SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yapay Zeka

QHA - Kırım Haber Ajansı - Yapay Zeka haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yapay Zeka haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yapay zekâyı kandırdılar: Rusça konuşan hackerlar 7 şirkete saldırdı Haber

Yapay zekâyı kandırdılar: Rusça konuşan hackerlar 7 şirkete saldırdı

Rusça konuşan siber suçluların, SpaceX bünyesine katılan yapay zekâ destekli kodlama aracı Cursor’ı kullanarak Belçika’daki bir kimya şirketi dahil en az 7 şirkete siber saldırı düzenlediği ortaya çıktı. Siber güvenlik şirketleri Gambit Security ve CloudSek’in incelemelerine göre saldırılar, yeni fidye yazılımı grubu Aur0ra tarafından gerçekleştirildi. Gambit Security, grubun internete yanlışlıkla açık bıraktığı bir sunucuyu tespit ederek saldırganlarla Cursor’un yapay zekâ ajanı arasındaki 28 sohbet oturumuna ulaştı. Nisan ve mayıs aylarına ait yazışmalarda saldırganların, yapay zekâ aracını saldırıların bir “simülasyon” veya güvenlik testi olduğuna ikna ederek kimlik bilgileri çalma, yönetici hesaplarını ele geçirme ve sistemlerde açık arama gibi yüzlerce işlem yaptırdığı görüldü. Cursor’un yapay zekâ ajanı, saldırganların taleplerine teknik talimatlarla yanıt verdi. Bazı durumlarda VPN bağlantısı kurdu, parola hash’lerinin kırılmasına yardımcı oldu ve güvenlik açığı bulunan sistemlerin istismar edilmesi için araçlar önerdi. Bir saldırı için başarı ihtimalini “çok yüksek” olarak değerlendirdi. Birleşik Krallık haber ajansı Reuters, saldırganların sohbet kayıtlarından elde edilen bilgiler sayesinde hedef alınan 6 şirketi bağımsız olarak tespit etti. Bunlar arasında Belçikalı temizlik ürünleri üreticisi Christeyns, Alman garaj kapısı üreticisi Teckentrup, İskoçya merkezli Helideck Certification Agency, Arjantinli bir ilaç distribütörü, İtalyan bir üretici ve Louisiana merkezli Bayou Title bulunuyor. CloudSek ise ele geçirilen sunucudaki verilere göre Aur0ra grubunun toplamda en az 20 kurban iddia ettiğini, ancak bunların kaçının Cursor kullanılarak hedef alındığının net olmadığını bildirdi. Siber güvenlik uzmanlarına göre yapay zekâ, saldırganların teknik işlemleri daha hızlı gerçekleştirmesine ve geleneksel yöntemlerle saatler veya günler sürebilecek bazı işlemleri otomatikleştirmesine olanak sağlıyor. Gambit yetkilisi Eyal Sela, Cursor’un saldırganların çalışmalarını yaklaşık yüzde 30 ile yüzde 50 oranında hızlandırmış olabileceğini belirtti. YAPAY ZEKÂ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ KANDIRILDI Saldırganların en dikkat çekici yöntemi, Cursor’un güvenlik önlemlerini “bu yalnızca bir test ortamı” diyerek aşmaları oldu. Yapay zekâ ajanı bazı zararlı talepleri başlangıçta reddetse de saldırganlar yeni bir sohbet başlatarak işlemin yasal bir simülasyon olduğunu öne sürdü. Gambit’e göre bu yöntem, yapay zekâ sistemlerinin kullanıcı tarafından verilen bağlama ne ölçüde güvenebildiği konusunda ciddi güvenlik sorunları ortaya koyuyor. Şirket, saldırganların güvenlik önlemlerini aşmak için farklı söylemler kullanarak yapay zekâyı manipüle ettiğini belirtti. Cursor’un bağlı olduğu şirketler ve Anthropic konuya ilişkin Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi. Olay, yapay zekâ ajanlarının siber saldırılarda kullanımına ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde gündeme geldi. Uzmanlar, ticari yapay zekâ araçlarının yalnızca yazılım geliştirme ve verimlilik amacıyla değil, saldırıların planlanması, güvenlik açıklarının bulunması ve kötü amaçlı işlemlerin otomatikleştirilmesi için de kullanılmaya başlanmasının yeni bir siber güvenlik risk alanı oluşturduğuna dikkat çekiyor. Cursor’un SpaceX tarafından satın alınmasıyla ilgili işlem de bu ay tamamlanmıştı. Böylece yapay zekâ destekli yazılım geliştirme araçları, Elon Musk’ın roket ve yapay zekâ faaliyetlerini bir araya getiren şirket yapısına dâhil edilmiş oldu. Gambit yöneticisi Curtis Simpson, yapay zekâ destekli saldırıların artık istisnai bir durum olmaktan çıktığını belirterek, bu tür saldırıların giderek daha sık görülmesinin beklendiğini söyledi.

Rusya, ABD'li savunma şirketinin Kıyiv'deki SİHA üretim tesisini hedef aldı! Haber

Rusya, ABD'li savunma şirketinin Kıyiv'deki SİHA üretim tesisini hedef aldı!

Rusya'nın Kıyiv’e düzenlediği balistik füze saldırısında, ABD merkezli savunma teknolojisi şirketi Terminal Autonomy'ye ait silahlı insansız hava aracı (SİHA) üretim tesisi tamamen tahrip edildi. Söz konusu saldırı, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş boyunca doğrudan ABD'ye ait bir şirkete ait üretim tesisini hedef aldığı ilk olay olarak değerlendiriliyor. The Guardian’ın 30 Temmuz 2026 tarihli haberine göre; Delaware eyaletinde 2023 yılında kurulan Terminal Autonomy, Ukrayna ordusu için yapay zekâ destekli, elektronik harp koşullarında dahi görev yapabilen hassas taarruz SİHA'ları geliştiriyor. Şirket, özellikle Rus elektronik karıştırma sistemlerine karşı dirençli yönlendirme teknolojileriyle dikkat çekiyor. YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ KAMİKAZE SİHA'LARI ÜRETİYORDU Şirketin internet sitesinde, cephede aktif olarak kullanılan yapay zekâ güdümlü dolaşan mühimmatlar (loitering munitions) ve hassas taarruz sistemleri geliştirdiği belirtiliyor. "Terminal autonomy" kavramı ise kamikaze SİHA'larının hedefe son yaklaşma aşamasını ifade ediyor. Bu aşamada düşman elektronik karıştırma sistemleri nedeniyle operatör bağlantısı kesilse bile yapay zekâ hedefi bağımsız olarak takip ederek saldırıyı tamamlıyor. FABRİKA KULLANILAMAZ HÂLE GELDİ Şirkete yakın kaynaklar saldırıda fabrikanın ağır hasar alarak kullanılamaz hâle geldiğini, ancak olay sırasında tesiste çalışanların bulunmaması nedeniyle can kaybı yaşanmadığını aktardı. Terminal Autonomy ise saldırıya ilişkin basın kuruluşlarının yorum taleplerine yanıt vermedi.

