SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Unesco

QHA - Kırım Haber Ajansı - Unesco haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Unesco haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ankara’da Hıdırellez ateşi yandı, bahar coşkusu yaşandı! Haber

Ankara’da Hıdırellez ateşi yandı, bahar coşkusu yaşandı!

Fatma Nur Sarıcaoğlu QHA ANKARA Baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdırellez, Ankara’da 6 Mayıs 2026 tarihinde düzenlenen şenlikle kutlandı. Hıdırellez Şenliği, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu (UTMK), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (AHBVÜ) Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (THBMER), Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Gölbaşı Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Somut Olmayan Kültürel Miras Derneği, Geleneksel Sporlar ve Oyunlar Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu (GSDF) iş birliğiyle gerçekleştirildi. Hıdırellez Şenliği’nin açılış konuşmalarını gerçekleştiren AHBVÜ Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nurşen Özkul Fındık 2022 yılından bu yana Edebiyat Fakültesi olarak Hıdırellez’i coşkuyla kutladıklarını belirtti. Hıdırellez’in baharın gelişi, mevsim dönüşümü, bolluk ve bereketin simgesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fındık, etkinliğin aynı zamanda geleceğe yönelik umutların ve dileklerin paylaşılmasına vesile olduğunu söyledi. Öğrencilerle birlikte geleneksel oyunlar ve kültürel uygulamaların yaşatıldığını kaydeden Fındık, etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen Türk Halk Bilimi Bölümüne teşekkür etti. Fındık, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: 2022 yılından beri Edebiyat Fakültesi olarak baharın gelişini, mevsim dönüşümünü, yeryüzüne bolluk ve bereketin gelişini, geleceğe yönelik umutların ifadesi olan Hıdırellez’i coşkuyla kutluyoruz. Öğrencilerimizle birlikte oyunlar oynuyor, gelenekleri öğreniyor ve paylaşımlar yapıyoruz. Bu geleneğin sürdürülmesinde emeği geçen başta hocalarımız olmak üzere tüm öğretim elemanlarına ve öğrencilerimize teşekkür ediyorum. Umarım bundan sonraki yıllarda da Hıdırellez’i aynı coşkuyla kutlamaya devam ederiz. Hepinize sağlık, mutluluk ve güzellik getirsin. “HIDIRELLEZ İNSANLIĞIN ORTAK MİRASIDIR” UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz konuşmasında, Hıdırellez’in yalnızca mevsimsel bir kutlama olmadığını; toplumsal dayanışmayı, kültürel aidiyeti ve birlikte yaşama kültürünü güçlendiren önemli bir miras olduğunu vurguladı. Oğuz, baharın gelişiyle birlikte kutlanan Hıdırellez’in insanları bir araya getiren ortak bir kültürel değer olduğunu ifade etti. Bu tür geleneklerin toplumların yalnızlaşmasını engellediğini belirten Oğuz, özellikle teknolojinin insan ilişkilerini zayıflattığı günümüzde kültürel buluşmaların daha büyük anlam taşıdığını söyledi. Akıllı telefonlar, dijitalleşme ve yapay zekâ teknolojilerinin insanların günlük yaşamını dönüştürdüğünü kaydeden Oğuz, buna rağmen bireylerin sosyal anlamda yalnızlaştığını dile getirdi. Oğuz, bu nedenle ortak kültürel değerlerin yaşatılmasının hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından önemli olduğunu belirtti. Geleneksel bayramların geçmişten bugüne toplumları bir arada tuttuğunu ifade eden Oğuz, kültürel mirasın gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çekti. Hıdırellez gibi geleneklerin yalnızca eğlence amacı taşımadığını söyleyen Oğuz, bu etkinliklerin genç kuşakların toplumsal bağ kurmasına katkı sunduğunu belirtti. Oğuz, “Bizim temel amacımız; bir milletin mensubu olmanın verdiği huzurla sağlıklı, mutlu ve başarılı bireyler yetiştirmek. Geçmişte atalarımız bu gelenekleri doğal yaşamın bir parçası olarak sürdürüyorlardı. Bugün ise bu mirası yaşatmak bizim için çok daha büyük bir anlam taşıyor.” dedi. Konuşmasında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’ne de değinen Oğuz, Hıdırellez’in 2017 yılında Türkiye ve Kuzey Makedonya’nın ortak başvurusu ile UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne kaydedildiğini hatırlattı. Bu gelişmeyle birlikte Hıdırellez’in artık yalnızca belirli toplumlara ait bir gelenek değil, insanlığın ortak kültürel mirası olarak kabul edildiğini söyledi. Hıdırellez’in Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Orta Doğu’dan Akdeniz coğrafyasına kadar çok geniş bir bölgede kutlandığını belirten Oğuz, farklı toplumların benzer gelenekler etrafında bir araya gelebildiğini ifade etti. Oğuz, Noel ile Hıdırellez arasında sembolik bir karşılaştırma yaparak şu ifadeleri kullandı: İnsanlık Noel yaptığında bir araya geliyor, mutlu oluyor; buna hiçbir itirazımız yok. Hıdırellez yaptığında da bir araya gelebilir ve mutlu olabilir. Mesela Noel’de, herkese yetişsin diye Noel Baba’nın kızağı anlatılır. Noel Baba milyarlarca insana yetişmeye çalışıyor. Biz ise Hızır’ın, uçağın altıyla, kanadıyla insanlara yetiştiğini söylüyoruz. Sekiz milyar insana bir yaşlı Noel Baba’nın yetişmesi mümkün değil. Biz de diyoruz ki bırakın ona