SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dede Korkut

QHA - Kırım Haber Ajansı - Dede Korkut haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dede Korkut haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Azerbaycan müziğinin kraliçesi Nuriye Hüseynova: SSCB döneminde dedemle gizlice Türk radyosu dinlerdik Haber

Azerbaycan müziğinin kraliçesi Nuriye Hüseynova: SSCB döneminde dedemle gizlice Türk radyosu dinlerdik

Azerbaycan halk ve klasik müziğini gururla temsil eden, kadife sesi ve vakur duruşuyla "Muğamın Kraliçesi" olarak anılan, Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsü bünyesinde faaliyet gösteren Dede Korkut Ansamblı Başkanı Nuriye Hüseynova, Kırım Haber Ajansının sorularını yanıtladı. Nahçıvan'ın Ordubad bölgesinden Bakü'nün dev sahnelerine, oradan da ABD'den Fransa'ya uzanan uluslararası konser deneyimlerine kadar uzanan başarı öyküsünü paylaşan Hüseynova, sanat yolculuğunu, Türk dünyasına bakışını ve geleneksel müziğin geleceğine dair düşüncelerini anlattı. Nahçıvan’ın Ordubad bölgesine bağlı Anakurt köyünde büyüyen sanatçı, annesinin Azerbaycan klasik eserleri söylediğini, dedesinin ise tar çaldığını anlatarak müziğin hayatındaki yerini şu sözlerle dile getirdi: Evimizde sürekli müzik vardı. Annem yemek yaparken bile Azerbaycan klasik eserlerini söylerdi. Müziğe olan sevgim ve muğama olan bağlılığım çocukluk yıllarımda başladı. Küçük yaşta katıldığı bir festivalde birincilik elde etmesinin ardından Bakü’ye geldiğini kaydeden Hüseynova, burada Azerbaycan’ın önemli sanat insanlarıyla tanışarak profesyonel sanat yolculuğuna adım attığını belirtti. “DEDEM GECELERİ TÜRKİYE’NİN SESİNİ DİNLERDİ” Çocukluk anılarında Türkiye’nin özel bir yere sahip olduğunu söyleyen Hüseynova, Sovyet döneminde dedesinin geceleri radyodan “Türkiye’nin Sesi” yayınlarını dinlediğini anlattı. Türk sanat müziği ve halk türkülerinin kendisini küçük yaşlarda etkilediğini ifade eden sanatçı, dedesinin Türk dünyasına duyduğu sevginin kendi kültürel bakışını da şekillendirdiğini dile getirerek şöyle konuştu: Özellikle dedemin çok büyük bir etkisi oldu. Çocukken ninem ve dedemle çok vakit geçirirdim. O dönem Sovyetler zamanındaydı. Dedemin eski bir radyosu vardı. Gece saat iki-üç olduğunda radyosunu açar, sürekli Türkiye’nin Sesini arardı. O kadar uğraşırdı ki dalgalar birbirine karışırdı ama o yine de Türkiye’nin sesini bulurdu. Türk sanat müziğini, Türk folklorunu ve türküleri dinlerdi. Ben de yanında oturur, onunla birlikte dinlerdim. Dedem bazen radyoya başını yaslayıp ağlardı. Ben küçükken ona “Dede, neden ağlıyorsun?” diye sorardım. O ise Türk dünyasına, Türk sanatına büyük bir sevgiyle bağlıydı. O yıllarda Türk sanat müziğine, Türk folkloruna ve Türk tarihine olan sevgim böyle başladı. Daha sonra aldığım eğitim bu sevgiyi profesyonel bir sanat yoluna dönüştürdü. Konservatuvar eğitiminin ardından hem eğitim hayatını hem sanat kariyerini birlikte sürdürdüğünü belirten Hüseynova, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Karabağ Savaşı’nın başladığı dönemde kültürel alanda önemli boşluklar oluştuğunu söyledi. Bu süreçte muğam eğitimi vermeye başladığını aktaran sanatçı, daha sonra eski müzik enstrümanları ansamblında solist olarak görev aldığını belirtti. 