Dr. Alper Özbilen: Ukrayna'da savaşın gidişatını orduların büyüklüğü değil, değişime uyum hızı belirliyor Haber

Dr. Alper Özbilen: Ukrayna'da savaşın gidişatını orduların büyüklüğü değil, değişime uyum hızı belirliyor

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Savunma sanayi alanında teknoloji ve inovasyonda 20 yılı aşkın küresel deneyime sahip stratejist Dr. Alper Özbilen, Ukrayna’daki savaşın askerî doktrinleri, savunma sanayisi ekosistemini ve küresel güvenlik mimarisini nasıl kökten değiştirdiğini Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Dr. Özbilen; yapay zekâ, otonom sistemler ve veri odaklı müşterek harekât anlayışının konvansiyonel askerî güç dengelerini nasıl altüst ettiğini çarpıcı analizlerle paylaştı. ÖZBİLEN: SAVAŞ ALANINDA BELİRLEYİCİ OLAN TEK BAŞINA ATEŞ GÜCÜ DEĞİL Ukrayna'daki savaşın en önemli dersinin, artık savaşın gidişatını orduların sayısal büyüklüklerinin değil, değişime uyum hızlarının belirlediğini belirten Özbilen, "Bu savaş, büyük güç rekabetinin artık yalnızca asker, tank veya uçak sayısı üzerinden değerlendirilemeyeceğini açık biçimde ortaya koydu. Günümüz muharebe sahasında üstünlüğü belirleyen unsur; insan kapasitesi ve konvansiyonel kuvvetlerinin yanı sıra yapay zekâ destekli karar sistemlerini, insansız platformları, elektronik harbi ve gerçek zamanlı veriyi müşterek bir harekât anlayışı içinde bütünleştirebilme kabiliyetidir." ifadelerini kullandı. Ukrayna'nın savaşın statik değil, sürekli öğrenen ve dönüşen dinamik bir süreç olduğunu yeniden gösterdiğine dikkat çeken uzman, "Cepheden elde edilen verilerin çok kısa sürede yeni taktiklere, yazılım güncellemelerine ve yeni platformlara dönüştürülebilmesi, Ukrayna'ya yalnızca operasyonel çeviklik değil, aynı zamanda karar üstünlüğü de kazandırdı. Bugün savaş alanında belirleyici olan, tek başına ateş gücü değil; rakibinden daha hızlı öğrenebilme ve öğrenileni sahaya aktarabilme kapasitesidir." dedi. Savaşın ilk günlerinden itibaren değişimi en hızlı okuyabilen ve yeni teknolojileri harekât konseptine en kısa sürede entegre edebilen tarafın avantaj sağlayacağını savunduğunu dile getiren stratejist, "Bu süreç standardizasyonun önemini azaltmadı. Tam tersine, müşterek harekât, lojistik ve birlikte çalışabilirlik açısından standartların vazgeçilmez olduğu bir kez daha görüldü. Ancak gerçek rekabet üstünlüğü, bu standart yapıları korurken aynı zamanda yüksek adaptasyon kabiliyeti geliştirebilen orduların elinde olacaktır." değerlendirmesinde bulundu. "MÜCADELE YALNIZCA CEPHEDE YÜRÜMÜYOR" Savaşın ilk günlerinde Rus propagandasının da etkisiyle Kıyiv’in birkaç gün içinde düşeceği yönündeki analizleri değerlendiren Özbilen, şunları kaydetti: Savaşın uzamasının temel nedeni, çatışmanın beklenenden çok daha hızlı bir şekilde askerî bir mücadeleden sanayi ve teknoloji elementlerini de kapsayan topyekûn dayanıklılık mücadelesine dönüşmüş olmasıdır. Savaşın ilk günlerinde yapılan birçok değerlendirme, Rusya'nın askerî kapasitesine odaklanırken Ukrayna'nın adaptasyon yeteneğini ve toplum direncini yeterince hesaba katmadı. Rus propagandası da bu algıyı besleyerek Ukrayna'nın kısa sürede teslim olacağı yönünde güçlü bir psikolojik atmosfer oluşturmayı hedefledi. Ancak sahadaki gelişmeler bunun tam tersini gösterdi. Ukrayna'nın değişen koşullara hızla uyum sağlayabilmesi, cephede sürekli yeni çözümler geliştirmesi ve toplumun mücadele iradesini koruması, Rusya'nın hızlı zafer planını akamete uğrattı. Böylece savaş, kısa süreli bir işgal operasyonundan uzun süreli bir yıpratma savaşına dönüştü. Bugün bu mücadele yalnızca cephede yürümüyor. Aynı zamanda savunma sanayi üretim hatlarında, lojistik ağlarında, teknoloji geliştirme merkezlerinde, ekonomik dayanıklılıkta ve uluslararası diplomasi alanında da devam ediyor. Modern savaşlar artık yalnızca ordular arasında değil, devletlerin ve toplumların bütün güç unsurları arasında yaşanıyor. Rusya, uluslararası hukuku ihlal ederek başlattığı bu savaşı kendi stratejik hedefleri doğrultusunda sonuçlandıramadığı her geçen gün, siyasi ve askerî açıdan daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Buna karşılık Ukrayna, ağır bedeller ödemesine rağmen devlet olarak varlığını, kimliğini ve egemenliğini koruma iradesini sürdürmektedir. SAVAŞ ALANINDA YAZILIM GÜNCELLEME HIZI MÜHİMMAT ÜRETİM HIZI KADAR KRİTİK Ukrayna'nın en büyük başarısının düşük maliyetli teknolojileri sürekli güncellenen bir savaş ekosistemine dönüştürmesi olduğunu vurgulayan Özbilen, "Kamuoyunda en çok FPV insansız hava araçları konuşuluyor. Gerçekten de birkaç bin dolarlık platformların milyonlarca dolarlık sistemleri etkisiz hâle getirebilmesi, modern savaş tarihinde önemli bir kırılma noktası oluşturdu. Ancak Ukrayna'nın başarısı bundan çok daha kapsamlıdır. Ticari teknolojilerin askerî ihtiyaçlara hızla uyarlanması, elektronik harp sistemlerinin sürekli güncellenmesi, düşük maliyetli önleyici insansız hava araçlarının geliştirilmesi, deniz dronlarının etkili kullanımı, gerçek zamanlı veri paylaşımını sağlayan dijital komuta sistemleri ve yapay zekâ destekli hedef tespit çözümleri, aynı inovasyon ekosisteminin parçalarıdır. Belki de en dikkat çekici unsur, cepheden elde edilen geri bildirimlerin çok kısa süre içinde yeni yazılım sürümlerine, yeni taktiklere ve yeni ürünlere dönüştürülebilmesidir. Bu yaklaşım, savaş alanında yazılım güncelleme hızını neredeyse mühimmat üretim hızı kadar kritik hâle getirmiştir." şeklinde konuştu. Ukrayna'nın ayrıca katmanlı ve maliyet-etkin hava savunması konusunda da dikkat çekici bir model geliştirdiğini dile getiren uzman, "Her