SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tdt

QHA - Kırım Haber Ajansı - Tdt haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tdt haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ankara’da Türk dünyasının geleceği masaya yatırılacak Haber

Ankara’da Türk dünyasının geleceği masaya yatırılacak

Türk dünyasının siyasi, ekonomik ve stratejik geleceğine ışık tutacak önemli bir sempozyum Ankara’da düzenlecek. EkoAvrasya Vakfı, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Türk Dünyası Sivil Toplum İşbirliği Derneği (TÜRKSİT) ve Politik Stratejiler Araştırma Merkezi (POLSAM) iş birliğinde düzenlenecek “Türk Dünyası Entegrasyonunda Yeni Ufuklar: Ortak Geleceğe Doğru Stratejik Vizyon” sempozyumu, Türk dünyasının geleceğine ilişkin kritik başlıkları gündeme taşıyacak. Bölgesel iş birliği modellerinin ve 21. yüzyılın jeopolitik gerekliliklerinin masaya yatırılacağı sempozyumun onur konuğu ve ana konuşmacısı, Türk dünyasına yönelik akademik çalışmaları ve stratejik öngörüleriyle tanınan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu olacak. Prof. Dr. Zorlu, program kapsamında; 35 yıllık bağımsızlık sürecinin siyasi ve toplumsal bilançosunu, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) küresel siyasetteki artan rolünü ve Bölgesel güvenlik ve enerji arzı güvenliğinde Türk dünyasının stratejik önemini değerlendirecek. "DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK" VURGUSU 3 Haziran 2026 Çarşamba günü saat 14.00’te TÜRKSOY Genel Sekreterliği ev sahipliğinde başlayacak olan sempozyum, bilimsel bir istişare zemini sunacak. İsmail Bey Gaspıralı’nın "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" vizyonunun modern dünya şartlarına nasıl entegre edileceği, akademik perspektifler ve somut projeler üzerinden tartışılacak. ÜÇ KRİTİK OTURUM: EKONOMİDEN GÜVENLİĞE TÜRK DÜNYASI Sempozyum birbirini tamamlayan üç ana oturumla devam edecek. Prof. Dr. Zülfikar Bayraktar başkanlığındaki "Küresel Rekabette Türk Dünyası Vizyonu" başlıklı ilk oturumda; Prof. Dr. Fırat Purtaş, Prof. Dr. İzzet Arı, Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ söz alacak. Bu oturumda özellikle bölgesel güvenlik, istihbarat iş birliği ve ekonomik rekabet gücü ele alınacak. Prof. Dr. Soner Sağlam moderatörlüğünde gerçekleşecek "Küresel Güç Dengesinde Stratejik Öncelikler" başlıklı ikinci bölümde; Prof. Dr. Toğrul İsmayil, Doç. Dr. Hasan Bardakçı, Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Dr. Fuzuli Majidli ve Gazeteci Benan Kepsutlu, Türk dünyasının küresel diplomasi trafiğindeki yerini ve Karabağ zaferi sonrası değişen jeopolitik dengeleri tartışacak. "Küresel Güç Potansiyeli ve Stratejik Rota" başlıklı günün son oturumuna Prof. Dr. Yücel Erol başkanlık edecek. Konuşmacılar Prof. Dr. Hasan Oktay, Dr. Sinan Demirtürk, Dr. Medihanur Argallı ve TÜBİTAK Kıdemli Başuzmanı Mehmet Fatih Şahin, teknolojik iş birliği, Ar-Ge kapasitesi ve "Stratejik Rota" önerilerini sunarak sempozyumun akademik ve teknik çerçevesini çizecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Astana’da Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan Astana’da

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan resmî temaslarda bulunmak üzere Kazakistan’ın başkenti Astana’ya gitti. Cumhurbaşkanı Edoğan ve Eşi Emine Erdoğan'ı, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türkiye'nin Astana Büyükelçisi Mustafa Kapucu karşıladı. Erdoğan ve Tokayev, ellerinde Türk bayrağı ve Kazakistan bayrağı olan çocukların sevgi gösterisi eşliğinde Şeref Salonu'na geçti. Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı Akorda'dan yapılan açıklamaya göre Erdoğan ile Tokayev, gerçekleştirecekleri görüşmelerde, "genişletilmiş stratejik ortaklık" seviyesine yükselen ikili ilişkilerin mevcut durumunu ve geleceğini değerlendirecek. Bununla birlikte Erdoğan ve Tokayev, Kazakistan-Türkiye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin 6. toplantısına başkanlık edecek. YENİ EKONOMİK HEDEFLER Erdoğan’ın ziyaretinde ticaret hacmini artırmaya yönelik yeni hedeflerin açıklanması ve ulaştırma projelerinde daha kapsamlı iş birliklerinin gündeme gelmesi bekleniyor. Aynı zamanda ziyaret kapsamında iki ülke yatırımcılarının yatırım fırsatlarını değerlendirmeleri ve yeni ticaret anlaşmaları yapmaları bekleniyor. TÜRKİSTAN’DA LİDERLER ZİRVESİ Erdoğan, Astana’daki temaslarını tamamlamasının ardından Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan’a geçerek, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi Gayriresmî Zirvesi’ne katılacak. TDT üye ve gözlemci ülkelerinin devlet ve hükûmet başkanlarının katılımıyla “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” temasıyla gerçekleştirilecek zirvede Erdoğan, katılımcı devlet ve hükûmet başkanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz Haber

KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman ADF2026'da konuştu: Masadayız ama çok boyutlu dış politika yürüteceğiz

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) tüm hızıyla devam ediyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, Antalya Diplomasi Forumu 2026 kapsamında düzenlenen “Talks” oturumunda konuştu. Konuşmasına divan edebiyatından Nef'i’nin “Ehli dil birbirini bilmemek insaf değil” sözüyle başlayan Erhürman, bu ifadenin “gönül ehillerinin birbirini tanımamasının kabul edilemez olduğu” anlamına geldiğini belirterek, kendisinin aslında kamuoyunda bilinmeyen bir isim olmadığını vurguladı. Erhürman, dokuz yıl boyunca parti başkanlığı yaptığını, Kuzey Kıbrıs’ta başbakanlık görevinde bulunduğunu ve bu süreçlerde Türkiye Cumhuriyeti ile yoğun temas ve iş birliği içerisinde çalıştığını ifade etti. Ayrıca 13 yıllık Ankara geçmişine dikkat çeken Erhürman, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladığını hatırlattı. “TÜRKİYE İLE YAKIN İSTİŞARE VE KOORDİNASYON SÜRECEK” Siyasetin doğasını ve dinamiklerini iyi bildiğini dile getiren Erhürman, cumhurbaşkanlığı makamının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bağımsız ve tarafsız bir konumda bulunduğunu belirterek, bu nedenle kendisini günlük siyasi tartışmaların içinde konumlandırmadığını söyledi. Bununla birlikte Erhürman siyasetin “cilvelerine” yabancı olmadığını da vurguladı. Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve sonrasında yaptığı açıklamalara da değinen Erhürman, Kıbrıs meselesi ve Kuzey Kıbrıs’ın dış politikasının tarihsel olarak Türkiye ile yakın istişare ve koordinasyon içinde yürütüldüğünü hatırlattı. Kendisinin de aynı anlayışı sürdüreceğini ifade eden Erhürman, bu yaklaşımın görevde bulunduğu ilk altı aylık süreçte de somut biçimde hayata geçirildiğini belirtti. Türkiye ile ilişkilerin daha da gelişeceğine inandığını dile getiren Erhürman, kamuoyunda dile getirilen bazı şüphe ve soru işaretlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. “KIBRIS TÜRK HALKININ EŞİT EGEMENLİK HAKLARI TARTIŞMA KONUSU OLAMAZ” Erhürman, Kıbrıs meselesine ilişkin değerlendirmelerinde hukuki temellere dikkat çekerek, Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya açık olmadığını vurguladı. Hukukçu kimliğine atıfta bulunan Erhürman, hukukta kavramlardan ziyade “hukuki nitelik” ve içeriğin belirleyici olduğunu ifade ederek, bir durumun adının ne olduğundan çok içeriğinin esas alınması gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımı hem göreve gelmeden önce hem de sonrasında sürdürdüğünü belirten Erhürman, Birleşmiş Milletler (BM) nezdinde yürütülen sürecin şu aşamada bir müzakere değil, bir “görüşme süreci” olduğunu dile getirdi. Kıbrıs Türk halkının adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olduğunun altını çizen Erhürman, bu statünün değiştirilemez bir hukuki gerçeklik olduğunu ifade etti. Kıbrıs Türklerinin, Kıbrıs Rumlarıyla eşit egemenlik haklarına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Rumlar hangi alanlarda egemenlik iddia ediyorsa, Kıbrıs Türk halkı da aynı alanlarda eşit egemenlik hakkına sahiptir.” dedi. Bu çerçevede Kıbrıs Türklerinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Erhürman, “Hiç kimse Kıbrıslı Türkler yokmuş gibi karar üretemez, uluslararası ilişki kuramaz, uluslararası anlaşma imzalayamaz. Benim iddiam çok net. Eğer adada hidrokarbonlar meselesi varsa, enerji bugün uluslararası ilişkilerin en temel meselelerinden biridir. Enerjiyle ilgili bir mesele varsa, güvenlik gene en temel meselelerden biridir. Böyle bir mesele varsa, deniz yetki alanları meselesi varsa. Bu alanlarda Kıbrıs Rum tarafı Kıbrıslı Türklerin iradesi olmaksızın anlaşma imzalama ve uluslararası ittifaka girme hakkına sahip değildir.” dedi. Erhürman, bu görüşlerinin yalnızca siyasi bir söylem olmadığını, aynı zamanda güçlü hukuki temellere dayandığını belirterek, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı örnek gösterdi. Bu anayasa çerçevesinde, dönemin Cumhurbaşkanı Muavini Fazıl Küçük’ün güvenlik konularında veto yetkisine sahip olduğunu hatırlatan Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının tarihsel olarak da eşit kurucu ortak statüsünün tanındığını ifade etti. Kıbrıs meselesinin çözümünde bu hukuki gerçekliğin göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Erhürman, adada sürdürülebilir bir çözüm için eşitlik, egemenlik ve karşılıklı saygı temelinde bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini sözlerine ekledi. “KIBRIS TÜRK HALKININ EGEMENLİK HAKLARINI ALMAKTA KARARLIYIZ” Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yasama, yürütme, yargı organları ve