Kırım; batı ve güneyden Karadeniz, doğu ve kuzeyden Azak Denizi ile çevrili, kuzeyden Orkapı berzahıyla ana karaya bağlanan bir yarımadadır. Kırım Türkleri yarımadaya Yeşil Ada ismini vermişlerdir. Yarımada Orkapı berzahı nedeniyle gerçekten de bir ada görünümündedir. Bu Yeşil Ada tarih boyunca özellikle Asya içlerinden gelen çeşitli kavimlerin uğrak yeri olmuştur. Türklerin Kırım’a ilk gelişi yaklaşık bin beş yüz yıl önce, Hunlar dönemine kadar uzanır. Ancak Kırım’ın güçlü biçimde Türkleşmesi Hazarlar, Kıpçaklar, Altınordu ve özellikle Kırım Hanlığı döneminde gerçekleşmiştir.
Bölgenin en eski sakinlerinin Taurlar olduğu ileri sürülür. M.Ö. 8. yüzyılda Kırım’ın bozkır kesimi İskitler tarafından iskân edilmiştir. Daha sonra buraya Kimmerler gelmiştir. Kırım’daki ilk Yunan kolonileri ise M.Ö. 6. yüzyılda kurulur. Ancak Yunanlılar içerilere nüfuz edemezler. Sahil kolonileri M.Ö. 1. ve M.S. 4. yüzyıllarda Roma idaresi altındadır. İç kesimlerde ise İskitlerle beraber Sarmatlar bulunmaktadır. 4. yüzyıldaki Got saldırıları, ardından Hunların Kuzey Avrupa’ya inişleri sırasında Kırım sahillerine Sarmatlara bağlı Alan grupları yerleşmiştir. Bu gruplardan bir kısmı Hunlarla beraber Avrupa’ya yönelik akınlara karışmış, bir kısmı Kırım bölgesinde dağlık alanlarda, yaylalarda ve sahil kesiminde kalmıştır. Gotlar dağlık alanlarda, kendi şehirlerinde muhtar idareler kurmuşlardır. Ancak bu durum 7.-8. yüzyıllarda başlayan Hazar hakimiyetiyle sona ermiştir. Hazarlar 8. yüzyılda Kırım’ı bütünüyle kontrolleri altına almışlardır. Hazar hakimiyetiyle birlikte, iç kesimlerde teorik anlamda süren Bizans hakimiyeti de son bulmuştur. Hazarlar aynı zamanda Taman Yarımadası’nda Taman-Tarhan şehrini kurmuşlardır. Hazarların bakiyeleri olan Musevi Karayim Türkleri hanlık zamanında da Kırım’da yaşamışlardır ve bunların merkezi Çufutkale olmuştur.
Hazarların yıkılışının ardından Peçenekler Kırım’a kadar bozkır alanlarda yerleşmişlerdir. Hazarlar ve Peçeneklerden sonra, bütün Kırım’da, 11. yüzyıl ortalarından 13. yüzyıl ortalarına dek sürecek Kıpçak (Kuman) hakimiyetinin yaşandığı dönem gelir. Bugünkü Güney Rusya’yı, Ukrayna’yı ve Kırım Yarımadası’nın kuzeyini kaplayan geniş bozkırları içine alan sahaya Deşt-i Kıpçak adı verilmiştir. Bu bölgelere kendilerinden evvel gelmiş olan Bulgar, Hazar, Avar ve Peçenek Türklerini de idareleri altına almışlardır. O sıralarda Ruslar küçük prenslikler halinde yaşamaktadırlar. Sürekli Bulgar ülkesine baskın ve soygun yapıp memleketlerine dönmektedirler. Kumanlar onların karşısına önemli bir güç olarak çıkar.
