SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Edebiyat

QHA - Kırım Haber Ajansı - Edebiyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Edebiyat haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Azerbaycanlı şair ve bilim insanı Prof. Dr. Abdullayeva: Kırım ortak hikâyemizin önemli sayfalarından biridir Haber

Azerbaycanlı şair ve bilim insanı Prof. Dr. Abdullayeva: Kırım ortak hikâyemizin önemli sayfalarından biridir

İktisat alanındaki akademik kariyeri ile edebiyat dünyasındaki şair ve söz yazarı kimliğini bir arada sürdüren Prof. Dr. Resmiyye Sabir Abdullayeva (Rəsmiyyə Abdullayeva); bilim ve sanat ilişkisi, şairlerin toplumsal sorumlulukları ile Türk dünyası arasındaki edebî köprüler hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. Bilim insanlığı ile şair kimliğini bir arada yürütmenin kendisi için iki farklı dünyadan çok bir yaşam biçimi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Resmiyye Abdullayeva, şiirin kendisi için huzur ve teselli kaynağı olduğunu belirtirken, Türk dünyasının ortak edebî mirasının genç kuşaklar tarafından yeniden yorumlanması gerektiğini vurguladı. Azerbaycan Mimarlık ve İnşaat Üniversitesinde eğitim alan Abdullayeva, 2006 yılında iktisat alanında doktora derecesini, 2009 yılında doçent, 2025 yılında profesör ünvanını aldı. Halen Azerbaycan Cumhuriyeti Bilim ve Eğitim Bakanlığı Ekonomi Enstitüsünde “Kapsayıcı Sosyal Kalkınma” Bölüm Başkanı olarak görev yapan ve Türk Dilli Devletler Ekonomistler Kamu Birliğinin başkanlığını yürüten Prof. Dr. Abdullayeva, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Yönetimi Akademisinde de yarı zamanlı profesör olarak çalışıyor. 177 bilimsel eserin yazarı olan Abdullayeva, 40’tan fazla uluslararası konferans ve sempozyumda bildiri sundu. “BEN ŞAİR DOĞDUM, İKTİSATÇI OLDUM” Bilim ile şiir arasındaki ilişkiyi değerlendiren Abdullayeva, iki alanı da çok sevdiğini ve ikisinin yaşam tarzına dönüştüğünü söyledi. Abdullayeva, “Ben şair doğdum, iktisatçı oldum” diyerek çocukluk hayalinin bilim insanı olmak olduğunu ve bu hayalini gerçekleştirdiğini anlattı. İktisat ile şiirin kendisi açısından farklı işlevleri olduğunu belirten Abdullayeva, “İktisattan yorulduğumda huzuru şiirde buluyorum. Söz beni teselli ediyor” dedi. Şiir ve sözün kendisi için kutsal olduğunu ifade eden Abdullayeva, iki farklı alanda başarılı bir şekilde faaliyet göstermenin zor ancak mümkün olduğunu dile getirdi. “ŞİİRİMİN KIRMIZI ÇİZGİSİ KEDERDİR” İnsanı şiir yazmaya yönelten tek bir duygu bulunmadığını söyleyen Abdullayeva, aşk acısı, dertler, acılar ve dünyayı anlamaya çalışma gibi birçok unsurun şiire kaynaklık ettiğini; en güzel şiirlerin büyük acılardan doğduğunu belirtti. Kendi şiirlerinde de kederin önemli bir yere sahip olduğunu belirten Abdullayeva, vatan, anne ve toprak temalarının geniş yer tuttuğunu, ancak şiirinin “kırmızı çizgisinin keder” olduğunu ifade etti. Şairin çevresindeki olaylardan diğer insanlara göre daha derin biçimde etkilenebildiğini söyleyen Abdullayeva, şair olarak doğduğu için Allah’a şükrettiğini dile getirdi. “ESER ARTIK SENİN OLMAKTAN ÇIKAR” Sözleri bestelenerek geniş kitlelere ulaşan bir şair açısından bunun nasıl bir duygu olduğu sorusunu da yanıtlayan Abdullayeva, bunun muhteşem bir duygu olduğunu belirterek şunları kaydetti: O eser artık senin olmaktan çıkar ve milyonların sevgilisi haline gelir. İnsanlar senin eserlerinle manevi olarak beslenirler. Bundan daha güzel ne olabilir? Bir eserin milyonlarca insan tarafından sevilmesinin bir yazar için en büyük servet olduğunu belirten Abdullayeva, kısa süre önce yaşadığı bir anıyı da anlattı. Kızıyla birlikte S. Vurgun adlı Yaratıcılık ve Dinlenme Merkezi’nde bulunduğu sırada, restoranda sözlerini yazdığı “Unutdun” adlı şarkının seslendirildiğini belirten Abdullayeva, şarkıcıya söz yazarının orada olduğunu söyleyerek teşekkür ettiğini aktardı. Abdullayeva, genç şarkıcı İslam Alizade’nin kendisine tarihe geçecek anlar yaşadığını söylediğini belirterek bunun bir yazar için mutluluk olduğunu ifade etti. TÜRK DÜNYASI EDEBİYATI İÇİN “KÖPRÜ” VURGUSU "Dünya Genç Türk Yazarlar Birliyi" isimli STK'nın kuruluşunda da yer alan Abdullayeva, Türk dünyasının edebiyatçılarını birbirine bağlayan ortak edebî ve kültürel alanın geçmişe kıyasla daha güçlü olduğunu, ancak olması gereken seviyede bulunmadığını söyledi. Azerbaycan, Türkiye, Kırım, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve diğer kardeş coğrafyaların birbirinden öğrenecek çok şeyi bulunduğunu belirten Abdullayeva, ortak edebî alanın yalnızca toplantılar, festivaller ve karşılıklı ziyaretlerle sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti. Eserlerin birbirine çevrilmesi, genç yazarların ortak projelerde buluşması, dergi ve yayınevlerinin daha geniş bir dolaşım ağı oluşturması gerektiğini söyleyen Abdullayeva, özellikle genç kuşaklar arasında doğrudan edebî iletişim kurulmasının önemine dikkat çekti. Ortak edebî alanı hazır bir yapıdan çok sürekli kurulması gereken bir köprü olarak gördüğünü belirten Abdullayeva, "O köprünün taşları da şiir, hikâye, roman, çeviri, dergi, kitap ve en önemlisi insan ilişkileridir. Çünkü edebiyat bizi sadece aynı geçmişte buluşturmaz; ortak bir gelecek hayal etmemizi de sağlar." şeklinde konuştu. "VATAN VE YURT DUYGUSU TÜRK DÜNYASI EDEBİYATLARINDA ÇOK GÜÇLÜDÜR" Türk dünyası edebiyatlarını birbirine bağlayan değerler konusunda ise Abdullayeva; vatan, dil, tarih, hafıza, aile, özgürlük ve insan sevgisini öne çıkardı. Coğrafyaların farklı olmasına rağmen acıların, sevinçlerin ve hayallerin edebiyata yansıyan tarafında büyük bir ortaklık bulunduğunu belirten Abdullayeva, "Özellikle vatan ve yurt duygusu Türk dünyası edebiyatlarında çok güçlüdür. Şair için toprak sadece üzerinde yaşanan bir mekân değildir; geçmişin, ataların, hatıraların ve kimliğin taşıyıcısıdır." ifadelerini