SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emel Dergisi

QHA - Kırım Haber Ajansı - Emel Dergisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emel Dergisi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatar Sürgünü şehitleri çevrim içi konferansla anıldı Haber

Kırım Tatar Sürgünü şehitleri çevrim içi konferansla anıldı

18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nda şehit olan Kırım Tatarları, sürgünün 82. yıl dönümünde Emel Kırım Vakfı tarafından tertip edilen çevrim içi konferansla anıldı. Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Özge Kandemir Temizel’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen programın başında sürgün şehitleri adına dua okundu. “BİZİM FACİAMIZ ÇARLIK RUSYASININ KIRIM’I İŞGAL ETMESİYLE BAŞLADI” Programın açılış konuşmasını Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay yaptı. Karatay, “Aslında bizim faciamız, 1783 yılında Çarlık Rusyası'nın Kırım’ı işgal etmesiyle başladı. O yıllardan itibaren baskılar, göçler, zulümlerle binlerce insanımız göç etti; göç yollarında hayatını kaybetti.” ifadelerini kullandı. Karatay, bununla birlikte 1917 yılında Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu fakat Numan Çelebicihan’ın şehit edildiğini, daha sonra Kırım Halk Cumhuriyeti’ni yaşatan Kırım Tatar Millî Kurultayı üyeleri ve Kırım Tatar aydınlarının önce üçer beşer, daha sonra topluca katledildiğini belirterek en nihayetinde 18 Mayıs 1944’te Kırım’ı Türksüzleştirmek ve bir Slav toprağı hâline getirmek adına Kırım Tatar halkının topyekûn sürgün edildiğini kaydetti. Öte yandan Emel Kırım Vakfı, Kırım derneklerinde mücadele edenler ve Türk aydınları sayesinde Kırım Tatarlarının yaşadığı faciaların duyurulduğunu belirten Karatay, 1983 yılı civarında Emel Dergisi çalışanlarının bir mektup kampanyası organize ederek seçilmiş gazetelerle köşe yazarlarını gözlerine kestirdiğini ve 18 Mayıs’ın ve Kırım Tatarlarının durumunun bu vesileyle duyurulduğunu kaydetti. “BUGÜN MAALESEF SÜRGÜNLER HÂLÂ DEVAM EDİYOR” Emel Kırım Vakfı Başkan Yardımcısı Nurten Bay, Reşat Ametov’un Kırım’ın 2014’teki işgalinden sonra kaçırılan ilk Kırım Tatarı olduğunu hatırlatarak “Reşat Ametov kardeşimiz, işkence edilmiş bir şekilde naaşı 15 gün sonra bulundu.” dedi. Bay, bugün Rus işgali altındaki Kırım’daki insan hakları ihlallerini duyuran gazetecilerin, din adamlarının ve aktivistlerin evlerine baskınlar yapıldığını ve haksız şekilde tutuklamalarla karşı karşıya kaldığını bildirdi. Kırım Tatarlarının aileleri ve avukatlarıyla görüşmelerinin engellenmesi, Kırım Tatar toplumunu yıldırmak ve Kırım’ı Türksüzleştirmek için Rusya’nın ücra köşelerindeki hapishanelerde tutulduğunu dile getiren Bay, “Bugün maalesef sürgün yine devam ediyor.” dedi. “RUSLARIN KAFA YAPILARI HİÇ DEĞİŞMEDİ” Ailesinin sürgünü yaşadığını belirten Emel Kırım Vakfı Üyesi Lilya Tanatar, “Rusların kafa yapıları hiç değişmedi. O zaman yaşadıklarımızı sanki ‘kopyala yapıştır’ formatında bugün de yaşıyoruz.” şeklinde konuştu. Tanatar, Kırım Tatarlarının yaşadığı zulümlerin her fırsatta dillendirilmesi gerektiğinin ve Kırım Tatar siyasi tutsakların ailelerinin her türlü desteğe ihtiyaç duyduğunun altını çizdi. Emel Dergisi Editörü Bülent Tanatar ise sürgünün çok büyük bir trajedi ve travma olduğunu vurgulayarak “Bir yere sürülürsünüz, bir yerden bir yere atılırsınız, üzerinizden geçilir, bir daha doğrulup kalkamayacağınız yerlere atılırsınız; çöp tenekesine, çölün ortasına… Kırım Tatarlarına yapılan böyle büyük bir vahşetti.” dedi. “BU DEVLETİN VAATLERİNE NASIL İNANABİLİRİZ?” Öte yandan Kırım Tatar tarihi bilim uzmanı ve Emel Kırım Vakfı Üyesi Muhammet Taha Bayraktar, sürgünü Çarlık Rusyası'nın başlattığı bir durumun devamı şeklinde gördüğünü ifade ederek Kırım Tatar aydın