cumhurbaşkanlığı ile kurumsallaşmış bir devlet yapısına sahip olduğunu vurgulayan Erhürman, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınmasının bu devlet niteliğini ortadan kaldırmadığını ifade etti. Buna karşın, Kıbrıs Türk halkının adadaki egemenlik haklarının bugün fiilen ihlal edildiğini belirten Erhürman, bu hakların kararlılıkla savunulacağını dile getirdi. Kıbrıs meselesine ilişkin tartışmalarda kavramların çoğu zaman içeriğin önüne geçtiğini ifade eden Erhürman, çözüm modelleri konusunda farklı görüşler bulunduğunu hatırlattı. İki devletli çözüm, konfederasyon ya da gevşek federasyon gibi yaklaşımların tartışıldığını belirten Erhürman, kendileri için esas olanın modelin adı değil, içeriği olduğunu vurguladı. Adadaki doğal kaynaklara da değinen Erhürman, Kıbrıs’ın herhangi bir bölgesinde çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarında Kıbrıs Türk halkının eşit ortak olduğunu belirtti. Bu çerçevede Erhürman enerji, güvenlik ve deniz yetki alanları gibi stratejik konularda Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin iradesi olmaksızın uluslararası anlaşmalar yapamayacağını ifade etti. Erhürman, Kıbrıs Türk halkının güvenliğini ve egemenlik haklarını riske atacak herhangi bir anlaşmanın kabul edilemeyeceğini vurgulayarak, bu tür girişimlere karşı uluslararası kamuoyu nezdinde gerekli tüm girişimlerin yapılacağını söyledi. Özellikle bölgesel gelişmeler bağlamında, Kıbrıs Türk halkının iradesi yok sayılarak kurulacak ittifakların meşruiyet taşımayacağını ifade etti. Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadele geçmişine dikkat çeken Erhürman, bu hakların “söke söke” alınacağı yönündeki kararlılığı yineleyerek, bu mücadelenin vazgeçilmez olduğunu belirtti. Kavramsal tartışmaların ötesine geçilmesi gerektiğini dile getiren Erhürman, “Esas olan içeriktir; halkımızın tarihsel ve hukuki haklarının somut olarak hayata geçirilmesidir” mesajını verdi. Kıbrıs Türk halkının adadaki eşit kurucu ortak statüsünün ve egemenlik haklarının tartışmaya kapalı olduğunu vurgulayan Erhürman, “Kıbrıs Türk halkının tarihsel mücadelesi bizim için asla vazgeçilmesi mümkün olmayan bir şeydir. Çok önemsediğim için bir kez daha söylemek istiyorum. Kıbrıs Türk halkının kimlik oluşum sürecinin yani 1878'den bugüne kadar olan sürecinin doğru değerlendirilmesi herkese şunu gösterir. Kıbrıs Türk halkı bu adada azınlık statüsünü zinhar kabul etmez. Bütün mücadelesi de bunun üstünden yürümüştür. Dolayısıyla bugün itibariyle de böyle bir ihtimal Kıbrıs Türk halkı için null and void'tir, yok hükmündedir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk halkı siyasi anlamda eşit ve egemenlik haklarının peşinde olan bir haktır. Ve çözüm iradesi de olan bir halktır.” cümlelerini sarf etti. “KIBRIS TÜRK HALKINA YÖNELİK İZOLASYONLAR HAKSIZ VE KALDIRILMALI” Erhürman, Türkiye ile tam koordinasyon içinde hareket ettiklerini belirterek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların hukuki dayanağı olmadığını ve kabul edilemez olduğunu vurguladı. Erhürman, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarının bu konuda son derece net olduğunu ifade ederek, adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümden yana olduklarını dile getirdi. Ancak Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların haksız olduğunu ve kaldırılması gerektiğini söyledi. BM Genel Sekreteri’nin 2004 referandumları sonrasında yayımladığı raporda, Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonların hiçbir meşru gerekçesinin bulunmadığının açıkça ifade edildiğini hatırlatan Erhürman, benzer şekilde Avrupa Birliği (AB) Konseyi raporlarında da bu durumun teyit edildiğini belirtti. Buna rağmen Kıbrıs Türk halkının hem egemenlik haklarının ihlal edildiğini hem de uluslararası alanda izolasyonlara maruz kaldığını vurgulayan Erhürman, halkın adadaki iki eşit kurucu ortaktan biri olma statüsünün de göz ardı edildiğini ifade etti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesini koruduğunu dile getiren Erhürman, bu sürecin Türkiye ile birlikte ve tam bir uyum içinde yürütüldüğünü kaydetti. Erhürman, Türkiye ile yürütülen bu koordinasyonun ve Kıbrıs Türk halkının haklı taleplerinin uluslararası toplum tarafından doğru şekilde anlaşılması gerektiğini sözlerine ekledi. “ÇÖZÜM İÇİN ÖN ŞART SİYASİ EŞİTLİĞİN TESCİLİDİR” Erhürman, BM nezdinde yürütülen temaslara ilişkin açıklamalarda bulunarak, Kıbrıs sorununda çözüm için yeni ve farklı bir yaklaşım gerektiğini vurguladı. Erhürman, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaklaşık bir ay önce görüştüklerini, son olarak da BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo ile temas