SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cengiz Dağcı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Cengiz Dağcı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cengiz Dağcı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. İbrahim Şahin: Dağcı dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacaktır Haber

Prof. Dr. İbrahim Şahin: Dağcı dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacaktır

Eserlerinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini, Rusların zulmü altındaki hayatını ele alan, sadece Kırım için değil yazdığı 30’a yakın eserle Türk edebiyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan ünlü Kırım Tatar roman yazarı Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan "Cengiz Dağcı" kitabı, Prof. İbrahim Şahin'in editörlüğünde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlandı. Şahin, kitabın süreci hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. KİTAP, ARAŞTIRMACILAR İÇİN CİDDİ BİR KAYNAK TEŞKİL EDİYOR Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayımlar ve Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün bir süredir Kırım Tatar şairler, romancılar ve hikâyecilerin hayatları ve eserleri hakkında ciddi çalışmalar yayımladığını belirten Şahin, “Cengiz Dağcı”nın da bu çerçevede hazırlandığı dile getirdi. Doktora tezini Cengiz Dağcı’nın hayatı ve eserleri hakkında hazırlaması dolayısıyla eserdeki biyografi kısmını da kendisinin yazdığını dile getiren Şahin, kitapta yer alan makalelerin de yine Dağcı’nın hayatı ve eserleri hakkında kıymetli makaleler neşreden meslektaşlarına ait olduğunu kaydederek “Onlar makalelerinde, Dağcı’nın edebi eserlerinin hemen her yönünü farklı bakış açılarından değerlendirdiler. Makaleler arasında, Dağcı’nın sanatını hem gerçeklikle münasebeti hem de roman sanatının gerekleri bakımından değerlendiren metinler de var. Dolayısıyla Cengiz Dağcı kitabının Dağcı hakkında çalışmak isteyen araştırmacılar için ciddi bir kaynak olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. KIRIM TATAR HALKININ SESİ CENGİZ DAĞCI’NIN ÖZGÜN DİLİ Dağcı’nın hem hayatı hem de sanatı itibarıyla modern Türk edebiyatının büyük sanatkârlarından biri olduğunu dile getiren Şahin, “Kırım Tatarlarının yaşadıkları trajediyi kaleme olan, onca acı hadiseye yakından şahit olup da bütün yaşadıklarını bir edebi form kapsamında anlatan ikinci bir isim yoktur. Bu bakımdan Dağcı, temsili bir figürdür; Kırım-Tatar halkının temsilidir Dağcı. Aşağı yukarı Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan beri Kırım Tatar halkının neler yaşadıklarını hepimiz biliyoruz fakat onların yaşadıklarının etkili bir dille sinemada, tiyatroda göremezsiniz; sadece edebiyat alanında Cengiz Dağcı anlatmıştır. Üstelik onun anlattıkları, hakikatin bir sanat formuna dönüştürülmüş estetik biçimidir.” şeklinde konuşarak, Dağcı’nın dilini “acının estetize edilişi” olarak tarif etti. CENGİZ DAĞCI’NIN GÜNDELİK YAŞAMI, MAKALELERDE HAYAT BULDU Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Melek Maksudoğlu, yapımcı, yönetmen ve metin yazarı Neşe Sarısoy Karatay ile yazar İsa Kocakaplan’ın makalelerine yer verilen kitapta, söz konusu makaleler üzerine en dikkat çekici bulduğu noktalar hakkında, “Melek Maksudoğlu, bize Cengiz Dağcı’nın Londra’daki hayatını, son zamanlarını, son dönemdeki romanlarının ve bazı hikayelerinin gerçek dünyasını fotoğraflarla anlattı. Bence o yazı, gelecekte, Dağcı’nın Londra günlerini yazacaklar için çok kıymetli malzeme içermektedir. Edebiyat tarihine yabancı olanlar, bir sanatkârın gündelik hayatına ilişkin malzemenin ne kadar kıymetli olduğunu bilemezler.” şeklinde konuşan Şahin, Neşe Sarısoy Karatay’ın ve Zafer Karatay’ın, Cengiz Dağcı’nın hayatını belgesel olarak hazırlarken Dağcı ile birlikte olarak kendisini yakından tanımış olmaları sebebiyle, yazılarının da son derece kıymetli olduğunu dile getirerek ”Dikkat edilirse onların yazıları da çok sevdikleri ve saygı duydukları bir yazarı yakından tanıma imkânı bulmanın hazzını aksettirmektedir.“ dedi. Öte yandan, Kocakaplan’ın Türkiye’de, Dağcı’nın romanları üzerine çalışan ilk isim olduğunu, dolayısıyla kendisi için ayrı ve çok hususi bir kıymetinin olduğunu beyan eden Şahin, Kocakaplan’ın Dağcı hayattayken Londra’ya giderek Dağcı’yı ziyaret ettiğini ve kendisiyle röportaj yaptığını hatırlatarak “Ben hocanın (Kocakaplan) yazılarından ve Dağcı ile yaptığı röportajdan bir çok şey öğrendim.” dedi. CENGİZ DAĞCI’NIN “GERÇEK OKUYUCUSU” KİMDİR? Ayrıca, “Bugün Cengiz Dağcı romanları, düne göre elbette daha çok okunmaktadır. Onun edebi metinlerinin geniş okuyucu kesimlerine ulaşmasının yayınevi ve yayınevinin dağıtım politikasıyla ilgisi olduğu gibi memleketteki kültür ve edebiyat atmosferiyle de ilgisi vardır.” ifadelerine yer veren Şahin, Dağcı’nın ilk romanının 1956 senesinde yayımlandığını belirterek “Aşağı yukarı yirmi beş sene boyunca aynı yayınevi tarafından neşredilen romanlar, bana kalırsa farklı sebeplerle okuyucusunu bulamadı. Dağcı’nın romanları ancak seksenli yıllardan sonra gerçek okuyucusunu buldu. Burada ‘gerçek okuyucu’ tamlamasını bilerek kullanıyorum çünkü bu tamlama ile kastettiğim Dağcı’nın asıl meselesine, milletinin başına gelen trajedi karşısında ortak duyuş ve düşünüşe sahip okuyucuya ben gerçek okuyucu diyorum.” değerlendirmesinde bulundu. Son olarak, Dağcı’nın taşıdığı kaygının meşhur olmak, para kazanmak yahut populer sanat akımlarına uygun eserler yazmak olmadığına dikkat çeken Şahin, Dağcı’nın asıl yok edilmek istenen bir milleti (Kırım Tatarlarını), tarihi ve kültürü ile, o milletin fertlerinin yaşadığı acıları unutmadan ve unutturmamak adına kayıtlara geçirmek amacı olduğunu vurgulayarak “Bu sebeple Dağcı dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacaktır. “ dedi.