Mustafa Edige Kırımal’ın kitabında denk geldiği bir anektodu paylaştı. Bayraktar, söz konusu anektotta şu ifadelerin bulunduğunu belirtti: “Bunu (Grigoriy) Potyomkin’e (Kırım’ın Rusya tarafından 1783 yılında işgal edilmesinden sonra Kırım’a sözde vali olarak atanan Rus generali) karşı söylüyor: Tüm dünyanın gözü önünde ve Allah’ın huzurunda verdiği, Küçük Kaynarca Antlaşması’nda yer alan resmî sözleri tutmayan, daha sonra vatanımızı işgal eden ve ortalığı kana bulayan bu devletin vaatlerine nasıl inanabiliriz? Biz vaatlerde bulunulmasını istemiyoruz; biz, bağımsızlığımızı istiyoruz.” KIRIM TATAR SİYASİ TUTSAKLARIN SESLERİNİN DUYURULMASI ÇAĞRISI Program kapsamında Emel Kırım Vakfı ve Emel Dergisinde 18 Mayıs adına yayımlanan bildiri ile Kırım Tatar siyasi tutsakların içinde bulunduğu ağır koşullara dikkat çekildi. Söz konusu mahkûmları savunan avukatların ise ofislerine baskınların yapıldığı, evraklarına el konulduğu ve ruhsatlarının iptal edildiği dile getirildi. Özellikle Kurban Bayramı yaklaşırken Kırım Tatar siyasi tutsaklara mektup ve kartpostalların gönderilmesinin ise kendileri ve ailelerine umut olacağının altı çizildi. Program, Yalova Kırım Derneği Gençlik Kolları Başkanı ve şair Adil Gökşin’in Kurtamet için yazdığı “Appaz” şiirinin okunmasının ardından sona erdi. KIRIM'DAKİ KIRIM TATARLARININ DURUMUNDA YENİ PROBLEMLER Toplantıya, Ukrayna Parlamentosunda düzenlenen 18 Mayıs Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı kurbanlarını anma etkinliğinden sonra katılan KTMM Başkanı Refat Çubarov, sürgünün 82. yılında ve Rusya işgalinin 12. yılında Kırım'daki durum ve Kırım Tatar topluluğunun karşılaştığı mevcut ve yeni zorluklar hakkındaki görüşlerini paylaştı. Çubarov Kırım Tatarlarının 1944'te sürgün edilmeleri ve Kırım Tatar bayrağı ve dili üzerindeki kısıtlamalar gibi Rus işgal güçlerinin ve Rusya'nın Kırım Tatarlarına karşı tutumlarını ve buhdan kaynaklı ilgili güncel sorunlar da dâhil olmak üzere tarihsel bağlamını açıkladı. Kırım Tatar dilini ve kültürünü korumaya yönelik eğitim çabalarını da ele alan KTMM Başkanı, Ukrayna döneminde Kırım Tatar dilinde eğitim veren 14 okulun açıldığını ancak Rusya işgali döneminde bu okullarda ana dilinde, Kırım Tatar Türkçesinde sadece haftada 45 dakika ders verildiğini ve Ruslaştırmanın hızla devam ettiğini kaydetti. Görüşmede Rusya'nın Ukrayna'yı topyekûn işgal girişimiyle ve saldırılarıyla başlayan savaş ve getirdiği problemler üzerinde duran Çubarov, Ukrayna’nın mutlaka bu savaşı kazanacağına inandığını ve Kırım Tatarları ile Kırım'ın özgürlüğüne kavuşacağını vurguladı. Son olarak Çubarov, dünyanın neresinde yaşadıkları fark etmeksizin Kırım Tatarlarını aktif mücadeleye çağırdı. SEVİLE HALİLOVA VE DİĞER İKİ KIRIM TATARININ GÖZALTINA ALINMASI BÜYÜK ŞAŞKINLIK VE ÜZÜNTÜ YARATTI Ayrıca, kültürel bir geziye katılan Akmescit (Simferopol) merkezli "Nefes" Kırım Tatar çocuk dans topluluğunun koreografı Sevile Halilova (Beşhadem) ve diğer iki Kırım Tatarının St. Petersburg kentinde 17 Mayıs’ta Rus polisi tarafından hukuksuz bir şekilde gözaltına alınması da bütün Kırım Tatar halkını şaşkınlığa ve derin üzüntüye sevk eden bir olay olarak program kapsamında gündeme taşındı. Tarihî Peter ve Paul Kalesi'ne düzenlenen bir gezi sırasında meydana gelen olay esnasında Kırım Tatar millî kıyafetleri giyen çocuklar ve onlara eşlik eden yetişkinler, kaleyi ziyaretleri sırasında Kırım Tatar millî bayrağını açarak hatıra fotoğrafı çektirmek istemişti. Gökbayrak’ın açılması üzerine müdahale eden Rus güvenlik güçleri, altın tarak tamgalı mavi bayrağın "aşırıcılık" sembolü olduğunu iddia ederek bayrağa el koymuştu. Aralarında grubun koreografı Sevile Halilova’nın da bulunduğu üç yetişkin, "izinsiz miting organize etmek" suçlamasıyla gözaltına alınmıştı.

