SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türk Yurdu

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türk Yurdu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Yurdu haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Ömer Seyfettin, 106 yıl önce hayata veda etti Haber

Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Ömer Seyfettin, 106 yıl önce hayata veda etti

Bugün, Türk edebiyatının öncülerinden ve güçlü kalemlerinden olan yazar Ömer Seyfettin'in vefatının 106. yıl dönümü kaydediliyor. Öğretmen ve asker kimliğinden ziyade yazarlığıyla tanınan Ömer Seyfettin, 6 Mart 1920’de daha 35 yaşında iken vefat etti. 35 yıllık kısa ömrüne 150’ye yakın hikaye sığdıran Ömer Seyfettin, Türk edebiyatının önemli isimleri arasında hafızalardaki yerini korumaya devam ediyor. ÖMER SEYFETTİN KİMDİR? Türk edebiyatında kısa hikâyeciliğinin kurucusu olarak kabul edilen ve Türkçede sadeleşmenin savunucu olarak tanınan Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884’te Balıkesir, Gönen’de dünyaya geldi. Yüzbaşı Ömer Şevki Bey ile Fatma Hanım’ın dört çocuğundan biri olan Ömer Seyfettin, sırasıyla Mekteb-î Osmanî, Askerî Baytar (Veteriner) Rüştiyesi, Kuleli Askeri İdadisi ve Edirne Askeri İdadisi’nde eğitim gördü. Şiir yazmaya ve edebiyat çalışmalarına Edirne’deki öğrenciliği esnasında başladı. 1900’de idadiyi bitirip İstanbul’a dönen Seyfettin, Mekteb-i Harbiye-i Şahâne’ye girmesini takiben, Mecmua-i Edebiye dergisinde ilk şiirleri yayımlandı. ÖMER SEYFETTİN, YENİ LİSAN HAREKETİ VE GENÇ KALEMLER Ömer Seyfettin, 1903’te 19 yaşında mezun edilerek, piyade asteğmeni olarak Selanik merkezli Üçüncü Ordu’nun İzmir Redif Tümeni’ne bağlı Kuşadası Redif Taburu’na tayin edildi. Sonrasında 1906’da İzmir Jandarma Okulu’na öğretmen olarak atandı. İzmir’de fikri ve edebi çevreler içerisinde faaliyet göstermeye başlayan Seyfettin, Necip Türkçü’nün sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat fikirlerinden etkilendi. Ocak 1909’da Selanik Üçüncü Ordu’da görevlendirilerek Manastır, Pirlepe, Köprülü, Cumâ-yı Bâlâ kasaba ve köylerinde görev yapan Seyfettin, Razlık (günümüzde Bulgaristan) kasabasının Yakorit köyünde bölük komutanı oldu. Burada Ali Canip’e yazdığı meşhur mektubunun akabinde dil konusunda görüşlerini özetleyerek Yeni Lisan hareketini başlattı. Ziya Gökalp’in tavsiyesi üzerine 1910’da tazminatını ödeyip askerlikten ayrılan Seyfettin, öğretmenlik ve yazarlıkla hayatını sürdürmek üzere Selanik’e yerleşti. Rumeli’nin tek Türk bilim ve edebiyat dergisi “Hüsn ve Şiir” dergisinin ismi “Genç Kalemler” olarak değiştirilden sonra Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı yazısı, imzasız olarak burada yayımlandı. ÖMRÜNÜ TÜRKÇE’YE, TÜRKÇÜLÜĞE VE TÜRK EDEBİYATINA ADADI Genç Kalemler’in edebiyat çalışmaları 1912’de Balkan Harbi’nin başlaması üzerine son buldu. Yeniden orduya katılan Seyfettin, Yanya Kuşatması esnasında 1913’te esir düştü. Atina yakınlarında süren on aylık esareti sırasında yazdığı bazı hikayeleri Türk Yurdu’nda yayımlandı. Esaretinin ardından kasım 1913’te İstanbul’a dönen yazar, 1914’te askerlikten tekrar ayrılarak Kabataş Sultanisi’nde edebiyat öğretmenliğine başladı. “Türk Sözü” dergisinin yazarlığına getirilerek Türkçü düşünceye yönelik yazılar kaleme aldı. Harbi-i Umumi’nin (Cihan Harbi, Birinci Dünya Savaşı) yenilgisini takiben sağlığının kötü yönde etkilenmesi üzerine Anadolu’da uzun seyahatlere çıktı. 1917-1920 arasında on kitap, 125 hikaye kaleme alan Seyfettin’in hikaye ve makaleleri “Yeni Mecmua”, “Şair”, “Donanma”, “Büyük Mecmua”, “Yeni Dünya”, “Diken” ve “Türk Kadını” dergilerinde “Vakit”, “Zaman”, “İfham” gazetelerinde yayımlandı. GENÇ YAŞTA HAYATA VEDA ETTİ Ömrünü Türkçeye ve edebiyata adayan yazar, İstanbul’da 25 Şubat 1920’de rahatsızlığının artmasının ardından 4 Mart’ta hastaneye kaldırıldı. Buradayken 6 Mart 1920’de, henüz 35 yaşındayken hayatını kaybetti. Naaşı önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedildi, sonra da buradan 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na nakledildi.

