SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türksoy

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türksoy haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türksoy haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

3. Sivas Uluslararası Film Festivali muhteşem kapanış töreni ile sona erdi! Haber

3. Sivas Uluslararası Film Festivali muhteşem kapanış töreni ile sona erdi!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sivas Valiliği, Sivas Belediyesi, Cumhuriyet Üniversitesi, Sinema Genel Müdürlüğü, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Sivas Ticaret ve Sanayi Odası ile Sakarya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinin katkılarıyla düzenlenen ve 14 Mayıs 2026 tarihindeki resmî açılış töreniyle başlayan 3. Sivas Uluslararası Film Festivali sona erdi. 3. Sivas Uluslararası Film Festivali, Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen muhteşem bir kapanışla final yaptı. Sanat dünyasından ünlü isimlerin akın ettiği gecede ödüller sahiplerini buldu. Gecede Yeşilçam nostaljisi yaşandı. Programda konuşan Sivas Valisi Yılmaz Şimşek, festivalin artık yalnızca bir etkinlik olmanın ötesine geçtiğini belirterek, Sivas’ın kültür ve sanat alanındaki iddiasını ortaya koyan önemli bir organizasyona dönüştüğünü söyledi. Özellikle gençler ve çocukların festivale yoğun ilgi göstermesinin umut verici olduğunu ifade eden Şimşek, gelecek yıllarda uzun metraj yapımlarla daha da büyüyen bir festival hedeflediklerini kaydetti. Törene katılan Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı ise Sivas Devlet Tiyatrosu’nun yaklaşık 30 yıldır kentte önemli hizmet verdiğini hatırlatarak, genel müdür olarak ilk kez geldiği Sivas’ı bundan sonra daha sık ziyaret edeceğini dile getirdi. Türk sinemasının usta oyuncularından Hülya Koçyiğit de Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı şehirlerden biri olan Sivas’ta bulunmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, festivalin düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür etti. ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU Festival kapsamında verilen ödüllerde Hülya Koçyiğit “Onur Ödülü”ne layık görülürken, Tamer Karadağlı ve Murat Ercanlı “Türk Sineması Hizmet Ödülü” aldı. Dastan Zhappar Ryskeldi ise TÜRKSOY Özel Ödülü’nün sahibi oldu. Oyunculuk kategorilerinde Deniz Uğur “En İyi Kadın Oyuncu”, Ali Nuri Türkoğlu “En İyi Erkek Oyuncu”, Burak Haktanır ise “En İyi Yardımcı Oyuncu” ödülünü kazandı. “En İyi Dizi” ödülü ise Gönül Dağı yapım ekibine verildi. Festival kapsamında kurmaca ve belgesel film kategorilerinde jüri özel ödülleri ile en iyi film ödülleri sahiplerini buldu. Ayrıca yarışmaya katılan finalist filmler de izleyicilerin beğenisine sunuldu. "MAT" JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ'NE LAYIK GÖRÜLDÜ Festival jürisi, İranlı kadın yönetmen Nasim Soheili imzasını taşıyan "Mat" adlı kısa filmi, yalnızca sinematografik başarısı nedeniyle değil; temsil ettiği güçlü insani değerler ve çekim koşullarının taşıdığı derin anlam sebebiyle “Jüri Özel Ödülü”ne layık gördü. "BALETLER KÖYÜ" BELGESELİNE BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ Ayrıca Festival jürisi, 3. Sivas Uluslararası Film Festivali Belgesel kategorisinde filmin anlatı bütünlüğü ve sinematografik estetiği ile yönetmenin özgün bakışı ve güçlü görsel dili nedeniyle, Birincilik Ödülü’ne Fatih Diren'in "Baletler Köyü" belgesel filminin layık olduğuna oybirliği ile karar verdi. Ödül takdimi festivalin belgesel dalında jüri başkanlığı görevini üstlenen Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay tarafından yapıldı. ZAFER KARATAY, 3. SİVAS ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİ’NDE 18 MAYIS’A DİKKAT ÇEKTİ Karatay festivalin kapanış töreninde yaptığı açıklamada, “Burada bir jüri üyesi başkanı olarak bulunuyorum, aynı zamanda vicdanî borçtan bir şeyler söylemek istiyorum. Ben aynı zamanda KTMM Türkiye Temsilcisiyim. Bundan tam 82 yıl önce, 18 Mayıs 1944’te, Sinop’a tam 300 kilometre uzaklıktaki kadim Türk yurdunun bütün insanları, kardeşlerimiz, hayvan vagonlarına doldurularak sürgün edildi.” ifadelerini kullanarak bu sürgün ve soykırım boyunca Kırım Tatarlarının nüfuslarının yüzde 46’sının yok edildiğinin altını çizdi. KARATAY, KIRIM’IN 2014 YILINDA RUSYA TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİĞİNİ HATIRLATTI Öte yandan “Bu insanlar, inanılmaz bir mücadele ile Kırım’a döndüler ve bunların belgesellerini TRT için yaptım.” şeklinde konuşan Karatay, KırımTatarlarının Türk-İslam medeniyetini Türkiye’nin de desteğiyle yeniden canlandırdığını ve 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından işgal edildiğini hatırlatarak “Doğu Türkistan’a ve Gazze’ye olduğu gibi Kırım’a da özgürlük diliyorum.” dedi. “BELGESEL, TARİHE GÖRSEL BELGE BIRAKMAK DEMEKTİR” Bundan tam 36 yıl önce genç bir yönetmen olarak Sivas’a geldiğini ve Sivas’ın birçok köyünde çekimler yaptığını belirten Karatay, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu: Bu belgeseller, ölümsüz belgeseller. Belgesel, zaten tarihe görsel belge bırakmak demektir. Bu belgeselde (Karatay tarafından 1990 yılında çekilen 'Kınalı Koçum Sürmeli Koyunum' belgeseli) çektiğimiz insanlar rahmetli olmuş, tam 26 yıl sonra TRT tekrar yayımlanırken oğlu Amerika’ya göç etmiş, iş adamı olmuş; ‘Kaç para olursa olsun babamın görüntülerini satin almak istiyorum.’ diye bir akrabasını yollamış. Elbette biz ona hediye ettik. Bizim belgeselimizi güzelleştiren o güzel insanlara selam olsun. Törenin ardından sanatçı Nilgün Kızılcı, Şef Kürşat Taydaş yönetimindeki orkestrayla birlikte “Yeşilçam Nostalji Konseri” verdi. Konserde seslendirilen Yeşilçam eserleri davetlilere nostalji dolu anlar yaşattı. ZAFER KARATAY BELGESEL DALINDA JÜRİ BAŞKANLIĞINI ÜSTLENDİ Festivalin belgesel dalında jüri başkanlığı görevini Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Karatay üstlendi. Ayrıca Kırım Haber Ajansı (QHA) Türkiye İrtibat Bürosu Müdürü Esma Kasar, Prof. Dr. Fevzi Kasap, Dr. Şebnem Ceylan Apaydın, Doç. Dr. Gönül Cengiz belgesel kategorisinin jürisinde yer aldı. Kurmaca kategorisinin jürisinde ise; Kurgucu Amir Etminan, Görüntü Yönetmeni Andreas Sinanos, Yapımcı Craig Burnie Burns, Yönetmen Nur Onur, Yürütücü Yapımcı Hande Ertaş, Dr. Muhammed Demiralp, Yrd. Doç. Dr. Oshan Uluşan yer aldı.