Altınordu Devleti’nin 1241 yılında kurulmasıyla, 13. yüzyılda Altınordu hakimiyeti devri başlar. Kırım; Altınordu Devleti’nin en zengin, medeni, ticarete açık ve elverişli şehir ve limanları çok olan bir bölgesidir. Bu limanlara Akdeniz ve Karadeniz’den gelen gemiler çeşitli mallar getirirler ve buradan da çeşit çeşit mal alıp götürürler. Toprağın bereketliliği, otların ve yemişlerin çeşitliliği ve lezzeti, tahılların bolluğu yüzünden de devletin en zengin köşesi burasıdır. Ceneviz ve Venedikliler de Altınordu Devleti zamanında, ticaret yapmak için Kefe ve Suğdak’ta önemli koloniler kurmuşlardır.
Kuvvetli Altınordu nüfûzunun ardından 1441’lerde Kırım Hanlığı dönemine girilmiştir. Altınordu Devleti’nin çözülme sürecinde, devlet içinde tahtı ele geçirme mücadelesi başlamıştır. Bu mücadele sırasında Hacı Giray bağımsız bir Kırım Devleti kurmayı başarır. Hacı Giray döneminin (1441-1466) son bulmasıyla soylu kabileler arasında yoğun bir iç savaş dönemi başlar. Bu mücadelelere ancak 1475’te Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Kırım sahillerini fethetmesi ve birkaç sene sonra hanlar üzerinde de politik üstünlük sağlamasıyla son verilir. Hanlığın istikrarlı bir siyasi yapı olarak varlığı, Hacı Giray’ın hanlığın temelini attığı yıllardan ziyade, 1478 yılında Mengli Giray’ın Osmanlı Devleti’ne tabi olmasıyla başlar. Ancak han her zaman kabileleri dikkate almak zorunda kalacaktır.
Kefe ve diğer Kırım sahillerinin 1475 yılında Osmanlı hakimiyetine geçmesiyle birlikte Kırım, siyasi hakimiyet anlamında; doğrudan Osmanlı idaresindeki bölge ve Osmanlı Devleti’ne bağlı hanlık ülkesi olmak üzere iki kısma ayrılmış olur. Kerç’ten itibaren; Suğdak, Yalta, Akkirman gibi limanların çevresindeki arazi ile birlikte çok ince bir sahil şeridini içine alan Kefe sancak/eyalet merkezli yer Osmanlı hakimiyet bölgesidir. Bu bölgenin kuzeyindeki, Bahçesaray merkezli, dağlık ve bozkır alan Kırım Hanlığı’na aittir. Kırım Hanlığı sınırları içerisinde merkez Bahçesaray başta olmak üzere, Gözleve, Karasubazar, Akmescit, Eski Kırım (Solhat), Şeyheli, Karakurt, Ferahkirman (Or), Dibtarhan, Şirin kazaları gibi elliye yakın kaza yer alır. Kefe’de ise altı kaza mevcuttur: Kefe, Suğdak (Tat Eli), Mankup, Kerç, Azak ve Taman. Kefe şehri Bahçesaray ve Akmescit’ten daha büyüktür. Gözleve’dense daha fazla ticaret yapılan bir limandır. Bütün diğer Kırım şehirlerinden daha fazla mimari esere sahiptir. Kefe’yi ziyaret eden Osmanlılar onu Küçük İstanbul olarak adlandırmışlardır. Kefe, bir dönem şehzade sancağı olarak da kullanılmıştır. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman ilk sancak beyliği görevini burada yapmıştır. İdari yönden iki kısım olan Kırım, sosyo-ekonomik açıdan ise bütünlük içindedir.
