SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tebriz

QHA - Kırım Haber Ajansı - Tebriz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tebriz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Mehdizade, İran'daki olaylara Tebriz'den baktı Haber

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Mehdizade, İran'daki olaylara Tebriz'den baktı

İran’da 28 Aralık 2025’te yerel para biriminin döviz karşısında yaşadığı sert değer kaybı ve artan ekonomik sıkıntılar nedeniyle Tahran Büyük Çarşı’da esnaf eylem başlatmış, kısa sürede yankı bulan protestolar ülkenin birçok kentine yayılmıştı. Protestolar sırasında çıkan olayların ardından internet kesintisi yaşanmıştı. İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), bugün devam eden protesto gösterilerinde 2 bin 615 kişi kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Ayrıca 2 bin 54 kişinin yaralandığı ve 18 bin 470 kişinin de gözaltına alındığı aktarıldı. DR. MEHDİZADE PROTESTOLARIN ARKA PLANINI DEĞERLENDİRDİ Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Mehsa Mehdizade, aralık ayında halkın rejim güçlerine karşı başlattığı protestolarda yer alan Güney Azerbaycanlılara dikkat çektiği değerlendirme yazısını Kırım Haber Ajansı (QHA) aracılığıyla paylaştı. Azerbaycan Türklerinin İran'daki protestolara Tebriz merkezli bakmasının son derece önemli olduğunu aktaran Dr. Mehdizade, enformasyon ve algı savaşının yaşandığını vurguladı. Bu bağlamda Azerbaycanlıların büyük ölçüde yalnız bırakıldığının altını çizen Mehdizade, "Bu yalnızlık sadece görünürlükle ilgili değil; bilginin nerede üretildiği, kimler tarafından süzüldüğü ve hangi mutfakta pişirildiğiyle doğrudan ilgilidir." yorumunu yaptı. Türkiye'de medyanın olaylara Fars merkezli bakış açısıyla baktığını vurgulayan Mehdizade, meselenin Güney Azerbaycan gerçeğinin çarpıtılarak aktarılmasına neden olduğunu, İran'ın toplum bilimi açısından tanımanın "zaten" zor olduğunu söyledi. "GÜNEY AZERBAYCAN MESELESİNİN DOĞRU OKUNMASI VE AKTARILMASINDA SORUMLUYUZ" "Görünür olan her şey gerçek değildir." değerlendirmesinde bulunan Mehdizade, "Bugün gerek ana akım medyada, gerek sosyal medyada, gerekse düşünce kuruluşlarında Güney Azerbaycan meselesinin doğru okunması ve doğru aktarılması için kolektif bir sorumluluğa ihtiyacımız var. Özellikle Batılı ya da dış güçlerin sponsor olduğu, ciddi finansmanla görünür kılınan anlatıların otomatik olarak 'doğru' kabul edilmesi son derece tehlikelidir." ifadelerini kullandı. Mehdizade, Tahran'ın sorunları çözmek yerine bastırmayı, susturmayı ve ertelemeyi tercih ettiğini sözlerine ekleyerek, zaman zaman meydana gelen sessizliğin sorunların çözüldüğü anlamına gelmediğinin, aksine daha da büyümesine yol açtığının altını çizdi. Bu kaotik ortamda Türkiye ve Azerbaycan'daki aydınlara, akademisyenlere ve kanaat önderlerine ihtiyaç olduğunu belirten Uluslararası İlişkiler Uzmanı, vicdan sahibi herkesin bu ihtiyaca karşılık vermesi gerektiğini söyledi. Kendisinin de meseleye Tebriz-Bakü-Ankara hattı üzerinden baktığını dile getiren Mehdizade, tek bir perspektifle sorunların görülemeyeceğini kaydetti. "İRAN'I İÇTEN İÇE PARÇALAYAN ASIL ŞEY SORUNLARI BASTIRAN YÖNETİM ŞEKLİDİR" Mehdizade açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "'ABD yaptı', 'İsrail yaptı', 'ABD İran’ı parçalamak istiyor' gibi söylemlerin tek başına açıklayıcı bir analiz çerçevesi olarak sunulmasını doğru bulmuyorum. Ancak bu, ABD'yi ya da İsrail’i aklamak anlamına da gelmez. Yıllardır ekonomik olarak ağır bedeller ödeyen, siyasal temsilden yoksun bırakılan, baskı altında yaşayan bir ülkede, halkın özgürlük ve demokrasi mücadelesi ABD ve İsrail gibi güçler tarafından da çıkarları doğrultusunda istismar edilmektedir. Bu güçlerin amacı demokrasi ya da özgürlük değildir; var olan kırılganlıkları kendi jeopolitik hesapları için kullanmaktır. Bu durum son derece acı vericidir. Asıl kaosu büyüten ve İran’ı içten içe parçalayan şey, dış müdahaleden önce, orada yaşayan insanların gerçek sorunlarını perdeleyen, inkâr eden ve bastıran yönetim anlayışıdır. Dış aktörler bu kırılgan zemini sadece fırsata çevirir. Yani bu tablo bir neden değil, bir sonuçtur." Olaya Tebriz merkezli bakılması gerektiğini yineleyen Mehdizade, Tebriz'e sahip çıkmanın zorunlu ve hayatî bir mesele olduğunu vurguladı. Mehdizade, "Unutulmamalıdır ki Güney Azerbaycan meselesi sadece kültürel ya da etnik bir konu değildir." dedi. Mehdizade bu hususta, "Türkiye’de Güney Azerbaycan meselesini doğru okuyan, sahayı tanıyan, Tebriz’den bakabilen ve bunu doğru şekilde aktarabilen insanlara ihtiyacımız var. Bu bir duygusal talep değil; tarihsel, stratejik ve insani bir zorunluluktur." çağrsıında bulundu.

