SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bağlama

QHA - Kırım Haber Ajansı - Bağlama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bağlama haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bağlama ustası Topal: Bağlama, âşığın gönlündeki duyguların ezgiye dönüşmesinde en önemli araçtır Haber

Bağlama ustası Topal: Bağlama, âşığın gönlündeki duyguların ezgiye dönüşmesinde en önemli araçtır

Erzurum'un tozlu atölyelerinden yetişen ve bağlama yapımını bir "duygu aktarımı" olarak gören Kenan Topal, mesleğin sırlarını, ağaçların dilini ve geleneksel luthierliğin geleceğini Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. 1982 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Kenan Topal, bağlama yapımıyla henüz küçük yaştayken babasına ait saz atölyesinde tanıştığını, başlangıçta kendisi için oyuncaklar yaparken daha sonra minyatür enstrümanlar yaptığını aktardı. Henüz 11 yaşındayken okuldan ayrılarak babasının yanında çalışmaya başladığını söyleyen zanaatkâr, ilk bağlamasını ilkokul öğretmeninin oğluna hediye etmek amacıyla yaptığını ifade etti. Müzik enstrümanları yapan ve onaran kişi anlamına gelen luthierliğe tutkuyla bağlı olduğunu belirten Topal, bu zanaatı öğrenmek isteyen gençlere destek olmaktan, bilgi ve birikimini aktarmaktan son derece memnun olduğunun altını çizdi. “SAZIN KALİTELİSİ OZANIN İFADESİNİ DOĞRUDAN ETKİLER” Bağlamanın âşığın gönlündeki duyguların ezgiye dönüştüren bir araç olduğunu kaydeden Topal, “Hüzün, aşk, mutluluk, coşku ya da haksızlığa karşı bir başkaldırı… Tüm bu duyguların dili bağlamadır. Bu geleneğin üreticisi olmak büyük bir sorumluluktur. Genç yaşlarımda, büyük ozanlardan Âşık Yaşar Reyhani’ye saz yaparken bana söylediği şu söz hiç aklımdan çıkmaz; ‘Oğul, yaşlandım; doğru dürüst saz çalamıyorum. Bana öyle bir saz yap ki kendi kendine çalsın.’ Bu söz, sazın kalitesinin ozanın ifadesini doğrudan etkilediğini bana çok net şekilde göstermiştir.” dedi. Topal, bağlamanın diğer çalgılar gibi geleneksel bir şekilde çeşitli ağaçlardan yapıldığını ancak günümüzde gelişmekte olan fiber ve kompozit gibi yeni materyallerin de üretimde kullanıldığını belirtti. Bir bağlamayı iyi yapan şeyin hangi ağaçtan yapıldığından çok kim tarafından yapıldığının önemine işaret eden Topal, “Toplumda ‘en iyi saz şu ağaçtan olur’ gibi yanlış bir algı var. Özellikle dut ağacına yoğun talep, bu ağacın ve ardıcın tükenmesine yol açmaktadır. Ben üvez ağacının bağlama yapımı için çok uygun olduğunu gördüm. En iyi saz hangi ağaçtan olur değil, hangi ustadan çıkar diye sorulmalıdır.” diye konuştu. "EN ÖNEMLİ UNSUR TECRÜBEDİR" Mesleğinin gelişmiş ülkelere kıyasladığında yeterince değer görmediğini söyleyen Topal, sözlerini şöyle sürdürdü: Gelişmiş ülkelerde luthierlik mesleği büyük değer görmektedir. Ancak ülkemizde bu değeri maalesef yeterince göremiyoruz. Örneğin, yeni başlamış bir keman yapımcısı bile yaptığı enstrümanı yüksek fiyatlara satabilirken, 40 yılını bu işe vermiş bir bağlama ustasının eseri aynı değeri görmeyebiliyor. Bu durum gençlerin mesleğe olan ilgisini olumsuz etkiliyor. Mesleğine ilgi duyabilecek gençlere önerilerde bulunan Topal, “Gençler önce bu mesleğin ustalarını ve onların çalışmalarını iyi araştırmalarıdır. Mümkün olduğunca farklı ustalarla tanışıp onların birikimlerinden faydalanmalıdırlar. Bunun dışında en önemli unsur tecrübedir. El ustalığı, zamanla ve sürekli tekrar ile gelişir. Bu yüzden işin kolayına kaçmadan, geleneği en temel yöntemlerle öğrenmeleri gerekir.” değerlendirmesini yaptı.