tehdide aynı maliyetli sistemle karşılık vermek yerine; elektronik harp, düşük maliyetli önleyiciler, kısa menzilli füze sistemleri birbirini tamamlayan katmanlar hâlinde kullanarak daha sürdürülebilir bir savunma anlayışı ortaya koydu. Bence dünyanın bugün Ukrayna'dan öğrendiği en önemli ders şudur: Geleceğin savaşlarında üstünlük yalnızca en gelişmiş teknolojiye sahip olmakla değil; teknolojiyi rakibinden daha hızlı öğrenebilmek, daha hızlı uyarlayabilmek ve daha düşük maliyetle ölçeklendirebilmekle elde edilecektir." değerlendirmesinde bulundu. "CEPHEDEN GELEN BİLGİLER ÇOK KISA SÜRE İÇERİSİNDE OPERASYONEL KARARLARA DÖNÜŞTÜRÜLEBİLDİ" Ukrayna’nın hızlı ve esnek karar alma mekanizmaları sayesinde kaynak eksikliğini dengelediğini belirten Özbilen, "Ukrayna'nın savaş boyunca elde ettiği en önemli avantajlardan biri, karar alma döngüsünü rakibine kıyasla önemli ölçüde kısaltabilmesidir. Cepheden gelen bilgiler, sensör verileri, açık kaynak istihbaratı, ticari uydu görüntüleri ve elektronik istihbarat verileri çok kısa süre içerisinde analiz edilerek operasyonel kararlara dönüştürülebildi. Bu süreçte yapay zekâ destekli analiz araçları, veri füzyonu ve dijital komuta sistemleri yalnızca teknolojik yenilikler olarak değil, karar alma hızını artıran stratejik unsurlar olarak öne çıktı." dedi. "UKRAYNA CEPHEYİ DOĞRUDAN AR-GE LABORATUVARINA DÖNÜŞTÜRDÜ" Ukrayna'nın bir diğer başarısının klasik savunma sanayi anlayışının ötesine geçmesi olduğunu kaydeden stratejist, "Geleneksel modelde teknoloji laboratuvarlarda geliştirilir, daha sonra sahaya gönderilir. Ukrayna ise cepheyi doğrudan Ar-Ge laboratuvarına dönüştürdü. Mühendisler, girişimler ve cephede görev yapan birlikler arasında kurulan sürekli geri bildirim mekanizması sayesinde yeni ürünler haftalar hatta bazı durumlarda günler içinde geliştirilebildi. Bu model yalnızca daha hızlı inovasyon üretmedi; aynı zamanda yanlış yatırımları azaltarak sınırlı kaynakların çok daha etkin kullanılmasını sağladı. Geleceğin savaşlarında karar alma döngüsünü rakibinden daha hızlı tamamlayabilen orduların önemli avantajlar elde edeceğini düşünüyorum." ifadelerini kullandı. "ARTIK HİÇBİR ASKERÎ DOKTRİN UZUN YILLAR BOYUNCA DEĞİŞMEDEN UYGULANAMAYACAK" "Ukrayna Savaşı'nı, NATO açısından son otuz yılın en önemli askerî öğrenme süreci olarak görüyorum." diye belirten Özbilen, ilk kez yüksek yoğunluklu konvansiyonel savaş ile yapay zekâ, insansız sistemler, ticari uzay teknolojileri, elektronik harp ve açık kaynak istihbaratını aynı savaş alanında yoğun biçimde birlikte kullanıldığına işaret etti. Birçok NATO ülkesinin eğitim programlarını, mühimmat planlamasını, elektronik harp kabiliyetlerini, hava savunma mimarisini ve insansız sistem doktrinlerini Ukrayna'dan elde edilen operasyonel tecrübeler doğrultusunda yeniden ele almasının kaçılmaz olduğunu belirten Özbelen şöyle devam etti: Ancak bana göre en önemli ders teknolojinin kendisi değildir. Asıl ders, öğrenme hızıdır. Artık hiçbir askerî doktrin uzun yıllar boyunca değişmeden uygulanamayacaktır. Muharebe sahası çok daha hızlı değişiyor. Bu nedenle geleceğin başarılı orduları, kendini kanıtlamış güçlü platformlara sahip olanlar değil; doktrinlerini, eğitimlerini ve teknolojilerini en hızlı güncelleyebilen ordular olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken ikinci önemli konu ise bu tecrübelerin yalnızca NATO tarafından öğrenilmiyor olmasıdır. Aynı savaş, farklı devletler ve devlet dışı aktörler tarafından da dikkatle incelenmektedir. Dolayısıyla adaptasyon artık tek seferlik bir süreç değil, sürekli devam eden bir rekabet alanına dönüşmüştür. GELECEĞİN REKABETİ ÜRETİM DEĞİL GÜNCELLEME Ukrayna'daki savaşın insansız sistemlerin geleceğin yardımcı unsurları değil, geleceğin temel muharebe platformlarından biri olacağını gösterdiğini belirten uzman, Türkiye'ye ve Türkiye'nin en önemli savunma ve teknoloji şirketi olan Baykar’a atıfta bulunarak, savaşın başındaki öncü rölüne ve gösterdiği etkinlikle sonrası süreçlere de ilham kaynağı olmasına vurgu yaptı. Gelinen noktada, asıl dönüşümün yalnızca drone sayısındaki artış olmadığını; birbirleriyle haberleşen çok sayıda platformun ortak hareket edebildiği ağ merkezli harekât anlayışı olduğuna dikkat çeken Özbilen, "Yakın gelecekte tek bir platformdan ziyade; insansız hava, kara ve deniz sistemlerinin, elektronik harp unsurlarının, yapay zekâ destekli karar sistemlerinin ve akıllı mühimmatların aynı ağ içerisinde birlikte ve tam entegre olarak görev yaptığı operasyonlar göreceğiz. Özellikle düşük maliyetli platformlarla gerçekleştirilen satürasyon saldırıları, geleneksel hava savunma sistemlerini ekonomik açıdan zorlamaya devam edecektir. Birkaç bin dolarlık platformlarla milyonlarca dolarlık önleme füzelerinin tüketilmesi, savunma ekonomisini yeniden şekillendiren önemli gelişmelerden biridir. Diğer önemli eğilim ise daha yüksek otonomi seviyesidir. Yapay zekâ destekli hedef tanıma, elektronik karıştırmaya karşı dayanıklılık, sürü kabiliyeti ve platformlar arası gerçek zamanlı koordinasyon giderek daha fazla önem kazanacaktır. Bununla birlikte çoğu zaman gözden kaçan kritik konu enerjidir. Daha uzun görev süresi, daha yüksek işlem gücü ve daha gelişmiş sensörlerin tamamı enerji kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle gelecekte batarya teknolojileri, güç yönetimi ve enerji verimliliği de en az platform tasarımı kadar stratejik öneme sahip olacaktır. Sonuç olarak geleceğin rekabeti yalnızca daha fazla drone üretmek değil; daha akıllı, daha dayanıklı, daha bağlantılı ve sürekli güncellenebilen sistemler geliştirebilmek