kullandı. Anne, aile, gurbet, ayrılık, doğa ve kardeşlik gibi temaların da ortak bir duygu dili oluşturduğunu belirten Abdullayeva, destanlar, halk şiiri, ozan geleneği ve musikinin farklı coğrafyalarda aynı büyük kültürel hafızanın izlerini taşıdığını söyledi. Türk dünyasının ortak değerleri noktasında sözlü kültür geleneğine de parantez açan Resmiyye Abdullayeva, şöyle konuştu: Destanlarımız, halk şiirimiz, ozan geleneğimiz ve musikimiz farklı coğrafyalarda farklı biçimler almış olsa da aynı büyük kültürel hafızanın izlerini taşır. Dede Korkut'tan Manas'a, Köroğlu'ndan çağdaş şiire kadar uzanan geniş bir damarımız var. Fakat bana göre bizi en güçlü biçimde birleştiren şey, bütün farklılıklarımızın içinde insana ve söze verdiğimiz değerdir. Dillerimizde bazı kelimeler değişebilir, lehçelerimiz farklılaşabilir; fakat bir annenin sevgisi, bir insanın vatan özlemi, ayrılığın acısı veya özgürlük arzusu her yerde aynı yüreğe dokunur. “KIRIM’IN SESİ, TÜRK DÜNYASININ ORTAK HAFIZASINDA MUTLAKA DUYULMALIDIR” Kırım’ın Türk dünyasının tarihî ve kültürel hafızasındaki yerine de değinen Abdullayeva, "Kırım, benim için yalnızca bir coğrafyanın adı değildir; Türk dünyasının hafızasında derin izler bırakmış bir kültür ve edebiyat merkezidir. Karadeniz’in kuzeyindeki bu topraklar, yüzyıllar boyunca Türk kültürünün, dilinin ve düşüncesinin önemli duraklarından biri olmuştur." dedi. Kırım Tatar edebiyatında vatan sevgisi, gurbet, sürgün, ayrılık, kimlik ve özgürlük temalarının güçlü olduğunu belirten Abdullayeva, 2004 yılında Kırım’da bulunduğunu ve sürgünden sonra vatanlarına dönen insanların acı hikâyelerini kendi ağızlarından dinlediğini anlattı. “Ey Güzel Kırım” türküsünü her dinlediğinde sürgün acısının gözlerinin önüne geldiğini ifade eden Abdullayeva, Azerbaycanlı bir şair olarak Kırım’ın duygu dünyasını kendisine yakın gördüğünü söyledi. Kırım’ın Türk dünyasındaki konumunu daha da güçlendirmek için Kırım Tatar edebiyatının daha fazla çevrilmesi, genç kuşaklara tanıtılması ve Türk dünyasının diğer edebiyatlarıyla daha yoğun kültürel alışveriş içinde olması gerektiğine inandığını söyleyen Abdullayeva, şöyle devam etti: Kırım’ın sesi, Türk dünyasının ortak hafızasında mutlaka duyulmalıdır. Çünkü bir milletin hafızasından bir coğrafyayı çıkarırsanız, o milletin hikâyesinde büyük bir boşluk bırakırsınız. Kırım da bizim ortak hikâyemizin önemli sayfalarından biridir. “ŞİİR MÜZEDE DURAN BİR ESER DEĞİLDİR” Gençlerin şiirden ve klasik edebiyattan uzaklaştığı yönündeki değerlendirmeye katılmayan Abdullayeva, önce şiirin gençlere nasıl sunulduğuna bakılması gerektiğini söyledi. Gençlerin şiire değil, samimiyetsizliğe, zorunluluğa ve hayatlarından kopuk anlatımlara uzak durduğunu belirten Abdullayeva, klasik edebiyatın yalnızca ezberlenmesi gereken metinler olmaktan çıkarılması gerektiğini ifade etti. Şiirin gençlerin bulunduğu alanlara götürülmesi gerektiğini söyleyen Abdullayeva; dijital platformlar, kısa videolar, podcastler, genç şair buluşmaları, şiir atölyeleri ve çağdaş çeviri projelerinin önemli imkânlar sunduğunu belirtti. Özellikle Türk dünyasının farklı coğrafyalarından gençlerin aynı projelerde buluşmasının değerli olacağını dile getiren Resmiyye Abdullayeva, "Özellikle Azerbaycan, Türkiye, Kırım, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve diğer Türk dünyası coğrafyalarından gençlerinin aynı projelerde buluşması çok değerli olur. Benim için en önemli mesele ise gençlere sadece geçmişimizi anlatmak değil, onlara kendi sözlerini söyleme imkânı vermektir. Onlar klasiklerimizi okuyacak, fakat kendi çağlarının şiirini de yazacaklar. Türk dünyasının ortak edebî mirası ancak genç kuşak onu sahiplenip yeniden yorumladığında yaşamaya devam eder." değerlendirmesinde bulundu. Abdullayeva, şiirin geleceğine ilişkin görüşünü ise şu sözlerle dile getirdi: Şiir müzede duran bir eser değildir. Şiir, insanın bugün söylediği ve yarın da söyleyeceği sözdür. Gençlere bunu hissettirebilirsek, şiirin geleceğinden endişe etmeye gerek kalmaz. “YAZAR, KENDİ DÖNEMİNİN AYNASI OLMALIDIR” Savaşlar, ekonomik krizler ve toplumsal travmaların yaşandığı dönemlerde şairin ve yazarın sorumluluğunun da önemli olduğunu belirten Abdullayeva, "Bence yazar, kendi döneminin aynası olmalıdır. Toplumu rahatsız eden, endişelendiren sorunları dile getirmeli, eserlerinde bunlara yer vermelidir. Yazar, haksızlığa ve adaletsizliğe karşı eserleriyle mücadele etmelidir. Dünyanın neresinde olursa olsun insanların hakları çiğneniyorsa, masum insanlar öldürülüyorsa, insan buna nasıl kayıtsız kalabilir?" diye konuştu. Azerbaycan’ın aydınlarından Mirza Alekber Sabir ve Mirza Celil’i örnek gösteren Abdullayeva, bu isimlerin toplumdaki eksiklik ve kusurları eserlerinde göstererek bunların düzeltilmesini istediklerini söyledi. Kendisinin de Suriye’den kaçan insanlar ve Türkiye’de deprem sırasında hayatını kaybedenler hakkında şiirler yazdığını belirten Abdullayeva, dünyanın neresinde olursa olsun masum insanların öldürülmesine ve soykırıma maruz kalmasına kayıtsız kalamayacağını ifade etti. “Benim için en büyük değer insandır” diyen Abdullayeva, hiç kimsenin başka bir insanı hayatından mahrum etmeye hakkı olmadığını söyledi. TÜRK DÜNYASINA MESAJ: “GELECEĞİMİZİ BİRLİKTE KURALIM” Azerbaycan’dan Kırım’a ve bütün Türk dünyasına bir şair olarak mesajının ne olacağı sorusunu da yanıtlayan Abdullayeva, şu sözlere yer verdi: Ayrı coğrafyalarda yaşasak da aynı hafızanın, aynı dilin ve aynı ruhun çocuklarıyız. Azerbaycan’dan Kırım’a, Anadolu’dan Türkistan'a kadar uzanan Türk dünyasına mesajım şudur: Birbirimizi uzak görmeyelim. Sözümüzü, tarihimizi ve kültürümüzü yaşatalım ama geleceğimizi de birlikte kuralım. Çünkü bizi birleştiren yalnızca geçmişimiz değil, birlikte yazacağımız gelecektir. Şiir ise bu birliğin en saf dilidir. Bırakalım Türk dünyasının bütün yolları birbirine sevgi, kardeşlik ve umut taşısın!

