SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cengiz Dağcı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Cengiz Dağcı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cengiz Dağcı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

3. Gordion Uluslararası Arkeofilm Festivali'nin Direktörü Uluç: Kırım bizim kanayan yaramız! Haber

3. Gordion Uluslararası Arkeofilm Festivali'nin Direktörü Uluç: Kırım bizim kanayan yaramız!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının destekleriyle hayata geçirilen, Gordion Vakfı, Polatlı Belediyesi ve Polatlı Tarihî Alanları Tanıtım Merkezi iş birliğinde düzenlenen 3. Gordion Uluslararası Arkeofilm Festivali’nin Polatlı’daki üçüncü günü, 26 Eylül’de Kırım Günü temasıyla gerçekleştirildi. Program kapsamında, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay’ın yönetmenliğini yaptığı “Cengiz Dağcı” adlı belgesel film izleyiciyle buluştu. Festival Direktörü Kadir Uluç, Kırım Haber Ajansına (QHA) yaptığı değerlendirmede, Kırım’ın Türkiye açısından ayrı bir yere sahip olduğunu belirtti. Uluç, festival kapsamında neden Kırım’a özel bir yer ayırdıklarını şu ifadelerle anlattı: Öncelikli olarak şunu söyleyeyim. Kırım bizim kanayan yaramız. Aynı zamanda bir sevdamız. O yüzden Kırım'ın adını nerede geçirebilirsek, Kırım kültürünü nereye yayabilirsek bizim için o kadar iyi. İşte bu fikir ile yola çıktık. Bu nedenle festivalde bir Kırım Günü yapalım dedik. Festivalde Kırım Tatarı farklı isimlerin de yer aldığını aktaran Uluç, “Festivalin jüri üyesi bir Kırım Tatarı. Festivale finalist olanlardan birisi Kırım Tatarı bir kardeşimiz, Ernes Sarıhalilov. Ama bunun yanında da çok değerli bir yönetmen olan Zafer Karatay'ın bir filmini burada göstermek istedik. Cengiz Dağcı belgeseli bizim için en uygun olandı. Bu yüzden bu festivalde bir Kırım Günü oluşturmak istedik.” ifadelerini kullandı. “CENGİZ DAĞCI TÜRKİYE İÇİN DE ÇOK ÖNEMLİ” Bunun yanı sıra, Cengiz Dağcı’nın Türkiye’deki Türk okuyucular açısından da ayrı bir önem taşıdığını aktaran Uluç, Dağcı’nın Türkiye’de yaşamamasına rağmen eserlerini Türkiye Türkçesiyle kaleme aldığını şu şekilde yorumladı: Cengiz Dağcı neden Türkiye'de o kadar önem taşıyor? Cengiz Dağcı öncelikli olarak Türkiye'yi göremese de, Türkiye'de hiç yaşamasa da tamamen eserlerini Türkiye Türkçesi ile yazdı. Ve bizim kültürümüze aslında çok çok yakın birisi. Zaten Kırım Tatar Türkleri bizim kültürümüzün en yakınında olan halktır. O yüzden Türkler için çok önemli birisi. Dağcı’nın özellikle vatanına bağlı ve millî hassasiyetleri bulunan insanlar arasında bilinirliğine dikkati çeken Uluç, "Ben şimdi vatanına bağlı, milletine sevdalı olan kime sorsam Cengiz Dağcı hakkında mutlaka birkaç şey söyleyebiliyor, bilgi verebiliyor. Bu da çok önemli bir şey. Aslında bunun da araştırılması gerek bence." ifadelerini kullandı.