Neşe Sarısoy Karatay: Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde zaman, Kırım’ı konuşur Haber

Neşe Sarısoy Karatay: Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde zaman, Kırım’ı konuşur

Ünlü Kırım Tatar roman yazarı, eserlerinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini, Rusların zulmü altındaki hayatını ele alan, sadece Kırım için değil yazdığı 30’a yakın eserle Türk edebiyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan "Cengiz Dağcı" eseri, Prof. İbrahim Şahin'in editörlüğünde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlandı. Dağcı’nın anlatılarını tematik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel açılardan ele alan ve geniş bir yazar kadrosu ile dikkat çeken eserde Yapımcı, Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay da “Cengiz Dağcı’nın Evinde Zamanın Halleri” adında okuyucuyu, o zamanda ve o mekanda hissettiren çok etkileyici bir yazı kale aldı. Sarısoy Karatay kitap bölümünün detaylarını Kırım Haber Ajansına (QHA) açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Prof. İbrahim Şahin Editörlüğünde hazırlanan “Cengiz Dağcı” kitabı için, “Cengiz Dağcı’nın Evinde Zamanın Halleri” adında okuyucuyu, o zamanda ve o mekanda hissettiren çok etkileyici bir yazı kaleme aldınız. Bu yazı Londra’daki evin, bir mekânın anlatısının çok ötesine geçiyor, zamanı, anıları ve Kırım hasretini birlikte okuyoruz. Bu metnin çıkış noktası neydi? Aslında bu metnin çıkış noktası bir yazı fikrinden çok, bende kalan görüntülerdi. Bir yönetmen olarak hikâyeleri çoğunlukla imgelerle, seslerle ve sessizliklerle düşünürüm. Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde geçirdiğim anlar da yıllar boyunca zihnimde hiç silinmeyen görüntüler olarak kaldı. O ev, sıradan bir yaşam alanı değildi; geçmişin, şimdinin, hayallerin ve Kırım’ın aynı anda var olduğu bir zaman mekânıydı. Yazı, tanıklığımın gecikmiş ama zorunlu bir ifadesi oldu. Yazınızda “zamanın halleri” kavramını merkez alıyorsunuz. Bu kavram sizin için neyi karşılıyor? Cengiz Dağcı’nın evinde "zaman" tek bir doğrusal çizgide akmıyordu. Orada geçmiş zamanın farklı kipleri, şimdiki zamanın acı gerçekliği ve hayalle gerçek arasında asılı kalan bir “araf zaman” vardı. Evde dolaşırken bunu somut olarak hissediyordunuz. Regina’nın eşyaları, yazı masası, daktilo, bahçe, mutfaktaki ilaçlar... Her biri farklı bir zaman kipini temsil ediyordu. Bu yüzden yazının başlığını “zamanın halleri” olarak kurdum; çünkü orada zaman sadece geçmiyor, hâl değiştiriyordu. Bu zaman katmanlarının merkezinde Kırım var. Cengiz Dağcı için Kırım neyi temsil ediyordu? Kırım, Cengiz Dağcı için yalnızca bir coğrafya değildi; anne kucağıydı, korunma duygusuydu, başlangıçtı. Çocukluğunun geçtiği Kızıltaş, onun için hayatın henüz kötülükle kirlenmediği tek zamandı. Sürgün, savaş, esaret ve kayıplarla dolu bir hayattan sonra Dağcı, Londra’daki evinde Kırım’ı yeniden kurdu. Bahçesindeki badem ağacı, Ayı Dağı’nın resimleri, Kırım köşesi… Bunların hepsi bir nostalji değil, hayatta kalma biçimiydi. Yazınızda ev ve bahçenin “Londra’daki Kızıltaş” olarak yeniden kurulduğunu söylüyorsunuz. Bu sizin gözünüzde nasıl bir anlam taşıyor? Bu çok bilinçli bir yeniden inşa. Cengiz Dağcı, elinden zorla alınmış bir vatanın yerine hayali bir vatan kuruyor. Bahçesini temizleyip çiçekler ekmesi, badem ağacı dikmesi, duvarlara çocukluğunun manzaralarını asması; bunların hiçbiri dekoratif değil. Bunlar, vatandan ayrı kalışıyla, Kırım tatar Halkının dört bir tarafa dağılışının yarattığı parçalanmaya karşı verilen sessiz bir direniş. O evde yaşamak, Kırım’da yaşamaya devam etmenin bir yoluydu. “REGİNA’NIN YOKLUĞU, EVDE KALAN ZAMAN” Eşi Regina’nın varlığı yazıda çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Regina’nın bu evdeki ve Dağcı’nın hayatındaki yeri neydi? Regina, Cengiz Dağcı’nın hayatındaki en büyük dayanak noktasıydı. Sürgün hayatının, yokluğun, yabancılığın içinde birlikte tutunmuşlardı hayata. Regina’nın ölümünden sonra evde hiçbir şeyin yerinin değiştirilmemesi, eşyaların olduğu gibi korunması, bir yas hali olduğu kadar bir sadakat biçimiydi. Dağcı, bir ayrılığı daha kaldıramayacak kadar yorgundu. Regina’nın gözlüğünü bile yerinden almamıştı. O evde Regina hâlâ yaşıyordu. “ARAF ZAMAN: KAPI EŞİĞİNDE BEKLEMEK” Metinde geçen “araf zaman” özellikle dikkat çekici. Bu kavramı biraz açabilir misiniz? Araf zaman, ne geçmiş ne şimdi ne de