SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türk dünyası İstanbul'da tek yürek: 26. Çocuk Şöleni’nde "kardeşlik halısı" danslarla dokundu! Haber

Türk dünyası İstanbul'da tek yürek: 26. Çocuk Şöleni’nde "kardeşlik halısı" danslarla dokundu!

Türk dünyasının çocuklarını kardeşlik temasıyla bir araya getiren 26. Türk Dünyası Çocuk Şöleni, 29 Nisan 2026 Çarşamba günü Ataköy Ahmet Cömert Spor Salonu’nda düzenlenen görkemli "Şölen Gösterisi" ile doruk noktasına ulaştı. Türk dünyasının sahip olduğu kültürel zenginliğin sergilendiği programa, İstanbul’un farklı ilçelerindeki ilk ve ortaokullardan binlerce öğrenci izleyici olarak katıldı. BAYRAKLARLA SELAMLAMA VE SAYGI DURUŞU Şölen, Türk ülkelerinden gelen çocuk halk oyunları topluluklarının yöresel nakışlarla bezeli millî giysileriyle gerçekleştirdiği selamlama yürüyüşüyle başladı. Bağımsızlık simgesi bayrakların coşkuyla dalgalandığı salonda, kortejin ardından protokol tribünü karşısında toplanan çocuklar ve katılımcılar, Türk büyükleri anısına saygı duruşunda bulundu ve hep birlikte İstiklal Marşı’nı okudu. PROTOKOLDEN BİRLİK VE KARDEŞLİK MESAJI Açılış konuşmasını yapan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı (TDAV) Başkanı Közhan Yazgan’ın ardından kürsüye gelen Bakırköy İlçe Milli Eğitim Müdürü Kürşat Arzuoğlu, Moldova Gagauz Yeri Kültür Bakanı Marina Semionova, İstanbul Vali Yardımcısı Mustafa Asım Alkan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof. Dr. İlyas Topsakal; yaptıkları konuşmalarda Türk birliğinin önemine değinerek çocukları bu yoldaki en güçlü bağ olarak nitelendirdi. TÜRK DÜNYASININ RENKLERİ SAHNEYE TAŞINDI Konuşmaların ardından sahne alan halk oyunları grupları, salonu adeta bir renk cümbüşüne çevirdi. Kırım’dan Doğu Türkistan’a ,Azerbaycan’dan Kırgızistan’a kadar geniş bir coğrafyanın ruhu sahneye taşındı. Nalçik'ten gelen “Nasip” grubu, Kafkasya’nın vakur ve enerjik ruhunu yansıtan “Lezginka” oyunuyla sahneyi hareketlendirdi. Nuzugum Kültür ve Aile Derneği Halk Oyunları Grubu, kadim Doğu Türkistan toprağının asaletini “Samâ” oyunuyla sergiledi. Alamudun’dan gelen “Kız Kerbez” grubu “Beş Irgay” oyunuyla, Bişkek’ten katılan “Şattık” grubu ise “Guguk” oyunuyla izleyicileri selamladı. Rus işgal altındaki Kırım'ın Akmescit (Simferopol) kentinden gelen “Fidan Kırım Tatar” grubu, “Nesil Örneği” oyunuyla büyüledi. Özbekistan'dan katılan Cumhuriyet Uzmanlaşmış Koreografi Yatılı Okulu öğrencileri, ipek yolunun zarafetini “Harezm Raksı” ile sundu. Türk Dünyası Bakü Atatürk Lisesinin “Karabağ Zafer” grubu, Karabağ zaferinin gururunu “Zafer Dansı” ile sahneye taşıdı. Türkmeneli halk oyunları grubu, Kerkük’ün yanık sesini “Türkmeneli Kerkük Halayı” ile birleştirerek kardeşlik zinciri oluşturdu. “Barhat” halk oyunları grubu, Kazak bozkırının ritmini “Sendi Kız” oyunuyla izleyicilere hissettirdi. Bulgaristan'dan Balkanların neşesini taşıyan “Deliorman” grubu, kendi yörelerinin adını taşıyan “Deliorman” oyunuyla büyük alkış aldı. Moldova’ya bağlı Gagauz Yeri Özerk Bölgesi'nden katılan “Altın Çeşme” grubu, geleneksel “Kadınca” oyunuyla zarafetini sergiledi. Başkurdistan'ın Sterlitamak şehrinden gelen “Toratau” grubu, “Toratau Eteğinde” adlı oyunla İdil-Ural bölgesinin mistik atmosferini yansıttı. Ev sahibi Bayrampaşa Tuna İlkokulu Halk Oyunları Grubu ise, “Karadeniz Potporisi” ile şölene Karadeniz’in hırçın dalgalarını ve coşkusunu taşıdı. SEVGİ KESKİN MANİSALI İLE GÖRKEMLİ KAPANIŞ Halk oyunlarının ardından sahneye çıkan ünlü solist ve besteci Sevgi Keskin Manisalı, Türk dünyasının çocuklarını etrafında toplayarak hafızalardan silinmeyecek bir konser verdi. Sanatçının şarkılarına Türk dünyasının evlatları hep bir ağızdan eşlik ederek birliğin en güzel tablosunu oluşturdu.