Kazak şair ve gazeteci Adayhan: Türk dünyasının ortak edebiyat alanına ihtiyacı var Haber

Kazak şair ve gazeteci Adayhan: Türk dünyasının ortak edebiyat alanına ihtiyacı var

Şiir, nesir, çocuk edebiyatı ve basın alanındaki yetkin çalışmalarıyla dikkat çeken Kazak şair ve gazeteci Amina Adayhan, mesleki birikimini, yeni roman projesini ve Türk dünyasının edebi geleceği hakkındaki düşüncelerini Kırım Haber Ajansı (QHA) ile paylaştı. Çocukluğundan itibaren sözün ve kitabın estetik ikliminde yetiştiğini belirten Adayhan, kalem tutmayı bir meslek olmanın ötesinde okuyucunun yüreğinde sorumluluk taşıyan bir eylem olarak gördüğünü ifade etti. “GAZETECİLİK GERÇEĞİ GÖRMEYİ, ŞİİR GERÇEĞİN BIRAKTIĞI İZİ HİSSETMEYİ ÖĞRETTİ" Amina Adayhan, edebiyatın kendisi için sonradan seçilmiş bir meslek değil, çocukluğundan beri gönlüne yakın bir dünya olduğunu ifade etti. Gazeteciliğe başlamasıyla birlikte toplumu, insanları ve onların hayatlarını daha yakından tanıma fırsatı bulduğunu anlatan Adayhan, gazeteciliğin hayata yalnızca dışarıdan bakmayı değil, insanların sevinçleri ve acılarının içinde yürümeyi öğrettiğini söyledi. “Gazetecilik bana gerçeği görmeyi öğretirken, şiir o gerçeğin insan yüreğinde bıraktığı izi hissetmeyi öğretti” diyen Adayhan, kalem tutmayı yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda sorumluluk olarak gördüğünü belirtti. "İNSANA ÖZGÜ BÜTÜN DUYGULARIN KÖKLERİ BİR ŞEKİLDE AŞKLA BAĞLANTILIDIR" “Kanatlı Mektuplar” ve “Yüreğimdeki Yakınım” adlı şiir kitaplarında aşk temasına geniş yer veren Adayhan, aşkı yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olarak değerlendirmediğini söyledi. Aşkın içinde özlem, pişmanlık, sadakat, bağışlama, kıskançlık ve umut gibi birçok duygunun bulunduğunu belirten Adayhan, "Yani insana özgü bütün duyguların kökleri bir şekilde aşkla bağlantılıdır. Bu nedenle aşkı şiirle anlatırken yalnızca sevgiyi değil, insanın iç dünyasını da anlatmaya çalışıyorum." ifadelerini kullandı. İnsanın gerçek karakterinin çoğu zaman sevdiğinde, kaybettiğinde veya özlediğinde ortaya çıktığını dile getiren yazar, aşkın insanı hem zayıf hem de güçlü kılabildiğini söyledi. Şiirlerindeki aşkın kusursuz ve masalsı bir duygu olmadığını vurgulayan Adayhan, bu şiirlerde hayatın farklı hâllerinin yer aldığını belirterek, “Bazen sevinç, bazen yalnızlık, bazen de sessizce bekleyiş var. Bu nedenle okuyucu kendi duygusunu başka birinin şiirinde bulabiliyorsa, bunun bir şair için bundan daha büyük bir mutluluk olmadığını düşünüyorum” dedi. “ERKEK KIZ” KADINLARIN GÖRÜNMEYEN MÜCADELESİNİ ANLATIYOR Adayhan, üzerinde çalıştığı “Erkek Kız” adlı romanında eşinden ayrılmış ve hayatın ağır yükünü büyük ölçüde tek başına omuzlayan kadınların hayatlarını ele aldığını anlattı. Romanın kendisi için sıradan bir eser olmadığını belirten Adayhan, Erkek Kız'ın kadınların kaderi üzerine duyduğu içsel bir düşünceden doğduğunu ifade etti. Dışarıdan güçlü görünen ve ailenin bütün yükünü tek başına taşıyan çok sayıda kadın bulunduğunu söyleyen Adayhan, çocuk yetiştirmenin yanı sıra geçim yükü, maddi sorumluluklar ve kimi zaman toplum baskısıyla mücadele eden kadınların görünmeyen hayatlarına dikkat çekmek istediğini belirtti. Erkek Kız aracılığıyla kadını acınacak bir karakter olarak göstermek istemediğini kaydeden yazar şöyle devam etti: Aksine, onun içindeki gücü, hayat mücadelesini, sevilme ve mutlu olma hakkını göstermek istiyorum. Vermek istediğim temel mesaj şu: Bir kadının güçlü olması, bütün yükleri tek başına taşımak zorunda olduğu anlamına gelmez. ÇOCUK EDEBİYATINDA MİLLÎ KİMLİK VE DİJİTAL DÜNYA DENGESİ Çağdaş çocuk edebiyatının dijital çağda büyüyen yeni neslin ihtiyaçlarını dikkate alması gerektiğini belirten Adayhan, günümüz çocuklarının geçmiş kuşaklardan farklı bir bilgi ortamında yetiştiğini söyledi. Telefon, sosyal medya ve çeşitli dijital platformların çocukların dünya görüşü üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ifade eden Adayhan, çocuk edebiyatının görevinin çocukları dijital dünyadan koparmak olmadığını vurgulayarak, “Günümüz çocuk edebiyatının görevi, çocuğu dijital dünyadan koparmak değil. Aksine, o dünyayla birlikte yaşayabilen fakat kim olduğunu unutmayan bir nesil yetiştirmektir” değerlendirmesinde bulundu. Millî değerlerin çocuklara kuru öğütlerle değil, ilgi çekici hikâyeler, çağdaş karakterler ve samimi duygularla aktarılması gerektiğini belirten Adayhan, çocukların kendi edebiyatlarında kendi dünyalarını görebilmesinin önemine dikkat çekti. Bir Kazak çocuğunun kendi edebiyatını okuduğunda, “Bu benim dünyam” diyebilmesi gerektiğine işaret eden yazar şunları kaydetti: Millî kimlik ile dünyaya açık olmak birbirine zıt değildir. Kökleri derin olan ağacın dalları daha yükseğe ulaşır. Çocuk