gelecek olan bir zaman. Hayalle gerçekliğin, iç dünya ile dış dünyanın arasında asılı kalmış bir hâl. Cengiz Dağcı’nın kapı eşiğinde yaşadığı tereddütler, kapı çaldığında beklemesi, dışarıdan gelen dünyaya karşı duyduğu mesafe bu arafın somut göstergeleriydi. İç dünyasında Kırım’da, Regina ile birlikteyken; dış dünya ona yabancı, soğuk ve tehditkârdı. “GELECEK ZAMAN O EVDE DEĞİLDİ” Yazıda geleceğe dair umudun evde bulunamadığını, ama sonradan Kızıltaş’ta ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Bu sizin için nasıl bir farkındalıktı? Gençliğin verdiği bir refleksle, geleceğe dair bir iz arıyordum o evde. Ama orada gelecek yoktu; orada sadece geçmiş ve şimdinin ağırlığı vardı. Yıllar sonra Cengiz Dağcı’nın bedeninin Kırım’a, Kızıltaş’a gömülmesiyle fark ettim ki, gelecek zaman o evde değil, onun hayalinde saklıydı. Gelecek, ölümden sonra vatanına dönebilme umuduydu. Ve bu umut, mucizevi bir şekilde gerçekleşti. Cengiz Dağcı’nın eserleriyle bu ev arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Bu ev, onun eserlerinin mekânsal karşılığıydı. Romanlarında okuduğumuz nesneler, duygular, zaman kırılmaları, hepsi bu evde somutlaşmıştı. Daktilosu, yazı köşesi, bahçeye bakan pencere… Hepsi romanların sessiz tanıklarıydı. Dağcı’nın metinleri hayal ürünü değil; kendi bedeninden, kendi acısından, kendi sürgünlüğünden doğmuş metinlerdi. Yazınızda evin farklı köşelerini zaman kipleriyle ilişkilendiriyorsunuz. Peki bu evde sizi en çok etkileyen köşe hangisiydi? BİR EVİN İÇİNDE EN ÇOK SUSAN KÖŞE Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde her köşe bir zamana açılır. Regina’nın eşyaları yakın geçmişin yasını taşır, mutfak masasında dizili ilaçlar şimdiki zamanın acı gerçekliğini hatırlatır, bahçe ise Kırım’dan koparılmış bir coğrafyanın sevinçli taklididir. Ancak bu evde beni en çok etkileyen köşe, bunların hiçbirini tek başına temsil etmeyen; tam tersine hepsini birbirine bağlayan bir eşik mekândır: bahçeye açılan yazı köşesi. “YAZI MASASINDA ASKIYA ALINMIŞ HAYAT” Bu köşe, yalnızca bir çalışma alanı değildir. Orası Cengiz Dağcı’nın bedeninin Londra’da, ruhunun Kırım’da yaşadığı yerdi. Yazı masası, bir yazarın üretim nesnesi olmanın ötesinde, sürgünün, hafızanın ve direncin merkezine dönüşmüştür. Masanın başında oturan Dağcı, bir taraftan bahçedeki ağaçlara bakarken, diğer taraftan duvarda asılı Gurzuf fotoğrafına gözlerini diker. Bu iki bakış arasında, geçmiş ile şimdi, hayal ile gerçek, yurt ile sürgün sürekli yer değiştirir. Daktilonun suskunluğu bu köşeyi daha da ağırlaştırır. Bir zamanlar acının, tanıklığın ve itirazın tuşlara vura vura döküldüğü bu makine, son yıllarda yazamayan gözlerle birlikte sessizliğe gömülmüştür. Bu sessizlik bir eksiklik değil, bir yorgunluk hâlidir. Daktilo da Dağcı gibi, uzun bir savaşın ardından içine kapanmış gibidir. Bu suskunluk, eşyaların diliyle konuşan bir zamanın varlığını hissettirir. Bir yönetmen olarak bu köşenin beni etkilemesinin nedeni belki de budur: Burada her şey kadraj içindedir. Işık, pencere, masa, bahçe, fotoğraf… Ama asıl güçlü olan, görünmeyendir. Yazı köşesinde zaman doğrusal değildir; bükülür, geri döner, askıda kalır. Cengiz Dağcı’nın romanlarında sezdiğimiz zaman kırılmaları, bu köşede somutlaşır. Bahçe sevinci temsil eder, ama bu sevinç doğrudan yaşanmaz; yazı köşesinden süzülerek gelir. Kırım bir hayal olarak değil, yazının içinden geçerek gerçeklik kazanır. Bu nedenle yazı köşesi, evdeki en sessiz ama en gürültülü yerdir. Konuşmaz, fakat her şeyi anlatır. Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, beni en çok etkileyen şey bir nesne ya da bir hatıra değil; acının yazıya, sürgünün mekâna, zamanın edebiyata dönüştüğü anın kendisidir. Bugünden baktığınızda, bu yazının sizin için anlamı nedir? Bu yazı benim için bir borcun ödenmesi. Hem Cengiz Dağcı’ya, hem Kırım Tatarlarının yaşadığı büyük trajediye, hem de tanıklığımın sorumluluğuna dair bir borç. Bu metinle, bir yazarın evinde zamanın nasıl durduğunu, nasıl büküldüğünü ve nasıl yeniden anlam kazandığını görünür kılmak istedim. Son olarak, Cengiz Dağcı bugün bu söyleşiyi okusaydı sizce ne hissederdi? Sanırım bütün mütevaziliğiyle sessizce gülümserdi. Çünkü onun için önemli olan hatırlanmaktı; ama bir anıt gibi değil, bir insan gibi. Acılarıyla, özlemleriyle, Kırım’a duyduğu bitmeyen sevgiyle... Ve belki de bahçesindeki badem ağacına bakar gibi, uzaklardan Kızıltaş’a bakardı.

Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı'nın hayatı ve edebî kişiliği tek bir eserde! Haber

Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı'nın hayatı ve edebî kişiliği tek bir eserde!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Cengiz Dağcı kitabı yayımlandı. İbrahim Şahin’in editörlüğünde hazırlanan bu hacimli kitap, Türk edebiyatının müstesna isimlerinden Kırım Tarar yazar Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan özel bir çalışma niteliği taşıyor. Bakanlık yayını olarak hem ilmî titizliği hem de kültürel sorumluluğu esas alan eser, Dağcı’nın Türk edebiyatındaki yerini güncel akademik yaklaşımlarla yeniden değerlendirmeyi amaçlıyor. Kitap, kapsamı, yazıların niteliği ve derinliği bakımından yalnızca bir derleme değil; aynı zamanda Kırım Tatar yazar Dağcı araştırmalarının bütüncül bir portresini sunan yeni bir referans kaynağı olarak konumlanıyor. Ayrıca içindeki tüm yazıların bu kitap için özel olarak kaleme alınmış olması, çalışmanın değerini daha da artırıyor. CENGİZ DAĞCI: HÜZNÜN VE HATIRANIN YAZARI Kitabın giriş bölümündeki metinlerde de vurgulandığı gibi Cengiz Dağcı, “yalnızca bireyin değil, bir milletin yüreğinde taşıdığı vatan hasretinin sesi” olmuş bir yazardır. 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğan Dağcı, çocukluk yıllarından itibaren sürgünün, savaşın ve kimlik mücadelesinin tanığı olmuştur. Hayatının uzun bir dönemini Londra’da geçirmesine rağmen zihni ve kalbi Kırım’dan hiç ayrılmamış; bütün edebî üretimi bu kaybedilmiş coğrafyanın acıları, umutları ve hatıraları etrafında şekillenmiştir. Dağcı’nın eserleri, yalnızca tarihî trajedileri anlatmakla kalmaz; aynı zamanda insanın onurunu, var olma çabasını, köklerini koruma mücadelesini evrensel bir dille işler. Onlar da İnsandı, Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Genç Temuçin, Üşüyen Sokak, Badem d alına Asılı Bebekler, Anneme Mektuplar romanlarından bazılarıdır. Ayrıca Yansılar adlı hatıraları da bulunmaktadır. Cengiz Dağcı’nın romanlarında ve hatıralarında bireysel kaderler ile kolektif hafıza arasında kurduğu köprü, onu modern Türk edebiyatının en sahici romancısı yapmıştır. Eser, kapsamlı bir akademik plan dâhilinde hazırlanmış olup Cengiz Dağcı’nın edebiyatına dair çok yönlü bir panorama çiziyor. Kitaptaki tüm metinler bu armağan için özel olarak yazılmış metinlerden oluşuyor. Dolayısıyla hem Dağcı çalışmaları hem de çağdaş Türk edebiyat araştırmaları açısından oldukça yeni ve kıymetli değerlendirmeler sunuyor. Kitapta; Dağcı’nın hayatını ayrıntılı biçimde ele alan biyografik çalışmalar, 2000’li yıllarda Londra’da onunla görüşen isimlerin tanıklık ve gözlem yazıları, Dağcı’nın romanlarındaki tematik katmanları inceleyen eleştirel ve kavramsal yoğunluklu makaleler, halk kültürüyle ilişkisini ele alan kültürel bellek çalışmaları, Şiirleri ve poetik yönüne dair edebî analizler,Günlükleri üzerine yapılmış psikolojik ve yapısal incelemeler,Son olarak Cengiz Dağcı kaynakçası bir araya getiriliyor. Bu yazıların her biri, Dağcı’nın farklı bir yönünü görünür kılıyor ve onun edebiyatını yalnızca sürgün edebiyatı çerçevesine hapsetmeden çok katmanlı biçimde ele alıyor. ALANINDA UZMAN İSİMLER BİR ARAYA GELDİ Kitapta yer alan akademisyenler arasında kendi alanlarında yetkin pek çok araştırmacı bulunuyor. Bunlar arasında, Dağcı’nın anlatılarını tematik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel açılardan ele alan geniş bir yazar kadrosu dikkat çekiyor: İbrahim Şahin, Neşe Sarısoy Karatay, Zafer Karatay, İsa Kocakaplan, Melek Maksudoğlu, Mehmet Aça, Dinçer Apaydın, Selçuk Atay, Yahya Aydın, Yunus Balcı, Nezir Temur, Alev Sınar Uğurlu, Nesrin Karaca, Koray Üstün, Süreyya Doğan, Ali Duymaz, Deniz Depe, Fatih Sakallı, Tacettin Şimşek, Salim Çonoğlu, Yunus Alıcı, Nurcan Ankay Kardaş, Ayşe Demir, Oğuz Yaşar Yılmaz, Mithat Durmuş, Onur Hasdedeoğlu, Mümtaz Sarıçiçek, Recai Özcan, Ayşe Emel Kefeli, Fazıl Gökçek, Ülkü Eliuz, Merve Sevda Selvi isimlerinden oluşan yazar kadrosu kitabın akademik içeriğinin kıymetini belirgin şekilde artırmaktadır. CENGİZ DAĞCI ARAŞTIRMALARINDA YENİ BİR EŞİK Dağcı’nın yalnızca edebî kişiliğini değil, sürgün sonrası kimlik inşasını, romanlarındaki kadın tipolojilerinden esir kampları anlatısına, gündelik hayata bakışından felsefî yönelimlerine kadar geniş bir perspektifi kapsıyor. Günlükleri üzerine yapılan incelemeler, yazarın