Emel Kırım Vakfı ve Emel Dergisi’nden ortak basın bildirisi: Ukrayna-Kırım özgür olacaktır! Haber

Emel Kırım Vakfı ve Emel Dergisi’nden ortak basın bildirisi: Ukrayna-Kırım özgür olacaktır!

18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yıl dönümü vesilesiyle Emel Kırım Vakfı ve Emel Dergisi tarafından ortak bir basın bildirisi yayımlandı. KIRIM TATARLARI VE BİRÇOK HALK, VATANLARINDAN TOPYEKÛN SÜRGÜN EDİLDİ Sürgünle birlikte Kırım’ın 2014 yılında Rusya tarafından işgali ve Rusya’nın gerçekleştirdiği zulümlerin ele alındığı bildiride, “II. Dünya Savaşı biterken Türkiye’ye saldırma planları yapan Stalin-Sovyet Rusya, Türkiye’ye destek verebilir diye sınır boylarında büyük katliamlar gerçekleştirdi.” ifadeleri yer aldı. Bununla birlikte Kırım Tatarlarının, Karaçay, Malkar ve Ahıska Türklerinin yanı sıra Çeçenlerin ve İnguşların da vatanlarından topyekûn sürgün edildiği hatırlatıldı. KIRIM TATARLARININ YÜZDE 46,2’Sİ SÜRGÜN VE SONRASINDA ŞEHİT OLDU! Bildiride 18 Mayıs 1944 tarihinde hayvan vagonlarına doldurularak Türkistan çöllerine, Sibirya ve Urallara sürgün edilen yaklaşık 423 bin 100 Kırım Tatarının yüzde 46,2’sinin sürgün esnasında ve sürgün sonrasının ağır şartları altında hayatını kaybettiği vurgulanırken “Bu insanlarımız, kendilerini bir ‘millet olarak’ yok etmek isteyen Stalin-Sovyet Rus rejimine direndiler ve olağanüstü bir mücadele vererek döndükleri Kırım’ı yeniden Vatan Kırım yaparak, millî ve dinî medeniyetimizi canlandırmaya giriştiler.” değerlendirmesi yapıldı. KIRIM TATARLARININ BİN 500 YILLIK VATANI İŞGAL EDİLİRKEN HALK DİRENDİ Kırım Tatarlarının bin 500 yıllık vatanı Kırım’ın 26-27 Şubat 2014 gecesi, kimlikleri gizlendiği için önceleri “yeşiller” diye adlandırılan Rus özel birlikleri tarafından işgal edildiği hatırlatıldı. Kırım Tatarlarının, seçilmiş en üst temsilî yetkili organı olan Kırım Tatar Millî Meclisinin (KTMM) yanı sıra Kırım Tatar halkının lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Rus işgaline karşı çıktıklarının vurgulandığı bildiride “Halkımız direndi ve direniyor.” ifadeleri kullanıldı. “RUSYA ESARETİNDEKİ SİYASİ TUTUKLU KARDEŞLERİMİZE ÖZGÜRLÜK KIRIM’A ÖZGÜRLÜK” Öte yandan işgalci Rus güçlerinin Kırım’da yeni sürgünler, göçler ve zulümler yaşattığının belirtildiği bildiride, Kırım Tatarların evlerine sabaha karşı yapılan baskınlar sonrası gözaltına alınanlar ve kaçırılanların kurmaca suçlamalar ile uzun yıllar hapse mahkûm edildiğine ve Kırım’dan, evlerinden uzağa Rusya’nın uzak hapishanelerine sürgün edildiğine dikkat çekildi. RUS İŞGALİ ALTINDAKİ KIRIM'DA 358 SİYASİ TUTSAĞIN 181’İ KIRIM TATARI! Öte yandan aralarında kadınlar, gençler, yaşlılar ve engellilerin de bulunduğu tutukluların toplam 358 kişi olduğunu ve söz konusu tutukluların 181’inin Kırım Tatarı olduğunun altı çizildi. Ayrıca, Kırım’daki siyasi tutsakları canla başla savunan avukatların ağır baskılarla karşılaştığı vurgulanırken basın ve ifade özgürlüğünün ise sadece Rus işgal propagandaları için mevcut olduğu belirtildi. “1552’DEN BERİ TÜRK YURTLARINI İŞGAL EDEN RUSYA KAYBEDECEKTİR” Bildiride son olarak şu ifadelere yer verildi: Kırım, Kırım Türkleri için yarı açık cezaevi. Sürgün kurbanlarımızı şehitlerimizi anarken işgal altındaki ve hapishanelerdeki kardeşlerimizi unutmuyoruz. Biliyoruz ki Ukrayna’nın özgürlük savaşı, Türk dünyasının tam özgürlüğe kavuşmasının savaşıdır. 1552’den beri Türk yurtlarını işgal eden Rusya kaybedecek, Türk dünyası ve bölge Rus tahakkümünden, emperyalizminden kurutulacaktır. Biliyoruz ki bu acılar, içlerinde bizim askerlerimizin de olduğu kahraman Ukrayna ordusunun zaferiyle son bulacaktır. Ukrayna savaşı kazanacak biz kazanacağız ve Ukrayna-Kırım özgür olacaktır!