Binlerce yıllık Türk hafızası yazıya geçirildi: Türk Dünyası Etnopedagojisi Haber

Binlerce yıllık Türk hafızası yazıya geçirildi: Türk Dünyası Etnopedagojisi

Şubat 2026’da yayımlanan “Türk Dünyası Etnopedagojisi” adlı eser, Türk dünyasının ortak eğitim mirasını bilimsel bir zeminde ele alan kapsamlı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatının (TÜRKSOY) ortak yayını olan kitap, Doç. Dr. İkram Çınar ve Doç. Dr. Minara Aliyeva Çınar editörlüğünde hazırlanarak literatüre kazandırıldı. Türkiye’de etnopedagoji alanında henüz sınırlı sayıda eser bulunurken, bu çalışma hem kapsamı hem de yöntemiyle alanın en önemli ve ender örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. ANADOLU’DAN ALTAYLARA EĞİTİM BİRİKİMİ Eserde, Türk dünyasının geniş coğrafyasına yayılmış toplulukların çocuk yetiştirme anlayışları, geleneksel eğitim pratikleri ve kültürel değer aktarım mekanizmaları bilimsel bir çerçevede inceleniyor. Anadolu’dan Altaylara, Hazar’dan Türkistan coğrafyasına uzanan geniş bir sahayı kapsayan kitap, yalnızca teorik bir inceleme sunmakla kalmıyor; aynı zamanda halkların yüzyıllar boyunca oluşturduğu eğitim birikimini kayıt altına alarak geleceğe taşıma amacı güdüyor. Bu yönüyle eser, kültürel hafızanın korunması açısından da önemli bir işlev üstleniyor. ORTAK TÜRK ALFABESİYLE YAYIMLANAN İLK KAPSAMLI ÇALIŞMA Kitabın en dikkat çekici özelliklerinden biri, on dört farklı Türk lehçesinde ve çift dilli olarak hazırlanmış olması. Metinler hem ilgili toplulukların kendi ana dillerinde hem de Türkiye Türkçesinde sunuluyor. Ayrıca eserin, Ortak Türk Alfabesiyle yayımlanan ilk kapsamlı çalışma olması, Türk dünyasında dil birliği yönündeki çabalar açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan gibi bağımsız Türk devletlerinin yanı sıra Çuvaşlar, Başkurtlar, Kazan Tatarları, Karakalpaklar, Ahıska Türkleri, Dolganlar, Terekemeler, Kırım Tatarları ve Kırım Karayları gibi birçok topluluğun etnopedagojik birikimi ayrı bölümler hâlinde ele alınıyor. ETNOPEDAGOJİ: TOPLUMUN KENDİ EĞİTİM BİLİMİ Etnopedagoji, modern okul sistemlerinden çok daha önce var olan, toplumların çocuklarını aile ve çevre içinde nasıl yetiştirdiğini inceleyen bir eğitim bilimi olarak tanımlanıyor. Bu alan, 20. yüzyılda Çuvaş bilim insanı G. N. Volkov tarafından sistemleştirilmiş olsa da Türkiye’de yeni yeni tanınmaya başlayan bir disiplin olarak biliniyor. “Türk Dünyası Etnopedagojisi” kitabı, bu alandaki bilgi birikimini Türkiye’ye taşıması bakımından da ayrı bir önem taşıyor. Eser, karşılaştırmalı eğitim çalışmalarına veri sunmasının yanı sıra Türkoloji, dilbilim ve müfredat geliştirme gibi alanlara da katkı sağlıyor. KIRIM BÖLÜMÜ ÖNE ÇIKTI Kitapta Kırım coğrafyası özel bir yer tutuyor. Türk dünyasının tarih boyunca büyük acılar yaşamış bölgelerinden biri olan Kırım, hem Kırım Tatarları hem de Kırım Karayları üzerinden etnopedagojik açıdan detaylı biçimde inceleniyor. Kırım Tatarlarının çocuk yetiştirme anlayışı; aile yapısı, atasözleri, masallar ve törenler üzerinden ele alınırken, İsmail Bey Gaspıralı’nın eğitimde reform niteliğindeki çalışmaları ve usul-ü cedid okulları bu geleneğin önemli yapı taşları arasında gösteriliyor. Kırım Tatar kültüründe çocuk, “evin çiçeği” olarak kabul edilirken, geniş aile yapısı çocuğun eğitiminde temel kurum olarak öne çıkıyor. Kırım Karayları ise sayıca az olmalarına rağmen kendilerine özgü kültürel ve eğitimsel değerleriyle dikkat çekiyor. Karayların eğitim anlayışı, dini ve ahlaki temeller üzerine kurulu olup çocuklara küçük yaşlardan itibaren güçlü bir değerler sistemi kazandırmayı hedefliyor. Tanrı sevgisi, aile bağlılığı ve toplumsal sorumluluk gibi kavramlar bu sistemin merkezinde yer alıyor. Karay Türkçesi ve gelenekleriyle Türk dünyasının özgün bir parçası olan bu topluluk, kitapta ayrıntılı biçimde ele alınarak kayıt altına alınıyor. AKADEMİK SAHA VE KÜLTÜREL MİRAS İLGİLİLERİ İÇİN ÖNEMLİ BİR KAYNAK Eserin hazırlanma süreci de en az içeriği kadar dikkat çekici. Farklı ülkelerden akademisyenlerin katkılarıyla oluşturulan kitap, uzun yıllara yayılan bir çalışmanın ürünü. Metinlerin farklı dillerden çevrilmesi, ortak alfabe ile yeniden düzenlenmesi ve içeriklerin bilimsel bir bütünlük içinde sunulması önemli bir emek gerektiriyor. Editörler, bu sürecin hem akademik hem de kültürel açıdan büyük bir sorumluluk taşıdığını vurguluyor. “Türk Dünyası Etnopedagojisi”, yalnızca bir kitap olmanın ötesinde, Türk halklarının ortak değerlerini ve eğitim anlayışını ortaya koyan bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Küreselleşme sürecinde kültürel aşınmaya karşı bir bilinç oluşturmayı hedefleyen eser, Türk toplumlarının “ideal insan” modelini yeniden tanımlayarak gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlıyor. Çalışkan, vatansever, adaletli ve değerlerine bağlı birey yetiştirme anlayışı, kitabın temel vurguları arasında yer alıyor. Bu yönüyle eser, Kırım’dan Sibirya’ya kadar uzanan geniş Türk dünyasında ortak bir eğitim perspektifi oluşturma çabasının somut bir örneği olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de etnopedagoji alanındaki nadir ve öncü çalışmalardan biri olan “Türk Dünyası Etnopedagojisi”, hem akademik çevreler hem de kültürel mirasa ilgi duyan okuyucular için önemli bir kaynak olarak öne çıkıyor.

