SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Baskı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Baskı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baskı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bariyev: 1944 Sürgünü ve 2014 işgali aynı soykırımcı politikanın halkalarıdır Haber

Bariyev: 1944 Sürgünü ve 2014 işgali aynı soykırımcı politikanın halkalarıdır

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Üyesi Eskender Bariyev, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yıl dönümü vesilesiyle Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı açıklamada, 1944 yılında tüm halkın vatanından koparılmasının sadece geçmişe ait bir trajedi değil, günümüzde de süren sistemli bir yok etme çabası olduğunu ifade etti. Bariyev, 1944 yılında başlayan sürgün sürecinin 45 yıl boyunca kesintisiz devam ettiğini belirterek şunları söyledi: 18 Mayıs 1944’ü hatırlamak bizim için hayati önem taşır. Bu sadece hayatını kaybedenlerle ilgili değil; dilimizin yasaklandığı, 'Kırım Tatarıyım' demenin suç sayıldığı o karanlık dönemde kimliğimizi düğünlerimizle, dualarımızla korumaya çalıştığımız yılların hafızasıdır. Eğer bir halk tarihini unutmaz ve birliğini korursa bir geleceği olabilir. 2014 İŞGALİ: “SOYKIRIMIN DEVAMI” 2014 yılında Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesini, 1944’te başlayan politikanın doğrudan bir devamı olarak niteleyen Bariyev, “Tam vatanımıza dönmeye ve yeniden ayağa kalkmaya başlamışken, maalesef 2014'te Kırım yeniden işgal edildi ve Kırım Tatarlarına yönelik baskılar tekrar başladı. Sadece dinî gerekçelerle baskı kurmadılar; temsil organımızı Kırım Tatar Millî Meclisimizi yasakladılar, Kırım Tatarca eğitim saatlerini kısıtladılar. Televizyon kanallarımızı, medya kuruluşlarımızı kapattılar. Bu, işgalcilerin halkımıza yönelik asimilasyon ve soykırım politikasını sürdürme yöntemidir. Dolayısıyla 1944 ile 2014 yılları arasındaki paralellikler sadece benzerlik değil; işgalcilerin halkımıza yönelik tutumunun birer kanıtıdır.” dedi. 8 ÜLKE “SOYKIRIM” DEDİ Bariyev, sürgünün hukuksal statüsü üzerine yürüttükleri çalışmaların meyvelerini vermeye başladığını belirterek, "1944 Sürgünü'nü hukuksal olarak 'soykırım' olarak nitelendiren bir çalışma hazırladık. Bu hukuki nitelendirmede 2014 işgalinin, Kırım Tatarlarına yönelik soykırımcı politikanın bir devamı olduğu açıkça belirtilmiştir. Bugün Ukrayna ile birlikte 9 ülke, sürgünü 'soykırım', 2014 işgalini ise bu 'soykırımcı politikanın devamı' olarak tanımış durumda." şeklinde hatırlattı. “CEZALANDIRILMAYAN SUÇ TEKERRÜR EDER” İnsanlığa karşı işlenen suçların bir daha yaşanmaması için dünya kamuoyuna farkındalık çağrısında bulunan Bariyev, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: Başlarda pek çok kişi bu hukuki tanımaya inanmıyordu ama bugün sonuçları görüyoruz. Kırım Tatar Sürgünü’nün tanınması, aslında sürgün edilen diğer tüm halkların haklarının tanınması için atılmış ilk adımdır. Bizim görevimiz bu farkındalığı artırmak ve bu suçları daima hatırlatmaktır. 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Kırım Tatar halkı, bir şafak vaktinde Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde topyekûn sürgüne tâbi tutuldu. Kırım’danTürkistan, Urallar ve Sibirya bölgelerine hayvan vagonlarıyla sürgün edilen Kırım Tatar halkı; en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar, açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde nüfusunun yüzde 46’sını kaybetti. Sovyet yönetimi, soykırım niteliğindeki sürgünün hemen akabinde Kırım Yarımadası’nda, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Kültürel soykırımın yaşandığı Kırım’da tarihi eserler tahrip edildi, mezarlıklar yok edildi ve yarımadanın demografik yapısı bilinçli şekilde dönüştürüldü. Sürgün edilen halk, bağrından koparıldığı o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırıldı. 1989’a gelindiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. Sürgün mağdurları o tarihten itibaren yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada Parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu), 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato ve 2025’in haziran ayında Hollanda Krallığı Genel Meclisinin alt meclisi olan Hollanda Temsilciler Meclisi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı. 82 yıldır dinmeyen acı: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı İnsanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri olan 18 Mayıs 1944 tarihinde, Kırım Tatarları topyekûn vatanlarından sürülerek SSCB tarafından soykırıma uğradı. pic.twitter.com/mxqlqc5weL — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2026

Kırım’da işgalin karanlık yüzü: Kadın siyasi tutsak sayısı 8 kat arttı, avukatlar sistematik baskı altında Haber

Kırım’da işgalin karanlık yüzü: Kadın siyasi tutsak sayısı 8 kat arttı, avukatlar sistematik baskı altında