3. Gordion Arkeofilm Festivali’nde Kırım rüzgârı: “Cengiz Dağcı” belgeseli izleyiciyle buluştu Haber

3. Gordion Arkeofilm Festivali’nde Kırım rüzgârı: “Cengiz Dağcı” belgeseli izleyiciyle buluştu

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının sağladığı desteklerle hayata geçirilen ve Gordion Vakfı, Polatlı Belediyesi ve Polatlı Tarihî Alanları Tanıtım Merkezinin iş birliği ile düzenlenen 3. Gordion Uluslararası Arkeofilm Festivali’nin Polatlı’daki üçüncü gününde, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Dr. Zafer Karatay’ın yönetmenliğini yaptığı “Cengiz Dağcı” belgesel filmi izleyiciyle buluştu. Program, saygı duruşu, İstiklal Marşı ve Kırım Tatar millî marşı Ant Etkenmen'in okunmasıyla başladı. Ardından Kırım Derneği Genel Merkezi Kırım Tatar Halk Oyunları ve Müzik Topluluğu Cıyın Ansambli sahne aldı. Cıyın Ansambli, gerçekleştirdiği müzik ve halk oyunları gösterileriyle katılımcılara keyifli anlar yaşattı. Gösterinin ardından KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Karatay’ın yönetmenliğini yaptığı “Cengiz Dağcı” adlı belgesel film izleyicilerin beğenisine sunuldu. Belgesel filmde, Kırım’ın 20. yüzyılın başlarından uzanan yakın tarihindeki önemli bir dönem, Cengiz Dağcı’nın hayatı üzerinden anlatıldı. Belgeselde, Dağcı’nın açlık, savaş kampları, vatana hasretlik gibi ağır şartlara rağmen yeniden eline kalem alarak eser üretmeye devam etmesi ve edebiyat mücadelesini sürdürmesi vurgulandı. NAMIK KEMAL BAYAR: POLATLI, KIRIM TATARLARI İÇİN DE ÖNEMLİ BİR ŞEHİR Dünya Kırım Tatar Kongresi (DQTK) Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Namık Kemal Bayar, 3. Gordion Arkeofilm Festivali kapsamında Polatlı’da "Kırım Günü" düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, etkinliğin gerçekleştirilmesine katkı sağlayanlara teşekkür etti. Polatlı’nın 3-4 bin yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ve Frig Krallığı’nın başkenti Gordion’un üzerine kurulduğunu belirten Bayar, kentin Kırım Tatarları açısından da önemli bir yere sahip olduğunu söyledi. Kırım Tatarlarının 1860’lı yıllardan itibaren Polatlı’ya yerleşmeye başladığını ifade eden Bayar, bu yerleşimin 1940’lı yıllara kadar devam ettiğini ve Kırım Tatarlarının şehrin nüfus ve tarihî dokusunda önemli bir yer edindiğini kaydetti. Bayar, Kırım Tatarlarının Polatlı’nın sanayisine, kültürüne, tarımına, ekonomisine ve gelişimine tarih boyunca önemli katkılarda bulunduğunu belirterek, bu katkıların yadsınamayacağını ve unutulmayacağını vurguladı. Kendisinin de Polatlı’da doğduğunu ve Sakarya İlkokulunda eğitim gördüğünü belirten Bayar, “Ben de Polatlı’nın bir evladıyım. Bu şehirde doğdum. Sakarya İlkokulunda okudum. İlkokuldan sonra eğitim hayatım Ankara’da devam etti. Burada akrabalarım, köylülerim de var.” dedi. Etkinliğin düzenlenmesine katkı sağlayan Gordion Vakfı, Polatlı Belediyesi ve diğer kurum ve kuruluşlara teşekkür eden Bayar, “Umarız bundan sonraki yıllarda da bu programların tekrarını hep birlikte yaparız.” şeklinde konuştu. KADİR ULUÇ: FESTİVALDE KIRIM’A ÖZEL BİR YER VERMEK İSTEDİK Gordion Uluslararası Arkeofilm Festivali Direktörü Yönetmen Kadir Uluç, Kırım’a özel bir program düzenlemelerinin kendisi açısından da özel bir anlam