2014 yılında Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsü bünyesindeki folklor ansamblının başına getirildiğini kaydeden Hüseynova, bu topluluğun daha sonra “Dede Korkut" adını aldığını söyledi. Sanatçı, en önemli hedefinin Türk dünyasının ortak müzik mirasını koruyarak gelecek nesillere aktarmak olduğunu vurguladı. UNESCO VE TÜRKSOY SAHNESİNDE AZERBAYCAN MÜZİĞİ UNESCO ve TÜRKSOY kapsamında birçok ülkede konser verdiğini belirten Hüseynova, muğam sanatının artık dünya çapında tanındığını söyledi. ABD, Fransa, Almanya, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Tataristan’da sahne aldığını ifade eden sanatçı, muğamın evrensel bir dil olduğunu her konserde yeniden gördüğünü dile getirdi. “TÜRK HALKLARI BÜYÜK BİR AİLEDİR” Kırım Tatar müziğinin de Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunu belirten Hüseynova, Azerbaycan, Kırım, Kerkük, Özbek, Kazak, Kırgız, Uygur ve Tatar müziklerinin ortak kültürel mirası oluşturduğunu söyleyerek, "Türk halkları aslında büyük bir ailedir: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Uygurlar, Kırım Tatarları… Kültür insanları birleştirir ve biz bu bağı güçlendirmeliyiz." dedi. Bu kültürlerin birlikte sahnelenmesinin önemine dikkat çeken sanatçı, son yıllarda Azerbaycan’da Türk dünyasının ortak müzik mirasına yönelik önemli projelerin hayata geçirildiğini ifade etti. GENÇ SANATÇILARA MESAJ: “KÖKLERİNİZİ UNUTMAYIN” Genç sanatçılara tavsiyelerde bulunan Hüseynova, sanatın yalnızca teknik değil aynı zamanda karakter meselesi olduğunu söyledi. Kendi milletini, kültürünü ve bayrağını seven insanların evrensel değerlere de saygı duyacağını belirten sanatçı, gerçek sanatçının hem köklerine bağlı hem de dünyaya açık olması gerektiğini vurguladı.

Doç. Dr. İkram Çınar: Kırım Türkleri her durumda ayakta kalmanın yollarını bulmuştur Haber

Doç. Dr. İkram Çınar: Kırım Türkleri her durumda ayakta kalmanın yollarını bulmuştur

Kafkas Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İkram Çınar, Türk dünyasında kimlik, kültür ve eğitim ilişkisini Kırım Haber Ajansına (QHA) anlattı. Ahıska Türklerinin kimlik mücadelesini ve Kırım Tatarlarının kültürel direncini ele alan Doç. Dr. Çınar, ayrıca üzerinde çalışmalar yürüttüğü Türk dünyası etnopedagojisi kavramını açıkladı. “İNSAN KENDİ KENDİNE MANKURTLAŞMAZ, BİRİSİ TARAFINDAN MANKURTLAŞTIRILIR” Eğitim politikaları üzerinde araştırmalar ve yayınlar yapan Doç. Dr. İkram Çınar, son yıllarda etnopedagojiye odaklandığını ve Ahıska Türklerinin etnopedagojisinden sonra çerçeveyi genişleterek Türk dünyası etnopedagojisi üzerine de çalıştığını kaydetti. Eserlerinde sıkça ele aldığı konulardan olan “mankurtlaşma” kavramını Cengiz Aytmatov’dan öğrendiğini belirten Doç. Dr. Çınar, “Onun anlattığı mankurtlaştırma işleminin Türkiye’de ve birçok ülkede yürütüldüğünü fark ettim. Mankurtlaştırma, eğitim ve kültür politikalarıyla binlerce yılda oluşan ve bireylere aktarılması gereken insanî değerleri ortadan kaldırmaya çalışmak, bireyi kendi tarih ve kültüründen koparmak hatta ona düşman yapmaktır. Mankurtlaştırma, insan onuruna ters düşen ve insanlık suçu sayılması gereken bir eylem. İnsan kendi kendine mankurtlaşmaz, birisi tarafından mankurtlaştırılır. Mankurt, bir kurban olmasına rağmen mazlum değildir. Türk dünyasında modernleşmenin, siyasal rejim ve ideolojik saplantıların yol açtığı olumsuzluklar vardır. Bunlar zamanla kendi yoluna girecektir.” değerlendirmesinde bulundu. “EĞİTİMLİ OLMASALARDI O SÜPER DEVLETLERİ KURUP AYAKTA TUTAMAZLARDI” Mankurtlaştırma üzerine çalışmaları sonrasında mankurtlaştırmayan eğitim nasıl olmalıdır soruna cevap ararken etnopedagoji kavramıyla karşılaştığını belirten Çınar, “Etnopedagoji, bir toplumun geleneksel çocuk terbiyesi bilgisidir. Aileler ve toplum, binlerce yılın tecrübesi ile çocuk