SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hülya Başarangil Demir: Kırım Tatarları için Kırım, kederin değil kaderin merkezi olmalıdır Haber

Hülya Başarangil Demir: Kırım Tatarları için Kırım, kederin değil kaderin merkezi olmalıdır

2025 Emine Işınsu Roman Ödülü’nü 269 eser arasından kazanan “Bilinmeze Doğru” romanının yazarı Hülya Başarangil Demir, Ankara’da gerçekleştirilecek “Göçün Coğrafyası Hafızanın Romanı” başlıklı etkinlikte okurlarıyla buluştu. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (HBVÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü ve Coğrafya Topluluğu iş birliğiyle düzenlenen programda Demir, Kırım coğrafyasında yaşanan göç ve sürgün süreçlerinin edebiyata yansımalarını anlattı. 21 Nisan 2026 tarihinde tertip edilen etkinliğe Başarangil Demir’in yanı sıra Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) Çankaya ve Keçiören Şube Başkanları ile Tarih Bölümü öğretim görevlileri Prof. Dr. Konuralp Ercilasun ve Doç. Dr. B. Tümen Somuncuoğlu da katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programın açılış konuşması, HBVÜ Coğrafya Bölüm Başkanı Prof.Dr. Adnan Alkan tarafından yapıldı ve HBVÜ Coğrafya Topluluğu Başkanı Süleyman Çokan tarafından Kırım ve Kırım'ın tarihi hakkında bilgi verildi. “1944 KIRIM TATAR SOYKIRIMI’NIN ANLATILMASI LAZIMDI » “Bilinmeze Doğru” romanını yazma sürecinin “Kırım neresidir?” sorusunu cevaplamak üzere yola çıkmasıyla başladığını dile getiren Başarangil Demir, “Hani halk arasında meşhur bir söz vardır; “Kıbrıs’ta askerlik yapıp haritada Kıbrıs’ın yerini bilmeyen insanlar var” diye. Konuyu şuna bağlamak istiyorum. Bu durumun temelinde, tarihi coğrafyadan bağımsız düşünme alışkanlığımız yatıyor. İsimleri biliyor, olayları okuyoruz; ancak mekânın ruhunu ve konumunu, yani coğrafyayı maalesef pas geçiyoruz.” ifadelerini kullandı. Evlendikten sonra değişik illerde yaşayıp farklı kültürlerde insanlarla tanıştığını belirten Başarangil Demir, “’Nerelisin?’ sorusuna ‘Kırım Tatarıyım, Kırım Türküyüm’ cevabını verdiğimde insanların Kırım’ı harita üzerinde anlamlandıramadıklarını gördüm. Kırım’ın yerini anlatmaya çalıştığımda ise Rus olup olmadığımı soranlar dâhi oldu. Şunu da belirtmek isterim. Bu kişiler arasında eğitim düzeyi iyi seviyede olan kişiler de vardı. Kırım’ın yeterince duyulmamış olmasına üzüldüm. Anlatma gereği hissettim. İsmail Bey Gaspıralı’nın, Numan Çelebicihan’ın anlatılması ve en önemlisi 1944 Kırım Tatar Soykırımı'nın anlatılması lazımdı.” şeklinde konuştu. ROMANDA MİLLÎ MÜCADELEYE VE CUMHURİYETİN KURULUŞ YILLARINA DA YER VERİLDİ İsmail Bey Gaspıralı’nın “Milletine hizmet etmek istiyorsan bildiğin işten başla.” sözüne atıf yapan Kırım Tatar yazar; düşüncelerin de sanat ve edebiyatla zihinde daha kalıcı hâle getirilebileceğini kaydederek bu doğrultuda romanını kaleme almaya ve tarihsel gerçeklikler ışığında hikâyeler kurgulamaya başladığını belirtti. Romanında Kırım’dan Türkiye’ye göç eden bir ailenin hikâyesini anlatan Başarangil Demir, asıl hedefini Kırım’ı bilenlere değil, bilmeyenlere anlatmak olduğunu, bu sebeple de hikâyenin büyük bölümünün Türkiye’de geçtiğini ve aynı zamanda Millî Mücadele ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına değindiğini dile getirdi. Öte yandan göçmen