olacaktır." diye konuştu. "ARTIK UZAY GÜVENLİĞİ, SİBER GÜVENLİK VE BİLGİ GÜVENLİĞİ BİRBİRİNDEN AYRI ALANLAR DEĞİL" "Ukrayna Savaşı, uzayın artık yalnızca destekleyici bir alan değil, doğrudan savaşın ayrılmaz bir parçası olduğunu bize gösteriyor." analizini paylaşyan stratejist, uzun yıllar boyunca uzay teknolojilerinin daha çok askerî haberleşme, navigasyon ve keşif faaliyetleriyle ilişkilendirilidiğini ancak günümüzde ise ticari uydu görüntüleri, uydu internet sistemleri ve açık kaynak istihbaratının; operasyonel karar alma süreçlerinden, uluslararası kamuoyunun bilgilendirilmesine kadar çok geniş bir etki alanı oluşturduğunu söyledi. Starlink'in bunun en görünür örneklerinden biri olduğunu dile getiren Özbilen, cephede haberleşmenin sürekliliğini sağlamasının yanında, komuta-kontrol faaliyetlerinin devam ettirilmesi, insansız sistemlerin koordinasyonu ve kritik altyapının işler durumda tutulması açısından da önemli işlev gördüğünü kaydetti. Diğer taraftan Maxar, Planet Labs ve benzeri ticari uydu şirketlerinin sağladığı görüntülerin yalnızca devletler tarafından değil; gazeteciler, araştırmacılar ve OSINT toplulukları tarafından da kullanıldığını belirten uzman, böylece ilk kez bir savaşın milyonlarca insan tarafından neredeyse gerçek zamanlı olarak doğrulanabilir hâle geldiğine dikkat çekti. Söz konusu bu dönüşümün yalnızca fırsatlar üretmediğini aynı dijital ekosistemin propaganda, dezenformasyon, manipülatif içerikler ve bilgi operasyonları için de yeni imkânlar oluşturduğunu dile getiren Özbilen, "Dolayısıyla geleceğin güvenliği yalnızca fiziksel sınırların değil; verinin, iletişim altyapısının ve dijital güvenilirliğin korunmasını da kapsayacaktır. Bu nedenle artık uzay güvenliği, siber güvenlik ve bilgi güvenliği birbirinden ayrı alanlar değil; aynı güvenlik mimarisinin tamamlayıcı unsurlarıdır." dedi. "YAPAY ZEKÂ TEK BAŞINA STRATEJİK ÜSTÜNLÜK SAĞLAMAZ" Gelecek on yılın rekabetinin tek tek teknolojiler arasında değil; teknolojileri en başarılı şekilde bütünleştirebilme yarışında yaşanacağını ifade eden Özbilen şöyle devam etti: Yapay zekâ, otonom sistemler, kuantum bilişim, uzay teknolojileri, malzeme bilimi, biyoteknoloji, ileri haberleşme altyapıları ve siber güvenlik birbirinden bağımsız gelişmeyecek. Bunların gerçek değeri, aynı operasyonel mimari içerisinde birlikte kullanılabilmelerinden kaynaklanacaktır. Örneğin yapay zekâ tek başına stratejik üstünlük sağlamaz. Doğru veriyle beslenmeyen, operasyonel süreçlere entegre edilmeyen ve insan karar vericilerle uyumlu çalışmayan hiçbir yapay zekâ sistemi beklenen etkiyi bugün ve yakın gelecekte üretemez. Ben giderek artan mücadelenin, karar sistemlerinin rekabeti etrafında olacağını değerlendirmekteyim. Hangi ülke, karşıdakinin verisini daha hızlı toplayabiliyor, kendi verisini daha iyi saklayabiliyor, türlü türlü yanıltıcı veri kaynağına rağmen daha doğru analiz üretebiliyor ve daha kısa sürede operasyonel karara dönüştürebiliyorsa; stratejik avantaj da büyük ölçüde o tarafta olacaktır. Bu nedenle gelecek 10 yıl içinde de insan kaynağı, kurum kültürü ve adaptasyon kapasitesinin; teknolojinin kendisi kadar rekabetin belirleyici unsurları olmaya devam edeceğini not etmek isterim. SAVUNMA SANAYİSİNDE ÖZEL SEKTÖRÜN YENİ VE GÜÇLENEN ROLÜ "Bence savunma sanayisinde yaşanan en büyük dönüşümlerden biri, inovasyonun merkezinin özel sektör ekosistemine doğru hızla kaymasıdır." diyen Özbilen, bugün yapay zekâ, siber güvenlik, yazılım, uzay teknolojileri ve otonom sistemler gibi birçok kritik teknolojinin kamu kurumlarından ziyade özel şirketler eliyle geliştirildiğini kaydetti. Ukrayna-Rusya Savaşı'nın bu değişimi daha da hızlandırdığını dile getiren uzman, tüm bu duruma rağmen devletin bu konudaki rolünün zayıflamadığını tam tersine devletin görevinin artık daha stratejik hâle geldiğini vurguladı. İdeal modelin devlet, ordu ve özel sektör arasında güçlü bir iş birliğine dayanması gerektiğinin altını çizen stratejist, "Devlet; millî güvenlik hedeflerine odaklanan, yetenekli şirket ve şahıs envanterini bilen, onların hem kendisini hem de geliştirdikleri kritik teknolojileri muhafaza eden; düzenleyici çerçeveyi sürdürülebilirlik üzerine konumlandıran ve uzun vadeli yatırım ortamını sağlayan yegâne aktördür. Ordular ise bu ekosistemin kullanıcısı ve sahadaki tatbik edicileridir. Sahadan gelen ihtiyaçları toplar, tanımlar, geliştirilen sistemleri test eder ve sürekli geri bildirim sağlayarak inovasyon döngüsünü besler. Burada özel sektör ise aktarılan ihtiyacı anlayan, önce fikre, sonra tasarıma ve en nihayetinde ürüne çeviren üçüncü bileşendir. Özel sektörün bir diğer sorumluluğu da ürettiği teknolojiyi ölçeklendirmek ve rekabetçi kalmaktır. Dolayısıyla ideal model; devletin yön verdiği, ordunun ihtiyaçları tanımladığı ve özel sektörün inovasyon temelinde çözüm sunduğu bir güvenlik ekosistemidir. Bana göre geleceğin rekabet üstünlüğü, tek başına çok büyük savunma bütçesine sahip ülkelerde değil; bu üç aktör arasında en güçlü iş birliğini kurabilen ülkelerde ortaya çıkacaktır." ifadelerini kullandı. "İHTİYAÇLAR DOĞRUDAN SAHADAN TEKNOLOJİ GELİŞTİRİCİLERE ULAŞTI" Ukrayna'da savunma sanayisinde faaliyet gösteren şirketler ile 2 binin üzerinde kayıtlı girişimciye sahip "Brave1" kümelenmesini değerlendiren Özbilen, "Ukrayna bugün yalnızca bir savaş yürütmüyor; aynı zamanda savaş koşulları altında yeni bir savunma inovasyon modeli inşa ediyor. Barış ekonomisi ile savaş ekonomisi arasında temel bir fark vardır: Barış döneminde kamu kaynakları güvenlik, sağlık, eğitim ve altyapı gibi birçok öncelik arasında paylaşılır. Savaşta ise en kritik öncelik, cephede ortaya çıkan ihtiyaçlara mümkün olan en kısa sürede cevap verebilmektir. Ancak Ukrayna örneği yalnızca savunma harcamalarının artmasıyla açıklanamaz. Asıl dikkat çekici olan, yoğun baskı altında dahi çevik bir teknoloji ekosistemi oluşturabilmiş olmasıdır. 