Hızır yardım etsin; bizim Hızır’ımız insanlara yetişiyor. Prof. Dr. Öcal Oğuz, konuşmasının sonunda etkinliğe ev sahipliği yapan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi yönetimine, organizasyonda emeği geçen akademisyenlere ve öğrencilere teşekkür ederek, Hıdırellez’in tüm insanlığa sağlık, huzur ve bereket getirmesi temennisinde bulundu. “YAŞAYAN MİRASIN KORUNMASI İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞIYORUZ” Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürü Selim Terzi, somut olmayan kültürel mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Katılımcıları selamlayarak konuşmasına başlayan Terzi, Hıdırellez gibi geleneksel bayramların kültürel hafızanın yaşatılması açısından önemli olduğunu ifade etti. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz’un konuşmasının ardından söz aldığını belirten Terzi, “Öcal hocamdan sonra konuşmanın güzel tarafı, söylenmesi gereken pek çok şeyi söylemiş olmasıdır. Ben de söylediklerinin altına imzamı atıyorum.” dedi. Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğü olarak güçlü bir ekiple çalıştıklarını kaydeden Terzi, somut olmayan kültürel mirasın korunması ve yaşatılması için yoğun çaba gösterdiklerini söyledi. Terzi, “Yaşayan mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması için var gücümüzle çalışıyoruz. Elbette eksiklerimiz olabilir ancak çok değerli yol arkadaşlarımız ve bize rehberlik eden kıymetli hocalarımız var.” ifadelerini kullandı. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu ile yürütülen çalışmalara da değinen Terzi, son üç yıldır Prof. Dr. Öcal Oğuz ile birlikte önemli projelere imza attıklarını belirtti. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ile iş birliğinin artarak devam edeceğini vurgulayan Terzi, gelecek yıl daha kapsamlı bir Hıdırellez programı düzenlemeyi hedeflediklerini açıkladı. “MİTSEL OLANIN GÜNDELİK HAYATLA BULUŞTUĞU MÜSTESNA BİR EŞİK” AHBVÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fulya Bayraktar, Hıdırellez Şenliği’nde yaptığı konuşmada, Hıdırellez’in yalnızca mevsimsel bir geçişi değil, aynı zamanda kolektif hafızanın ve kültürel sürekliliğin önemli bir yansımasını temsil ettiğini söyledi. Hıdırellez’in köklerinin Orta Asya bozkırlarından Mezopotamya’ya, Balkanlardan Anadolu’ya uzanan geniş bir kültürel coğrafyaya dayandığını belirten Bayraktar, bu geleneğin Türk kültür hafızasının farklı renklerini bir araya getiren güçlü bir miras olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Fulya Bayraktar, konuşmasında Hıdırellez’in taşıdığı sembolik anlamlara dikkat çekerek, “6 Mayıs, dikey zamanın yatay zamanla kesiştiği; mitsel olanın gündelik hayatla buluştuğu müstesna bir eşiktir. Karaların koruyucusu Hızır ile denizlerin hâkimi İlyas’ın sembolik buluşması, insanın tabiatla, bireyin toplumla ve geçmişin gelecekle yeniden barışmasını temsil etmektedir.” cümlelerini sarf etti. Hıdırellez ritüellerinin Türk milletinin binlerce yıllık kültürel birikiminin estetik bir yansıması olduğunu kaydeden Bayraktar, gül ağacına bırakılan dileklerin evrensel bir bolluk, bereket ve barış arzusunu ifade ettiğini söyledi. Bayraktar, Hıdırellez’in 2017 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi'ne dâhil edilmesinin bu kültürel mirasın evrensel değerini tescillediğini belirterek, “Ancak bizim için bu miras yalnızca bir belge değil; toplumsal hafızanın sürekliliğini sağlayan, millî kimliği estetik ve manevi bir disiplin içerisinde yaşatan canlı bir kültür ekosistemidir.” dedi. Konuşmasında ateş ve su ritüellerinin anlamına da değinen Bayraktar, Hıdırellez geleneklerinin Türk insanının doğayla kurduğu zarif ve derin ilişkinin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Üniversitelerin yalnızca akademik bilgi üretim merkezleri olmadığını vurgulayan Bayraktar, kültürel mirasın yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda da önemli bir sorumluluk taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Fulya Bayraktar, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: Doğanın bu muazzam uyanışının akademik ve entelektüel üretimlerimize de ilham olmasını diliyorum. Hıdırellez’in Türk dünyasına ve tüm insanlığa huzur, bereket ve yenilenme getirmesini temenni ediyor, baharın bu güzel coşkusunun hepimize kutlu olmasını diliyorum. HIDIRELLEZ ATEŞİNDEN ATLANDI Şenlikte Hıdırellez kapısından geçiş, gül ağacına dilek bağlama ve Hıdırellez ateşinden atlama ve yumurta tokuşturma ritüelleri yapıldı. KALAKAY TIGIRTMASI TÖRENİ YAPILDI Hıdırellez kutlayan ülkelerin ritüellerinin uygulandığı bir Hıdırellez Sokağı şenliğin gözdesi oldu. Şenlikte uygulanan Kırım Tatarlarının geleneksel Hıdırellez ritüeli Kalakay Tıgırtması (kalakay yuvarlama) uygulaması büyük ilgi ile karşılandı. HIDIRELLEZ DİLEKLERİ DİLENDİ Geleneksel çocuk oyunları, yumurta ve balık boyama etkinlikleri ile çeyiz serme ve bilmece etkinlikleri katılımcılarla buluştu. Martuval çadırında dilek ritüelleri gerçekleştirilirken, kilit ile kısmet açma ve kısmet çemberinden geçme uygulamaları yapıldı.

