SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkoloji

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türkoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türklerin kadim sırrı aralanıyor: Hasan Bekiroğlu'ndan ezber bozan "Şamanizm" çalışması Haber

Türklerin kadim sırrı aralanıyor: Hasan Bekiroğlu'ndan ezber bozan "Şamanizm" çalışması

Türk kültürü, inanç tarihi ve kadim gelenekler üzerine dikkat çekici çalışmalarıyla tanınan Hasan Bekiroğlu, uzun yıllara yayılan araştırmalarının ürünü olan Türk Şamanizmi adlı eseriyle okuyucuların karşısına çıktı. Yaklaşık dört yılda tamamlanan ve 160’a yakın farklı kaynaktan yararlanılarak hazırlanan eser, Türk Şamanizmi’nin kökenlerini, ritüellerini, dualarını, sembollerini ve inanç sistemini akademik bir bakış açısıyla ele alırken, aynı zamanda halkın rahatlıkla anlayabileceği sade bir dille kaleme alınıyor. Kitapta özellikle Türk Şamanizmi’nde Türkçe dışında hiçbir kutsal ifade bulunmadığı; sihir sözlerinin, ibadetlerin, duaların ve dinî terimlerin tamamen Türkçe olduğu vurgulanırken, bu durumun Türklerin tarihî ve millî inanç yapısına dair önemli bir kanıt sunduğu ifade ediliyor. Yusuf Ziya Yörükhan ve Abdulkadir İnan gibi önemli isimlerin “Türklerin millî dini” olarak tanımladığı Türk Şamanizmi’ni kapsamlı biçimde inceleyen eser, yayımlandıktan kısa süre sonra büyük ilgi gördü. Eser, Sonçağ Akademi etiketiyle okurlara ulaşmasının ardından, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bilimsel eser niteliğinde değerlendirilerek Türkiye genelindeki halk kütüphanelerine kazandırıldı. Tarih, kültür, Türkoloji ve inanç sistemleri üzerine araştırma yapan okuyucular için önemli bir kaynak olarak gösterilen kitap, Türklerin kadim hafızasına ışık tutan dikkat çekici çalışmalardan biri olarak değerlendiriliyor.

Binlerce yıllık Türk hafızası yazıya geçirildi: Türk Dünyası Etnopedagojisi Haber

Binlerce yıllık Türk hafızası yazıya geçirildi: Türk Dünyası Etnopedagojisi

Şubat 2026’da yayımlanan “Türk Dünyası Etnopedagojisi” adlı eser, Türk dünyasının ortak eğitim mirasını bilimsel bir zeminde ele alan kapsamlı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatının (TÜRKSOY) ortak yayını olan kitap, Doç. Dr. İkram Çınar ve Doç. Dr. Minara Aliyeva Çınar editörlüğünde hazırlanarak literatüre kazandırıldı. Türkiye’de etnopedagoji alanında henüz sınırlı sayıda eser bulunurken, bu çalışma hem kapsamı hem de yöntemiyle alanın en önemli ve ender örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. ANADOLU’DAN ALTAYLARA EĞİTİM BİRİKİMİ Eserde, Türk dünyasının geniş coğrafyasına yayılmış toplulukların çocuk yetiştirme anlayışları, geleneksel eğitim pratikleri ve kültürel değer aktarım mekanizmaları bilimsel bir çerçevede inceleniyor. Anadolu’dan Altaylara, Hazar’dan Türkistan coğrafyasına uzanan geniş bir sahayı kapsayan kitap, yalnızca teorik bir inceleme sunmakla kalmıyor; aynı zamanda halkların yüzyıllar boyunca oluşturduğu eğitim birikimini kayıt altına alarak geleceğe taşıma amacı güdüyor. Bu yönüyle eser, kültürel hafızanın korunması açısından da önemli bir işlev üstleniyor. ORTAK TÜRK ALFABESİYLE YAYIMLANAN İLK KAPSAMLI ÇALIŞMA Kitabın en dikkat çekici özelliklerinden biri, on dört farklı Türk lehçesinde ve çift dilli olarak hazırlanmış olması. Metinler hem ilgili toplulukların kendi ana dillerinde hem de Türkiye Türkçesinde sunuluyor. Ayrıca eserin, Ortak Türk Alfabesiyle yayımlanan ilk kapsamlı çalışma olması, Türk dünyasında dil birliği yönündeki çabalar açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi bağımsız Türk devletlerinin yanı sıra Çuvaşlar, Başkurtlar, Kazan Tatarları, Karakalpaklar, Ahıska Türkleri, Dolganlar, Terekemeler, Kırım Tatarları ve Kırım Karayları gibi birçok topluluğun etnopedagojik birikimi ayrı bölümler hâlinde ele alınıyor. ETNOPEDAGOJİ: TOPLUMUN KENDİ EĞİTİM BİLİMİ Etnopedagoji, modern okul sistemlerinden çok daha önce var olan, toplumların çocuklarını aile ve çevre içinde nasıl yetiştirdiğini inceleyen bir eğitim bilimi olarak tanımlanıyor. Bu alan, 20. yüzyılda Çuvaş bilim insanı G. N. Volkov tarafından sistemleştirilmiş olsa da Türkiye’de yeni yeni tanınmaya başlayan bir disiplin olarak biliniyor. “Türk Dünyası Etnopedagojisi” kitabı, bu alandaki bilgi birikimini Türkiye’ye taşıması bakımından da ayrı bir önem taşıyor. Eser, karşılaştırmalı eğitim çalışmalarına veri sunmasının yanı sıra Türkoloji, dilbilim ve müfredat geliştirme gibi alanlara da katkı sağlıyor. KIRIM BÖLÜMÜ ÖNE ÇIKTI Kitapta Kırım coğrafyası özel bir yer tutuyor. Türk dünyasının tarih boyunca büyük acılar yaşamış bölgelerinden biri olan Kırım, hem Kırım Tatarları hem de Kırım Karayları üzerinden etnopedagojik açıdan detaylı biçimde inceleniyor. Kırım Tatarlarının çocuk yetiştirme anlayışı; aile yapısı, atasözleri, masallar ve törenler üzerinden ele alınırken, İsmail Bey Gaspıralı’nın eğitimde reform niteliğindeki çalışmaları ve usul-ü cedid okulları bu geleneğin önemli yapı taşları arasında gösteriliyor. Kırım Tatar kültüründe çocuk, “evin çiçeği” olarak kabul edilirken, geniş aile yapısı çocuğun eğitiminde temel kurum olarak öne çıkıyor. Kırım Karayları ise sayıca az olmalarına rağmen kendilerine özgü kültürel ve eğitimsel değerleriyle dikkat çekiyor. Karayların eğitim anlayışı, dini ve ahlaki temeller üzerine kurulu olup çocuklara küçük yaşlardan itibaren güçlü bir değerler sistemi kazandırmayı hedefliyor. Tanrı sevgisi, aile bağlılığı ve toplumsal sorumluluk gibi kavramlar bu sistemin merkezinde yer alıyor. Karay Türkçesi ve gelenekleriyle Türk dünyasının özgün bir parçası olan bu topluluk, kitapta ayrıntılı biçimde ele alınarak kayıt altına alınıyor. AKADEMİK SAHA VE KÜLTÜREL MİRAS İLGİLİLERİ İÇİN ÖNEMLİ BİR KAYNAK Eserin hazırlanma süreci de en az içeriği kadar dikkat çekici. Farklı ülkelerden akademisyenlerin katkılarıyla oluşturulan kitap, uzun yıllara yayılan bir çalışmanın ürünü. Metinlerin farklı dillerden çevrilmesi, ortak alfabe ile yeniden düzenlenmesi ve içeriklerin bilimsel bir bütünlük içinde sunulması önemli bir emek gerektiriyor. Editörler, bu sürecin hem akademik hem de kültürel açıdan büyük bir sorumluluk taşıdığını vurguluyor. “Türk Dünyası Etnopedagojisi”, yalnızca bir kitap olmanın ötesinde, Türk halklarının ortak değerlerini ve eğitim anlayışını ortaya koyan bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Küreselleşme sürecinde kültürel aşınmaya karşı bir bilinç oluşturmayı hedefleyen eser, Türk toplumlarının “ideal insan” modelini yeniden tanımlayarak gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor. Çalışkan, vatansever, adaletli ve değerlerine bağlı birey yetiştirme anlayışı, kitabın temel vurguları arasında yer alıyor. Bu yönüyle eser, Kırım’dan Sibirya’ya kadar uzanan geniş Türk dünyasında ortak bir eğitim perspektifi oluşturma çabasının somut bir örneği olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de etnopedagoji alanındaki nadir ve öncü çalışmalardan biri olan “Türk Dünyası Etnopedagojisi”, hem akademik çevreler hem de kültürel mirasa ilgi duyan okuyucular için önemli bir kaynak olarak öne çıkıyor.