TÜRKSOY Opera Günleri Aşkabat’a damga vurdu: Türkmen besteci Muhadov anıldı Haber

TÜRKSOY Opera Günleri Aşkabat’a damga vurdu: Türkmen besteci Muhadov anıldı

Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat, Türk dünyasının opera mirasına sahne oldu. Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Opera Günleri kapsamında, Türkmen besteci Veli Muhadov'un doğumunun 110. yılı vesilesiyle unutulmaz bir anma konseri tertip edildi. TÜRK DÜNYASININ DENEYİMLİ OPERA SANATÇILARI SEYİRCİYİ BÜYÜLEDİ TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev ve Türkmen yetkililer ile birlikte Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'dan gelen opera sanatçıları, Türkmenistan Devlet Kültür Merkezi Mukamlar Sarayı'nda 2 Mayıs 2026 tarihinde düzenlenen programda bir araya geldi. TÜRKSOY’un resmî internet sayfasında 4 Mayıs 2026 tarihinde paylaşılan habere göre; Türkmenistan Devlet Senfoni Orkestrası'nın icra ettiği "Benim Vatanım" adlı senfonik eserle başlayan programın devamında Muhadov'un "Zühre ve Tahir", "Kemine ve Kadı" ile "Kanlı Saka" adlı operalarından bölümler icra edildi. Gecede farklı ülkelerden gelen misafir sanatçılar da sahne aldı. Azerbaycan'ı temsil eden sanatçılar; Veli Muhadov’un "Aşgabat" eseri ile birlikte "Şur" mugamından bir bölümü ve besteci Tofig Guliyev’in "Ne Bahtiyardır" eserini seslendirdi. SULTAN RAEV, TÜRK DÜNYASININ ORTAK KÜLTÜREL HAFIZASINA DİKKAT ÇEKTİ TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, etkinlikte yaptığı konuşmada Muhadov'un sanatının Türk dünyası için önemini vurguladı. Muhadov'un eserlerinin Türk dünyasının ortak kültürel hafızasının önemli bir parçası olduğunu dile getiren Raev, şu ifadelere yer verdi: "Veli Muhadov, yerel motifleri evrensel müzik formlarıyla sentezleyerek Türk dünyası müzik tarihinde çığır açmış nadir sanatçılarımızdan biridir. Onun sanatsal mirası, bizlere ortak köklerimizi hatırlatırken aynı zamanda geleceğimize dair güçlü bir kültürel vizyon sunmaktadır. Sanat ve müzik yoluyla gerçekleştirilen bu tür faaliyetler, sadece bir anma etkinliği değil, aynı zamanda üye ülkelerimiz arasındaki gönül bağlarını kuvvetlendiren stratejik bir platformdur. Bu anlamlı gece, halklarımızın birliğini ve beraberliğini sanatın birleştirici gücüyle bir kez daha pekiştirmiştir." Ayrıca "Can, Türkmenistan!" eserinin de dinleyicilere sunulduğu program, etkinliğe katılan tüm sanatçıların birlikte icra ettiği "Âşıkların Şehri" adlı eserle sona erdi. TÜRKMEN BESTECİ VELİ MUHADOV’UN ÇALIŞMALARININ ÖNEMİ Çaşdai Türkmen müzik sanatının temellerini atan bestecilerden biri olan ve 2005 yılında vefat eden Muhadov, geleneksel Türkmen halk müziği motiflerini senfoni, opera ve koro gibi klasik Batı müziği formlarıyla birleştirerek eserler verdi. "Zühre ve Tahir" ile "Kemine ve Kadı" olmak üzere bestelediği pek çok eseri bulunan yetenekli besteci, Türkmen sanatının gelişimine sunduğu katkılarla Türk dünyasının müzik tarihine ismini altın harflerle kazıdı.

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı Haber

Öz-Türkistan Derneği Başkanı Masumi, Güney Türkistan’daki asimilasyon ve hak mücadelesini QHA’ya anlattı

Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma ve Strateji Derneği Başkanı Abdurrahim Masumi; bugünkü Afganistan topraklarında kalan ve Özbekler başta olmak üzere çoğunlukla Türkmenler, Tatarlar, Kırgızlar ve Kazaklardan oluşan Güney Türkistan halkının tarihi, Güney Türkistan halkına yaşatılan zulümler ve Güney Türkistan halkının hak mücadelesi üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “GÜNEY TÜRKİSTAN’IN DESTEĞİNİ ALMADAN HİÇBİRİSİ İKTİDARA GELEMEMİŞTİR” Abdurrahim Masumi, Güney Türkistan halkının yaşadığı zorlukların fitilinin ateşlenmesinin Afganistan emirleri olan Ahmed Şah Dürrânî’den Abdurrahman Han’a kadar uzanan bir dönem içerisinde başladığını kaydetti. “Hangi hükûmet gelirse gelsin, Güney Türkistan Türklerinin desteğini almadan hiçbirisi iktidara gelememiştir. Göktürkler döneminde de görüldüğü gibi biz, düşmanın tatlı diline çok çabuk kanıyoruz. Türk halkı olarak çok iyimseriz, dolayısıyla bizi hep tatlı dilleriyle kullanmışlardır.” diyen Masumi, Güney Türkistan halkının bu durumdan olumsuz etkilendiğini kaydetti. Güney Türkistan halkının dillerinden ve kültürlerinden uzak kaldığını ve dilin yalnızca konuşma dili olarak kaldığını belirtti. Buna rağmen Güney Türkistan halkının ne kadar baskıyla karşılaşırsa karşılaşsın kendi kültüründen vazgeçmediğini dile getiren Masumi; halkın destanını, dili ve halk şarkılarını bir şekilde devam ettirdiğini beyan etti. Masumi, bununla birlikte Afganistan’ın Emir Abdurrahman Han dönemine denk gelen dönemde bastırılan Kabil Rupisi banknotlarının üzerinde Türkçe, Farsça, Peştunca yazılar olduğunu belirterek 5 Rupi banknotunun üzerinde Arap alfabesiyle Türkçe “beş” yazdığını dile getirdi. MASUMİ, RUSYA’NIN GÜNEY TÜRKİSTAN TARİHİNDEKİ OLUMSUZ ETKİSİNE DİKKAT ÇEKTİ Söz konusu dönem içerisinde, Emir Abdurrahman Han ile başlayan ve bugüne kadar devam eden Güney Türkistan’ı Peştûnîleştirme politikasının hüküm sürdüğünü bildiren Masumi, “Devlet, bölgenin (Güney Türkistan) en verimli topraklarını kendi Peştun halkına bir şekilde veriyor ve orada yayılarak bu politikasını hâlâ devam ettiriyor. Hatta Zahir Şah döneminde Gül Muhammed Mohmand diye bir diplomat var. Daha önce Kabil’de görevliyken Türkiye’ye eğitime geliyor ve geldikten sonra Türk tarihinin ve kültürün ne kadar zengin olduğunu öğreniyor. İçinde kin besleyerek Afganistan’a döndükten sonra Zahir Şah’a diyor ki ‘Sen beni Türkistan’a temsilci olarak ata, ben orada ne yapacağımı bilirim.’. Oraya gittikten sonra kimi zaman tatlı dille ve kimi zaman zorbalıkla kitaplarla el yazma eserleri yakıyor ve sonrasında külünü Amu Derya’ya döküyor. Burada Rusya’nın etkisi çok fazla.” ifadelerini kullandı. Masumi, Güney Türkistan’ın parasındaki Türkçe “beş” ibaresinin ve “Afganistan Türkistanı” ismindeki “Türkistan” kelimesinin kaldırılmasında Rusya’nın büyük etkisi olduğunu vurguladı. Bununla birlikte Afganistan emirlerine Türkistan’ın ve Türklerin ikinci plana atılması karşılığında askerî ve ekonomik açıdan desteklenmesi yönünde tekliflerin yapıldığını belirten Masumi, “Özellikle Afganistan’ın sınırları, Rusya’nın etkisiyle belirleniyor. Amu Derya’nın güneyinde bizler, Afganistan sınırları içerisinde kalıyoruz, kuzeyinde de Büyük Türkistan’ın içerisinde kalıyor." dedi. MAREŞAL ABDÜRREŞİT DOSTUM, GÜNEY TÜRKİSTAN’I AYAĞA KALDIRMIŞTI Rusya’ya karşı dağa çıkan Güney Türkistanlı mücahitler içinde her etnik gruptan silahlanmanın ve teşkilatlanma olduğunu ve bu noktada büyük destekler sağlandığını belirten Masumi, “Maalesef ki bizim Türkler, bundan yine mahrum kaldı.” dedi. Azat Beg dışında diğer komutanların ve diğer etnik grupların kurduğu teşkilatların farklı yönlere dağılmasıyla Güney Türkistan halkının parçalandığını, dolayısıyla bir teşkilat kurulamadığını kaydeden Masumi, Mareşal Abdürreşit Dostum ile birlikte Güney Türkistan Türklerinin kendi kimliğini kazandığına ve Güney Türkistan’ın o dönemde neredeyse bağımsız bir devlet olduğuna fakat bu devletin Birleşmiş Milletler (BM) veya BM ile bağlı diğer devletler tarafından tanınmadığına dikkat