Tebriz'de bir aile 8 yıl sonra Türkçe isim savaşını kazandı! Haber

Tebriz'de bir aile 8 yıl sonra Türkçe isim savaşını kazandı!

İran'ın sistematik baskıları dolayısıyla Güney Azerbaycan'da Türkçe isimleri yasaklanmaya devam ediyor. Tebriz'de listeden seçilerek yeni doğan çocuklara isim tercihi yapılması konusunda baskı yapılıyor. Tebriz Vatandaşlık Dairesinin tüm engellemelerine rağmen Aslanî ailesi verdiği mücadeleyi 8 yıl sonra kazandı. Oğluna "Atalay" ismini koyan ancak yetkililerin müdahalesi nedeniyle Türkçe isimden dolayı kimlik alamayan Ali Aslanî nihayet oğlunun ismine kavuştuğunu duyurdu. Aslanî ailesinin avukatı Asgar Mehemmedi'nin mücadelesi ile Atalay, doğum belgesini alabildi. Bu bağlamda Ali Aslanî "Balamın Adı" kampanyası bağlamında süreci paylaştı. Güney Azerbaycan medyası Günaz Tv'nin gündeme taşıdığı haberine göre Aslanî şu açıklamayı yaptı: "Oğlumuz 19 Temmuz 2018'de doğdu ve ona Atalay ismini verdik. Ancak Tebriz Vatandaşlık Dairesi yetkilileri bu ismin tesciline karşı çıktı. Bu ismin İstanbul Türkçesi olduğunu ve yabancı bir isim olduğunu söylediler. Tüm belgeleri toplayıp Tahran'a başvurmama rağmen başvurumu reddettiler. Bunun üzerine bir avukat tutmak ve temyiz başvurusunda bulunmak zorunda kaldık. İlk derece mahkemesi, ardından istinaf mahkemesi aleyhimize olumsuz karar verdi ve itirazımız üzerine dava ülkenin İdari Mahkemesine gönderildi. Bu mahkeme de görevsizlik kararı vererek bu davanın kendileriyle ilgisi olmadığını beyan etti. Bunun üzerine avukatımız olarak Asgar Muhammed Bey'i seçtik ve nihayet 8 yıllık hukuk mücadelesinin ardından Tebriz Sulh Mahkemesi 18 Ağustos 2025'te lehimize karar verdi. Bundan sonra, Nüfus Müdürlüğü Atalay adına doğum belgesi düzenledi." İran'ın baskısı nedeniyle doğum belgesi olmayan çocuklar süt tozu ve ücretsiz aşı gibi birçok ayrıcalıktan yararlanamıyor. Ayrıca, hastaneler kimlik belgesi olmayan çocukları kabul etmiyor. Bu sebeple birçok aile çocuklarına Türkçe isim koyamıyor.