Kırım Hanlığı 16. yüzyıl başlarından 17. yüzyılın sonlarına kadar Doğu Avrupa’nın en önemli devletlerinden biridir. Modern devlet yapısının gereği olan tüm özelliklere sahiptir. Şehirlerde yaşayan halkın oranı, kuzey ve doğu komşularınınki kadar yüksektir. Kırım’da Osmanlıların doğrudan yönettiği bölgenin dışında kalan tüm yerler hanlığın yönetimi altındadır. Dolayısıyla Kırım Hanlığı’nın hakimiyet sahası yalnızca yarımada ile sınırlı değildir. Yarımadanın kuzeyinde Orkapı berzahından sonra başlayan ve başlangıçta Belgrat’a kadar uzanan Kıpçak bölgesi (Beserabya, Canboyluk, Yedisan bozkırları) de hanlığa tabidir. Burada göçebe Kıpçak Nogayları yaşar. Hanlık için bunların idaresi kolay bir mesele değildir. Han bunların idaresini serasker sultanlara vermiştir. Giray sülalesine mensup erkekler serasaker olarak görevlendirilmiştir. Göçebe Nogayların oturduğu ikinci bölge Taman’dır. Daha güneyde Kabartay bölgesi vardır. Burası da hanlara tabidir ve burada Çerkezler yaşar. Bu geniş hanlık toprakları -Kırım Yarımadası, Kabartay Bölgesi, Beserabya, Canboyluk, Yedisan bozkırları- yüzölçümü altı yüz bin km²’ye yakındır. Kırım Yarımadası doğrudan hana bağlıdır; fakat öteki bölgelerde durum biraz daha farklıdır. Siyasi bakımdan hâna tabidirler; ama bir çeşit iç muhtariyetleri vardır. Bunlar bozkırda güçlü Slav kolonileri kurulmasını önlemişlerdir. Bozkırda yaşayanlar göçebe hayata devam etse de iç sahalar tamamen şehirleşmiştir.
Kırım hanları, Cengizhan soyundan gelmeleri, Osmanlılara askerî destek vermeleri ve kuzeyden gelecek tehditlere karşı Osmanlı’yı koruma görevini üstlenmelerinden dolayı diğer tabi devletlerden farklı bir yere ve öneme sahiplerdir. Kırım hanlarına yıllık mali destek verilir, Rumeli ve Anadolu’dan toprak bağışlanır, sekban adı verilen özel muhafız kıtası gönderilir ve Osmanlı seferlerine katılışlarında büyük para bağışları yapılır. Hanlık Osmanlı Devleti’nin denetimi olmaksızın Rusya ve Polonya’dan yıllık vergi alır ve diplomatik münasebetlerde bulunur. Örneğin Rusya’da, Osmanlı Devleti’nden ziyade Kırım Hanlığı sefaret heyetleri görülür. Osmanlı Devleti kuzey işlerini hanlara havale etmiştir. Kırım hânı gücünü şu üç kaynaktan alır: Tatar geleneği, kurultay tarafından seçilmesi ve Osmanlı sultanı tarafından kabul edilip mali yardım görmesi.
1683 yılı Osmanlı’nın en kritik dönemidir. Viyana Bozgunu sonrası Avrupa’da Kutsal İttifak kurulmuştur ve bu ittifakın içinde Lehistan ile Rusya da vardır. Rusya’nın, en büyük emelinin Kırım’ı ele geçirmek olduğunu açıkça ortaya koyan 1684 ve 1687 seferlerini açtığı dönemdir. 1696’da Ruslar Azak Kalesi’ni ele geçirirler. 1700 İstanbul Anlaşması ile 15. yüzyıldan beri ödedikleri vergi kaldırılır ve Rusya Kırım Hanlığı’nın haraçgüzarı olmaktan çıkar. 18. yüzyıl ise hem bağımsız bir siyasi ve kültürel bütün olarak hanlığın sonunu hem de Rusların Kırım Yarımadası’nı işgalini birlikte getirecektir. Müteakip yılların göstereceği üzere, bu, Kırım Türk/Tatar halkı için tam bir facia olacaktır.