'Brave1' gibi girişimlerin, devlet kurumları, özel sektör, üniversiteler, mühendisler ve cephede görev yapan birlikler arasında güçlü bir iş birliği modeli oluşturduğu görülüyor. Böylece ihtiyaçlar doğrudan sahadan teknoloji geliştiricilere ulaştı; geliştirilen çözümler ise bazen haftalar içinde yeniden cephede test edilebildi. Bu model, tipik savunma sanayii anlayışından önemli ölçüde farklıdır. Geleneksel yaklaşımda geliştirme döngüleri uzun yıllarla ölçülürken, Ukrayna'da bu süreç çoğu zaman haftalara kadar indi. Şartlar farklı olsa da biz benzer bir iradeyi Türkiye'de de görüyoruz. Bence Ukrayna'nın gelecekteki en büyük kazanımı yalnızca geliştirdiği platformlar olmayacaktır. Daha değerli olan; yetiştirdiği insan kaynağı, oluşturduğu inovasyon kültürü ve savaş sırasında inşa ettiği teknoloji ekosistemidir. Ben bunun savaş sonrasında da kalıcı olacağını değerlendiriyorum. Savaş sona erdiğinde bu birikimin, yalnızca Ukrayna'nın savunma kapasitesine değil, aynı zamanda küresel savunma teknolojileri pazarındaki rekabet gücüne de önemli katkı sağlayacağını düşünüyorum." şeklinde konuştu. ÖZBİLEN: RUSYA'NIN DURUMU GİDEREK ZORLAŞIYOR Ukrayna'nın bir süredir Rusya'nın askerî petrol tesisleri ile ikmal hatlarına nokta atışı düzenlediği operasyonlar neticesinde Rusya'nın büyük bölümünde ortaya çıkan akaryakıt sorununu ve savaşın gidişatını yorumlayan Özbilen, şu cümleleri kullandı: Modern savaşlarda cephe hattının gerisi artık daha da güvensiz hale geldi. Ukrayna'nın petrol rafinerileri, yakıt depoları, mühimmat tesisleri ve lojistik merkezlerine yönelik hassas taarruzları, savaşın yalnızca cephede değil, rakibin ekonomik ve endüstriyel kapasitesi üzerinde de yürütüldüğünü gösteriyor. Bu saldırılar yalnızca fiziksel hasar üretmiyor. Aynı zamanda rakibin lojistik akışını yavaşlatıyor, savunma sanayi üretimini zorlaştırıyor, maliyetleri artırıyor ve psikolojik baskı oluşturuyor. Savaş tarihinde lojistik her zaman belirleyici olmuştur. Ancak Ukrayna Savaşı bunu, yeni nesil teknolojilerle farklı bir boyuta taşıdı. Düşük maliyetli uzun menzilli insansız sistemler sayesinde daha önce ulaşılması zor ya da çok maliyetli kabul edilen hedefler artık düzenli olarak vurulabiliyor. Rusya'nın savaş boyunca yüksek kayıplar vermesi, ekonomik maliyetlerin artması ve elbette uluslararası yaptırımların etkisi, Rusya'nın durumunu giderek zorlaştırıyor. Savaş tarihinde lojistik her zaman belirleyici olmuştur. Ancak Ukrayna Savaşı bunu yeni nesil teknolojilerle farklı bir boyuta taşıdı. Düşük maliyetli uzun menzilli insansız sistemler sayesinde daha önce ulaşılması zor ya da çok maliyetli kabul edilen hedefler artık düzenli olarak vurulabiliyor. Rusya'nın savaş boyunca yüksek kayıplar vermesi, ekonomik maliyetlerin artması ve elbette uluslararası yaptırımların etkisin kalması, durumunu giderek zorlaştırıyor. Bununla birlikte bu savaşı yalnızca dönemlik toprak kaybı ya da kazanımları üzerinden değerlendirmek de eksik olur. Stratejik rekabette önemli olan diğer bir husus da rakibin savaşma kapasitesini zaman içinde aşındırabilmektir. Bugün görünen tablo, Ukrayna'nın doğrudan cephede olduğu kadar Rusya'nın lojistik, ekonomik ve psikolojik dayanıklılığı üzerinde de giderek artan baskı oluşturduğunu gösteriyor. Savaşın nasıl sonuçlanacağını ben söyleyemem. Ancak mevcut eğilim, stratejik maliyetlerin Rusya açısından her geçen gün arttığını göstermektedir. UKRAYNA, ADAPTASYONUN VE YENİLİKCİLİGİN ATEŞ GÜCÜ KADAR ÖNEMLİ BİR STRATEJİK KAPASİTE OLDUĞUNU GÖSTERDİ Dr. Alper Özbilen, Ukrayna'nın modern askerî düşüncenin gelişimine yaptığı en önemli katkının adaptasyon ve yenilikçiliğin ateş gücü kadar kritik bir stratejik kapasite olduğunu göstermesi olduğunu kaydederek, "Bence askerî tarihçiler bu savaşı yalnızca Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan ve uzayan çatışmalardan ibaret olarak değerlendirmeyeceklerdir. Ukrayna Savaşı, sanayi çağının savaş anlayışı ile inovasyon temelli dijital çağın savaş anlayışı arasındaki en önemli geçiş dönemlerinden biri olarak da incelenecektir. Bu savaş askerî gücün artık, asker ve konvansiyonel platform sayısı gibi parametrelerle ölçülemeyeceğini ortaya koydu. Veri, yazılım, yapay zekâ, ticari teknolojiler, uzay sistemleri, açık kaynak istihbaratı, elektronik harp ve çevik inovasyon ilk kez bu ölçekte aynı mimari içerisinde birlikte kullanıldı. Bana göre Ukrayna'nın modern askerî düşünceye bırakacağı en önemli miras, adaptasyonun ve yenilikciligin ateş gücü kadar ve hatta daha önemli bir stratejik kapasite olduğunu göstermesidir. Belki de gelecekte askerî akademilerde en çok şu ders anlatılacaktır: 'Bir ordunun gücü yalnızca sahip olduğu platformlarla değil; değişime ne kadar hızlı uyum sağlayabildiği, ne kadar hızlı öğrenebildiği ve bu öğrenmeyi ne kadar kısa sürede sahaya yansıtabildiğiyle ölçülür.' Ben Ukrayna'nın modern savaş düşüncesine en büyük katkısının tam da bu anlayış olacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı. Dr. Alper Özbilen, son olarak "Bu röportaj vesilesiyle; savaşın en kısa zamanda sonra ermesini, Ukrayna'nın toprakları üzerindeki egemenliğini tam anlamıyla pekiştirmesini, işgal altindaki Kırım topraklardaki tarihi acı ve haksızlıkların son bulmasını temenni ediyorum." diyerek sözlerini geleceğe yönelik anlamlı bir temenniyle sonlandırdı.