Türk dünyasının sembolü yok oluyor: “Urmu Gölü can verir; İran onun katline ferman verir” Haber

Türk dünyasının sembolü yok oluyor: “Urmu Gölü can verir; İran onun katline ferman verir”

QHA ÖZEL Güney Azerbaycan’ın incisi olarak anılan Urmiye Gölü, son yıllarda ciddi bir ekolojik kriz ile savaşıyor. Dünyanın 2. büyük tuz gölü olan Urmiye Gölü'nde son 20 yıldır su seviyesi son derece azalmış durumda olması en başta Güney Azerbaycan Türkleri olmak üzere tüm Türk dünyasında ciddi endişelere sebep oluyor. Küresel ısınma, aşırı yeraltı suyu kullanımı ve baraj inşaatları nedeniyle gölün su seviyesi hızla düşerken, çevredeki tarım arazileri tuzlanıyor ve bölgede yaşayan Azerbaycan Türkleri göçe zorlanıyor. Bununla birlikte ekolojik nedenlere ek olarak, İran rejiminin Güney Azerbaycan Türklerine karşı olan tutumu gölün kurumasında siyasi çıkarların etkili olduğu görüşünü destekliyor. Urmiye Gölü’nün kuruma sürecini Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendiren Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nazrin Alizada, gölün kurumasının yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda siyasi bir mesele olduğuna dikkat çekti. Dr. Alizada QHA’ya yaptığı açıklamada, öncelikle Urmiye Gölü hakkında temel bilgilere değindi. Urmiye Gölü’nün tarihte Çiçe, Şahı, Rezaiye ve Urmu Gölü olarak anıldığını hatırlatan Dr. Alizada, gölün sonrasında kendi adına kavuştuğuna dikkat çekti. TÜRKÇE İSİMLER FARSÇALAŞTIRILIYOR UNESCO’nun rezervler listesinde yer alan gölde irili ufaklı 102 ada bulunduğunu belirten Dr. Alizada, bu adaların büyük kısmının Türkçe isimlerinin Farsçalaştırıldığını, Arpa Vadisi’nin “Covin”, Beyaz Dağ’ın “Spid”, Sarıtepe’nin ise “Zartepe” olarak değiştirildiğini belirtti. GÜNEY AZERBAYCAN’IN İNCİSİ YOK OLUYOR Aynı zamanda tuzluluk oranı bakımından dünyanın en büyük altı hipersalin gölünden biri olan Urmiye Gölü’nün “Güney Azerbaycan’ın incisi” olarak anıldığını vurgulayan Dr. Alizada, gölün 1995’te en yüksek su seviyesine ulaştığını, sonraki otuz yılda ise 7 metreden fazla çekilerek su alanının yüzde 28’inden fazlasını kaybettiğini ifade etti. Dr. Alizada, İran rejiminin gölün kurumasını küresel ısınma gibi doğal faktörlere bağladığını ancak asıl nedenin insan kaynaklı olduğuna vurgu yaptı. Bu duruma en büyük etkiyi rejim tarafından gölü besleyen nehirler üzerinde inşa edilen barajların yaptığını belirten Dr. Alizada, “Bu projeler sonucunda gölün alanı yüzde 90 oranında küçülmüştür. Ayrıca Urmiye-Tebriz arasındaki mesafeyi kısaltmak için göl üzerinde yapılan köprü, kuzeydeki tuzluluk oranını artırırken güneydeki dengeyi bozmuş ve ekosistemi olumsuz etkilemiştir.” dedi. İRAN’IN SU POLİTİKALARI VE SİYASİ ETKİ Dr. Alizada bir diğer önemli faktör olarak ise, İran’daki su kıtlığına çözüm olarak açılan derin kuyuları gösterdi ve “Urmu Gölü’nün nehirler ve yeraltı suları ile beslendiği düşünüldüğünde, bu kuyular gölü ihtiyaç duyduğu sudan mahrum bırakmıştır. Dolayısıyla Urmu Gölü’nün kuruması, yalnızca doğal bir süreç değil; devlet destekli projeler, yanlış su politikaları ve siyasi tercihlerle hızlandırılmış bir sürecin sonucudur. Bu nedenle gölün kuruması ekolojik boyutunun yanı sıra, siyasi bir mesele olarak da değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı. MİLLÎ BİR SEMBOL YOK OLUYOR Bununla birlikte Urmiye Gölü’nün kurumasının yalnızca bir çevre felaketi olmadığını tekrar eden Alizada, bunun devlet destekli projeler, yanlış su politikaları ve siyasi tercihlerle hızlandırılmış bir süreç olduğunu söyledi. İran’daki çevre sorunlarının çoğunlukla etnik grupların yaşadığı bölgelerde ortaya çıktığını belirten Dr. Alizada, bunun Güney Azerbaycan Türklerine yönelik “çevresel ırkçılık” olarak nitelendirildiğini dile getirdi ve şu ifadeleri kullandı: Bu durum, devletin uyguladığı çevresel ırkçılığın bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Net istatistiksel verilere ulaşmak zor olmakla birlikte, 30 milyonu aşkın nüfusuyla İran’da Farslardan sonra en kalabalık etnik grup olan Azerbaycan Türkleri için Urmiye Gölü yalnızca ekolojik bir değer değil, aynı zamanda millî kimliğin sembolü konumundadır. “URMU GÖLÜ CAN VERİR; İRAN ONUN KATLİNE FERMAN VERİR” Dr. Alizada, bölgedeki Azerbaycan Türklerinin, zaman zaman sokaklara çıkarak hükûmetin politikalarını protesto ettiğini belirtti ve “Urmu Gölü can verir, meclis buna ferman verir” gibi sloganlarla konuyu uluslararası kamuoyuna taşımaya çalıştıklarını söyledi. Gölün kurumasının bölgedeki Azerbaycan Türklerinin yaşamını doğrudan etkilediğini yineleyen Dr. Alizada, yaklaşık 6 milyon Güney Azerbaycan Türkünün bu süreçten olumsuz etkilendiğini ve bu sebeple ekonomik ve ekolojik krizlerin göçleri tetiklediğini