26. Türk Dünyası Çocuk Şöleni İstanbul’da coşkuyla gerçekleştirildi Haber

26. Türk Dünyası Çocuk Şöleni İstanbul’da coşkuyla gerçekleştirildi

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı (TDAV), 25 Nisan-1 Mayıs 2026 tarihleri arasında gerçekleştirdiği 26. Türk Dünyası Çocuk Şöleni ile Türk coğrafyasının çocuklarını Türkiye’de buluşturmaya devam ediyor. 1995 yılından bu yana süregelen ve kültürel alışverişi amaçlayan şölene bu yıl; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Türkiye, Balkarya, Karaçay-Çerkesk, Başkurdistan, Gagauz Yeri, Kırım, Bulgaristan, Suriye, Irak ve Doğu Türkistan’dan 18 grup, yaklaşık 250 öğrenci ve 40 öğretmen katıldı. Şölenin en renkli anlarından biri olan "Şölen Yürüyüşü", 27 Nisan 2026 Pazartesi günü Kadıköy’de gerçekleştirildi. Söğütlüçeşme’den başlayıp İskele Meydanı’na uzanan güzergâhta, millî-yöresel kıyafetleriyle yürüyen çocuklar, ellerinde bayraklarla Marmara’dan esen rüzgâr eşliğinde Türkiye’deki kardeşlerini selamladı. Yaklaşık 300 kişilik kortej, çevredeki vatandaşlar tarafından büyük ilgi ve alkışlarla karşılandı. Yürüyüş kolunun İskele Meydanı’na ulaşmasının ardından, Kadıköy Kaymakamı Muhittin Pamuk ve TDAV Genel Başkanı Közhan Yazgan tarafından Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından söz alan Yazgan, şölenin amacının Türk dünyasındaki ailelerin ve çocukların birbirlerini tanıyarak dostluklar kurması olduğunu vurguladı. Törende ayrıca Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Soydan Alkan ve Gagauz Yeri Kültür Bakanı Marina Semionova da çocukları kutlayan konuşmalar yaptı. Resmî törenin ardından farklı ülkelerden gelen öğrenci grupları geleneksel halk danslarını sahneledi. Taşkent’ten gelen “Cumhuriyet Uzmanlaşmış Koreografi Yatılı Okulu” grubu “Andican Dansı”nı sergilerken, Congaz’dan katılan “Altın Çeşme” grubu “Kadınca” performansını sundu. Sterlitamak’ndan gelen “Toratau” halk oyunları ekibi “Toratau Eteğinde” gösterisini sahnelerken, Nalçik’ndan gelen “Nasip” grubu “Lezginka” dansıyla izleyicilerden büyük alkış aldı. İstanbul merkezli Satuk Buğra Han İlim ve Medeniyet Vakfı bünyesindeki Doğu Türkistan halk oyunları ekibi ise “Sema” gösterisiyle etkinliğe anlam kattı.