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü Haber

3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü

Etik gazeteciliği ön plana çıkarmak ve dünyada basının sansür edildiği ülkelere mesaj göndermek için her yıl 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. Dünya Basın Özgürlüğü Günü, 1993 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun aldığı bir kararla kabul edildi. Basın özgürlüğünün ve bu özgürlüğe saygının önemine dikkat çekmek için kutlanan bu önemli gün, aynı zamanda basın mensuplarının karşılaştığı zorlukları ve tehlikeleri de gündeme getirmek için bir fırsat olarak biliniyor. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ VE ÇOĞULCU BİR BASIN Dünya Basın Özgürlüğü Günü, BM Genel Kurulunda, BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Konferansının tavsiyesi üzerine Aralık 1993’te ilan edildi. Bu gün için 3 Mayıs tarihinin seçilmesinin sebebi ise günümüzde kısaca Windhoek Deklarasyonu olarak bilinen Özgür, Bağımsız ve Çoğulcu Bir Basının Geliştirilmesi için Windhoek Deklarasyonu’nun yayınlanmasının yıl dönümü olmasıydı. Ayrıca 29 Nisan-3 Mayıs 1991 tarihleri ​​arasında Namibya'nın başkenti Windhoek'te bir konferans düzenlenmiş, bu konferansın sonunda yayınlanan deklarasyonla Afrikalı gazeteciler basın özgürlüğünün bir beyanını kamuoyuna sunmuştu. Bundan iki yıl sonra Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlamak için de bu deklarasyonun yayınlandığı 3 Mayıs günü seçildi. 3 Mayıs, o günden bu yana aynı zamanda baskı ve saldırılarla karşı karşıya kalan basın ve çalışanlarına destek vermek ve mesleklerini yaparken saldırıya maruz kalan, hayatını kaybeden gazetecileri anmak için bir vesile oldu. KIRIM'DAN MELİTOPOL'E MEDYA KARARTMASI: UKRAYNA, RUSYA'NIN GAZETECİ AVINI BM'YE TAŞIDI Ukrayna BM Daimî Temsilciliği Birinci Sekreteri Dmitro Tımoşenko, Birleşmiş Milletler (BM) Enformasyon Komitesinde yaptığı konuşmada Rusya’nınUkrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın sistematik dezenformasyon, sansür ve gazetecilere yönelik fiziksel şiddetle el ele gittiğini belirtti. Moskova yönetiminin bağımsız habercilik ile devlet propagandası arasındaki çizgiyi kasıtlı olarak sildiğini ifade eden Timoşenko, gerçek gazetecilerin "terörist", "aşırılıkçı" veya "sabotajcı" suçlamalarıyla hapse atıldığını, buna karşın Kremlin propagandacılarının "gazeteci" maskesiyle korunduğunu açıkladı. ONLARCA GAZETECİ ESİR TUTULUYOR Ukrayna tarafı, özellikle Melitopol, Kırım ve Herson bölgelerinden kaçırılan gazetecilerin isimlerini tek tek dünya kamuoyuyla paylaştı. Melitopol’den Yana Suvorova, Georgiy Levçenko ve Anastasiya Gluhovska gibi isimlerin yanı sıra işgal altındaki Kırım’da hukuka aykırı şekilde tutulan İrına Daniloviç ve Vilen Temeryanov’un durumuna dikkat çekildi. 2024 yılı içinde de Rüstem Osmanov ve Aziz Azizov gibi Kırım Tatar gazetecilerin gözaltına alınmasının, bölgedeki medya karartmasının bir parçası olduğu vurgulandı. Dmitro Tımoşenko, “En az 26 Ukraynalı gazeteci ve asker olan bir medya çalışanı Rus esaretinde alıkonuluyor.” dedi. Ayrıca geniş çaplı işgal saldırısının başından bu yana 147 medya çalışanının hayatını kaybettiğini hatırlattı. YASA DIŞI ALIKONULAN GAZETECİLER SERBEST BIRAKILMALI Tımoşenko, BM üyesi devletlere seslenerek yasa dışı yollarla alıkonulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılması için Rusya’ya baskı yapılması çağrısında bulundu. Ayrıca medya çalışanlarına yönelik bu sistematik zulmün, Rusya’nınişgal altındaki bölgelerde işlediği savaş suçlarını gizleme ve tam kontrol sağlama politikasının bir ürünü olduğunu vurguladı.

Hıdırellez coşkusu Ankara’da yaşanacak! Haber

Hıdırellez coşkusu Ankara’da yaşanacak!

Baharın müjdecisi olarak kabul edilen Hıdırellez, 6 Mayıs 2026 tarihinde düzenlenecek şenlikle Ankara’da kutlanacak. Hıdırellez Şenliği, UNESCO Türkiye Millî Komisyonu (UTMK), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (THBMER), Ankara Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Gölbaşı Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi, Somut Olmayan Kültürel Miras Derneği, Geleneksel Sporlar ve Oyunlar Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Türkiye Geleneksel Spor Dalları Federasyonu (GSDF) iş birliğiyle gerçekleştirilecek. Etkinlik, saat 11.00 ile 15.00 arasında Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Itrî Yerleşkesi’nde düzenlenecek. Program kapsamında açılış konuşmalarının ardından katılımcılar, Hıdırellez’e özgü ritüel ve etkinliklerle buluşacak. Şenlikte “Hıdırellez kapısından geçiş”, “gül ağacına dilek bağlama” ve “Hıdırellez ateşinden atlama” gibi geleneksel uygulamaların yanı sıra çocuk oyunları, yumurta ve balık boyama etkinlikleri, çeyiz serme ve bilmece etkinlikleri yer alacak. Ayrıca etkinlik alanında kurulacak martuval çadırında dilek ritüelleri gerçekleştirilecek; “kilit ile kısmet açma” ve “kısmet çemberinden geçme” gibi uygulamalar ziyaretçilere sunulacak. Katılımcılar için tuz-ekmek hakkı geleneği yaşatılacak, bereket çuvalları dağıtılacak ve pilav ikramı yapılacak. Şenlikte ayrıca Hıdırellez’i kutlayan farklı ülkelerin tanıtıldığı “ülkeler sokağı” da yer alacak.