taşıdığını belirtti. Yaklaşık 35 yıldır belgeselcilik alanında çalıştığını aktaran Uluç, ilk belgesel filmini 1993 yılında Kırım’da çektiğini söyledi. Uluç, “Benim ilk çektiğim belgesel Kırımla ilgiliydi, 1993 senesi Rahmetli Kemal Çapraz, tanıyanlar vardır burada mutlaka. Kardeşimle birlikte 1993’te, o zaman Kırım Tatar Türklerinin Kırım’a dönmeye başladığı dönemde Mustafa ağamızın (Ukrayna Milletvekili ve Kırım Tatarlarının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu) özel davetiyle gittik oraya. Bir 10 gün kadar kaldık. Hem değerli anılar hem de insanı duygulandıran, kötü yapan anılar yaşadık. O yüzden onlara çok fazla girmek istemiyorum. İçinizde onları da yaşayanlar var.” dedi. Karatay’ı yaklaşık 10 yıl önce tanıdığını aktaran Uluç, “Yıllardır hep böyle çok tanımayı istediğim, o dönemlerde de adını çok duyduğum ama 10 sene önce falan tanıştığım, Türk Ocağı’nda ‘Türkiye’nin Kanayan Yarası’ diye bir sempozyum yapmıştık ve sevgili Zafer Karatay abimizi oraya davet etmiştik. Çünkü kendisi yönetmen olarak hem meslek büyüğümüz hem de her zaman onu hiç tanımadığım günlerde bile belgesellerini 2-3 sefer izlediğim birisidir.” ifadelerini kullandı. Karatay’ın davetlerini kabul ederek festivale katılmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren Uluç, “Sağ olsun bizim davetimizi kırmadı. Sevgili eşi Neşe Sarısoy Karatay’la birlikte lütfedip geldiler. Onlara da çok teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu. Uluç, festival kapsamında Kırım’a özel bir atmosfer oluşturmak istediklerini belirterek, “İşin aslına gelirse bir Kırım rüzgarı estirmek istedik. Bunun nedeni de Kırım bizim yaramız, kanayan yaramız maalesef. İnşallah o yaramız iyileşecektir diye düşünüyorum.” şeklinde vurguladı. KARATAY, CENGİZ DAĞCI’YLA İLGİLİ ANILARINI ANLATTI Belgesel gösteriminin ardından gerçekleştirilen söyleşi bölümünde Karatay, filmin çekim sürecine ilişkin anılarını izleyicilerle paylaştı. Yönetmen Karatay, Cengiz Dağcı’nın kendileriyle yakından ilgilendiğini belirterek, Dağcı’nın kendilerine Kırım hakkında sürekli sorular yönelttiğini anlatarak, “Cengiz Dağcı, işimizin geç saatlerde bitse bile her zaman kalmamızı isterdi. ‘Bana Kırım’ı anlatın, vatanımda ne var ne yok?’ diye bizi hep soruştururdu. Annesini, kız kardeşini veya Kırım’ı hatırladığında gözleri her zaman yaşlarla dolardı. Bu zor dönemde büyüyen Dağcı, hayat mücadelesinden vazgeçmeden bizlere çok önemli bir miras bıraktı.” dedi. Ayrıca, Cengiz Dağcı’nın eserlerinin dünya görüşünün şekillenmesinde önemli bir yere sahip olduğunu açıklayan Karatay, Cengiz Dağcı okunmadan Türk milliyetçisi veya vatansever olunamayacağını ifade etti. PLAKET TAKDİM TÖRENİ GERÇEKLEŞTİ Programın sonunda Emel Kırım Vakfı Başkanı Karatay, Kırım Derneği Genel Başkan Yardımcısı İsmet Yüksel, Cıyın Ansambli dans hocası Evelina Kemileva, Yönetmen ve Yazar Neşe Sarısoy Karatay, DQTK Genel Sekreteri ve Kırım Derneği Genel Başkan Vekili Av. Bayar ve Gordion Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Kadim Koç'a festivalin gerçekleşmesine gösterdikleri katkılarından dolayı plaket takdim edildi. 3. Gordion Uluslararası Arkeofilm Festivali’nin üçüncü günü toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