Kırım’ın 2014 yılında başlayan Rus işgali, 2022’de başlayan topyekun savaşla birlikte eşi benzeri görülmemiş bir baskı safhasına geçti. Yarımadada artık sadece aktivistler değil; eczacılar, öğretmenler, genç kızlar ve savunma görevini yapan avukatlar da işgalci Rus özel servislerinin (FSB) doğrudan hedefi haline geldi. Güvenlik gerekçesiyle isminin gizli tutulmasını isteyen Kırımlı bir insan hakları savunucusu, Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda, son dört yılda Kırım'da kadın siyasi tutsak sayısının korkunç derecede arttığını ve siyasi tutsakları savunan avukatların sistematik baskıya maruz kaldığını anlattı. İşgalci güçlerin aileleri "sessiz kalma" vaadiyle kandırdığını belirten savunucu, tutsakların kurtuluşu için kamuoyu oluşturmanın ve Türkiye gibi aktörlerin arabuluculuğunun hayati önemde olduğunu vurguladı. KADIN SİYASİ TUTSAK SAYISINDA KORKUNÇ ARTIŞ: 7’DEN 60’A ÇIKTI Aktivist, 2022 sonrasında baskıların karakter değiştirdiğini ve kadınların hedef alınmasının artık sistematik bir politika haline geldiğini belirterek şu açıklamada bulundu: Geniş çaplı işgal saldırısı başlamadan önce Kırım’da sadece 7 kadın siyasi tutsak vakası biliyorduk. 2022’den bugüne ise bu sayı 60’a çıktı. Bu sadece bir sayı artışı değil; Rusya kadınlara karşı aktif bir şekilde davalar açarak ilk 'kırmızı çizgiyi' tamamen geçti. İnsan hakları savunucusu, Hatice Büyükçan, Niyara Ersmambetova gibi genç kadınların, sadece kimliklerini korudukları veya Ukrayna ile bağlarını koparmadıkları için hapse atıldığını kaydetti. Ayrıca işgal güçlerinin, kadınları çocuklarını bir daha görememekle tehdit ederek "itirafçı" olmaları için ağır psikolojik işkenceler uyguladığını belirtti. “SESSİZ KALIN” TUZAĞI VE PAZARLIK MASASI Rus işgal güçlerinin uyguladığı baskı ve sindirme politikası nedeniyle Kırım’da yaşayan çoğu kişinin baskıları anlatmaktan korkutuğunu, FSB’nin bu korkuyu kullanarak alıkoydukları kişilerin yakınlarını susmaya zorladığını anlatan hak savunucusu, şu ifadeleri kullandı: Birçok vakada insanlar çeşitli nedenlerle bildirimde bulunmuyor. İlk olarak, herkesin hak savunucuları veya gazetecilerle bağı yok; insanlar nereye ve nasıl güvenli bir şekilde bildirimde bulunacaklarını, bu temas yüzünden kendilerinin de zulüm görüp görmeyeceğini bilmiyorlar. İkinci olarak, FSB görevlileri birinin evinde arama yaparken aileyi korkutmaya başlıyorlar; 'Sakın basına veya hak savunucularına konuşmayın, sessiz kalırsanız yakınınızın az ceza almasını sağlarız' diyerek pazarlık yapıyor. Yani insanları, haklarını savunmanın kendilerine zarar vereceğine ikna ediyorlar. Bir kişinin avukat tutma, belgeleri dikkatlice inceleme ve neyle suçlandığını anlama hakkının ona zarar vereceği, bunun yerine doğrudan savcılıkla ‘anlaşma’ yapması gerektiği söyleniyor. Bu bir tuzaktır. Maalesef bu tür anlaşmalara giren birçok kişinin sonunda yine de mahkûmiyet aldığını biliyoruz; çünkü bu insanlarla anlaşmak imkansızdır ve bunu yapmamak gerekir. Eğer bir kişi zulmün siyasi olduğuna, terörle veya sabotajla (Kırım'da şu an popüler olan suçlamalar) ilgisi olmadığına gerçekten inanıyorsa, kendini halka açık (kamuoyuna duyurarak) savunmalıdır. Ancak kendini kamuoyunda duyuranların sayısı giderek azalıyor; özel servislerin baskısı işe yarıyor. Mesela 2025 yılında alıkonulan Niyara Ersmambetove, Hatice Büyükçan ve diğerleri… Maalesef bu hikayelere erişim kısıtlı; çünkü akrabalar korkuyorlar. Çocuklarına daha fazla zarar vermekten çekiniyorlar. “SİYASİ TUTSAKLAR HAKKINDA KONUŞMAK ÖNEMLİDİR” Kamuoyu önünde savunulmayan her davanın, işkencenin ve hukuksuzluğun karanlığında kaybolduğunu vurgulayan hak savunucusu, Nariman Celâl örneğinde olduğu gibi; ancak sesini dünyaya duyuranların takas listelerine girebildiğini kaydetti. Leviza Celâl’in eşi hakkında kamuoyunda konuşmak için her fırsatı değerlendirdiğini hatırlatan aktivist, “O da yayınlara çıkarken, Ukrayna, uluslararası ve Türk medyasına demeç verirken risk alıyordu ama bunun eşi için bir ‘bağışıklık’ olacağını biliyordu. Onun özgürlüğü için savaştı ve sonunda Ukrayna ile Rusya arasındaki değişim sonucunda Nariman Celâl serbest kaldı. Bunun, diğer insanların da hikayelerini anlatmaları için iyi bir örnek olduğunu düşünüyoruz; çünkü bu er ya da geç sonuç verir. Bu durum, öncelikle tutukluluk koşullarında bir iyileşme sağlar. Birine çok fazla mektup yazıldığında veya medya ondan bahsettiğinde, cezaevi idaresi ve özel servisler bu kişilere işkence yapılamayacağını, yasa dışı sorgu yöntemleri uygulanamayacağını anlar. Çünkü her şey bir şekilde açığa çıkacaktır. Bu kural, en asgari düzeyde de olsa çalışmaya başlar ve en azından bu kişilerin fiziksel zarar görmeyeceğinden emin olabiliriz. Şu an siyasi tutsakların yakınları için yakınlarını kurtarmanın tek yolu; kamuoyu oluşturmak, enformasyon çalışması yürütmek ve bu kişilerin değişim listelerine girmesini sağlamak