Şilili Türkolog Sepulveda: Amerikalı yerli halklar ile Türkler arasında benzerlikler var Haber

Şilili Türkolog Sepulveda: Amerikalı yerli halklar ile Türkler arasında benzerlikler var

Şilili Türkolog Marcia Alejandra Castro Sepulveda, Türk kültürüne olan ilgisini, kendi kültürüyle Türk kültürü arasındaki ilginç benzerlikleri ve bu alanda yaptığı çalışmaları Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. Şili ile Arjantin’in yerli bir halkı olan Mapuche kökenli olduğunu ifade eden Castro Sepulveda, Türkiye’de bulunduğu sırada Türklerin kendi kültürlerine duydukları derin saygıdan etkilendiğini ve bunun kendisinin köklerini yeniden keşfetmeye sevk ettiğini belirtti. Erzurum Atatürk Üniversitesinde eğitim alırken Türkler ile Amerikalı yerliler arasında benzerlikler keşfettiğini söyleyen Castro Sepulveda, “Günlük yaşamımda en basit jestlerde bile bana çok tanıdık gelen şeyleri fark ettim, misafirperverlik, büyüklere saygı ve geleneklere duyulan sevgi gibi. Sanki dünyanın başka bir yerinde kendimin bir parçasını yeniden tanımış gibi hissettiğim canlı bir topluluk etiği ve kolektif hafıza ile karşılaştım.” diye konuştu. “AMERİKALI YERLİ HALKLAR İLE TÜRKLER ARASINDA BENZERLİKLER VAR” Kendi kültürü ile Türk kültürü arasında yapısal benzerliklerin olduğunu söyleyen Castro Sepulveda, “Süreç içerisinde kendi kültürüm ile Türk dünyası halkları arasında, özellikle toplumsal örgütlenme biçimleri ve dünya görüşleri açısından yapısal benzerlikler fark etmeye başladım. Bu keşif merakımı uyandırdı ve beni Türk dillerini incelemeye yöneltti. Türkiye bu anlamda benim için akademik bir giriş kapısı oldu, fakat zamanla ilgim tüm Türk dünyasına doğru genişledi.” ifadelerini kullandı. Castro Sepulveda, 2018 yılında Türkistan’ı trenle gezdiğini bu seyahatlerinde gördüğü Türklerin gelenekleri, kıyafetleri, dansları ve mutfak kültürünün kendisini derinden etkilediğini aktardı. Türk dünyasını yakından tanıma fırsatı bulmasının ardından Amerikan yerlileri ile Türkler arasındaki benzerliklere dair düşüncelerinin daha karmaşık hâle geldiğini ifade eden Castro Sepúlveda, “Artık yüzeysel benzerliklerden değil, karşılaştırılabilir kültürel yapılardan söz ediyorum. Toprağın bir özne olarak görülmesi, sözlü geleneğin bilginin aktarımındaki rolü ve hayvanların sembolik aracılar olarak önemi. Ayrıca, Güney Amerika’daki yerli dillerle, örneğin Quechua ile özellikle morfoloji ve bazı kelime hazinesi açısından belirli dilsel yakınlıklar olduğunu gördüm.” dedi. "HAYVANLAR, HAFIZANIN VE MANEVİYATIN CANLI BİR PARÇASIDIR" Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde, ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov üzerine doktora çalışması yaptığını belirten Castro Sepulveda, Aytmatov’un Türk dünyasının en büyük yazarlarından birisi olarak kabul edildiğini ve eserlerinde Kırgızistan’ın geleneklerine ve onuruna derinlemesine nüfuz edebilmeyi sağlayan zengin bir edebî evren oluşturmayı başaran bir yazar olduğunu kaydetti. Hayvan adları üzerine etimolojik çalışmalar da yapan Castro Sepulveda, “Dünyadaki birçok yerli halkta hayvanlar, hafızanın ve maneviyatın canlı bir parçasıdır. Örneğin; at, geyik ya da ayı gibi bazı hayvanların farklı dillerde benzer adlara sahip olması değil, aynı zamanda benzer sembolik roller üstlenmesi özellikle dikkatimi çekiyor. Bu durum coğrafi olarak uzak olsalar da dünyayı algılama ve anlama biçimlerine işaret ediyor.” şeklinde konuştu. “KIRIM TATARLARI BÜYÜK ACILARA RAĞMEN KİMLİKLERİNİ CANLI TUTABİLDİLER” Kırım Tatarlarının sürgün edilmeleri karşısında direniş ve hafızayla şekillenmiş bir tarihe sahip olduklarının altını çizen Castro Sepúlveda, “Kırım Tatarları büyük acılar yaşamalarına rağmen kimliklerini canlı tutmayı başarmışlardır. Kültürlerini, dil ve gelenekler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarmaları bana çok değerli geliyor. Bu hem bir güç örneği hem de kendi tarihleriyle bağlarını korumanın önemini gösteriyor.” diye konuştu. Amerika’daki yerli halklar üzerine yapılan çalışmalar ile Türkoloji arasında akademik etkileşimlerin güçlendirilmesinin son derece zenginleştirici olacağına inandığını ifade eden Castro Sepulveda, “Yaklaşık bir ay önce Buenos Aires’te Latin Amerika’daki ilk Türkoloji konferansının düzenlenmesi, bu bölgeyi Türk dünyasıyla buluşturma ve bu alana olan ilgiyi artırma açısından önemli bir adımdı. Aynı doğrultuda, Amerika’daki yerli halkların bilgi birikimini de Türk dünyasında görünür kılmak büyük önem taşıyor. Bu tür köprüler, yeni ve ortak bakış açıları geliştirmemize yardımcı olur.” dedi.

Türk Akademisi Başkanı Mustafayev: Kırım Tatarları Türkoloji Kurultayı’nda öncü rol oynadı Haber

Türk Akademisi Başkanı Mustafayev: Kırım Tatarları Türkoloji Kurultayı’nda öncü rol oynadı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde ve “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek” ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu sona erdi. "Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kurultayından Türk Entegrasyonuna" konulu panelde konuşan Türk Akademisi Başkanı Şahin Mustafayev, panel sonrasında Kırım Haber Ajansının (QHA) sorularını yanıtladı. Mustafayev, Bakü Türkoloji Kurultayı’nın düzenlenmesinde Kırım Tatarlarının önemli rol üstlendiğini belirtti. Mustafayev, özellikle Kırım Tatar Türkolog Bekir Sıtkı Çobanzade’nin kurultayın bilimsel programının hazırlanmasında kilit bir isim olduğunu vurguladı. Çobanzade’nin dönemin en önemli Türkolog ve dil bilimcilerinden biri olduğunu ifade eden Mustafayev, tüm Türk lehçelerine hâkim bir bilim insanı olarak özel davetle Bakü’ye çağrıldığını söyledi. "KIRIM TATAR BİLİM İNSANLARI ÖNCÜ ROL OYNADI" Kurultayın fikir dünyasının ise Kırım Tatar siyasetçi, düşünür, yazar, eğitimci ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” anlayışından ilham aldığını belirten Mustafayev, Kırım Tatar bilim insanlarının Türkoloji alanında öncü konumda olduğunu dile getirdi. Mustafayev ayrıca, 1930’lu yıllarda birçok Türk bilim insanı gibi Çobanzade’nin de şehit edildiğini hatırlattı.