çekti. TALİBAN’DAN ÖZBEK TÜRKMEN KADINLARA VE ÇOCUKLARA İNSANLIK DIŞI MUAMELE! Taliban’ın önceki döneminde düzenlediği Kaysar Katliamı’nın Güney Türkistan Türkleri için kapanmayacak bir yara olduğunu belirten Masumi, Peştunların Özbek Türkmen kadınlara Türk çocuğu doğurmaları sebebiyle hakaret edip göğüslerini kestiğini, kundaktaki bebekleri öldürdüğünü ve başka çok geniş ölçekli katliamlar yaptıklarını hatırlattı. “O zaman internet ve televizyon çok fazla yaygın olmadığı için dünyaya duyurulamadı. Zaten olsaydı bile bugünkü gibi yine duyurulamazdı. Bugün de bu sinsi siyaset devam ediyor, Peştûnîleşme siyaseti hâlâ devam ediyor. Kim olduğunu bilmediğimiz Peştunlar, Güney Türkistan’da özellikle hiç Peştun olmayan bölgelere getirilip onlara, oranın halkıymış gibi kimlikler veriliyor. Maalesef bu siyaset, hâlâ devam etmekte.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK HALKI HER ZAMAN BAYRAĞINA, TOPRAĞINA, NAMUSUNA SAHİP ÇIKAN BİR HALKTI” Afganistan’daki Taliban rejimi üzerine bugün, kadınların özellikle doğum veya kadın hastalıkları durumunda doktora gidemediğini ve hayatını kaybettiğini, kadınların ve kız çocuklarının okula ve üniversiteye gidemediğini ve bundan Güney Türkistanlı kadınların da etkilendiğini belirten Masumi, “Bugün her türlü zulüm devam etmekte.” dedi. Bununla birlikte Masumi, “Bu Afganistan’ın genelinde yapılıyor ama neden yapılıyor? Türk halkı, her zaman yeniliğe açık bir halktır. Ne kadar ekonomik, sosyal ve diğer sıkıntılar olsa da bizim halkımız, çocuklarını okutmaya meyilli. Peştun bölgesine baktığınızda, bu Cumhuriyet (Afganistan Cumhuriyeti) ve ondan önceki dönemde de böyleydi, onlara her türlü imkânı verin, yine de kız çocuklarını okutmazlardı, hatta erkekleri bile çok fazla okutmazlardı. En fazla okuyan ve her dönemde dereceye giren yine Güney Türkistanlı çocuklardır, kız çocukları olsun erkek çocukları olsun başarılı olan onlardır. Hem okullarda sayı olarak fazladır hem de başarı olarak ön plandadır.” şeklinde konuştu. Masumi, Güney Türkistanlılara karşı gerçekleştirilen zulmün nedeni üzerine ise “Türk halkı her zaman bayrağına, toprağına ve namusuna sahip çıkan bir halktı. Dolayısıyla (Türklerin) onların oyununa gelmeyeceklerini bildikleri için onlara karşı olan bir halkı seçiyorlar.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRK DÜNYASININ ÇOK KATMANLI BİR STRATEJİ YÜRÜTMESİ LAZIM” Öte yandan Güney Türkistan meselesine uluslararası toplumun dikkatini çekmek için basının ve sosyal medyanın önemini vurgulayan Masumi, bununla birlikte en büyük görevin Türk Devletleri Teşkilatına (TDT) düştüğünü ifade etti. Ayrıca “Türk dünyasının çok katmanlı bir strateji yürütmesi lazımdır. Bu strateji içerisinde diplomatik, kültürel, medya, insan hakları ve ekonomi olarak birleşik bir yaklaşımın benimsenmesi gerekmektedir.” şeklinde konuşan Masumi, haftada en az birkaç kere Güney Türkistan halkının durumunun aktarılmasının ve Türk devletlerinin Güney Türkistan’ı devamlı gündeme taşımasının önemini dile getirdi. Masumi, son olarak şu ifadelere yer verdi: Nasıl ki bir zamanlar Doğu Türkistan’ı kimse tanımıyordu ve bugün her yerde Doğu Türkistan olarak biliniyor, Çin kabul etmese bile. Biz de öyle olabiliriz. Bizi de Güney Türkistan olarak bütün Türk devletlerinin dillendirmesi lazım. Biz kültürümüzü, dilimizi, kendimizi tanıtmak amacıyla Öz-Türkistan Kültür Eğitim Araştırma Strateji Derneğini kurduk. Bu dernek çatısı altında kültürel faaliyetler ve bilimsel çalışmalar yürüttük. Akademi ile de birebir bağlantı içerisindeyiz. Ramazan’dan birkaç gün önce Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ile Afganistan Türkleri Kültür Günü’nü kutladık ve çok güzel geçti. 18 Nisan’da büyük babamız Emir Timur’un doğumunu 690. yılını kutladık. Bu çalışmalarımız devam etmekte, bu şekilde çalışmalarımızı devam ettirebiliriz, bu mazlum halkın sesi bu şekilde duyurulabilir. Özellikle medyanın ve devlet yetkililerimizin söylemleri çok önemli. Güney Türkistan’ın her zaman, her yerde ve her platformda adının geçmesi gerekmektedir.