için isimlerini duyurmaktır.” dedi. AVUKATLAR HEDEF ALTINDA: OFİS BASKINLARI VE LİSANS İPTALLERİ İşgalcilerin 2022 sonrasında siyasi tutsakları savunan avukatlara yönelik de baskıları artırdığını; Lilya Gemeci, Aleksey Ladin, Nazim Şehmambetov ve Rüstem Kamilov olmak üzere dört Kırımlı avukatın lisanslarının iptal edildiğini ve Kırım’da hukuk mücadelesinin artık "bıçağın ucunda" yürütüldüğünü belirten kaynak, savunma makamının uğradığı baskıları şu sözlerle anlattı: Topyekûn işgal girişiminin yarattığı ortam Rus yetkililerin yaklaşımını değiştirdi. Ukrayna’da olup bitenlerin gölgesinde, Kırım’daki baskıların medyanın ilgisini çektiğini ama çok daha ciddi olayların (cephedeki savaşın) dikkat merkezini kaydırdığını anladılar. Füze saldırıları sonucu çocuklar, kadınlar ve yaşlılar ölürken; Kırım’da bir avukatın lisansının iptal edilmesi hikayesi enformasyon açısından sönük kalıyor. Güvenlik güçleri bunu fırsat bildi. Önce avukatları sırayla idari tutuklamalarla hapse atmaya başladılar, sonra lisanslarını iptal ettiler. Aralık 2025’te bir avukatlık bürosuna kaba ve açık bir baskın düzenlediler; belgelerine ve mühürlerine el koydular. Oysa avukatlık büroları ‘mesleki sır’ kapsamında korunur ve böyle bir arama için özel izin gerekir. Burası sıradan bir ev değil, müvekkillerin sayısız dosyası orada tutuluyor. Kendi yasalarını bile çiğniyorlar ve bunu artık tamamen rahatça yapıyorlar; kimsenin onları durduramayacağını biliyorlar. Baskının artmasının bir başka sebebinin, avukatların sadece hukuki savunma yapması değil, aynı zamanda müvekkillerinin hikayelerini dünyaya duyuran birer "aktarıcı" olması olduğunu belirten İnsan hakları savunucusu, “Avukatlar mahkeme salonlarından çıkıp basına demeç veriyor, uluslararası yayın organlarına bağlanıyorlardı. Baskı artınca; ya sessizce müvekkillerini savunmak ya da kamuoyu önünde konuşmak arasında bir tercih yaptılar. Birçok avukat, hapiste tutulan insanları savunma hakkını koruyabilmek için sessizliği seçti. Bazıları ise hâlâ kamuoyu önünde çalışmaya devam ediyor ama her an baskıya maruz kalabileceklerinin farkındalar. Mesela Emil Kurbedinov; hâlâ mahkeme süreçlerini, aramaları ve davaları yorumlamaya devam ediyor. Ancak biliyorsunuz kendisi birkaç kez idari tutuklama yaşadı, ofisi basıldı.” dedi. Ayrıca siyasi tutsak sayısının artarken, bu süreçleri nitelikli şekilde yürütecek savunmacının sayısının hızla azaldığını kaydetti. Aktivist, 2022’den sonra Kırım’daki baskı şeklinin değiştiğini, insanların daha çok sözde "casusluk" ve “vatana ihanet" suçlamalarıyla alıkonulmaya başladığına dikkat çekerek, “Bana göre bunun sebebi Kırım’daki Ukrayna yanlısı duyguların güçlenmiş olması. Birçok kişinin Ukrayna’da akrabası var; 10 yıldır işgal altında sessizce yaşayanlar bile 2022’den sonra artık dayanamadı.” değerlendirmesinde bulundu. “RUSYA KIRIM TATAR SİYASİ TUTSAKLARI TAKAS ETMEK İSTEMİYOR” Ukrayna ile Rusya arasındaki esir takaslarında Kırım Tatarlarının ve sivil tutsakların neden az yer aldığına dair soruya hak savunucusu şu yanıtı verdi: Rusya, Kırım Tatarlarını takas listesine dahil etmeyi reddediyor. Çünkü, özellikle yurttaş gazeteci veya topluma mal olmuş bir figürün serbest kalmasının, dışarıdaki insanlara 'direniş ilhamı' vermesinden çekiniyorlar. İnsanların 9-10 yıl boyunca içeride kalmasını sağlayarak, dışarıdaki aktivistlerin umudunu kırmayı amaçlıyorlar. İkinci sebep ise sivil tutsaklar için uluslararası bir platformun olmaması. Ukraynalı insan hakları aktivistleri sık sık bu konuyu gündeme getiriyor. Yani, savaş esirleri için Cenevre Sözleşmeleri var, bunlar yürürlükte, takaslar başarıyla devam ediyor ve tüm dönem boyunca yaklaşık 60 takas gerçekleştirildi. Sivil esirlerin durumu ise çok karmaşık. Bu durumda her şey Rusya’nın isteğine bağlı. Bu tamamen siyasi bir mesele ve Türkiye bu konuda kilit bir rol oynayabilir. Tıpkı Ahtem Çiygöz ve Nariman Celal vakalarında olduğu gibi... Eğer siviller için özel bir prosedür veya platform oluşturulursa, bir umut doğabilir. En azından insanlar bu yönde çalışmaların yapıldığını görür. Çünkü işgal altındaki topraklardaki insanların bu konuda bir umut olduğunu hissetmeleri çok önemli, aksi takdirde insanlar ya bu topraklarda kalma ve güvende olma umutlarını kaybettikleri için evlerini terk edip gidecekler ya da açıkça, alenen direnişi bırakacaklar. “DİRENİŞ HÂLÂ VAR AMA DAHA TEHLİKELİ” Baskıların artmasına rağmen Kırım Tatar toplumunda yardımlaşmanın ve empatiye dayalı sessiz bir direnişin sürdüğünü belirten kayak, "Eskiden para cezalarıyla korkutuyorlardı, halk bu cezaları aralarında toplayıp ödeyince şimdi ağır hapis cezalarına geçtiler…Yani, direniş var, mevcut, ancak varlığı giderek daha tehlikeli hâle geliyor ve zulüm yöntemleri giderek daha saldırgan şekil alıyor.” dedi.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı: Rusya, 30 Ukraynalı gazeteciyi esir tutuyor Haber