Türkolojinin yüz yılı: Bülent Tanatar, Bakü Türkoloji Kurultayı’nı QHA’ya anlattı Haber

Türkolojinin yüz yılı: Bülent Tanatar, Bakü Türkoloji Kurultayı’nı QHA’ya anlattı

Kırım Tatarlarının dünya ve Türk kamuoyundaki sesi olan Emel Dergisi Editörü, yazar ve çevirmen Bülent Tanatar, 26 Şubat ve 6 Mart 1926 tarihleri arasında Bakü’de tertip edilen I. Türkoloji Kurultayı’nın yüzüncü yıl dönümü münasebetiyle, Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. KURULTAYDA ORTAK YAZI DİLİ, TÜRK TARİHİ VE ETNOGRAFYASI ELE ALINDI “Bu, bilimsel bir kurultay gibi görünüyor ama aslında bunun arka planında siyaset de var. Bu kongreye ön ayak olan, bu kongreyi başlatan Azerbaycanlı Samed Ağamalıoğlu (Azerbaycan SSR Merkez Yürütme Komitesi Başkanı) ve onunla iş birliği yapan kişilerin siyasi bir ajandaları vardı.” ifadelerini kullanan Tanatar, 1926 yılının başında Bakü’de toplanan kurultayının kökeninin 1922 yılının başlarına dayandığını kaydederek “Gündeme getirilen konuların içinde sadece dil, yazı dili, edebiyat ve alfabe konuları yoktu, aynı zamanda Türk halkları tarihi ve etnografyası da vardı.” dedi. KURULTAYIN SİYASİ ARKA PLANI, BİRÇOK KATILIMCININ DİKKATİNDEYDİ Bakü Türkoloji Kurultayı’nda belirlenen hedeflere ulaşmak adına yapılması gerekenlerin ve bu amaçlar doğrultusunda nasıl bir kurumsallaşmanın meydana geleceğinin de tartışıldığını dile getiren Tanatar, Kurultayın siyasi arka planının da birçok katılımcının dikkatinde olduğunu, bazı tartışmalarda da bu düşüncenin ifade edildiğini vurguladı. Kurultay kapsamında tarih, etnografya, edebiyat ve bu alanların geliştirilmesinden de bahsedildiğini, dolayısıyla Kurultayın yalnızca alfabe üzerindeki fikir ayrılıklarına indirgenemeyeceğini bildiren Tanatar, Kurultay kapsamında tarihte iz bırakan en belirgin konunun yeni bir alfabeye geçiş olduğunu, diğer konulardaki kurumsallaşmaların ise aynı oranda kalıcı olmadığına dikkat çekti. Kırım Tatar heyeti içerisinde en çok dikkat çeken katılımcının ise Bekir Sıdkı Çobanzade olduğunu ifade eden Tanatar, “Gerek kurultayda gerek kurultay sonrası Çobanzade, Sovyetler Birliği’ndeki Türk dil bilimciler arasında her zaman bir numaralı kişi oldu.” dedi. Bununla birlikte, Kurultayın hazırlık süreci adına 1924 yılında yapılan tanıtım gezisinde Kırım’ın çeşitli yerlerinin gezildiğini ve Kırım’ın önde gelen simalarıyla konuşularak yeni alfabe üzerine ve eski Arap alfabesinin nasıl ıslah edilerek korunabileceği konusunda bir nabız yoklaması yapıldığını dile getiren Tanatar, tanıtım gezisi çerçevesinde Kurultaya katılacak Kırım Tatar heyetinin ve diğer katılımcıların da fikirlerinin alındığını belirtti. KURULTAYDA, TÜRK DÜNYASININ DİL BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI AMAÇLANDI Çobanzade’nin, alfabelerde toplumların birbirinden uzaklaşmasına sebep olacak değişiklikler yapmak yerine, Türk dünyasında dil birliğini sağlayacak şekilde çalışılmasına yönelik argümanları olduğunu dile getiren Tanatar, “Türk dil birliği eski bir mevzu. Bunu en çok çalışan ve pratiğe geçiren kişi İsmail Bey Gaspıralı’ydı. Yalnızca Tercüman gazetesi değil, yaptığı temaslarla da en çok çalışan kişi Gaspıralı’ydı.” şeklinde konuştu. Öte yandan, Türk dünyasından olan katılımcıların bu tür bakış açılarıyla Türk dünyasını birleştirmek ve ortak zeminler kurmak için girişimlerde bulunduğunu belirten Tanatar, Sovyet rejiminin o zamanki politikasının, Türk dünyasının geçmişinden kopması ve birbirleriyle olan bağlarının zayıflaması adına Latin alfabesine geçilmesini elzem gördüğünü fakat bunu açık bir şekilde ifade edilmediğini belirtti. Bununla birlikte, bu kurultaydan sonra Kırım’da 1928’den sonra Latin alfabesinin yürürlüğe girdiğini ve kısa bir süre için bütün neşriyatın Latin alfabesiyle yapıldığını hatırlatan Tanatar, “Kurultay içindeki tartışmalarda dahi bunun izleri var, bunu dile getirmiş insanlar var. Daha sonra da Latin alfabesi kısa bir süre denendikten sonra Türk dünyasının eskiyle ve dış dünyayla bağları koparılıyor. Daha sonra da Rus dilinin özellikleriyle Kiril alfabesi, 1938 senesinde yürürlüğe giriyor.” ifadelerini kullandı. Tanatar, ayrıca, bazı Türk cumhuriyetlerinin bugün ortak Latin alfabesine geçmek adına bazı hamleler yaptığını fakat bunun siyasetten tam bağımsız bir ortamda yönetilmesi gereken, uzun bir süreç olduğunu belirtti. KIRIM’DA LATİN ALFABESİNE GEÇİŞ, GEÇMİŞLE KURULAN BAĞI ETKİLEDİ Mİ? Kırım’da 1928’den sonra Latin alfabesinin yürürlüğe girmesinden sonra kısa bir süre için bütün neşriyatın Latin alfabesiyle yapıldığını hatırlatan Tanatar, “Gaspıralı dönemi ve daha sonra Sovyetler’in ilk dönemindeki neşriyata baktığınız zaman okuduğunuz Kırım Tatarcayla, 1930’lu yıllara varmadan hatta 1930’lu yılların içerisinde ister Latin alfabesiyle ister Kiril alfabesiyle olsun, yazılan Kırım Tatarca metinler arasında çok büyük ayrışmalar var.” değerlendirmesini yaptı. Söz konusu metinlerde sözcük seçimleri, sentaks ve imlâda bozulmalar olduğunu dile getiren Tanatar, öte yandan, “Yine de 1920’ler, en azından tırnak içinde de olsa özgürce tartışma zemininin bulunabildiği yıllar oldu. Kırım Tatarlarına biraz oyalanma şansı verilmişti fakat daha sonra bu şans, ne Kırım Tatarlarına ne de Sovyetler Birliği içerisindeki bağımlı uluslara bahşedildi. Her biri için zorunlu gündemler oluşturuldu ve onlara tanınmış çerçeve içerisinde kalacak şekilde bilgi edinebilecekleri ve iletişim kurabilecekleri bütün imkânlar kısıtlandı.” dedi. TÜRKOLOJİ BİLİMİNİN YÜZ YIL SONRAKİ GELECEĞİ ADINA NELER YAPILMALI? Ayrıca, hem Kırım Tatarları hem de Türk halkları açısından Türkoloji biliminin geleceğindeki yüz yılını değerlendiren Tanatar, Kırım’ın Rus işgali altında olduğunu vurgulayarak Rusya’nın Kırım Tatarlarına uyguladığı baskı ve sansürün Kırım Tatarcanın gelişmesi önünde bir engel teşkil ettiğini beyan etti. Türkistan coğrafyasında bulunan Türk cumhuriyetlerinin Türk dilini geliştirmek adına nispeten daha rahat bir konumda olduğunu kaydeden Tanatar, son olarak “Henüz daha yolun başında olduğumuz görülüyor. Bilim ve edebiyat üretiminin kendi başına gelişmeyeceğini bildiğimiz için, dünya üzerinde entelektüel faaliyetlere yol verebilecek en önemli artı değer önce ekonomik olarak üstünlüğünüzü ispat etmemizdir. Bu ekonomi üzerinde sosyal düzen kurulur, dayanışma olur ve toplum bütünleşir. Ancak bundan sonra ilim, bilim ve edebiyatın daha yetkin bir şekilde gelişebileceğini düşünüyorum. Türk dünyası, her bölge birbirinden farklı olmakla beraber henüz bundan uzak ama umarım yüz yıl içerisinde bu noktaya çok hızlı bir şekilde gelinir. Önemli olan aydınların bu konularda düşünceler oluşturup bu konuda bir basınç yaratmak adına uğraş vermeleri, bunun için de biraz inanç lazım.” ifadelerine yer verdi.