ADF2026’da 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı konuşuldu: “Dilde, fikirde, işte birlik!” Haber

ADF2026’da 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı konuşuldu: “Dilde, fikirde, işte birlik!”

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde ve "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla küresel sistemdeki derinleşen krizlere çözüm aramak amacıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) üçüncü gününde “Bir Asırlık Dil ve Kimlik: Bakü Türkoloji Kongresi’nden Türk Entegrasyonuna” paneli gerçekleştirildi. Panelde; Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, Hacı Bayram Veli Ünivesitesi (HBVÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Türk Devletleri Parlamenter Asamblesi (TÜRKPA) Genel Sekreteri Ramil Hasan, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) Genel Sekreteri Sultan Raev, Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Şahin Mustafayev, Türk Kültür ve Miras Vakfı Başkanı Aqtoty Raiymqulova yer aldı. “TÜRKÇE KELİME KÖKLERİNİN YÜZDE 100’Ü ORTAK” Mert, kültürel birliğin olmazsa olmaz şartının “yazıda birlik” olduğunu belirterek “Biz 1926’da yakılan meşaleyi, bize verilen resmî görevle çok şükür neticelendirdik. İşin siyasi ayağı kaldı, o da artık üç ülkemizin görev meclisinde. Burada biz çok şükür 1928’de Atatürk sayesinde bu devrimi gerçekleştirmiştik. Bugün, Asya’daki kardeşlerimizle alfabe birliğine geçmemiz söz konusu. Biz, bildiğiniz gibi Avrupa ve Amerika ile de bir alfabe birliği içerisindeyiz. Bununla mukayese edilebilir bir konu değil.” dedi. Mert, bugün dünyadaki bilgi birikiminin en az yüzde 80’inin ve akademik yayınların yüzde 98’inin Latin alfabesi ile yazılı olduğunu kaydederek “Dolayısıyla tek başına bunlar, Latin alfabesine geçmek için yeterli bir gerekçedir ama meseleye Türk cumhuriyetleri açısından baktığımızda bugün Türk lehçelerinin karşılıklı anlaşılabilirlik düzeyi farklılık arz etse de bizim söz varlığımızın yüzde 85’i ortak, Türkçe kelime köklerinin yüzde 100’ü ortak.” şeklinde konuştu. Alfabe birliğiyle birlikte Türk devletlerinin görünmez kültürel ögelerinin görünür hâle geleceğini ve karşılıklı birlik duygusunun hissedilebilir olacağını dile getiren Mert, bu hususta Türk dünyasının ortak değerlerine vurgu yaptı. ERSOY VE ÖMÜRALİYEV, GASPIRALI’NIN “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ŞİARINI HATIRLATTI Ersoy, 15 Aralık’ın Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan edilmesini artık Türk dilleri değil, Türk dil ailesinin lehçeleri ile birlikte ortak ülkü olan Türk birliğine doğru her açıdan gittiğini gösteren önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. “Bunun içini somut adımlarla doldurmak gerekiyor. İsmail Bey Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ ilkesi ne anlama geliyorsa Bakü Türkoloji Kurultayı da bunun fikrî temellerinin Türkoloji merkezli devamı anlamına gelir. O sebeple bugünkü Türkolojinin sadece dil, edebiyat ve folklor ekseninde ünversitelerde müfredat olarak okutulmasının yetersiz olduğu ve Türkoloji müfredatının ivedilikle Türk dünyasındaki gelişmeler bağlamında güncellenmesi gerektiği fikrini taşıyoruz.” ifadelerini kullanan Ersoy, bununla birlikte “Orhun Programı”nın ivedilikle içinin doldurulması çağrısını yaptı. 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı için “Sadece bilimsel değil, tarihî bir kilometre taşıydı.” diyen Ömüraliyev ise Kurultayın Türk dünyasının entegrasyonu açısından önemine vurgu yaptı. Ömüraliyev, bununa birlikte İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını hatırlattı. MUSTAFAYEV, KURULTAYIN ORTAK TÜRK KİMLİĞİ BİLİNCİNİ ŞEKİLLENDİRDİĞİNİ BELİRTTİ 2025 yılında Türk Akademisi ve Türk Dil Kurumunun (TDK) ortak çalışmaları neticesinde 34 harfli bir ortak Türk alfabesinin ilan edilmesi sürecinde aktif rol alan Mustafayev, Kurultayın bugünün Türkoloji bilimi üzerindeki uzun vadeli entelektüel etkisini ve ortak bir Türk kimliği bilincinin şekillenmesindeki rolü üzerine konuştu. Mustafayev, Kurultayın Türk dünyası tarihi açısından önemini vurgulayarak Kurultayın tarihî altyapısı ve tertip edildiği ortama ilişkin fikir ayrılıklarına dikkat çekti. “Bazıları bence çok yüzeysel bir sosyolojik anlayışla hareket ederek ve tarihi bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmekten yoksun olarak bu Kurultayı tek taraflı yorumluyorlar. Sanki bunu Sovyetlerin gizli bir ajandasıymış