Kırım Tatar Dilbilimci ve Yazar Saim Osman Karahan vefatının yıl dönümünde anılıyor Haber

Kırım Tatar Dilbilimci ve Yazar Saim Osman Karahan vefatının yıl dönümünde anılıyor

Emel Dergisinin bir dönem Yazı İşleri Müdürlüğünü yapan, Emel Kırım Vakfı ile Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Saim Osman Karahan, vefatının 11. yıl dönümünde rahmetle anılıyor. 23 Nisan 2015 senesinde İstanbul'da vefat eden Kırım Tatar dilbilimci Karahan, 2013 senesinde "Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü" eserini Kırım Tatar halkına kazandırmıştı. SAİM OSMAN KARAHAN KİMDİR? 5 Şubat 1939'da Romanya'nın Köstence şehrinin Koşu Mahallesinde öğretmen ve din adamı bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. 2 Nisan 1964’te Türkiye’ye göç etmek üzere Romanya'dan ayrıldı. 1970 senesinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Faransız Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1974 yılında hayatını Nermin Hanım ile birleştirdi ve İstanbul’a taşındı, oğulları Özgür ve Haluk İstanbul’da doğdu. 1975’ten sonra Emel Dergisini çıkaran Müstecib Ülküsal’ın çevresinde Sabri Arıkan, Abdullah Zihni Soysal, Yusuf Uralgiray gibi Kırım Davası hizmetkârları ile görüşme ve fikirleşme fırsatı buldu. Ülküsal’ın Dobruca ve Türkler adlı eserindeki (1966, İstanbul) Dobruca haritasını çizip hazırladı. 1990 senesinde emekli olana kadar bir tekstil fabrikasında muhasebe işlerinde çalıştı. Emekliliğinden sonra dernek faaliyetlerine daha sık bir şekilde iştirak etmeye başladı. İstanbul'da Zafer Karatay, Celal İçten, Niyazi Elitok, Murat Vatansever gibi Emelciler ile tanıştı. 1995 senesinde Müstecib Ülküsal’ın yaşgünü merasimi esnasında Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile tanışma fırsatı buldu. 2001 senesinde 4. Kırım Tatar Milli Kurultayı’na katılmak için hayatında ilk defa Vatan Kırım’a gidebildi. Sözlük hazırlama çalışmalarına ilk gençlik yıllarında tuttuğu notlar ile başladı. Romanya Dobrucasında çıkmış tüm yazılı edebiyat örnekleri, diğer Türk lehçeleri sözlük ve gramerleri gibi geniş kapsamlı eserlerden de faydalanarak 3 ciltlik Dobruca Kırımtatar Ağzı Sözlüğü’nü tamamladı. Yarım asırdan fazla süren ve bu zaman zarfında karşılaştığı pek çok aksilik, sıkıntı ve zorluğa rağmen hazırladığı sözlüğü 2012 yılında Romanya’da bastırmaya muvaffak oldu. Sözlük dışında Dobruca’daki Kırım Tatar edebiyatının klasik sayılabilecek yazar ve şairlerine ait yazı ve şiirleri derleyerek bir araya getirdi. Mehmet Vani yurtsever’e ait cezaevi hatıralarını da içeren "Dobrucanın Davuşı -3" ile İsmail Ziyaeddin’in eserlerini bir araya getirdiği 2 ciltlik "Saylama Eserler" adlı kitapları 2013 yılında beri Romanya’da basıldı. Son olarak İsmail Bey Gaspıralı'nın Frengistan Mektupları ve Darürrahat Müslümanları adlı eserlerini Dobruca Kırım Tatar Ağzı'na aktarımış ve kitap Kasım 2014'te yine Romanya'da basılmıştır. Saim Osman Karahan “Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü” adlı eseri ile Kırım'ın en prestijli kültür-sanat ödülü olan 2013 yılı Bekir Sıtkı Çobanzade Ödülüne “Kırım Tatar filolojisi ve folkloru alanında en iyi bilimsel ve bilimsel-metodik çalışma” dalında layık görüldü. Romanya'daki Kırım Tatar kültürü, sanatı ve edebi değerlerinin gelişmesi ve desteklemesine katkıda bulunan "Mehmet Niyazi Ödülü" 2013 yılında Saim Osman Karahan'a verildi. Saim Osman Karahan Mehmet Niyazi'nin ruhuna ithaf ettiği “Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü” adlı eseri ile bu ödüle layık görüldü. Saim Osman Karahan 2009 yılından itibaren İstanbul’da yayınlanan Emel Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü ve Bahçesaray dergisinin yazı işlerini yürüttü. Kırımtatarca, Türkçe, Romence, Rusça ve Fransızca bilen Saim Osman KarahanKırım Tatar dil ve edebiyatı üzerine araştırmalar yaptı. Ölümünden kısa bir süre önce Kırım Tatar Yazarlar Birliği fahri üyeliğine kabul edildi.

