SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türk Devletleri Teşkilatı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türk Devletleri Teşkilatı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Devletleri Teşkilatı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

TDT Devlet Başkanları Gayriresmî Zirvesi, Türk dünyasının kalbi Türkistan’da düzenlenecek Haber

TDT Devlet Başkanları Gayriresmî Zirvesi, Türk dünyasının kalbi Türkistan’da düzenlenecek

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Konseyi Gayriresmî Zirvesi, 15 Mayıs 2026 tarihinde Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan’da, Kazakistan Cumhuriyeti’nin ev sahipliğinde düzenlenecek. TDT üye ve gözlemci ülkelerinin devlet ve hükûmet başkanlarının katılımıyla “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” temasıyla gerçekleştirilecek zirvede hızla gelişen dijital çağda iş birliğinin öncelikli alanları ele alınacak. Resmî program kapsamında, Devlet Başkanları Konseyi oturumu öncesinde TDT Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı da gerçekleştirilecek TÜRK DEVLETLERİ LİDERLERİ BİR ARAYA GELECEK Türk devletleri arasındaki birlik, dayanışma ve sonuç odaklı işbirliğini daha da güçlendirmesini hedefleyen zirveye, Aksakallar Konseyi ile Türk İşbirliği Teşkilatları da katılacak. TDT tarafından paylaşılan mesajda, zirvenin; yapay zekâ, dijital inovasyon ve yeni ortaya çıkan teknolojilerin dönüştürücü potansiyelinden yararlanılması suretiyle sürdürülebilir ekonomik büyümenin teşvik edilmesi, kamu hizmetlerinin geliştirilmesi ve bölgesel bağlantısallığın güçlendirilmesi konularında Türk devletleri arasında stratejik diyaloğun ilerletilmesi açısından önemli bir platform olacağı açıklamasında bulunuldu. Zirvenin Türk dünyasının manevi başkenti Türkistan’da düzenlenecek olmasının, Türk halklarının ortak bir gelecek inşa etme yönündeki müşterek vizyonu arasındaki güçlü bağı simgelediği aktarıldı.