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin banisi Resulzade vefatının 71. yılında anılıyor Haber

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin banisi Resulzade vefatının 71. yılında anılıyor

Odlar yurdu Azerbaycan’da alevlenen bağımsızlık ateşinin önderi, üç renkli bayrağı yükseltip bir daha inmeyeceğini gönüllere nakşeden mücadele adamı, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade, 6 Mart 1955 tarihinde Ankara'da hayata gözlerini yumdu. Mehmet Emin Resulzade, Azerbaycan ve Türk dünyası sevdalıları tarafından rahmet ve minnetle anılmaya devam ediyor. Mehmet Emin Resulzade, 19. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan ve 1991'e kadar kesintiye uğramaksızın devam eden Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinde, dönüm noktalarından biri olarak tarihe geçti. Azerbaycan Türkleri için 1918'de yaşanan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti deneyimi, devletçilik fikri için yeni bir şiar oluşturdu. Meclise, orduya, polise ve bir çok devlet kurumuna sahip olan Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği'nin baskısından kurtulup; bağımsızlığını kazanan Azerbaycan içinde kılavuz olma görevi görmüştür. 18 Ekim 1991’de Azerbaycan Parlamentosu tarafından kabul edilen anayasa kanunu, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin 28 Mayıs 1918’de kurulan cumhuriyetin devamı olduğunu vurguluyor. MEHMET EMİN RESULZADE'NİN HAYATI 31 Ocak 1884 tarihinde Bakü'nün Novhanı köyünde dünyaya gelen Resulzade, genç yaşlarından itibaren milletinin özgürlüğü yolunda çeşitli çalışmalarda bulundu. Gerçekleştirdiği teşkilatçılık faaliyetleri ve çeşitli dergilerde yer alan yazıları Çarlık Rusyası’nın dikkatini çekince 1909 yılında İran’a gitmek zorunda kaldı. İran’da bulunduğu yıllarda gazetecilik faaliyetlerinde bulunan Mehmet Emin Resulzade, İran demokratik hareketi ve basın tarihinde özel bir konuma sahip olan “Irani-Nov" gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1910 yılı Eylül ayında Avrupa'da eğitim görmüş bir grup İranlı aydınla birlikte İran Demokrat Partisinin kuruluşunda yer alan Resulzade, İran’da meşrutiyet rejiminin feshedilmesi sonrasında Haziran 1911’de Çarlık Rusyası’nın İran'daki elçiliğinin baskısıyla ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Astara Lenkeran yolu üzerinden gizlice Bakü’ye giden Mehmet Emin Resulzade, sonrasında İstanbul’a geçti. Türkiye’de özellikle Türk Ocakları ve teşkilâtın yayın organı olan Türk Yurdu dergisi çatısı altında çalışmalar yürüttü. 