bir ailede yetişmesinin yazmaya yönelmekte çok büyük etkisi olduğunu dile getiren Başarangil Demir, şu ifadelere yer verdi: Böyle bir ortamda büyüyünce insan hem tarihe hem insana karşı ister istemez daha duyarlı oluyor. Bugün aynı mahallede başka bir sokağa taşındığımızda bile bir uyum süreci yaşarken düşünün ki aile büyüklerim Osmanlı İmparatorluğu’nun eski topraklarından kopup ‘Ak Topraklar’ olarak adlandırdığımız Türkiye’ye gelmişler. Aynı soydan, aynı dinden olsalar bile bazı kesimler tarafından hemen kabul görmemişler. Kendilerine ‘Moskof’ denilmiş, dedem anlatırdı. Türk soylu birine böyle bir sözün söylenmesinin nasıl derin bir kırgınlık ve üzüntü yarattığını düşünmek bile bu sürecin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Göç edip yeni bir yere uyum sağlamak gerçekten kolay değil çünkü yalnızca fiziksel olarak bir yer değiştirmiyorsunuz. Geride bırakılan topraklar, anılar ve kolektif hafıza insanın içinde yaşamaya devam ediyor. “ANADOLU, SOYDAŞLARIMIZ İÇİN HER ZAMAN İKİNCİ BİR VATANDIR” Romanında anlattığı hikâyelerin sınırları aşıyor gibi gözükmesine karşın bu hikâyeleri bir “iç göç” olarak değerlendirdiğini belirten Başarangil Demir, Osmanlı Devleti’nin eski topraklarından ya da Türklerin yaşadığı bir vatandan diğerine gerçekleşen bir göç hareketini “dış göç” olarak adlandırmaya karşı olduğunu dile getirdi. “Bugün bile çeşitli baskılar ve çatışmalar nedeniyle soydaşlarımızın Türkiye’ye göç ettiğini görüyoruz. Hukuki olarak kendilerine sığınmacı statüsü tanımlanıyor ancak ben bu tanımın tarihsel ve kültürel bağlamı tam olarak yansıtmadığını düşünüyorum çünkü tarih boyunca Anadolu toprakları, ‘Ak Topraklar’ olarak adlandırılmıştır. Anadolu, bu coğrafya dışında yaşayan soydaşlarımız için her zaman ikinci bir vatandır.” şeklinde konuşan Başarangil Demir, bununla birlikte romanında birebir yaşanmış bir hikâyeyi anlatmadığını belirtti. Romanının büyük kısmının kurgu olduğunu ifade eden Başarangil Demir, buna karşın atalarından dinlediği bazı hikâyelerin belirli bölümlere birebir olmasa da yerleştirdiğini dile getirdi. Dönemin isimlerine uygun olması açısından Türkiye’ye göç eden yakınlarının isimlerini de kullandığını kaydeden Başarangil Demir, roman kahramanlarının bu isimlerle gerçek hayatta doğrudan bir bağlantısının olmadığını da belirtti. “DEDEM İÇİN DOĞDUĞU TOPRAKLARI BİR DAHA GÖRMEK NASİP OLMADI” Aile bireyleri Kırım, Romanya, Bulgaristan ve Batı Trakya’dan göç etmiş olan Başarangil Demir; romanını yazarken aile tarihinden yararlandığını, onlar hakkındaki bilgileri devlet arşivlerinde araştırdığını, romanını yazarken bu bilgileri kullandığını ve dönemin olayları ile ilgili araştırmalar ve okumalar da yaptığını kaydetti. Öte yandan “Dedem, büyük sayılmayacak yaşlarda Romanya’dan Türkiye’ye göç etmesine rağmen anlattığı hikayelerde ‘Bizim oralar, bizim köy.’ diye özlem duyardı. Dedem için doğduğu toprakları bir daha görmek nasip olmadı. 