SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Taşnak

QHA - Kırım Haber Ajansı - Taşnak haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Taşnak haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Azerbaycanlı araştırmacı-yazar Ahmed: Batı Azerbaycan’a dönüş, Azerbaycan’ın aktif gündemindedir Haber

Azerbaycanlı araştırmacı-yazar Ahmed: Batı Azerbaycan’a dönüş, Azerbaycan’ın aktif gündemindedir

1985 yılında Revan’da doğan; Azerbaycanlı araştırmacı, yazar ve Bakü’de yayımlanan Çapar Tarih Dergisi Editörü Dr. Dilgam Ahmed, Batı Azerbaycan’a dönüş konusunda Kırım Haber Ajansına (QHA) dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Dr. Ahmed; Batı Azerbaycan’da Azerbaycanlılara karşı işlenen etnik temizlik sürecini geçmişten bugüne ele alarak, Azerbaycanlıların Batı Azerbaycan’a geri dönebilmeleri adına hâlihazırda yürütülen faaliyetlerden bahsetti. "ŞU AN, BATI AZERBAYCAN’DA BİR TÜRK DAHİ YAŞAMAMAKTADIR" Batı Azerbaycan’da Azerbaycanlılara karşı işlenen zulümlerin, Rusya’nın, 19. yüzyılda, Kafkasya’yı işgalinden itibaren başladığını kaydeden Ahmed, Rus işgaline kadar, Revan bölgesinde, Azerbaycan Türklerinin kurduğu Revan Hanlığı’nın mevcut olduğunu hatırlatarak, "Güney Kafkasya’da, Azerbaycan bölgesinde, hem güneyinde hem kuzeyinde 30’un üzerinde hanlık kurulmuştur. Bu hanlıklardan birisi de Revan Hanlığı’ydı. Revan Hanlığı, 1827 senesinde Rusya tarafından işgal edildi, öncesinde de Azerbaycan’ın kuzey hanlıkları işgal edilmişti" dedi. 1803 yılından itibaren bu işgallerin başladığını ve Rusya ile Kaçar Hanedanlığı arasında gerçekleşen ikinci savaştan sonra, 1827 yılında Revan Hanlığı’nın işgal edilmesine işaret eden Ahmed, 1828 yılında Kaçarlar ve Rusya arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması sonucu ise, Revan Hanlığı’nın Rusya’ya dâhil edildiğini ve Ermenilerin, İran’ın içlerinden Batı Azerbaycan’a; 1829 senesinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşması’ndan sonra da Anadolu’daki Ermenilerin, Azerbaycan’ın Karabağ, Zengezur ve Nahçıvan ve Revan bölgelerine göç ettirilmeye başlandığını belirterek, "Bu göçler sayesinde Rusya, Türk dünyasını parçalamak için yavaş yavaş Ermenistan projesine başladı ve Revan Hanlığı’nın işgal edilmiş bölgelerinde bir Ermeni vilayeti oluşturarak, daha sonrasında ise Erivan Valiliği (Erivan Guberniyası) meydana getirip Ermeni nüfusunun artmasına sebep oldu. Ermeniler, kısa zaman içerisinde bölgedeki Azerbaycan Türklerine, 1918-1920 yıllarına kadar zulmetmeye başladılar. 1915 senesindeki Ermeni Tehciri’nden sonra ise Ermeni çeteleri; Güney Kafkasya’ya akın ederek, Zengezur’da ve Nahçıvan’da büyük felaketlere neden oldular. Tabii, Ermeni Bolşeviklerin faaliyetleri ve Stepan Şaumyan’ın, Bakü’de iktidarı ele geçirmesinden sonra, 1918 senesinde yaptığı katliamlar da söz konusudur. Bu süreç, 1827 senesinde, Revan Hanlığı’nın işgaliyle başlayan bir süreçtir ve maalesef, hâlen devam etmektedir. Ne acı ki şu an, Batı Azerbaycan’da bir Türk dahi yaşamamaktadır" değerlendirmesini yaptı. AZERBAYCANLILARIN BATI AZERBAYCAN’A GERİ DÖNÜŞÜ Azerbaycan’ın, Batı Azerbaycan’a geri dönüş üzerine bir devlet politikasının olduğunu ve bu politikanın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından desteklendiğini belirten Ahmed, "Hiçbir şekilde savaş hedeflenmeksizin Azerbaycan hükûmeti, Batı Azerbaycan’da doğmuş insanların, kendi yurtlarına dönüp orada yaşamasını istemektedir" dedi. 1988 senesinde, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, Batı Azerbaycan’dan Azerbaycan’ın içlerine 300 bin kişinin geldiğini, ve bu kişilerin torunlarıyla birlikte de sayılarının şu anda bir milyonu geçtiğini vurgulayan Ahmed, "Bu kadar insanın geri dönüşü, gönüllülük esasına göre olacaktır. İnsanlar döndükten sonra orada güvenli şekilde yaşamalıdır. Nasıl ki 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra kurtarılmış topraklara göç oldu, şimdi de bizlerin oraya gitmesi ve orada yaşaması lazımdır" ifadelerini kullanan Ahmed, Azerbaycanlıların, Batı Azerbaycan’a döndükleri zaman sahip olacağı temel hak ve özgürlüklerinin korunacağını belirterek, "Şu anda, özellikle de 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra, bu konu Azerbaycan’da aktif olarak gündemdedir ve devletin de böyle bir projesi vardır" şeklinde konuştu. “TÜRKLER GİDİYOR, HEMEN EŞYALARINI YAKALIM” Ermenilerin Taşnak ideolojisinin, Azerbaycanlılara yaşatılan zulümlerin kaynağı olduğunu vurgulayarak, Ermenistan’ın en büyük sorununun Ermeni Kilisesi olduğunu belirten Ahmed, son olarak şu değerlendirmede bulundu: Biz 1988 yılında Revan’dan göç ettiğimiz zaman, bizim kendi komşularımız, ‘Türkler gidiyor, hemen eşyalarını yakalım’ diye beyanda bulunmuşlardı. Biz Sovyet döneminde dahi, orada çok güvenli bir şekilde yaşamıyorduk. 1915-1918 senelerinde ve sonrasında 1940’lı yıllara kadar, Revan’dan, Türkiye’ye ve Azerbaycan’ın içlerine birçok akın olmuştu. Ermenilerin, güya eski zamanlardan beri bu topraklarda yaşadıklarına dair bir mitolojileri ve Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar olan alanı kapsayan, ‘Denizden denize Ermenistan’ şeklinde bir Taşnak ideolojileri var. Tarihin hiçbir döneminde, söz konusu alanı dolduracak kadar Ermeni yaşamamıştır.