da kendi dilini, tarihini ve kültürünü ne kadar iyi bilirse dünyayı o kadar özgürce tanıyabilir. “GAZETENİN KÂĞIDI DEĞİŞEBİLİR, GERÇEK SÖZ DEĞİŞMEMELİ” Kazak basınının tarih boyunca toplumdaki değişimlerle birlikte şekillendiğini belirten Adayhan, Türkistan Vilayeti Gazetesi'nden başlayarak millî yayınlara, Sovyet dönemindeki basından bağımsızlık yıllarındaki medya ortamına uzanan sürecin Kazak toplumunun düşünce ve bilinç tarihinin bir parçası olduğunu söyledi. Günümüzde bilginin yayılma hızının geçmişle kıyaslanamayacak seviyeye ulaştığını ifade eden Adayhan, okuyucunun artık gazeteyi beklemek yerine habere anında telefonundan ulaşabildiğini anımsattı. Bu durumun medya için hem önemli bir imkân hem de büyük bir sorumluluk taşıdığını söyleyen Adayhan, Kazakça yayınlar arasındaki rekabetin de yüksek olduğunu ifade etti. Millî basının yalnızca bilgi aktaran bir alan olmaması gerektiğini vurgulayan yazar, nitelikli düşünce oluşturan, dilin itibarını yükselten ve toplumun kültürel seviyesine katkı sağlayan bir medya anlayışına ihtiyaç olduğunu belirtti. Amina Adayhan, “Gazetenin kâğıdı değişebilir, platformu değişebilir. Fakat onun en temel değeri olan gerçek söz ve profesyonel gazetecilik varlığını sürdürmelidir” dedi. “GAZETECİLİK HAYATIN GERÇEĞİ, EDEBİYAT O GERÇEĞİN YÜREKTEKİ YANKISIDIR” Gazetecilik ve edebiyatın yaratıcı yolculuğunda birbirini beslediğini söyleyen Adayhan, gazeteciliğin kendisine insanları dinlemeyi, edebiyatın ise insanların söylemediklerini hissetmeyi öğrettiğini ifade etti. Gazeteci olarak toplumdaki farklı sorunlara ve insanların hayatlarına tanıklık ettiğini belirten Adayhan, bazen bir insanın hayatındaki küçük bir olayın bile büyük bir eserin doğmasına vesile olabileceğini söyledi. Edebiyatın gazetecilik anlayışını da etkilediğini belirten Adayhan, gazetecilik metinlerinde insanın hayatını ve duygularını kaybetmemeye önem verdiğini dile getirdi. Adayhan, iki alan arasındaki bağı şu sözlerle anlattı: Benim için gazetecilik hayatın gerçeğiyse, edebiyat o gerçeğin yürekteki yankısıdır. TÜRK DÜNYASINDA EN BÜYÜK KÖPRÜ: ÇEVİRİ Türk halklarının edebî ilişkilerinin güçlü tarihî köklere sahip olduğunu belirten Adayhan, buna rağmen günümüzde farklı edebî çevrelerin birbirine her zaman yeterince ulaşamadığını söyledi. Türkiye'deki bir yazarın Kazakistan'daki yeni edebî gelişmeleri, Kazakistan'daki bir okuyucunun ise Kırım Tatarlarının günümüz edebiyatını yeterince tanımıyor olabileceğini ifade eden Adayhan, bu noktada çevirinin önemli bir işlev üstlendiğini vurgulayarak şunları kaydetti: Bence buradaki en büyük köprü çeviridir. Kazak bir şairin şiiri Türkçeye çevrilip Türkiye'deki okuyucuya ulaştığında bu yalnızca edebî bir çeviri değildir; aynı zamanda iki halkın yüreğini birbirine bağlayan bir köprüdür.nBen de şu anda Kazak şairlerini Türkçeye çevirmek ve Kazak ile Türk yazarlarını bir araya getirmek amacıyla çeşitli projeler yürütüyorum. “ZÜHAL” adlı Kazak-Türk şairlerinin uluslararası şiir antolojisini hazırlamamızın temel amaçlarından biri de budur. Benim hayalim, Kırım'dan Anadolu'ya, Kazakistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk dünyasının şair ve yazarlarının birbirlerinin eserlerini okuduğu bir edebî ortam oluşturmaktır. Türk dünyasının ortak büyük bir edebiyat alanına ihtiyacı var. "BİRBİRİMİZİ YALNIZCA TARİH ARACILIĞIYLA DEĞİL, KÜLTÜR VE EDEBİYAT ARACILIĞIYLA DA TANIMALIYIZ" Kültürel ilişkilerin yalnızca tarihî bağlar üzerinden değil, günümüz edebiyatı ve sanatı aracılığıyla da geliştirilmesi gerektiğini belirten yazar, "Kırım ile Kazakistan'ın, Kırım Tatarları ile Kazak halkının tarihinde karşılıklı yakınlığın ve kardeşliğin kökleri derindir. Birbirimizi yalnızca tarih aracılığıyla değil, günümüz kültürü ve edebiyatı aracılığıyla da tanımalıyız." dedi. Röportajın son bölümünde Türk dünyasına seslenen Amina Adayhan, şu ifadeleri kullandı: Bizi birbirimizden ayıran sınırlar var; fakat yüreklerimizi birbirinden ayıran sınırlar olmamalı. Dillerimiz farklı biçimlerde söylenebilir, edebiyatlarımızın kendine özgü renkleri olabilir, tarihimizin her dönemi farklı yaşanmış olabilir. Ancak bizi birleştiren ortak bir ruh, ortak bir kültürel hafıza ve ortak değerler var. Ben edebiyatı, bu ortak ruhu birbirine bağlayan en güçlü köprülerden biri olarak görüyorum. Bugün birbirimizin şiirlerini çevirir, kitaplarını okur, şairlerini tanıtırsak, yarın bu bağı çocuklarımız sürdürecektir. Bu nedenle Türk dünyasına dileğim şudur: Köklerimizi unutmadan dünyaya birlikte açılmak. Kırım'dan Anadolu'ya, Anadolu'dan Kazakistan'a, Kazakistan'dan Azerbaycan'a kadar Türk dünyasının sesi birbirine ulaşsın. Edebiyatımız yaşasın, dilimiz güçlü olsun, tarihimiz nesillerin hafızasında sonsuza dek varlığını sürdürsün.

