SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Baskı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Baskı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baskı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

12 yıllık işgalin bilançosu: Kırım’daki 10 bin STK’dan geriye sadece kontrollü yapılar kaldı Haber

12 yıllık işgalin bilançosu: Kırım’daki 10 bin STK’dan geriye sadece kontrollü yapılar kaldı

Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesinin üzerinden geçen 12 yılda, yarımadadaki sivil toplum yapısı köklü bir yıkıma uğradı. 2014 öncesinde faaliyet gösteren 10 binden fazla sivil toplum kuruluşundan (STK) geriye kalanların büyük çoğunluğu, bugün tamamen Rus yönetiminin kontrolündeki sözde "askerî-vatansever" yapılar haline gelmiş durumda. KIRIM'DA GERÇEK BİR SİVİL TOPLUM NEREDEYSE YOK Suspilne Kırım’a güvenlik gerekçesiyle ismini vermeden konuşan bir Kırımlı aktivist, işgalci yönetimin sivil toplum üzerindeki baskıcı stratejisini gözler önüne serdi. Yarımadadaki mevcut STK yapısının gerçek bir özerk sivil alan oluşturmadığını, aksine devlet organlarının birer uzantısı gibi çalışan "göstermelik” yapılar olduğunu vurgulayan aktivist şunları kaydetti: 2014'ten önce Kırım'da on binden fazla kayıtlı sivil örgüt vardı, şimdi ise üç bin tane var. Kırım'da Rus işgalinin on ikinci yıldönümünde, buradaki sivil faaliyetlerin Ukrayna’ya karşı savaşan Rus askerlerinin kurduğu dernekler, Rus yanlısı örgütler, çocuk ve spor örgütler tarafından temsil edildiğini söyleyebiliriz. Yani Kırım'da gerçek bir sivil toplum neredeyse yok, tamamen yetkililer tarafından kontrol edilen, işgalci yönetiminin uzantıları olan bir tür sahte STK’lar var. Öte yandan Kırım'da bağımsız sivil faaliyetin kısmen de olsa korunduğunu belirten aktivist, “Siyasi tutsakların yakınlarını ve insan hakları savunucularını bir araya getiren ‘Kırım Dayanışması’ platformu, Bekir Mamutov yönetimindeki bağımsız 'Kırım' gazetesi ve gizli faaliyet yürüten çeşitli yeraltı grupları, işgalci yönetimin tüm engellemelerine rağmen bağımsız sivil sesin tamamen susturulamadığını kanıtlıyor.” dedi. STK’LAR PROPAGANDA İÇİN KULLANILIYOR Rusya Adalet Bakanlığının resmî kayıtlarında yer alan 3 bin 392 kuruluşun büyük bir kısmı eğitim, bilim ve kültür alanında faaliyet gösteriyor gibi görünse de, bu derneklerin temel misyonu genellikle Rus resmî ideolojisinin yaygınlaştırılmasıyla sınırlı kalıyor. Bölgedeki 700’den fazla spor organizasyonu ve yüzlerce sendika, merkezi otoriteye tam bağlılık prensibiyle çalışırken; bağımsız hak savunuculuğu yapan oluşumlar ağır hapis cezaları ve sürekli takip gibi baskı yöntemleriyle sindirilmeye çalışılıyor.

Avrupa Parlamentosunda Rusya'nın yerli halklarına uyguladığı sistematik baskılar ele alındı Haber

Avrupa Parlamentosunda Rusya'nın yerli halklarına uyguladığı sistematik baskılar ele alındı