Cafer Seydahmet Kırımer'in vefatının 66. yıl dönümü Haber

Cafer Seydahmet Kırımer'in vefatının 66. yıl dönümü

Kırım Tatar millî davasında ve fikriyatında önemli rol oynamış efsanevi isimlerden olan Cafer Seydahmet Kırımer’in vefatının 66. yıl dönümü kaydediliyor. CAFER SEYDAHMET KIRIMER KİMDİR? Cafer Seydahmet Kırımer, 1 Eylül 1889’da Kırım’ın Kızıltaş köyünde hayata gözlerini açtı. İlk öğretim eğitimini Kırım’da alan düşünür, ortaokul ve lise eğitimini ise İstanbul’da tamamladı. Kırımer, üniversite eğitimini sürdürmek için 1911 yılında Paris’e taşındı. Paris’te Hukuk Fakültesinde eğitimini sürdüren Kırımer, yakın arkadaşlarıyla birlikte Kırım için mücadele etmeye başladı ve gizli bir teşkilât kurdu. Rusya’da devrim başladığı sırada 1917 yılında Kırımer, Besarabya cephesinde asker olarak bulunmaktaydı. Besarabya’dan Odesa’ya geçen Kırımer, burada Kırım’da bulunan Numan Çelebicihan ile iletişime geçmişti. Kırımer bu dönemde, Çelebicihan’ın Başmüftülük görevine geçtiğini öğrenirken, kendinin de Vakıf İşleri Müdürlüğüne seçildiğini haber almıştır. Bu dönemde Kırım’daki aydınlar yeni bir mücadelenin içindeydi. Bu mücadelede Kırım Halk Cumhuriyeti’ne adım adım giderken Cafer Seydahmet Kırımer, seçim kanunu ve anayasa taslağı hazırladı. Herson’da bulunan Kırım Süvarilerini Kırım’a geri getirdi. Kırım’da toplanan Kurultay’ın ardından 26 Aralık 1917’de ilan edilen Kırım Halk Cumhuriyeti dönemde yine önemli görevlerde bulundu. Kırım Halk Cumhuriyeti sırasında Kırımer, Hariciye ve Harbiye Bakanlığını yapmıştır. Bolşeviklerin Kırım Halk Cumhuriyeti’ni işgal etmesi ve Kırım Tatar aydınlarını katletmesi neticesinde yeni bir dönem başladı. Kırım Tatar, Ukrayna ve Türkiye tarihinin sembol ismi olan Kırımer, Kırım Halk Cumhuriyeti’nde önemli görevler üstlendiği sırada Kıyiv’de kurulan Hruşevski hükûmeti ile dostane ilişkiler tesis etmiş, Bolşeviklerin Kırım’ı işgali üzerine Kıyiv’e giderek çalışmalarına bir süre de burada devam etmiştir. Daha sonra tekrar Kırım’a geçerek burada kurulan Süleyman Sulkiyeviç hükûmetinde yer alan Kırımer bu hükûmetin Kasım 1918’de dağılmasıyla beraber bir süre İstanbul’da yaşamak zorunda kalmıştır. Cafer Seydahmet Kırımer ve Talat Paşa (Berlin 1920) Bu tarihten itibaren hayatı Kırım dışında sürgünde geçen Kırımer, 1932-1933 yıllarında Stalin’in uyguladığı politikaların sebep olduğu ve milyonlarca Ukraynalının açlıktan öldüğü Holodomor’u dünya kamuoyuna duyurmak için önemli çabalar sarf etmiştir. 1 Ocak 1930’da Romanya’da Müstecib Ülküsal 10 idealist arkadaşıyla, Emel Dergisi'ni yayımlamaya başlamış, Cafer Seydahmet Kırımer’in isteğiyle Kırım bağımsızlık davasının resmi yayın organı olan bu dergi 1941 yılında Almanların Dobruca’ya gelmeleri üzerine ülkeden ayrılan Ülküsal’la birlikte Türkiye’ye taşınmıştır. Cafer Seydahmet Kırımer ve Müstecip Ülküsal (İstanbul 1950) Daha sonraki hayatının önemli bir bölümünü Türkiye’de geçiren Kırımer, Kırım meselesinin Türk kamuoyunda anlaşılması için çeşitli faaliyetlerde bulunmuş, 3 Nisan 1960’ta İstanbul’da vefat etmiştir. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak Cafer Seydahmet Kırımer'i vefatının yıl dönümünde saygı, rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz.

Türkolojinin yüz yılı: Bülent Tanatar, Bakü Türkoloji Kurultayı’nı QHA’ya anlattı Haber

Türkolojinin yüz yılı: Bülent Tanatar, Bakü Türkoloji Kurultayı’nı QHA’ya anlattı