1913’te Romanov Hanedanı'nın 300. yıl dönümü münasebetiyle ilan edilen genel affın ardından Bakü'ye dönen Resulzade, burada -kuruluşunda Türkiye’den yazdığı mektuplarda dile getirdiği fikirleriyle katkı sunduğu- Müsavat Partisinin faaliyetlerini güçlendirdi. 17 Haziran 1917 tarihinde Müsavat ve Türk Ademi Merkeziyet partilerinin birleşmesi sonrasında partinin liderliğini üstlenen Resulzade, önemli siyasi çalışmalar ve başarılar elde etti. Tarihler 28 Mayıs 1918’i gösterdiğinde ise Resulzade başkanlığındaki Azerbaycan Milli Şurası, kabul ettiği 6 maddelik İstiklal Beyannamesi ile Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilân etti. Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasında 4 Haziran 1918'de imzalanan dostluk ve işbirliği anlaşmasını Azerbaycan adına Dışişleri Bakanı Memmedhasan Hacınski ile birlikte imzalayan Resulzade, yeni kurulan devletin tanıtılması için 18 Haziran 1918'de İstanbul'da düzenlenen konferansa heyet başkanı olarak katıldı. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas-İslâm Ordusu birlikleri ve birliklere dahil olan Azerbaycanlı gönüllülerden oluşan ordunun Bakü’yü kurtarması sonrasında Azerbaycan hükûmeti Gence'den Bakü'ye taşındı. 7 Aralık 1918’de ise devletin ilk parlamentosu toplandı. Mehmet Emin Resulzade, başta Azerbaycan olmak üzere bütün Türk dünyasında bir mottoya dönüşen o meşhur sözlerini burada yaptığı konuşmasında dile getirdi: Bir kere yükselen bayrak, bir daha yere inmez! 11. Kızıl Ordu birliklerinin 27 Nisan 1920’de Azerbaycan sınırını geçerek Bakü’yü işgal etmesi sonrasında 17 Ağustos 1920’de Göyçay ilçesinin Garamaryam köyünde Bolşevikler tarafından tutuklandı ve önce Bakü’ye ardından Stalin’in emriyle Moskova'ya götürüldü. Gözetim altında yaşadığı Moskova’da Stalin’in birlikte çalışma teklifini reddeden Resulzade, ülkeden ayrılarak ilk olarak Finlandiya’ya gitti. Kısa bir süre Helsinki’de yaşadıktan sonra burada pasaport ve vize işlemlerinin tamamlanmasıyla önce Fransa’ya oradan Berlin’e ve son olarak Türkiye’ye geldi. 1947 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Türk vatandaşlığı alan Resulzade, kurmuş olduğu Azerbaycan Kültür Derneği ve yapmış olduğu yayınlarla Azerbaycan’daki Sovyet işgalini anlatmaya, duyurmaya, bölgedeki durumu aktarmaya devam etti. Ömrünün sonuna kadar kalbi Azerbaycan için atan, ülkesinin bağımsızlığı için çalışan Mehmet Emin Resulzade, 6 Mart 1955'te Ankara’da vefat etti.

Türk milletinin direniş ocağı 113 yaşında! Haber

Türk milletinin direniş ocağı 113 yaşında!

Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın. Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı.  Gazi Mustafa Kemal Atatürk "TÜRKLERİN MİLLİ TERBİYE VE İLMİ, İCTİMAİ VE İKTİSADİ SEVİYELERİNİN TERAKKİSİNE ÇALIŞMAK..." Türkiye'nin en köklü sivil toplum kuruluşu ve asırlık çınarı Türk Ocakları, 25 Mart 1912'de kuruldu. Türk Ocakları, kuruluşunun üzerinden geçen yıllar boyunca Türkiye'nin sosyal ve siyasi hayatında önemli roller oynadı. Osmanlı İmparatorluğu’nun son devrinde, Türk aydını, kültürel mirasını korumak için bir an önce adım atması gerektiğini fark etti. Kuruluşuna ilişkin çalışmaları 1911 yılında başlayıp gelişen Ocak, 1912 yılında Türk tarihi, kültürü ve dili ile ilgilenen Türk aydınları tarafından İstanbul’da neşet etti. 1912'de yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesi'ne göre, Ocağın amacı, "Akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i'lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak" idi. Dernek, amacını gerçekleştirmek için Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacaktı. Türk Ocağının amacına ulaşmaya çalışırken, "sırf milli ve içtimai bir vaziyette" kalacağı belirtilmekte, "Asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır" denilmekteydi. Bu da Türk Ocaklarının temel gayesi ve faaliyet alanı bakımından eğitim-öğretim ve kültür alanlarının odak noktası olarak tespit edildiğini gösteriyordu. Türk Ocağının kurucuları, Türk evlerinde geleneksel toplanma yerini temsil eden "ocak" fikrinden ilham aldı. Aydınlar, Türk kültürü ve mirasına dayalı bir eğitim kurumu oluşturarak, Türk halkında, milli kimlik ve gurur duygusunun gelişmesine yardımcı olabileceklerine inandılar. Askeri Tıbbiye Mektebinde nüvesini oluşturan Türk Ocağı’nın kuruluşunda, yönetim kadrosunda dönemin ünlü Türkçüleri; Mehmed Emin Yurdakul, Yusuf Akçura, Ahmed Ağaoğlu gibi simalar boy gösterdi. Balkan Harbi ve I. Dünya Savaşı yıllarında Ömer Seyfeddin, Ziya Gökalp, Ali Cânib gibi isimler bugüne kadar benimsenen Osmanlıcılık fikrine karşı çıkarak Türk Ocaklarının, Türkçülük fikrini geliştirmek için büyük önemi olduğunu vurguladılar. Ahmet Ferit Tek, Türk Ocağının kurucularından ve derneğin resmî kuruluşundan sonraki ilk genel başkanıydı. Sonrasında görevi, Türk milli mücadelesinin sembol ismi, "Milli hatip" Hamdullah Suphi Tanrıöver'e bıraktı. Hamdullah Suphi, II. Meşrutiyet’in ardından kurulan Türk Derneği, Türk Yurdu Cemiyeti, Türk Ocağı ve Türk Bilgi Derneği gibi kuruluşların faaliyetlerine katıldı; uzun süre Türk Ocaklarının başkanlığını yaptı. Türk Ocağı, dönemin Türkçü aydınlarının desteğiyle kısa sürede Türk kültürünün tanıtılması ve yaşatılmasında öncü bir kurum haline geldi. Türkçüler, bu dönemde kadın haklarını savunurken kendilerine özgü görüşleriyle öne çıktı. 1912'den başlayarak Türk Ocağında ilk kez kadınlar ve erkekler birlikte toplanmaya başladı. Bu toplantılar sonucunda Türk Ocağı, Türk Yurdu Cemiyeti ile birleşmesi sonucunda güç bakımından ivme kazandı. 