Kırım Tatar Kaynak Merkezi Başkanı ve Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Üyesi Eskender Bariyev, Brüksel'de düzenlenen "Rus Baskısına Karşı Yerli Halkların Sesi" etkinliğinde, Rusya'nın yerli halklara yönelik baskılarının artık "sömürgeci bir kırıma" dönüştüğünü vurguladı. Avrupa Parlamentosu Milletvekili Rasa Juknevicienė ve "Memorial" Ayrımcılıkla Mücadele Merkezi iş birliğiyle 3 Mart’ta düzenlenen "Rus Baskısına Karşı Yerli Halkların Sesi" isimli etkinlikte konuşan Eskender Bariyev, Rusya'nın Kırım'dan Başkurdistan'a, Sibirya'dan Uzak Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada yerli halkları ve aktivistleri hedef aldığını ifade etti. KIRIM TATARLARI BASKI ALTINDA Bariyev, Rusya’nın Kırım’ı işgal ettikten sonra yerli halklara uygulamaya başladığı baskıları şu şekilde ifade etti: Baskıların ilk dalgası Ukrayna'nın yerli halkı olan Kırım Tatarlarına yöneliktir. 2016 yılında temsil organımız KTMM yasaklanarak 'aşırı sağcı örgüt' ilan edildi ve yasaklandı. Yüzlerce Kırım Tatarı tutuklanarak ağır hapis cezalarına çarptırıldı. 2022'deki topyekûn işgalden sonra ise Herson bölgesindeki soydaşlarımız zorla Rusya'ya götürüldü veya kaybedildi. Sadece 2025 yılında onlarca Kırım Tatarı, uydurma terör suçlamalarıyla kaçırıldı veya tutuklandı. Tutuklu eşlerine destek veren kadınların dayanışma gösterileri bile hapisle sonuçlanıyor. BASKILAR RUSYA İÇİNDE YAYILIYOR Eskender Bariyev, Rusya’nın baskı mekanizmasının yalnızca işgal altındaki Ukrayna topraklarıyla sınırlı kalmadığını, Rusya içindeki yerli topluluklara da sıçradığını belirterek, “2024’ten bu yana 80’den fazla Başkurt aktivist, ekolojik haklarını savundukları ve topluluk liderlerini destekledikleri için hapis cezasına çarptırıldı. 2024 sonunda ‘Aborigen Forum’ yerli halkların insan hakları ağı ‘terörist’ ilan edildi ve bu bağlamda bir dizi aktiviste baskı uygulandı. 2025 yılında Selkup halkından aktivist Darya Egereva, hiçbir temeli olmayan terör suçlamalarıyla tutuklandı. Rus yetkililerinin yerli aktivistlerin faaliyetlerini suç haline getirme girişimleri, siyasi baskı, ayrımcılık ve sömürgeci zulüm eylemleridir.” şeklinde aktardı.

Uluslararası hukuk devlerinden Kırım çağrısı: Avukatlara yönelik baskıları durdurun Haber

Uluslararası hukuk devlerinden Kırım çağrısı: Avukatlara yönelik baskıları durdurun