iç dünyasına ve yazı disiplinine dair bugüne kadar yeterince görünür olmayan ayrıntıları gün yüzüne çıkarıyor. Tüm bu yönleriyle eser, hem Dağcı okuyucuları hem de modern Türk edebiyatı araştırmacıları için kaynak niteliğinde bir başvuru kitabı olarak değerlendiriliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu yayınla Dağcı’ya gösterdiği ilgi, aynı zamanda Türk dünyasının ortak hafızasına yönelik önemli bir kültürel şükran borcunun ifadesi niteliği taşıyor. Bu özel armağan kitap, sürgün, vatan, hafıza, kimlik, direniş ve insanlık temaları etrafında şekillenen Dağcı edebiyatını daha derinlikli biçimde kavramak isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak niteliğine sahip olarak gösteriliyor. Cengiz Dağcı kitabının editörü İbrahim Şahin, kitabın ön sözünde şu ifadelere yer verdi: “Cengiz Dağcı’yı kaybedeli bu yılın Eylül ayında aşağı yukarı on dört sene olacak. Akademik hayatımın ilk senelerinde Cengiz Dağcı’nın romanlarını okuduğum ve onun hayatı ve eserleri hakkında bir doktora tezi hazırlamaya başladığım tarihin üzerinden otuz beş sene geçmiş. Zaman ne çabuk geçiyor hakikaten. Dağcı, uzun bir hayat yaşadı ve 22 Eylül 2011 tarihinde vefat etti. Nihayet 2 Ekim 2011 Pazar günü cenazesi çok sevdiği Kızıltaş’ta, Memiş’in Bayırı’na defnedildi. Cengiz Dağcı, hayatı ve eserleri arasında ciddi münasebetler kurulabilecek bir yazardır. Kendisi zaman zaman hayatı ile eserleri arasında zannedildiği kadar münasebetin olmadığını söylese bile, bu ifade eserlerinin yüzde yüz hayatından beslenmediği anlamında yorumlanmalıdır. Fakat eserlerinde anlattığı malzemenin büyük bir kısmı kendisinin yahut yakınlarının yaşadıklarından kaynaklanıyor olmakla beraber elbette roman tekniğine uygun olarak kaleme alınmıştır. Kaldı ki Dağcı Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kaleme aldığı eserlerinde de Londra’daki hayatının zamanından ve mekânından söz etmekle beraber, Kırım’a yahut İkinci Dünya Savaşı’na ilişkin göndermelerde de bulunur. Sonuçta Dağcı’nın eserleri hayatı etrafında döner. Bu defa Dağcı’nın hayatı ve eserleri hakkında Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürlüğü için elinizdeki kitabı hazırlamak imkânı doğdu. Kitabın içeriği daha çok Dağcı’nın kendisinin verdiği bilgilere dayanan bir biyografi ve arkasından, onun ölümünden evvel onunla görüşerek kendisi hakkında kıymetli bir belgesel hazırlayan ve onunla röportaj yapan kimselerin yazılarıyla başlamaktadır. Bilhassa Neşe Sarısoy Karatay, Zafer Karatay, İsa Kocakaplan ve yine kendisiyle görüşmüş bulunan/tanışan Melek Maksutoğlu’nun yazıları, Cengiz Dağcı’nın iki binli yıllarda, eşinin vefatından sonra (1998) Londra’daki gündelik hayatını bütün gerçekliği ile anlatan yazılardır. Bu yazıların fotoğraflarla zenginleştirilmiş olması da ayrıca kıymetlidir. Cengiz Dağcı’nın eserlerinde üzerinde durduğu bir takım tematik problemleri ele alan yazılardan oluşan üçüncü bölümün onun ruh dünyasını, eserlerinde gördüğümüz kötümser havanın kaynaklarını anlaşılır kılmak gibi bir amacı vardır. Her biri sahasında uzman olan akademisyenlerin kaleme aldığı bu bölümdeki yazılar bize, Cengiz Dağcı’nın edebi metinlerindeki zenginliğin tematik ve biyografik kaynaklarını göstermektedir. Dağcı çok özel bir hayat yaşamıştır. Hemen her dönemi acı fakat zengin tecrübelere dayanan bir hayatın öznesi olması ve yaşadıklarıyla sanki mensup olduğu milletin başına gelenleri temsil eden bir sembole dönüşmesi onun hayatını özel kılmıştır. Kırım’dan, Kırım coğrafyasından bugünkü Rusya içlerine, Polonya’ya, Avusturya’ya, İngiltere’ye uzanan Dağcı’nın biyografik coğrafyası, hayatta kalmak konusundaki direncini zorlayan şartları haizdir. Dağcı, direnen adamdır; tıpkı Kırım Türk-Tatarları gibi… Bu direnme hem unutmamak hem de yaşamak ve anlatmak bakımından direnmedir. Dağcı’nın edebi metinlerinin bir başka kaynağı halk verimleridir. Bireysel bilincin teşekkülünde, şahsi formasyonun inşasında halk verimlerinin, milli duyuş ve düşünüşü besleyen masal, hikâye ve efsanelerin ayrı bir yeri vardır. Elinizdeki kitabın Dağcı’nın hikâyeleri hakkındaki makalelerden oluşan kısmında, onun Kırım halk kültürü malzemeleri ile kurduğu münasebet anlatılmaktadır. Destandan modern romana, kültürel malzemenin nasıl kullanılabileceğini gösteren bu bölümdeki yazılar aynı zamanda Dağcı’nın hikâyelerindeki kişisel temalarla milli ideallerin terkibi hakkındadır.”