2022 yılında Romanya’ya seyahatim sırasında Köstence’yi ziyaret ettim. Merkezde Kral Camii’nin minaresine çıkmam için eşim ısrarcı oldu. Çocuğum o sıra 9 aylıktı. Bu yüzden çıkmaya çekindim diyebilirim. Minareden, Köstence’nin eski yerleşimi ve limanı tamamen görünüyordu. Dedemin, Köstence Limanı’ndan bindikleri gemi ile ilgili anlattığı hikayeler aklıma geldi ve insanların göç etmek için gemiye bindikleri gözümün önünde canlandı. Gözyaşlarıma hâkim olamadım. Çok duygulandım. Romanımda göç kavramını anlatmamda bu olay etkili oldu.” değerlendirmesini yapan Başarangil Demir, atalarının yaşadığı ve geldiği toprakların Kırım hariç hepsini ziyaret etme fırsatı bulduğunu dile getirdi. İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” sözüne atıf yapan ve bununla birlikte bir coğrafyanın kader olabilmesi için o coğrafyada fiilen yaşanması gerektiğini ifade eden Başarangil Demir, “Bu bağlamda Kırım Tatarları için Kırım, kederin değil kaderin merkezi olmalıdır.” dedi. YAZAR, KIRIM’IN TÜM TÜRK DÜNYASININ MESELESİ OLMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADI Başarangil Demir, ayrıca 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgün ve Soykırımı’nın Kırım’ın Türklerden arındırılması politikası olduğunu vurguladı. “Literatürde sürgün olarak geçen 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Soykırımı'nı, her fırsatta soykırım olarak defalarca dile getirdim ve getireceğim çünkü tüm dünyanın yaşanan acıyı ve gerçekliği soykırım olarak kabul etmesi gerekiyor. Tüm dünya tanıyıncaya kadar da mücadeleye devam edeceğim.” şeklinde konuşarak Kırım’ın yalnızca Kırım Tatarlarının değil, bütün Türk dünyasının meselesi olması gerektiğine dikkat çekti. Kırım Tatar yazar, son olarak şu ifadelere yer verdi: Bu romanı yazarken Mustafa Kemal Atatürk’ün bana ışık olup yolumu aydınlatan ve ilham olan şu sözünü sizinle paylaşmak istiyorum. ‘Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’ Onun bu sözü; bizim için yalnızca bir hatırlatma değil, bir sorumluluktur. Programın sonunda Başarangil Demir’e Doç. Dr. Hülya Yiğit Özüdoğru tarafından plaket takdim edildi. Toplu fotoğraf çekiminin ardından program sona erdi.

Hülya Başarangil Demir: Şefika Gaspıralı’nın Türk kadınına olan inancını yüreğimde taşıyorum Haber

Hülya Başarangil Demir: Şefika Gaspıralı’nın Türk kadınına olan inancını yüreğimde taşıyorum

Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği (TEMAD) koordinesinde TEMAD Çankaya ve Keçiören Şube Başkanlıkları tarafından düzenlenen "Kadının Toplumdaki Yeri" konulu seminer, 7 Mart 2026 tarihinde Keçiören Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi'nde tertip edildi. Keçiören Belediye Başkanı Başdanışmanı ve İlahiyatçı Yazar Ayşe Sucu’nun da konuşmacı olarak yer aldığı seminerde Hülya Başarangil Demir, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle asker eşlerinin yaşadığı zorluklara ve yaptıkları fedakârlıklara dikkat çekmenin yanı sıra Türk kadın hareketinin öncüsü Şefika Gaspıralı’dan da bahsetti. Konuşmasına TEMAD Başkanı Cahit Koca’ya ve TEMAD Keçiören Şube Başkanı Emine Keskin Aras’a teşekkürlerini ileterek başlayan Başarangil Demir, “Bugün sadece bir takvim yaprağını değil; varlığıyla dünyayı güzelleştiren, emeğiyle hayatı ilmek ilmek dokuyan kadının gücünü selamlıyoruz.” ifadelerini kullanarak katılımcıların Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. “BİR ASKER EŞİ, HER BİR RÜTBENİN ARKASINDAKİ GÜÇTÜR” Aynı zamanda bir astsubay eşi olan Başarangil Demir, kadın olmanın çoğu zaman görünmeyen bir yükü omuzlamak olduğunu ve kadınların, kadın ve anne olmanın yanında