anımsattı. İRAN REJİMİ ÇEVRESEL ASİMİLASYON YAPIYOR Öte yandan göç etmek zorunda kalan Türklerin genellikle Farsların yoğun yaşadığı bölgelere yerleştirildiğini belirten Dr. Alizada, göl çevresine Kürtler ve farklı etnik azınlıkların iskân edilmesi teşvik edildiğini söyledi. Dr. Alizada, “Böylece hem nüfus yapısının değiştirilmesi hem de bölgenin çevresel asimilasyonu hedeflenmiştir. Bu süreç, bir yandan Azerbaycan Türklerinin Farslar arasında kültürel asimilasyonuna zemin hazırlarken, diğer yandan Urmiye Gölü çevresinde demografik dengelerin değiştirilmesine hizmet etmiştir.” cümlelerini sarf etti. “BU BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM” Dr. Alizada bu sürecin Azerbaycan Türklerinde “asimilasyon” ve “kimlik erozyonu” kaygılarını artırdığını söyleyerek, bu durumun onların siyasi temsil gücü ve kültürel görünürlüğü üzerinde olumsuz etki yarattığını kaydetti. Ayrıca, “Kürt nüfusunun bölgedeki artışı, etnik çeşitliliğin çoğalmasına yol açarken, Azerbaycan Türklerinin tarihsel olarak sahip oldukları yerel çoğunluk statüsünü zayıflatabilir. Bu durum, onların siyasi temsil gücü, kültürel görünürlükleri ve bölgesel hâkimiyet algısı üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.” şeklinde konuşan Dr. Alizada şu ifadeleri kullandı: Nitekim Azerbaycan Türkleri uzun süredir rejim tarafından “Azeri” adı altında Türk kimliklerinin çarpıtılması, anadilin kamusal hayattan dışlanması ve kimliksel asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Demografik yapının değiştirilmesiyle birlikte bu sürece yeni bir boyut eklenmiş ve bölgenin etnik erozyonu hızlanmıştır. Bu bağlamda yaşananlar, Raphael Lemkin’in etkin soykırım kavramsallaştırmasını hatırlatmaktadır. Lemkin’e göre herhangi bir etnik grubun yok edilmesi iki şekilde gerçekleşebilir: Birincisi, grubun bireylerinin fiziksel olarak imha edilmesi, yani fiziksel soykırım; ikincisi ise grubun yaşam tarzının, kültürel değerlerinin ve kimliğinin sistematik biçimde ortadan kaldırılması, yani kültürel soykırım. Urmiye Gölü çevresinde yaşanan demografik ve kültürel dönüşümler, Azerbaycan Türkleri açısından ikinci boyutun giderek belirginleştiğini göstermektedir. “TÜRKÇE UNUTTURULMAK İSTENİYOR” İran yönetiminin, farklı etnik grupları tek bir çatı altında toplamak amacıyla İran milliyetçiliğini ve Şii İslam’ın homojenleştirici etkisini stratejik bir araç olarak kullandığına ve bu politikadan en fazla zarar gören topluluğun Azerbaycan Türkleri olduğuna dikkat çeken Dr. Alizada, “Onlara karşı uygulanan en etkili yöntemlerden biri, sosyokültürel değerlerin tedricen unutturulmasıdır. Bu bağlamda ilk hedef, milletin kimliğini ve birlik ruhunu koruyan en temel unsur olan dil olmuştur. Türkçenin kamusal yaşamdan dışlanması, asimilasyon sürecinin başlangıç aşamasını teşkil ederken; sonraki aşamalar arasında zorunlu göçler, Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bölgelere farklı etnik grupların yerleştirilmesi ve şehirlerin Türkçe isimlerinin Farsçalaştırılması bulunmaktadır.” dedi. URMİYE GÖLÜ KURUDU PEKİ TÜRK DÜNYASINA DÜŞEN ROL NEDİR? Türk dünyasının konuya yaklaşımını da değerlendiren Dr. Alizada, “Türk devletlerinin tutumu kritik önem taşımaktadır. İran, Şii kimliğini bütünleştirici unsur olarak kullanırken; Türk devletlerinin de ortak Türk kimliği, tarih ve değerler üzerinden iş birliği yaparak bu sürece karşı ortak bir duruş sergilemeleri gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Özellikle Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) bu tür krizlere karşı ortak mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Alizada, “TDT çerçevesinde ortak hareket alanlarının oluşturulması ve Türk dünyasının bölgesel bir kimlik olarak kurumsallaştırılması, Türklerin yaşadıkları coğrafyalardaki sorunların dile getirilerek çözüme kavuşturulması için önlemler alınmasının teşvik edilmesi önem arz etmektedir.” cümlelerini sarf etti. “AZERBAYCAN VE TÜRKİYE ÖNCÜ OLMALIDIR” Dr. Nazrin Alizada, 2020 Karabağ Savaşı sonrasında Güney Kafkasya’da şekillenen yeni jeopolitik mimaride Azerbaycan ve Türk dünyasında rol model ülke konumundaki Türkiye’nin öncü rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Öte yandan özellikle Kuzey ve Güney Azerbaycan Türkleri arasındaki bağların güçlendirilmesi ve Bakü’nün Güney Azerbaycan Türkleri için bir çekim merkezi hâline gelmesinin, İran rejimi tarafından “iç işlerine müdahale” gibi bir tehdit olarak algılanabileceğine dikkat çeken Dr. Alizada, “Bu nedenle ortak mekanizma etrafında Azerbaycan’ın tutumunu dengeli biçimde sürdürmesi, Türkiye’nin önderliğinde diğer Türk devletlerinde de bu konuya yönelik farkındalık oluşturulması yerinde olacaktır.” şeklinde konuştu.