yetiştirmektedir. Okul olmadan önce de çocuklar ailede, akrabalar arasında ve toplum içinde terbiye edilirdi. Hunları, Selçuklu ve diğer onlarca Türk devletini kuran ve güçlü tutanlar okul yüzü görmemişti ama eğitimliydiler. Eğitimli olmasalardı o süper devletleri kurup ayakta tutamazlardı. Sözlü kültüre dayalı bir bilgelik vardı. Eğitimi aile ve toplumdan alıyorlardı. Eğitim malzemesi masallar, atasözleri oyunlar vb. milli kültür ürünleriydi.” dedi. “EN BAŞA DEDE KORKUT’UN ADINI YAZMALIYIZ” Günümüzde eğitimin, millî olması ve millî etnopedagojiye dayanmasıyla mümkün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Çınar, “Bir toplumun çocuğunu milli kültürle eğitmesi etnopedagoji, yetişkinlerini kendi kültürüyle eğitmesi ise etnoangragojiye dayalı olmalıdır.” ifadelerini kullandı. Eğitimin beşikten mezara kadar sürdüğünü anımsatan Çınar, şöyle devam etti: İnsanlar, çocukken edindikleri etnopedagojik bilgi üzerine yetişkinliklerinde de eğitilmeye devam eder. Bunu da etnoandragoji olarak adlandırdım yani belli bir toplumun yetişkinlerini hayat boyu eğitmesi. Halk ozanlarımız aynı zamanda etnoandragoglarımızdır. En başa Dede Korkut’un adını yazmalıyız. Günümüzde küreselleşmenin etkisiyle ortaya çıkan uluslararasılaşma millî kültürlere zarar veriyor. Toplumlar buna karşı eğitim ve kültür politikalarında millî özelliklerini öne çıkarıyorlar. Bu da etnopedagojiyle ilgilenmeyi gerektiriyor. Etnopedagoji açısından değerlendireceğimiz çok zengin millî kültür varlıklarımız vardır. “ATABEK YURDU, TÜRK DÜNYASININ KÖPRÜSÜDÜR” Doç. Dr. İkram Çınar, QHA’nın “Atabek Yurdu kitabınızda Türk tarihinin pek değinilmeyen tarihsel-kültürel yönüne ışık tutuyorsunuz. Peki, Atabek Yurdu neresidir? Türk tarihi için önemi nedir?” sorusunu ise şu şekilde yanıtladı: Atabek Yurdu, Kuzeydoğu Anadolu’da yer alan Ahıska merkezli tarihi bir beyliğe verilen addır. 1267’de İlhanlı Hükümdarı Abaka Han zamanında Posof’un Caksu Kalesi’nde bir atabeklik kurulmuştur. Bu atabeklik şimdiki Ardahan, Kars, Artvin, Ahıska, Erzurum’un kuzeyinden Bayburt’a kadar olan bölgedir. Bir beylik olarak İlhanlılar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safevilerle birlikte yaşadıktan sonra 1578’de Çıldır Savaşıyla Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştır. Uzun yıllar bir arada yaşadığı için ortak bir kültür geliştirmiş, Akkoyunlu Devleti’ne bağlıyken toplum etnogenezini tamamlamış gibidir. 1829 Edirne Antlaşması ile atabekliğin merkezi olan Ahıska Rusya’ya bırakılmış ve o günden beri bölgeden huzursuzluk eksik olmamıştır. Atabek Yurdu’nun büyük kısmı Türkiye’de olmakla birlikte Ahıska civarı dışarıda kalmış ve kardeşlerimiz zulme uğramıştır. 1944’te etnik temizlik amacıyla sürgün edilmişlerdir. Aynı yıl Kırım Türkleri de sürgüne gönderilmişti. Kader ortağıdırlar. Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’da Kırım ve Ahıska Türkleri kardeşçe yaşamış, birbirini iyi anlayan insanlardır. Atabek Yurdu, tarihi Türk yurdudur. Ahıska uğruna tarihte büyük savaşlar yaptık ve çok kanımız aktı. Atabek Yurdu, Türk dünyasının köprüsüdür. “AHISKA TÜRKLERİ SIRF TÜRK OLDUKLARI İÇİN KORKUNÇ BİR ZULÜMLE KARŞILAŞMIŞ, BÜYÜK KAYIPLAR VERMİŞTİR” Kendisinin de tüm Ahıskalılar gibi bir Atabek Yurtlu olduğunu kaydeden Çınar, Ahıska Türklerinin karşılaştığı kimlik sorunlarına ilişkin olarak, “İnsanlık idealleri ve evrensel değerler açısından bakıldığında Ahıska Türkleri sırf Türk oldukları için korkunç bir zulümle karşılaşmış, büyük kayıplar vermiştir. Üstelik sürgünü henüz durduramamışızdır. Toplum, yaşadığı