Hanlığın başkenti Bahçesaray 1736’da, Han Kaplan Giray Kafkasya seferindeyken, General Münnich kumandasındaki Rus ordusu tarafından işgal edilir. Bu sırada hânın sarayı da dahil şehrin büyük kısmı yakılır. Dolayısıyla Hansaray ile iki bin ev tahribat görür ve Selim Giray’ın kurduğu zengin kütüphane yok olur. II. Mengli Giray ve II. Selamet Giray Rus ordusunun tahrip ettiklerini yeniden inşa için olağanüstü çaba harcarlar. Hansaray ve yıkılan yerler II. Selamet Giray zamanında kısmen onarılmış ve 1740’ta sarayın karşısında inşa edilen caminin kütüphanesine Sultan I. Mahmut tarafından çeşitli kitaplar gönderilmiştir. Şimdi müze olan Bahçesaray’daki Hansaray, II. Selamet Giray’ın gayretinin ürünüdür. Çarlık Rusyası 1783’te Kırım’ı işgal ettiğinde Bahçesaray’da otuz bir cami, iki kilise, iki sinagog, iki hamam, on altı han ve binden fazla ev mevcuttur. Ruslar Kırım’a girdikten sonra Kırım’daki Türk-İslam eserleri büyük tahribat görür. Bu tahribattan kurtularak günümüze ulaşan eserlerin çoğu Bahçesaray’da bulunmaktadır. Bunların başında da Hansaray gelir. Saray 1950’den beri Doğu Müzesi adıyla müze olarak kullanılmaktadır. Rusya’nın 1783 yılında Kırım’ı işgalinden sonraki uygulayacağı politikaların esas amacı Kırım’ı ebedî bir Rus-Slav toprağı haline dönüştürmektir. Bu ise yarımadanın yerli halkı olan Kırım Tatarları/Türkleri ve onların tarihi kalıntılarından tamamen temizlenmesiyle mümkün olacaktır. İşgalden sonra Bahçesaray ve Karasubazar şehirleri hariç bütün Kırım şehirleri Ruslara ve diğer Tatar olmayan kavimlere devrolunmuştur. Tüm bu şehirler Slav, Rum ve Ermeni şehirlerine dönüştürülmüştür. Dördüncü yüzyıldan beri Türklerin yaşadığı ve derin izler bıraktığı bu topraklar Türklere yabancılaştırılmaya çalışılmıştır.
11 Mayıs 1944’te Stalin’in altına imzasını attığı ve 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece bütün Kırım Tatarlarına uygulanan sürgünden sonra Bahçesaray ve Canköy hariç Türkçe isim taşıyan bütün yerleşim yerlerinin adları değiştirilerek Rusça isimler verilir. Bu iki yerin adının değiştirilmeyişinin sebebi bu iki ismin milli şairleri Puşkin’in eserlerinde geçmesidir. Şehirlerdeki birkaç bina dışında bütün cami, medrese ve diğer Türk-İslam eserleri ortadan kaldırılır. Amaç, burada Müslümanlar, Türkler yaşamadı, burası eskiden beri bir Rus-Slav yurdu idi, dedirtmektir. Türklere ait tarihi izlerin hepsini yok etmektir.
Sürgün sonrası vatanlarına dönme mücadelesiyle yaşayan Kırım Türklerinin yurda dönüşleri ancak 1989-1991 arasında gerçekleşebilmiştir. 1991 yılında Sovyet Rusya dağılınca Ukrayna devleti de bağımsızlığını ilan etmiş, merkezi Akmescit (Simferopol) olan Kırım Özerk Cumhuriyeti de aynı yıl kurulmuştur. Kırım’a dönen ve burada yıllarca yeniden milli ve manevi değerleri için mücadele veren Kırım Türkleri, 2014’te bir daha Rusya’nın Kırım’ı işgali ile karşı karşıya kalır. Rusya fiili olarak Kırım’ı kendi idari yapısına bağlamıştır. Ancak bu işgali, uluslararası toplumun büyük bölümü ve Türkiye yasa dışı saymakta ve Kırım’ı Ukrayna’nın bir parçası olarak tanımaya devam etmektedir. Rusya 2022’de Ukrayna’nın tamamına karşı işgal girişimi ve saldırılarını başlatmış; 2026 yılı itibarıyla Ukrayna-Rusya Savaşı, yoğun yıpratma savaşları ve bölgesel çatışmalarla devam etmektedir. Kırım Türkleri de bu savaş koşulları altında, milli, siyasi, tarihi, dini ve kültürel mücadele vererek hayatlarına devam etmeye çalışmaktadırlar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Zeynep Özdem Köse
Kırım tarihinin kronolojik durakları
Kırım; batı ve güneyden Karadeniz, doğu ve kuzeyden Azak Denizi ile çevrili, kuzeyden Orkapı berzahıyla ana karaya bağlanan bir yarımadadır. Kırım Türkleri yarımadaya Yeşil Ada ismini vermişlerdir. Yarımada Orkapı berzahı nedeniyle gerçekten de bir ada görünümündedir. Bu Yeşil Ada tarih boyunca özellikle Asya içlerinden gelen çeşitli kavimlerin uğrak yeri olmuştur. Türklerin Kırım’a ilk gelişi yaklaşık bin beş yüz yıl önce, Hunlar dönemine kadar uzanır. Ancak Kırım’ın güçlü biçimde Türkleşmesi Hazarlar, Kıpçaklar, Altınordu ve özellikle Kırım Hanlığı döneminde gerçekleşmiştir.