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı Haber

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı

Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma ve Strateji Derneği Başkanı Abdurrahim Masumi; bugünkü Afganistan topraklarında kalan ve Özbekler başta olmak üzere çoğunlukla Türkmenler, Tatarlar, Kırgızlar ve Kazaklardan oluşan Güney Türkistan halkının tarihi, Güney Türkistan halkına yaşatılan zulümler ve Güney Türkistan halkının hak mücadelesi üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “GÜNEY TÜRKİSTAN’IN DESTEĞİNİ ALMADAN HİÇBİRİSİ İKTİDARA GELEMEMİŞTİR” Abdurrahim Masumi, Güney Türkistan halkının yaşadığı zorlukların fitilinin ateşlenmesinin Afganistan emirleri olan Ahmed Şah Dürrânî’den Abdurrahman Han’a kadar uzanan bir dönem içerisinde başladığını kaydetti. “Hangi hükûmet gelirse gelsin, Güney Türkistan Türklerinin desteğini almadan hiçbirisi iktidara gelememiştir. Göktürkler döneminde de görüldüğü gibi biz, düşmanın tatlı diline çok çabuk kanıyoruz. Türk halkı olarak çok iyimseriz, dolayısıyla bizi hep tatlı dilleriyle kullanmışlardır.” diyen Masumi, Güney Türkistan halkının bu durumdan olumsuz etkilendiğini kaydetti. Güney Türkistan halkının dillerinden ve kültürlerinden uzak kaldığını ve dilin yalnızca konuşma dili olarak kaldığını belirtti. Buna rağmen Güney Türkistan halkının ne kadar baskıyla karşılaşırsa karşılaşsın kendi kültüründen vazgeçmediğini dile getiren Masumi; halkın destanını, dili ve halk şarkılarını bir şekilde devam ettirdiğini beyan etti. Masumi, bununla birlikte Afganistan’ın Emir Abdurrahman Han dönemine denk gelen dönemde bastırılan Kabil Rupisi banknotlarının üzerinde Türkçe, Farsça, Peştunca yazılar olduğunu belirterek 5 Rupi banknotunun üzerinde Arap alfabesiyle Türkçe “beş” yazdığını dile getirdi. MASUMİ, RUSYA’NIN GÜNEY TÜRKİSTAN TARİHİNDEKİ OLUMSUZ ETKİSİNE DİKKAT ÇEKTİ Söz konusu dönem içerisinde, Emir Abdurrahman Han ile başlayan ve bugüne kadar devam eden Güney Türkistan’ı Peştûnîleştirme politikasının hüküm sürdüğünü bildiren Masumi, “Devlet, bölgenin (Güney Türkistan) en verimli topraklarını kendi Peştun halkına bir şekilde veriyor ve orada yayılarak bu politikasını hâlâ devam ettiriyor. Hatta Zahir Şah döneminde Gül Muhammed Mohmand diye bir diplomat var. Daha önce Kabil’de görevliyken Türkiye’ye eğitime geliyor ve geldikten sonra Türk tarihinin ve kültürün ne kadar zengin olduğunu öğreniyor. İçinde kin besleyerek Afganistan’a döndükten sonra Zahir Şah’a diyor ki ‘Sen beni Türkistan’a temsilci olarak ata, ben orada ne yapacağımı bilirim.’. Oraya gittikten sonra kimi zaman tatlı dille ve kimi zaman zorbalıkla kitaplarla el yazma eserleri yakıyor ve sonrasında külünü Amu Derya’ya döküyor. Burada Rusya’nın etkisi çok fazla.” ifadelerini kullandı. Masumi, Güney Türkistan’ın parasındaki Türkçe “beş” ibaresinin ve “Afganistan Türkistanı” ismindeki “Türkistan” kelimesinin kaldırılmasında Rusya’nın büyük etkisi olduğunu vurguladı. Bununla birlikte Afganistan emirlerine Türkistan’ın ve Türklerin ikinci plana atılması karşılığında askerî ve ekonomik açıdan desteklenmesi yönünde tekliflerin yapıldığını belirten Masumi, “Özellikle Afganistan’ın sınırları, Rusya’nın etkisiyle belirleniyor. Amu Derya’nın güneyinde bizler, Afganistan sınırları içerisinde kalıyoruz, kuzeyinde de Büyük Türkistan’ın içerisinde kalıyor." dedi. MAREŞAL ABDÜRREŞİT DOSTUM, GÜNEY TÜRKİSTAN’I AYAĞA KALDIRMIŞTI Rusya’ya karşı dağa çıkan Güney Türkistanlı mücahitler içinde her etnik gruptan silahlanmanın ve teşkilatlanma olduğunu ve bu noktada büyük destekler sağlandığını belirten Masumi, “Maalesef ki bizim Türkler, bundan yine mahrum kaldı.” dedi. Azat Beg dışında diğer komutanların ve diğer etnik grupların kurduğu teşkilatların farklı yönlere dağılmasıyla Güney Türkistan halkının parçalandığını, dolayısıyla bir teşkilat kurulamadığını kaydeden Masumi, Mareşal Abdürreşit Dostum ile birlikte Güney Türkistan Türklerinin kendi kimliğini kazandığına ve Güney Türkistan’ın o dönemde neredeyse bağımsız bir devlet olduğuna fakat bu devletin Birleşmiş Milletler (BM) veya BM ile bağlı diğer devletler tarafından tanınmadığına dikkat çekti. TALİBAN’DAN ÖZBEK TÜRKMEN KADINLARA VE ÇOCUKLARA İNSANLIK DIŞI MUAMELE! Taliban’ın önceki döneminde düzenlediği Kaysar Katliamı’nın Güney Türkistan Türkleri için kapanmayacak bir yara olduğunu belirten Masumi, Peştunların Özbek Türkmen kadınlara Türk çocuğu doğurmaları sebebiyle hakaret edip göğüslerini kestiğini, kundaktaki bebekleri öldürdüğünü ve başka çok geniş ölçekli katliamlar yaptıklarını hatırlattı. “O zaman internet ve televizyon çok fazla yaygın olmadığı için dünyaya duyurulamadı. Zaten olsaydı bile bugünkü gibi yine duyurulamazdı. Bugün de bu sinsi siyaset devam ediyor, Peştûnîleşme siyaseti hâlâ devam ediyor. Kim olduğunu bilmediğimiz Peştunlar, Güney Türkistan’da özellikle hiç Peştun olmayan bölgelere getirilip onlara, oranın halkıymış gibi kimlikler veriliyor. Maalesef bu siyaset, hâlâ devam etmekte.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK HALKI HER ZAMAN BAYRAĞINA, TOPRAĞINA, NAMUSUNA SAHİP ÇIKAN BİR HALKTI” Afganistan’daki Taliban rejimi üzerine bugün, kadınların özellikle doğum veya kadın hastalıkları durumunda doktora gidemediğini ve hayatını kaybettiğini, kadınların ve kız çocuklarının okula ve üniversiteye gidemediğini ve bundan Güney Türkistanlı kadınların da etkilendiğini belirten Masumi, “Bugün her türlü zulüm devam etmekte.” dedi. Bununla birlikte Masumi, “Bu Afganistan’ın genelinde yapılıyor ama neden yapılıyor? Türk halkı, her zaman yeniliğe açık bir halktır. Ne kadar ekonomik, sosyal ve diğer sıkıntılar olsa da bizim halkımız, çocuklarını okutmaya meyilli. Peştun bölgesine baktığınızda, bu Cumhuriyet (Afganistan Cumhuriyeti) ve ondan önceki dönemde de böyleydi, onlara her türlü imkânı verin, yine de kız çocuklarını okutmazlardı, hatta erkekleri bile çok fazla okutmazlardı. En fazla okuyan ve her dönemde dereceye giren yine Güney Türkistanlı çocuklardır, kız çocukları olsun erkek çocukları olsun başarılı olan onlardır. Hem okullarda sayı olarak fazladır hem de başarı olarak ön plandadır.” şeklinde konuştu. Masumi, Güney Türkistanlılara karşı gerçekleştirilen zulmün nedeni üzerine ise “Türk halkı her zaman bayrağına, toprağına ve namusuna sahip çıkan bir halktı. Dolayısıyla (Türklerin) onların oyununa gelmeyeceklerini bildikleri için onlara karşı olan bir halkı seçiyorlar.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK DÜNYASININ ÇOK KATMANLI BİR STRATEJİ YÜRÜTMESİ LAZIM” Öte yandan Güney Türkistan meselesine uluslararası toplumun dikkatini çekmek için basının ve sosyal medyanın önemini vurgulayan Masumi, bununla birlikte en büyük görevin Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) düştüğünü ifade etti. Ayrıca “Türk dünyasının çok katmanlı bir strateji yürütmesi lazımdır. Bu strateji içerisinde diplomatik, kültürel, medya, insan hakları ve ekonomi olarak birleşik bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.” şeklinde konuşan Masumi, haftada en az birkaç kere Güney Türkistan halkının durumunun aktarılmasının ve Türk devletlerinin Güney Türkistan’ı devamlı gündeme taşımasının önemini dile getirdi. Masumi, son olarak şu ifadelere yer verdi: Nasıl ki bir zamanlar Doğu Türkistan’ı kimse tanımıyordu ve bugün her yerde Doğu Türkistan olarak biliniyor, Çin kabul etmese bile. Biz de öyle olabiliriz. Bizi de Güney Türkistan olarak bütün Türk devletlerinin dillendirmesi lazım. Biz kültürümüzü, dilimizi, kendimizi tanıtmak amacıyla Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma Strateji Derneğini kurduk. Bu dernek çatısı altında kültürel faaliyetler ve bilimsel çalışmalar yürüttük. Akademi ile de birebir bağlantı içerisindeyiz. Ramazan’dan birkaç gün önce Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ile Afganistan Türkleri Kültür Günü’nü kutladık ve çok güzel geçti. 18 Nisan’da büyük babamız Emir Timur’un doğumunu 690. yılını kutladık. Bu çalışmalarımız devam etmekte, bu şekilde çalışmalarımızı devam ettirebiliriz, bu mazlum halkın sesi bu şekilde duyurulabilir. Özellikle medyanın ve devlet yetkililerimizin söylemleri çok önemli. Güney Türkistan’ın her zaman, her yerde ve her platformda adının geçmesi gerekmektedir.

TDT ülkeleri Astana’da çevre ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunu ele aldı Haber

TDT ülkeleri Astana’da çevre ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunu ele aldı