Dünyanın önde gelen hukuk ve baro organizasyonları, Rus işgal güçlerinin Aralık 2025’te Ukrain ve Kırım Tatar siyasi tutsakları savunan avukatların ofisine düzenlenen baskınları ve ve işgal altındaki Kırım'da avukatlara yönelik devam eden sistematik zulmü ortak bir bildiriyle kınadı. Birleşik Krallık ve Galler Hukuk Cemiyeti ile Uluslararası Barolar Birliği gibi dev yapıların imzaladığı metinde, avukatlık mahremiyetinin ihlal edildiği ve hukukçuların hedef alındığı vurgulandı. Kremlin rejimi kontrolündeki sözde Aşırılıkla Mücadele Merkezi görevlileri 11 Aralık 2025 tarihinde Kırım Tatar avukatlar; Edem Semedlyayev, Emil Kurbedinov, Nazim Şeyhmambetov, Elvina Semedlyayeva, Rustem Kyamilev ve Liliya Gemeci'nin ofisilerine baskın düzenledi. Uluslararası kuruluşlar, bu baskınlar sırasında avukatlık sırrı kapsamındaki belgelere el konulduğunu, ofislere erişimin engellendiğini ve arama kararlarının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirtti. Yayımlanan ortak bildiride, Kırım’daki avukatlara yönelik muamelenin hem uluslararası hukuka hem de Birleşmiş Milletlerin (BM) avukatların rolüne ilişkin temel ilkelerine aykırı olduğu ifade edildi. Bu baskıların tesadüfi olmadığını vurgulayan imza sahibi kuruluşlar şu ifadelere yer verdi: İşgal altındaki Kırım'da avukatlara yönelik bu tür eylemler; insan hakları ve siyasi açıdan hassas davalar üzerinde çalışan hukuk profesyonellerinin müdahale ve tacizle karşı karşıya kaldığı daha geniş ve sistematik bir örüntünün parçasıdır. Raporlar, 2014 yılından bu yana Kırım'da en az 13 avukatın; keyfi aramalar, gözaltılar, idari tutuklamalar, para cezaları ve siyasi amaçlı barodan ihraçlar dahil olmak üzere Rus makamları tarafından taciz edildiğini göstermektedir. Hedef alınan avukatların çalışma kabiliyetini engellemenin yanı sıra, bu sürekli baskılar Kırım'daki hukuk mesleği üzerinde genel bir 'caydırıcı etki' yaratmaktadır. Hukuk profesyonelleri arasında bir korku iklimi oluşturarak, hassas davaları üstlenmeye gönüllü olan avukat sayısını azaltmaktadır. Bu durum ise bireylerin hukuki yardıma erişimini kısıtlamakta ve adil yargılanma ile adalete erişim haklarını baltalamaktadır. Hukuk örgütleri, işgalci yönetime çağrıda bulunarak hukukçuların üzerindeki baskının derhal durdurulmasını talep etti. Ayrıca bildiride öne çıkan talepler arasında, el konulan mesleki materyallerin iade edilmesi, avukatların mesleki haklarının geri verilmesi ve Kırım’daki tüm hukukçuların misilleme korkusu yaşamadan faaliyetlerini sürdürebileceği bir ortamın garanti altına alınması yer aldı.

İşgal altındaki Kırım’da yeni baskı aracı: “Rus Topluluğu” silahlı devriyeleri sokaklara indi Haber

İşgal altındaki Kırım’da yeni baskı aracı: “Rus Topluluğu” silahlı devriyeleri sokaklara indi

Kırım yaşayan bir insan hakları savunucusu, Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da faaliyet gösteren ve resmi kaydı bulunmayan “Rus Topluluğu” (Russkaya Obşçina) adlı yapının, Yarımada'da baskı ve sindirme aracı olarak kullanılmaya başlandığını bildirdi. Krım Realii'ye (Kırım'ın Gerçekleri) konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Kırımlı insan hakları savunucusu, 7 Şubat’ta söz konusu yapının “drujina” olarak adlandırılan silahlı kanadının Akmescit (Simferopol) kent merkezindeki Puşkin Caddesi’nde ilk kez devriye faaliyeti yürüttüğünü aktardı. MÜSLÜMAN GENÇLER ÖZELLİKLE HEDEF ALINDI Kolluk benzeri yelekler ve “DND” (Yerel Rus makamlarıyla koordinasyon içinde oluşturulan Gönüllü Halk Devriyeleri) arması taşıyan grupların, cadde üzerindeki gençleri gözlemlediğini belirten kaynak, özellikle Müslüman gençlerin bulunduğu gruplara dikkat gösterildiğini ifade etti. Puşkin Caddesi’nin akşam saatlerinde gençlerin bir araya geldiği ve görece serbest bir ortam olarak bilindiğini kaydeden insan hakları savunucusu, bu tür devriyelerin gençler üzerinde baskı ve tedirginlik oluşturduğunu dile getirdi. SİNDİRME VE GÖZDAĞI AMACI TAŞIYOR Kaynak, söz konusu grupların varlığının, Kırım’da giderek sertleşen güvenlik ortamının bir yansıması olduğunu savunarak, bu yapıların fiilen korkutma ve gözdağı amacıyla hareket ettiğini belirtti. Öte yandan Rus Topluluğu'na bağlı kişiler, kent merkezinde “kamu düzenini sağlama” hedefiyle devriye faaliyetleri yürüttüklerini açıkladı. GAYRİRESMÎ STATÜSÜNDE Geçen yıl temmuz ayından bu yana Kırım’da bu yapıya bağlı gayriresmî grupların örgütlendiği, yerel Rus yönetimiyle koordinasyon içinde “Gönüllü Halk Devriyeleri” (DND) statüsüyle kentlerde devriye faaliyetleri yürüttüğü bildiriliyor. İnsan hakları savunucuları, bu tür yapıların özellikle Kırım Tatarları ve Müslüman topluluklar üzerinde baskı unsuru olarak kullanılabileceği uyarısında bulunuyor.