gerçekleştirdiklerini belirtti. Ayrıca BM yetkilileriyle farklı düzeylerde görüşmelerin sürdüğünü ifade etti. Guterres’in Crans-Montana görüşmeleri sonrasında yaptığı “Bu kez farklı olmalı” vurgusunu hatırlatan Erhürman, bu yaklaşım doğrultusunda aşamalı (phase approach) bir metodoloji geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Bu kapsamda göreve gelmeden önce hazırlık yaptıklarını ve göreve geldikten sonra hem Rum liderliğiyle hem de BM ile bu çerçevede temas kurduklarını dile getirdi. Yeni bir sürece başlanacaksa öncelikle kuralların net şekilde belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, geçmiş müzakere deneyimlerinden ders çıkarılmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Sorunun kaynağının doğru tespit edilmeden çözüm üretilemeyeceğini belirten Erhürman, Türkiye ile bu konuda ortak bir değerlendirmeye sahip olduklarını kaydetti. Kıbrıs sorununda çözümsüzlüğün temel nedeninin, Rum tarafının adadaki doğal kaynakları ve yönetimi Kıbrıs Türk halkıyla paylaşmak istememesi olduğunu savunan Erhürman, bu yaklaşımın devam etmesi halinde çözümün mümkün olmayacağını söyledi. Bu çerçevede önerdikleri dört maddelik metodolojinin ilk ve en önemli unsurunun siyasi eşitliğin müzakereler başlamadan önce tescil edilmesi olduğunu vurgulayan Erhürman, bunun BM Güvenlik Konseyi kararlarında da yer alan bir ilke olduğunu ifade etti. Geçmiş müzakere süreçlerinden ders çıkardıklarını vurgulayan Erhürman, özellikle Crans-Montana görüşmeleri sırasında Rum tarafının dönüşümlü başkanlığı son aşamada reddetmesini hatırlatarak, bu durumun güven sorununu derinleştirdiğini söyledi. Dönüşümlü başkanlığın, ortak yönetim yapısında Kıbrıs Türklerinin eşit şekilde temsil edilmesinin temel unsuru olduğunu ifade etti. Metodolojinin ikinci aşamasında, geçmişte sağlanan yakınlaşmaların prensip olarak tescil edilmesi gerektiğini belirten Erhürman, sürecin belirsizliğe sürüklenmemesi için müzakerelere zaman sınırlaması getirilmesini önerdiklerini kaydetti. “Yıllarca sonuçsuz müzakere yürütmek niyetinde değiliz” diyen Erhürman, somut ilerleme sağlanması gerektiğini vurguladı. Erhürman ayrıca, müzakerelerin Rum tarafının tutumu nedeniyle başarısız olması halinde Kıbrıs Türk tarafının mevcut statüye geri dönmemesi yönünde önceden garanti verilmesi gerektiğini ifade etti. Bu talebin, geçmişte yaşanan tecrübelerden kaynaklandığını belirten Erhürman, 2004 referandumunun ardından Kıbrıs Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönünde verilen sözlerin tutulmadığını hatırlattı. Uluslararası alanda Kıbrıs Türklerine yönelik kısıtlamaların hâlen devam ettiğini dile getiren Erhürman, sporcuların uluslararası müsabakalara katılımda, iş insanlarının ve akademisyenlerin ise temsil ve iş birliği alanlarında ciddi engellerle karşılaştığını ifade etti. Avrupa Birliği’nin doğrudan ticaret tüzüğü gibi taahhütlerinin de hayata geçirilmediğini belirten Erhürman, bu nedenle yeni süreçte somut güvencelerin şart olduğunu söyledi. Tüm bu deneyimlerin ışığında hareket ettiklerini vurgulayan Erhürman, çözüm için gerçekçi, aşamalı ve güvene dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini ifade etti. “ÖNCE GÜVEN ARTIRICI ADIMLAR, SONRA MÜZAKERE” Erhürman, Kıbrıs sorununa ilişkin yeni süreçte önceliğin güven tesisine verilmesi gerektiğini belirterek, aşamalı bir çözüm modeli önerdiklerini açıkladı. Taraflarla herhangi bir gerilim arayışında olmadıklarını ancak Kıbrıs Türk halkının haklarından da vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Erhürman, “Hakkımız oradadır ve bu hakları yedirmeyiz.” dedi. BM Genel Sekreteri António Guterres’in dile getirdiği “aşamalı yaklaşım” (phase approach) çerçevesinde hareket ettiklerini belirten Erhürman, Crans-Montana görüşmeleri’nden bu yana geçen yaklaşık dokuz yılda anlamlı bir müzakere süreci yürütülmediğine dikkat çekti. Bu süreçte Rum tarafının Kıbrıs Türklerini yok sayarak farklı ülkelerle güvenlik, enerji ve deniz yetki alanları gibi kritik konularda anlaşmalar imzaladığını ifade eden Erhürman, bunun taraflar arasındaki güveni daha da zedelediğini söyledi. Bu nedenle çözüm sürecinin ilk aşamasında güven artırıcı önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Erhürman, Lefkoşa’da iki liderin doğrudan bir araya gelerek her iki halkın günlük yaşamını kolaylaştıracak somut adımlar atması gerektiğini belirtti. Yeni sınır kapıları ve geçiş noktalarının açılmasının bu sürece örnek olabileceğini ifade eden Erhürman, “Basit adımları atamayan tarafların kapsamlı bir çözüm üretmesi beklenemez.” dedi. Erhürman, ikinci aşamada ise daha önce ortaya koydukları dört maddelik metodoloji üzerinde uzlaşılması gerektiğini, üçüncü aşamada ise