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" konuşuldu Haber

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" konuşuldu

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfının Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmaları kapsamında; Yapımcı, Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay tarafından hazırlanan "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" isimli belgeselin gösterimi ve "Cumhuriyetin Tanıkları" isimli söyleşi yapıldı. Karatay, gösterimden önce belgeseli ne amaçla hazırladığını aktardığı söyleşisinde Türk milletinin büyük bir istiklâl mücadelesi verdiğini ve böylelikle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğunu vurguladı. "100 yıllık bir Cumhuriyet bir saatte nasıl özetlenir? Cumhuriyetin soyut ve somut olarak anlamı nedir? Gençlerimiz yurt dışına gidiyor, onları durdurabilir miydim? Bu vatan ve Cumhuriyet tüm iç ve dış güçlerin ihanetine, saldırılarına karşı nasıl ayakta durabilmişti?" gibi sorulara yanıt vermeye çalıştığını, böylelikle belgeseli ortaya koyduğunu aktaran Karatay, belgeseli Türk gençliğine armağan ettiğini sözlerine ekledi. Belgeselin detayları hakkında bilgi veren Karatay, katılımcıların sorularını da yanıtladı. Söyleşinin sonunda Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Genel Müdürü Saadet Pınar Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Tavukçu, Yapımcı, Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay’a Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Kocatepe’ye çıkarken betimleyen bir rozet ve vakfın yayınlarından "Göz Açtırmayan Boran Turan" ile "Kırım Savaşları ve Sürgünler" adlı kitaplar hediye edildi. Konferansın ardından binlerce beğeni alan belgeselin gösterimi yapıldı.

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı'nı andı Haber

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı'nı andı

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 81. yıl dönümünü yayımladığı bir yazılı mesaj ile andı. Vakıf tarafından yayımlanan anma mesajında, “Kırım Tatar Türklerinin vatanlarından sürgün edilişinin yıl dönümünde sürgünde hayatını kaybeden soydaşlarımızı rahmetle anıyoruz. Kırım’da devam eden Rus işgalini kınıyoruz.” ifadelerine yer verildi. Kırım Tatar Türklerinin vatanlarından sürgün edilişinin yıl dönümünde sürgünde hayatını kaybeden soydaşlarımızı rahmetle anıyoruz. Kırım’da devam eden Rus işgalini kınıyoruz.#18Mayıs1944 pic.twitter.com/wqdOeZaoUA — Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı TDAV (@tdavresmi) May 18, 2025 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI 81 yıldır dinmeyen, azalmayan ve adalet bekleyen acı: 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı pic.twitter.com/3M7ndq29Vy — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2025 18 Mayıs 1944 günü bir şafak vaktinde, milletler hapishanesi Sovyetler Birliği’nin diktatörü Josef Stalin’in emriyle Kırım Tatar halkı öz vatanlarından koparıldı. Sovyet yönetimi, sürgünden sonra Kırım’da, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Adeta bir kültürel soykırım dalgası başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Sovyet yönetimi, Vatan Kırım’ın demografik yapısını değiştirmeyi amaçladı. Ancak Kırım Tatarları, bağrından koparıldıkları o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. Nihayet, yıl 1989’u gösterdiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. O tarihten itibaren Kırım Tatarları yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Kırım Tatarları, 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırılıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Kırım Tatarları vatana dönmeye başladı. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu) ve 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı.