Bilim kılıfı altında yağma: Butyagin Davası Kırım’daki hukuksuzluğu açığa çıkarıyor Haber

Bilim kılıfı altında yağma: Butyagin Davası Kırım’daki hukuksuzluğu açığa çıkarıyor

İşgal altındaki Kırım’da yasa dışı arkeolojik faaliyet yürüttüğü gerekçesiyle aranan Rusya vatandaşı Aleksandr Butyagin’in Varşova’da gözaltına alınması ve Ukrayna’ya olası iadesi, yalnızca bireysel bir dava değil; Rusya’nın uluslararası hukuku sistematik biçimde ihlal etmesine karşı kritik bir sınav ve emsal niteliğinde bir süreç olarak görülüyor. Hermitaj Müzesi çalışanı Butyagin, Hollanda’dan Balkanlara seyahat ederken 11 Aralık 2025’te Varşova’dan transit geçtiği sırada Polonya İç Güvenlik Ajansı tarafından durdurularak gözaltına alındı. Ardından Polonya mahkemesi, savcılıkta ifade vermeyi reddeden bilim insanı hakkında 40 günlük tutukluluk kararı verdi. 12 Ocak'ta ise Butyagin'in tutukluluk süresi uzatıldı. Varşova Bölge Mahkemesi, iade sürecinin sağlıklı şekilde yürütülmesi için tutukluluğun gerekli olduğuna hükmetti. Varşova Bölge Savcılığı, Butyagin’in Ukrayna’ya iadesine destek verdi. Butyagin’in Ukrayna’ya iadesinin hukuken mümkün olup olmadığı, 15 Ocak Perşembe günü yapılacak bir sonraki duruşmada ele alınacak. Mahkemenin olumlu karar vermesi halinde, nihai karar Polonya Adalet Bakanına ait olacak. MOSKOVA’DAN VARŞOVA’YA SERT TEPKİ Butyagin’in, işgal altındaki Kırım’da Ukrayna’nın izni olmadan yürütülen arkeolojik kazılara katıldığı gerekçesiyle Polonya’da tutuklanması Moskova’nın sert tepkisini beraberinde getirdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, 13 Ocak’ta Polonya’nın Moldova Büyükelçisini bakanlığa çağırarak resmî protesto notası verdi ve Butyagin’in Ukrayna’ya iade edilmesine karşı “uyarı”da bulundu. Kremlin, davayı kamuoyuna “bilimsel faaliyet nedeniyle baskı” olarak sunmaya çalışsa da, bu söylem uluslararası hukuk açısından ciddi boşluklar barındırıyor. İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARDA UKRAYNA İZNİ OLMADAN “BİLİM” YAPILAMAZ Rus tarafının göz ardı ettiği temel husus, Kırım’ın uluslararası hukuk açısından Ukrayna’ya ait bir bölge olduğu ve Rusya tarafından geçici olarak işgal altında tutulduğu hususu. Bu statü, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen çok sayıda kararla açık biçimde teyit edildi. Bu çerçevede, Ukrayna makamlarının izni olmaksızın işgal altındaki Kırım’da yürütülen her türlü arkeolojik kazı ve