Kırım’ın unutulmaz kalemi Cengiz Dağcı vefatının 15. yılında anılıyor Haber

Kırım’ın unutulmaz kalemi Cengiz Dağcı vefatının 15. yılında anılıyor

Kırım Tatarlarının vatan hasretini ve yaşadığı acıları eserlerine taşıyan usta yazar Cengiz Dağcı, vefatının 15. yılında saygı ve rahmetle anılıyor. Dağcı, Kırım’a hiç dönemese de eserleriyle ömrü boyunca vatanının ve Kırım Tatar halkının hafızasını yaşattı. Türk edebiyatının önemli yazarlarından Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011'de Londra'da hayatını kaybetti. Eserlerinde Kırım Tatarlarının Sovyet yönetimi altındaki yaşamını, savaş yıllarını, sürgün ve vatan hasretini anlatan Dağcı, Kırım'ın ve Kırım Tatar halkının yaşadığı tarihsel acıların edebiyatta tanınmasına önemli katkı sağladı. Dağcı, hayatının büyük bir bölümünü Kırım'dan uzakta geçirmesine rağmen eserlerinin merkezine doğduğu toprakları yerleştirdi. Kırım Tatarlarının yaşadığı trajedileri, insan hikâyeleri üzerinden anlatan yazar, Türkiye Türkçesiyle kaleme aldığı romanlarıyla Türkiye'deki okuyucuların Kırım'ı ve Kırım Tatarlarının yaşantısını tanımasına da katkıda bulundu. KIRIM'A DÖNEMEDİ, VATANINI ESERLERİNDE YAŞATTI Cengiz Dağcı, Kırım Pedagoji Enstitüsünde eğitim gördüğü sırada İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasının ardından 1941'de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Savaşın ardından Avrupa'da kalan Dağcı, 1940'lı yılların ikinci yarısında Londra'ya yerleşti ve hayatının geri kalanını burada geçirdi. Vatanından ayrıldıktan sonra bir daha Kırım'a dönemeyen Dağcı, buna rağmen eserlerinde Gurzuf, Kızıltaş, Akmescit ve Kırım'ın diğer bölgelerini yaşatmaya devam etti. Dağcı'nın romanlarında 20. yüzyılda Kırım Türklerinin Sovyet yönetimi altındaki hayatı ve yaşadıkları acılar önemli bir yer tuttu. Dağcı'nın edebiyat anlayışında Kırım yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda hatıraların, kimliğin ve aidiyetin merkeziydi. Türk Dili dergisinde yayımlanan bir çalışmada da yazarın bütün çabasının, yok oluşuna tanıklık ettiği yurdunun tarih sayfalarında kaybolmaması yönünde olduğu vurgulanıyor. ESERLERİNDE KIRIM TATARLARININ TRAJEDİSİNİ ANLATTI Cengiz Dağcı, Türkiye’ye hiç gelmediği halde Türkiye Türkçesiyle kaleme aldığı eserleriyle Kırım Tatar edebiyatının geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. İlk önemli romanlarından “Korkunç Yıllar”, 1956'da yayımlandı. Eser, Dağcı'nın savaş ve esaret deneyimlerinden de izler taşıyan romanlarından biri oldu. İlk redaksiyonu şair Ziya Osman Saba tarafından yapılan eser, yazarın Türkiye'de tanınmasının önünü açtı. Dağcı'nın öne çıkan eserleri arasında “Korkunç Yıllar”, “Yurdunu Kaybeden Adam”, “Onlar da İnsandı”, “Ölüm ve Korku Günleri”, “O Topraklar Bizimdi”, “Dönüş”, “Badem Dalında Asılı Bebekler”, “Anneme Mektuplar” ve “Yoldaşlar” bulunuyor. Yazarın eserlerinde Kırım Tatarlarının yaşadığı toplumsal ve tarihsel kırılmaların yanı sıra vatan, insan, aile, savaş, sürgün ve aidiyet gibi temalar da öne çıktı. Dağcı'nın romanları ve hikâyeleri, Kırım Tatarlarının yaşadığı acıların sonraki kuşaklara aktarılmasında edebî bir hafıza işlevi gördü. “KIRIM'IN HAFIZASI” OLARAK CENGİZ DAĞCI Dağcı'nın eserlerinde Kırım'a duyduğu özlem ve vatanından uzakta yaşamanın bıraktığı izler belirgin biçimde hissedildi. Yazar, hayatının sonuna kadar Kırım'la bağını edebiyat üzerinden sürdürdü. Kırım Tatarlarının yaşadığı tarihsel acıların unutulmaması ve gelecek kuşaklara aktarılması, Dağcı'nın edebiyatındaki temel amaçlardan biri olarak değerlendirildi. Bu yönüyle Dağcı, yalnızca roman yazan bir edebiyatçı değil, Kırım Tatarlarının 20. yüzyıldaki hafızasını eserleriyle kayıt altına alan bir yazar olarak da anıldı. CENGİZ DAĞCI'NIN NAAŞI KIRIM'A GÖTÜRÜLDÜ Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011'de Londra'da hayatını kaybetti. Vefatından 10 gün sonra, 2 Ekim 2011'de naaşı doğup büyüdüğü Kırım'a götürülerek Yalta bölgesindeki Kızıltaş köyünde bulunan Müslüman mezarlığına defnedildi. Dağcı'nın Kırım'a dönüşü, hayatı boyunca eserlerinde özlemini çektiği vatanıyla ölümünden sonra yeniden buluşması olarak değerlendirildi. Kırım Tatarlarının vatan hasretini, yaşadığı acıları ve kimlik mücadelesini eserleriyle Türkiye'ye ve Türk dünyasına taşıyan Cengiz Dağcı, ölümünün 15. yılında da eserleriyle yaşamaya devam ediyor.