ve bir komploymuş gibi ifade ediyorlar. Bence bu, Kurultaya karşı kesinlikle kabuk edilemez ve yanlış bir yaklaşımdır. Her şeyden önce Türk halklarının veya o dönemin deyimiyle Türk-Tatar kavimlerinin bu Kurultayla nasıl bir münasebeti oldu, bu Kurultayı bizim aydınlarımız nasıl kabul etti? O perspektiften yaklaşılması daha doğru olur.” ifadelerini kullanan Mustafayev, Türk aydınlarının Kurultayı büyük bir heyecanla karşıladıklarını dile getirdi. Türk tarihinde ilk kez Altaylardan ve Sibirya’dan başlamış, Kırım’a ve Anadolu’ya kadar bütün bu geniş coğrafyada yaşayan bütün Türk halklarının temsilcileri, aydınları ve bilim insanlarının Bakü’de toplandığını belirten Mustafayev, Türk halklarının ortak kültürü, dilleri ve geleceğiyle ilgili kendi fikirlerini ortaya koymaları ve Türk dilleri adına önemli kararlar alma imkânını elde ettiklerini dile getirdi. Bununla birlikte Mustafayev, “Bu açıdan Kurultay, bizim için çok önemli bir hadisedir ve onun yüzüncü yıl dönümünün bu kadar tantanalı bir şekilde Azerbaycan’da ve bütün Türk dünyasında kutlanması bence çok anlamlıdır.” dedi. “DİL, BİZİM KÜLTÜREL HAFIZAMIZDIR” UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan etmesini “uzun yıllara yayılan ortak bir imgenin karşılığı” olarak değerlendiren Raev, TÜRKSOY’un 2008 yılında Ankara’da başlattığı somut olmayan kültürel miras sürecini 2010 yılından itibaren TÜRKSOY üyesi ülkeler ve UNESCO Millî Komisyonlarının toplantılarıyla daha geniş bir zemine taşındığını belirtti. Bu toplantıların her yıl Türk dünyası kültür başkentlerinde gerçekleştirildiğini ve bugüne kadar 10’dan fazla toplantıyla birlikte üçlü bir iş birliği ve istişare zemininin oluştuğunu dile getiren Raev, “Bütün bu kurumsal çabanın temelinde ise çok daha derin bir gerçeklik yatıyor: Dil, bizim kültürel hafızamızdır; adetlerimizi, geleneklerimizi, göreneklerimizi saklayan bir sandıktır. Bir milletin yaşadığı her şey, ürettiği her değer, dilin içinde taşınır. Türk dünyasında mesele yeni bir yakınlık kurmak değildir, bu diller zaten aynı kökten beslenmektedir. Asıl mesele, bu ortak hafızayı daha güçlü bir şekilde yeşertmek ve dünyaya daha görünür kılmaktır.” değerlendirmesini yaptı. Bugün Türk dünyasının ekonomik olarak yükseldiğini kaydeden Raev, “Bu yükselişin bir ruhu olmalıdır. Bu ruhu edebiyat, sinema, müzik kurar. Bir roman düşünün; Taşkent sokaklarında başlar, İstanbul Boğazı kıyılarında devam eder. Aynı duygu, farklı şekillerde hayat bulur; aynı hafiza, farklı yerlerde yeniden anlatılır. İşte bu, farklı yerlerden evrensele uzanan bir anlatıdır. Bu anlatı, ortak bir dil hafızasıyla beslendiğinde etkisi katlanır. Sanatçının ufku genişler, eserler daha geniş bir coğrafyada karşılık bulur ve kültürel zenginlik büyür.” şeklinde konuştu. Öte yandan Raev, bu noktada Kurultay hususunda “100 yıl önce Bakü’de atılan o adım, dil üzerinden ortak bir gelecek kurma iradesiydi.” dedi. HASAN, TÜRK AYDINLARININ ORTAYA KOYDUĞU İRADEYE VURGU YAPTI Türk dünyasının birlik ve beraberliğiyle stratejik açıdan ileriye doğru taşınmasına dikkat çeken Hasan, “Bizim ecdatlarımız sayılan ve 1926 yılında o zor şartlar altında, uçakların ve teknolojinin gelişmediği şartlar altında ta Macaristan, Türkiye ve o zamanlar Sovyetler Birliği içerisinde bulunan kardeş ülkelerimiz Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Altaylar, Kazan ve Kırım’dan kalkıp gelen bütün kardeşlerimiz… Bunların hepsi nadide insanlardır. Bunların her birisi Türk dünyasını nasıl canlandırabiliriz, Türk dilini nasıl daha da güçlendirebiliriz, Türklüğümüzü nasıl koruyabiliriz, diye ortaya bir irade koymuşlardır.” ifadelerine yer vererek buna karşın söz konusu aydınların neredeyse hepsinin 1937 yılında Jozef Stalin’in “repressiya” rejimine kurban gittiğini hatırlattı. HER 15 ARALIK’TA TÜRK DİLLERİNİN MİRASI VE KÜLTÜREL BİRLİĞİ SES GETİRECEK Raiymqulova ise Türk Kültür ve Miras Vafkının çalışmalarından bahsetti. UNESCO’nun 15 Aralık’ı Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan etmesinin Türk dillerinin küresel mirasını ve bu gelişmenin Türk devletlerinin etki alanını nasıl etkileyeceği üzerine Raiymqulova, “15 Aralık’ın UNESCO tarafından Dünya Türk Dilleri Ailesi Günü olarak ilan edilmesi, Türk dillerinin mirası ve kültürel birliğinin küresel çapta tanınması açısından önemli bir adımdır. Bu karar, geçen yıl kasım ayında UNESCO’nun Semerkant’taki genel kurul toplantısında alınmıştı.” dedi.