Kremlin bağlantılı ajansın, yapay zekâyı hedef alan siber dezenformasyon planı ifşa edildi Haber

Kremlin bağlantılı ajansın, yapay zekâyı hedef alan siber dezenformasyon planı ifşa edildi

Rus dezenformasyonunu çevrim içi olarak yayan Kremlin'le bağlantılı Sosyal Tasarım Ajansı (SDA), internet arama motoru yanıtlarını ve sohbet botlarını etkileyerek alternatif bir yanıltıcı bilgi ekosistemi oluşturmayı hedefleyen "Proje 2026" adlı devasa bir kampanya planladığı ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli haber kuruluşu Bloomberg'in sızdırılmış belgelere dayandırarak hazırladığı haber, Kremlin ile bağlantılı, yaptırım listesindeki Sosyal Tasarım Ajansı (SDA) adlı kuruluşun, internette dezenformasyon yaymanın ötesine geçen "Proje 2026" planını gözler önüne serdi. Plan; arama motorlarını ve ChatGPT gibi yapay zeka botlarını, Kremlin yanlısı anlatılarıyla beslemek için sahte bir bilgi ekosistemi kurmayı amaçlıyor. WİKİPEDİA KLONLARI VE YAPAY ZEKA “ZEHİRLEME” GİRİŞİMİ Sızdırılan 73 dosya, siber operasyonun karmaşıklığını gözler önüne seriyor. Eski Wagner lideri Prigojin’in "bot çiftliklerinin" aksine, SDA algoritma odaklı çalışıyor. Plan kapsamında, yabancı ülkelerin bayrakları arkasına gizlenmiş yüz binlerce sahte haber sayfası, sözde araştırma merkezleri ve "Wikipedia kopyaları" kurulması hedefleniyor. Örneğin Almanya'daki arama motoru sonuçlarını manipüle etmek için 200 bin sahte site açılması ve her ay 6 farklı büyük yapay zeka platformunun bu sahte verilerle "eğitilerek" zehirlenmesi planlanmış. Benzer şekilde Ermenistan'da seçimleri etkilemek amacıyla Wikipedia'nın Rusça içerikli bir benzeri tasarlanmış ve operasyonun izini gizlemek için web sitelerinin sunucu barındırma (hosting) işlemlerinin Türkiye üzerinden yapılması kararlaştırılmış. Yapılan teknik incelemeler bu sitelerin Rusya'daki aynı internet protokolü (IP) adresine bağlı olduğunu ve tahrif edilmiş bilgiler içerdiğini doğruladı. SAHTE ANALİZLER VE MİLYONLARCA İZLENEN YALAN HABERLER Belgeler, SDA'nın ürettiği yalan haberlerin ulaştığı kitleyi ve performansını nasıl titizlikle takip ettiğini de ortaya koyuyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy’ın annesine Dubai’deki Burj Khalifa'dan daireler satın aldığına dair uydurulan kurmaca bir hikaye, siber ajanlar ve kiralık yükleniciler eliyle internette tam 86 milyon izlenmeye ulaştı. Ermenistan Başbakanı Paşinyan hakkında yayılan sahte bir villa haberi ise 10,6 milyon izlenme alarak, olayı yalanlayan resmî ve doğru haberlerin iki katı etkileşim aldı. Siber güvenlik uzmanları, yapay zeka şirketlerinin İngilizce modelleri korumakta daha başarılı olduğunu ancak Türkçe, Almanca veya Ermenice gibi diğer dillerde manipülatif kaynakların yapay zeka modellerinin eğitim verilerine sızma riskinin çok yüksek olduğu konusunda uyardı.