gerekli koşulların oluşması halinde kapsamlı müzakerelere geçilebileceğini dile getirdi. Kıbrıs Rum tarafının “5+1 formatı” üzerinden Türkiye’yi muhatap alma yaklaşımını da eleştiren Erhürman, Kıbrıs Türk tarafının doğrudan muhatap alınması gerektiğini vurguladı. Aşamalı, gerçekçi ve güvene dayalı bir sürecin çözüm için tek yol olduğunu ifade eden Erhürman, Kıbrıs Türk halkının haklarının korunmasının bu sürecin temelini oluşturduğunu sözlerine ekledi. “ASKERÎ DENGE ARAYIŞI GERÇEKÇİ DEĞİL, ADA İÇİN RİSK OLUŞTURUYOR” Erhürman, Kıbrıs Rum tarafının silahlanma politikaları ve dış aktörlerle kurduğu ilişkilerin adada riskleri artırdığını belirterek, bu yaklaşımın “gerçekçi olmadığını” vurguladı. Erhürman, henüz seçilmeden önce muhalefet lideri olduğu dönemde de Rum liderliğine bu yönde mesajlar verdiğini hatırlatarak, Rum tarafının büyük güçlerin desteğiyle Türkiye’ye karşı askerî denge kurma çabası içinde olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın sonuç vermeyeceğini dile getiren Erhürman, “Bu nafile bir çabadır, realist değildir ve gerçekleşmesi mümkün değildir.” dedi. Büyük güçlere dayanarak güvenlik arayışının ters etki yaratacağını savunan Erhürman, bu aktörlerin zamanla yerel iradeyi zayıflatabileceğine dikkat çekti. Ayrıca bu tür politikaların yalnızca Kıbrıs Rum tarafını değil, tüm adayı ve Kıbrıs Türk halkını da risk altına soktuğunu belirtti. Erhürman, “Hani büyük abiler arkama gelsin, ben de önde kendimi güvende hissedeyim hayalindeysem, bil ki hiçbir coğrafyada o büyük abiler arkada durmazlar, senin önüne geçerler. Ve senin de iraden ciddi şekilde zedelenir, bu bir. İki, o büyük abiler oraya gelecek meselesi bu adanın tamamını, çünkü Kıbrıs adası küçücük bir ada. Bu adanın tamamını riske eder ve benim halkımın iradesi olmaksızın aldığın kararlar sadece senin halkını değil, benim halkımı da risk altına sokar.” dedi. Kıbrıs Türk halkının kendi iradesi dışında alınan kararlar nedeniyle güvenlik riskiyle karşı karşıya kalmayı kabul etmeyeceğini vurgulayan Erhürman, bu uyarıları uzun süredir dile getirdiğini söyledi. Son dönemde adada artan askerî hareketliliğe de değinen Erhürman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Yunanistan Cumhurbaşkanı Kiryakos Miçotakis’in adaya gerçekleştirdiği ziyaretlere dikkat çekerek, özellikle Andreas Papandreou Hava Üssü bölgesinin öne çıktığını ifade etti. Bu üs ve çevresindeki düzenlemelerin bölgesel güvenlik dengeleri açısından önem taşıdığını belirtti. Farklı ülkelerin bölgedeki askerî varlığına işaret eden Erhürman, Türkiye’nin de bölgede kendi güvenlik politikaları doğrultusunda adımlar attığını hatırlattı. Ancak Rum tarafının bu süreçte Kıbrıs Türk halkının iradesini dikkate almadan hareket ettiğini belirten Erhürman, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti. Erhürman, adada güvenliğin ancak karşılıklı saygı, diyalog ve iş birliği ile sağlanabileceğini belirterek, tek taraflı askerî ve siyasi adımların çözüm sürecine zarar verdiğini sözlerine ekledi. “MASADAYIZ AMA SADECE MASAYA HAPSOLMAYACAĞIZ” Erhürman, Kıbrıs Türk halkının çözüm iradesine sahip olduğunu vurgulayarak, müzakere sürecine açık olduklarını ancak uluslararası alanda çok yönlü ilişkileri de sürdüreceklerini ifade etti. Erhürman, göreve gelmeden önce de sonra da aynı çizgiyi koruduğunu belirterek, Türkiye ile koordinasyon içinde çözüm için çaba göstermeye devam edeceklerini söyledi. Belirledikleri aşamalar çerçevesinde müzakere masasına gidilebileceğini ifade eden Erhürman, bu mümkün olmasa dahi görüşme sürecinin sürdürüleceğini dile getirdi. “Biz asla masadan kalkmayız, kalkan kalksın” diyen Erhürman, buna rağmen yalnızca müzakere sürecine bağlı kalmayacaklarını vurgulayarak, “Görüşme masası var ama masanın dışında da bir dünya var.” ifadelerini kullandı. Bu kapsamda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası temaslarını artırmaya devam edeceğini belirten Erhürman, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) nezdindeki gözlemci üyelik statülerinin büyük önem taşıdığını söyledi. Söz konusu statülerin kazanılmasında Türkiye’nin ve ilgili ülke temsilcilerinin katkılarına teşekkür eden Erhürman, bu platformlardaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için çaba göstermeye devam edeceklerini ifade etti. Geçmişte yalnızca müzakere sürecine odaklanmanın bazı sınırlılıklar yarattığını belirten Erhürman, bu deneyimlerden ders çıkardıklarını ve bundan sonraki süreçte daha çok boyutlu bir dış politika izleyeceklerini kaydetti. Oturuma; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyesi ve Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı Eskender Bariyev dinleyici olarak katıldı.