Kırım Tatarlarının dünya ve Türk kamuoyundaki sesi olan Emel Dergisi Editörü, yazar ve çevirmen Bülent Tanatar, 26 Şubat ve 6 Mart 1926 tarihleri arasında Bakü’de tertip edilen I. Türkoloji Kurultayı’nın yüzüncü yıl dönümü münasebetiyle, Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. KURULTAYDA ORTAK YAZI DİLİ, TÜRK TARİHİ VE ETNOGRAFYASI ELE ALINDI “Bu, bilimsel bir kurultay gibi görünüyor ama aslında bunun arka planında siyaset de var. Bu kongreye ön ayak olan, bu kongreyi başlatan Azerbaycanlı Samed Ağamalıoğlu (Azerbaycan SSR Merkez Yürütme Komitesi Başkanı) ve onunla iş birliği yapan kişilerin siyasi bir ajandaları vardı.” ifadelerini kullanan Tanatar, 1926 yılının başında Bakü’de toplanan kurultayının kökeninin 1922 yılının başlarına dayandığını kaydederek “Gündeme getirilen konuların içinde sadece dil, yazı dili, edebiyat ve alfabe konuları yoktu, aynı zamanda Türk halkları tarihi ve etnografyası da vardı.” dedi. KURULTAYIN SİYASİ ARKA PLANI, BİRÇOK KATILIMCININ DİKKATİNDEYDİ Bakü Türkoloji Kurultayı’nda belirlenen hedeflere ulaşmak adına yapılması gerekenlerin ve bu amaçlar doğrultusunda nasıl bir kurumsallaşmanın meydana geleceğinin de tartışıldığını dile getiren Tanatar, Kurultayın siyasi arka planının da birçok katılımcının dikkatinde olduğunu, bazı tartışmalarda da bu düşüncenin ifade edildiğini vurguladı. Kurultay kapsamında tarih, etnografya, edebiyat ve bu alanların geliştirilmesinden de bahsedildiğini, dolayısıyla Kurultayın yalnızca alfabe üzerindeki fikir ayrılıklarına indirgenemeyeceğini bildiren Tanatar, Kurultay kapsamında tarihte iz bırakan en belirgin konunun yeni bir alfabeye geçiş olduğunu, diğer konulardaki kurumsallaşmaların ise aynı oranda kalıcı olmadığına dikkat çekti. Kırım Tatar heyeti içerisinde en çok dikkat çeken katılımcının ise Bekir Sıdkı Çobanzade olduğunu ifade eden Tanatar, “Gerek kurultayda gerek kurultay sonrası Çobanzade, Sovyetler Birliği’ndeki Türk dil bilimciler arasında her zaman bir numaralı kişi oldu.” dedi. Bununla birlikte, Kurultayın hazırlık süreci adına 1924 yılında yapılan tanıtım gezisinde Kırım’ın çeşitli yerlerinin gezildiğini ve Kırım’ın önde gelen simalarıyla konuşularak yeni alfabe üzerine ve eski Arap alfabesinin nasıl ıslah edilerek korunabileceği konusunda bir nabız yoklaması yapıldığını dile getiren Tanatar, tanıtım gezisi çerçevesinde Kurultaya katılacak Kırım Tatar heyetinin ve diğer katılımcıların da fikirlerinin alındığını belirtti. KURULTAYDA, TÜRK DÜNYASININ DİL BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI AMAÇLANDI Çobanzade’nin, alfabelerde toplumların birbirinden uzaklaşmasına sebep olacak değişiklikler yapmak yerine, Türk dünyasında dil birliğini sağlayacak şekilde çalışılmasına yönelik argümanları olduğunu dile getiren Tanatar, “Türk dil birliği eski bir mevzu. Bunu en çok çalışan ve pratiğe geçiren kişi İsmail Bey Gaspıralı’ydı. Yalnızca Tercüman gazetesi değil, yaptığı temaslarla da en çok çalışan kişi Gaspıralı’ydı.” şeklinde konuştu. Öte yandan, Türk dünyasından olan katılımcıların bu tür bakış açılarıyla Türk dünyasını birleştirmek ve ortak zeminler kurmak için girişimlerde bulunduğunu belirten Tanatar, Sovyet rejiminin o zamanki politikasının, Türk dünyasının geçmişinden kopması ve birbirleriyle olan bağlarının zayıflaması adına Latin alfabesine geçilmesini elzem gördüğünü fakat bunu açık bir şekilde ifade edilmediğini belirtti. Bununla birlikte, bu kurultaydan sonra Kırım’da 1928’den sonra Latin alfabesinin yürürlüğe girdiğini ve kısa bir süre için bütün neşriyatın Latin alfabesiyle yapıldığını hatırlatan Tanatar, “Kurultay içindeki tartışmalarda dahi bunun izleri var, bunu dile getirmiş insanlar var. Daha sonra da Latin alfabesi kısa bir süre denendikten sonra Türk dünyasının eskiyle ve dış dünyayla bağları koparılıyor. Daha sonra da Rus dilinin özellikleriyle Kiril alfabesi, 1938 senesinde yürürlüğe giriyor.” ifadelerini kullandı. Tanatar, ayrıca, bazı Türk cumhuriyetlerinin bugün ortak Latin alfabesine geçmek adına bazı hamleler yaptığını fakat bunun siyasetten tam bağımsız bir ortamda yönetilmesi gereken, uzun bir süreç olduğunu belirtti. KIRIM’DA LATİN ALFABESİNE GEÇİŞ, GEÇMİŞLE KURULAN BAĞI ETKİLEDİ Mİ? Kırım’da 1928’den sonra Latin alfabesinin yürürlüğe girmesinden sonra kısa bir süre için bütün neşriyatın Latin alfabesiyle yapıldığını hatırlatan Tanatar, “Gaspıralı dönemi ve daha sonra Sovyetler’in ilk dönemindeki neşriyata baktığınız zaman okuduğunuz Kırım Tatarcayla, 1930’lu yıllara varmadan hatta 1930’lu yılların içerisinde ister Latin alfabesiyle ister Kiril alfabesiyle olsun, yazılan Kırım Tatarca metinler arasında çok büyük ayrışmalar var.” değerlendirmesini yaptı. Söz konusu metinlerde sözcük seçimleri, sentaks ve imlâda bozulmalar olduğunu dile getiren Tanatar, öte yandan, “Yine de 1920’ler, en azından tırnak içinde de olsa özgürce tartışma zemininin bulunabildiği yıllar oldu. Kırım Tatarlarına biraz oyalanma şansı verilmişti fakat daha sonra bu şans, ne Kırım Tatarlarına ne de Sovyetler Birliği içerisindeki bağımlı uluslara bahşedildi. Her biri için zorunlu gündemler oluşturuldu ve onlara tanınmış çerçeve içerisinde kalacak şekilde bilgi edinebilecekleri ve iletişim kurabilecekleri bütün imkânlar kısıtlandı.” dedi. TÜRKOLOJİ BİLİMİNİN YÜZ YIL SONRAKİ GELECEĞİ ADINA NELER YAPILMALI? Ayrıca, hem Kırım Tatarları hem de Türk halkları açısından Türkoloji biliminin geleceğindeki yüz yılını değerlendiren Tanatar, Kırım’ın Rus işgali altında olduğunu vurgulayarak Rusya’nın Kırım Tatarlarına uyguladığı baskı ve sansürün Kırım Tatarcanın gelişmesi önünde bir engel teşkil ettiğini beyan etti. Türkistan coğrafyasında bulunan Türk cumhuriyetlerinin Türk dilini geliştirmek adına nispeten daha rahat bir konumda olduğunu kaydeden Tanatar, son olarak “Henüz daha yolun başında olduğumuz görülüyor. Bilim ve edebiyat üretiminin kendi başına gelişmeyeceğini bildiğimiz için, dünya üzerinde entelektüel faaliyetlere yol verebilecek en önemli artı değer önce ekonomik olarak üstünlüğünüzü ispat etmemizdir. Bu ekonomi üzerinde sosyal düzen kurulur, dayanışma olur ve toplum bütünleşir. Ancak bundan sonra ilim, bilim ve edebiyatın daha yetkin bir şekilde gelişebileceğini düşünüyorum. Türk dünyası, her bölge birbirinden farklı olmakla beraber henüz bundan uzak ama umarım yüz yıl içerisinde bu noktaya çok hızlı bir şekilde gelinir. Önemli olan aydınların bu konularda düşünceler oluşturup bu konuda bir basınç yaratmak adına uğraş vermeleri, bunun için de biraz inanç lazım.” ifadelerine yer verdi.