benzeri faaliyet, uluslararası hukuk bakımından hukuka aykırı kabul ediliyor. Lahey ve Cenevre Sözleşmeleri uyarınca, işgalci devletlerin işgal altındaki topraklarda arkeolojik kazı yapması, kültürel varlıklara el koyması ya da kültürel mirasa zarar verebilecek faaliyetlerde bulunması açık şekilde yasaklanmış durumda. RUSYA ARKEOLOJİ İLE YAĞMAYI KARIŞTIRIYOR Moskova’nın tepkisi, klasik bir diplomatik itirazın ötesine geçiyor. Uzmanlara göre bu tutum, Polonya’ya yönelik bilinçli siyasi ve diplomatik baskı, hatta dolaylı bir gözdağı niteliği taşıyor. Rus diplomasisi bir kez daha arkeoloji ile yağmayı, akademik çalışma ile işgal hukukunu ihlal etmeyi birbirine karıştırıyor. Özellikle konu Kırım olduğunda uluslararası hukuk, Kremlin’in söyleminde çoğu zaman “seçici” biçimde uygulanıyor. RUSYA BUTYAGİN’İ “BASKI KURBANI” OLARAK GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR Butyagin’in “bilim insanı” olarak sunulması, Rusya’nın Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerinde kültürel mirasa verdiği sistematik zararla yan yana konulduğunda özellikle çarpıcı bir çelişki yaratıyor. Kentlerin, müzelerin, tarihi yapıların bombalandığı; kültürel varlıkların yağmalandığı bir ortamda Moskova’nın bir anda “bilim özgürlüğü” savunuculuğuna soyunması, uluslararası kamuoyunda ikna edici bulunmuyor. BUTYAGİN DAVASI TEKİL SORUŞTURMANIN ÖTESİNDE Rus işgali altındaki Kırım’da yasa dışı kazı çalışmaları yürüterek Ukrayna'nın kültürel mirasına verdiği zarar nedeniyle Ukrayna tarafından aranan Aleksandr Butyagin’in davası, tekil bir ceza soruşturmasının çok ötesinde anlam taşıyor. Bu dava, Rusya vatandaşlarının işgal altındaki Ukrayna topraklarında işledikleri suçlar nedeniyle uluslararası düzeyde sorumluluk altına alınabileceğini gösterme potansiyeline sahip. Özellikle kültürel mirasın korunması alanında oluşabilecek bir emsal, gelecekte benzer vakaların yargı önüne taşınmasının da önünü açabilir. RUSYA HUKUKİ EMSALDEN KORKUYOR Rusya’nın Polonya üzerindeki baskısı, bir güç gösterisinden çok, hukuki bir emsalden duyulan korkunun işareti olarak değerlendiriliyor. Yıllarca “Kırım bizim” diye tekrarlansa bile, belgelerin, anlaşmaların ve uluslararası hukukun başka bir şeyi hatırladığını gösteren bir emsal. Çünkü uluslararası hukuk, propaganda ile ortadan kalkmaz. İmzalar silinmez, sözleşmeler geçerliliğini yitirmez, sorumluluklar da televizyon anlatılarıyla yok olmaz.