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çevre ve ekolojiden sorumlu bakan ve bakan yardımcılarının ikinci toplantısı, 23 Nisan 2026 tarihinde Astana’da düzenlenen Bölgesel Ekoloji Zirvesi kapsamında gerçekleştirildi. Astana'da Kazakistan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Yerlan Nısanbayev'in ev sahipliğinde yapılan toplantıya; Kırgızistan Doğal Kaynaklar, Ekoloji ve Teknik Denetim Bakanı Akıl Toktobayev, Türkiye Cumhuriyeti Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Hasan Süver, Azerbaycan Cumhuriyeti Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakan Yardımcısı Rauf Hacıyev, Özbekistan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Ulusal Ekoloji ve İklim Değişikliği Komitesi Başkanı Aziz Abduhakimov, TDT Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) Genel Sekreteri Asad Majeed Khan katıldı. “TÜRKİYE, DENEYİM VE BİRİKİMİNİ PAYLAŞMAYA HAZIR” Toplantıda konuşan Suver, çevre, iklim ve sürdürülebilir kalkınma başlıklarının günümüzün öncelikli küresel gündem maddeleri arasında yer aldığını belirterek, iklim değişikliği, çölleşme ve biyolojik çeşitlilik kaybının çok boyutlu krizler olarak derinleştiğine dikkat çekti. Türkiye'nin uluslararası alanda bilgi paylaşımı ve kapasite geliştirme faaliyetlerinde aktif rol üstlendiğini kaydeden Suver, TDT bünyesinde Türkiye’nin deneyim ve birikimini sunmaya hazır olduğunu ifade etti. Bu sorunların yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarının bulunduğunu vurgulayan Suver, Türkiye'nin Akdeniz havzasında yer alması nedeniyle çölleşme, kuraklık ve arazi tahribatı gibi etkileri yoğun şekilde hissettiğini söyledi. TÜRKİSTAN’DAKİ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ MASAYA YATIRILDI Ömüraliyev ise, iklim krizinin eşitsizlikleri derinleştiren bir çarpan etkisi yarattığını ve tüm sektörlerde kaydedilen ilerlemeyi tehdit ettiğini vurguladı. Bölgenin karşı karşıya olduğu başlıca çevresel sorunlara dikkat çeken Ömüraliyev, Aral Gölü felaketi, Hazar Denizi’ndeki su seviyesinin düşmesi, buzulların hızla erimesi ve arazi bozulması gibi kritik konulara işaret etti. Ömüraliyev, 6 Kasım 2024 tarihinde Bişkek’te düzenlenen TDT 11. Zirvesi’nde kabul edilen “Türk Yeşil Vizyonu”na atıfta bulunarak, çevre alanında acil, ortak adımlar atılması çağrısında bulundu. Toplantıda, ortak tehditlere karşı işbirliğini yansıtan bir sonuç bildirisi imzalandı. Bir sonraki toplantının 2027 yılında Kırgızistan'da gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Fidan ADF2026'da duyurdu: Antalya küresel diplomasinin merkezi oldu! Haber

Fidan ADF2026'da duyurdu: Antalya küresel diplomasinin merkezi oldu!

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu'nun (ADF2026) son gününde Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan basın mensuplarıyla bir araya geldi. Bakan Fidan’ın toplantıda bölgesel ve küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dışişleri Bakanı Fidan, üç gün süren forumun “yoğun, nitelikli ve verimli” geçtiğini vurgulayarak, Antalya’nın bir kez daha küresel diplomasinin nabzının attığı merkez haline geldiğini ifade etti. Forum boyunca lider panelleri ve bölgesel oturumlar dâhil olmak üzere toplam 52 oturum gerçekleştirildiğini belirten Fidan, farklı formatlarda yürütülen tartışmalarla mevcut krizlerin kapsamlı şekilde ele alındığını söyledi. 150 ÜLKE, 6 BİN 400 KATILIMCI Bu yılki foruma 150 ülke ve 66 uluslararası kuruluştan yaklaşık 6 bin 400 katılımcının katıldığını aktaran Fidan, rakamların forumun küresel ölçekte ulaştığı etkiyi açıkça ortaya koyduğunu dile getirdi. 23 devlet ve hükûmet başkanı, 13 başkan yardımcısı, çok sayıda meclis başkanı, 50 bakan ve 87 uluslararası kuruluş temsilcisinin Antalya’da bir araya geldiğini belirtti. Fidan, Cumhurbaşkanı ve hükûmet üyelerinin forum kapsamında çok sayıda üst düzey temas gerçekleştirdiğini, kendisinin de birçok mevkidaşı ve uluslararası kuruluş temsilcisiyle görüşmeler yaptığını ifade etti. KRİTİK BÖLGESEL TOPLANTILAR Forum marjında düzenlenen diplomatik temaslara değinen Fidan, Türkiye’nin Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile gerçekleştirdiği dörtlü toplantıda bölgesel barış, istikrar ve deniz seyrüsefer güvenliği konularının ele alındığını aktardı. Ayrıca altı Müslüman ülkenin katılımıyla yapılan toplantıda Gazze’ye ilişkin barış planının detaylarının görüşüldüğünü ve ortak iradenin teyit edildiğini söyledi. Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Dışişleri Bakanları Gayriresmî Toplantısı ile Balkan Barış Platformu’nun üçüncü toplantısının da forum kapsamında gerçekleştirildiğini belirten Fidan, bu platformlarda ortak coğrafyaya ilişkin meselelerin ve sahadaki iş birliği imkânlarının ele alındığını kaydetti. GAZZE VE İNSANİ GÜNDEM Fidan, Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde düzenlenen “Filistin için Tek Yürek” başlıklı yüksek düzeyli oturumun forumun en anlamlı etkinliklerinden biri olduğunu belirterek, eğitim ve insani krizlere dikkat çekildiğini ifade etti. KÜRESEL SİSTEM VE “BELİRSİZLİKLER ÇAĞI” Forumun ana teması olan “belirsizliklerle baş etmek” çerçevesinde, küresel sistemin geleceğine ilişkin kapsamlı tartışmalar yürütüldüğünü söyleyen Fidan, bölgesel krizlerin çözümünde yerel aktörlerin daha etkin rol alması gerektiği yönünde güçlü bir görüş birliği oluştuğunu dile getirdi. Küresel ekonomi oturumlarında ise artan korumacılık eğilimlerine karşı serbest ticaretin ve bağlantısallık projelerinin öneminin vurgulandığını belirten Fidan, jeoekonominin yeniden şekillendiği bu dönemde çok taraflılığın rolünün de detaylı şekilde ele alındığını ifade etti. AFRİKA, ENERJİ VE YAPAY ZEKÂ GÜNDEMİ Afrika kıtasının yatırım ve kalkınma potansiyelinin bu yıl özel olarak ele alındığını söyleyen Fidan, güvenlik ve kalkınma arasındaki bağlantının altının çizildiğini aktardı. Ayrıca yapay zekânın jeopolitiği, kritik mineraller üzerinden yürütülen rekabet ve küresel enerji denklemindeki dönüşüm gibi konuların da forum gündeminde öne çıktığını belirtti. İklim değişikliği, kuraklık ve gıda güvenliği gibi başlıkların da COP31 süreci bağlamında değerlendirildiğini kaydeden Fidan, bu alanlarda atılacak adımların jeopolitik gerilimlere kurban edilmemesi gerektiğini vurguladı. “ADF BİR UMUT VE DİYALOG PLATFORMUDUR” Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun çoklu krizlerin yaşandığı bir dönemde diyalog ve çözüm üretme açısından nadir platformlardan biri hâline geldiğini belirterek, Türkiye’nin diplomasiyi barışın anahtarı olarak görmeye devam edeceğini söyledi. Türkiye’nin uluslararası alanda güven inşa eden, tarafları yakınlaştıran ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenen bir aktör olmaya devam edeceğini ifade eden Fidan, “Değerli basın mensupları, şunu büyük bir memnuniyetle ifade etmek isterim ki, belirsizliklerin ve çoklu krizlerin uluslararası sistemin baskın karakteri hâline geldiği, diyaloğun yerini kutuplaşmanın almaya başladığı böylesine çetin bir dönemde, Antalya Diplomasi Forumu dünyada eşine az rastlanır bir umut, diyalog ve çözüm zeminine dönüşmüştür. Bu forum aynı zamanda Hariciye Teşkilatımızın diplomatik birikiminin ve organizasyonel kapasitesinin de bir tescili olmuştur. Türkiye olarak dış politikamızı dar çerçevelere hapse olmadan, diplomasiyi barışın anahtarı olarak gören bir anlayışla sürdürmeye devam edeceğiz. Diplomasinin tüm imkanlarından ispat ederek, iş birliğimizi çeşitlendirmeyi ve dostluk köprülerimizi çoğaltmayı kararlılıkla sürdüreceğiz. Kritik başlıklarda güven inşa etmeye, tarafları birbirine yaklaştırmaya ve gerektiğinde arabuluculuk rolü üstlenmeye aynı azimle devam edeceğiz. Türkiye'nin diplomasi alanındaki bu çekim gücü önümüzdeki dönemde de artan bir ivmeyle inşallah büyümeye devam edecek.” ifadelerini kullandı. Fidan, konuşmasının sonunda forumun düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurumlara ve katılımcılara teşekkür ederek, basın mensuplarının katkılarının önemine dikkat çekti.