İstanbul, 25. Türk Dünyası Çocuk Şöleni'ne hazır Haber

İstanbul, 25. Türk Dünyası Çocuk Şöleni'ne hazır

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı öncülüğünde, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle tertip edilecek olan 25. Türk Dünyası Çocuk Şöleni, Turan coğrafyasından çocukları bir araya getirecek. Türk cumhuriyet ve topluluklarında yaşayan Türk çocuklarının Türkiye'yi tanımaları, dünyanın dört bir köşesinde yaşayan kardeşleriyle bir araya gelmeleri, dostluklar edinmeleri, kardeşlik bağlarını güçlendirmeleri, kültürel alışveriş ve Türk dünyasının her yerindeki ailelerin bu vesile ile dost olmaları ve birbirlerini tanımaları amacıyla düzenlenen şölene, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye, Balkarya, Karaçay, Gagauz Yeri, Kırım, Saha/Yakutistan, Gürcistan, Bulgaristan, Kosova, Irak, Ahıska ve Doğu Türkistan Türkleri olmak üzere 20 grup, yaklaşık 250 öğrenci ve 40 civarında öğretmen katılacak. 25. Türk Dünyası Çocukları Şölen Yürüyüşü, 26 Mayıs 2025 Pazartesi günü saat 09.30’da Kadıköy-Söğütlüçeşme-Altıyol-İskele Meydanı güzergâhında gerçekleştirilecek. Yürüyüş, Atatürk Anıtı’nda son bulacak. Şölen Gösterisi ise 28 Mayıs 2025 Çarşamba günü saat 09.30 ile 13.00 arasında Bakırköy-Ataköy Ahmet Cömert Spor Salonu’nda düzenlenecek. Öte yandan, şölen kapsamında düzenlenen ve bu yıl 16.'sı gerçekleşecek olan 16. Türk Dünyası Çocukları Ses Yarışması 29 Mayıs 2025 Perşembe günü saat 19.30’dan itibaren Bağcılar Belediyesi Başkanlık Sahnesi'nde icra edilecek.