Bölgenin en eski sakinlerinin Taurlar olduğu ileri sürülür. M.Ö. 8. yüzyılda Kırım’ın bozkır kesimi İskitler tarafından iskân edilmiştir. Daha sonra buraya Kimmerler gelmiştir. Kırım’daki ilk Yunan kolonileri ise M.Ö. 6. yüzyılda kurulur. Ancak Yunanlılar içerilere nüfuz edemezler. Sahil kolonileri M.Ö. 1. ve M.S. 4. yüzyıllarda Roma idaresi altındadır. İç kesimlerde ise İskitlerle beraber Sarmatlar bulunmaktadır. 4. yüzyıldaki Got saldırıları, ardından Hunların Kuzey Avrupa’ya inişleri sırasında Kırım sahillerine Sarmatlara bağlı Alan grupları yerleşmiştir. Bu gruplardan bir kısmı Hunlarla beraber Avrupa’ya yönelik akınlara karışmış, bir kısmı Kırım bölgesinde dağlık alanlarda, yaylalarda ve sahil kesiminde kalmıştır. Gotlar dağlık alanlarda, kendi şehirlerinde muhtar idareler kurmuşlardır. Ancak bu durum 7.-8. yüzyıllarda başlayan Hazar hakimiyetiyle sona ermiştir. Hazarlar 8. yüzyılda Kırım’ı bütünüyle kontrolleri altına almışlardır. Hazar hakimiyetiyle birlikte, iç kesimlerde teorik anlamda süren Bizans hakimiyeti de son bulmuştur. Hazarlar aynı zamanda Taman Yarımadası’nda Taman-Tarhan şehrini kurmuşlardır. Hazarların bakiyeleri olan Musevi Karayim Türkleri hanlık zamanında da Kırım’da yaşamışlardır ve bunların merkezi Çufutkale olmuştur.
Hazarların yıkılışının ardından Peçenekler Kırım’a kadar bozkır alanlarda yerleşmişlerdir. Hazarlar ve Peçeneklerden sonra, bütün Kırım’da, 11. yüzyıl ortalarından 13. yüzyıl ortalarına dek sürecek Kıpçak (Kuman) hakimiyetinin yaşandığı dönem gelir. Bugünkü Güney Rusya’yı, Ukrayna’yı ve Kırım Yarımadası’nın kuzeyini kaplayan geniş bozkırları içine alan sahaya Deşt-i Kıpçak adı verilmiştir. Bu bölgelere kendilerinden evvel gelmiş olan Bulgar, Hazar, Avar ve Peçenek Türklerini de idareleri altına almışlardır. O sıralarda Ruslar küçük prenslikler halinde yaşamaktadırlar. Sürekli Bulgar ülkesine baskın ve soygun yapıp memleketlerine dönmektedirler. Kumanlar onların karşısına önemli bir güç olarak çıkar.
Altınordu Devleti’nin 1241 yılında kurulmasıyla, 13. yüzyılda Altınordu hakimiyeti devri başlar. Kırım; Altınordu Devleti’nin en zengin, medeni, ticarete açık ve elverişli şehir ve limanları çok olan bir bölgesidir. Bu limanlara Akdeniz ve Karadeniz’den gelen gemiler çeşitli mallar getirirler ve buradan da çeşit çeşit mal alıp götürürler. Toprağın bereketliliği, otların ve yemişlerin çeşitliliği ve lezzeti, tahılların bolluğu yüzünden de devletin en zengin köşesi burasıdır. Ceneviz ve Venedikliler de Altınordu Devleti zamanında, ticaret yapmak için Kefe ve Suğdak’ta önemli koloniler kurmuşlardır.