Kırım’da baskı derinleşiyor: Kırım Tatar sunucusu Lenora Dülber’e para cezası Haber

Kırım’da baskı derinleşiyor: Kırım Tatar sunucusu Lenora Dülber’e para cezası

Rus işgal güçleri tarafından 4 Aralık 2025 tarihinde Kırım’ın Sudak kentindeki evinde alıkonulan Kırım Tatar araştırmacı ve sunucu Lenora Dülber’in “Rus ordusunun itibarını zedeleme” ve “aşırılıkçı materyal üretimi” suçlamalarıyla 33 bin ruble para cezasına çarptırıldığı öğrenildi. Kırım’daki insan hakları ihlallerini takip ederek kamuoyuna duyuran "Mahkeme: Kırım Bölümü" adlı girişim tarafından bugün yapılan açıklamada, Akmescit’teki (Simferopol) Kremlin kontrolündeki sözde Kiyevskiy Bölge Mahkemesinin Lenora Dülber’i “Rus ordusunun itibarını zedeleme” ve “aşırılıkçı materyal üretimi” suçlamalarıyla 33 bin ruble para cezasına çarptırıldığı bildirdi. İnsan hakları savunucuları işgalci mahkemenin Lenora Dülber hakkında verdiği iki kararın da alıkonulduğu gün tarihli olduğuna dikkat çekildi. Mahkeme kararlarından birinde, Kırım’daki Franko Bilim Kütüphanesi’nde bulunan Dülber’e ait “Siyasi Dönüşüm Bağlamında Kırım Tatarları” adlı akademik çalışmada, sözde uzmanlar tarafından Hizb ut-Tahrir ve Kırım Tatar Milli Meclisi faaliyetlerini “meşrulaştırma” unsurları tespit edildiği iddia edildi. İnsan hakları savunucularına göre, söz konusu eser bilimsel bir çalışma olduğu için “aşırılıkçı materyal yayma” suçlamasına konu edilmesi hukuken mümkün değil. Bu durumun, Rus işgal güçleri ve yargı organları tarafından da bilindiği, buna rağmen sürecin kasıtlı biçimde işletildiği vurgulandı. Açıklamada, Lenora Dülber’e yönelik adımların ideolojik görüşleri nedeniyle bir kişiyi hedef alan sistematik bir baskı niteliği taşıdığı ve bunun uluslararası hukuk açısından insanlığa karşı suç kapsamına girebileceği belirtildi. EVİNDE ARAMA YAPILDI VE ALIKONULDU Lenora Dülber, 4 Aralık 2025'te sabah saat 05.00 civarında evine düzenlenen baskın ve aramanın ardından işgalciler tarafından Akmescit'te bulunan FSB ofisine götürüldü. Gazeteci, daha sonra aynı gün içinde serbest bırakıldı. Kırım Dayanışması sivil teşkilâtına konuşan gazetecinin annesi Elmira Dülber, Rus işgal güçlerinin evin tüm bölümlerine girdiğini ve hem avluda hem de odalarda eş zamanlı çalıştığını aktardı. Annenin ifadesine göre, "soruşturmacılar" kitapları, belgeleri ve teknolojik cihazları detaylıca inceledi. Aramanın ardından gazetecinin bilgisayarı ve telefonuna el konuldu. KIRIM'DAKİ BASKILAR ARTIYOR Konu ile ilgili açıklama yapan Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, “İşgal altındaki Kırım'da bu kez tanınmış bir araştırmacı ve gazeteciye yönelik yeni bir baskın ve arama, Kırım Tatar halkının iradesini kırmak ve onları kendi vatanları Kırım’dan uzaklaştırmak amacıyla uygulanan baskı ve zulmün daha da arttığını gösteriyor.” ifadelerini kullanmıştı.

Ukrayna, İran rejimine karşı uluslararası baskının artırılması gerektiğini vurguladı Haber

Ukrayna, İran rejimine karşı uluslararası baskının artırılması gerektiğini vurguladı

Ukrayna, İran’daki iç gelişmeler ve Tahran yönetiminin Rusya’ya verdiği destek nedeniyle uluslararası topluma seslendi. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andiry Sıbiha, İran’ın hem kendi vatandaşlarına karşı uyguladığı şiddetin hem de Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşa verdiği desteğin aynı baskıcı politikanın parçaları olduğunu ifade etti. SİVİL HAKLARA VURGU İran halkının temel sivil hakları hak ettiğini vurgulayan Bakan Sıbiha sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada; bilgiye erişim, barışçıl toplanma özgürlüğü ve güvenlik içinde yaşama hakkının evrensel değerler olduğunu kaydetti. Sıbiha, “İran halkı korkudan uzak, özgürlük, güvenlik ve refah içinde normal bir yaşamı hak ediyor.” vurgusu yaptı. UKRAYNA’DAN İRAN YÖNETİMİNE ÇAĞRI Totaliter ve otoriter geçmişten geçen bir ülke olarak Ukrayna’nın sivil hakların önemini çok iyi bildiğini belirten Sıbiha, İran makamlarını protestoculara yönelik şiddetten kaçınmaya çağırdı. Bakan Sıbiha, uluslararası toplumu İran rejimine yönelik baskıyı artırmaya davet ederek, bunun hem İran halkına uygulanan şiddet hem de Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşa verilen destek nedeniyle gerekli olduğunu vurguladı. İRAN’DA PROTESTOLAR İran’da 28 Aralık’tan bu yana ekonomik kriz, millî para biriminin değer kaybı ve yüksek enflasyon nedeniyle başlayan protestolar ülke geneline yayıldı. Gösteriler sırasında yaşanan olaylarda 50’den fazla kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı, ülkedeki güvenlik durumunun kötüleşmesi nedeniyle İran’da bulunan Ukrayna vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ise protestoları “dış güçlerin kışkırtması” olarak nitelendirdi.

