek olarak görüldüğünü, ancak 2022'de başlayan geniş çaplı savaşın küçük tavizlerin saldırganı daha büyük taleplere yöneltebileceğini gösterdiğini vurguladı. BATI'YA GÜVENLİK MESAJI Çubarov, Batılı liderlerin yalnızca Ukrayna ve Kırım Tatarlarının güvenliğini değil, kendi toplumlarının güvenliğini de dikkate alması gerektiğini söyledi. Kırım'ın Ukrayna için stratejik önem taşıdığını vurgulayan Çubarov, Batı'nın Ukrayna'ya destek vermesi gerektiğini söyleyerek, “Ukrayna Kırım’dan asla vazgeçmeyecek” mesajını yineledi.

Ukrayna Parlamentosunda tarihî adım: Sürgünü savunmak ve inkâr etmek yasaklanıyor Haber

Ukrayna Parlamentosunda tarihî adım: Sürgünü savunmak ve inkâr etmek yasaklanıyor

Ukrayna Parlamentosunda (Verhovna Rada), başta Kırım Tatar halkı olmak üzere ulusal kimlikleri nedeniyle sürgüne maruz kalan halkların haklarını korumaya yönelik çok kritik bir yasa tasarısı kayda geçirildi. 30 Haziran 2026 tarihinde parlamentoya sunulan kanun teklifi, "Milli Kimliklerine Göre Sürgün Edilen Kişilerin Haklarının İadesi Hakkında" başlıklı Ukrayna Kanununun 3. maddesinde değişiklik yapılmasını öngörüyor. Tasarıyla, tarihî sürgünlerin haklı gösterilmesinin, inkar edilmesinin veya propagandasının yapılmasının devlet düzeyinde tamamen yasaklanması hedefleniyor. SÜRGÜN PROPAGANDASI VE AYRIMCILIĞA GEÇİT VERİLMEYECEK Yeni yasa tasarısı, geçmişte yaşanan trajik sürgünleri meşrulaştırmaya çalışan, yok sayan veya bu tür insanlık suçlarının propagandasına girişen her türlü faaliyete karşı yasal bir engel koyuyor. Belge, sürgün edilmiş halklara veya bu gruplara mensup bireylere yönelik "sürgün kökenli olma" bahanesiyle yapılacak her türlü ayrımcılığın önlenmesini ve bu toplulukların haklarının en üst düzeyde korunmasını güvence altına alıyor. Aynı zamanda, kamusal alanda yeni sürgün çağrılarının yapılması da suç kapsamına alınıyor. KIRIM TATAR VE UKRAYNALI MİLLETVEKİLLERİ TEK YÜREK Ukrayna siyasetinin önemli isimlerini bir araya getiren kanun teklifinin ilk imzacısı Kırım Tatar halkının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu oldu. Tasarının hazırlanmasına ve sunulmasına öncülük eden milletvekilleri arasında Kırım Tatar kökenli siyasetçi Tamila Taşeva ve KTMM Başkan Yardımcısı Ahtem Çiygöz'ün yanı sıra Oleksandr Korniyenko, Lesya Zaburanna, Yevgeniya Kravçuk, Yaroslav Yurçışın, Vitaliy Bezhin, Mıkıta Poturayev, Maryana Bezugla, Maria Mezentseva-Fedorenko, İrına Geraşçenko ve Vasıl Virastyuk gibi Ukrayna parlamentosunun farklı kanatlarından 22 isim yer aldı. TAMİLA TAŞEVA: RUSYA, SÜRGÜNÜ BUGÜN BİR TERÖR SİLAHI OLARAK KULLANIYOR Kanun teklifinin mimarlarından Ukrayna Milletvekili Tamila Taşeva, tasarıya ilişkin yaptığı açıklamada Kırım Tatar halkının adalet mücadelesine değinerek şu ifadeleri kullandı: "Sürgün bir insanlık suçudur. Ukrayna'nın yerli halkı olan Kırım Tatarlarının tarihi, bu suçun tanınması ve adaletin yerini bulması için verilen uzun bir mücadele yoludur. Ukrayna, Kırım Tatar sürgününü zaten bir soykırım eylemi olarak resmen tanımıştır; ancak devlet politikamız, bu tür caniliklerin gelecekte hiçbir şekilde meşrulaştırılamayacağı bir zemini de inşa etmek zorundadır. Tam da bu yüzden, millî kimliğe göre sürgün edilenlerin haklarının iadesine dair kanunda değişiklik yapılmasını öngören bu tasarıyı sunuyoruz. Amacımız net ve alternatifsizdir: Sürgünleri haklı çıkarma, inkar etme veya propagandasını yapma girişimlerini devlet düzeyinde tamamen yasaklamak. Rusya, bugün Ukraynalılara karşı sürgünü yeniden bir silah ve terör aracı olarak kullanıyor. Bu yüzden kanun düzeyinde net bir şekilde ilan etmeliyiz: Ukrayna'da bu tür yöntemler asla kabul edilemez!"

