SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Turancılık

QHA - Kırım Haber Ajansı - Turancılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Turancılık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Bedirhan Ahmedov: Türk dünyası birbirinin edebiyatını bile yeterince bilmiyor Haber

Prof. Dr. Bedirhan Ahmedov: Türk dünyası birbirinin edebiyatını bile yeterince bilmiyor

Azerbaycan edebiyatı, Türk dünyası edebiyatları ve edebiyat eleştirisi üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarla tanınan Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Nizami Gencevi Edebiyat Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bedirhan Ahmedov, 20. yüzyılın başındaki millî uyanış hamlelerinden günümüz Türk dünyasının jeopolitik ve kültürel gerçekliğine kadar pek çok kritik konuda Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. Prof. Dr. Ahmedov, Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) varlığına rağmen sürecin tabanda yeterince ilerlemediğini ifade ederek, “Bu süreç aşağıda gitmiyor, gidiyorsa da yavaş ilerliyor” dedi. Özellikle Özbekistan'da yeni bir Ceditçilik hareketinin başladığını belirten Ahmedov, bu gelişmenin diğer Türk cumhuriyetlerine de yayılacağına inandığını söyledi. Akademisyen, Türk dünyası arasındaki kültürel etkileşimin artırılması için çağdaş teknolojinin imkânlarından daha fazla yararlanılması gerektiğini vurguladı. Ahmedov, “Düşünün ki, Türk halkları hâlâ birbirlerinin edebiyatını çok iyi tanımıyor. Bu halkların her birinin, Türk halklarının edebiyatından daha çok Rus edebiyatından çevirisi var.” ifadelerini kullandı. 20. YÜZYIL, AZERBAYCAN'IN TOPLUMSAL DÜŞÜNCESİNDE YENİ BİR AŞAMAYDI Çalışmalarında 20. yüzyılın özel bir yere sahip olduğunu belirten Ahmedov, bu dönemin olayları, estetik birikimi, tür ve biçim zenginliği ile diğer dönemlerden ayrıldığını ifade etti. 20. yüzyılın başlarında Azerbaycan'da basın ve edebiyatın toplumun siyasal düşüncesinin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığını vurgulayan Ahmedov, halkın kısa süre içerisinde siyasal ve toplumsal dönüşüm yaşadığını belirtti. Ahmedov, Azerbaycan'ın aynı dönemde cumhuriyetini kurduğuna dikkat çekti. Azerbaycan basınının millî kimliğin oluşumunda da etkili olduğunu söyleyen Ahmedov, farklı toplumsal meselelerin tartışılmaya başlanmasında basının önemli bir işlev üstlendiğini ifade etti. Bu dönemde edebiyatın da yeni bir aşamaya geçtiğini belirten Ahmedov; romantizm, realizm, maarifçi realizm ve sentimentalizm gibi edebî akımların yanı sıra nesir, dram ve şiirde tür, üslup ve biçim açısından önemli gelişmeler yaşandığını söyledi. Ahmedov, dönemin aydınlarının yalnızca edebiyat alanında değil, siyasi düşüncenin oluşmasında ve devlet fikrinin gelişmesinde de önemli rol oynadığını dile getirdi. SOVYET DÖNEMİNDE EDEBİYATA İDEOLOJİK MÜDAHALE Ahmedov, Sovyet döneminin ilk yıllarında daha önce elde edilen bağımsızlık ve fikir çoğulculuğunun yerini tekdüzeliğe bıraktığını kaydetti. Bu dönemde millî düşünce, Türkçülük, Turancılık ve İslamcılık gibi düşüncelerin baskı altına alındığını belirten Ahmedov, edebiyatın da ideolojik çizgiye yönlendirildiğini ifade etti. 1930'lu yıllarda edebiyat ve sanat alanında baskıların arttığını belirten Ahmedov, buna rağmen Azerbaycan edebiyatının zaman içerisinde yeniden gelişim gösterdiğini söyledi. Ahmedov, 1950'li yılların ortalarından itibaren millî konulara yönelen eserlerin sayısının arttığını, edebiyattaki sansürün kısmen gevşediği ve dünya edebiyatından yapılan çevirilerin Azerbaycan edebiyatının gelişimine katkı sağladığını kaydetti. 