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Oğuz QHA'ya konuştu Haber

UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Oğuz QHA'ya konuştu

Fatma Nur Sarıcaoğlu QHA/Ankara “Baharın Gelişi ve Türk Kültür Şenliği”, 9 Nisan 2026 tarihinde Ankara Olgunlaşma Enstitüsünde düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı, Yunus Emre Enstitüsü (YEE) ile Ankara Olgunlaşma Enstitüsü ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu iş birliğinde gerçekleşen etkinlikte, baharın gelişini ve Türk kültürünün zengin mirası kutlandı. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz, tertip edilen “Baharın Gelişi ve Türk Kültür Şenliği” etkinliğinde Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. Etkinliğin, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı Olgunlaşma Enstitüsü, YEE ve UNESCO Türkiye Millî Komisyonu iş birliğiyle gerçekleştirilmesinden memnuniyet duyduğunu belirten Oğuz, bu üç kurumun ortak çalışmasını “kültürel mirasın yaşatılması açısından güçlü bir model” olarak nitelendirdi. Nevruz’un yalnızca bir bayram değil; aynı zamanda kültürel mirasın, dilin ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olduğunu vurgulayan Oğuz, “Nevruz; şarkıları, mitleri, efsaneleri ve hikâyeleri ile bitmez tükenmez bir dünyadır. Dolaysıyla bu dünyayı anlatmak aynı zamanda Türkçeyi öğretmek anlamına da gelir.” dedi. “NEVRUZ YENİ YILIN GELDİĞİ GÜNDÜR” Oğuz, Nevruz’un 2009 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi’nin İnsanlığı Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ne kaydettirildiğini, 2016’da dosyanın genişletildiğini ve 2024 itibarıyla 13 ülkenin ortak mirası olarak yeniden kabul edildiğini hatırlattı. Nevruz’un baharın gelişi, doğanın uyanışı ve yeni yılın başlangıcı olarak çok katmanlı anlamlar taşıdığını ifade eden Oğuz, “Başka kültürlerde de benzer yılbaşı kutlamaları, yeni yıl kutlamaları biliyorsunuz. Nevruz aynı zamanda 21 Mart yani Ekinoks dediğimiz, geceyle gündüzün eşitlendiği, yeni yılın geldiği bir gündür. Eski takvimimizde de yılbaşıdır. Bu bakımdan yılbaşı kutlaması gibi de alınabilir kültürümüzde. Yılbaşının da dünyadaki kutlamaları hep şenlik, şölen, eğlence biçimindedir. Buradaki etkinlik de bu anlamda bir vurguya sahipti.” ifadelerini kullandı. “SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN DAĞILMASINDAN SONRA İLK ADIM NEVRUZ’A DÖNMEK OLDU” Oğuz, Türk devletleri bünyesinde Nevruz’un resmî tatil olarak kabul edilmesine yönelik tartışmaları da değerlendirdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Türk dünyasında yasaklı kültürel unsurların yeniden sahiplenildiğini ve Nevruz’un bu süreçte öne çıktığını kaydeden Oğuz şu ifadeleri kullandı: 90'lı yılların başında Türk devletleri özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra o dönemde Sovyetler Dönemi'nde yasaklanan pek çok kültür unsurlarını özlemle, hasretle, sevgiyle yeniden kucaklamanın heyecanını taşıyorlardı. Bunların arasında da Nevruz başta geliyordu. Zira Nevruz onları bir araya getiren çok önemli bir bahar başlangıcı, şöleni, yeni yıl, 12 Hayvanlı Türk Takvimine göre yeni yılın başlaması gibi çok fazla anlamı vardı. Bu anlamı yok eden bir kültürü reddeden bir yapılanmadan sonra ulus devlet hâlinde kurumlaşınca ilk hareketleri geçmişte atalarının kutladığı Nevruz'a yeniden dönmek oldu. Bayramların toplumun tüm kesimlerini kapsayan şenlikler olduğunu ifade eden Oğuz, birçok Türk devletinde Nevruz’un farklı sürelerde resmî tatil olarak kutlandığını, Türkiye’de de bu yönde bir eğilimin güçlendiğini söyledi. Ayrıca Oğuz, “Ümit ediyoruz ki, Türkler olarak yani Kazaklar, Kırgızlar, Özbekler, Türkmenler, Azerbaycanlılar, Kırımlılar ve diğer tüm Türk topluluklarıyla birlikte, uluslararası alanda Nevruz kutlama kültürünü kendi geleneksel biçimleriyle daha etkin şekilde kutlamaya devam edecekler.” cümlelerini sarf etti. “BİZİM KANITA DEĞİL, NASIL KUTLANACAĞINI DÜNYAYA GÖSTERMEYE İHTİYACIMIZ VAR” Türkiye’de Nevruz’un geçmişte daha sınırlı şekilde kutlandığını ancak 1990’lı yıllardan itibaren yeniden hatırlandığını belirten Oğuz, Türk edebiyatında Nevruz’un önemli bir yer tuttuğunu, Pir Sultan Abdal’dan Karacaoğlan’a kadar birçok şairin bu geleneği eserlerine yansıttığını ifade etti. Oğuz cümlelerini, “Bizim kanıta ihtiyacımız yok ama huzura, mutluluk içerisinde bir bayramın nasıl kutlanacağının modelini, örneğini dünyaya göstermeye ihtiyacımız var. Belki de dünyanın buna ihtiyacı var. O yüzden bizim de dünyanın da Nevruz'u kutlu olsun.” şeklinde sonlandırdı.