Ömrünü Türkoloji’ye adayan Agatangel Krımskıy'nın vefat yıl dönümü Haber

Ömrünü Türkoloji’ye adayan Agatangel Krımskıy'nın vefat yıl dönümü

Türkoloji, şarkiyat ve dil bilimi alanlarında ortaya koyduğu eserlerle bilim dünyasında kalıcı izler bırakan Agatangel Krımskıy, vefatının yıl dönümünde anılıyor. Babası Kırım Tatarı, annesi Ukraynalı olan Krımskıy, Doğu dilleri ve Türk kültürü üzerine yaptığı çalışmalarla hem Ukrayna hem de Türk dünyası için önemli bir bilim mirası bıraktı. Ukrayna Bilimler Akademisi’nin kurucu üyeleri arasında yer alan Krımskıy, Türkçe, Arapça ve Farsça başta olmak üzere Doğu dilleri ve edebiyatları üzerine akademik çalışmalar yürüttü. Türk dillerini bilimsel yöntemlerle inceleyerek birçok halkın tarihinin ve kültürünün doğru anlaşılmasına katkı sağladı. 1894’te Moskova Lazarev Doğu Dilleri Enstitüsü’nü, 1896’da ise Moskova Üniversitesi Tarih ve Filoloji Fakültesi’ni tamamlayan Krımskıy, 1896-1898 yıllarında Suriye ve Lübnan’da araştırmalar yaptı. 1900 yılında profesör unvanını aldı. Uzun yıllar Lazarev Doğu Dilleri Enstitüsü İslam Tarihi Kürsüsü’nde görev yaptı; Arapça, Farsça ve Türkçe dersleri verdi. “Drevnosti Vostoçnıye (Oriental Antiquities)” dergisinin editörlüğünü yürüttü. SOVYET BASKILARI VE SÜRGÜN SÜRECİ Çarlık rejiminin dağılmasının ardından Ukrayna’ya dönen Krımskıy, 1918’den itibaren Kıyiv’de bilimsel çalışmalarını sürdürdü. Ancak 1930’lu yıllarda Sovyet yönetiminin Türkoloji alanına yönelik baskı politikaları kapsamında hedef alındı. 1941’de Kazakistan’ın Kostanay kentine sürgün edilen Krımskıy, burada tutuklandı ve 25 Ocak 1942’de hapishanede hayatını kaybetti. Bilimsel üretimini zor şartlar altında dahi sürdüren Krımskıy, yalnızca akademik çalışmalarıyla değil, ilkelerinden taviz vermeyen duruşuyla da hatırlanıyor. Onun eserleri, bilimin halkları ayrıştırmak için değil, birbirini anlamak için var olduğunu gösteren önemli bir miras olarak değerlendiriliyor. ANISINA KİTAP VE HATIRA PARA Krımskıy’ın 150. doğum yıl dönümü dolayısıyla Aralık 2020’de Kıyiv’de “Doğu Devlet Kurma Gelenekleri” adlı derleme kitabın tanıtımı yapıldı. Ayrıca Ukrayna’da anısına hatıra madeni para basıldı. 12 Ocak 2021’de tedavüle çıkarılan parada, Krımskıy’ın bilimsel mirasını ve trajik kaderini simgeleyen tasarımlar yer aldı. Türkoloji’ye adanmış bir ömrün sahibi olan Agatangel Krımskıy, bugün de Türk dünyası ve bilim çevreleri tarafından saygı ve rahmetle anılıyor.