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı: Rusya, 30 Ukraynalı gazeteciyi esir tutuyor

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Rusya’nın işgal altındaki topraklarında ve savaş sahasında gazetecilere yönelik uyguladığı "bilinçli terör" politikasını deşifre etti. Bakanlık verilerine göre, Rusya'nın geniş çaplı işgali başlattığı 24 Şubat 2022’ten bu yana hem Ukraynalı hem de yabancı olmak üzere toplam 149 medya mensubu Rus saldırılarında hayatını kaybetti. Bu kişilerden en az 21'inin doğrudan görevlerini yerine getirirken hedef alındığı belirtildi. İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARDA “TOTAL SANSÜR” REJİMİ Dışişleri Bakanlığı, Rusya'nın işgal ettiği Ukrayna topraklarında ifade özgürlüğünü fiziksel olarak yok ettiğini ve bir "total sansür" rejimi kurduğunu ifade etti. Açıklamada, bu bölgelerdeki durum şu sözlerle ifade edildi: İşgal altındaki topraklarımızda ifade özgürlüğü fiziksel olarak yok edilmiştir. Topraklarımızın işgalden kurtarılması, gazetecilerin özgürlüğüne ve insanların dürüst bilgi alma hakkına dönmesinin tek yoludur. Uluslararası izleme gruplarını ve uluslararası kuruluşların uzman birimlerini, geçici işgal altından bulunan Ukrayna topraklarında ifade ve basın özgürlüğünün ağır ihlallerini dikkatle izlemeye, belgelemeye ve ilkeli kamuoyu tutumları sergilemeye çağırıyoruz. 30 UKRAYNALI GAZETECİ RUS ESARETİNDE Ukrayna Ulusal Gazeteciler Birliğinin verilerine atıfta bulunan bakanlık, halen 30'a yakın Ukraynalı gazetecinin Rusya tarafından yasa dışı şekilde alıkonulduğunu hatırlattı. Bakanlık, dünya kamuoyuna şu çağrıyı yaptı: Tüm Ukraynalı gazetecilerin derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Ukrayna, tüm vatandaşları, asker veya sivil, evlerine dönene kadar mücadeleye devam edecektir. Gazetecilerin hakları ve ifade özgürlüğü mücadelesi, tüm uluslararası toplumun ortak davasıdır. Bu sadece tek bir ülkenin görevi değil, tiranlığa karşı küresel dokunulmazlığın korunmasıdır. Dünyayı, savaş bölgelerindeki medya çalışanlarının güvenliğini sağlamak, ifade özgürlüğüne karşı işlenen suçlara kararlı bir şekilde karşılık vermek ve diktatörlüğe karşı bir güvence olarak bağımsız medyayı desteklemek için güçlerini birleştirmeye çağırıyoruz. Gazeteciler işlerini yapabilmelidir. İfade özgürlüğü tehdit edildiğinde, tüm özgür dünyanın geleceği tehlikeye girer. 17 KIRIMLI YURTTAŞ GAZETECİ RUSYA TARAFINDAN ALIKONULUYOR Alıkonulan 30 gazeteciden 17’si, Rus işgali altındaki Kırım’da faaliyet gösteren yurttaş gazetecilerden oluşuyor. Büyük çoğunluğu Kırım Tatarı olan bu gazeteciler, Rusya’nın düzmece davaları kapsamında tutuklu bulunuyor. İnsanlık dışı koşullarda tutulan bu kişilerin; tecrit, psikolojik baskı, tıbbi bakım eksikliği ve adil savunma hakkından mahrumiyet gibi ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya olduğu bildirildi.