Soykırım yalanının 110. yılı: 24 Nisan 1915 Haber

Soykırım yalanının 110. yılı: 24 Nisan 1915

Osmanlı dönemindeki çetecilik faaliyetleri ve belirli siyasi akımlar göz önünde bulundurulmaksızın, 24 Nisan 1915 tarihi çerçevesinde tehcir ve sözde soykırım tartışmaları sürüyor. Söz konusu tarih belirli siyasi ajandaların da gündeminde kalmaya devam ediyor. 24 Nisan 1915: Asılsız Ermeni iddialarının 110. yılı pic.twitter.com/ZAzFm9hCk5 — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) April 24, 2025 İMPARATORLUKTA SİYASİ CEREYANLAR VE TÜRK VARLIĞINI KORUMA GAYESİ İstanbul'u tehcir yahut sevk ve iskan kararını almaya iten sebepler büyük oranda 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında görülen, Balkanlar başta olmak üzere imparatorluk dahilindeki çeşitli ulusların kendi siyasi ajandalarını oluşturması neticesinde patlak veren kanlı tedhiş (terör) olaylarıyla bağlantılıdır. Ermenilere yönelik tedbirlerin alınma sebebi 1912'de Balkanlarda yaşanan büyük nüfus kaybının Anadolu'da da yaşanmasını önleme gayretiydi. Nitekim önce 1877'te İsveç'te Ermeni ırkçısı Hınçak örgütü, 1890'da ise Tiflis'te Taşnak Sütyun Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği kurulmuş, 1876-77 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında gündeme gelen Osmanlı Devleti topraklarının paylaşımı çerçevesinde bu örgütler de belirli kazanımların peşine düşmüştü. İMPARATORLUK TOPRAKLARINDA NÜFUZ VE NÜFUS MÜCADELESİ Osmanlı-Rus Harbi sonucunda imzalanan 1878 Yeşilköy ve Berlin antlaşmalarıyla Rusların, Ermeniler üzerinde etkinlik kazanması nedeniyle güneye inmek isteyen Rusların önünü kesmek amacıyla İngilizlerin dikkati Kafkasya üzerinde yoğunlaşmıştı. Büyük devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki nüfuz mücadelesinde Berlin Antlaşmasında Ermenistan olarak adlandırılan bölgeden ıslahat, güvenlik ve müdahale edebilme hakkı gibi şartlar yer almıştı. Bu antlaşma Rus yanlısı ile batı yanlısı Ermeniler üzerinde ayrılıkçı etkiler meydana getirmiş, 1890'da Tiflis'te kurulan Rus güdümlü "Taşnak Sutyun Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği", Rus Çarlığı için Osmanlı sınırları içerisinde gönüllü olarak bir nevi "beşinci kol faaliyeti" yürütmeye başlamıştı. Taşnak cemiyeti siyasi ajandası doğrultusunda terör odaklı etki eylemlerine başvurarak Rus hakimiyetinin önünü açmak adına hareket ederek resmen kurulmasından önce 1888'de Van'da, 1890'da Erzurum'da ve 1894'te Sason'da isyanlar tertip ederek Müslüman halkı katliama tabi tutmuşlardı. 1896 Osmanlı Bankası baskını ise bu olayların pik noktası olmuştu. Osmanlı'nın bu hareketler karşısında sert tedbirler alması ise dünya basınında sözde "Türk zulmü" olarak lanse ettirilmişti. İleride de Balkan Savaşları döneminde asıl katliama uğrayan Türklerken, gerçekleşen katliamlar yine çeşitli basın organlarında "Türk barbarlığı" şeklinde yansıtılarak gerçeklerin çarpıtıldığı görülecektir. Önleyici tedbirleri bahane eden diğer ülkeler bu şekilde Osmanlı Devleti'ne bölgesel ıslahatlar adı altında kendi siyasi çıkarlarını dayatırlarken, belirli çeteler de kendi hesaplarına bölgedeki nüfus yoğunluğunu silah zoruyla değiştirmeye çalışıyorlardı. İmparatorluk sınırları içerisinde kanlı bir nüfuz ve nüfus mücadelesi söz konusuydu. 