1980'li yılların ortalarından itibaren ise Azerbaycan'daki edebî düşüncenin bağımsızlık dönemine doğru yöneldiğini belirten Ahmedov, bu süreçte yayımlanan yazılarda millî kimlik konusunun daha fazla öne çıktığını ifade etti. "MUHACERET EDEBİYATI DA, SOVYET DÖNEMİ EDEBİYATI DA HALKIN EDEBİYATIDIR” Azerbaycan muhaceret edebiyatını da değerlendiren Ahmedov, bu alanın Azerbaycan millî edebiyatının bir parçası olduğunu söyledi. Sovyet döneminde muhaceret edebiyatının Azerbaycan'da yayılmasının ve kabul görmesinin engellendiğini belirten Ahmedov, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ise bu kez muhaceret edebiyatına aşırı ağırlık verildiğini ve Sovyet döneminde ortaya çıkan edebiyatın değersizleştirildiğini savundu. Ahmedov, bu iki yaklaşımın da doğru olmadığını belirterek, “Her iki edebiyat halkın edebiyatıdır. Bu veya diğer şekilde halkın bədii düşüncəsini əks etdirir” dedi. Muhaceret edebiyatının daha çok siyasi içerikli bir nitelik taşıdığını ifade eden Ahmedov, vatanından ayrı kalan insanların düşünce, arzu ve beklentilerinin özellikle şiirde karşılık bulduğunu söyledi. Ahmedov, 1920'li yılların muhaceret şiirinin önemli isimlerinden biri olarak Gültəkin'i, yani Əmin Abid'i gösterdi. Gültəkin'in şiirlerinin “Yeni Kafkasia” dergisinde yayımlanarak siyasi mühacir çevrelerinde geniş biçimde yayıldığını belirten Ahmedov, bu şiirlerin Azerbaycan siyasi muhacereti üzerinde de etkili olduğunu ifade etti. TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK DÜŞÜNCESİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ Ahmedov, Türkçülük ve Turancılık düşüncesinin 20. yüzyılın başlarında Kafkasya, Türkistan, Kazan ve Kırım'da yeni bir boyut kazandığı değerlendirmesinde bulundu. İsmail Gaspıralı, Hüseyinzade Ali Bey ve Yusuf Akçura gibi isimlerin farklı eserlerinde bu düşüncelerin ele alındığını belirten Ahmedov, Ziya Gökalp'in ise söz konusu düşünceleri sistemleştirdiğini ifade etti. Bu konu üzerine “Türkçülüğün Üçlü Formülü: Teorik ve Tarihsel Aspektler” adlı çalışmayı kaleme aldığını belirten Ahmedov, Türkçülük düşüncesinin tarihsel gelişimini bu eserinde ayrıntılı biçimde ele aldığını söyledi. KIRIM TATARLARININ SÜRGÜNÜ EDEBİYATTA DAHA FAZLA İŞLENMELİ Ahmedov, Kırım Tatarlarının sürgün edebiyatı ile Azerbaycan muhaceret edebiyatı arasında önemli ortak noktalar bulunduğunu belirtti. Her iki edebiyatın da siyasi bir nitelik taşıdığını, vatanından uzak kalan insanların kendi topraklarına yönelik özlemlerini ve mücadelesini yansıttığını ifade eden Ahmedov, Kırım Tatarlarının yaşadığı sürgünün ise kendine özgü bir trajedi olduğunu söyledi. Ahmedov, diğer bazı halkların sürgünlerinin ardından vatanlarına dönüş imkânı bulduğunu, Kırım Tatarlarının ise bu açıdan farklı bir tarihsel süreç yaşadığını belirterek, bu trajedinin Türk dünyası edebiyatında yeterince işlenmediğini belirtti. "Bu sürgünü tüm dünyaya yaymak ve trajedinin sosyal, politik ve insani yönlerini ortaya çıkarmak, edebiyatın üzerine düşüyor" diyen Ahmedov, Kırım Tatarlarının sürgün tarihinin edebiyat aracılığıyla dünya kamuoyuna daha güçlü biçimde aktarılması gerektiğini ifade etti. Ahmedov, Türk halklarının bu trajediyi yeterince edebî esere dönüştüremediğini, dönüştürdükleri örnekleri ise dünya ölçeğinde görünür hâle getiremediklerini söyledi. Türk gençliğinin dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmesi gerektiğini belirten Ahmedov, gençlerin kendi kültürel ve tarihsel köklerine yönelmesinin önemine dikkat çekti. Ahmedov, bu yaklaşımını “Ey Türk, özüne dön!” sözleriyle ifade etti. Türk gençliğinin internet ve bilgi çağının imkânlarını iyi değerlendirmesi gerektiğini belirten Ahmedov, Özbek, Kazak, Kırgız, Azerbaycanlı, Tatar, Başkurt, Türkmen ve diğer Türk topluluklarının ortak kimlik ve kültürel bağlarının daha fazla farkına varması gerektiğini söyledi. Türk topluluklarının birbirleriyle daha yoğun iletişim kurması için fiziksel sınırların aşılmasının her zaman zorunlu olmadığını ifade eden Ahmedov, çağdaş teknolojinin bu konuda önemli imkânlar sunduğunu belirtti. “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ÇAĞRISI Ahmedov, Türk dünyasının kültürel bütünleşmesinde eğitim ve ortak üretimin önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. “Turan” kavramının yalnızca coğrafi bir hayal olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunan Ahmedov, tarih, edebiyat, dil, coğrafya ve sanat alanlarında ortak ders kitaplarının hazırlanmasını önerdi. Bu derslerin okullarda, mümkün olmadığı durumlarda ise çevrim içi olarak okutulabileceğini belirten Ahmedov, Türk dünyasının kültürel yakınlaşması için tarihsel bir formülün zaten mevcut olduğunu söyledi. Ahmedov, İsmail Bey Gaspıralı'nın “Dilde, fikirde, işte birlik!” sözünü hatırlatarak, "Ne yazık ki, bu teorik formülü henüz pratiğe dökemedik." dedi.