ADF2026’da 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı konuşuldu: “Dilde, fikirde, işte birlik!” Haber

ADF2026’da 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı konuşuldu: “Dilde, fikirde, işte birlik!”

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde ve "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla küresel sistemdeki derinleşen krizlere çözüm aramak amacıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) üçüncü gününde “Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi’nden Türk Entegrasyonuna” paneli gerçekleştirildi. Panelde; Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, Hacı Bayram Veli Ünivesitesi (HBVÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Genel Sekreteri Ramil Hasan, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aqtoty Raiymqulova yer aldı. “TÜRKÇE KELİME KÖKLERİNİN YÜZDE 100’Ü ORTAK” Mert, kültürel birliğin olmazsa olmaz şartının “yazıda birlik” olduğunu belirterek “Biz 1926’da yakılan meşaleyi, bize verilen resmî görevle çok şükür neticelendirdik. İşin siyasi ayağı kaldı, o da artık üç ülkemizin görev meclisinde. Burada biz çok şükür 1928’de Atatürk sayesinde bu devrimi gerçekleştirmiştik. Bugün, Asya’daki kardeşlerimizle alfabe birliğine geçmemiz söz konusu. Biz, bildiğiniz gibi Avrupa ve Amerika ile de bir alfabe birliği içerisindeyiz. Bununla mukayese edilebilir bir konu değil.” dedi. Mert, bugün dünyadaki bilgi birikiminin en az yüzde 80’inin ve akademik yayınların yüzde 98’inin Latin alfabesi ile yazılı olduğunu kaydederek “Dolayısıyla tek başına bunlar, Latin alfabesine geçmek için yeterli bir gerekçedir ama meseleye Türk cumhuriyetleri açısından baktığımızda bugün Türk lehçelerinin karşılıklı anlaşılabilirlik düzeyi farklılık arz etse de bizim söz varlığımızın yüzde 85’i ortak, Türkçe kelime köklerinin yüzde 100’ü ortak.” şeklinde konuştu. Alfabe birliğiyle birlikte Türk devletlerinin görünmez kültürel ögelerinin görünür hâle geleceğini ve karşılıklı birlik duygusunun hissedilebilir olacağını dile getiren Mert, bu hususta Türk dünyasının ortak değerlerine vurgu yaptı. ERSOY VE ÖMÜRALİYEV, GASPIRALI’NIN “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ŞİARINI HATIRLATTI Ersoy, 15 Aralık’ın Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan edilmesini artık Türk dilleri değil, Türk dil ailesinin lehçeleri ile birlikte ortak ülkü olan Türk birliğine doğru her açıdan gittiğini gösteren önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. “Bunun içini somut adımlarla doldurmak gerekiyor. İsmail Bey Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ ilkesi ne anlama geliyorsa Bakü Türkoloji Kurultayı da bunun fikrî temellerinin Türkoloji merkezli devamı anlamına gelir. O sebeple bugünkü Türkolojinin sadece dil, edebiyat ve folklor ekseninde ünversitelerde müfredat olarak okutulmasının yetersiz olduğu ve Türkoloji müfredatının ivedilikle Türk dünyasındaki gelişmeler bağlamında güncellenmesi gerektiği fikrini taşıyoruz.” ifadelerini kullanan Ersoy, bununla birlikte “Orhun Programı”nın ivedilikle içinin doldurulması çağrısını yaptı. 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı için “Sadece bilimsel değil, tarihî bir kilometre taşıydı.” diyen Ömüraliyev ise Kurultayın Türk dünyasının entegrasyonu açısından önemine vurgu yaptı. Ömüraliyev, bununa birlikte İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını hatırlattı. MUSTAFAYEV, KURULTAYIN ORTAK TÜRK KİMLİĞİ BİLİNCİNİ ŞEKİLLENDİRDİĞİNİ BELİRTTİ 2025 yılında Türk Akademisi ve Türk Dil Kurumunun (TDK) ortak çalışmaları neticesinde 34 harfli bir ortak Türk alfabesinin ilan edilmesi sürecinde aktif rol alan Mustafayev, Kurultayın bugünün Türkoloji bilimi üzerindeki uzun vadeli entelektüel etkisini ve ortak bir Türk kimliği bilincinin şekillenmesindeki rolü üzerine konuştu. Mustafayev, Kurultayın Türk dünyası tarihi açısından önemini vurgulayarak Kurultayın tarihî altyapısı ve tertip edildiği ortama ilişkin fikir ayrılıklarına dikkat çekti. “Bazıları bence çok yüzeysel bir sosyolojik anlayışla hareket ederek ve tarihi bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmekten yoksun olarak bu Kurultayı tek taraflı yorumluyorlar. Sanki bunu Sovyetlerin gizli bir ajandasıymış ve bir komploymuş gibi ifade ediyorlar. Bence bu, Kurultaya karşı kesinlikle kabuk edilemez ve yanlış bir yaklaşımdır. Her şeyden önce Türk halklarının veya o dönemin deyimiyle Türk-Tatar kavimlerinin bu Kurultayla nasıl bir münasebeti oldu, bu Kurultayı bizim aydınlarımız nasıl kabul etti? O perspektiften yaklaşılması daha doğru olur.” ifadelerini kullanan Mustafayev, Türk aydınlarının Kurultayı büyük bir heyecanla karşıladıklarını dile getirdi. Türk tarihinde ilk kez Altaylardan ve Sibirya’dan başlamış, Kırım’a ve Anadolu’ya kadar bütün bu geniş coğrafyada yaşayan bütün Türk halklarının temsilcileri, aydınları ve bilim insanlarının Bakü’de toplandığını belirten Mustafayev, Türk halklarının ortak kültürü, dilleri ve geleceğiyle ilgili kendi fikirlerini ortaya koymaları ve Türk dilleri adına önemli kararlar alma imkânını elde ettiklerini dile getirdi. Bununla birlikte Mustafayev, “Bu açıdan Kurultay, bizim için çok önemli bir hadisedir ve onun yüzüncü yıl dönümünün bu kadar tantanalı bir şekilde Azerbaycan’da ve bütün Türk dünyasında kutlanması bence çok anlamlıdır.” dedi. “DİL, BİZİM KÜLTÜREL HAFIZAMIZDIR” UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan etmesini “uzun yıllara yayılan ortak bir imgenin karşılığı” olarak değerlendiren Raev, TÜRKSOY’un 2008 yılında Ankara’da başlattığı somut olmayan kültürel miras sürecini 2010 yılından itibaren TÜRKSOY üyesi ülkeler ve UNESCO Millî Komisyonlarının toplantılarıyla daha geniş bir zemine taşındığını belirtti. Bu toplantıların her yıl Türk dünyası kültür başkentlerinde gerçekleştirildiğini ve bugüne kadar 10’dan fazla toplantıyla birlikte üçlü bir iş birliği ve istişare zemininin oluştuğunu dile getiren Raev, “Bütün bu kurumsal çabanın temelinde ise çok daha derin bir gerçeklik yatıyor: Dil, bizim kültürel hafızamızdır; adetlerimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi saklayan bir sandıktır. Bir milletin yaşadığı her şey, ürettiği her değer, dilin içinde taşınır. Türk dünyasında mesele yeni bir yakınlık kurmak değildir, bu diller zaten aynı kökten beslenmektedir. Asıl mesele, bu ortak hafızayı daha güçlü bir şekilde yeşertmek ve dünyaya daha görünür kılmaktır.” değerlendirmesini yaptı. Bugün Türk dünyasının ekonomik olarak yükseldiğini kaydeden Raev, “Bu yükselişin bir ruhu olmalıdır. Bu ruhu edebiyat, sinema, müzik kurar. Bir roman düşünün; Taşkent sokaklarında başlar, İstanbul Boğazı kıyılarında devam eder. Aynı duygu, farklı şekillerde hayat bulur; aynı hafiza, farklı yerlerde yeniden anlatılır. İşte bu, farklı yerlerden evrensele uzanan bir anlatıdır. Bu anlatı, ortak bir dil hafızasıyla beslendiğinde etkisi katlanır. Sanatçının ufku genişler, eserler daha geniş bir coğrafyada karşılık bulur ve kültürel zenginlik büyür.” şeklinde konuştu. Öte yandan Raev, bu noktada Kurultay hususunda “100 yıl önce Bakü’de atılan o adım, dil üzerinden ortak bir gelecek kurma iradesiydi.” dedi. HASAN, TÜRK AYDINLARININ ORTAYA KOYDUĞU İRADEYE VURGU YAPTI Türk dünyasının birlik ve beraberliğiyle stratejik açıdan ileriye doğru taşınmasına dikkat çeken Hasan, “Bizim ecdatlarımız sayılan ve 1926 yılında o zor şartlar altında, uçakların ve teknolojinin gelişmediği şartlar altında ta Macaristan, Türkiye ve o zamanlar Sovyetler Birliği içerisinde bulunan kardeş ülkelerimiz Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Altaylar, Kazan ve Kırım’dan kalkıp gelen bütün kardeşlerimiz… Bunların hepsi nadide insanlardır. Bunların her birisi Türk dünyasını nasıl canlandırabiliriz, Türk dilini nasıl daha da güçlendirebiliriz, Türklüğümüzü nasıl koruyabiliriz, diye ortaya bir irade koymuşlardır.” ifadelerine yer vererek buna karşın söz konusu aydınların neredeyse hepsinin 1937 yılında Jozef Stalin’in “repressiya” rejimine kurban gittiğini hatırlattı. HER 15 ARALIK’TA TÜRK DİLLERİNİN MİRASI VE KÜLTÜREL BİRLİĞİ SES GETİRECEK Raiymqulova ise Türk Kültür ve Miras Vafkının çalışmalarından bahsetti. UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan etmesinin Türk dillerinin küresel mirasını ve bu gelişmenin Türk devletlerinin etki alanını nasıl etkileyeceği üzerine Raiymqulova, “15 Aralık’ın UNESCO tarafından Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan edilmesi, Türk dillerinin mirası ve kültürel birliğinin küresel çapta tanınması açısından önemli bir adımdır. Bu karar, geçen yıl kasım ayında UNESCO’nun Semerkant’taki genel kurul toplantısında alınmıştı.” dedi.

ADF2026’da “Birlikte Yükselmek: Bağımsızlıklarının 35. Yılında Orta Asya Devletlerinin Küresel Konumu” paneli düzenlendi Haber

ADF2026’da “Birlikte Yükselmek: Bağımsızlıklarının 35. Yılında Orta Asya Devletlerinin Küresel Konumu” paneli düzenlendi