ADF2026’da 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı konuşuldu: “Dilde, fikirde, işte birlik!” Haber

ADF2026’da 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı konuşuldu: “Dilde, fikirde, işte birlik!”

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde ve "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla küresel sistemdeki derinleşen krizlere çözüm aramak amacıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) üçüncü gününde “Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi’nden Türk Entegrasyonuna” paneli gerçekleştirildi. Panelde; Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, Hacı Bayram Veli Ünivesitesi (HBVÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Genel Sekreteri Ramil Hasan, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aqtoty Raiymqulova yer aldı. “TÜRKÇE KELİME KÖKLERİNİN YÜZDE 100’Ü ORTAK” Mert, kültürel birliğin olmazsa olmaz şartının “yazıda birlik” olduğunu belirterek “Biz 1926’da yakılan meşaleyi, bize verilen resmî görevle çok şükür neticelendirdik. İşin siyasi ayağı kaldı, o da artık üç ülkemizin görev meclisinde. Burada biz çok şükür 1928’de Atatürk sayesinde bu devrimi gerçekleştirmiştik. Bugün, Asya’daki kardeşlerimizle alfabe birliğine geçmemiz söz konusu. Biz, bildiğiniz gibi Avrupa ve Amerika ile de bir alfabe birliği içerisindeyiz. Bununla mukayese edilebilir bir konu değil.” dedi. Mert, bugün dünyadaki bilgi birikiminin en az yüzde 80’inin ve akademik yayınların yüzde 98’inin Latin alfabesi ile yazılı olduğunu kaydederek “Dolayısıyla tek başına bunlar, Latin alfabesine geçmek için yeterli bir gerekçedir ama meseleye Türk cumhuriyetleri açısından baktığımızda bugün Türk lehçelerinin karşılıklı anlaşılabilirlik düzeyi farklılık arz etse de bizim söz varlığımızın yüzde 85’i ortak, Türkçe kelime köklerinin yüzde 100’ü ortak.” şeklinde konuştu. Alfabe birliğiyle birlikte Türk devletlerinin görünmez kültürel ögelerinin görünür hâle geleceğini ve karşılıklı birlik duygusunun hissedilebilir olacağını dile getiren Mert, bu hususta Türk dünyasının ortak değerlerine vurgu yaptı. ERSOY VE ÖMÜRALİYEV, GASPIRALI’NIN “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ŞİARINI HATIRLATTI Ersoy, 15 Aralık’ın Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan edilmesini artık Türk dilleri değil, Türk dil ailesinin lehçeleri ile birlikte ortak ülkü olan Türk birliğine doğru her açıdan gittiğini gösteren önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. “Bunun içini somut adımlarla doldurmak gerekiyor. İsmail Bey Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ ilkesi ne anlama geliyorsa Bakü Türkoloji Kurultayı da bunun fikrî temellerinin Türkoloji merkezli devamı anlamına gelir. O sebeple bugünkü Türkolojinin sadece dil, edebiyat ve folklor ekseninde ünversitelerde müfredat olarak okutulmasının yetersiz olduğu ve Türkoloji müfredatının ivedilikle Türk dünyasındaki gelişmeler bağlamında güncellenmesi gerektiği fikrini taşıyoruz.” ifadelerini kullanan Ersoy, bununla birlikte “Orhun Programı”nın ivedilikle içinin doldurulması çağrısını yaptı. 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı için “Sadece bilimsel değil, tarihî bir kilometre taşıydı.” diyen Ömüraliyev ise Kurultayın Türk dünyasının entegrasyonu açısından önemine vurgu yaptı. Ömüraliyev, bununa birlikte İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını hatırlattı. MUSTAFAYEV, KURULTAYIN ORTAK TÜRK KİMLİĞİ BİLİNCİNİ ŞEKİLLENDİRDİĞİNİ BELİRTTİ 2025 yılında Türk Akademisi ve Türk Dil Kurumunun (TDK) ortak çalışmaları neticesinde 34 harfli bir ortak Türk alfabesinin ilan edilmesi sürecinde aktif rol alan Mustafayev, Kurultayın bugünün Türkoloji bilimi üzerindeki uzun vadeli entelektüel etkisini ve ortak bir Türk kimliği bilincinin şekillenmesindeki rolü üzerine konuştu. Mustafayev, Kurultayın Türk dünyası tarihi açısından önemini vurgulayarak Kurultayın tarihî altyapısı ve tertip edildiği ortama ilişkin fikir ayrılıklarına dikkat çekti. “Bazıları bence çok yüzeysel bir sosyolojik anlayışla hareket ederek ve tarihi bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmekten yoksun olarak bu Kurultayı tek taraflı yorumluyorlar. Sanki bunu Sovyetlerin gizli bir ajandasıymış ve bir komploymuş gibi ifade ediyorlar. Bence bu, Kurultaya karşı kesinlikle kabuk edilemez ve yanlış bir yaklaşımdır. Her şeyden önce Türk halklarının veya o dönemin deyimiyle Türk-Tatar kavimlerinin bu Kurultayla nasıl bir münasebeti oldu, bu Kurultayı bizim aydınlarımız nasıl kabul etti? O perspektiften yaklaşılması daha doğru olur.” ifadelerini kullanan Mustafayev, Türk aydınlarının Kurultayı büyük bir heyecanla karşıladıklarını dile getirdi. Türk tarihinde ilk kez Altaylardan ve Sibirya’dan başlamış, Kırım’a ve Anadolu’ya kadar bütün bu geniş coğrafyada yaşayan bütün Türk halklarının temsilcileri, aydınları ve bilim insanlarının Bakü’de toplandığını belirten Mustafayev, Türk halklarının ortak kültürü, dilleri ve geleceğiyle ilgili kendi fikirlerini ortaya koymaları ve Türk dilleri adına önemli kararlar alma imkânını elde ettiklerini dile getirdi. Bununla birlikte Mustafayev, “Bu açıdan Kurultay, bizim için çok önemli bir hadisedir ve onun yüzüncü yıl dönümünün bu kadar tantanalı bir şekilde Azerbaycan’da ve bütün Türk dünyasında kutlanması bence çok anlamlıdır.” dedi. “DİL, BİZİM KÜLTÜREL HAFIZAMIZDIR” UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan etmesini “uzun yıllara yayılan ortak bir imgenin karşılığı” olarak değerlendiren Raev, TÜRKSOY’un 2008 yılında Ankara’da başlattığı somut olmayan kültürel miras sürecini 2010 yılından itibaren TÜRKSOY üyesi ülkeler ve UNESCO Millî Komisyonlarının toplantılarıyla daha geniş bir zemine taşındığını belirtti. Bu toplantıların her yıl Türk dünyası kültür başkentlerinde gerçekleştirildiğini ve bugüne kadar 10’dan fazla toplantıyla birlikte üçlü bir iş birliği ve istişare zemininin oluştuğunu dile getiren Raev, “Bütün bu kurumsal çabanın temelinde ise çok daha derin bir gerçeklik yatıyor: Dil, bizim kültürel hafızamızdır; adetlerimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi saklayan bir sandıktır. Bir milletin yaşadığı her şey, ürettiği her değer, dilin içinde taşınır. Türk dünyasında mesele yeni bir yakınlık kurmak değildir, bu diller zaten aynı kökten beslenmektedir. Asıl mesele, bu ortak hafızayı daha güçlü bir şekilde yeşertmek ve dünyaya daha görünür kılmaktır.” değerlendirmesini yaptı. Bugün Türk dünyasının ekonomik olarak yükseldiğini kaydeden Raev, “Bu yükselişin bir ruhu olmalıdır. Bu ruhu edebiyat, sinema, müzik kurar. Bir roman düşünün; Taşkent sokaklarında başlar, İstanbul Boğazı kıyılarında devam eder. Aynı duygu, farklı şekillerde hayat bulur; aynı hafiza, farklı yerlerde yeniden anlatılır. İşte bu, farklı yerlerden evrensele uzanan bir anlatıdır. Bu anlatı, ortak bir dil hafızasıyla beslendiğinde etkisi katlanır. Sanatçının ufku genişler, eserler daha geniş bir coğrafyada karşılık bulur ve kültürel zenginlik büyür.” şeklinde konuştu. Öte yandan Raev, bu noktada Kurultay hususunda “100 yıl önce Bakü’de atılan o adım, dil üzerinden ortak bir gelecek kurma iradesiydi.” dedi. HASAN, TÜRK AYDINLARININ ORTAYA KOYDUĞU İRADEYE VURGU YAPTI Türk dünyasının birlik ve beraberliğiyle stratejik açıdan ileriye doğru taşınmasına dikkat çeken Hasan, “Bizim ecdatlarımız sayılan ve 1926 yılında o zor şartlar altında, uçakların ve teknolojinin gelişmediği şartlar altında ta Macaristan, Türkiye ve o zamanlar Sovyetler Birliği içerisinde bulunan kardeş ülkelerimiz Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Altaylar, Kazan ve Kırım’dan kalkıp gelen bütün kardeşlerimiz… Bunların hepsi nadide insanlardır. Bunların her birisi Türk dünyasını nasıl canlandırabiliriz, Türk dilini nasıl daha da güçlendirebiliriz, Türklüğümüzü nasıl koruyabiliriz, diye ortaya bir irade koymuşlardır.” ifadelerine yer vererek buna karşın söz konusu aydınların neredeyse hepsinin 1937 yılında Jozef Stalin’in “repressiya” rejimine kurban gittiğini hatırlattı. HER 15 ARALIK’TA TÜRK DİLLERİNİN MİRASI VE KÜLTÜREL BİRLİĞİ SES GETİRECEK Raiymqulova ise Türk Kültür ve Miras Vafkının çalışmalarından bahsetti. UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan etmesinin Türk dillerinin küresel mirasını ve bu gelişmenin Türk devletlerinin etki alanını nasıl etkileyeceği üzerine Raiymqulova, “15 Aralık’ın UNESCO tarafından Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan edilmesi, Türk dillerinin mirası ve kültürel birliğinin küresel çapta tanınması açısından önemli bir adımdır. Bu karar, geçen yıl kasım ayında UNESCO’nun Semerkant’taki genel kurul toplantısında alınmıştı.” dedi.