Türkmenistan ile UNESCO arasında stratejik eğitim iş birliği Haber

Türkmenistan ile UNESCO arasında stratejik eğitim iş birliği

UNESCO’nun Paris’te bulunan genel merkezinde bir araya gelen Türkmenistan Eğitim Bakanı Cumamırat Gurbangeldiyev ve UNESCO Genel Direktörü Khaled El-Enany, eğitimde kültürel standartlar ve teknolojik entegrasyonu içeren kapsamlı bir iş birliği ajandası belirledi. TÜRKMENİSTAN VE UNESCO İŞ BİRLİĞİNİ GÜÇLENDİRİYOR Eğitim sistemlerinin dijital dönüşümü ve yapay zekâ teknolojilerinin eğitim müfredatlarına entegrasyonunun ana gündem maddesi olarak belirlendiği görüşmede, taraflar modern dünyanın en öncelikli gerekliliği olarak kaliteli eğitime eşit erişimin sağlanması konusunda tam bir fikir birliğine vardı. Bakan Gurbangeldiyev, UNESCO ile yürütülen ortak girişimlerin Türkmenistan millî eğitim sistemine sağladığı katkıları vurguladı. Yürütülen bu projelerin, ulusal eğitim sistemini güçlendirmenin yanı sıra küresel eğitim alanıyla tam entegrasyonu mümkün kıldığı ifade edildi. UNESCO’DAN TÜRKMENİSTAN’IN EĞİTİM REFORMLARINA TAM NOT UNESCO Genel Direktörü Khaled El-Enany, Türkmenistan’ın eğitim alanında yürüttüğü reformları "sistemli ve geleceğe odaklı" olarak nitelendirerek takdirle karşıladığını belirtti. Görüşmede, Türkmenistan’ın Birleşmiş Milletlerin (BM) 4 Numaralı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi olan "Nitelikli Eğitim" vizyonuna sağladığı aktif ve kararlı katkıların altı çizildi. Türkmenistan’daki yükseköğretim kurumlarının uluslararası akademik ağlara entegrasyonu ve UNESCO İlişkili Okullar programına sağlanan başarılı katılım süreci de bu görüşmede ele alındı. Taraflar, görüşme esnasında "Dijital Bilim" adı verilen bir kürsünün açılması ve UNESCO Eğitimde Bilgi Teknolojileri Enstitüsü ile olan operasyonel bağların daha da güçlendirilmesi konusunu detaylandırdı. AŞKABAT KÜRESEL ÖĞRENEN ŞEHİRLER YOLUNDA: UNESCO SÜRECİ HIZLANIYOR Türkmenistan'ın başkenti Aşkabat, eğitim ve kültür alanında vizyoner bir adım atarak UNESCO Küresel Öğrenen Şehirler Ağı’na katılım sürecinin ele alındığı görüşmede, "Yaşam Boyu Öğrenme" girişimine özel bir vurgu yapıldı. Aşkabat’ın bu ağa katılımının, kentin kültürel ve eğitsel dokusuna stratejik bir katkı sağlayacağı ve şehrin gelişim vizyonunu güçlendireceği belirtildi. Toplantı sonunda taraflar eğitimde inovasyonu merkeze alan yeni projeleri hayata geçirme ve ortak çalışmaları daha da yoğunlaştırma konusunda kararlılık içinde olduklarını tekrarladılar.

Rusya, Ukrayna'da bin 700’den fazla kültürel miras alanını hedef aldı Haber

Rusya, Ukrayna'da bin 700’den fazla kültürel miras alanını hedef aldı

Ukrayna Başbakan Yardımcısı ve Ukrayna Kültür ve Stratejik İletişim Bakanlığı Vekili Tetyana Berejna (Tetiana Berezhna), Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırıları sonucunda kültürel mirasa verilen zararın boyutunu açıkladı. "SUÇLARIN HER BİRİNİ KAYIT ALTINA ALIYORUZ" Berejna, Rusya’nın topyekûn işgal girişiminin başlangıcından bu yana Ukrayna’da bin 707 kültürel miras unsurunu ve 2 bin 503 kültürel altyapı tesisini hedef aldığını, bunlardan 513’ünün tamamen yok edildiğini bildirdi. Bakan Rusya’nın bilinçli şekilde ülkenin kültürel mirasını yok etmeye çalıştığını vurgulayarak, “Kültürel miras hedef olamaz. Bu suçların her birini kayıt altına alıyoruz.” ifadelerini kullandı. Bakanlık ayrıca, zarar gören UNESCO Dünya Mirası alanlarına ilişkin UNESCO’ya resmî bildirim yapılacağını duyurdu. 17. YÜZYILDAN KALMA KİLİSE HEDEF ALINDI Ukrayna Başbakanı Yuliya Svırıdenko, Rusya’nın Ukrayna’nın batısındaki Lviv kentine yönelik saldırısında bir UNESCO Dünya Mirası alanının hedef alındığını açıkladı. Svırıdenko 24 Mart 2026 tarihinde gerçekleşen saldırıda, 17. yüzyıldan kalma Aziz Andrew Kilisesi’ni de hedefler arasında yer aldığını belirtti. Söz konusu kilisenin, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan tarihî yapı kompleksinin bir parçası olduğu ifade edildi. Ukrayna Başbakanı, açıklamasında, Rusya’nın sivilleri ve kültürel mirası hedef alan saldırılarının uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu vurgulayarak, “Rusya’yı durdurabilecek tek şey güç, tavizsiz yaptırımlar ve kararlı eylemdir.” ifadelerini kullandı.