eşlerinin de sorumluluğunu taşıdığını belirterek “Bir asker eşi olmak bazen bir anne, bazen bir baba, bazen de evin tüm yükünü sırtlayan koca bir ordu demektir. Eşlerimiz görevdeyken bizler de onların yanında, sessiz ama güçlü bir destek olarak duruyoruz. Bir asker eşi, eşinin üniformasındaki o her bir düğmenin, her bir rütbenin arkasındaki görünmez güçtür.” şeklinde konuştu. Asker eşlerinin yalnızca eş olmadığını vurgulayan ve onları “sabrın metanetin ve sadakatin yaşayan örnekleri” olarak tanımlayan Başarangil Demir, “Çocuklarımızın gözündeki özlemi dindiren şefkat de biziz, eşimiz görevdeyken evin çatısını ayakta tutan irade de.” dedi. Bununla beraber asker eşlerinin hayatında planların her zaman "görev" kelimesiyle parantez içine alındığını, dostlukların tayinlerle bölündüğünü ve gidilen her yeni şehirde yuvaların yeniden kurulduğunu belirten Başarangil Demir, “Tüm bu zorlukların içinde bizi ayakta tutan şey, o sarsılmaz kadın ruhumuz ve birbirimize olan bağlılığımızdır.” şeklinde konuştu. YAZAR, FEDAKÂRLIKLARIYLA YOL GÖSTEREN ŞEHİTLERİ SAYGI VE RAHMETLE ANDI Kırım Tatar yazar, asker eşlerinin söz konusu zorlukları yaşarken ve büyük fedakârlıklar gösterirken Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve Türk milletinin huzuru için emek sarf eden kadın askerlerin de olduğuna dikkat çekti. “Onlar, vatan sevgisini kalplerinde taşıyan, cesaretleriyle örnek olan, fedakârlıklarıyla yol gösteren kahramanlardır. Yeri geldiğinde de gözlerini kırpmadan canlarını feda etmişlerdir.” ifadelerini kullanan Başarangil Demir, “Şırnak’ta bomba imha uzmanı kadın astsubayımız Esma Çevik… Tunceli’de eşimin devre arkadaşı Astsubay Hamiyet Aksoy… Bu vatan için canını feda eden kahramanlarımızı saygı ve rahmetle anıyorum.” dedi. “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ŞİARINI KADIN HAREKETİNE TAŞIYAN ŞEFİKA GASPIRALI Başarangil Demir, program kapsamında yaptığı konuşmada Şefika Gaspıralı’dan da bahsederek Şefika Gaspıralı’yı, Kırım Tatar aydını, düşünür, yazar ve Tercüman gazetesinin kurucusu olan babası İsmail Bey Gaspıralı’nın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarını kadın hareketine taşıyan asıl güç olarak değerlendirdi. Yazar, Şefika Gaspıralı’nın başeditörlüğünü üstlendiği, yayın hayatına 1906 yılında başlayan ve Türk-İslam dünyasının ilk kadın dergilerinden biri olan “Âlem-i Nisvân” aracılığıyla kadınların eğitimi, hakları ve sosyal hayattaki yeri üzerine devrim niteliğinde yazılar yazdığını hatırlattı. Kadının sadece evde değil, toplumun her alanında olması gerektiğini savunan ve Şefika Gaspıralı’nın sadece bir yazar olmadığını, aynı zamanda Türk ve Müslüman bir kadının siyasi temsil hakkını erkenden dünyaya ilan ettiğini belirten Başarangil Demir, Şefika Gaspıralı’nın Bolşevikler tarafından şehit edilen Numan Çelebicihan önderliğinde 1917 yılında kurulan Kırım Halk Cumhuriyeti’nin meclisinde yer alan beş kadın milletvekilinden biri olduğunu dile getirdi. “ONA GÖRE EĞİTİLMİŞ BİR KADIN SADECE BİR BİREY DEĞİL, İNŞA EDİLMİŞ BİR GELECEKTİ” Kırım’ın işgalinin ve yaşadığı sürgünlerin Şefika Gaspıralı’yı yıldırmadığını, kendisinin Kırım’dan Bakü’ye ve Bakü’den İstanbul’a kadar uzanan yaşam yolculuğunda her zaman kadın ve çocukların eğitimi için ömrünü adadığını vurgulayan