2026 Türk Dünyası Kültür Başkenti Andican, Ankara’da tanıtıldı Haber

2026 Türk Dünyası Kültür Başkenti Andican, Ankara’da tanıtıldı

Özbekistan’ın 2026 yılı Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilen Andican şehri, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ev sahipliğinde Ankara’da düzenlenen programla uluslararası katılımcılara tanıtıldı. Siyasi isimler, diplomatlar, akademisyenler ve sanatçıların katıldığı tören, Türk dünyasının birliğini simgeleyen bir şölene dönüştü. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara Program kapsamında Andican’ın tarihi ve kültürel değerlerini yansıtan fotoğraf ve geleneksel el sanatları sergileri açıldı. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara Törende yapılan konuşmalarda Andican’ın Türk medeniyetindeki tarihi önemi ve 2026 yılı boyunca şehirde gerçekleştirilecek kültürel faaliyetler vurgulandı. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara BAKAN ERSOY: TÜRK DÜNYASI OLARAK BİRLİĞİMİZ DAİMA GÜÇLÜ OLMALI Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, törenin açılış konuşmasında dijital dünyada "popüler kültür" adı altında maruz kalınan kültürel yozlaşmaya dikkat çekterek şunları söyledi: Türk dünyası olarak birliğimiz daima güçlü olmalı. Eskiden bize kim olduğumuzu unutturmak, Türk milletinin dallarını gövde ve köklerinden koparmak için zorla, zulümle yapılanlar bugün popüler kültür adı altında, özellikle sosyal medya ve dijital dünya üzerinden maruz kaldığımız içeriklerle yapılmaktadır. Dijitalleşen dünya ve teknoloji kullanımıyla hayatımızın olağan akışına her gün, her an dahil ettiğimiz sayısız söylem, görsel ve işitsel yapımlar, gönüllü kültürel yozlaşmayı beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla bizler toplumlarımızın, özellikle çocuk ve gençlerimizin bu noktada bilinçlenmesini, öz kimliklerini öğrenmelerini ve sahiplenmelerini sağlamakla mükellefiz. Bakan Ersoy, Türksoy’un 33 yıldır bu mücadeleyi kararlılıkla sürdürdüğünü belirterek, “Andican, bu anlamda sadece bir kültür başkenti değil, aynı zamanda büyük düşünürlerin, Çolpan gibi şehit edilen fikir adamlarının yurdudur. Onların ‘birleşme zamanı geldi’ çağrısı bugün bizlere yol gösteriyor.” dedi. Bakan Ersoy ayrıca Ankara’nın da 2026 Türk Dünyası Turizm Başkenti ilan edildiğini hatırlatarak iki başkentin aynı yılda buluşmasının anlamlı olduğunu vurguladı. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara SULTAN RAEV: YOLUMUZ AÇIK, BİRLİĞİMİZ DAİM OLSUN TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev konuşmasında, Andican’ın 2026 Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak ilan edilmesinin yalnızca bir ünvan değil, ortak hafızayı ve kültürel bağı güçlendiren tarihî bir adım olduğunu vurguladı. Yalnızca bir etkinlik vesilesiyle değil, kadim bir şehrin yeni bir kültür yolculuğuna çıkışına tanıklık etmek üzere bir araya geldiklerini belirten Raev, Andican için “2026 yılının meşalesini hep birlikte yakıyoruz” ifadelerini kullandı. Özbekistan’da son yıllarda yaşanan dönüşüme de dikkat çeken Raev, Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev liderliğinde gerçekleştirilen reformların tüm ülkeye yayıldığını, “özellikle Andican’da sanayi, girişimcilik ve tarımın yanı sıra kültür ve sanat alanında da büyük bir yükselişin gözlemlendiğini” söyledi. Andican’ın tarihî ve kültürel önemine işaret eden Raev, Babürnâme’den bir alıntıyı hatırlatarak, “Şehir ve pazarında Türkçe bilmeyen kimse yoktur” sözleriyle şehrin köklü Türk kimliğine vurgu yaptı. Andican’ın yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda Türk dünyasının köklü hafızasını taşıyan bir merkez olduğuna dikkati çeken Raev, buranın “Fergana Vadisi’nin incisi” olduğunu dile getirdi. 2026 yılı boyunca Andican’ın “Türk dünyasının kalbinin attığı yer” olacağını belirten Raev, bu süreçte düzenlenecek etkinliklerin kardeş halklar arasındaki bağı daha da pekiştireceğini vurgulayarak, “Yolumuz açık, birliğimiz daim olsun” dedi. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara BÜYÜKELÇİ HAYDAROV: ANDİCAN TÜM TÜRK DÜNYASI İÇİN ŞEREFTİR Özbekistan'ın Ankara Büyükelçisi İlhom Haydarov, Andican’ın 2026 Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesinin sadece Özbekistan için değil, tüm Türk dünyası için bir şeref ve sevinç vesilesi olduğunu belirtti. Büyükelçi, “Bu topraklar bilim, edebiyat ve sanat alanında büyük şahsiyetler yetiştirmiştir. Depremden sonra Hatay’da inşa edilen Özbekistan Mahallesi’nde yaşayan kardeşlerimizi Andican’da ağırladık. 2026’da düzenlenecek festivallerde tüm Türk kardeşlerimizi bekliyoruz.” dedi. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara ANDİCAN VALİ YARDIMCISI HOLMİRZAEV: ANDİCAN’IN TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ İLAN EDİLMESİNDEN GURUR DUYUYORUZ Andican Vali Yardımcısı Elyorbek Holmirzaev, şehrinin en az 3 bin yıllık bir tarihe sahip olduğunu vurgulayarak, “Kadim medeniyetlerin meskeni olan Andican’ın Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesinden büyük gurur duyuyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Şevket Mirziyoyev’in dediği gibi Andican halkı çalışkan, samimi ve üstün misafirperverlik sahibidir. Kültür başkenti programlarıyla şehrimizin değerlerini tüm dünyaya tanıtacağız” ifadelerini kullandı. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara KÜRŞAD ZORLU: TÜRK DÜNYASINDA İŞ BİRLİĞİNİ DERİNLEŞTİRİYORUZ Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Genel Başkan Yardımcısı, Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Andican denince akla gelen ilk ismin Babür Şah olduğunu belirtti. Zorlu, “Babür, Türk diline olan sevgisi ve hatta aşkıyla, dönemindeki farklı akımlara rağmen Türkçe ile eserler yazılmasını teşvik etti. Bugün ortak alfabe ve iletişim çalışmalarımızla Türk dünyasında iş birliğini derinleştiriyoruz. Geçtiğimiz yıl Özbekistan’ın ev sahipliğinde UNESCO’da 15 Aralık 'Dünya Türk Dili Ailesi Günü' ilan edildi. Bu adımlar ortak geleceğimizin teminatıdır.” dedi. Zorlu ayrıca, Türkiye ile Özbekistan arasındaki dış ticaret hacminin 3 milyar doları aştığını, liderlerin 5 milyar dolarlık hedefine ulaşılabilir olduğunu söyledi. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara İLYAS TOPSAKAL: ANDİCAN, BATIDAKİ TÜRKLER İÇİN BİR AYNA Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Türk Dünyası ve Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Prof. Dr. İlyas Topsakal, Fergana Vadisi’nin Türk tarihindeki yerine dikkat çekerek, “Andican’ın Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak seçilmesi, özellikle batıdaki Türklerin Fergana Vadisi’ni tanıması, kendi tarihini ve köklerini daha yakından anlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Fergana’dan Taşkent’e, Semerkant’tan Buhara’ya uzanan bu coğrafyada, atalarımızdan miras kalan kültürü her sokakta, her yapıda ve her insanda hissedersiniz. Bu yönüyle Andican, Türk dünyasının ortak hafızasını canlı tutan çok kıymetli bir merkezdir.” sözleriyle Andican’da yapılacak olan kültür faaliyetlerinin önemine dikkat çekti. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara HEDİYE TAKDİMLERİ VE KONSER Konuşmaların ardından protokol üyeleri arasında karşılıklı hediye takdimleri gerçekleştirildi. Türksoy Genel Sekreteri Sultan Raev ve Andican Vali Yardımcısı Elyorbek Holmirzaev, Bakan Mehmet Nuri Ersoy’a ve diğer protokol üyelerine Andican’a özgü geleneksel hediyeler sundu. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara Daha sonra katılımcılar, Andican’ın zengin kültürel dokusunu yansıtan geleneksel el sanatları ve fotoğraf sergisini gezmek üzere giriş katına davet edildi. Sergide, Andican’a özgü işlemeler, bakır işlemeciliği, seramikler ve Babür dönemine ait fotoğraflar büyük ilgi gördü. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara Programın sonunda Türksoy Genel Sekreterliğinin ön bahçesinde Andican’dan gelen sanatçıların muhteşem bir konseri düzenlendi. Geleneksel Özbek türküleri ve Türk dünyasının ortak ezgileri davetlilere duygu dolu anlar yaşattı. Ardından Özbek pilavı ikramı yapıldı. Fotoğraf: İrem Kaya/QHA Ankara 2026 yılı boyunca Türk Dünyası Kültür Başkenti Andican’da çok sayıda festival, kongre ve kültürel etkinlik düzenlenecek.