Kırım Tatarca, Macaristan’da akademik bir pencere açıyor: Öğrenciler hem dili hem kültürü öğreniyor Haber

Kırım Tatarca, Macaristan’da akademik bir pencere açıyor: Öğrenciler hem dili hem kültürü öğreniyor

QHA ÖZEL Eötvös Loránd Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde doktora eğitimi alan Şeyma Gezer, Macaristan’da Kırım Tatarca dersleri veriyor. Gezer, Kırım Haber Ajansı (QHA) ile yaptığı röportajda, Kırım Tatarcanın Macaristan Türkolojisi’ndeki akademik yerini ve edindiği kişisel deneyimleri aktardı. Gezer, Stipendium Hungaricum burs programı kapsamında Macaristan’a gittiğini ve Türkoloji bölümünde kendisine Türkçe dersleri verip veremeyeceğinin sorulduğunu aktararak, Kırım Tatarca ders verme sürecinin bu şekilde başladığını anlattı. “Böylece hem akademik hem kişisel kimliğim birleşti diyebilirim.” diyen Gezer, Kırım Tatarca öğretirken kullandığı kaynaklar ve öğrenme teknikleri hakkında da bilgi verdi. Gezer, farklı akademik çalışmalardan, edebî metinlerden ve kendi hazırladığı notlardan yararlandığını belirtti ve derslerde Kırım Tatar Türkolog Bekir Çobanzade, Kırım Tatarlarının unutulmaz lideri, Antlı Şehit, Ant Etkenmen Marşı'nın yazarı Numan Çelebicihan ve Kırım Tatar aydını, düşünür, yazar ve Tercüman gazetesinin kurucusu İsmail Bey Gaspıralı gibi şahsiyetlerin eserlerine de yer verdiğini söyledi. Gezer, derslerde öğrencilerin dili akıcı konuşmalarından ziyade, yazılı bir metnin hangi Türk dili ya da lehçeye ait olduğunu ayırt edebilmesini hedeflediğini vurguladı. KIRIM TATARCA LEHÇELERİYLE BİRLİKTE ÖĞRETİLİYOR Gezer ayrıca, Kırım Tatarcanın üç ana diyalektini de derslerinde örneklendirdiğini aktararak, “Yazılı dilde standart Bahçesaray diyalektini öğretiyorum. Konuşma dili olarak ise Çöl-Kuzey diyalektinden örnekler sunuyorum. Çöl ağzına dair elimizde çok fazla materyal yok ancak eski şiirler, halk edebiyatı ve şarkı sözlerinden faydalanıyorum.” dedi. Macaristan’daki Türkoloji öğrencilerinin ilk kez kendisinden Kiril alfabesi öğrendiğini ifade eden Gezer, “Önceden Azerbaycan Türkçesi ya da Özbek Türkçesi dersleri almışlardı ama bunları Latin harfleri üzerinden öğrenmişlerdi. Kiril’e dair bir tecrübeleri yoktu. O yüzden alfabeleri karşılaştırmalı şekilde işledik; Sovyet dil planlamasının sonuçlarını da derslere dâhil ettim.” sözleriyle süreci anlattı. Aynı zamanda Gezer, Macarca ve Kırım Tatarca arasındaki benzerliklerden de yaralandığını ekledi. Öte yandan Gezer, bu alanda yabancılar için hazırlanmış Kırım Tatarca kaynakların eksikliğine de vurgu yaptı. “KIRIM TATARCA TÜRK DİLLERİ ARASINDA BİR KÖPRÜ” Gezer, derslere ilginin sadece zorunluluktan kaynaklanmadığını vurguladı. Gezer, Türkoloji öğrencilerinin yanı sıra tarih, Rus Dili ve Edebiyatı gibi bölümlerden gönüllü olarak katılım sağlayan öğrenciler de olduğunu belirtti. “Ben katılımı hiçbir zaman zorunlu tutmadım. Buna rağmen öğrenciler kendi istekleriyle derse geliyordu.” diyen Gezer, dersleri Macarca anlatmasının da ilgiyi artırdığını ifade etti. Gezer, “Bir yabancı okutmanın kendi ana dillerinde ders vermesi, örnekleri Macar tarihi ve dili üzerinden aktarması onlar için farklı bir deneyim oldu.” dedi. Gezer, öğrencilerine Kırım Tatarcanın diğer Türk dilleriyle ilişkisini de anlattığını aktararak, “Türkoloji öğrencisisiniz, Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi gibi birçok Türk dili öğreneceksiniz. Kırım Tatarca Kıpçak ve Oğuz Türkçesi arasında bir köprü dildir. Eğer Kırım Tatarcayı öğrenirseniz, diğer Türk dillerini anlamanız kolaylaşır.” sözleriyle dersin önemine işaret ettiğini belirtti. ÖĞRENCİLERİM TÜRK DÜNYASINA DA İLGİ DUYUYOR Gezer, öğrencilerin motivasyonunun sadece Türk dillerine değil Türk dünyasına da olduğunu belirterek, “Bu ders, onların sadece sorumluluklarını yerine getirmesi için değil, aynı zamanda Türkolojiye ve Türk dünyasına daha geniş bir açıdan bakabilmeleri için de bir fırsat sunuyor. Kırım Tatarca onlar için hem tanıdık hem de yeni bir pencere açıyor.” cümlelerini sarf etti. Gezer, dil öğretiminin yanında kültürel miras ögeleri de derslerine dâhil ettiğini belirtti. Gezer, Kırım Tatar mutfağına öğrencilerin büyük ilgi gösterdiğini ifade ederek, “Bir gün kendi evimde cantık yaptım ve öğrencilerime götürdüm. Onlar da kendi mutfaklarında benzer hamur işleri olduğunu söyleyip ıspanaklı versiyonlarıyla kıyasladılar.” dedi. Ayrıca “Çağdaş Türk Halkları” dersi kapsamında Kırım Tatarları üzerine de ders verdiğini kaydeden Gezer, “Yaklaşık 70 öğrencinin seçtiği bu derste önce genel tarihlerini anlatıyorum. Daha sonra günümüzde hangi ülkelerde yaşadıklarını, hangi kültürel etkinlikleri sürdürdüklerini ele