Yalçın Topçu, Kırım Tatar romancı Cengiz Dağcı'yı andı Haber

Yalçın Topçu, Kırım Tatar romancı Cengiz Dağcı'yı andı

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, Kırım Tatar yazar ve şair Cengiz Dağcı'yı vefatının 14. seneidevriyesinde anma mesajı yayımladı. Ünü romancı Dağcı'nın vatan Kırım sevdasına dikkat çeken Topçu mesajında şu ifadelere yer verdi: 'Her işine Türk’üm; onun için yaşıyorum, onun için yapıyorum diye başlarsan sana lüzumlu kuvveti, kabiliyeti, damarlarındaki kanda bulursun.' Tüm Türk dünyasının evlatları için rehber olan bu kıymetli nasihatin sahibi, Tatarların kadim vatanı ey güzel Kırım’ın ve asil milletinin asırlardır yaşadığı işgalin, sürgününün, katliamın, soykırımın, hasretin; dili, sesi ve kalemi, Türk dünyası edebiyatının büyük romancısı ve şairi Cengiz Dağcı’yı vefatının (22 Eylül 2011) yıldönümünde saygı, rahmet ve şükranla anıyoruz. Mekanı cennet, makamı ali olsun inşallah. QIRIM MENİ ANASIN MI? Cengiz Dağcı bugün kaleme aldığı "Qırım Meni Anasın Mı?" şiiriyle hatırlardaki yerini koruyor. Kuneş batar, suküt bulur göl, irmaq, çay, Tuman yatar topelerniñ arqasına. Çatırdağnıñ qulağına asılğan Ay Beñzemezmi yaş kelinniñ sırgasına? Men de dertli gecelerniñ bir sırdaşı, Eski Çatırsırın açar, dep arz ettim. Yuregimde ana yurtnıñ topraq, taşı… Kuneşimniñ dogmasını çoq istedim. Kün dogmadı Qırımımnıñ semasında, Ağlaysıñmı, kederlenip, yanasıñmı? Qırım, Qırım! Boyle suvuq gecelerde Sen de meni yahşı söznen añasıñmı? VATANINI KALBİNDE TAŞIYAN ADAM CENGİZ DAĞCI Ünlü Kırım Tatar romancı Cengiz Dağcı, 9 Mart 1919’da Yalta’nın Gurzuf kasabasında dünyaya geldi. Cengiz Dağcı Türkiye’ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazmış, kitaplarının ilk redaksiyonunu da şair Ziya Osman Saba yapmıştır. Türkiye’de yayınlanan eserleri sayesinde Türkiye’de birçok insan Kırım’ı ve Kırım Tatarlarının yaşantılarını öğrenmiş oldu. İlk ve orta öğrenimini köyünde ve Akmescit’te aldı. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946`da Londra’da Wimbledon yakınlarına yerleşti. Cengiz Dağcı vatanından ayrıldıktan sonra hiç Kırım’a dönemedi. Ancak Dağcı’nın naaşı, 22 Ekim 2011’de atalarının mezarlarının bulunduğu Kırım’ın Yalta bölgesi Kızıltaş köyündeki Müslüman mezarlığına defnedildi. CENGİZ DAĞCI'NIN ESERLERİ Eserleri savaştan önce yayınlanıyor olsa da, yazar asıl yurtdışına çıktığında tanınmaya başlandı. Tüm hayatı boyunca gurbette Kırım’ın hayaliyle yaşadı, onun nefesini hissetti, romanlarının ve hikayelerinin her satırını sevgili Gurzuf köyüne, gençliğinin en mutlu yıllarını geçirdiği, Akmescit’e adadı. Dağcı’nın tüm eserlerinde vatanına olan sevgisi, Kırım Tatar ruhunun güzelliğine inancı yer alıyordu. Yazar, Kırım Tatarlarının başına gelen trajik olayların halkın tarihi, kültürel, ahlaki ve ulusal bağlarının yavaş yavaş kopmasına zemin hazırladığını düşünüyordu. Dağcı’nın, roman yazarken kendisine biçtiği bir misyon vardı. Dağcı, Kırım’ın hafızası olacaktı. İnsanlar, Kırım’daki Türk’ün dramını Dağcı’dan okuyacak ve gelecekteki kuşaklara aktaracaktı. Dolayısıyla Dağcı eserleriyle Kırım Tatarlarının tüm zorluklardan sonra tarihe meydan okumalarını ve kendi ruh güzelliklerine inanmalarını sağlamaya çalıştı. Kendi halkını dünyaya tanıtmak için yazar Türk dilini seçti. Cengiz Dağcı’nın Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağladığı ve önemli eserleri arasında "Yoldaşlar", "Anneme mektuplar", "Onlar da insandı", "Badem Dalına Asılı Bebekler", "Yurdunu Kaybeden Adam", "Korkunç Yıllar" adlı eserler yer alıyor. Yazdıkları belgesellere (Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Türkler, 2005), çeşitli film (Kırımlı, 2014) ve dizi uyarlamalarına (Yurdumda Ölmek İstiyorum-"Onlar da insandı" uyarlaması-1993) konu oldu. “Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azer diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Deniz parçalanamaz.” diyen usta yazarı, Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz…