Kırım’da siyasi tutsak sayısı ikiye katlandı: Geniş çaplı savaş sonrası baskılar zirveye ulaştı Haber

Kırım’da siyasi tutsak sayısı ikiye katlandı: Geniş çaplı savaş sonrası baskılar zirveye ulaştı

Kırım Tatar Kaynak Merkezi, Rusya'nın 24 Şubat 2022 yılında başlattığı geniş çaplı işgal girişiminden bu yana Kırım’daki siyasi baskıların korkutucu boyutlara ulaştığını açıkladı. Verilere göre yarımadadaki siyasi tutsak sayısı, geniş çaplı savaş öncesi döneme kıyasla yüzde yüzün üzerinde bir artış gösterdi. ​DÖRT YILDA 282 YENİ TUTSAK ​Kırım Tatar Kaynak Merkezi Müdürü Zarema Bariyeva, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı saldırısının ardından işgal altındaki Kırım’da baskı düzeyinin keskin bir şekilde arttığını duyurdu. Bariyeva, son dört yıl içerisinde 282 kişinin daha siyasi nedenlerle alıkonulduğunu belirterek, bu rakamın 2022 öncesindeki toplam tutsak sayısını geride bıraktığına dikkat çekti. Hak savunucusu, her bir vakanın hukukçular ve analistler tarafından titizlikle incelendiğini ve yalnızca doğrulanmış bilgilerin kamuoyuyla paylaşıldığını vurguladı. SİYASÎ TUTSAK SAYISI: 520 ​Kırım Tatar Kaynak Merkezi tarafından paylaşılan veriler, özellikle yerli halk olan Kırım Tatarlarının sistematik olarak hedef alındığını ortaya koyuyor. 15 Şubat 2022 tarihinde Kırım’da 169’u Kırım Tatarı olmak üzere toplam 238 siyasi tutsak bulunurken, 20 Nisan 2026 itibarıyla bu sayı 277’si Kırım Tatarı olmak üzere toplam 520’ye yükseldi. Mevcut durumda Rus cezaevlerinde ve tutukevlerinde 180’i Kırım Tatarı olmak üzere toplam 351 kişinin haksız yere parmaklıklar ardında tutulduğu bildirildi. "HER RAKAMIN ARDINDAN KIRILMIŞ BİR HAYAT VAR" Zarema Bariyeva, paylaşılan istatistiklerin sadece sayılardan ibaret olmadığını, her bir verinin işgalciler tarafından hayatı karartılan bir insanı temsil ettiğini ifade etti. Bu kişilerin Ukrayna devletinin korumasına ihtiyaç duyduğunu ve uluslararası toplumun desteğini beklediğini söyleyen Bariyeva, Kremlin’in sivil rehinelerinin özgürlüğü için ses çıkaran gazetecilere ve medya kuruluşlarına teşekkür etti. Kırım’daki yasa dışı tutuklamaların ve insan hakları ihlallerinin hem Ukrayna hem de dünya medyasında gündemde tutulmasının, adaletin tesisi için kritik öneme sahip olduğunu belirtti.

Kırım’da basın özgürlüğü baskı altında: 25 gazeteci işgalci yönetimin hedefi oldu Haber

Kırım’da basın özgürlüğü baskı altında: 25 gazeteci işgalci yönetimin hedefi oldu