3 Mayıs Türkçüler Günü Haber

3 Mayıs Türkçüler Günü

Ankara Nümayişi'nin ilk yıl dönümünde, 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane'de Askeri Cezaevi'nde tutuklu bulunan Türkçüler tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anıldı ve daha sonraki yıllarda da devam eden bu kutlama devam eden yıllarda Türk milliyetçileri arasında bir gelenek halini aldı. Türkçüler Günü'nün ortaya çıkışı, Hüseyin Nihal Atsız-Sabahattin Ali Davasının 3 Mayıs 1944'teki duruşmasının ardından oluşmuştur. 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanan Türkçüler Günü, bir sonraki senelerde de yapılan toplanmalar ile Türkçüler Günü adını almıştır. 3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜ'NÜN TARİHİ Irkçılık-Turancılık Davası, 7 Eylül 1944'te başlayan ve 29 Mart 1945'e kadar süren, Türk siyasetinde önde gelen 23 ismin Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla yargılandığı sürecin adıdır. Türkçülük-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Hüseyin Nihal Atsız -Sabahattin Ali davasının 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan “Ankara Nümayışı”nı anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanmıştır. Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar "Türkçülük Günü" adını almıştır. Yargılama sonucunda Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal çeşitli cezalara çarptırıldılar. Dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu 5 Ağustos 1942'de TBMM'de yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: "Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız." Sabahattin Ali tarafından Atsız mahkemeye verilir. 26 Nisan 1944'te Ankara'da başlayan ilk mahkeme, dönemin gençleri tarafından hınca hınç doldurulur. Mahkeme, 3 Mayıs 1944'e ertelenir. Tarihte, 3 Mayıs Olayları adıyla anılan hadise Nihal Atsız'ın, hakkında açılan dava için Ankara'ya geldiği sırada başlamıştır. 3 Mayıs'ta bir araya gelen ve gösteriler yapan gençler birer birer tespit edilip toplanır ve tutuklanır. Milliyetçi gençler, Alparslan Türkeş'in ifade ediş şekliyle, kıyasıya dövülür. Nihal Atsız da aynı gün duruşmadan çıktıktan sonra polis tarafından gözaltına alınır. Üsteğmen olarak nümayişe katılıp gözaltına alınan Alpaslan Türkeş konuyla ilgili olarak "3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler" demiştir. 3 Mayıs'ın ilk yıldönümü 1945 senesinde o sıralarda Tophane'deki Askerî Cezaevinde tutuklu bulunan bir grup Türkçü tarafından örtüsüz bir masa etrafında yapılan bir toplantı ile anılmış, daha sonraki yıllarda ise çeşitli törenlerle kutlanmış ve Türk milliyetçilerinin bir geleneği Türkçülük Günü oluşmuştur. 3 MAYIS ANKARA NÜMAYİŞİ NEDİR? 3 Mayıs Olayları olarak bilinen olaylar başkent Ankara'da başlamıştır. Mahkeme günü Turancılar, komünizm karşıtı bir gösteri tertip ederler ve Atsız'a sevgilerini bu gösteride belirtirler. Gençler bu kez mahkeme salonuna alınmaz. Bunun üzerine Ulus Meydanı'na yürüyen gençler burada Başbakan Şükrü Saraçoğlu ile görüşmek isterler fakat bu istekleri gerçekleşmez. Gençlerin 3 Mayıs günü yaptıkları yürüyüş hükümet tarafından bastırılır ve 165 üniversiteli genç tutuklanır. İstanbul 1 Numaralı Örfi İdare Mahkemesinde görüşülmeye başlanan ve 65 oturum süren dava kapsamında Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Nurullah Barıman, Zeki Özgür Sofuoğlu, Fazıl Hisarcıklı, Hüseyin Nihal Atsız, Hüseyin Namık Orkun, Nejdet Sançar, Saim Bayrak, İsmet Rasin Tümtürk, Cihat Savaş Fer, Muzaffer Eriş, Fehiman Altan, Yusuf Kadıgil, Cebbar Şenel, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek, Cemal Oğuz Öcal, Said Bilgiç olmak üzere toplam 23 sanık yargılandı ve 29 Mart 1945 tarihinde verilen kararla sanıklardan 13'ü beraat ederken, Prof. Dr. Zeki Velidî Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer, Nejdet Sançar, Dr. Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal’a 10 yıla kadar uzanan değişik hapis ve sürgün cezaları verilmiştir. Daha sonra Askeri Yargıtay'a taşınan dava hakkında kararı Yüksek Mahkeme 'usul ve esas yönünden' bozdu. Tutuklu sanıkların hemen salıverilmesini ve davanın 2. Sıkıyönetim Mahkemesinde görülmesini kararlaştırdı. Bu karar, 26 Ekim 1945 günü, yıldırım telgrafı ile İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına bildirilerek tutukluların hemen salıverilmesi sağladı. Böylece, kimi Türkçüler için 1 yıl beş buçuk ay süren hapis ve zindan hayatı sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.