1912'de yaşanan Balkan Harbi ve gerçekleştirilen büyük Türk soykırımı, bunu açıkça ortaya koymuştu. Nitekim Balkan Harbi sırasında da bölgede bazı Ermeni çeteleri Bulgar ordusu saflarında Türk köylerini hedef almıştır. 24 NİSAN TARİHİNDE NE OLDU? Ermeni tedhiş örgütleri, Harb-i Umumi (Birinci Dünya Savaşı) başlangıcında Rus Çarlığı'nın güdümünde Ermeni alaylarının oluşuma katılıp Doğu Anadolu'daki "Ermeni olmayan" unsurlar üzerinde terör estirmeye başlayınca, Ermeni tehciri bir zorunluluk olarak ortaya çıktı. Kararın ilk işareti sayılan, Başkumandan Vekili Enver Paşa'nın 2 Mayıs 1915’te Dahiliye Nazırı Talat Paşa'ya gönderdiği yazıda şu ifadeler yer almıştır: Van Gölü etrafında ve Van vilayetince bilhassa ma’lûm olacak mevâki’-i muayyenedeki Ermeniler isyan ve ihtilâl için daimî bir ocak halindedirler. Bu halkın oradan kaldırılarak isyan yuvasının dağılması fikrindeyim. Üçüncü Ordunun verdiği malûmata nazaran Ruslar 7 Nisan’da (20 Nisan 1915) hududları dâhilindeki Müslüman ahâliyi çıplak bir halde hududumuz dâhiline sürdüler. Hem buna mukabele-i bilmisil olmak ve aynı zamanda yukarıda söylediğim maksadı hâsıl etmek üzere, ya merkum Ermenileri ve ailelerini Rusya hududu dâhiline sürmek, yahut merkum Ermenileri ve âilelerini Anadolu dâhiline muhtelif yerlere dağıtmak lâzımdır. Bu iki şıktan münâsibinin intihabı ile icrasını rica ederim. Bir mahzur yoksa ussat ailelerini isyan merkezlerini hudud hâricine sürmeyi ve onların yerine hudud hâricinden gelen İslâm halkı yerleştirmeyi tercih ederim. Devrin Osmanlı yönetimi 24 Nisan 1915'te Ermeni komitelerinin hepsini kapatma kararı alarak 235 önderini tutukladı. İstanbul'daki 610 komitecinin çoğu yakalanamamıştı. Tutuklananların bir kısmı Ayaş ve Çankırı'ya sevk edilmiş, yabancı ülke vatandaşı olduğu anlaşılan Ermeniler ise sınır dışı edilmişti. Bu tarih, 27 Mayıs 1915'te alınan tehcir kararının ön adımı sayılarak belirli siyasi çevrelerin ve Ermeni diasporasının sözde soykırımın başlangıcı ve sembolü olarak kabul görmektedir. Dahiliye Nazırı Talât Paşa’nın sahada icra ettiği tehcir doğrudan doğruya cephelerin güvenini sarsacak bölgelerde uygulanmıştır. Bunlardan birincisi Kafkas ve İran cephesinin geri bölgesini oluşturan Erzurum, Van ve Bitlis dolaylarıdır. İkincisi ise, Sina cephesi gerilerini oluşturan Mersin-İskenderun bölgeleridir. Ermenilerin bu bölgelerde düşmanla iş birliği yaptığı ve bir çıkarma hareketini kolaylaştıracak faaliyetler içinde bulundukları tespit edilmişti. Daha sonra bu uygulama isyan çıkaran, düşmanla iş birliği yapan ve Ermeni komitacılarına yataklık eden diğer vilayetlerdeki Ermenilere de teşmil edildi. Başlangıçta Katolik ve Protestan Ermeniler tehcir dışı bırakıldıkları hâlde, daha sonra bunlardan zararlı faaliyetleri görülenler de sevke tâbi tutuldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.