Bülent Tanatar: Çelebicihan’ın manevî mirası noktalanmış değil Haber

Bülent Tanatar: Çelebicihan’ın manevî mirası noktalanmış değil

Kırım millî davasının Türk ve dünya kamuoyundaki sesi olan Emel Dergisi Editörü Bülent Tanatar, 23 Şubat 1918 tarihinde Bolşevikler tarafından şehit edilen, Kırım Tatarlarının unutulmaz lideri ve Antlı Şehidi Numan Çelebicihan üzerine, şehadetinin 108. yıl dönümünde Kırım Haber Ajansına (QHA) önemli değerlendirmelerde bulundu. I. DÜNYA SAVAŞI VE RUSYA, ÇELEBİCİHAN’I NASIL ETKİLEDİ? Savaşların savaşan taraflar üzerinde doğrudan yıkıcı etkisi, ülkeler üzerinde ise dolaylı sonuçları olduğunu belirten Tanatar, bununla birlikte, savaşların yönetimle halk arasındaki bağı yıpratıp sosyal dokuyu zedelediğini dile getirdi. "Rusya örneğinde 1904-1905 Rus-Japon Savaşı’nın yüzyılların Çarlık rejiminin sacayaklarını nasıl sarstığını, hayal sanılan değişikliklerin nasıl birden gündeme oturduğunu hatırlayanlar için Avrupa çapında başlayan bu büyük kapışmanın, Büyük Savaş’ın eninde sonunda önemli dönüşümler getireceğini öngörmek sürpriz olmasa gerek." ifadelerini kullanan Tanatar, Birinci Dünya Savaşı’nın ve Rusya’nın bu savaşa katılmasının Çelebicihan üzerindeki etkisine de dikkat çekerek "Böyle bir gelişmeyi düşünmek ve buna elden geldiğince hazırlanmak, son 10 yıl içinde yükseliş ve düşüş evreleriyle birçok çalkantılı olaylar silsilesine tanıklık etmiş Çelebicihan gibi idealist gençler bakımından doğal bir sonuçtu. Şüphesiz, açık seçik bir yol programları yoktu belki ama saptadıkları hedefleri gerçekleştirebilecekleri ortam doğarsa az çok ne yapacaklarını biliyorlardı." dedi. ÇELEBİCİHAN’IN DÜŞÜNCE DÜNYASI NASIL ŞEKİLLENDİ? Çelebicihan’ın düşünce dünyasını eksiksiz bir şekilde kurgulamanın yeterince bilgi ve belge bulunmaması sebebiyle zor olduğuna vurgu yapan Tanatar, bu noktada en çok, Kırım Tatar millî mücadelesinin öncü isimlerinden Cafer Seydahmet Kırımer’in hepsi aradan uzun yıllar geçtikten sonra yayımlanan hatıraları ile Çelebicihan’ı tanımış olan Şefika Gaspıralı, Şevki Bektöre, Halil Beşev, Aziz Bozgöz gibi birkaç tanınmış simanın, Çelebicihan hakkındaki tanıklıklarının az da olsa yol gösterici olduğunu kaydetti. “Çelebicihan, her ne kadar yarı asil, yarı din adamı zümresi olan Çelebilere mensup bir ailede doğmuş da olsa aile, her türlü ayrıcalıklarını yitirmiş bir konumdaydı. Bu bakımdan okumanın yüce bir değer sayılmasını bir tarafa bırakırsak önünde açılan hayat, sıradan halk tabakasının çocuğununkinden farksızdı denebilir. Az sayıdaki edebî çalışmalarında olsun, kaydı bilinen nutuklarında olsun, lirik ve idilik tonlar kullanmıştır. İnançlı bir insandı ve millî duyguyu çok derinden yaşıyordu.” ifadelerini kullanan Tanatar, Kırımer’in “Antlı Kurban” eserinde Çelebicihan’ı, Türk dünyasında millî uyanışın büyük öncüsü olan İsmail Bey Gaspıralı ve Kırım Tatar halkının özgürlük ve millî uyanış mücadelesinin öncülerinden Abdürreşîd Mehdî ile aynı mertebeye koyduğunu hatırlatarak “O (Kırımer), Kırım Tatar uyanış devrinin üç baş aktörünü şöyle tarif eder: ‘Gaspıralı İsmail Bey’le ilim yolu; Abdürreşîd Mehdî ile hak savaşı; Çelebicihan ile de istiklâl davası