Kuvvetli Altınordu nüfûzunun ardından 1441’lerde Kırım Hanlığı dönemine girilmiştir. Altınordu Devleti’nin çözülme sürecinde, devlet içinde tahtı ele geçirme mücadelesi başlamıştır. Bu mücadele sırasında Hacı Giray bağımsız bir Kırım Devleti kurmayı başarır. Hacı Giray döneminin (1441-1466) son bulmasıyla soylu kabileler arasında yoğun bir iç savaş dönemi başlar. Bu mücadelelere ancak 1475’te Fatih Sultan Mehmet döneminde, Gedik Ahmet Paşa kumandasındaki Osmanlı kuvvetlerinin Kırım sahillerini fethetmesi ve birkaç sene sonra hanlar üzerinde de politik üstünlük sağlamasıyla son verilir. Hanlığın istikrarlı bir siyasi yapı olarak varlığı, Hacı Giray’ın hanlığın temelini attığı yıllardan ziyade, 1478 yılında Mengli Giray’ın Osmanlı Devleti’ne tabi olmasıyla başlar. Ancak han her zaman kabileleri dikkate almak zorunda kalacaktır.
Kefe ve diğer Kırım sahillerinin 1475 yılında Osmanlı hakimiyetine geçmesiyle birlikte Kırım, siyasi hakimiyet anlamında; doğrudan Osmanlı idaresindeki bölge ve Osmanlı Devleti’ne bağlı hanlık ülkesi olmak üzere iki kısma ayrılmış olur. Kerç’ten itibaren; Suğdak, Yalta, Akkirman gibi limanların çevresindeki arazi ile birlikte çok ince bir sahil şeridini içine alan Kefe sancak/eyalet merkezli yer Osmanlı hakimiyet bölgesidir. Bu bölgenin kuzeyindeki, Bahçesaray merkezli, dağlık ve bozkır alan Kırım Hanlığı’na aittir. Kırım Hanlığı sınırları içerisinde merkez Bahçesaray başta olmak üzere, Gözleve, Karasubazar, Akmescit, Eski Kırım (Solhat), Şeyheli, Karakurt, Ferahkirman (Or), Dibtarhan, Şirin kazaları gibi elliye yakın kaza yer alır. Kefe’de ise altı kaza mevcuttur: Kefe, Suğdak (Tat Eli), Mankup, Kerç, Azak ve Taman. Kefe şehri Bahçesaray ve Akmescit’ten daha büyüktür. Gözleve’dense daha fazla ticaret yapılan bir limandır. Bütün diğer Kırım şehirlerinden daha fazla mimari esere sahiptir. Kefe’yi ziyaret eden Osmanlılar onu Küçük İstanbul olarak adlandırmışlardır. Kefe, bir dönem şehzade sancağı olarak da kullanılmıştır. Örneğin Kanuni Sultan Süleyman ilk sancak beyliği görevini burada yapmıştır. İdari yönden iki kısım olan Kırım, sosyo-ekonomik açıdan ise bütünlük içindedir.
