SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Nolan’ın “The Odyssey”i: Truva’dan Ukrayna’ya, İthaka’dan Kırım’a

Yazının Giriş Tarihi: 06.08.2026 11:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.08.2026 11:50

Bu yazı filmle ilgili sürpriz bozan (Spoiler) bilgiler içermektedir.

Benim iyi mi kötü mü olduğuna hâlâ karar veremediğim bir alışkanlığım var: İzlediğim ve okuduğum hemen her şeyi Kırım’a, Kırım Tatarlarına, Ukrayna’ya ve Rusya’ya bağlamayı seviyorum. Daha önce “Maşa ve Koca Ayı” çizgi filmi üzerinden Rus siyasal kültürünü yorumlamıştım. Bu defa karşıma Christopher Nolan’ın “The Odyssey” filmi çıktı.

Filmi IMAX’te izlemek için ailece Panora AVM’ye gittik. Beş kişilik ailemizin ilk kez hep birlikte sinemaya gitmesi zaten güzeldi. İki aile dostumuzun katılmasıyla yedi kişilik küçük bir sinema grubuna dönüştük.

Film sonrasında başka bir merakımız oldu. Salonun dışında korumalar vardı ve görevliler bazı koltuklara isimlerinin yazılı olduğu kâğıtlar yapıştırıyordu. Belli ki bir bakan, ailesiyle filmi izleyecekti. İlk olarak Sayın Mehmet Şimşek’i düşündük. Mülkiye'de Siyasal Düşünceler Tarihi dersini alan Kamu Yönetimi'nden mezun iki bakanın böylesine siyasal ve felsefi katmanları olan bir filme gelmesi de şaşırtıcı olmazdı.

Hangi bakanın ya da bakanların olduğunu öğrenemedik. Ancak film bittiğinde bir şeyden emindim: Nolan yalnızca Homeros’un destanını sinemaya aktarmamış; savaş, iktidar, aile, vatan, vicdan ve eve dönüş üzerine çağımıza seslenen bir başyapıt ortaya koymuştu.

GEÇMEYEN GEÇMİŞ

Nolan’ın sinemasında zaman hiçbir zaman düz bir çizgi değildir. “Dunkirk”te farklı zaman akışları aynı felaket içinde birleşir. “Oppenheimer”da bilimsel başarı gelecekteki nükleer yıkımın gölgesinde kalır. “The Odyssey”de ise Truva Savaşı bitmiştir fakat savaş, Odysseus’un içinde devam etmektedir.

Odysseus denizde ilerlerken aslında geçmişinin içinde dolaşır. Eve, karısı Penelope’ye ve oğlu Telemakhos’a ulaşmak ister; fakat İthaka’ya dönebilmesi için önce Truva’nın yüküyle yüzleşmesi gerekir.

Bu nedenle Nolan bize yalnızca Odysseia’yı değil, İlyada’yı ve Truva Savaşı’nın insani enkazını da anlatır. Dev IMAX görüntüleriyle savaşın görkemini büyütürken, aynı kamera Odysseus’un yüzündeki korkuyu, yorgunluğu ve vicdanı da büyütür.

ZEUS’UN YASASI VE ÇÖKEN DÜZEN

Filmde Zeus’un misafirperverlik yasasının çiğnenmesi önemli bir kırılma noktasıdır. Truva Atı, barış hediyesi görüntüsünün içine askerlerin saklanmasıdır. Hediye silaha, güven tuzağa, siyasal zekâ ise katliam aracına dönüşür.

Bu sahneler bana Soğuk Savaş sonrasındaki umutlarımızı hatırlattı. Ben 1996’da Amerika Birleşik Devletleri’nde yüksek lisans ve doktora eğitimime başladığımda dünyanın geleceği konusunda çok daha umutluyduk. Liberal barıştan, demokratikleşmeden, insan haklarından ve uluslararası hukuktan söz ediyorduk.

Fakat 11 Eylül’den sonra dünya giderek daha karanlıklaştı. Afganistan, Irak, Suriye, Gazze ve son olarak Rusya’nın Ukrayna’ya karşı sürdürdüğü topyekûn saldırı, kurallara dayalı düzeni aşındırdı.

Rusya’nın 2014’te Kırım’a üzerinde devlet işareti bulunmayan askerlerle girmesi de çağımızın Truva Atı’ydı. İşgal, “referandum”, “tarihsel hak” ve “Rusça konuşanları koruma” gibi söylemlerin içine gizlendi. Kapılar açıldığında ise içinden askerler, baskılar, tutuklamalar ve Kırım Tatarlarına yönelik sistematik zulüm ortaya çıktı.

Günümüzün Truva atları tahtadan yapılmıyor. Propagandadan, sahte hukuktan ve tarihsel mitlerden oluşuyor.

SAVAŞ İNSANI NEYE DÖNÜŞTÜRÜR?