Kırım'ın ebedi sesi: Cengiz Dağcı Haber

Kırım'ın ebedi sesi: Cengiz Dağcı

Ünlü Kırım Tatar roman yazarı, eserlerinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini, Rusların zulmü altındaki hayatını ele alan, sadece Kırım için değil yazdığı 30’a yakın eserle Türk edebiyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan Cengiz Dağcı’nın bugün vefat yıl dönümü. Yalta’nın Gurzuf kasabasında dünyaya gelen Cengiz Dağcı, anavatanına sevgi içeren eserleriyle Kırım Tatar ve Türk edebiyatında önemli bir iz bıraktı. Türk edebiyatının ünlü ismi 22 Eylül 2011'de Londara'da hayata veda etmişti. Gerçek bir vatansever, samimi ve duygusal bir yazar olan Cengiz Dağcı, “Ben yalnızca Kırım’ın yazarı değilim ama Kırım’ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliği ile yalnız ben yazabilirdim” demişti. VATANINI KALBİNDE TAŞIYAN ADAM CENGİZ DAĞCI Ünlü Kırım Tatar romancı Cengiz Dağcı, 9 Mart 1919’da Yalta’nın Gurzuf kasabasında dünyaya geldi. Cengiz Dağcı Türkiye’ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazmış, kitaplarının ilk redaksiyonunu da şair Ziya Osman Saba yapmıştır. Türkiye’de yayınlanan eserleri sayesinde Türkiye’de birçok insan Kırım’ı ve Kırım Tatarlarının yaşantılarını öğrenmiş oldu. İlk ve orta öğrenimini köyünde ve Akmescit’te aldı. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıktı. 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946`da Londra’da Wimbledon yakınlarına yerleşti. Cengiz Dağcı vatanından ayrıldıktan sonra hiç Kırım’a dönemedi. Ancak Dağcı’nın naaşı, 2 Ekim 2011’de atalarının mezarlarının bulunduğu Kırım’ın Yalta bölgesi Kızıltaş köyündeki Müslüman mezarlığına defnedildi. Fotoğraf: Mustafa Köker CENGİZ DAĞCI'NIN ESERLERİ Eserleri savaştan önce yayınlanıyor olsa da, yazar asıl yurt dışına çıktığında tanınmaya başlandı. Tüm hayatı boyunca gurbette Kırım’ın hayaliyle yaşadı, onun nefesini hissetti, romanlarının ve hikayelerinin her satırını sevgili Gurzuf köyüne, gençliğinin en mutlu yıllarını geçirdiği, Akmescit’e adadı. Dağcı’nın tüm eserlerinde vatanına olan sevgisi, Kırım Tatar ruhunun güzelliğine inancı yer alıyordu. Yazar, Kırım Tatarlarının başına gelen trajik olayların halkın tarihi, kültürel, ahlaki ve ulusal bağlarının yavaş yavaş kopmasına zemin hazırladığını düşünüyordu. Dağcı’nın, roman yazarken kendisine biçtiği bir misyon vardı. Dağcı, Kırım’ın hafızası olacaktı. İnsanlar, Kırım’daki Türk’ün dramını Dağcı’dan okuyacak ve gelecekteki kuşaklara aktaracaktı. Dolayısıyla Dağcı eserleriyle Kırım Tatarlarının tüm zorluklardan sonra tarihe meydan okumalarını ve kendi ruh güzelliklerine inanmalarını sağlamaya çalıştı. Kendi halkını dünyaya tanıtmak için yazar Türk dilini seçti. Cengiz Dağcı’nın Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağladığı ve önemli eserleri arasında "Yoldaşlar", "Anneme mektuplar", "Onlar da insandı", "Badem Dalına Asılı Bebekler", "Yurdunu Kaybeden Adam", "Korkunç Yıllar" adlı eserler yer alıyor. Yazdıkları belgesellere (Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Türkler, 2005), çeşitli film (Kırımlı, 2014) ve dizi uyarlamalarına (Yurdumda Ölmek İstiyorum-"Onlar da insandı" uyarlaması-1993) konu oldu. “Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azer diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Deniz parçalanamaz.” diyen usta yazarı, Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz…

Yalçın Topçu, Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı'yı vefatının 13. yılında andı Haber

Yalçın Topçu, Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı'yı vefatının 13. yılında andı

Ünlü Kırım Tatar romancı, yazar Cengiz Dağcı bugün vefatının 13. seneidevriyesinde sevgi, saygı ve özlemle anılıyor. 22 Eylül 2011 tarihinde Londra'da hayata gözlerini yuman Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı, vatan hasretini kaleme aldığı eserleriyle yâd ediliyor.  YALÇIN TOPÇU, YAZAR CENGİZ DAĞCI'YI ANDI Türkiye Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu, vefatının 13. yıl dönümünde Cengiz Dağcı'yı andı. Topçu anma mesajında şu ifadelere yer verdi: Atamız İsmail Bey Gaspıralı'dan sonra Kırım Tatar Türklüğünün en güçlü savunucusu ünlü romancımız merhum Cengiz Dağcı'yı vefatının (22 Eylül 2011) yıl dönümünde saygı, rahmet ve şükranla anıyoruz. El-Fatiha... CENGİZ DAĞCI KİMDİR? Eserleriyle vatan Kırım’ı okuyucularına anlatan yazar Cengiz Dağcı 9 Mart 1920’de Yalta’nın Gurzuf kasabasında dünyaya geldi. Kırım Pedagoji Enstitüsü öğrencisiyken İkinci Dünya Savaşı çıktı ve 1941’de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak Birleşik Krallık’a sığındı. 1946'da Londra’da Wimbledon yakınlarına yerleşti. Cengiz Dağcı, vatanından ayrıldıktan sonra bir daha hiç Kırım’a dönemedi. 22 Eylül 2011 yaşamını yitiren Dağcı’nın naaşı, 2 Ekim 2011’de atalarının mezarlarının bulunduğu Kırım’ın Yalta bölgesi Kızıltaş köyündeki Müslüman mezarlığına defnedildi. Cengiz Dağcı, Türkiye’ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazmıştı. Böylelikle Türkiye’de basılan kitapları sayesinde geniş kitlelere ulaştı. KIRIM'IN HAYALİYLE YAŞADI O tüm hayatı boyunca gurbette Kırım’ın hayaliyle yaşadı, vatanının nefesini hissetti, romanlarının ve hikayelerinin her satırını; Gurzuf köyüne, gençliğinin en mutlu yıllarını geçirdiği, Akmescit’e adadı. Dağcı’nın tüm eserlerinde vatanına olan sevgisi, Kırım Tatar kimliği, milletine olan bağlılığı ve inancı hissediliyordu. Cengiz Dağcı’nın Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağladığı ve önemli eserleri arasında “Yoldaşlar”, “Anneme mektuplar”, “Onlar da insandı”, “Badem Dalına Asılı Bebekler”, “Yurdunu Kaybeden Adam”, “Korkunç Yıllar” adlı eserler yer alıyor. Yazdıkları belgesellere, (Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Türkler, 2005), çeşitli film (Kırımlı, 2014) ve dizi uyarlamalarına (Yurdumda Ölmek İstiyorum-“Onlar da insandı” uyarlaması-1993) konu oldu. Dağcı’nın ünlü “Korkunç Yıllar” eserindeki şu satırlar, Türk dünyası ve Kırım’a olan inancını ve gerçek bir vatanperver olduğunu gösteriyordu: “Bahçesaray’dan Kaşgar’a varana kadar binlerce minaremiz göklere uzanıyor. Bize Tatar diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azeri diyorlar, Karakalpak, Uygur, Kabardin, Başkurt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Deniz parçalanamaz, biz Türk’üz!. . Bunu senin kalbinin bildiği gibi, her Başkurt, her Kırgız, her Kazak’ın, Kırgız’ın da kalbi bilir. Kalbinin hisleriyle hareket et. Dünyanın boş hırslarına kapılma…" Milyonlarca Kırım Tatarının anavatanları Kırım’a duyduğu özlemi, eserleriyle dile getirerek hafızalara kazınan ünlü Kırım Tatarı yazar Cengiz Dağcı’yı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz…