Güney Azerbaycan’da bir ilk: Tebriz Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı standı açıldı Haber

Güney Azerbaycan’da bir ilk: Tebriz Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı standı açıldı

Güney Azerbaycan'da ilk kez Tebriz Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı Bilimsel Derneğinin standı kuruldu. GünAz TV'nin 26 Mayıs 2025 tarihinde gündeme getirdiği habere göre; Tebriz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Fakültesi öğrencileri, 18. Uluslararası Hareket Festivali ile eş zamanlı olarak, Türk dilini ve kültürünü tanıtmak amacıyla İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü ile birlikte bir stant düzenledi. İlk kez kurulan stantta; Türkçe tarih, edebiyat, şiir ve kurgu türündeki kitaplardan oluşan zengin bir koleksiyon sergilendiği bildirildi. Ayrıca Güney Azerbaycan Türklerinin kültürünü ve tarihî kimliğini güzel bir şekilde yansıtan otantik Azerbaycan kadın ve erkek kıyafetleri sergileniyor. “TÜRK DİLİNE VE TARİHİNE GÖSTERİLEN İLGİ BÜYÜK” Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci Bilim Derneği Sekreteri Sajjad Saburi konuyla ilgili olarak, “Öğrencilerin gece gündüz çabaları sayesinde Türk Dili ve Edebiyatı Bilimsel Derneği ilk kez “Hareket” festivaline katıldı. Bunun daha başlangıç ​​olduğunu ve kat etmemiz gereken uzun bir yol olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir etkinliğe ilk kez katılmamıza rağmen standımız konuklar tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Bu, öğrencilerin gerçek Azerbaycan kültürüne, Türk diline ve edebiyatına olan sevgisinin bir göstergesidir.” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.