1918 yılına gelindiğinde memlekette tam otuz beş Türk Ocağı şubesi açılmıştı. (Temelleri 1927 yılında atılan Ankara'daki Türk Ocakları Merkez Binası) MİLLİ MÜCADELE VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURULUŞUNDA ÖNEMLİ GÖREVLER ALDI  Türk Ocakları, Millî Mücadele dönemine gelindiğinde büyük bir misyon üslendi. Mustafa Kemal Paşa’nın yanında oldu ve Cumhuriyet’i Türkçülük fikrinin somut bir yansıması olarak kabul etti. Öyle ki; Milli Mücadele'nin en çetin dönemlerinde Türk Ocakları, en önde mücadele etmiş ve Türk milletinin direniş ocağı haline gelmişti. Mustafa Kemal Paşa ve diğer Türk aydınları da Türk Ocaklarını, Cumhuriyet’in sosyal ve kültürel değerlerini anlatmak için bir güç olarak görmüşlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan sonra 1927’ye gelindiğinde Türk Ocakları 257 adet şubeye sahip olmuştur. 1930 yılında bugünkü Türk Tarih Kurumunun temeli olan “Türk Ocağı Türk Tarihi Tetkik Heyeti” de Türk Ocakları bünyesinde açılmıştır. Cumhuriyetin dayandığı ilke ve inkılapları halka anlatmada büyük bir rol üstlenen Türk Ocakları, millî birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli görevlerde bulunmuş ve yakın tarihimize damgasını vuran Türkiye’nin en uzun ömürlü sivil toplum kuruluşu unvanını almıştır. Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz; geçmişten bugüne köklü tarihi, geleneği ve kültürüyle faaliyet yürüten Türk Ocaklarının kuruluş felsefesini, Türk kimliğini ilmi ve ictimai sahada ilerletmek amacıyla yapılan çalışmaları ve günümüzdeki pek çok alanda yürütülen projeleri Kırım Haber Ajansına anlatmıştı. Kırım Haber Ajansı Başeditörü Ömer Cihad Kaya’nın yaptığı özel röportajda Prof. Dr. Mehmet Öz, Türk Ocaklarının işgal yıllarında direnişin merkezlerinden birisi olduğunun altını çizmişti. TÜRK YURDU VE TÜRK OCAKLARI Türk Ocağının yayın hayatı da kuvvetli bir şekilde ilerliyordu. Türk Yurdu Dergisi, devrin birçok ilim ve fikir adamını Türk Ocağı bünyesinde toplamıştı. Türk Yurdu Dergisi, Türk aydınının fikirlerini konuşturduğu; Türklük bilincini geliştirdiği bir merkez haline geldi. Türk Yurdu’na Azerbaycan’dan, Kırım’dan, Türkistan’dan birçok yazı yollanmış, bu dönemde Anadolu Türkleri ile Türkistan arasında güçlü ilişkiler inşa edilmiştir. Türk Yurdu’ndan Türk tarihinin ne çetinliklerden geçtiği anlatılırken, Türk dilinin de ulaşması gereken sadelik hakkında birçok yazı kaleme alındı. Azerbaycan Türklerini, Rus mezalimine karşı mücadele etmeye çağıran Azerbaycan Türklerinin ünlü yazarı Emin Abid, “Batı, Türk'ün güzel yüzünün zafer gülümsemesini hissetmesini istemiyor. Batı, Türk kalbinin, Türk dünyasının maneviyat güneşi ile aydınlanmasını istemiyor” cümlelerini kullanarak Türk Ocaklarının önemini vurgulamıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türklüğün bu yıkılmaz kalesi hakkında tarihe şu veciz ifadeleri düşmüştü: “Türk Ocağı, Türk’ün has ocağı, varlık ve birlik ocağı, yüksek alevlerle tütsün, muhitine nurlar saçsın; yaşasın ve yaşatsın. Türk Ocağı, Türklük güneşinin ocağıdır. Asırlarca bunu söndürmek için çalıştılar. Bu ocak hepimizi aydınlattı.” "BİR ASIRDIR TÜRKLÜĞÜN FAİDESİNE ÇALIŞAN TÜRK OCAKLARI..." Türk Ocakları Genel Merkezi, kuruluşun 113. yıl dönümünde yayımladığı açıklamada, "Bir asırdır Türklüğün faidesine çalışan Türk Ocakları 113 yaşında. Kutlu olsun" ifadelerini kullandı. Asırlık Çınar Türk Ocakları 1️⃣1️⃣3️⃣ Yaşında❗️????????#türkocakları113yaşında pic.twitter.com/vAgjVxxK3x — Türk Ocakları ???????? (@turkocaklari) March 24, 2025