Alim Aliyev ile "Kırım İnciri" üzerine: İşgal gölgesinde edebi direniş Haber

Alim Aliyev ile "Kırım İnciri" üzerine: İşgal gölgesinde edebi direniş

Ukrayna'nın başkenti Kıyiv'de 21 Ağustos’ta 6. Kırım İnciri Edebiyat Yarışmasının ödül töreni düzenlenecek. 2018 yılında temelleri atılan Kırım İnciri projesi, yarışma, festival ve antoloji formatlarıyla Kırım Tatar dilini ve edebiyatını desteklemeyi, Ukrayna edebiyatında Kırım temasını canlı tutmayı ve iki kültürün birbirini derinlemesine tanıması için fırsat sağlamayı amaçlıyor. Ödül töreni öncesi Kırım Haber Ajansının (QHA) sorularını yanıtlayan,Ukrayna Enstitüsü Genel Müdür Yardımcısı ve yarışmanın kurucularından Alim Aliyev, festivalin doğuş hikayesini, Kırım Tatar edebiyatının uluslararası alandaki yerini ve işgal gölgesindeki edebi direnişi anlattı. “KIRIM KONUSUNU ENTELEKTÜEL ALANDA CANLI TUTMAK İSTEDİK” Yarışmanın temellerinin 2018 yılında Kıyiv’de düzenlenen Arsenal Kitap Fuarı sırasında atıldığını belirten Alim Aliyev, "Fuarda Kırım edebiyatının durumunu ele alan bir panelde moderatörlük yapmıştım. Bu etkinliğin ardından içimde oldukça tatsız bir his kalmıştı; çünkü zihnimde genel olarak çağdaş Kırım edebiyatının var olup olmadığına dair soru işaretleri oluşmuştu.Ve aslında bundan sonra bu konuyu Ukraynalı yazar Anastasiya Levkova ile konuştuk. Bir yarışma başlatmaya karar verdik." dedi. Anastasiya Levkova ile birlikte başlattıkları bu girişimin kısa sürede büyük bir ivme kazandığını vurgulayan Aliyev şunları kaydetti: Bugün bu yarışmanın amacı sadece hem şiir, düzyazı ve deneme yazan hem de çeviri yapan Kırım Tatar yazarların sesini duyurmak değil, aynı zamanda Kırım hakkında yazan Ukraynalı yazarların da sesini güçlendirmektir. Ayrıca Kırım konusunu Ukrayna'nın kamusal entelektüel alanında canlı tutmaktır; zira bu konu çoğunlukla siyasi ve insan hakları alanına sıkışıp kalmış durumda. Oysa entelektüel alan olmadan Kırım'ın bugününü, geleceğini ve elbette geçmişini konuşmamız çok ama çok zor olacaktır. Ve şüphesiz ki amaçlarımızdan bir başkası hem Kırım Tatar dilinin hem de Kırım Tatar edebiyatının gelişimi için bir itici güç sağlamaktadır. Yarışmanın tür ve tema yelpazesinin yıllar içinde genişlediğine dikkat çeken Aliyev, kat edilen mesafeyi şu sözlerle özetledi: İlk yarışmalarda turistik, nostaljik ve romantik metinler ağırlıktaydı. Ancak bugün; Kırım Tatar Sürgünü gerçeğini, 20. yüzyılın başları, 90'lardaki geri dönüşler, Kırım Hanlığı tarihi, savaş, işgal ve dünyaya yayılan zorunlu göç dalgaları işleniyor. Tür olarak da çok farklı metinler geliyor. Artık düz yazının yanı sıra fantastik ve mistik eserler de ortaya çıkıyor. Kırım'ın çok farklı biçimlerde var olması bana göre çok önemli." KIRIM’IN SESİ VE ÇEVİRİ KÖPRÜSÜ Kırım İnciri Yarışmasının Ukraince ile Kırım Tatarca arasında karşılıklı edebiyat çevirilerini teşvik ediyor. Karşılıklı çevirilerin iki toplumun belleğini ve acısını anlamadaki rolüne değinen Aliyev, Kırım Tatar edebiyatının uluslararasılaşma sürecini şu sözlerle aktardı: Dil ve yazı, bir toplumun neyle yaşadığını son derece iyi yansıtan, o toplumun adeta sinir ucudur. Günümüz Kırım Tatar yazarlarının diğer dillere çevirileri bulunmadığında, bu sinir ucunu hissetmek şüphesiz imkânsız hâle gelir. İşte bu yüzden çeviriler bu kadar önemlidir ve bu yüzden bizde sadece Kırım Tatarcadan Ukrainceye değil, aynı zamanda Ukrainceden Kırım Tatarcaya da karşılıklı çeviriler yapılmaktadır. İkinci husus ise; 'Kırım İnciri' geçen yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan İngilizce ilk çeviri antolojisini çıkardı ve bu, nihayet seslerimiz diğer dillerde görünür kılındı demektir. Şüphesiz bu sadece bir başlangıç; bunun devamı gelmeli ve sayıca çok daha fazla olmalıdır. Yarışmanın bu yılki mottosunun "Özgür Bir Evin Tadı" olduğunu belirten Aliyev, "Bana öyle geliyor ki bu ifadede Kırım İnciri'nin üstlendiği misyon tam anlamıyla kendini gösteriyor. Bizler; yetenekli Kırım Tatarları ile Kırım hakkında yazan Ukraynalılar için adeta bir özgürlük adası hâline geldik. Kırım İnciri'nin, takma isimler kullansa bile içindeki sızıyı metaforik bir dille yansıtan yetenekli insanlar için son derece önemli bir platform olduğunu düşünüyorum." dedi. Rus işgali altındaki Kırım’da yaşayan yazarlarda gelen metinlere çok büyük önem verdiklerini vurgulayan Aliyev, “Bu metinlerin Kırım İnciri'nde yayımlanabilmesi, hem günümüz gerçekliğini hem de günümüz yeteneklerini kayıt altına alabilmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu şüphesiz çok önemli bir iştir." şeklinde konuştu. ZİNDANDAN YÜKSELEN “ÖZGÜRLÜK SÖZLERİ” Yarışmanın en vurucu kategorilerinden birinin "Özgürlük Sözleri" olduğunu vurgulayan Aliyev, Rus zindanlarındaki siyasi tutsakların ve ailelerinin kaleme aldığı metinlerin hayati birer tanıklık taşıdığını belirterek şunları kaydetti: Bu kategori, Rus hapishanelerindeki korkunç deneyimlerini ve bir cezaevinden diğerine nakledilme süreçlerini kaleme alan Kırım'daki siyasi tutsakların sesidir. Yasa dışı bir şekilde cezaevlerinde tutulan soydaşlarımızın sesini görünür kılmak bizim boynumuzun borcudur. Onlar en sert koşullarda bile onurlu insan kalmaya devam ediyorlar. Özgürlüklerine ve ailelerine kavuşana kadar bu sesleri dünyaya duyurmaya, hakikati belgelemeye devam edeceğiz. ULUSLARARASI KÜLTÜREL DİPLOMASİ VE GELECEK VİZYONU Ukrayna Enstitüsündeki görevi doğrultusunda; Kırım Tatar edebiyatı ve mirasının, Ukrayna’nın uluslararası kültür diplomasisindeki yerini ve dünyadaki algısını değerlendiren Alim Aliyev, Ukrayna Enstitüsü’nün küresel stratejisinde "Kırım ve Kırım Tatarları" başlığının temel sütunlardan birini oluşturduğunu belirterek şunları kaydetti: Kırım Tatar kültürü ve tarihi, Ukrayna siyasi ulusunun ve kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu durum yalnızca söylemlerden ibaret kalmamalı; dili öğrenmek, çocuklarımıza bu zenginliği aktarmak ve ülke genelinde sürdürülebilir bir eğitim ekosistemi kurmakla mümkündür. Kırım Tatar edebiyatının müfredatlara girmesi ve kültürün her yönüyle tanınması stratejik bir zorunluluktur. Ukrayna Enstitüsü bünyesinde yürütülen uluslararası girişimleri hakkında bilgi veren Aliyev, “Dünyanın önde gelen üniversitelerinde Kırım Tatar araştırmaları, dili, tarihi ve edebiyatı üzerine özel akademik programların, derslerin ve kürsülerin açılmasına destek sağlıyoruz. Kültür projeleri düzenliyoruz. Örneğin uluslararası alanda düzenlenen ve Ukraynalı ile Kırım Tatar çağdaş sanatçıları eşit zeminde buluşturan ‘Kırım Hakkında Konuştuğumuzda Ne Hakkında Konuşuyoruz?’ başlıklı sergi gibi projelerle, işgal gerçeği sanatın sorgulayıcı gücüyle dünya kamuoyuna taşıyoruz. 2025’te başlattığımız "Hvılya/Dalga" Ödülü Programı, uluslararası alanda Kırım Tatar ve Ukraince dillerini yaygınlaştıran, öğreten ve popülerleştiren akademisyen ve uzmanları ödüllendiriyor. Bunun dışında daha çok planımız var.” dedi. Ukrayna Dışişleri Bakanlığı ve Enstitü ekibinin Kırım konusunu bir sloganın ötesine taşıyarak somut bir eyleme dönüştürdüğünü vurgulayan Aliyev, savaşın ve işgalin nihai sınırına dikkat çekti: Sanatın en temel işlevlerinden biri doğru soruları sormaktır. Biz uluslararası platformlarda Kırım sorusunu ısrarla soruyoruz; çünkü Ukrayna'daki savaş, Kırım işgalden kurtarılmadan ve tamamen özgürleştirilmeden asla sona eremez." “EVİMİZE ENTELEKTÜEL BİR ZEMİNLE DÖNECEĞİZ” İşgalin sona ermesinin ardından Kırım İnciri Festivali'nin Kırım'da düzenlenip düzenlenmeyeceğine ilişkin soruya net bir yanıt veren Alim Aliyev, işgalin sona ermesinden sonrası döneme dair vizyonunu ve festivalin taşıdığı kişisel anlamı şu sözlerle aktardı: Gelecekte bu festival mutlaka Kırım’da düzenlenecektir ve yarımadanın ana edebiyat olayı haline gelecektir. Ancak ben her zaman ev ödevlerimizi bugünden yapmamız gerektiğini söylüyorum. Kırım özgürleştiğinde oraya sıfırdan başlamak üzere dönemeyiz; o dönüşün entelektüel zeminini, hafızasını ve diyaloğunu bugünden inşa etmek zorundayız. Kırım İnciri, benim ve çalışma arkadaşlarım için kişisel olarak işgal altındaki vatanımızla ve orada yaşayan insanlarımızla kurduğumuz bir bağdır. Eğer bu köprü ve bu diyalog koparsa, kendi insanımıza ve vatanımıza geri dönmemiz katbekat daha zor olur.