Kırım Tatar Gazetecilik Günü vesilesiyle bir açıklama yayımlayan Kırım Tatar Kaynak Merkezi, 2014 yılından bu yana en az 25 Kırımlı gazetecinin siyasi baskılara maruz kaldığını ve medya üzerindeki sistematik baskının bir "özgürlük krizine" dönüştüğünü duyurdu. Türk dünyasının büyük ismi, Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’nın Türk dünyasına kazandırdığı en önemli miraslardan biri olan Tercüman gazetesinin yayın hayatına başladığı 10 Nisan tarihi, Kırım Tatar Gazetecilik Günü olarak kaydediliyor. Kırım Tatar Kaynak Merkezi tarafından yapılan açıklamada, 143 yıl önce millî uyanışın ve özgür basının simgesi olan bu mirasın, günümüzde işgal altındaki Kırım’da ağır bir darbe aldığı vurgulanarak, "İşgal altındaki Kırım’da medya ortamının mevcut durumu; bağımsız düşüncenin zulme uğradığı ve ifade özgürlüğünün fiilen yok edildiği derin bir özgürlük krizin örneğidir." denildi. 25 GAZETECİ ZULMÜN HEDEFİ OLDU Merkezin paylaştığı verilere göre, işgalci yönetim profesyonel gazetecileri ve yurttaş gazetecilik yapan aktivistleri sistematik olarak hedef alıyor. Bugüne kadar toplamda 25 Kırımlı gazeteci işgalci yetkililer tarafından kovuşturmaya uğradı, gözaltına alındı veya hapsedildi. Özellikle Kırım Tatarca yayın yapan "Qırım" gazetesi örneğinde olduğu gibi, yayın organları "bilgiyi çarpıtma" veya "ifade özgürlüğünü kötüye kullanma" gibi asılsız iddialarla baskı altına alındı. Editörlerin evlerine düzenlenen baskınlar ve el konulan ekipmanlar, bağımsız gazeteciliği susturma politikasının birer parçası olarak kayıtlara geçti. 21 İSİM HALEN ALIKONULUYOR Açıklamada, Kırım’daki gerçekleri dünyaya duyurmaya çalışan gazetecilerin bedel ödemeye devam ettiği hatırlatılırken şu ifadelere yer verildi: Şu an itibarıyla 21 gazeteci Rus cezaevlerinde hukuksuz bir şekilde alıkonuluyor. Bunlar: Aziz Azizov, Amet Süleymanov, Asan Ahtemov, Volodımır Dudka, Vilen Temeryanov, Gennadiy Osmak, Dmıtro Shtıblikov, Ernes Ametov, Irına Danılovıç, Irına Levçenko, Marlen Asanov, Osman Arifmemetov, Aleksey Bessarabov, Remzi Bekirov, Ruslan Süleymanov, Rüstem Osmanov, Rüstem Şeyhaliyev, Seyran Saliyev, Sergey Tsıgipa, Server Mustafayev, Timur Ibragimov. Diğer dört isim; Nariman Celâl, Mıkola Semena, Nariman Memedeminov ve Vladıslav Yesıpenko, esir takasları kapsamında veya yasa dışı hapis cezalarının sona ermesinin ardından serbest bırakıldılar. “KIRIM TATAR GAZETECİLERİ MÜCADELEYİ KARARLILIKLA SÜRDÜRMEKTEDİR” İşgalin başladığı 2014 yılından bu yana uygulanan baskıların, birçok profesyonel gazeteciyi can güvenliği nedeniyle yarımadayı terk etmeye zorladığını belirten Kırım Tatar Kaynak Merkezi, “Günümüzde Kırım, Avrupa'da gazetecilik faaliyeti yürütmek için en tehlikeli bölgelerden biri haline gelmiştir. Buna rağmen Kırım Tatar gazeteciler; hakikat, halkları ve ifade özgürlüğü uğruna verdikleri mücadeleyi kararlılıkla sürdürmektedirler.” şeklinde vurguladı.

Çubarov’dan Kırım Tatar Gazetecilik Günü mesajı: "Gazetecilik bir meslek değil, bir misyondur" Haber

Çubarov’dan Kırım Tatar Gazetecilik Günü mesajı: "Gazetecilik bir meslek değil, bir misyondur"

Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Kırım Tatar Gazetecilik Günü vesilesiyle yayımladığı mesajda, gazetecilerin halkın hafızasını koruyan ve hakikati dünyaya duyuran birer "toplum hekimi" olduğunu vurguladı. GASPIRALI’NIN İZİNDE BİR AYDINLANMA GÖREVİ KTMM Başkanı Refat Çubarov, Kırım Tatar gazeteciliğinin köklerinin Türk dünyasının büyük ismi, Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’ya dayandığını hatırlatarak, şu ifadelere yer verdi: Kırım Tatar halkının yaşamında gazeteciler, her zaman İsmail Bey Gaspıralı tarafından belirlenmiş özel bir yere sahip olmuşlardır. Onun fikirlerini rehber edinerek; bir aydınlatıcı, bir koruyucu ve hatta toplumun -bu kelimelerin en geniş anlamıyla- bir nevi hekimi rollerini kendi bünyelerinde harmanlıyorlar. Bu nedenle, Kırım Tatar geleneğinde gazeteciliğin bir meslekten çok daha fazlası olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır. Bu bir misyondur. En ağır sınavların verildiği zamanlarda ve onlarca yıl süren sürgün dönemlerinde gazeteciler; belleği muhafaza etmiş, hakikati belgelemiş ve halkın sesini dünyaya duyurmuşlardır. İŞGAL ALTINDA HAKİKATIN TAŞIYICILARI Rusya’nın Kırım’daki baskıcı politikalarına ve devam eden işgale değinen KTMM Başkanı, günümüzde gazetecilerin rolünün her zamankinden daha hayati olduğunu vurgulayarak şunları kaydetti: Bugün, Rus barbarlar tarafından işgal edilen Kırım'da; gazetecilerin rolü son derece önemli olmaya devam ediyor. Onlar; özgürlükten mahrum bırakılma, baskı ve zulüm koşulları altında hakikatin rehberi, insan haklarının savunucusu ve onurun cesur taşıyıcıları olmayı sürdürüyorlar. Kırım Tatar Gazetecilik Günü kutlu olsun!