Kırım Hanlığı 16. yüzyıl başlarından 17. yüzyılın sonlarına kadar Doğu Avrupa’nın en önemli devletlerinden biridir. Modern devlet yapısının gereği olan tüm özelliklere sahiptir. Şehirlerde yaşayan halkın oranı, kuzey ve doğu komşularınınki kadar yüksektir. Kırım’da Osmanlıların doğrudan yönettiği bölgenin dışında kalan tüm yerler hanlığın yönetimi altındadır. Dolayısıyla Kırım Hanlığı’nın hakimiyet sahası yalnızca yarımada ile sınırlı değildir. Yarımadanın kuzeyinde Orkapı berzahından sonra başlayan ve başlangıçta Belgrat’a kadar uzanan Kıpçak bölgesi (Beserabya, Canboyluk, Yedisan bozkırları) de hanlığa tabidir. Burada göçebe Kıpçak Nogayları yaşar. Hanlık için bunların idaresi kolay bir mesele değildir. Han bunların idaresini serasker sultanlara vermiştir. Giray sülalesine mensup erkekler serasaker olarak görevlendirilmiştir. Göçebe Nogayların oturduğu ikinci bölge Taman’dır. Daha güneyde Kabartay bölgesi vardır. Burası da hanlara tabidir ve burada Çerkezler yaşar. Bu geniş hanlık toprakları -Kırım Yarımadası, Kabartay Bölgesi, Beserabya, Canboyluk, Yedisan bozkırları- yüzölçümü altı yüz bin km²’ye yakındır. Kırım Yarımadası doğrudan hana bağlıdır; fakat öteki bölgelerde durum biraz daha farklıdır. Siyasi bakımdan hâna tabidirler; ama bir çeşit iç muhtariyetleri vardır. Bunlar bozkırda güçlü Slav kolonileri kurulmasını önlemişlerdir. Bozkırda yaşayanlar göçebe hayata devam etse de iç sahalar tamamen şehirleşmiştir.
Kırım hanları, Cengizhan soyundan gelmeleri, Osmanlılara askerî destek vermeleri ve kuzeyden gelecek tehditlere karşı Osmanlı’yı koruma görevini üstlenmelerinden dolayı diğer tabi devletlerden farklı bir yere ve öneme sahiplerdir. Kırım hanlarına yıllık mali destek verilir, Rumeli ve Anadolu’dan toprak bağışlanır, sekban adı verilen özel muhafız kıtası gönderilir ve Osmanlı seferlerine katılışlarında büyük para bağışları yapılır. Hanlık Osmanlı Devleti’nin denetimi olmaksızın Rusya ve Polonya’dan yıllık vergi alır ve diplomatik münasebetlerde bulunur. Örneğin Rusya’da, Osmanlı Devleti’nden ziyade Kırım Hanlığı sefaret heyetleri görülür. Osmanlı Devleti kuzey işlerini hanlara havale etmiştir. Kırım hânı gücünü şu üç kaynaktan alır: Tatar geleneği, kurultay tarafından seçilmesi ve Osmanlı sultanı tarafından kabul edilip mali yardım görmesi.
1683 yılı Osmanlı’nın en kritik dönemidir. Viyana Bozgunu sonrası Avrupa’da Kutsal İttifak kurulmuştur ve bu ittifakın içinde Lehistan ile Rusya da vardır. Rusya’nın, en büyük emelinin Kırım’ı ele geçirmek olduğunu açıkça ortaya koyan 1684 ve 1687 seferlerini açtığı dönemdir. 1696’da Ruslar Azak Kalesi’ni ele geçirirler. 1700 İstanbul Anlaşması ile 15. yüzyıldan beri ödedikleri vergi kaldırılır ve Rusya Kırım Hanlığı’nın haraçgüzarı olmaktan çıkar. 18. yüzyıl ise hem bağımsız bir siyasi ve kültürel bütün olarak hanlığın sonunu hem de Rusların Kırım Yarımadası’nı işgalini birlikte getirecektir. Müteakip yılların göstereceği üzere, bu, Kırım Türk/Tatar halkı için tam bir facia olacaktır.