Zelenskıy: ABD ile güvenlik garantilerine ilişkin ikili belge final aşamasında Haber

Zelenskıy: ABD ile güvenlik garantilerine ilişkin ikili belge final aşamasında

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy, Fransa’da gerçekleştirilen temasların ardından Ukrayna ile ABD arasında güvenlik garantilerine ilişkin ikili belgenin final aşamasına geldiğini duyurdu. Cumhurbaşkanı Zelenskıy, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Rüstem Umerov dün Fransa'da ekibimizin yürüttüğü görüşmelerin sonuçlarını hakkında bilgi verdi. Ukrayna için güvenlik garantilerine ilişkin ikili bir belge, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı ile en üst düzeyde nihai hale getirilmeye neredeyse hazır durumda.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Zelenskıy, Avrupa ülkeleri ile ABD ekiplerinin çalışmalarının eşgüdüm içinde sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Görüşmelerde Ukrayna’nın yeniden inşası ve ekonomik kalkınmasına ilişkin belgelerin de ele alındığını aktardı. Ayrıca savaşın sona erdirilmesine yönelik temel çerçeveye dair zor başlıkların masaya yatırıldığını belirten Zelenskıy, Ukrayna tarafının bu belgenin nihai hale getirilmesine ilişkin çeşitli seçenekler sunduğunu ifade etti. ABD’nin Rusya ile temas kuracağını bildiklerini söyleyen Zelenskıy, Moskova’nın savaşı gerçekten bitirmeye hazır olup olmadığına dair geri dönüş beklediklerini vurguladı. Zelenskıy, Kıyiv’e dönüşün ardından müzakere heyetinin görüşmelere ilişkin tüm ayrıntıları paylaşacağını kaydederek, Rusya’nın son saldırılarının Moskova’nın önceliklerinde bir değişim olmadığını gösterdiğini belirtti. Bu nedenle Rusya üzerindeki baskının artırılması gerektiğini dile getiren Zelenskıy, “Gelecekteki güvenlik garantilerinin gerçekçiliği, ortaklarımızın bu aşamada dahi saldırgana karşı etkili baskı uygulayabilme kapasitesiyle ölçülmelidir.” dedi. Ukrayna lideri, bu doğrultuda ortaklarla yeni temaslara hazırlandıklarını da sözlerine ekledi.

Kırım Müslümanları Dini İdaresi: Han Camisi’nin ele geçirilmesi Kırım’daki dini baskıların devamıdır Haber

Kırım Müslümanları Dini İdaresi: Han Camisi’nin ele geçirilmesi Kırım’daki dini baskıların devamıdır