Cengiz Dağcı, vefatının 15. yılında Eskişehir’de anılacak Haber

Cengiz Dağcı, vefatının 15. yılında Eskişehir’de anılacak

Eskişehir’de düzenlenecek olan “Vefatının 15. Yılında Kırım’ın Hafızası: Cengiz Dağcı” anma programı, 20 ve 22 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek. Program; Eskişehir Valiliği ve Anadolu Mektebi iş birliğiyle ve Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Eskişehir İl Millî Eğitim Müdürlüğü ve Eskişehir Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin katkılarıyla düzenlenecek. İLK GÜN ESKİŞEHİR GEZİSİNİN ARDINDAN FATMA BALCI DOĞAN İLE SÖYLEŞİ YAPILACAK Ziyaretçiler, Ali Güven Anadolu Lisesi Otelcilik ve Uygulama Oteline 20 Eylül’de saat 12.00’de giriş yaparken, saat 13.30 ve 17.30 arasında Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce verilen rehberlik hizmeti ile Eskişehir’in kültürel ve tarihî alanlarını ziyaret etme fırsatı bulacak. Saat 18.00’deki akşam yemeğinin ardından, saat 19.15 ile 20.00 arası protokol katılımıyla bir tanışma toplantısı tertip edilirken saat 20.30’da ise eğitimci ve yazar Fatma Balcı Doğan ile “Sürgünün İhtiyar Kökü: Cengiz Dağcı” temalı bir söyleşi yapılacak. PROGRAMDA ANKARA TÜRK DÜNYASI MÜZİK VE DANS TOPLULUĞU SAHNE ALACAK Etkinliğinin açılış paneli, 21 Eylül’de oteldeki kahvaltının ardından Eti Sosyal Bilimler Lisesinde saat 10.00’da başlayacak. Prof. Dr. Gökhan Tunç, açılış panelinde değerlendirme konuşmacısı olarak yer alacak. Saat 12.30’daki öğle yemeğinin ardından saat 14.00 ile 15.30 arasında düzenlenecek olan 2. ve 3. genel panel, sırasıyla Cemal Mümtaz Sosyal Bilimler Lisesi ve Hacı Süleyman Çakır Anadolu Lisesinde tertip edilecek. Panellerde sırasıyla Dr. İsmail Alperen Biçer ve Prof. Dr. Eylem Dereli değerlendirme konuşmacısı olacak. Saat 16.30’da ise Ali Güven Anadolu Lisesi Otelcilik ve Uygulama Otelinde Prof. Dr. Nedim Ünal ile Cengiz Dağcı üzerine söyleşi yapılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Türk Dünyası Müzik ve Dans Topluluğu Konseri ise aynı gün, saat 18.00’deki akşam yemeğinin ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Salonu’nda saat 19.30’da seyirciyle buluşacak. KAPANIŞ PANELİ, PROGRAMIN SON GÜNÜNDE GERÇEKLEŞTİRİLECEK Program, 22 Eylül’de Eti Sosyal Bilimler Lisesinde saat 10.00’da gerçekleştirilecek olan kapanış paneli ile sona erecek. Panelde değerlendirme konuşmacısı olarak Prof. Dr. Selçuk Atay yer alacak. Saat 14.00 ve 17.00 arasında ise Eskişehir İl Millî Eğitim Müdürü, Eskişehir İl Koordinatörü ve idareci katılımcıların yanı sıra danışman öğretmenler Prof. Dr. Selçuk Atay ve Atilla Yaramış tarafından “Anadolu Mektebi Öğretmeni Olmak” başlıklı bir toplantı düzenlenecek.