Kırım’da hak ihlalleri raporu: 2026’nın ilk çeyreğinde 57 yasa dışı tutuklama Haber

Kırım’da hak ihlalleri raporu: 2026’nın ilk çeyreğinde 57 yasa dışı tutuklama

Kırım Tatar Kaynak Merkezi, Rus işgali altındaki Kırım’da 2026 yılının ilk üç ayında yaşanan hak ihlallerine ilişkin analizini yayımladı. Rapora göre, işgal yönetimi kontrolündeki sözde mahkemeler yılın ilk çeyreğinde 18’i Kırım Tatarı olmak üzere toplam 57 kişi hakkında yasa dışı tutuklama kararı kabul etti. Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı ve Kırım Tatar Millî Meclisi Üyesi Eskender Bariyev, Kırım’daki insan hakları durumuna ilişkin 2026 yılı birinci çeyrek raporunu kamuoyuyla paylaştı. Raporda yer alan verilere göre, Ocak-Mart döneminde yarımadada 17 yasa dışı gözaltı ve 6 ev araması gerçekleştirildi. Ayrıca, işgalci mahkemeler 18 Kırım Tatarı hakkında olmak üzere 57 yasa dışı tutuklama kararı aldı, işgal güçleri ise 2’si Kırım Tatarı olmak üzere 17 kişiyi yasa dışı şekilde sorguladı. Bununla birlikte adil yargılanma hakkının 68 vakada ihlal edildiği, bu ihlallerin 22’sinin doğrudan Kırım Tatarlarını hedef aldığı belirtildi. SAĞLIK HAKKI İHLALLERİNDE KIRIM TATARLARI İLK SIRADA Raporda dikkat çeken en çarpıcı verilerden biri, siyasi tutsakların fiziksel ve ruhsal sağlık haklarına yönelik ihlaller oldu. Birinci çeyrekte tespit edilen 23 sağlık hakkı ihlalinin 20’sinin Kırım Tatar siyasi mahkumlara yönelik olduğu açıklandı. Bariyev, bu durumun cezaevlerindeki baskının sistematik bir parçası olduğunu vurguladı. Öte yandan, resmî kayıtlara geçen ev araması sayısındaki düşüşün yanıltıcı olabileceğini ifade eden Bariyev, artan baskılar nedeniyle halkın bu tür olayları bildirmekten çekindiğini, ihlallerin ancak aylar sonra gün yüzüne çıkabildiğini belirtti. İŞGAL ALTINDAKİ DİĞER BÖLGELERDE DURUM İhlallerin kapsamı sadece Kırım ile sınırlı kalmadı. Kırım Tatar Kaynak Merkezinin raporunda, Rus işgali altındaki Herson ve Zaporijjya bölgelerindeki duruma da yer verildi. Yılın ilk üç ayında bu bölgelerde en az 2 yasa dışı gözaltı ve 22 yasa dışı tutuklama vakasının belgelendiği aktarıldı. Bu veriler, işgalci yönetimin baskı politikasını yeni ele geçirdiği topraklarda da benzer yöntemlerle sürdürdüğünü gösteriyor. "AMACIMIZ SİYASİ MAHKUMLARIN SESİNİ DUYURMAK” Eskender Bariyev, hazırladıkları üç aylık analizlerin temel amacının siyasi tutsakların maruz kaldığı hukuksuzlukları uluslararası kamuoyuna ve siyasetçilere duyurmak olduğunu belirtti. Bariyev, "Bu çalışmalar, siyasi tutsaklarımıza nasıl yardım edebileceğimizi anlamamız, siyasetçilerin ve kamuoyunun dikkatini esaret altında, hapislerde alıkonulan siyasi tutsakların sorunlarına çekmemiz için gereklidir; böylece bizlerin onları unutmadığımızı ve serbest bırakılmaları için elimizden gelen herşeyi yapmaya çalıştığımızı görüyorlar.” dedi.

İşgal altındaki Kırım’da “zorla kaybetme” vakası daha: Genç kadından aylardır haber yok Haber

İşgal altındaki Kırım’da “zorla kaybetme” vakası daha: Genç kadından aylardır haber yok

İşgal altındaki Kırım’da, Rus pasaportu almayı reddeden ve Ukrayna belgelerini kullanmaya devam eden Marına Rıff, Kasım 2025’ten bu yana kayıp. Genç kadının bir “göç idaresi” ziyareti sonrası alıkonulduğu düşünülüyor. Kırım İnsan Hakları Grubunun raporuna göre, Marına Rıff ile son temas 12 Kasım 2025 tarihinde kuruldu. Akmescit’teki (Simferopol) Rus kontrolündeki bir göç idaresine giden Rıff’tan o günden bu yana haber alınamıyor. Rıff'ın yakınları, kadının işgalden sonra Rus pasaportuna başvurmadığını ve ısrarla Ukrayna vatandaşlık belgelerini kullanmaya devam ettiğini, bu durumun işgalci yetkililer nezdinde onu hedef haline getirdiğini belirtiyor. HUKUKSUZ GÖZALTI VE SUÇLAMA İnsan hakları savunucuları, yürüttükleri araştırmalar sonucunda Rus kontrolündeki sözde Kiyevskiy Bölge Mahkemesinin Rıff hakkında gizli bir karar aldığını ortaya çıkardı. Mahkeme kayıtlarına göre, genç kadına "aşırıcılık sembolleri sergileme" ve "Rus ordusunu itibarsızlaştırma" suçlamalarıyla 14 gün idari hapis cezası verildi. Ancak bu sürenin dolmasına rağmen Marına Rıff serbest bırakılmadı ve ailesine nerede tutulduğuna dair hiçbir resmi bilgi verilmedi. UKRAYNA YANLISI TUTUMU NEDENİYLE HEDEF ALINDI Kırım İnsan Hakları Grubu, Rıff’ın başına gelenlerin tesadüf olmadığını, tamamen açık sözlü Ukrayna yanlısı tutumuyla ilişkili olduğunu vurguluyor. Baskı ve tehditlere rağmen Ukrayna kimliğini koruyan kadının, Akmescit’teki tutukevlerinden (SİZO) birinde tecrit edilmiş halde tutulduğundan endişe ediliyor. Hak savunucuları, bu durumu "zorla kaybetme" vakası olarak nitelendirdi.