Kirke’nin askerleri domuza çevirdiği sahne, savaşın insan ruhunu nasıl değiştirdiğinin en güçlü sembollerinden biridir. Askerler belki de gerçekten dönüşmemektedir; savaş, içlerinde gizlenen yağma, şiddet ve tahakküm dürtüsünü görünür hâle getirmektedir.

Televizyonlarda savaşlar çoğu zaman silahların, füzelerin ve askerî stratejilerin yarıştığı bir gösteri gibi anlatılıyor. Truva Atı yalnızca büyük bir zekâ başarısı olarak sunulabilir.

Nolan ise kamerayı askerî dehadan yanan şehre, zaferden öldürülen insanlara çevirir. Bize bir planın askerî açıdan başarılı olurken insanlık açısından korkunç olabileceğini hatırlatır.

Rusya’nın Ukrayna şehirlerine, sivillere ve altyapıya yönelik saldırıları da aynı gerçeği göstermektedir. Savaş, onu başlatan ve sürdüren saldırgan gücün ahlaki çürümesini görünür kılar.

ODYSSEUS VE ZELENSKİY

Odysseus ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy arasında en güçlü bağ; vatan, aile ve eve dönüş fikridir.

Odysseus İthaka’sını, Penelope’yi ve Telemakhos’u korumaya çalışır. Zelenskıy de işgal altındaki ülkesini, halkını, çocuklarını ve Ukrayna’nın geleceğini savunan bir başkomutandır.

Ancak aralarında temel bir fark vardır: Odysseus Truva’ya saldıran ordunun komutanlarından biridir; Zelenskıy ise saldırıya uğrayan bir ülkenin lideridir. Ukrayna savaşın tarafı olmayı seçmemiş, savaş Ukrayna’ya dayatılmıştır.

Bu nedenle Zelenskıy’ın mücadelesi bir fetih değil, bir varoluş mücadelesidir. Onun İthaka’sı yalnızca Kyiv değil; Herson, Donetsk, Luhansk ve Kırım da...

Filmde Odysseus’un geyiğe ok atmadan önce yayını titreterek ona kaçma fırsatı vermesi, gerçek bir savaşçının masumla düşmanı ayırması gerektiğini gösterir. Ukrayna da savaş boyunca kendisini uluslararası hukuka, Avrupa değerlerine ve demokratik dünyaya ait bir devlet olarak tanımlamıştır.

Zelenskıy’ın tarihsel rolü, ülkesini Rus saldırganlığı karşısında ayakta tutmak ve Ukrayna halkının özgür yaşama iradesini dünyaya duyurmaktır.

PENELOPE VE UKRAYNALI KADINLAR

Penelope pasif biçimde kocasını bekleyen bir kadın değildir. Gündüz dokuduğunu gece sökerek İthaka’yı ve ailesini koruyan akıllı bir direnişçidir.

Bu yıl Ankara’daki Ukrayna Parkı’nda düzenlenen mitingde yüzlerce Ukraynalı kadının onurlu duruşuna tanık oldum. Ukrainler ve Kırım Tatarları, Rusya’nın işgalini protesto etmek için bir araya gelmişlerdi.

Oradaki kadınlar yalnızca cephedeki eşlerini beklemiyordu. Ukrayna’nın hafızasını, direncini ve geleceğini taşıyorlardı. Tıpkı Penelope gibi onlar da savaşın görünmeyen cephesinde vatanı ayakta tutuyorlardı.

İTHAKA’DAN KIRIM’A

Odysseus’un hikâyesinin merkezinde eve dönüş vardır. İthaka yalnızca bir ada değil; aile, hafıza, atalar ve insanın kendisini ait hissettiği yerdir.

Bu yönüyle Odysseus’un hikâyesi Kırım Tatarlarının hikâyesidir.

1944’te vatanlarından sürülen Kırım Tatarları, onlarca yıl farklı coğrafyalarda yaşasalar da Kırım’dan vazgeçmediler. Anneler ve büyükanneler dili, kültürü, yemekleri ve hatıraları korudular. Sürgünde doğan çocuklar, hiç görmedikleri Kırım’ı vatan bildiler.

Bugün Ukrayna’nın ve Kırım Tatarlarının İthaka’sı Kırım’dır.

Savaş Kırım’da başladı. Kırım işgalden kurtarılmadan, Kırım Tatarları kendi vatanlarında özgür ve güvenli biçimde yaşamadan Ukrayna’nın eve dönüş yolculuğu tamamlanmayacaktır.

Nolan’ın filmi bize üç bin yıldır değişmeyen bir gerçeği hatırlatıyor: Gerçek kahramanlık yalnızca savaşmak değil, vatanını, ailesini ve insanlığını koruyabilmektir.

Gece ne kadar uzun olursa olsun, güneş mutlaka doğar.

Odysseus İthaka’ya, Mustafa Aga ise Kırım’a dönecektir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.