KTMM Başkanı Çubarov'dan TDT'ye çağrı: “Türk birliği, Kırım Tatarları için de gösterilsin” Haber

KTMM Başkanı Çubarov'dan TDT'ye çağrı: “Türk birliği, Kırım Tatarları için de gösterilsin”

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliğinde Türk basınıyla buluştu. Kırım’daki Rus işgalinin ulaştığı boyutları ve yarımadada artan baskı politikalarını detaylarıyla paylaşan Çubarov, Türkiye’nin desteğinin stratejik önemine vurgu yaptı. Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkiye İrtibat Bürosu Müdürü Esma Kasar'ın modere ettiği programda Refat Çubarov, Türk medyasının temsilcileriyle bir araya gelerek Kırım ve bölge jeopolitiğine dair hayati soruları yanıtladı. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliğinde Türk basınıyla bir araya geldi. Kırım’daki Rus işgalinin ulaştığı boyutları ve yarımadada artan baskı politikalarını detaylarıyla paylaşan Çubarov, Türkiye’nin desteğinin stratejik… pic.twitter.com/rocZ3joGz5 — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) April 14, 2026 Bu yıl, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla beşinci kez düzenlenecek olan Antalya Diplomasi Forumu'na (ADF2026) katılmak üzere Türkiye'de bulunduğunu ancak programına, Türkiye'deki Kırım Tatar derneklerini ziyaret etmek ve bir dizi görüşmelerde bulunmak adına önceden başladığını kaydetti. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara "KTMM, SİVİL TOPLUM DEĞİL KIRIM TATAR HALKINI TEMSİL EDEN ORGANI" Kırım Tatar halkının en büyük diasporasının Türkiye'de bulunduğuna dikkati çeken Çubarov, sivil toplum kuruluşlarıyla diyaloğu sıklaştırarak Rus işgali altındaki Kırım'a yönelik yardım mekanizmaları etrafında çalıştıklarını belirtti. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) milletvekilleri, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile görüşmelerde bulunacağını söyleyen Çubarov, bu temaslarda Kırım Tatar siyasi tutsakların kurtarılması ve kültür alanındaki çeşitli projeleri ele alacaklarını açıkladı. KTMM'nin Ukrayna'da Kırım Tatar halkının tek temsil organı olarak tanınmasına yönelik hükûmet tarafından alınan kararı değerlendiren Çubarov, 2014 yılında parlamento tarafından alınan benzer siyasî kararın yürütme organınca da alınmasını uzunca süredir beklediklerini dile getirdi. Kararla birlikte KTMM'nin yönetimde söz sahibi olacağına işaret eden Çubarov, "Kırım Tatar Millî Meclisi; Ukrayna'da hukuki olarak bağlayıcı bir şekilde, sivil toplum değil yerli Kırım Tatar halkını temsil eden organ. Ukrayna'da Kırım ya da Kırım Tatar halkının bugünü veya geleceği ile ilgili meselelerde kararlar KTMM ile bir araya gelerek alınacak. Bazı konularda KTMM'nin onayı gerekecek, bazı konularda ise görüşü alınacak." ifadelerini kullandı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy tarafından ortaya koyulan "Ukrayna hakkında, Ukrayna'sız karar alınmamalı" sloganın bir devamı niteliğinde "Kırım hakkında, Ukrayna devleti ve Kırım Tatar halkı olmadan karar alınmamalı" anlayışını geliştirdiklerini ve sunduklarını söyleyen KTMM Başkanı, "Dışarıda ve içeride bu iki prensibi yerine getirmek için çalışmaya devam edeceğiz." dedi. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara RUSYA, KIRIM'I ASKERÎ ÜSSE DÖNÜŞTÜRDÜ Kimi değerlendirmelerde Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşın 2022 milat alınarak ele alındığını anımsatan Refat Çubarov, savaşın 2014'te Kırım'ın işgaliyle başladığının altını çizdi. Rus işgali altındaki Kırım'da siyasi tutsakların sayısının 351'e ulaştığını ve 180'inin Kırım Tatarı olduğunu kaydeden Çubarov, "Bu verileri paylaşmamın sebebi, Kırım'da Kırım Tatarları nüfusun yüzde 12'sini oluşturuyor ama siyasi tutsakların yüzde 51'i Kırım Tatarı. Bu da gösteriyor ki, Kırım Tatar halkı Ruslar tarafından özel olarak hedef alınıyor." şeklinde konuştu. Öte