Türk dünyası Nevruz'u kutluyor: İki bayram bir arada Haber

Türk dünyası Nevruz'u kutluyor: İki bayram bir arada

Binlerce yıllık köklü bir geçmişe sahip olan ve Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan geniş bir coğrafyada "yeni gün" olarak kutlanan nevruz, bu sene 21 Mart'ta gönüllerdeki bahar coşkusuyla dini vecibelerin yerine getirildiği Ramazan Bayramı iklimini birleştirdi. 20-22 Mart tarihlerine denk gelen Ramazan Bayramı ile iç içe geçen Nevruz Bayramı, Türk dünyasında çifte bayram sevincine vesile oldu. Türk kültür havzasında "Sultan Nevruz", "Mart dokuzu", "Yıl sırtı" ve "Gün dönümü" gibi farklı isimlerle de anılan nevruz, tıpkı Ramazan Bayramı gibi toplumsal dayanışma, barış ve kardeşlik duygularını pekiştiriyor. Her iki bayramda da ortak bir gelenek olarak öne çıkan akraba ve komşu ziyaretleri, küslerin barıştırılması, çocukların sevindirilmesi ve ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatılması, Türk-İslâm kültürünün birleştirici gücünü gözler önüne seriyor. Bütün bayramlarda olduğu gibi Nevruz Bayramı’nda da temizliğin ayrı bir yeri ve önemi var. Nevruz kutlamaları kapsamında evlerde ve sokaklarda genel temizlik yapılırken, hazırlanan zengin sofralar bereketin paylaşılmasına aracılık ediyor. "Nevruz köje", "sumalyak" ve "semeni" gibi geleneksel lezzetlerin baş köşede olduğu bu sofralar, Ramazan Bayramı'ndaki ikram kültürüyle benzerlik gösteriyor. Ateş üzerinden atlanması, Ergenekon hatırasına demir dövülmesi ve geleneksel spor müsabakalarıyla kutlanan nevruz, millî kimliği ve ortak kültürel bağı temsil ediyor. Nevruz, 2009 yılında Azerbaycan, Hindistan, İran, Kırgızistan, Pakistan, Özbekistan ve Türkiye’nin ortak başvurusuyla İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kaydedildi. 2016 Kasım ayında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’da gerçekleştirilen UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Hükümetler Arası Komite Toplantısı’nda alınan kararla “Nevruz” 12 ülkeli çokuluslu dosya olarak Temsili Liste’ye kaydettirildi. Bu kararla, söz konusu listeye 2009 yılında gerçekleştirilen kayıt yenilendi. Ayrıca, 20-21 Mayıs 2025 tarihinde Macaristan'ın ev sahipliğinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmî Zirvesi’nde Devlet Başkanları tarafından kabul edilen Budapeşte Bildirisi ile Nevruz'un TDT bünyesinde anılması ve kutlanması kararı alındı. Öte yandan Nevruz, Türk dünyasındaki yaygın inanışa uygun olarak Göktürklerin Ergenekon'dan ayrılıp bağımsızlıklarını elde ettikleri gün olarak kabul edilir. Ergenekon Destanı'nda, 400 yıl boyunca etrafı yüksek dağlarla çevrili bir vadide yaşamak zorunda kalan Türklerin bahar gelince vadiyi terk ettikleri anlatılır. Bu açıdan Türklerin ana vatanlarına döndükleri ve bağımsızlıklarını kazandıkları gün olan Nevruz, aynı zamanda bağımsızlığı da simgeler.

Türkmenistan’da interaktif konferans: Kadın diplomatların emeğine vurgu Haber

Türkmenistan’da interaktif konferans: Kadın diplomatların emeğine vurgu

Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Enstitüsü bünyesinde 10 Mart 2026 tarihinde "Kadın Diplomatların Toplumdaki Rolü ve Başarıları" başlıklı bir konferans tertip edildi. Konferansa diplomasi dünyasının önemli isimleri iştirak ederken genç kadın diplomatlar ve devlet memurları ise kariyerlerine katkı sağlayan interaktif bir eğitimden yararlanmış oldu. GENÇ DİPLOMATLAR İNTERAKTİF EĞİTİM FIRSATINDAN YARARLANDI Türkistan coğrafyasının genç diplomatları ve devlet memurları için verilen ikinci bölgesel eğitim kapsamında Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İlişkiler Enstitüsü ile Türkmenistan Birleşmiş Milletler (BM) Koordinatörlüğünün ortak düzenlediği konferans, genç kadın diplomatlar ve devlet memurları için interaktif bir eğitim fırsatına dönüştü. Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı tarafından 10 Mart 2026 tarihinde yayınlanan açıklamaya göre, Türkmenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahri Başimova’nın ev sahipliğinde düzenlenen konferansa Pakistan İslam Cumhuriyeti'nin Türkmenistan nezdindeki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Dr. Faryal Leghari, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkmenistan Mukim Temsilcisi Narine Saakyan ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Türkmenistan Milli Komisyonu İcra Sekreteri Çınar Rüstemova (Chynar Rustamova) ile birlikte Türkmenistan Dışişleri Bakanlığı temsilcileri, enstitünün akademik kadrosu, kadın diplomatlar, kadın öğrenciler ve diplomasi dünyasının pek çok önemli ismi katıldı. KONFERANSTA KADINLARIN BAŞARISINA VURGU YAPILDI Konferansta Türkmenistan’ın kalıcı tarafsızlık politikasının Türkmenistan’ın barışçıl girişimleri teşvik etmesi ve güvene dayalı ilişkiler kurmasındaki önemine vurgu yapıldı. Katılımcılar ise kamu yönetiminde ve uluslararası iş birliği faaliyetlerinde yer alan kadınların elde ettiği başarıların barışa ve sürdürülebilir kalkınmaya doğrudan katkı sağladığının altını çizdi. Ayrıca, Genç uzmanların kariyerine katkıda bulunan bir platform görevi gören konferansta Türkmenistan’ın barış odaklı tarafsızlık politikası çerçevesinde kadınların sağladığı katkı da ön plana çıktı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.