Kırım’ın ebedi sesi 107 yaşında: Cengiz Dağcı’nın hafızası geleceğe ışık tutuyor Haber

Kırım’ın ebedi sesi 107 yaşında: Cengiz Dağcı’nın hafızası geleceğe ışık tutuyor

Kırım Tatar halkının yaşadığı trajedileri, sürgünleri ve var olma mücadelesini dünya edebiyatına kazıyan ünlü Kırım Tatar roman yazarı Cengiz Dağcı, bugün 107. yaş gününde anılıyor. Hiç görmediği Türkiye’nin Türkçesiyle Kırım’ın ruhunu yazan Dağcı, geride bıraktığı 30’a yakın eserle bir halkın "hafızası" olmaya devam ediyor. “Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azer diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Deniz parçalanamaz.” diyen usta yazarı, Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak bir kez daha saygı ve rahmetle anıyoruz. CENGİZ DAĞCI KİMDİR? Kırım Tatar edebiyatının dev çınarı Cengiz Dağcı, bugün 107 yıl önce Yalta’nın huzurlu Gurzuf kasabasında hayata gözlerini açtı. Ancak onun yaşam öyküsü, sadece bir yazarın biyografisi değil; aynı zamanda bir halkın parçalanmış tarihinin, savaşın ve bitmek bilmeyen vatan hasretinin de özeti niteliğinde. Cengiz Dağcı’yı dünya edebiyatında eşsiz kılan en büyük özellik, Türkiye’ye hiç ayak basmamış olmasına rağmen eserlerini İstanbul Türkçesi ile kaleme almasıydı. Kitaplarının ilk redaksiyonunu büyük şair Ziya Osman Saba’nın yapması, onun Türk edebiyatı ile olan kopmaz bağının en büyük nişanesi oldu. Dağcı, seçtiği bu dil ile Kırım’daki Türk varlığını Anadolu’ya ve tüm dünyaya tanıtan sessiz bir köprü kurdu. KIRIM'IN HAFIZASI OLDU Yazarın kalemine yön veren en büyük güç, Kırım’ın hafızasını diri tutma misyonuydu. 1941 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle Ukrayna cephesinde Almanlara esir düşen Dağcı, savaşın yıkımını bizzat yaşadı. 1946’da Londra’ya yerleştikten sonra ömrünün sonuna kadar orada kalsa da, ruhu daima Gurzuf’un kıyılarında ve Akmescit’in sokaklarında dolaştı. Onun için yazmak, bir halkın kültürel ve ahlaki bağlarının koparılmasına karşı verilen bir direnişti. "Korkunç Yıllar"dan "Yurdunu Kaybeden Adam"a kadar her eserinde, Kırım Tatarlarının tarihe nasıl meydan okuduğunu anlattı. VATANA EBEDİ DÖNÜŞ Hayatı boyunca gurbetin soğuk nefesini hisseden Dağcı, sağlığında çok sevdiği vatanına dönemedi. Ancak vasiyeti, öldükten sonra gerçekleşti. 2011 yılında Londra’da vefat eden usta yazarın naaşı, Türkiye ve Ukrayna’nın diplomatik çabalarıyla Kırım’a getirildi. Atalarının toprağı olan Yalta bölgesindeki Kızıltaş köyüne defnedilen Dağcı, ebedi uykusuna hasretini çektiği toprakların bağrında daldı. CENGİZ DAĞCI’NIN ESERLERİ Cengiz Dağcı’nın Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağladığı ve önemli eserleri arasında "Yoldaşlar", "Anneme Mektuplar", "Onlar da insandı", "Badem Dalına Asılı Bebekler", "Yurdunu Kaybeden Adam", "Korkunç Yıllar" adlı eserler yer alıyor. Cengiz Dağcı’nın eserleri bugün sadece kütüphanelerde değil, beyaz perdede de yaşamaya devam ediyor. Eserleri, belgesellere (Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Türkler, 2005), çeşitli film (Kırımlı, 2014) ve dizi uyarlamalarına (Yurdumda Ölmek İstiyorum-‘Onlar da insandı’ uyarlaması-1993) konu oldu.