Rusya tarafından 2014 yılında işgal edilen Kırım’da bağımsız dini cemaatlere baskı uygulanmaya devam ediyor. Rus işgal yönetiminin aralık ayında Kezlev’deki (Yevpatoria) tarihi Han Camisi’ni (Cuma Camisi) zorla kontrol altına aldığı öğrenildi. Kırım Özerk Cumhuriyeti Müslümanları Dini İdaresi, Rus işgal güçlerinin Kezlev’deki tarihî Han Camisi’ne baskın düzenlemesini, işgal altındaki Kırım’da dini cemaatlere yönelik süregelen baskının bir parçası olarak değerlendirdi. Açıklamada, Kremlin kontrolündeki sözde Kırım Müftülüğünün de sürece dahil olduğu operasyonun, bir “cemaatler arası anlaşmazlık” ya da “mahkeme kararlarının uygulanması” olarak sunulamayacağı vurgulanarak, “Bu, Müslüman yaşamını işgal yönetiminin hiyerarşisine tabi kılmayı amaçlayan, ‘böl ve yönet’ anlayışına dayalı bir operasyondur.” ifadelerine yer verildi. Kırım Müslümanları Dini İdaresine göre asıl mesele, taraflar arasındaki eski anlaşmazlıklar değil; işgal rejiminin hiçbir özerkliğe tahammül etmemesi. Açıklamada, “Bugün ‘uyum sağlamayanlar’ tasfiye ediliyor, yarın başkaları hedef alınabilir. En önemli ders ise şu: İşgal yönetimine sergilenen göstermelik sadakat hiçbir garanti sağlamaz. Aksine, kimi daha sonra ‘pazarlık unsuru’ olarak kullanabileceklerini gösterir. İşgal koşullarında ‘bizden olanlar’ yoktur; sadece kontrol edilenler ve henüz baskı altına alınmamış olanlar vardır.” denildi. Açıklamada, camiye düzenlenen baskının asıl amacının işgal yönetimine sadık bir imamın zorla atanması olduğu belirtilirken, “Kremlin’e bağlı Kırım Müftülüğü ise caminin ele geçirilmesini ve kapatılmasını, cemaati tasfiye eden işgal mahkemesi kararlarına dayandırarak ‘yasal’ göstermeye çalışıyor. Bu, tekelleşmenin işleyiş mekanizmasıdır: Önce yargı yoluyla ‘tasfiye’, ardından kutsal mekânın güç kullanılarak ‘boşaltılması’.” şeklinde kaydedildi ve bu tür baskıların sona ermesi için Kırım’ın Rus işgalinden kurtarılması gerektiği vurgulandı. “KIRIM TATAR HALKINA YÜRÜTÜLEN SİSTEMATİK BASKININ GÖSTERGESİ” Öte yandan Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) de Han Camisi’nin ele geçirilmesine ilişkin yaptığı değerlendirmede, bu süreçte kilit rolü işgal yönetimiyle iş birliği içinde hareket eden müftü Emirali Ablayev’in oynadığını vurguladı. KTMM açıklamasında, Han Camisi’ne yönelik müdahalenin Kırım Tatar halkına karşı yürütülen sistematik baskının açık bir göstergesi olduğu belirtildi. Açıklamada, “Han Camisi’nin ele geçirilmesi, Kırım Tatarlarına yönelik sistematik baskının, dini özgürlüğün yok edilmesinin ve Rusya’nın Kırım’daki işgal politikalarını meşrulaştırma çabalarının bir başka adımıdır.” ifadelerine yer verildi. KEZLEV’DEKİ CUMA CAMİSİ (HAN CAMİSİ) Mimar Sinan tarafından tasarlanan cami, 1552-1564 yılları arasında inşa edildi. Kırım’ın en büyük ve en görkemli camisi olan Cuma Camisi'nin yapımı 1552’de Kırım Hanı I. Devlet Giray tarafından başlatıldı. I. Devlet Giray Han, camiyi inşa etmek için Osmanlı mimarı Mimar Sinan’ı görevlendirdi ancak Mimar Sinan’ın, Kırım’a gidip gitmediği bilinmemektedir. Bununla birlikte Mimar Sinan'ın 1550-1557 yılları arasında Süleymaniye Camisi'nin yapımıyla meşgul olduğu için Kırım’a gitmediği ve verdiği talimatlarla kalfası ile yerli ustaların inşa ettiği tahmin ediliyor. Savaş olduğu için cami yapımı uzun sürmüş, 1564 yılında tamamlanmıştır. Hanların taç giyme törenlerinde de kullanılmış olan ve çok kubbeli yapısıyla Ukrayna’nın en büyük camileri arasında yer alan eser, Kezlev’in tarihi merkezinin simgelerinden biri olarak kabul ediliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.