Bağlama sanatçısı Haliloğlu: Türk müziği teorisinde değişime açık olunmalı Haber

Bağlama sanatçısı Haliloğlu: Türk müziği teorisinde değişime açık olunmalı

Bağlama sanatçısı ve eğitmeni, Hacettepe Üniversitesi Seçmeli Dersler Koordinatörlüğü Öğretim Görevlisi Murat Haliloğlu, bağlamanın kültürel kimliğin aktarımındaki rolü, tarihsel gelişimi ve Türk müziği teorisinin günümüzdeki durumu üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Haliloğlu, bağlamanın hâlâ gelişimine devam eden bir enstrüman olduğunu ifade ederek Türk müziği teorisinde değişime açık olunması ve bir fikir birliğine varılması gerektiğinin altını çizdi. “BAĞLAMA HÂLÂ GELİŞİMİNE DEVAM EDEN BİR ENSTRÜMAN” QHA’nın “Türk müziğinde bağlamanın kültürel kimliğimizi korumadaki ve aktarmadaki rolünü nasıl değerlendirirsiniz?” sorusuna karşılık Haliloğlu, “Bağlama; Türk kültürüyle özdeşleşmiş, Anadolu’daki eski medeniyetlerden de biraz yararlanmış ve şu an Türk halk müziğinin ana çalgısı olan bir enstrüman. Anadolu’da nereye giderseniz gidin hemen hemen her kültürün bağlama ile bir ilişkisi vardır. Bir Alevi deyişinin, bozlağın, zeybeğin, horonun ve halayın da bağlama ile çalındığını görebilirsiniz. Bu anlamda bağlamanın çok önemli olduğunu düşünüyorum fakat günümüzde bağlamanın biraz daha geri plana düşmeye başladığını hissediyorum. Özellikle genç nesilde bağlama öğrenimine ilginin azaldığını görüyorum. Bu korkulacak bir şey midir? Tartışılır çünkü bağlama hâlâ gelişimine devam eden bir enstrüman. Umuyorum ki hiçbir zaman kullanımı tükenmeyecektir.” değerlendirmesinde bulundu. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA Ankara “BAĞLAMA, HER MÜZİK TÜRÜNDE KULLANILAN BİR ENSTRÜMAN DEĞİLDİ” Bağlamanın gelişimine istinaden, “Cumhuriyet’in ilk yıllarında bağlama, Türkiye’deki her müzik türünde kullanılan bir enstrüman değildi. Örnek vermek gerekirse, zeybekler ve halaylar davul ve zurnayla icra ediliyordu. Bağlamanın ana enstrüman olarak kullanılması ise Muzaffer Sarısözen’in derleme çalışmalarıyla beraber düzenlediği ‘Yurttan Sesler’ programı ile başladı. Orada daha fazla enstrümanla icra yapabilmek ve bağlamayı biraz daha ön plana çıkarabilmek üzerine konuşuldu. Farklı yörelerden gelen icracıların bağlamaları, perde yapıları, tel sayıları, tel düzenleri ve akort etme biçimleri farklı oluyor; dolayısıyla bunların bir standarda dökülmesi gereği duyuluyor” diyen Haliloğlu, Türkiye’nin en önemli çalgı bilimcilerinden biri olan Cafer Açın’a atıf yaparak bağlama perdelerinin şu andaki yerlerinin sabitleşmesindeki en büyük çalışmayı Açın’ın yaptığını belirtti. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA Ankara Bağlamanın gelişimine ilişkin Haliloğlu, “Şu an herhangi bir bağlama yapımcısına giderseniz elinde perdelerin santimetre cinsinden yerlerinin olduğu bir tablo vardır, o tablonun altında da Cafer Açın’ın imzası vardır. Bağlama böyle bir gelişme yaşadı ve yaşamaya da devam ediyor.” ifadelerini kullandı. Haliloğlu; bağlamadan akustik anlamda nasıl daha iyi ses alınabileceği, bağlamanın eşiği teknenin