Yargıda yapay zekâ dönemi: TDT Üye Devletleri 2. Yüksek Mahkemeler Konferansı düzenlendi Haber

Yargıda yapay zekâ dönemi: TDT Üye Devletleri 2. Yüksek Mahkemeler Konferansı düzenlendi

Kazakistan'ın Türkistan kentinde Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Üye Devletleri 2. Yüksek Mahkemeler Konferansı tertip edildi. Programa üye ülkelerin hukuk dünyasındaki en üst düzey temsilcileri katıldı. HUKUK DÜNYASININ DUAYENLERİ TÜRKİSTAN’DA BİR ARAYA GELDİ Zirve çerçevesinde yargı sistemlerinin dijitalleşmesi, yapay zekâ kullanımı, yatırımcı haklarının korunması ve yolsuzlukla mücadele konuları masaya yatırıldı. Ev sahipliğini Kazakistan Yüksek Mahkemesi Başkanı Aslambek Mergaliyev’in yaptığı konferansa, TDT Genel Sekreteri Kubanıçbek Ömüraliyev’in yanı sıra üye ülkelerden önemli isimler iştirak etti. Kazakistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı Ak Orda tarafından 18 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan basın açıklamasına göre programda; Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez ve Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Azerbaycan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi Başkanı İnam Kerimov, Kırgızistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi Başkanı Mederbek Satıyev ve Özbekistan Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesi Birinci Başkan Yardımcısı Alişer Usmanov yer aldı. YATIRIMCI GÜVENCESİ VE YAPAY ZEKÂ KONULARI ÖN PLANDA Konferans kapsamında TDT üye ülkeleri arasındaki ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi için yatırımcı haklarının korunması gerektiğinin altı çizildi. Güçlü bir ekonomi için güvenilir bir yargı sisteminin güçlü bir ekonominin temeli olduğu vurgulanırken adalete erişimi kolaylaştıracak teknolojik hamleler de mercek altına alındı. Yapay zekâ araçlarının yargı faaliyetlerine entegre edilmesi ve bu süreçlerin sorumlu ve etik ilkeler çerçevesinde yürütülmesinin önemi de ayrıca dile getirildi. ORTAK BİLDİRİ KAPSAMINDA ADALETE ERİŞİM HIZLANDIRILACAK Toplantı sonunda TDT Yüksek Mahkeme Başkanları tarafından ortak bir bildiriye imza atıldı. Kabul edilen tarihî bildiri doğrultusunda elektronik yargı sistemleri geliştirilerek adalete erişim hızlandırılacak. Dijital teknolojilerin yargı sistemine entegre edilmesiyle birlikte ise yolsuzlukla mücadelede etkin bir rol oynanacak ve yargıya duyulan güven güçlendirilecek. Öte yandan, Üye Devletlerin hukuki yaklaşımlarının daha iyi anlaşılması ve yargı uygulamalarına kolayca erişilebilmesi amacıyla özel bir çevrim içi platformun da kurulacağı aktarıldı. Ayrıca, vatandaşların ve yatırımcıların haklarının ve meşru menfaatlerinin en etkin şekilde korunması adına hukuki entegrasyonun güçlendirilmesi ve iş birliğinin kesintisiz sürdürülmesi kararları da alınırken TDT Üye Devletleri 3. Yüksek Mahkemeler Konferansı’nın 2027 yılında Kırgızistan’ın ev sahipliğinde gerçekleştirileceği bildirildi.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov’dan TDT Zirvesi’nde yapay zekâ çağrısı Haber

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov’dan TDT Zirvesi’nde yapay zekâ çağrısı

Türk dünyasının teknolojik ve ekonomik entegrasyonu yolunda tarihi bir adım daha atıldı. Kazakistan’ın manevi başkenti Türkistan'da 15 Mayıs 2026 tarihinde düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Gayriresmî Zirvesi'nde konuşan Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, küresel rekabetin artık sadece kaynaklar üzerinden değil, teknolojik liderlik ve yapay zekâ alanında yaşandığını belirtti. TDT’nin bağımsız bir jeoekonomik ve teknolojik merkez olma potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Caparov, üye ülkeler arasında dijital iş birliğinin derinleştirilmesi çağrısında bulundu. “Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma” temasıyla gerçekleştirilen zirvede konuşan Sadır Caparov, Türk dünyasının bağımsız bir jeoekonomik ve teknolojik merkez olma potansiyeline sahip olduğunu vurguladı. “KÜRESEL REKABET ARTIK TEKNOLOJİ ÜZERİNDEN ŞEKİLLENİYOR” Cumhurbaşkanı Caparov, dünyanın derin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, teknolojik gelişmelerin ekonomi, eğitim, sağlık ve kamu yönetimi başta olmak üzere yaşamın her alanını etkilediğini söyledi. Caparov, günümüzde küresel rekabetin yalnızca doğal kaynaklar ve topraklar üzerinden değil, aynı zamanda teknolojik liderlik ve yapay zekâ alanındaki üstünlük üzerinden şekillendiğini ifade etti. KIRGIZİSTAN’DAN DİJİTAL DÖNÜŞÜM HAMLESİ Kırgızistan’ın dijitalleşme sürecinde önemli adımlar attığını belirten Caparov, 2026 yılında yürürlüğe giren Dijital Kod’un ülkenin dijital ortamı, veri yönetimi ve yapay zekâ uygulamaları için hukuki altyapı oluşturduğunu açıkladı. Ülkede kamu hizmetlerinin dijitalleşmesinde önemli başarılar elde edildiğini kaydeden Caparov, Tündük portalı üzerinden vatandaşların 195 kamu hizmetine çevrim içi erişebildiğini belirtti. Son beş yılda vatandaşlara sunulan elektronik hizmet sayısının 67 milyona ulaştığını aktaran Caparov, yalnızca son dört ayda bu sayının 12 milyonu aştığını söyledi. “MOBİL TELEFONLA DEVLET HİZMETİ ALMAK MÜMKÜN” Caparov, bugün Kırgızistan’da vatandaşların evlerinden çıkmadan cep telefonları aracılığıyla gayrimenkul ve araç kayıt işlemleri ile pasaport başvurularını gerçekleştirebildiğini belirtti. Tündük kullanıcılarının, ülkede 16 ila 55 yaş arasındaki nüfusun yüzde 80’ine ulaştığını vurgulayan Caparov, son beş yılda devlet kurumları arasındaki elektronik işlem hacminin 5 milyarı, devlet ile özel sektör arasındaki dijital işlem hacminin ise 1,7 milyarı geçtiğini açıkladı. YAPAY ZEKÂ İÇİN ULUSAL KONSEY KURULDU Bişkek’te Yapay Zekâ Geliştirme Ulusal Konseyinin kurulduğunu açıklayan Caparov, eğitim kurumlarında modern teknoloji programlarının yaygınlaştırıldığını ve ülkenin yapay zekâ altyapısının güçlendirildiğini belirtti. KRİPTO PARA VE DİJİTAL FİNANS VURGUSU Kırgızistan lideri konuşmasında dijital finans teknolojileri ve sanal varlık piyasasına da değindi. Kırgızistan’ın yeni finansal araçları hayata geçirmek, kripto sektörünü geliştirmek ve bu alandaki yasal altyapıyı oluşturmak için çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. DİJİTAL LOJİSTİK DÖNEMİ Kırgızistan’ın Avrasya’nın merkezinde stratejik bir konumda bulunduğunu belirten Caparov, ulaştırma koridorlarının dijital platformlarla entegre edilmesinin Türk devletlerini küresel lojistik sisteminde daha güçlü bir aktöre dönüştürebileceğini söyledi. Bu kapsamda, Bişkek’te düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Ulaştırma Bakanları Toplantısı'nda uluslararası yük taşımacılığında elektronik belge sisteminin uygulanmasına yönelik memorandum imzalandığını hatırlattı. ORTAK DİJİTAL GÜVENLİK SİSTEMİ ÖNERİSİ Caparov ayrıca Türkiye ile birlikte suçla mücadele amacıyla Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde özel bir konsey kurulmasını önerdiklerini açıkladı. Konuşmasının sonunda Caparov, eylül ayında Dünya Göçebe Oyunları’nın Kırgızistan’da düzenleneceğini hatırlatarak zirveye katılan liderleri ve heyetleri organizasyona davet etti.