alıyoruz. Türkiye’de yapılan tepreşler, dans kültürü, gençlik kurultayları ve çibörek günleri gibi etkinliklerden bahsediyoruz.” diye konuştu. Bununla birlikle Gezer, Kırım Tatar işlemelerini çalışan bir öğrencisinin gönüllü olarak derslerine katılım sağladığını da ekledi. MACAR TÜRKOLOJİSİ'NDE KIRIM TATARCA Gezer, Macaristan’daki Kırım Tatarca çalışmalarını ve akademik geleneği değerlendirdi. Gezer, Macar Türkolojisi’nin 19. yüzyıldan beri güçlü bir geleneğe sahip olduğunu belirterek, “Armin Vambery ile başlayan bu miras, Kıpçak-Kuman döneminden Osmanlı dönemi araştırmalarına kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyor. Bu miras, Kırım Tatarlarına, Tatarlara ve Moğollara yönelik araştırmaların da önünü açmış.” dedi. Aynı zamanda Gezer, Macar araştırmacıların Türkçe alıntı sözcükleri dönemlendirirken erken Türkçe kökenli sözcükleri Hazarlara ve Bulgarlara dayandırdıklarını, ikinci dönemi ise Kuman-Kıpçak bağlantıları olarak ele aldıklarını belirtti. 13. yüzyılda Macaristan’a büyük bir Kıpçak göçü ve iskanının yaşandığını vurgulayan Gezer, “Bu dönemde yerleşen Kıpçaklar 17. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürdü ve konuştukları dil, Kuman Türkçesi, günümüz Kırım Tatar Türkçesinden çok da farklı değildi. Bu yüzden bu alanda değerli araştırmalar yapıldı.” dedi. Gezer, Ignác Kúnos, Zsuzsa Kakuk, günümüzde İvan İçmariye ve İmre Baski gibi araştırmacıların çalışmalara devam ettiğini ifade etti. Ayrıca 1916 yılında Kırım Tatar Türkolog Bekir Çobanzade’nin Budapeşte’de Codex Cumanicus üzerine doktorasını tamamladığını belirten Gezer, İmre Baski’nin yakın dönemde Kırım Tatarca sözlüğü alanında çalışmalar yaptığını aktardı. “AKADEMİK ÇALIŞMALAR GÖRÜNÜRLÜLÜĞÜ ARTIRIYOR” Gezer, Macaristan’daki Kırım Tatar diasporasının oldukça sınırlı olduğunu belirtti. Gezer, “Burada belirgin bir Kırım Tatar diasporası yok. Benim gibi akademik amaçlarla gelen öğrenciler ve araştırmacılar var, fakat genel anlamda bir topluluk oluşmuş değil.” dedi. Öte yandan Gezer, üniversitedeki derslerin sadece akademik eğitim sağlamadığını, aynı zamanda Kırım Tatar dilinin görünürlüğünü artırdığını ve kültürel dayanışmaya katkı sağladığını vurguladı. Romanya ve Bulgaristan’daki Kırım Tatar diasporasının Macar araştırmacılar açısından önem taşıdığını belirten Gezer, “Romanya’daki azınlık hakları, dil politikaları ve Kırım Tatarlarının durumu üzerine çalışmalar yapılıyor. Bu tür araştırmalar, Macarlar için hem kendi diaspora deneyimlerini hem de diğer toplulukları inceleme fırsatı sunuyor.” ifadelerini kullandı. Gezer, akademik çalışmaların Kırım Tatar kimliğinin görünürlüğünü artırmada önemli bir rol oynadığını vurguladı. Bunun bireysel bir mücadele olduğunu da vurgu yapan Gezer, “Daha çok insanın bizim hakkımızdaki gerçekleri duymasını tabii ki istiyoruz. Bu bizim tabii ki kimlik korumamızın bir farklı yolu. Akademide Kırım Tatarlarını biz nasıl temsil edebiliyoruz? Sadece araştırmacı olarak değil hem de bir taraftan kimlik koruma olarak biz bunu yapıyoruz.” dedi. Bununla birlikte Gezer, 2024 yılında Budapeşte’de düzenlenen “Doğu’ya Doğru” konferansında, Kırım Tatar kadınlarının millî hareketteki rolünü anlattığını belirtti. YENİ NESİL KIRIM TATARCAYI ANLIYOR AMA KONUŞAMIYOR Ayrıca Gezer, yakın zamanda Macarca olarak yayımlanacak makalesinde Türkiye’deki Kırım Tatarlarının göç ve diaspora süreçlerini analiz edeceğini aktardı. Gezer, “Genel olarak Kırım'dan Türkiye'ye göçler, birdenbire olan bir süreç değildi. Romanya'da, Bulgaristan’da ve Türkiye'de 1789'dan itibaren aşamalı olarak farklı dönemlerde çok fazla Kırım Tatar diasporası oluştu. Bu ülkelerde şimdi resmî olarak bir Kırım Tatarca öğretimi yok. Türkiye de dâhil olmak üzere herkes evin içinde ne konuşuluyorsa aslında bu dili öğreniyor. Annesinden, babasından, babaannesinden hangi kültürü gördüyse onu devam ettiriyor. Şu anki gençlerin büyük bir kısmı aslında Kırım Tatarcayı sadece anlıyor ama konuşamıyor.” dedi. Türkiye’de Kırım Tatar köyleri ve Nogay yerleşimleri üzerine çalışmalar yapan Prof. Dr. Hakan Kırımlı’nın yazılarını örnek gösteren Gezer, 1960’lardan itibaren dilin aşamalı olarak kaybedildiğini gözlemlediğini ifade etti. Gezer, “Okullarda Tatarca konuşmak yasak olmasa da bazen öğrenciler para cezası alabiliyordu. Bu olumsuz etkiler her ülkede farklı boyutlarda görülüyor.” şeklinde konuştu. Öte yandan yeni neslin Kırım Tatarcayı öğrenmesi için kültür dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla farkındalık çalışmalarını artırmayı hedeflediğini söyleyen Gezer, akademik ve kültürel girişimlerin dilin ve kimliğin korunmasına katkı sağlayacağını dile getirdi.