travmayla baş başadır. Ahıska Türkleri hâlâ vatanları olan Ahıska’ya dönememiştir. Bu adaletsizlik kabul edilebilir değildir. Gürcistan bu sorunu çözmek zorundadır. Sorumluluğu Sovyetler Birliği’ne ve Stalin’e yükleyerek konu kapatılamaz. Stalin artık yok öyleyse Stalin politikasını sürdürmenin gereği de yoktur. Türkiye ile Gürcistan iyi ilişkiler içinde olması gereken iki komşudur. İlişkilerimiz iyidir ama Ahıska Türklerinin trajedisi onurlu ve adil biçimde çözülmediği sürece bu iyi ilişkiler sürdürülebilir olmayacaktır. Türk milleti buna seyirci kalmaz.” şeklinde konuştu. Ahıska Türklerinin günümüzde dokuz ayrı ülkede küçük gruplar halinde yaşadığına dikkat çeken Çınar, “Şimdiye kadar kimliklerini koruma hususunda büyük titizlik göstermişlerdir ancak mikro azınlık haline geldikleri yerlerde kültürlerini geliştirme yönünden ciddi sıkıntı yaşamaktadırlar. Ahıska Türkü olma bilinçleri ve vatana dönme idealleri onları bir dava sahibi yapmıştır. Ancak sürekli göçmen olmaktan kaynaklanan durumdan ötürü bulundukları yerlerde hep en alttan ve sıfırdan başlamak onları yıpratmakta ve davalarına daha azimli biçimde bağlanmaktan alıkoymaktadır.” değerlendirmesinde bulundu. “KIRIM TÜRKLERİ SIKINTILARLA BAŞA ÇIKMA VE HER DURUMDA AYAKTA KALMANIN YOLLARINI BULMUŞTUR” “Araştırma ve gözlemlerim Ahıska Türkleri ile Kırım Türkleri arasında başta etnopsikoloji olmak üzere kültürel özellikler bakımından diğer Türk boylarından daha fazla ortak noktalarının olduğunu gösterdi.” diyen Doç. Dr. İkram Çınar, şu bilgileri paylaştı: 19. yüzyıl kaynakları Kırım ile Atabek Yurdu arasında yoğun ilişkilerin olduğunu gösteriyor. Kırım Türkleri de son yüzyıllarda büyük acılar çekmiştir ve halen çekmektedir. Ancak Kırım Türkleri bu sıkıntılarla başa çıkma ve her durumda ayakta kalmanın yollarını bulmuştur. Tarihlerini ve yaşadıklarını, kültür ve değerlerini edebiyat, sinema, internet ve medya aracılığıyla genç kuşaklara ve vicdanlı insanlara anlatmakta ve kültürel varlıklarını sürdürmektedirler. Kültürel varlıkları toplum bütünlüğü içinde güvenceye alınabilir. Bir yolunu bulup Kırım Türklerinin tarihi vatanlarında toplanmaları sağlanmalıdır. Ahıska Türklerinin Kırımlı kardeşlerinin örgütlenme ve kültürel üretim biçimlerinden öğrenmesi gerekenler vardır. “ORTAK ALFABEYİ KULLANMAK, ORTAK TÜRKÇE SÖZLÜK HAZIRLAMAK GİBİ İVEDİLİKLE YAPILMASI GEREKEN İŞLER VAR” Türk dünyasında ortak bir eğitim vizyonu, ortak bir müfredat oluşturmanın mümkün olup olmadığı sorusunu ise, “Eğitimde birtakım ortaklıklarımızın olması gerekir çünkü ortak dil ve kültürümüz, ortak bir tarihimiz var. Kardeşiz. Bu kardeşliği sürdürmek ve fayda sağlamak için el birliği içinde ve dayanışma halinde olmamız gerekir. Bunu, eğitim yoluyla çocuklara öğreterek başarabiliriz. Her ülkenin kendine özgü şartları vardır. Her şeyiyle aynı müfredatı uygulamak doğru olmaz. Ancak bazı ortaklıklar olmalıdır. Ortak tarihimizi çocuklarımıza ders çıkarmış biçimde öğretmeliyiz. Emir Timur ile Yıldırım Bayezid arasındaki Ankara Savaşı’nı ya da Çaldıran Savaşı’nı yeni bir bakışla yorumlamalı, kardeş kavgasının yol açtığı trajediyi anlatmalıyız. Ortak alfabeyi kullanmak, ortak Türkçe sözlük hazırlamak gibi ivedilikle yapılması gereken işler vardır. Henüz Kazakistan ve Kırgızistan alfabelerini değiştirmedi. Çin işgalindeki Doğu Türkistan Uygurlarında bu konuda bir çalışma da yok. Konuşurken birbirimizi anlayabiliyoruz ama yazdıklarını hepimiz okuyamıyoruz.” şeklinde yanıtladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.