STRATCOM Zirvesi'nde lider diplomasisi ele alındı Haber

STRATCOM Zirvesi'nde lider diplomasisi ele alındı

Mustafa Koçyegit QHA Ankara Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ilk günü, gerçekleştirilen panellerle birlikte sona erdi. Panellerde, uluslararası sistemde değişen güç dengeleri ve stratejik iletişimin uluslararası düzeni şekillendirmedeki rolüne dikkat çekilirken ayrıca, lider diplomasisi, dijital iletişim, iklim diplomasisi ile meşruiyet ve güven bunalımı gibi konular kapsamlı şekilde tartışıldı. "ARABULUCULUK SÜRECİNDE AKTÖRLER VE LİDER DİPLOMASİSİ" PANELİ DÜZENLENDİ Zirvede Millî İstihbarat Akademisi (MİA) Başkanı Prof. Dr. Talha Köse moderatörlüğünde yapılan "Arabuluculuk Sürecinde Aktörler ve Lider Diplomasisi" başlıklı panele katılan Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, Birleşik Krallık Lordlar Kamarası Üyesi Baroness Fiona Hodgson ve Mısır Senato Üyesi Rania Sedky burada konuşma yaptı. STRATCOM Zirvesi’nde stratejik iletişimin rolü ve lider diplomasisi masaya yatırıldı Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi’nde (STRATCOM) ilk gün, düzenlenen panellerle sona erdi. Katılımcılar gerçekleştirdikleri konuşmalarda, dezenformasyonun küresel ölçekte büyüyen bir… pic.twitter.com/8mhGUbQhzm — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) March 27, 2026 BİZ SADECE KOMŞU DEĞİL, KARDEŞİZ Sultan Raev, Türk coğrafyasının özel bir coğrafya olduğunu belirterek, “Biz sadece komşu değiliz, biz kardeşiz. Aynı hafızayı, aynı dili, aynı tarihi paylaşıyoruz. Bu nedenle liderler konuştuğunda, toplumlar da birbirini anlar” ifadelerini kullandı. Kültürel yakınlığın güven ürettiğini, süreci hızlandırdığını ve gerginliği azalttığını vurgulayan Raev, Türk devletleri arasındaki lider diplomasisinin bu temelden beslendiğini söyledi. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA KARDEŞLİĞİN DİPLOMASİYE YANSIMASI Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk milletine mensup toplumlara yönelik pozitif yaklaşımını örnek gösteren Raev, Hataylı depremzedelerin Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in davetiyle Özbekistan’da misafir edilmesi sürecine dikkat çekti. “Bu sadece diplomatik bir karar değildir. Bu, kardeşliğin diplomasiye yansımasıdır” diyen Raev, bunun kültürel bağların somut bir hâli olduğunu vurguladı. GÖRÜNMEZ KÖPRÜLER LİDERLERİN EN GÜÇLÜ DAYANAĞIDIR TÜRKSOY’un Türk toplumlarını birbirine yaklaştırdığını belirten Raev, “Biz görünmeyen bir köprü kuruyoruz. Ve o köprü, zor zamanlarda liderlerin en güçlü dayanağı olur” diye konuştu. Kültürel bağların kurumsal yapılarla desteklenmesi gerektiğini söyleyen Raev, bu sayede krizlerin daha kolay çözüldüğünü ve çoğu zaman büyümeden önlendiğini kaydetti. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA TDT STRATEJİK BİR AKTÖR Raev, TDT’nin bugün bölgesel istikrar açısından stratejik bir aktör olduğunu dile getirdi. Teşkilatın ortak tarih, kültür ve kimlik üzerine yükseldiğini belirten Raev, üye ülkeler arasında diyaloğun sürekli kılınması, ortak hareket kapasitesinin geliştirilmesi ve kültürel bağların güçlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Ortak alfabe konusuna da değinen Raev, “Ortak alfabe bir amaç değil, bir iletişim aracıdır. Bugün Türk dünyası için en büyük güç, ortak bir alfabeden önce ortak bir anlayıştır” değerlendirmesinde bulundu. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA KADINLARIN BARIŞ SÜREÇLERİNDEKİ ROLÜ Fiona Hodgson, dünya genelinde birçok çatışmanın devam ettiğine ve kadınların çatışma alanlarına çok yakın bölgelerde yaşadığına dikkati çekerek, "Bugün bir kadın olmak, bir asker olmak kadar zor." şeklinde konuştu. Barışın daha kalıcı olması için kadınların barış anlaşmalarına dahil edilmesinin önemine değinen Hodgson, mevcut istatistiklere göre kadınların müzakereler ve barış anlaşmalarına katılımının düşük seviyede olduğunu söyledi. Hodgson, "Kadınlar, barış sürecine dahil edilmedikçe tehlike altında yaşamaya devam edecekler." dedi. Fotoğraf: Mustafa Koçyegit/QHA "BARIŞ SAVAŞLARLA ELDE EDİLEN BİR KAVRAM DEĞİL" Rania Sedky de Mısır'ın bulunduğu bölgede son 100 yılda birçok savaş yaşandığını anımsatarak, "Barış savaşlarla elde edilen bir kavram değil, her iki taraf da savaşta kaybediyor." değerlendirmesinde bulundu. Savaşlar neticesinde can kayıplarının yanı sıra ekonomik ve finansal kayıpların da yaşandığına işaret eden Sedky, İran'daki savaşın sadece tarafları değil, aynı zamanda küresel düzeni etkilediğini söyledi. Sedky, savaşa karşı eyleme geçilmediği takdirde savaşın etkilerinin bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayıp Avrupa ülkelerini de yıllarca etkileyeceğini dile getirerek, uluslararası toplumu savaşa karşı harekete geçmeye davet etti. Mısır, Türkiye, Katar ve Pakistan'ın savaş sürecindeki arabulucu rolüne övgüde bulunan Sedky, savaşın ekonomi, kalkınma ve enerji tedariği açısından Rusya ile Çin'i tehdit etmesi durumunda bu ülkelerin de duruma müdahale edebileceği uyarısında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.