neresine konulursa daha iyi bir rezonans çıkarılabileceği; bağlamanın perdeleri, çalım tekniği ya da akort sistemi ile ilgili nasıl geliştirmeler yapılabileceği ve bağlamanın farklı enstrümanlarla da harmanlanması üzerine çalışmalar yapıldığını kaydederek, “Örneğin Kemal Dinç’in ürettiği klasik gitar ve bağlama karışımı bir enstrüman var. Erkan Oğur da kopuz ismini verdiği üç telli curaya farklı akort düzenleri uygulayarak Kemal Dinç’in yanı sıra yepyeni çalışmalar ortaya koydu. Ben bu tür çalışmaların bir sonunun geleceğini düşünmüyorum. Kemanın Avrupa’da üç yüz dört yüz yıl önce yaşadığı değişimi bağlama günümüzde yaşıyor.” şeklinde konuştu. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA Ankara TÜRK MÜZİĞİ MAKAMLARI, RUH HÂLİNİ ETKİLİYOR MU? Makamsal müziğin ruh hâline etkileri üzerine olan rivayetlerin doğru olmadığını, müzik dinlerken yaşanılan ruh hâli değişimlerinin ise insanın kendi ruh hâline bağlı olduğunu kaydeden Haliloğlu, geçmişten bugüne gelen, rast makamının bel ağrısına iyi geldiği veya nihavent makamının ise kan dolaşımını hızlandırdığı gibi tevatürler için, “Ben açıkçası bunların pek gerçekliğe yakın olduğunu düşünmüyorum. Ruh hâlini etkiler mi, etkiler ama aynı şekilde Bach’ın bir eseri, bir majör ve minör ayrımı da ruh hâlini etkileyebilir. Bunun aslında makamlarla ilgili değil de insanın kendisiyle, insanın ruh hâliyle ilgili olduğunu düşünüyorum” yorumunda bulundu. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA Ankara “TÜRK MÜZİĞİ TEORİSİNDE DEĞİŞİME AÇIK OLUNUP AĞIZ BİRLİĞİNE VARILMALI” Haliloğlu, Türk müziği teorisinde değişime açık olunup ağız birliğine varılması gerektiğini şu sözlerle aktardı: Türk müziği eğitiminin Türkiye’de çok tek yönlü olarak yapıldığı kanısındayım çünkü Türk müziği konservatuvarları sadece belli bir teori sistemi üzerine eğitim veriyor ve buradan çıkan insanlar farklı yaklaşımlara biraz kapalı olarak mezun oluyorlar. Bu durum, bizim Türk müziği teorisinde bazı yenilikleri yapmamızı engelliyor çünkü bu yeniliklere hemen karşı çıkılıyor. Aynı durumun bağlama için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz çünkü Cumhuriyet’in ilk döneminde Türk müziği teorisi üzerine nasıl çalışmalar yapıldığını bilmemiz gerekiyor. Öncelikle Batı müziği teorisi için, ‘Onlar yapmışsa biz de yapabiliriz’ şeklinde bir algıyla Türk müziği teorisi tekrar yazılmaya başlanıyor. Türk müziğinde olup da Batı müziğinde olmayan bazı sesler olduğu için de bu sesleri ifade edebilmek için yeni işaretler ortaya çıkarılıyor, bu işaretler ise artık standartlaştı fakat daha sonra Türk halk müziği ve Türk sanat müziği şeklinde bir ayrım ortaya çıktı. İkisinin nota yazısı çok farklıdır, bemoller ve diyezler sebebiyle birini bilen, bir diğerini anlamayabilir. Bu farkların bile Türk müziğini toptan görüp icra etmeyi zorlaştıran etkenler olduğunu dile getiren Haliloğlu, “Bu yüzden Türk müziği teorisinde değişime açık olup bu konuda bir ağız birliğine varılması gerektiğini düşünüyorum“ ifadelerine yer verdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.