5. Antalya Diplomasi Forumu’nda (ADF2026) düzenlenen, “Birlikte Yükselmek: Bağımsızlıklarının 35. Yılında Orta Asya Devletlerinin Küresel Konumu” başlıklı panelde, C5 + 1 mekanizmalarının artan cazibesine ve Türkiye'nin, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ve diğer uluslararası kurumlar içindeki benzersiz ortaklığına vurguyla Türkistan'nın başlıca uluslararası aktörlerle ilişkilerini ve bölgesel sahiplenmenin geleceği tartışıldı. Kapadokya Üniversitesi Rektörü Hasan Ali Karasar’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde; Türkmenistan Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Rashid Meredov, Kırgızistan Dışişleri Bakanı Jeenbek Kulubaev, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayşe Berris Ekinci, Kazakistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Alibek Bakayev, Özbekistan Cumhuriyeti Dışişleri Bakan Yardımcısı Muzaffarbek Madrahimov konuşmacı olarak katıldı. TÜRKMEN GAZI, HAZAR DENİZİ ÜZERİNDEN AB’YE TAŞINACAK Türkmenistan Dışişleri Bakanı Meredov, Türkistan için istikrar ve güvenlik kavramlarının çok önemli kavramlar olduğunu vurgulayarak, bölgenin jeopolitik rekabete çekilmesine izin verilmemesi konusunda bölge devletleri arasında tam bir mutabakat olduğunu dile getirdi. Türkmenistan’ın dünya enerji güvenliği meselesini küresel güvenlik mimarisinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini söyleyen Meredov, “Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu Türkmenistan’ın önerisiyle, enerji güvenliğinin sürdürülebilirliğine ilişkin üç önemli kararı kabul etti. Ulusal düzeyde ise biz bu anlayıştan hareketle, bölgesel ve bölgeler arasında enerji güvenliğini güçlendirmek için Türkmenistan-Çin doğalgaz boru hattını inşa ettik. Bu hat üzerinden Çin’e yılda 40 milyar metreküp doğalgaz ihraç ediyoruz. Komşu Orta Asya devletleri de bu hattı kullanarak doğalgazlarını iletme imkânı buldular.” ifadelerini kullandı. Meredov, enerji güvenliğinin dünyada giderek daha da büyük önem kazandığının altını çizerek, “Türkmen doğalgazını Hazır denizi altından Avrupa’ya taşınması hususunda çeşitli adımlar attık. Tabi burada Hazar Denizi’nin hukuki statüsüne ilişkin birtakım meselelerin de çözüme ulaştırılması gerekiyor. Biz bölge ülkeleri olarak ortaklarımızla birlikte enerji güvenliğinin sağlanması konusunda gayret gösteriyoruz. Bu alandaki iş birliğimizi daha da geliştireceğimizi düşünüyorum.” diye konuştu. “ORTA ASYA YENİ FIRSATLAR DİYARIDIR” Kırgızistan Dışişleri Bakanı Kulubaev, “Dünyamızda uluslararası ilişkiler denkleminin değiştiği bir dönemdeyiz. Bu dönemde taraflar arasında diyalog çok daha büyük önem kazanmaktadır.” ifadelerini kullanarak ADF2026 gibi platformların önemine işaret etti. Bağımsızlıklarının 35. yılını kutlayan Türkistan Türk devletlerinin bu süre zarfında çok büyük bir ilerleme kaydettiğinin altını çizen Kulubaev, “35 yılda güçlü devlet kurumları inşa ettik. Tacikistan ve Özbekistan ile olan sınır problemlerimizi i şbirliği ve diyalog çerçevesinde çözdük. Büyük ekonomik atılımlar gerçekleştirdik. Orta Asya devletleri olarak rekabetten ziyade iş birliğiyle ilerliyoruz. Bölgedeki ticaret hacmi giderek büyüyor. Ve bugün Orta Asya aslında yeni fırsatlar diyarı haline gelmiş durumdadır.” dedi. Orta koridorun; doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine kenetleyen çok önemli bir bağlantı noktası olduğunu söyleyen Kulubaev, bölge ülkelerinin tam bir iş birliği içerisinde istikrarlı ve öngörülebilir bir gelecek arzusunda olduğunu ve güven temelinde birlikte güçlenebileceklerini vurguladı. EKİNCİ: TÜRKİSTAN BİZİM ATA TOPRAKLARIMIZ Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Ekinci, Türkiye’nin Türkistan ülkeleriyle benzersiz bir ortaklığının olduğunu; ortak dil, kültür, tarih bağlamında “Orta Asya’yı atalarımızın memleketi olarak niteliyoruz. Orta Asya ülkeleri ile ortak bir mirasa sahibiz.” dedi. Ekinci, Türkistan’nın öneminin giderek arttığını, büyük pazarı, genç nüfusu, zengin kaynaklarıyla bağlantısallıkta rolünün giderek önem kazandığını kaydetti. Türkiye’nin Türkistan ile iş birliğinin karşılıklı güven ve saygı temelinde kurulduğunun aktaran Ekinci, “Mevcut istikrarı sürdürmek, refahı geliştirmek için yakından çalışıyor, hedeflerimizi ortaklaştırıyoruz.” dedi. Basra Körfezi’nde yaşanan çatışmalara değinen Ekinci, “Mevcut gerilimler Orta Koridor’un enerji güvenliği anlamında önemini bir kez daha göstermiştir. Türkmen doğalgazının, Hazar Denizi ve Azerbaycan üzerinden Avrupa’ya nakliyesi giderek daha da önem kazanmaktadır.” şeklinde konuştu. “TİCARİ İLİŞKİLERİMİZİ GELİŞTİRİYORUZ” Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Bakayev de Orta Koridor’un önemine işaret ettiği konuşmasında, “Kazakistan bölgesel kalkınmanın devamlılığına önem vermektedir. Orta Asya etkin bir şekilde kendi potansiyelini gelecekteki kalkınma alanlarına taşımayı başarıyor. Orta Koridor sadece bölge ülkelerini değil tüm Avrasya ülkelerini birbirine bağlıyor. Bu anlamda ticari ilişkilerimizi daha da geliştirmek için gayret ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. TDT’nin de önemine işaret eden Bakayev, TDT’nin siyasi işbirliğinden öte çok kapsamlı ve çeşitli alanlarda kardeş ülkeleri ortak bir noktada bulunduğunu aktardı. TÜRKİSTAN’DA TEMEL ANAHTAR İŞ BİRLİĞİ Özbekistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Madrahimov, küresel düzenin değiştiği önemli bir dönemi yaşadıklarını belirterek, “İş birliği ve güven temeline odaklanan yöntemler önem kazanıyor. Orta Asta ülkeleri stratejik açıdan çok önemli bir konumu paylaşıyor. Bölgesel istikrarın karşılıklı güven ve fayda temelinde inşa edilebilir. Orta Koridor, Güney Pasifik bölgesinden Orta Doğu’ya kadar çok büyük bir alanı birbirine bağlıyor. Tedarik zinciri bu bölgeden taşınıyor aynı zamanda koridorun gıda güvenliği için önemi çok büyük. Bu anlamda bölge ülkeleri olarak; iş birliği temelinde büyük bir ivme yakalayabileceğimizi düşünüyorum.” dedi. Oturuma; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov ve Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) üyesi ve Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı Eskender Bariyev dinleyici olarak katıldı.