Siyasi tutsak Server Zekiryayev’in sağlık durumu kritik: Hücrede "zehirli gaz" işkencesi Haber

Siyasi tutsak Server Zekiryayev’in sağlık durumu kritik: Hücrede "zehirli gaz" işkencesi

Rus işgali altındaki Kırım'da, Kırım Tatarlarına baskı uygulamak amacıyla kurgulanan sözde "Hizb-ut Tahrir Davası" çerçevesinde 13 yıl hapis cezasına mahkûm edilen Kırım Tatar siyasi tutsak Server Zekiryayev’in sağlık durumunun, Rus cezaevinde maruz kaldığı ağır koşullar nedeniyle kritik derece kötüleştiği bildirildi. Üç yıldır neredeyse kesintisiz olarak hücre hapsinde tutulan 13 çocuk babası Zekiryayev’in, son dönemde dilinde uyuşma ve kanlı balgam çıkarma gibi ciddi belirtiler gösterdiği aktarıldı. Kırım Dayanışması sivil toplum teşkilâtına konuşan siyasi tutsağın eşi Zarema Zekiryayeva, eşinin Rusya’nın Tula bölgesindeki 1 numaralı cezaevinde tutulduğu hücrenin hemen bitişiğinde bulunan ve sürekli tıkanan kanalizasyon logarlarından yayılan amonyak ile karbondioksit gazlarının mahkumların sağlığını doğrudan tehdit ettiğini kaydetti. Hücrede sürekli bir kokuyla yaşamak zorunda kalan ve uykusundan kusarak uyanan Zekiryayev, uzun süreli zehirli gaz solumasına bağlı olarak ciddi belirtiler göstermeye başladı. TEDAVİ YERİNE HÜCRE CEZASI Son dönemde ortaya çıkan sağlık sorunları arasında dil uyuşması, boğazda sürekli kan tadı hissi ve kanlı balgam çıkarma gibi endişe verici semptomlar yer alıyor. Göğüs bölgesinde içten bir yara varmışçasına acı çektiğini dile getiren Zekiryayev, yaklaşık bir aydır tıbbi yardım talep etmesine rağmen gerekli tedaviyi göremiyor. Cezaevi doktorunun biyokimya analizi sözü vermesine ve tutuklunun toksikolojik kan testi için yazılı başvuru yapmasına rağmen, herhangi bir tıbbi müdahale yerine Zekiryayev 8 Nisan’a kadar sürecek yeni bir disiplin hücresi cezasına çarptırıldı. Eski bir beden eğitimi öğretmeni ve çiçekçilik uzmanı olan Server Zekiryayev, Eylül 2022’den bu yana genel koğuşa alınmadan ağırlaştırılmış tecrit koşullarında tutuluyor. Siyasi tutsağın avukatı, cezaevi yönetimindeki değişiklik sonrası baskıların "yaşam tarzı" gibi soyut gerekçelerle ve "terörist" yaftalamalarıyla daha da ağırlaştığını vurguluyor. 3 YILDIR AİLESİYLE GÖRÜŞEMİYOR Zekiryayev'in ailesi ve avukatları; Rusya Soruşturma Komitesi, savcılık ve mahkemelere defalarca başvuruda bulunmasına rağmen tüm şikayetler reddedildi. Savcılık, kanalizasyon gazı solunan hücre koşullarının "kabul edilebilir" olduğuna karar verirken, mahkeme de hak ihlali iddialarını geri çevirdi. Zekiryayev’in ailesiyle son görüşmesi ise Eylül 2022’de gerçekleşti; o tarihten bu yana tüm görüşme talepleri farklı bahanelerle reddediliyor. SİYASİ TUTSAK SERVER ZEKİRYAYEV Server Zekiryayev, Rus işgal güçlerinin 11 Ekim 2017 tarihinde Kırım’ın Bahçesaray bölgesinde düzenlediği toplu baskın sırasında alıkonuldu. Rus mahkemesi, Eylül 2020’de sözde “terör örgütü faaliyetlerine katılmakla” suçlanan Server Zekiryayev’i yasa dışı olarak 13 yıla mahkûm etti. 13 çocuk babası Server Zekiryayev, haksız yere alıkonulmadan önce beden eğitimi öğretmeni olarak çalışıyordu ve çiçek yetiştiriciliği ile uğraşıyordu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.