Hanlığın başkenti Bahçesaray 1736’da, Han Kaplan Giray Kafkasya seferindeyken, General Münnich kumandasındaki Rus ordusu tarafından işgal edilir. Bu sırada hânın sarayı da dahil şehrin büyük kısmı yakılır. Dolayısıyla Hansaray ile iki bin ev tahribat görür ve Selim Giray’ın kurduğu zengin kütüphane yok olur. II. Mengli Giray ve II. Selamet Giray Rus ordusunun tahrip ettiklerini yeniden inşa için olağanüstü çaba harcarlar. Hansaray ve yıkılan yerler II. Selamet Giray zamanında kısmen onarılmış ve 1740’ta sarayın karşısında inşa edilen caminin kütüphanesine Sultan I. Mahmut tarafından çeşitli kitaplar gönderilmiştir. Şimdi müze olan Bahçesaray’daki Hansaray, II. Selamet Giray’ın gayretinin ürünüdür. Çarlık Rusyası 1783’te Kırım’ı işgal ettiğinde Bahçesaray’da otuz bir cami, iki kilise, iki sinagog, iki hamam, on altı han ve binden fazla ev mevcuttur. Ruslar Kırım’a girdikten sonra Kırım’daki Türk-İslam eserleri büyük tahribat görür. Bu tahribattan kurtularak günümüze ulaşan eserlerin çoğu Bahçesaray’da bulunmaktadır. Bunların başında da Hansaray gelir. Saray 1950’den beri Doğu Müzesi adıyla müze olarak kullanılmaktadır. Rusya’nın 1783 yılında Kırım’ı işgalinden sonraki uygulayacağı politikaların esas amacı Kırım’ı ebedî bir Rus-Slav toprağı haline dönüştürmektir. Bu ise yarımadanın yerli halkı olan Kırım Tatarları/Türkleri ve onların tarihi kalıntılarından tamamen temizlenmesiyle mümkün olacaktır. İşgalden sonra Bahçesaray ve Karasubazar şehirleri hariç bütün Kırım şehirleri Ruslara ve diğer Tatar olmayan kavimlere devrolunmuştur. Tüm bu şehirler Slav, Rum ve Ermeni şehirlerine dönüştürülmüştür. Dördüncü yüzyıldan beri Türklerin yaşadığı ve derin izler bıraktığı bu topraklar Türklere yabancılaştırılmaya çalışılmıştır.
11 Mayıs 1944’te Stalin’in altına imzasını attığı ve 17 Mayıs’ı 18 Mayıs’a bağlayan gece bütün Kırım Tatarlarına uygulanan sürgünden sonra Bahçesaray ve Canköy hariç Türkçe isim taşıyan bütün yerleşim yerlerinin adları değiştirilerek Rusça isimler verilir. Bu iki yerin adının değiştirilmeyişinin sebebi bu iki ismin milli şairleri Puşkin’in eserlerinde geçmesidir. Şehirlerdeki birkaç bina dışında bütün cami, medrese ve diğer Türk-İslam eserleri ortadan kaldırılır. Amaç, burada Müslümanlar, Türkler yaşamadı, burası eskiden beri bir Rus-Slav yurdu idi, dedirtmektir. Türklere ait tarihi izlerin hepsini yok etmektir.
Sürgün sonrası vatanlarına dönme mücadelesiyle yaşayan Kırım Türklerinin yurda dönüşleri ancak 1989-1991 arasında gerçekleşebilmiştir. 1991 yılında Sovyet Rusya dağılınca Ukrayna devleti de bağımsızlığını ilan etmiş, merkezi Akmescit (Simferopol) olan Kırım Özerk Cumhuriyeti de aynı yıl kurulmuştur. Kırım’a dönen ve burada yıllarca yeniden milli ve manevi değerleri için mücadele veren Kırım Türkleri, 2014’te bir daha Rusya’nın Kırım’ı işgali ile karşı karşıya kalır. Rusya fiili olarak Kırım’ı kendi idari yapısına bağlamıştır. Ancak bu işgali, uluslararası toplumun büyük bölümü ve Türkiye yasa dışı saymakta ve Kırım’ı Ukrayna’nın bir parçası olarak tanımaya devam etmektedir. Rusya 2022’de Ukrayna’nın tamamına karşı işgal girişimi ve saldırılarını başlatmış; 2026 yılı itibarıyla Ukrayna-Rusya Savaşı, yoğun yıpratma savaşları ve bölgesel çatışmalarla devam etmektedir. Kırım Türkleri de bu savaş koşulları altında, milli, siyasi, tarihi, dini ve kültürel mücadele vererek hayatlarına devam etmeye çalışmaktadırlar.