Çırpınırdı Karadeniz'in şairi Ahmet Cevad 134 yaşında! Haber

Çırpınırdı Karadeniz'in şairi Ahmet Cevad 134 yaşında!

Türk dünyasının genelinde bilinen “Çırpınırdı Karadeniz” şiirini kaleme alan Azerbaycanlı ünlü şair Ahmet Cevad, doğumunun yıl dönümünde Türkiye ve Azerbaycan’da anılıyor. Ahmet Cevad, 5 Mayıs 1892'de Şemkir'in Seyfali köyünde hayata gözlerini açtı. Altı yaşında babasını kaybeden Cevad, ilk eğitimini dinî bir okulda aldı. Ailesiyle birlikte Gence’ye taşınan Cevad, burada Şah Abbas Camii bünyesinde faaliyet gösteren medresede eğitim gördü. AHMET CEVAD'IN İSTİKBAL YOLUNU, AZERBAYCAN TÜRKÜ DÜŞÜNÜRLER AÇTI Şah Abbas Camii’nin eğitimcileri, önemli Azerbaycan Türkü aydınlardan oluşuyordu; bunların arasında şair Hüseyin Cavid, edebiyat eleştirmeni Abdulla Sur, Şeyhülislam Pişnamazzade gibi dönemin tanınmış isimleri bulunuyordu. Bu yüzden Ahmet Cevad’ın bu dönemde aldığı eğitimde, ciddi bir vatanseverlik motifi mevcuttur. Cevad, kısa sürede okulun gözde öğrencilerden biri olur. Bu dönemde Hüseyin Cavid ile sık sık iletişime geçen Ahmet Cevad, yazma ilhamına erişti ve ilk şiirlerini medresede yazmaya başladı. Ayrıca hocalarının millî-manevî sohbetlerini dinlemek, Türk milletinin durumu ve istikbali ile ilgili medresedeki tartışmaları dinlemek, Ahmet Cevad'ın istikbal yolunun belirlenmesinde ve milli istiklal mücadelesinin tüm gücüyle başlamasında büyük rol oynadı. Ahmet Cevad, okulda Arapça, Farsça ve Rusça dillerini mükemmel bir şekilde öğrendi. 1912 yılında eğitimini tamamlayıp öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra Ahmet Cevad göreve başladı. Mesleğe gazellerle başlayan genç şairin eserleri 1913 yılında yayımlanmaya başlandı, "Koşma" adlı ilk şiir kitabı üç yıl sonra, 1916'da yayınlandı. OSMANLI İMPARATORLUĞU SAFINDA KAFKAS GÖNÜLLÜ BİRLİĞİNE, GÖNÜLLÜ ASKER OLARAK KATILDI Aydınlık için çabalayan ama kaderi karanlıktan geçen Ahmet Cevad'ın hayatının dönüm noktası böyle başladı. Vatanını ve insanını tüm kalbiyle seven çok yetenekli bir Türk evladı olan Ahmet Cevad, Osmanlı İmparatorluğunun bu dönemdeki durumundan endişe duyar. Azerbaycan’ın önemli aydınlarından biri olan şair ve eğitimci Abdulla Şaik ile İstanbul’da kurulan “Kafkas Gönüllü Birliği”ne gönüllü asker olarak katılır. AHMET CEVAD, ÇIRPINIRDI KARADENİZ ŞİİRİNİ YAZDI Osmanlı İmparatorluğunun doğusunda Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusların ve Ermenilerin yaptığı mezalime karşı çıkan Ahmet Cevad, Bakü'de bulunan "Azerbaycan Hayırsever Cemiyeti" ile bu bölgelerde yaşayan Türklere yardım eder. O günlerde Kars’ta Türk halkının yürek burkan yaşamına şahit olan Cevad, “Gördüklerim” şiirini kaleme alır. 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşına katılmasından etkilenen Cevad, “Karadeniz” şiirini yazar, büyük umutlarla yaşamıştır. Cevad, “Dost elinden esen rüzgarlar. Şiir... bana selam söyler. Olsun bizim bütün eller. Kurban Türkün bayrağına” yazar. AzerbaycanTürkü ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin bestesini yaptığı, Ahmet Cevad’ın şiiri "Çırpınırdı Karadeniz" eseri tüm Türk dünyasının özgürlük ve mücadele marşının yankısıdır. "KALEMİ BİN SÜNGÜ DEĞERİNDEYDİ" 1919 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunu Azerbaycan milli tarihinin en parlak sayfası olarak karşılayan Ahmet Cevad, bağımsız Azerbaycan’ın marşı olan "Azerbaycan Marşı"nı yazmıştır. Azerbaycan'ın ulusal kurtuluş mücadelesinin önderi Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurucularından Mehmet Emin Resulzade, Ahmet Cevad için, "Şiirleriyle Türk halkının, anavatanı Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesine daha çok hizmet etmiştir. Onun kalemi bin süngü değerindeydi." demiştir. BOLŞEVİKLERİN İŞGALİ SIRASINDA ÖĞRETMENLİK YAPTI 1920'de cumhuriyetin düşmesinden sonra şair, Gusar'ın Hulug köyüne taşınarak öğretmen oldu. 1922'de Ahmet Cevad, Bakü'de Yüksek Pedagoji Okulu'na girdi. Ahmet Cevad, Yüksek Pedagoji Enstitüsünden mezun olduktan sonra "Eğitim ve Kültür" dergisinde çalıştı ve sonraki pedagojik faaliyetleri yüksek okullarla ilgiliydi. Bir süre Azerbaycan Politeknik Enstitüsü, Gence Ziraat Enstitüsü'nde öğretmenlik yaptı ve Azerbaycan'da Rus dilinin ilk profesörlerinden biri oldu. CEVAD, KOMÜNİST YÖNETİM TARAFINDAN HEDEF GÖSTERİLDİ Ahmet Cevad'ın ünlü kitabı "İstiklâl İçin Şiirler" 1928'de İstanbul'da yayımlandı ve o dönemde Sovyet basınında Ahmet Cevad'a yönelik saldırılar başladı. 