TDT Uzay Ajansları Çalışma Grubu Özbekistan’da toplandı Haber

TDT Uzay Ajansları Çalışma Grubu Özbekistan’da toplandı

Uzay alanında teknik iş birliğini artırmak amacıyla Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) üye ve gözlemci devletlerinden uzman ve temsilcilerin katılımıyla TDT Uzay Ajansları Çalışma Grubu Toplantısı 30 Mart 2026 Pazartesi günü Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan TDT Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Mirvohid Azimov, Türk dünyasında dinamik ve yenilikçi bir uzay ekosisteminin güçlendirilmesine katkıda bulunmaya devam edeceklerini belirterek, somut ve verimli iş birliğini derinleştirmeye yönelik kararlılıklarını yineledi. Toplantıya katılan delegasyonlar, 12U TDT-SAT Küp Uydu projesinin üretim sürecinin son aşamasına ilişkin istişarelerde bulundu. Uydunun uzaya gönderilmesi planlaması hakkında da değerlendirmelerde bulunan delegasyon üyeleri, sürecin koordineli bir şekilde ilerletilmesi, teknik eksikliklerin giderilmesi, uydu sistemleri, yer istasyonları ve veri değerlendirmesi konularında iş birliğinin sürdürülmesinin önemine işaret etti. “Türk Devletleri Teşkilatı Çerçevesinde Uzay Sanayii İş birliği Yeteneklerinin Geliştirilmesine Dair Anlaşma” taslağı, çalışma grubu tarafından incelendi. Son değerlendirmelerini paylaşan delegasyonlar, uzay teknolojileri ve sanayi alanında uzun vadeli iş birliğini destekleyecek sağlam bir hukuki ve kurumsal zeminin oluşturulmasına yönelik güçlü iradelerini gösterdi.

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır Haber

Prof. Dr. Meşkure Yılmaz: Türkler farklı coğrafyalarda aynı acılara maruz kalmışlardır

Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği Ankara Temsilcisi ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının bugününe ilişkin olarak Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede önemli tespitlerde bulundu. “COĞRAFYALAR FARKLI, ACILAR AYNI; ZULMEDENLER FARKLI, ZULME UĞRAYANLAR AYNI” Hem Türk dünyası alanında çalışan bir akademisyen hem de bir Türk vatandaşı olarak Türk dünyası kavramının ne ifade ettiği sorusu üzerine; “Siz hiç İngiliz dünyası, Fransız dünyası, İtalyan dünyası diye bir kavram duydunuz mu?” diye sözlerine başlayan Prof. Dr. Yılmaz, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Türk cumhuriyetlerinin bağımsızlık kazanması ile biraz da hamasetle "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk dünyası"ndan söz edilmeye başladığını kaydetti. Türklerin dünyada birçok coğrafyada devlet kurduğuna değinen uzman, dünyanın en eski iki milletinden biri olmak gibi özel durum nedeniyle bir Türk dünyası gerçeğinin olduğunu vurguladı. “Türk dünyası tek bir coğrafya ya da tek bir devlet değildir, hareket halinde şekillenmiş bir tarih alanıdır. Türkler yerleşik medeniyetlerden farklı olarak tarih boyunca göç, fetih, ticaret ve kültürel etkileşimle geniş bir coğrafyaya yayılmıştır” diyen Meşkure Yılmaz, “Bu nedenle Türk dünyası ortak bir köken anlatısına, destanlar, mitler, Oğuz geleneği gibi benzer dil yapılarına, lehçeler arası karşılıklı anlaşılabilirlik gibi bir durum söz konusu; ortak kültürel kodlara, misafirperverlik, toy, töre, ata kültü gibi değerlere sahiptir” dedi. Türklerin farklı coğrafyalarda aynı acıları yaşadıklarını belirten Yılmaz, “Coğrafyalar farklı, acılar aynı, zulmedenler farklı, zulme uğrayanlar aynı” ifadelerini kullandı. “TÜRK DÜNYASI AYNI AĞACIN FARKLI DALLARIDIR” Türk dünyasının birçok ortak yönü olduğunu ve bu açıdan bakıldığında Türk dünyasının aynı ağacın farklı dalları olduğunu ekleyerek sözlerine devam eden Yılmaz “Bu dallar yüzyıllar boyunca farklı rüzgârlara maruz kalmıştır.” dedi. “Türk dünyası bizim için geçmişi birebir tekrarlayan bir alan değil, ortak kökten doğmuş çoklu tarihlerin toplamıdır.” değerlendirmesinde bulunan Meşkure Yılmaz, Türk dünyasının kendisi için önemini “Ne dış politika aracı kadar soğuk ne de hamasi bir slogan kadar yüzeysel bir şeydir. Türk dünyası unutulmuş akrabalıktır. Türk dünyası yarım kalmış bir tanışıklıktır. Türk dünyası aynı kelimeleri farklı aksanlarla söyleyen insanların ortak hikayesidir. Azerbaycan’da bir ağıt duyduğumuzda içimizin burkulması, Kazak bozkırında bir destanın bize tanıdık gelmesi, Türkmenistan’daki misafirperverlikle Anadolu’daki misafirperverliğin aynı ruhu taşıması tesadüf değildir. Bu kan bağı romantizmi değil, hafıza bağıdır. Türk dünyası bizim potansiyelimiz, geçmişten kalan mirasımızdır.” cümleleri ile ifade etti. Ayrıca Türk dünyasının “Kan bağına indirgenemeyecek kadar karmaşık, siyasi slogana sığmayacak kadar derin, ihmal edilemeyecek kadar gerçek bir alan olduğunu” vurguladı. "TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATINDA DEVLETSİZ TÜRK TOPLULUKLARININ TEMSİL EDİLDİĞİNİ SÖYLEYEMEYİZ" Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) mevcut sınırının egemenlik ilkesi bağlamında olduğunu söyleyen Yılmaz, teşkilatın klasik olarak hükûmetler arası bir örgüt olduğu, Birleşmiş Milletler (BM) mantığında çalıştığını belirterek, üyeliğin egemen olma şartına bağlı olduğunu, karar alma mekanizmasının devlet merkezli olduğunu ve uluslararası hukukta iç işlerine karışmama hassasiyetinin çok güçlü olduğunu belirtti. Bu çerçevede bakıldığında “devletsiz Türk toplumlarının tam üyelikle temsil edilmesi mümkün değil” diye konuşan Yılmaz, Kırım Tatarları, Gagavuzlar, Saha Türkleri, Doğu Türkistan Türklerinin mevcut yapı içinde yer alamayacaklarını belirtti. Ancak temsilin tek tip olma gibi bir zorunluluğu bulunmadığını da sözlerine ekleyen Yılmaz, kritik sorunun temsilden ne anlaşıldığı olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Meşkure Yılmaz şöyle devam etti: Eğer temsili sadece devlet statüsü olarak okursak hedefe ulaşılamaz. Ama temsili çok katmanlı ve esnek düşünürsek alan açılıyor. Uluslararası örnekler bize şunu gösteriyor. Mesela Avrupa Birliği'nde (AB) bölgeler komitesi var. Arap Birliği çerçevesinde kültürler ve siyasal platformlar var. İslam İş birliği Teşkilatında (İİT) gözlemci/bağlı kuruluşlar var. TDT'de de benzer şekilde devlet dışı ama devletlerle uyumlu ara mekanizmalar geliştirilebilir. Aslında en gerçekçi yol kademeli ve dolaylı temsil, bence ulaşılabilir olan senaryodur. Bunu farklı ayaklarda anlamlandırabiliriz. Kültürel toplumsal temsil kanalı devletsiz Türk topluluklarının dil, kültür, tarih gibi ortak alanlarını bir araya getirerek bu konular üzerinde çalışmalar yapılabilir ve Türk Devletleri Teşkilatı ekosistemine dahil edilebilir. Örneğin Türk Dünyası Kültürel Topluluklar Forumu gibi bir yapı kurulabilir. Bu siyasi değil ama kimliksel ve sembolik olarak çok güçlü olur. Akademik ve sivil ağlar üzerinde görünürlük, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortak tarih yazımı, üniversite arası ağlar, enstitüler, gençlik ve kadın platformları gibi kurulabilir. "UMAY ANA TÜRK DÜNYASI KADINLAR BİRLİĞİ İLE TÜRK DÜNYASINI BİR ARAYA GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ" Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliğini kurarak bir sivil toplum örgütü çatısı altında Türk dünyasını bir araya getirmeye çalıştıklarını belirten Yılmaz, 2024 yılında Kıbrıs’ta bir toplantı yaptıklarını, 2025’te Azerbaycan’da bir çalıştay gerçekleştirdiklerini ve bu faaliyetlere devleti olmayan Türk topluluklarından da temsilciler davet ettiklerini söyledi. Bu şekilde temsil edilmelerinin kendileri açısından önemli olduğunu dile getirdi. Sürecin sivil toplum örgütleri ile bu şekilde yönetilebileceğini ve uzun vadede ise devlet dışı gözlemci topluluğu gibi özel sınırlı bir statü oluşturulabileceğini, bu oluşumun, karar alma yetkisi olmayan, siyasi egemenlik iddiası içermeyen kültürel danışma temeli olan bir konum olabileceğini sözlerine ekleyen Yılmaz, bu tür bir formülün “Rusya, Çin, İran gibi aktörlerle doğrudan kriz üretmeden ilerleme” sağlayacağını da belirtti. “Türk dünyası sadece devletlerarası çıkar alanı olarak görülürse devletsiz toplumlar dışarıda kalır ama eğer medeniyet, tarih ve kültür havzası olarak tanımlanırsa dışarıda bırakılmazlar. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının söylemi ikinciye göz kırpıyor ama pratiği hala birincinin sınırlarında.” diyerek sözlerini sürdüren Yılmaz, 1993 yılında Antalya’da başlayan ve Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı tarafından yürütülen Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği kurultaylarının devletsiz Türk topluluklarının sesini duyurabildiği önemli platformlar olduğuna dikkat çekti. Kurultayların ilk 10'unun Türkiye'de 11’incisinin 2007’de Bakü’de yapıldığını ve sonrasında toplanmamasının ciddi bir eksiklik olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu tür toplantıların farklı bir adla da olsa mutlaka yeniden hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. “TDT’NİN PROBLEMLİ ALANLARA DOĞRUDAN ETKİ KAPASİTESİ SINIRLI” Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) mevcut yapısıyla problemli alanlara sert ve doğrudan müdahale edebilme kapasitesinin sınırlı olduğunu ifade eden Yılmaz, bunun temel nedenlerini jeopolitik kırılganlık, büyük güçlerle sınır komşuluğu ve kurumsal araç eksikliği olarak sıraladı. TDT’nin yaptırım uygulama, askerî misyon kurma ya da bağlayıcı karar alma yetkisine sahip olmadığını vurgulayan Yılmaz, bu nedenle etkinin daha çok yumuşak güç ve dolaylı diplomasi kanallarıyla sağlanabileceğini belirtti. “KIRIM TÜRKSÜZLEŞTİRİLİYOR" Türk topluluklarının sorunları üzerine de konuşan Yılmaz, Kırım’ın işgali ve Kırım Tatarlarının durumunun farklı olduğunu, işgalsöz konusu olduğundan müdahale edilebileceğini söyleyerek Kırım meselesinin uluslararası hukuk açısından diğerlerinden farklı bir statüye sahip olduğunu ekledi. Kırım’da yaşanan insan hakları ihlallerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından teyit edildiğinin üzerinde durarak daha yüksek sesle tepki verilebileceğini ekledi. “Türkiye başta olmak üzere Türk Devletleri Teşkilatı üye devletlerinin Ukrayna ile yakın ilişki içinde olduğunu” dile getiren uzman, Rusya’nın çok sayıda kişiyi hapsettiğini ve isnat edilen suçların aktivistler, din adamları ya da hapishanede bulunanların yakınlarına yardımcı olmak gibi suçlar olduğunu belirtti. “Yani aslında temel insan hak ve hürriyetleri açısından baktığımız zaman bir suç yok” diye konuşan Yılmaz “bütün Türk yurtlarında olduğu gibi Kırım Türksüzleştiriliyor” diye vurguladı. Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelerin Rusya ile açık çatışmadan kaçınmak durumunda olduğunu ifade eden Yılmaz, TDT’nin bu yüzden kolektif sert kınama yapamayacağını ancak Kırım Tatarlarının Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu sürekli vurgulayabileceğini belirtti. Meşkure Yılmaz, ayrıca “Ukrayna ile kurumsal temasları görünür kılarak dolaylı sürdürülebilir bir baskı oluşturulabilir” dedi. IRAK, SURİYE, GÜNEY AZERBAYCAN VE DOĞU TÜRKİSTAN Yılmaz, Irak Türklerinin siyasal temsil ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu; Suriye’de ise yeni anayasa sürecinde Türklerin temel haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Güney Azerbaycan meselesinin İran açısından varoluşsal bir güvenlik konusu olarak görüldüğünü, Doğu Türkistan’ın ise Türk dünyasının en hassas ve kapalı alanı olduğunu ifade etti. ORTAK ALFABE: “HÜR DÜNYAYA AÇILIŞIN SEMBOLÜ” Öte yandan latin alfabesine geçiş kararını değerlendiren Yılmaz, Kiril alfabesinin Rusya’ya bağımlılığı, Latin alfabesinin ise hür ve medeni dünyaya açılışı temsil ettiğini söyledi. Ortak alfabenin yanı sıra ortak kelimeler sözlüğü oluşturulmasının da önemine dikkat çeken Yılmaz, bu sürecin Gaspıralı İsmail Bey'in “dilde, fikirde, işte birlik” idealine hizmet edeceğini ifade etti. Yılmaz ayrıca ortak alfabe yanında ortak kelimeler sözlüğünün üretilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.