Roza Kurban, Kazan Tatar edebiyatının öncüsü Kayyum Nâsıri'yi anlatacak Haber

Roza Kurban, Kazan Tatar edebiyatının öncüsü Kayyum Nâsıri'yi anlatacak

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı 2024-2025 Faaliyet Dönemi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmaları kapsamında Kazan Tatar tarihçi, araştırmacı ve yazar Roza Kurban'ı konuk edecek.  KAYYUM NÂSIRİ KONUŞULACAK Kurban, "Tatar Türklerinin İki Asra Sığmayan Aydını" başlığıyla doğumunun 200. yılında Kazan Tatar edebiyatının öncüsü, öğretmen, yazar Kayyum Nâsıri'yi anlatacak. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünde tertip edilecek olan program 15 Şubat 2025 tarihinde saat 14.00'te başlayacak.  KAYYUM NASIRİ KİMDİR? 15 Şubat 1825’te Kazan civarındaki Yukarı Şırdan köyünde doğdu. Asıl adı Abdülkayyûm’dur. Dedeleri ve babası bölgenin tanınmış âlimlerindendi. Babası Abdünnâsır Molla, Nâsırî’ye temel dinî bilgileri öğrettikten sonra onu Kazan’a götürerek Akmescid (Beşinci Mahalle) Medresesi’ne verdi. Burada 1855 yılına kadar dinî eğitim gördü; Arapça, Farsça ve Rusça öğrendi. Rus çocuklarının okuduğu ibtidâî dinî okulda ve bu okulun devamı olan İlâhiyat Akademisi’nde Tatarca öğretmenliği yaptı. 1871 yılında işten uzaklaştırılınca medreselerde okuyan Tatar çocuklarına Rusça kursları düzenledi. 1873’te müslüman mektepleri müfettişi Radloff’un yardımıyla Muallim Mektebi’nde Tatarca dersler vermeye başladı. Fakat Radloff’la araları açılınca görevinden istifa etti. 1879 yılına kadar bazı Rus okullarında da öğretmenlik yaptıktan sonra görevini bıraktı. Geçimini tercümanlık, kitaplarının geliri ve Rusça bilmeyen Tatarlar’ın resmî dairelerdeki işleri için yazdığı dilekçelerle sağlamaya çalıştı. 1860’lı yıllardan itibaren yayıncılık işine girişen Nâsırî risâlelerinin büyük bir kısmını çeşitli kitaplardan toplayarak kaleme almıştır. Nâsırî’nin en önemli yönlerinden biri dil konusundaki görüş ve faaliyetleridir. Eskiden beri İdil-Ural bölgesinde süregelen Osmanlı ve Çağatay Türkçesi karışımı bir Tatar Türkçesi yerine müstakil, saf Tatarca’yı ön plana çıkarmaya çalıştı, ancak bu hususta yalnız kaldı. Tatar Türkçesi’nin Çağatayca’nın bir kolu olduğunu, kendine has kaide ve usullerinin bulunduğunu savunarak saf Tatarca ile yazı yazmaya gayret etti. 1871’de İdil-Ural bölgesinde ilk defa takvim (salnâme) geleneğini başlatan Nâsırî bunu 1897 yılına kadar sürdürdü. Nâsırî, çıkardığı takvimlerde genel takvim bilgilerinden başka tarih, coğrafya, halk edebiyatı gibi konularda da makaleler yazdı. Ayrıca Türk-Tatar toplumu arasında ilk defa matematik, geometri, coğrafya, anatomi ve sağlık bilgisi ders kitapları kaleme aldı ve bu ilim dallarında yeni Tatarca terimler geliştirmeye çalıştı. Makaleleri Rus coğrafya cemiyeti mecmuasında yayımlandığı gibi 2 Kasım 1885 tarihinde Kazan Üniversitesi Arkeoloji-Tarih ve Etnografya Cemiyeti’ne aslî üye seçildi. Tatar yenilikçilik (Cedîdcilik) düşüncesinin en önemli temsilcilerinden olan Kayyûm Nâsırî Tatarlar’ın cahilliğinden ve eğitime önem vermemelerinden şikâyet ediyordu. Özellikle yazdığı ders kitapları, tâlim ve terbiye konusundaki görüşleriyle döneminde Gaspıralı İsmâil ile başlayan eğitimde yenileşme (usûl-i cedîd) hareketinin öncülerinden sayılıyordu. Nâsırî Şark edebiyatına hayrandı. Osmanlıca, Farsça ve Arapça’dan edebiyata dair çok sayıda metni Tatarca’ya tercüme etti. Kābusnâme, Kırk Vezir, Kırk Bakça ve Fevâkihü’l-cülesâ adlı eserlerinde bu hikâyelere yer verdi. Coğrafyayla ilgili eserlerini hazırlarken Kâtib Çelebi ve Ahmed Hamdi’nin kitaplarından faydalandı. Özellikle Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ’sı onun üzerinde büyük etki bıraktı. Dil ve edebiyat meselelerine dair çalışmalara da ağırlık veren Nâsırî, Tatarca’nın imlâ kaideleriyle sarf ve nahvini (Kavâid-i Kitâbet, Enmûzec), sözlüğünü (Lehçe-i Tatarî, I-II, Kazan 1895) hazırladı. Özellikle yaz aylarında Tataristan’ın çeşitli bölgelerine seyahatler yaparak Tatar folklorunun örneklerini topladı ve bunları neşretti. Görüşlerinden dolayı mutaassıp kişilerce aşağılanan, hatta tehdit edilen Nâsırî gösterişten uzak bir şekilde yalnız yaşadı. Diğer aydın kesimle doğrudan ilişki kurmadı. Gaspıralı İsmâil’den de Ruslar’la olan ilişkileri sebebiyle uzak durdu. Nâsırî’nin Rusya hükümetiyle diyalogu hiçbir zaman iyi olmadı. 1886’da neşredilen çarın fermanına göre kadılık ve imamlık yapacak kişilerin 1891 yılından itibaren Rusça imtihan vermeleri şart koşulmuştu. Nâsırî bu fermanı Tatarca olarak yayımladı. Bunun üzerine halk fermana tepki gösterdi. Tatarlar’ın yoğun biçimde yaşadığı İdil-Ural bölgesinde çeşitli karışıklıklar çıkınca Nâsırî’nin tercümesi toplatıldı. Nâsırî, Tatar halkının Rusça öğrenmesi taraftarı olmakla birlikte bu işin zorla ve misyoner Rus papazları vasıtasıyla yapılmasına karşıydı. Bu sebeple Rusça öğrenmek isteyenler için çeşitli gramer kitapları ve sözlükler hazırladı. Nâsırî 2 Ekim 1902’de vefat etti. (Kaynak: İslam Ansiklopedisi)

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.