Başarangil Demir, Şefika Gaspıralı’nın modernleşmenin sadece kıyafetle değil, zihniyetle ve eğitimle de olacağını bir asır öncesinden tüm dünyaya kanıtladığını dile getirerek şu ifadelere yer verdi: Ona göre eğitilmiş bir kadın sadece bir birey değil, inşa edilmiş bir gelecekti. Bizler de tayin olduğumuz her şehirde, kurduğumuz her yuvada aslında medeniyetin taşıyıcılarıyız. Çocuklarımıza vatan sevgisini, dürüstlüğü ve adaleti aşılayan ilk öğretmenleriz. Şefika Hanım’ın bir asır önce Kırım’dan yükselttiği o ses, bugün Türkiye’nin her köşesindeki dik duruşumuzda yankılanıyor. Şefika Gaspıralı’nın sönmeyen azmini ve Türk kadınına olan inancını yüreğimde taşıyorum.” Bununla birlikte asker eşlerinin yaşadığı zorluklar ve yaptığı fedakârlıkların yanı sıra hayalleri, yetenekleri ve kendi hikâyeleri olan güçlü kadınlar olduğunu da belirten Başarangil Demir, farklı coğrafyalarda yaşamanın ve farklı kültürlerde insanları tanımanın asker eşlerinin hayata bakış açısını değiştirdiğini ve onlara ilham kaynağı olduğunu dile getirdi. YAZAR, ROMANINDA 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜN VE SOYKIRIMINI ANLATTI 2025 Emine Işınsu Roman Ödülü’nü 269 eser arasından kazanan ve atalarından kalan içsel hafızadan yola çıkarak kurgulayıp kaleme aldığı “Bilinmeze Doğru” isimli romanından bahseden Başarangil Demir, “27 Kasım’da Ankara Üniversitesi Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesinde düzenlenen ödül törenimde Ayşe Sucu hocam ile beraberdik. Bugün de burada kendisi ile aynı programda konuşmak bana nasip oldu. Kendisini saygı ve sevgi ile selamlıyorum.” dedi. Öte yandan, “Romanımda, ay yıldızlı bayrağımızın bağımsızca dalgalanmasını sağlayan Millî Mücadele ile Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarını; Türk toprağı oluşundan asla vazgeçmediğim ve vazgeçemeyeceğim, Tarak Tamgalı Gök Bayrağın özgürce dalgalanmasını ümit ettiğim Kırım topraklarını, Kırım’dan Ak Topraklara göç eden bir ailenin hikâyesini ve 1944 Kırım Tatar Soykırımı’nı anlattım.” ifadelerini kullanan Başarangil Demir, karakterlerine yüklediği psikolojik olgular ve anlattığı olaylar üzerinden okuyuculara vatan sevgisini ve özlemini hissettirmeyi amaçladığını belirterek asker eşlerinin vatan sevgisinin anlamını sadece kitaplardan okuyarak değil, yalnız gecelerde, kapı ardında beklediği o sessiz nöbetlerden öğrenmiş kadınlar olduğunun altını çizdi. PROGRAMDA YAZAR EMİNE IŞINSU UNUTULMADI Ayrıca Emine Işınsu’nun Türk edebiyatına çok kıymetli eserler kazandıran değerli bir yazar olduğunu ifade eden Başarangil Demir, kendisini sadece bir yazar olarak tanımlamanın yetersiz kalacağını dile getirerek, “Kelimeleriyle vatan coğrafyasını ve kadının iç dünyasındaki fırtınaları sessiz bir asaletle kâğıda döken bir fikir insanıdır. Bize, bir kadının fikirlerinden ödün vermeden nasıl güçlü durabileceğini ve zarafetini nasıl koruyabileceğini öğretti. Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum.” şeklinde konuştu. Konuşmasını sonlandırırken Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.” sözüne atıf yapan Başarangil Demir, son olarak “Karanlık ne kadar yoğun olursa olsun, Türk kadınları olarak gökyüzündeki yıldızlar gibi parlamaya devam edeceğiz.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.