Cengiz Dağcı vefatının 13. yılında özlemle anılıyor Haber

Cengiz Dağcı vefatının 13. yılında özlemle anılıyor

Ünlü Kırım Tatar roman yazarı Cengiz Dağcı, bugün vefatının 13. yılında özlemle anılıyor. ???? Kırım Tatar roman yazarı Cengiz Dağcı tüm hayatı boyunca hasretiyle yaşadığı Kırım’ı eserlerine tek tek işledi ve milletinin duygularına tercüman oldu pic.twitter.com/s053wnesQq — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) September 22, 2024 22 Eylül 2011'de Londra'da hayata gözlerini yuman Cengiz Dağcı, "Onlar Da İnsandı", "O Topraklar Bizim", "Yurdunu Kaybeden Adam", "Korkunç Yıllar" gibi eserleriyle vatan hasreti konularında işlediği romanlarıyla dünya edebiyatında önemli bir yere sahip.   CENGİZ DAĞCI KİMDİR? Eserleriyle vatan Kırım’ı okuyucularına anlatan yazar Cengiz Dağcı 9 Mart 1920’de Yalta’nın Gurzuf kasabasında dünyaya geldi. Kırım Pedagoji Enstitüsü öğrencisiyken İkinci Dünya Savaşı çıktı ve 1941’de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak Birleşik Krallık’a sığındı. 1946'da Londra’da Wimbledon yakınlarına yerleşti. Cengiz Dağcı, vatanından ayrıldıktan sonra bir daha hiç Kırım’a dönemedi. 22 Eylül 2011 yaşamını yitiren Dağcı’nın naaşı, 2 Ekim 2011’de atalarının mezarlarının bulunduğu Kırım’ın Yalta bölgesi Kızıltaş köyündeki Müslüman mezarlığına defnedildi. Cengiz Dağcı, Türkiye’ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazmıştı. Böylelikle Türkiye’de basılan kitapları sayesinde geniş kitlelere ulaştı. KIRIM'IN HAYALİYLE YAŞADI O tüm hayatı boyunca gurbette Kırım’ın hayaliyle yaşadı, vatanının nefesini hissetti, romanlarının ve hikayelerinin her satırını; Gurzuf köyüne, gençliğinin en mutlu yıllarını geçirdiği, Akmescit’e adadı. Dağcı’nın tüm eserlerinde vatanına olan sevgisi, Kırım Tatar kimliği, milletine olan bağlılığı ve inancı hissediliyordu. Cengiz Dağcı’nın Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağladığı ve önemli eserleri arasında “Yoldaşlar”, “Anneme mektuplar”, “Onlar da insandı”, “Badem Dalına Asılı Bebekler”, “Yurdunu Kaybeden Adam”, “Korkunç Yıllar” adlı eserler yer alıyor. Yazdıkları belgesellere, (Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Türkler, 2005), çeşitli film (Kırımlı, 2014) ve dizi uyarlamalarına (Yurdumda Ölmek İstiyorum-“Onlar da insandı” uyarlaması-1993) konu oldu. Dağcı’nın ünlü “Korkunç Yıllar” eserindeki şu satırlar, Türk dünyası ve Kırım’a olan inancını ve gerçek bir vatanperver olduğunu gösteriyordu: “Bahçesaray’dan Kaşgar’a varana kadar binlerce minaremiz göklere uzanıyor. Bize Tatar diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azeri diyorlar, Karakalpak, Uygur, Kabardin, Başkurt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Deniz parçalanamaz, biz Türk’üz!. . Bunu senin kalbinin bildiği gibi, her Başkurt, her Kırgız, her Kazak’ın, Kırgız’ın da kalbi bilir. Kalbinin hisleriyle hareket et. Dünyanın boş hırslarına kapılma…" Milyonlarca Kırım Tatarının anavatanları Kırım’a duyduğu özlemi, eserleriyle dile getirerek hafızalara kazınan ünlü Kırım Tatarı yazar Cengiz Dağcı’yı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz…

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.