Melek Maksudoğlu: Cengiz Dağcı, aslında ruhunu hiç Kırım’dan çıkarmamıştı Haber

Melek Maksudoğlu: Cengiz Dağcı, aslında ruhunu hiç Kırım’dan çıkarmamıştı

Ünlü Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı’yı yakından tanımış olan Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Melek Maksudoğlu, Dağcı’nın 107. doğum günü vesilesiyle Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Maksudoğlu, 2. Dünya Savaşı'nın Dağcı'nın gündelik yaşamı ve psikolojisi üzerine etkileri ile Dağcı'nın yazarlık disiplini üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. LONDRA PADDINGTON İSTASYONU VE KİMSESİZLİK 2. Dünya Savaşı’nın Dağcı’nın üzerindeki etkisi üzerine konuşan Maksudoğlu, Dağcı’nın hayatının savaşın savurduğu bir mülteciden dünya çapında bir yazar olmaya uzanan zorlu bir yolculuk olduğunu belirtti. 2. Dünya Savaşı’nın yıkımı, esaret yılları ve Kırım’dan kopuşun ardından Dağcı’nın hayatının tamamını sürgün psikolojisi içinde geçirdiğini dile getiren Maksudoğlu, Dağcı’nın 1946’dan 2011’deki vefatına kadar yaşadığı Londra yıllarının kendisinin hem insan hem yazar kimliğini derinden belirlediğini kaydederek “Ekim 1946’da İtalya’dan İngiltere’ye gelen Dağcı, İskoçya’daki kamplardan sonra Londra’ya Paddington İstasyonu’ndan giriş yapar. Yanında eşi Regina ve altı aylık kızı Arzu-Ursula vardır. Cebinde sadece eşinin yakut yüzüğünün parası, kalbinde ise derin bir belirsizlik. Tek bir ümidi ve hayali vardır, Ak topraklara yani Türkiye'ye gidebilmek. Bu sebeple, Londra'ya gelir gelmez Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğunun yolunu tutar ancak bir davet mektubu olmadığı için talebi reddedilir. Yaşadığı o büyük çaresizlik, aslında Türk edebiyatı için bir dönüm noktasıdır çünkü o gün gidememesi, onun Londra’da kalıp Kırım’ın sesini tüm dünyaya duyuracak eserlerini yazmasına vesile olacaktır.” ifadelerini kullandı. DAĞCI’NIN GÜNLÜK HAYATINDA SAVAŞIN GÖLGESİ HEP VARDI 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet ordusunda cepheye gönderilen ve kısa süre sonra Almanlara esir düşen Dağcı’nın savaşın travmasını ömrü boyunca taşıdığını beyan eden Maksudoğlu, Dağcı’nın savaş sonrası Londra’da mülteci olarak başladığı hayatında en temel kaygısının ailesini geçindirmek olduğunu, İskoçya’daki kamplardan Londra sokaklarına kadar uzanan süreçte de bir beşik alabilmek için çiftlikte çalışmayı göze alacak kadar ağır bir yokluk yaşadığını dile getirdi. Maksudoğlu, Dağcı’nın hayata tutunmak için Londra’nın Soho semtinde bir Kıbrıslı Türk’ün lokantasında bulaşıkçı olarak işe başladığını, lokantanın yoğunluğunda kendi titiz yöntemiyle çalışırken ise beyninde "Korkunç Yıllar" romanını kurguladığını belirterek “Bu deneyimler, onun günlük yaşamında sade, tutumlu ve temkinli bir karakter geliştirmesine neden oldu. Hayatını ‘muğlak’ olarak nitelendiren Dağcı için gelecek, hiçbir zaman bütünüyle güvenli bir alan olmadı.” dedi. Öte yandan 1946 yılından 2011 yılına kadar Londra’da yaşayan Dağcı’nın hayatının fiziksel bir özgürlük ile ruhsal bir hapislik arasında geçtiğini belirten Maksudoğlu, “Eğer Cengiz Dağcı’nın Londra’daki psikolojisini bir cümle ile özetlemem gerekirse: ‘O, Londra’da hürdü ama vatandan uzakta, başka bir vatandaydı. Kalbi vatan için atan bir özgürlüktü bu.’” dedi. DAĞCI HASSAS, DERİN VE İÇE DÖNÜK BİR KİŞİLİKTİ Maksudoğlu, eserlerinde