Avrupa Parlamentosunda Sovyet sürgünlerinin kurbanları anıldı: "Cezalandırılmayan kötülük geri döndü" Haber

Avrupa Parlamentosunda Sovyet sürgünlerinin kurbanları anıldı: "Cezalandırılmayan kötülük geri döndü"

Avrupa Birliği’nin (AB) kalbi Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu (AP) binası önündeki meydanda, Sovyetler Birliği (SSCB) tarafından Orta ve Doğu Avrupa’dan sürgün edilen milyonlarca kurbanı anmak üzere üst düzey katılımlı resmî bir tören düzenlendi. Törene, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov da katıldı. Törenin açılış konuşmasını gerçekleştiren Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, 1936-1952 yılları arasında totaliter Sovyet rejimi tarafından evlerinden, yurtlarından edilen insanların acılarına dikkat çekti. Metsola, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Bu, 1936 ile 1952 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin Baltık kıyılarından Karadeniz’e kadar uzanan topraklarda evlerinden sürgün ettiği, binlerce kilometre doğuya, Sibirya’ya ve Orta Asya’ya gönderdiği 3 milyondan fazla insanın ortak kaderiydi. Kıtamızdaki bu yara hiçbir zaman tamamen kapanmadı. Sürgüne gönderilenler, onların çocukları ve torunları bu yara izlerini hâlâ kalplerinde taşıyor. SSCB’nin bu halkların isimlerini, evlerini, dillerini, inançlarını ve yaşam tarzlarını yeryüzünden tamamen silmeye çalıştığını belirten Metsola, Moskova'nın bu hain emellerinde başarısız olduğunu ve sürgün kurbanlarının aziz hatırasının bugün Avrupa'nın tam merkezinde yaşamaya devam ettiğini vurguladı. REFAT ÇUBAROV: KREMLİN ZAMANINDA CEZALANDIRSAYDI BU SAVAŞ OLMAZDI Anma törenine, Ukrayna’nın AB Temsilcisi Vsevolod Çentsov ve Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov da katıldı. Çubarov, törende yaptığı konuşmada uluslararası topluma tarihi ve son derece ibretlik bir uyarıda bulunarak şunları kaydetti: Cezalandırılmayan kötülük, her zaman daha büyük ve daha korkunç suçlarla geri dönme eğilimindedir. Rusya’nın bugün Ukrayna’ya karşı başlattığı bu kanlı savaş, büyük ölçüde Moskova’nın, Kremlin’in ve eski SSCB’nin yönetici ile cellat organlarının zamanında insanlığa ve halklara karşı işledikleri suçlardan ötürü adaletten ve cezadan kaçabilmiş olmasının doğrudan bir sonucudur. 2023'TEN BERİ YAŞATILAN ANMA GELENEĞİ Orta ve Doğu Avrupa’daki Sovyet sürgünlerinin kurbanlarını anma girişimi, ilk olarak Avrupa hafızasını ve ortak değerlerini korumayı amaçlayan bir grup AP milletvekilinin gayriresmî önerisiyle başlamıştı. Kısa sürede kurumsallaşan bu girişim, 2023 yılından bu yana her yıl haziran ayında Avrupa Parlamentosu önünde düzenlenen resmî ve geleneksel bir törene dönüştü. 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Kırım Tatar halkı, bir şafak vaktinde Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde topyekûn sürgüne tâbi tutuldu. Kırım’dan Türkistan, Urallar ve Sibirya bölgelerine hayvan vagonlarıyla sürgün edilen Kırım Tatar halkı; en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar, açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde nüfusunun yüzde 46’sını kaybetti. Sovyet yönetimi, soykırım niteliğindeki sürgünün hemen akabinde Kırım Yarımadası’nda, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Kültürel soykırımın yaşandığı Kırım’da tarihi eserler tahrip edildi, mezarlıklar yok edildi ve yarımadanın demografik yapısı bilinçli şekilde dönüştürüldü. Sürgün edilen halk, bağrından koparıldığı o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırıldı. 1989’a gelindiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. Sürgün mağdurları o tarihten itibaren yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada Parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu), 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato ve 2025’in haziran ayında Hollanda Krallığı Genel Meclisinin alt meclisi olan Hollanda Temsilciler Meclisi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.