yandan Çubarov, Rusya'nın siyasi tutsakları Kırım'dan Yakutistan ve Başkurdistan gibi çok uzak bölgere göndererek aileleri ve avukatlarıyla iletişimini kestiğine dikkati çekti. Rus esaretindeki Kırımlıların özgürlüğe kavuşması noktasında Türkiye'nin büyük çaba gösterdiğini ve başarı elde ettiğini kaydeden KTMM Başkanı, Ukrayna Milletvekili ve KTMM Başkan Yardımcısı Ahtem Çiygöz, KTMM Başkan Yardımcısı İlmi Ümerov ile Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl'i örnek gösterdi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın devreye girmemesi halinde siyasi tutsakların kurtarılmasının oldukça zor olduğunu dile getiren Çubarov, bu duruma karşın hâlâ 351 kişinin esarette olduğunu dile getirdi. 12 yıllık süreçte Rusların Kırım'ı adeta bir askerî üsse dönüştürdüğünü vurgulayan KTMM Başkanı, "Şuan yarımadada en az 250 askerî üs var. Kırım çok militarize oldu ve Ruslar yarımadada kendilerini kabul etmeyen kişileri temizlemek istiyor." dedi. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara RUSYA, ESİR TAKASLARINA KIRIM TATARLARINI DAHİL ETMİYOR Siyasi tutsakların özgürlüğe kavuştuğu esir takaslarını değerlendiren KTMM Başkanı, Rusların listeye; Kırım Tatarları, gazeteciler ve Azov Taburu askerlerini özellikle dahil etmediğini belirtti. Kırımlı siyasi tutsaklar bağlamında Rusya'nın kendi yasalarını dahi çiğnediğine vurgu yapan Refat Çubarov, görme engelli olan Aleksandr Sizikov ile dördüncü evre kanser olan Lenur Halilov'un önce serbest bırakılıp birkaç ay sonra yeniden alıkonulduğunu anımsatı. Çubarov, "Ruslar, bu şekilde ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor." ifadesini kullandı. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara "UKRAYNA'SIZ VE TÜRKİYE'SİZ BU BÜYÜK COĞRAFYADA MESELELER ÇÖZÜLMEYECEK" İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan dünya sisteminin çeşitli krizleri çözme noktasında yetersiz kaldığı ve Ukrayna-Rusya Savaşı'nın sona ermesi ile bir dönüşüm sürecinin yaşanabileceği değerlendirmesinde bulunan Çubarov, Erdoğan'ın "Dünya 5'ten büyüktür" çıkışına atıfta bulundu. Oluşacak yeni güvenlik sisteminde Ukrayna ile Türkiye'nin önemli bir aktör olacağına ve birlikte hareket edebileceğini ifade eden Refat Çubarov, benzer bir güvenlik iş birliğinin Karadeniz'in güvenliği noktasında ortaya çıkmasının olası olduğunu kaydetti. Öte yandan savaş sonrası dönemde Ukrayna'nın Donbas, Herson ve Zaporijjya bölgeleri başta olmak üzere yeniden yapılanmasında Türkiye'nin rol alabileceğini dile getirdi. Çubarov, savaş sonrasına ilişkin değerlendirmesinde ayrıca şunları kaydetti: Eminim, yaşanacak değişimler sonrasında Türkiye'nin rolü çok daha önem kazanacak ama bu savaşın sonunda Ukrayna'nın rolü de artacak. Ukrayna'sız ve eminim Türkiye'siz bu büyük coğrafyada meseleler çözülmeyecek. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara “TÜRK BİRLİĞİ, KIRIM TATARLARINA GELDİĞİ VAKİT DE GÖSTERİLSİN” Kırım Tatar siyasi tutsakların kurtarılması adına Türkiye dışındaki Türk devletleriyle de temasa geçmek adına ön çalışmalarda bulunduklarını açıklayan Refat Çubarov, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye bir ziyaret planladıklarını duyurdu. Azerbaycan'ın Karabağ Zaferi ile birlikte toprak bütünlüğünü tesis etmesi neticesinde Rusya karşısında daha net tavır alabildiğini kaydeden Çubarov, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşerek konuları aktarmak istediklerini belirtti. Öte yandan, Türkiye ve Azerbaycan dışındaki Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üyesi ülkelere atıfta bulunan Çubarov, Rusya ile bağlantıları olmasına karşın insan hakları konularına gelindiğinde müzakerede bulunmamalarını eleştirerek, “Türk birliği, Kırım Tatarlarına geldiği vakit de gösterilsin” diye konuştu. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara

Dünyanın gözü Antalya’da: ADF2026'ya 150 ülkeden dev katılım Haber

Dünyanın gözü Antalya’da: ADF2026'ya 150 ülkeden dev katılım

Dünya diplomasisi, 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’da tarihi bir zirveye tanıklık edecek. Bu yıl beşincisi düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026), "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla kapılarını açacak. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde gerçekleştirilecek forum, küresel sistemdeki derinleşen krizlere çözüm arayacak. 150 ÜLKEDEN 5 BİN KONUK: DEV KATILIM ADF2026, katılımcı profiliyle bu yıl da rekor kırmaya hazırlanıyor. Foruma; 20’yi aşkın devlet ve hükûmet başkanı, 50’nin üzerinde bakan ve 75 uluslararası kuruluş temsilcisi dahil olmak üzere toplamda 460’tan fazla üst düzey yetkilinin katılması bekleniyor. Akademisyenlerden öğrencilere kadar toplamda 5 bine yakın davetlinin izleyeceği zirve, küresel bir fikir platformuna dönüşecek. UKRAYNA HEYETİ DİKKAT ÇEKİYOR Foruma Ukrayna'yı temsilen katılacak heyete Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha'nın başkanlık etmesi beklenirken; katılımcılar arasında Kırım Tatar halkının millî lider ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Ukrayna Milletvekili, Ukrayna-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Eş Başkanı ve KTMM Başkan Yardımcısı Ahtem Çiygöz, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl, Kırım Millî Varlık Vakfı Başkanı Lenur Mambetov ile Ukrayna Gagauzlar Dernekleri Birliği Başkanı Yuriy Dimçioğlu'nun yer alması bekleniyor. 40'TAN FAZLA ETKİNLİK VE OTURUM TERTİP EDİLECEK ADF2026 kapsamında lider panelleri dahil olmak üzere 40'tan fazla etkinlik ve oturumun düzenlenmesi planlanıyor. Oturumlarda küresel sistemde derinleşen belirsizlikler ve dönüşüm süreçleri ile bölgesel gelişmelerin geniş yelpazede ele alınacağı, siyasal, ekonomik, çevresel ve teknolojik eksenlerde şekillenen başlıca gündem maddelerinin de tartışmaların odağını oluşturacağı belirtildi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın, ADF2026 kapsamında Balkan Barış Platformu Üçüncü Dışişleri Bakanları Toplantısı, Gazze Konulu Sekizli Toplantı, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Konseyi Gayriresmi Toplantısı ve Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan-Mısır Toplantısı'na katılması planlanıyor. Küresel sistemdeki dönüşüm süreçlerinin siyasal, ekonomik ve teknolojik eksenlerde tartışılacağı ADF2026, şeffaf bir iletişim süreciyle dünyaya duyurulacak. Kırım Haber Ajansının (QHA) yerinde takip edeceği forumda oturumların büyük bir kısmı TRT aracılığıyla canlı yayımlanırken; faaliyetler forumun resmî internet sayfası ve sosyal medya hesaplarından eş zamanlı olarak takip edilebilecek.

Aliyev’den TDT vurgusu: “Birlik olursak küresel güç oluruz” Haber

Aliyev’den TDT vurgusu: “Birlik olursak küresel güç oluruz”

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Hükûmet Başkanları/Başkan Yardımcıları Toplantısı, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlendi. Heyetleri kabul eden Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, TDT’nin uluslararası konumunun daha da güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, teşkilatın dünyanın önde gelen uluslararası kuruluşları arasında yer alması gerektiğini söyledi. Aliyev, Azerbaycan’ın teşkilâtın gelişimine önemli katkılar sunduğunu ve bu desteğin süreceğini ifade etti. “TÜRK DÜNYASI BİZİM AİLEMİZDİR, BAŞKA AİLEMİZ YOKTUR” Aliyev, TDT çerçevesindeki iş birliğinin Azerbaycan dış politikasının öncelikli alanlarından biri olduğunu vurgulayarak, “Türk dünyası bizim ailemizdir, başka bir ailemiz yoktur. Bu aileyi geleceğe taşımak için ortak çabalar büyük önem taşıyor.” dedi. TDT’nin uluslararası alanda itibar kazandığını belirten Aliyev, teşkilatın daha güçlü bir konuma ulaşmasının üye ülkelerin birlik içinde hareket etmesine bağlı olduğunu kaydetti. Aliyev, “Ortak çabalarımızla TDT'nin konumunu daha da güçlendirmeliyiz. TDT, dünyanın önde gelen uluslararası kuruluşları arasında yer almalıdır. Bu, bize bağlıdır. Ne kadar çaba gösterir, birlik olursak, önemli projeleri hayata geçirir ve aynı zamanda ortaklarımız için de önemli fırsatlar yaratırsak, uluslararası itibarımız, konumlarımız ve imkanlarımız o ölçüde artacaktır.” ifadelerini kullandı. Etnik köken temelinde kurulan uluslararası yapıların sınırlı olduğuna dikkat çeken Aliyev, "Bizi birleştiren etnik aidiyetimizdir. Bu, birinci etkendir. Onun ardından coğrafyamız, ülkeler arasındaki çok iyi ve samimi ilişkiler, ortak hedefler gelir. Bu nedenle, tüm bu unsurları göz önünde bulundurarak teşkilatımızı daha yüksek bir seviyeye taşımalıyız." cümlelerini sarf etti. EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ ELE ALINDI Toplantıda ayrıca ekonomik iş birliği, yatırım ve özellikle ulaşım ile lojistik alanındaki projeler de gündeme geldi. Aliyev, Orta Koridor başta olmak üzere Trans-Hazar ve Zengezur koridorlarının mevcut jeopolitik ortamda büyük önem taşıdığını vurguladı. Aliyev, TDT üyesi ülkelerin Karabağ ve Doğu Zengezur’un yeniden inşasına verdiği desteklere teşekkür ederek, Türkiye’de meydana gelen depremlerin ardından Azerbaycan’ın Kahramanmaraş’ta 100 milyon dolarlık “Azerbaycan Mahallesi” inşa ettiğini hatırlattı. Bu tür yardımların kardeşlik bağlarını güçlendirdiğini belirtti. Toplantıda, Azerbaycan Başbakanı Ali Asadov, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Özbekistan Başbakanı Abdulla Aripov, Kazakistan Başbakanı Oljas Bektenov, Kırgızistan Başbakanı Adılbek Kasımaliyev, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Türkmenistan Başbakan Yardımcısı Nökerguli Ataguliyev ve TDT Genel Sekreteri Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev yer aldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.