son derece duygusal bir dil kullanan Dağcı’nın yakın çevresine gösterdiği kişiliği hususunda, kendisini yakından tanıyanların psikolojisinde iki yönlü bir etki olduğunun farkında olduğunu belirtti. Söz konusu iki yönlü etkiyi, Dağcı’nın dış dünyaya karşı mesafeli ama iç dünyasında son derece yoğun ve üretken bir ruh hâli içerisinde olması şeklinde tanımlayan ve eserlerindeki trajik ve duygusal tonun, Dağcı’nın özel hayatındaki nezaketiyle birebir örtüştüğünü dile getiren Maksudoğlu, “Benim gözlemlediğim ve kendisini ziyaret edenlerin şahitliğine göre Cengiz Dağcı, her misafirini kapıda içten bir gülümsemeyle, gülünce tamamen yok olan sevimli gözleriyle karşılar ve misafirinin elinden tutarak içeri alırdı.” dedi. Maksudoğlu, Dağcı’nın eserlerindeki duyarlılığın özel hayatında da belirgin olduğunu, yakın çevresine karşı ise ağırbaşlı, mütevazı ve ince ruhlu olduğunu belirterek “Kırım’dan söz edildiğinde ses tonu değişir, yüz ifadesi yumuşar, gözlerinin içi gülerdi; bazen hüzünlü, bazen mutlu. Mesela, o zamanlar bebek olan oğlumla ziyarete gittiğimde ismini sormuştu. Ömer dediğimde, ‘Bizde yaygındır bu isim… Acaba hâlâ Kırım’daki Tatarlarımız bu ismi veriyorlar mı?’ diye sorması, onun hafızayla yaşayan bir insan olduğunu gösterir. En küçük ayrıntı bile onu Kırım’a götürüyordu. Fulham Road’daki restoranlı evlerinde, alt katta geçim mücadelesi sürerken üst katta daktilo sesi yükseliyordu. Evin yakınındaki Chelsea F.C. ve stadı Stamford Bridge, gündelik Londra hayatının parçası olsa da onun asıl dünyası hep Kırım’dı.” şeklinde konuştu. Bununla birlikte, “1956’da Earl's Court tube station (Londra’da bir metro istasyonu) yakınında Sovyet Kızıl Ordu mensuplarına karşı tek başına yaptığı protestonun ise onun duygusal olduğu kadar cesur bir karaktere de sahip olduğunu ortaya koyduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullanan Maksudoğlu, o zamanlar Dağcı’nın eşi Regina’nın çok endişelendiğini de belirtti. DAĞCI’NIN YAZARLIK DİSİPLİNİ, KELİMENİN TAM ANLAMIYLA BİR FEDAKÂRLIKTI Dağcı’nın yazarlık disiplini hususunda ise Dağcı için yazmanın bir meslekten öte varoluş biçimi olduğunu vurgulayan Maksudoğlu, Dağcı’nın restoranda çalıştığı yoğun günlerde bile fırsat bulduğu her an üst kata çıkıp yazı yazdığını, kimi zaman on beş dakikalık aralarda bile daktilonun başına geçtiğini ifade etti. Maksudoğlu, Dağcı’nın yazı yönteminin büyük ölçüde hafızaya dayandığını belirterek “Savaş yıllarında yaşadıkları, esaret kampları ve Kırım köyleri, romanlarının ana malzemesini oluşturdu. Özellikle ‘Korkunç Yıllar’ gibi eserlerinde, yaşadıklarını doğrudan edebiyata dönüştürdü. Her yıl tatil için gittikleri Bournemouth’a bile daktilosunu götürmesi, yazının onun için kesintisiz bir sorumluluk olduğunu gösteriyor.” değerlendirmesini yaptı. Ayrıca Maksudoğlu, Dağcı’nın Londra’nın West End bölgesinde tiyatro izlemeyi sevse de hayatının merkezinde hep yazı olduğunun altını çizerek şu ifadelere yer verdi: “Son olarak şunları eklemek isterim, hiç pasaportu olmadan bir mülteci olarak sığındığı Londra’da ömrünü tamamlayan Cengiz Dağcı, aslında ruhunu hiç Kırım’dan çıkarmamıştı. 2011’de vefat eden Cengiz Dağcı’nın cenazesi benim pasaportuma işlenerek ömrü boyunca özlemini çektiği vatan Kırım’a, Gurzuf’a, dönemediği topraklara kavuşmuştur.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.