İlham Aliyev’den TDT Zirvesi’nde dikkat çeken mesaj: "Türk dünyası güç merkezi olmalı" Haber

İlham Aliyev’den TDT Zirvesi’nde dikkat çeken mesaj: "Türk dünyası güç merkezi olmalı"

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Devlet Başkanları Gayriresmî Zirvesi, 15 Mayıs 2026 tarihinde Kazakistan'ın Türkistan kentinde düzenlendi. "Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma" temasıyla tertip edilen zirvede konuşan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, dijital dönüşüm, yapay zekâ, ulaşım koridorları ve Türk devletleri arasındaki stratejik iş birliğinin önemine dikkat çekti. ALİYEV: KADİM ŞEHİRLERİMİZ, HALKLARIMIZ GİBİ KARDEŞTİR İlham Aliyev, tarihi Türkistan şehrinde bulunmaktan memnuniyet duyduğunu ifade ederek, "Azerbaycan'ın kültür başkenti Şuşa'nın işgalden kurtarılmasının ardından kardeş şehir ilan edilen ilk şehir Türkistan şehri oldu. Kadim şehirlerimiz, halklarımız gibi kardeştir." dedi. AZERBAYCAN-KAZAKİSTAN İLİŞKİLERİNE DİKKAT ÇEKTİ Azerbaycan ile Kazakhstan arasındaki ilişkilerin son yıllarda önemli ölçüde geliştiğini belirten Cumhurbaşkanı Aliyev, son beş yılda Kazakistan’a sekizinci ziyaretini gerçekleştirdiğini, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in ise Azerbaycan’a altı kez geldiğini ifade etti. Ayrıca dört yıl önce imzalanan ortak bildirinin ilişkileri müttefiklik seviyesine taşıdığını vurguladı. ŞUŞA ZİRVESİ GELENEĞE DÖNÜŞTÜ Aliyev, Şuşa’da 2024 yılında düzenlenen ilk gayriresmî zirvenin artık gelenek hâline gelmesinden memnuniyet duyduğunu belirterek, geçtiğimiz yıl Gebele Zirvesi’nde dönem başkanlığını devralan Azerbaycan’ın, TDT bünyesindeki iş birliğini daha da derinleştirmek için çalıştığını söyledi. BAKÜ’DE TÜRK DÜNYASI HAFTASI DÜZENLENECEK Baku’de yakın günlerde düzenlenecek "World Urban Forum" kapsamında şehir planlaması alanında üst düzey bir TDT diyaloğunun gerçekleştirileceğini açıklayan Aliyev, haziran ayında ise Birinci Türkoloji Kurultayı’nın 100’üncü yılına atıfla “Türk Dünyası Haftası” düzenleneceğini duyurdu. YAPAY ZEKÂ VE DİJİTAL DÖNÜŞÜM MESAJI Konuşmasında yapay zekâ ve dijitalleşmeye geniş yer ayıran Aliyev, Türk devletlerinin bu alanda öncü ülkeler arasında yer alması gerektiğini belirtti. Azerbaycan’da bu hedef doğrultusunda Dijital Kalkınma Konseyi, Ulusal Yapay Zekâ Merkezi ve Yapay Zekâ Akademisi’nin kurulduğunu aktaran Aliyev, geçen yıl kabul edilen Yapay Zekâ Stratejisi ile teknoloji alanındaki dönüşümün hızlandırıldığını söyledi. Aliyev ayrıca ülkede sabit geniş bant internet erişiminin yüzde 100 seviyesine ulaştığını ve kamu hizmetlerinin dijital platformlara taşınması yönündeki çalışmaların sürdüğünü ifade etti. ORTA KORİDOR VE ZENGEZUR MESAJI Türk devletleri arasındaki ulaşım iş birliklerine de değinen Cumhurbaşkanı Aliyev, mevcut küresel jeopolitik gelişmeler nedeniyle Orta Koridor'un öneminin arttığını söyledi. Zangezur Koridoru'nun da Orta Koridor’un önemli bir parçası olacağını belirten Aliyev, Azerbaycan ile Kazakistan arasında kurulacak Trans-Hazar Fiber Optik Kablo Hattı’nın da önümüzdeki aylarda hizmete gireceğini açıkladı. “TÜRK DÜNYASI KÜRESEL GÜÇ MERKEZİ OLMALI” Konuşmasının sonunda Türk dünyasının geleceğine ilişkin güçlü mesajlar veren Aliyev, konuşmasını şöyle tamamladı: Değerli dostlar, ailemiz olan Türk dünyası, 21. yüzyılın etkili jeopolitik güç merkezlerinden biri haline gelmelidir. Azerbaycan, Türk Devletleri Teşkilatını güçlendirmek için her türlü çabayı göstermeye devam edecektir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.