1935 yılında Gence'den Bakü'ye dönen Ahmet Cevad, çalışmalarını "Azerneşr"de sürdürmektedir. Ona yönelik saldırılar burada da bitmiyor. Özellikle Sovyet Yazarlar Birliği genel kurulunda şair, sert bir şekilde eleştirilir. Ahmet Cevad'a yönelik hain iftira kampanyası basının sayfalarında genişlediğinde 3 Haziran 1937'de Ahmet Cevad, Sovyet Yazarlar Birliği üyeliğinden ihraç edildi. Komünist yönetim, 5 gün sonra Cevad’ı tutukladı. Azerbaycan halkının özgürlük ve bağımsızlığı için savaşan güçlü şair, bir anda "halk düşmanı" olarak damgalandı. Şairin evinin aranması sırasında dairesinden eşi Şükriye hanımın mal varlığına hatta mücevher ve ziynet eşyalarına el konuldu. KOMÜNİST REJİM, AHMET CEVAD'IN AİLESİNE DE HUZUR VERMEDİ Ahmet Cevad, 13 Ekim 1937’de Stalin’in Kızıl Terörü’nün bir kurbanı olarak kurşuna dizilerek infaz edilir. Şairin geride bıraktığı ailesine de huzur verilmez. Cevad’ın ölümünden sonra eşi Şükriye hanım, çocuklarıyla birlikte “vatan haininin eşi” olarak tutuklandı. Yedi yıl sonra sürgünden salıverilmesine rağmen Bakü'de yaşaması yasaklandı. Aile ancak Aralık 1955'te beraat etti.

Kırım Tatar Dilbilimci ve Yazar Saim Osman Karahan vefatının yıl dönümünde anılıyor Haber

Kırım Tatar Dilbilimci ve Yazar Saim Osman Karahan vefatının yıl dönümünde anılıyor

Emel Dergisinin bir dönem Yazı İşleri Müdürlüğünü yapan, Emel Kırım Vakfı ile Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Saim Osman Karahan, vefatının 11. yıl dönümünde rahmetle anılıyor. 23 Nisan 2015 senesinde İstanbul'da vefat eden Kırım Tatar dilbilimci Karahan, 2013 senesinde "Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü" eserini Kırım Tatar halkına kazandırmıştı. SAİM OSMAN KARAHAN KİMDİR? 5 Şubat 1939'da Romanya'nın Köstence şehrinin Koşu Mahallesinde öğretmen ve din adamı bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. 2 Nisan 1964’te Türkiye’ye göç etmek üzere Romanya'dan ayrıldı. 1970 senesinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Faransız Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1974 yılında hayatını Nermin Hanım ile birleştirdi ve İstanbul’a taşındı, oğulları Özgür ve Haluk İstanbul’da doğdu. 1975’ten sonra Emel Dergisini çıkaran Müstecib Ülküsal’ın çevresinde Sabri Arıkan, Abdullah Zihni Soysal, Yusuf Uralgiray gibi Kırım Davası hizmetkârları ile görüşme ve fikirleşme fırsatı buldu. Ülküsal’ın Dobruca ve Türkler adlı eserindeki (1966, İstanbul) Dobruca haritasını çizip hazırladı. 1990 senesinde emekli olana kadar bir tekstil fabrikasında muhasebe işlerinde çalıştı. Emekliliğinden sonra dernek faaliyetlerine daha sık bir şekilde iştirak etmeye başladı. İstanbul'da Zafer Karatay, Celal İçten, Niyazi Elitok, Murat Vatansever gibi Emelciler ile tanıştı. 1995 senesinde Müstecib Ülküsal’ın yaşgünü merasimi esnasında Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile tanışma fırsatı buldu. 2001 senesinde 4. Kırım Tatar Milli Kurultayı’na katılmak için hayatında ilk defa Vatan Kırım’a gidebildi. Sözlük hazırlama çalışmalarına ilk gençlik yıllarında tuttuğu notlar ile başladı. Romanya Dobrucasında çıkmış tüm yazılı edebiyat örnekleri, diğer Türk lehçeleri sözlük ve gramerleri gibi geniş kapsamlı eserlerden de faydalanarak 3 ciltlik Dobruca Kırımtatar Ağzı Sözlüğü’nü tamamladı. Yarım asırdan fazla süren ve bu zaman zarfında karşılaştığı pek çok aksilik, sıkıntı ve zorluğa rağmen hazırladığı sözlüğü 2012 yılında Romanya’da bastırmaya muvaffak oldu. Sözlük dışında Dobruca’daki Kırım Tatar edebiyatının klasik sayılabilecek yazar ve şairlerine ait yazı ve şiirleri derleyerek bir araya getirdi. Mehmet Vani yurtsever’e ait cezaevi hatıralarını da içeren "Dobrucanın Davuşı -3" ile İsmail Ziyaeddin’in eserlerini bir araya getirdiği 2 ciltlik "Saylama Eserler" adlı kitapları 2013 yılında beri Romanya’da basıldı. Son olarak İsmail Bey Gaspıralı'nın Frengistan Mektupları ve Darürrahat Müslümanları adlı eserlerini Dobruca Kırım Tatar Ağzı'na aktarımış ve kitap Kasım 2014'te yine Romanya'da basılmıştır. Saim Osman Karahan “Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü” adlı eseri ile Kırım'ın en prestijli kültür-sanat ödülü olan 2013 yılı Bekir Sıtkı Çobanzade Ödülüne “Kırım Tatar filolojisi ve folkloru alanında en iyi bilimsel ve bilimsel-metodik çalışma” dalında layık görüldü. Romanya'daki Kırım Tatar kültürü, sanatı ve edebi değerlerinin gelişmesi ve desteklemesine katkıda bulunan "Mehmet Niyazi Ödülü" 2013 yılında Saim Osman Karahan'a verildi. Saim Osman Karahan Mehmet Niyazi'nin ruhuna ithaf ettiği “Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü” adlı eseri ile bu ödüle layık görüldü. Saim Osman Karahan 2009 yılından itibaren İstanbul’da yayınlanan Emel Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü ve Bahçesaray dergisinin yazı işlerini yürüttü. Kırımtatarca, Türkçe, Romence, Rusça ve Fransızca bilen Saim Osman KarahanKırım Tatar dil ve edebiyatı üzerine araştırmalar yaptı. Ölümünden kısa bir süre önce Kırım Tatar Yazarlar Birliği fahri üyeliğine kabul edildi.