Stalin’in siyasi baskılarının kurbanı olan bir Kırım Tatar Türkolog: Agatangel Krımskiy Haber

Stalin’in siyasi baskılarının kurbanı olan bir Kırım Tatar Türkolog: Agatangel Krımskiy

Sovyet Rusyası’nın uygulamaya koyduğu siyasi baskılar neticesinde 1941’de hapse atılan ve burada hayatını kaybeden Kırım Tatar kökenli ünlü Ukraynalı bilim insanı Agatangel Krımskıy, Türkoloji çalışmaları ile saygı ve rahmetle hatırlanıyor. ???? Ömrünü Türklük Bilimine hizmete adayan Kırım Tatar kökenli Ukraynalı bilim insanı Agatangel Krımskiy, eserleri ve çalışmalarından dolayı Sovyetlerin baskılarına maruz kaldı. Sürgün hayatının ardından hapiste hayatını kaybetti. Agatangel Krımskiy, vefatının 83. yılında saygıyla… pic.twitter.com/M717UXDbqB — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) January 25, 2025 Ukrayna Bilimler Akademisi Kurucu Üyesi, Türkçe eserleri bilim dünyasına tanıtan Türkolog Krımskıy, 1930’lu yıllarda Sovyet Rusyası’nın baskılarına maruz kalarak 1941’de Kazakistan’ın Kostanay şehrine sürgün edilerek ve hapse atıldı. Krımskıy, 1942’de ise hapishanede hayatını kaybetti. Krımskıy, Türkoloji dünyasına kazandırdığı eserler ile halen hatırlanıyor. Ukrayna’nın başkenti Kıyiv’de, 150. doğum yıl dönümüne ithafen Aralık 2020’de Agatangel Krımskıy’ın çalışmalarının bir araya derlendiği “Doğu Devlet Kurma Gelenekleri” isimli kitabın tanıtımı yapıldı. UKRAYNA’DA ADINA PARA BASILDI Ukrayna’da, Kırım Tatar kökenli ünlü bilim insanı Agatangel Krımskıy'ın anısına madeni para basıldı. Madeni paranın ön yüzünde bilim insanının faaliyetini ve bilgi kaynağını simgeleyen bir kompozisyon bulunuyor. Kompozisyonun merkezinde ise Agatangel Krımskıy’yn, “Bir Ukrainofil (Ukrayna yanlısı) olmam gerektiğini oldukça bilinçli şekilde anladım” sözleri, altında da Agatangel Krımskıy’ın faksimilesi yer alıyor. Paranın arka yüzünde ise Krımskıy’in trajik kaderini simgeleyen, dikey çizgilerin arka planında dilbilimcinin portresi, adı ve yaşadığı yıllar belirtildi. Hatıra parasının, 12 Ocak 2021’de tedavüle sokulduğu kaydedildi. AGATANGEL KRIMSKIY'IN HAYATI Babası Kırım Tatarı, annesi Ukraynalı olan Krımskıy, lise öğrenimini Ostroh Lisesi’nde ve Kıyiv Pavlo Halahan Koleji’nde tamamlamış; daha sonra Moskova Lazarev Doğu Dilleri Enstitüsü (1894) ile Moskova Üniversitesi Tarih ve Filoloji Fakültesini (1896) bitirmiştir. 1896-1898 yılları arasında dil öğrenmek ve araştırma yapmak üzere Suriye ve Lübnan’da bulunmuş ve ardından 1900’de Profesör olmuştur. 1898-1918 yıllarında Lazarev Doğu Dilleri Enstitüsü İslam Tarihi Kürsüsü’nde çalışmış; burada Doğu dilleri (Arapça, Farsça ve Türkçe) ve edebiyatları dersleri vermiştir. Drevnosti Vostoçnıye (Oriental Antiquities) dergisinin editörlüğünü yapmıştır. Çarlık rejiminin dağılmasının ardından Ukrayna’ya dönmüştür. Ukrayna Bilimler Akademisi’nin kurucuları arasında yer alıp 1918-1941 yıllarında Kıyiv Üniversitesi’nde çalışmıştır. 1930’lu yıllarda Sovyet Rusyası’nın Türkoloji Repressiyası politikasıyla baskı altına alınmış ve 1941’de Kazakistan’ın Kostanay şehrine sürgün edilmiş ve burada hapse atılmıştır. 1942’de ise hapishanede hayatını kaybetmiştir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.