75 yıldır duyulmayan haykırış: İşgal altındaki Doğu Türkistan Haber

75 yıldır duyulmayan haykırış: İşgal altındaki Doğu Türkistan

Doğu Türkistan, tarih boyunca Türk boylarının kültürel ve siyasî merkezlerinden biri olarak bilinen, Türklerin anayurdu olarak kabul edilen bir bölge. İpek Yolu'nun en stratejik noktalarından birinde yer alan bu bölge, tarih boyunca farklı güçlerin ilgisini çekmişti. Ancak, ne kültürel zenginliği ne de tarihsel derinliği Doğu Türkistan'ı Çin’in emperyal hedeflerinden koruyabildi. 75 yıldır duyulmayan haykırış: İşgal altındaki Doğu Türkistan Binlerce yıllık Türk yurdu Doğu Türkistan, 1949 yılından bu yana Çin’in acımasız işgal ve soykırım politikalarına maruz kalıyor. Uygur Türkleri, kültürel miraslarını ve inançlarını savunmak için direnirken Çin… pic.twitter.com/pLcjBS7uzf — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) October 1, 2024 BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ VE KISA SÜRELİ CUMHURİYETLER Doğu Türkistan, 20. yüzyılın başlarında bağımsızlık mücadelesi vererek iki kez cumhuriyet ilan etti. 1933 yılında Uygur Türkleri, Kaşgar merkezli bağımsız bir devlet kurdular: Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti. Ancak, Çin Milliyetçi hükûmeti (Kuomintang) ve Sovyetler Birliği’nin iş birliği ile bu bağımsızlık hareketi kısa sürede bastırıldı. İkinci Doğu Türkistan Cumhuriyeti ise 1944 yılında Gulca'da ilan edildi. Bu kez de Çin Komünist Partisi’nin Sovyetler Birliği ile kurduğu stratejik iş birliği sonucunda cumhuriyetin ömrü uzun olmadı. 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile Doğu Türkistan karanlık bir döneme girdi. 1949’DAN GÜNÜMÜZE ÇİN ZULMÜ 1949 yılında Mao Zedong'un Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmesinin ardından Doğu Türkistan, Çin ordusunun işgali altına girdi. Uygur liderlerinin bir kısmı gizemli bir uçak kazasında hayatını kaybederken, diğerleri sürgün edildi veya idam edildi. O günden bu yana Doğu Türkistan, Çin’in sistematik asimilasyon ve soykırım politikalarına maruz kalıyor. SİSTEMATİK SOYKIRIM VE İNSAN HAKLARI İHLALLERİ Çin, Doğu Türkistan’da demografik yapıyı değiştirmek amacıyla milyonlarca Çinliyi bölgeye yerleştirirken, Uygur nüfusunu zorla azaltmak için çeşitli yöntemler kullanıyor. Türk kadınlar zorla kısırlaştırılıyor, çocuklar ailelerinden koparılarak Çin’in propaganda okullarında asimile ediliyor. Bölgede İslam inancı aşırılık olarak görülüyor, camiler yıkılıyor ve ibadet yasaklanıyor. ÇİN’İN PROPAGANDA VE LOBİCİLİK FAALİYETLERİ Çin, uluslararası kamuoyunda uyguladığı bu zulmü gizlemek için kapsamlı bir propaganda ve lobicilik faaliyeti yürütüyor. Türkiye de dahil olmak üzere bazı ülkelerde medya kuruluşları ve siyasetçiler, Çin’in baskı politikalarını görmezden geliyor veya bu zulmü haklı göstermeye çalışıyor. ### Doğu Türkistan Soykırımına Sessiz Kalmayın Doğu Türkistan'daki zulüm ve insan hakları ihlallerine karşı dünya sessiz kalmamalı. Tarihin en eski Türk yurtlarından biri olan Doğu Türkistan, Çin’in işgalci ve baskıcı politikalarına rağmen bağımsızlık mücadelesini sürdürüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.