“Dr. Ahmed İhsan Kırımlı Edebiyat Yarışması”nın başvuru süresi 30 Eylül’e uzatıldı! Haber

“Dr. Ahmed İhsan Kırımlı Edebiyat Yarışması”nın başvuru süresi 30 Eylül’e uzatıldı!

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği ortaklığında tertip edilen, "Dr. Ahmed İhsan Kırımlı Edebiyat Yarışması"nın başvuru süresi uzatıldı. Aile Tarihi konulu öykü yarışmasında eserlerin Latin harfleriyle Kırım Tatarca olarak yazılması gerekiyor. BAŞVURU TARİHİ GÜNCELLENDİ: 30 EYLÜL İki kategori olmak üzere 12-16 ve 17-29 yaş arasındaki yarışmacıların eserlerinin kabul edileceği yarışmanın son başvurusu 30 Eylül 2025'e kadar sürecek. Jüri ekibinde bulunan; Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (AHBVÜ) Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zühâl Yüksel, AHBVÜ Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Işılay Işıktaş Sava, Kırım Tatar Dili Uzmanı Doç. Dr. Nariye Seydametova, Tavriya Milli Üniversitesi Öğr. Gör. Ayşe Arnautova, Kırım Tatar Dili Uzmanı Dilara Karaşayeva, Tuvgan Til İnternet Sitesi Koordinatörü Oya Deniz Çongar Şahin ve Yazar Serra Menekay eserleri değerlendirecek. Komisyon 17-29 yaş kategorisinde birinci, ikinci ve üçüncüleri; 12-16 yaş kategorisinde ise "Gelecek Vaat Eden Gençler" ödülünün sahiplerini belirleyecek. Yarışma sonucunda 17-29 yaş kategorisinde, birinciye 10 bin TL, ikinciye 8 bin TL, üçüncüye 7 bin TL verilecek. Öte yandan 12-16 yaş kategorisinde ise birinci seçilen beş katılımcıya 4 bin TL para ödülü takdim edilecek. Başvurular aşağıda belirtilen e-posta adresine gönderilecek: drkirimliyarismasi@gmail.com Kırım Derneği tarafından yapılan yarışma duyurusunda, öykülerin kabul formatı şu şekilde belirtildi: Eserler MS Word 2003 formatında (*.doc), Times New Roman yazı tipinde, 12 punto ve 1,5 satır aralığı kullanılarak hazırlanmalıdır. Kapakta mutlaka eserin başlığı, katılımcının adı-soyadı, doğum tarihi, cep telefonu, adres, e-posta adresi, okul/meslek gibi bilgiler yer almalıdır. Eserin boyutu kapak dahil en az 3, en fazla 5 Word sayfası olacaktır. Ayrıca anonim kalmak istemeyen katılımcıların eserlerini gönderirken bunu belirtmeleri gerekmektedir. Bu durumda isimleri sadece jüri üyeleri tarafından bilinecek ve seçtikleri takma adla duyuruda yer alacaklardır. Yarışmanın koşulları ve ayrıntıları derneğin internet sayfasında yapılan duyuruda yer aldı.

Kazakistan edebiyatının duayen isimlerinden Muhtar Magavin vefat etti Haber

Kazakistan edebiyatının duayen isimlerinden Muhtar Magavin vefat etti

Kazakistan edebiyatının önemli isimlerinden Muhtar Magavin (Mukhtar Magauin), 9 Ocak 2025 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri'ndeki (ABD) evinde vefat etti. 84 yaşında hayatını kaybeden Magavin'in vefat haberi, oğlu Edige Magavin tarafından duyuruldu. Vefat haberinin duyulmasından sonra Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev de yazarın aile ve yakınlarına taziye mesajı göndererek başsağlığı diledi. Mesajında “Halk yazarının güçlü kaleminden doğan eserleri, tarihi çalışmaları, hatıra ve deneme yazıları okurların kalbini kazandı. Geride bıraktığı zengin edebi mirası, örnek kişiliği ve hayatı asla unutulmayacaktır.” ifadeleri yer aldı. MUHTAR MAGAVİN KİMDİR? 2 Şubat 1940 tarihinde Kazakistan'ın Semey (bugünkü adıyla Doğu Kazakistan) bölgesinde doğan Magavin, 1962’de Kazak Memlekettik Üniversitesi Filoloji bölümünden mezun oldu. 1965 yılında aynı üniversitede Kazak edebiyatı alanında doktora yaptı. 1965 yılından itibaren eserlerini yazmaya başlayan Magavin; Kazak Adebiyeti gazetesinde bölüm başkanlığı, 1967-1971 yılları arasında “Jazuvşı” yayınevinde başeditör yardımcısı olarak çalıştı. Moskova’da Gorki Edebiyat Enstitüsünde Kazak folkloru ve Kazak edebiyatı tarihi dersleri veren Magavin;1984-1986 yıllarında “Jazuvşı” yayınevinin başeditörlüğünü yaptı. 1998 yılında Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı (TÜRKSAV) tarafından Uluslararası Türk Dünyası Hizmet Ödülü’ne layık görüldü. Ayrıca yazar, bir dönem Türkiye'de yaşadı. Eserlerinden bazıları; Akşa Kar, Bir Atanın Balaları, Kıyandağı Kıstav, Kök Kepter, Kök Munar, Alasapıran, Kökbalak, Kıpçak Güzeli, Kazak Tarihinin Alfabesi ve Şakan Şeri'dir. Eserlerinde Kazak tarihini, gençlerin, öğrencilerin hayatını ele almıştır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.