canlandı.’” şeklinde konuştu. Tanatar ayrıca, gizli Vatan Cemiyeti’nin kurulmasından başlayarak Kırım Halk Cumhuriyeti’nin hayata geçirilmesine kadar giden süreçte, Çelebicihan’ın bir politolog olmaktan çok siyaset pratisyeni özelliği ile öne çıkan bir lider olduğunu dile getirdi. “ÇELEBİCİHAN, DİĞERLERİNİN ETRAFINDA KÜMELENDİĞİ BİR YILDIZ GİBİYDİ” “Çelebicihan, doğuştan gelen lider özellikleriyle bulunduğu ortamlarda hemen sivrilen, diğerlerinin etrafında kümelendiği bir yıldız gibiydi.” şeklinde konuşan Tanatar, 1917 yılının baharında, bilinçli ömrünün büyük kısmında Kırım dışında bulunmuş olan Çelebicihan’ın, gıyabında Kırım Müslümanları İcra Komitesi reisi seçilmesine dikkat çekti. Bu durumu, Çelebicihan’ın hitap ettiği çevrede kısa bir zaman zarfında kazandığı nüfuzun en büyük delili olarak değerlendiren Tanatar, “İcra Komitesi’nin ve Kurultay hükûmetinin aldığı kararlarla uygulamaya soktuğu tedbirlerin çoğunun, Gaspıralı’dan Mehdî’ye dek Kırım Tatar uyanış devrinin muhtelif etaplarında billurlaşan kaidelere dayandığı aşikâr olsa da bunların derli toplu biçimde ve mutlak kitle desteğiyle ete kemiğe bürünmesi, onun liderliği altındaki millî harekete nasip olmuştur. Bu nedenle rolü, onsuz olmaz ve tartışılmazdır.” dedi. Tanatar, öte yandan, bu dönemin ruhunu kavramak adına başvurulacak en yetkin etüdün, aradan 35 yıla yakın zaman geçmiş olmakla beraber, hâlâ aşılamamış olarak değerlendirdiği, Prof. Dr. Hakan Kırımlı’nın “Kırım Tatarlarında Millî Kimlik ve Millî Hareketler” adlı çalışması olduğunu vurguladı. Tanatar, son olarak Çelebicihan’ın manevi mirası üzerine şu ifadelere yer verdi: Nariman Abdülvaap; Emel, no. 262-263’de yayımlanan ‘Çelebicihannıñ Maneviy ve Siyasiy Mirası' yazısında, onun başını çektiği 1917’deki eylemlerin Kırım Muhtar Cumhuriyeti dönemindeki irili ufaklı kazançlar doğurduğunu söylerken çok haklı ama bu tespit, bence eksik. Çelebicihan’ın manevî mirası noktalanmış değil, bugün de Kırım Tatar hürriyet ve bağımsızlık idealini temsil eden düşünce, onun kahpece dökülen helal kanıyla yıkanmıştır.

Kırım Tatarlarının sesi Emel Dergisi 96 yaşında! Haber

Kırım Tatarlarının sesi Emel Dergisi 96 yaşında!

Emel Dergisi, 96 yıl önce Romanya’nın egemenliği altındaki Güney Dobruca’nın Hacıoğlu Pazarcık şehrinde, Müstecib Ülküsal ve 10 arkadaşı tarafından, 1 Ocak 1930 tarihinde çıkarılmaya başladı. KIRIM MİLLÎ DAVASININ YAYIN ORGANI EMEL DERGİSİ Kırım Tatar tarihinin en uzun süreli yayınlanmış dergisi olan Emel, 5. sayısından itibaren Cafer Seydahmet Kırımer’in isteği üzerine Kırım millî kurtuluş davasının sesi ve muhaceretteki Kırım millî hareketinin yayın organı oldu. Yayın hayatı boyunca başlıca diasporadaki Kırım Tatar aydınlarının çevresinde birleştiği bir fikir merkezi olan Emel Dergisi’nin idare ve yazar kadroları ise Emelci adıyla anılmaya başlandı. 38 YILDA 227 SAYI NEŞREDİLDİ! Türkiye’ye göç eden Ülküsal’ın 1960 yılından itibaren, Ankara’da tekrar neşretmeye başladığı Emel, kısa sürede hem Kırım Tatarlarının hem de Sovyet esareti altındaki diğer Türk ve kardeş toplulukların sesini hür dünyaya duyurabildikleri önemli bir mecra hâline geldi. 1962 yılında dergi merkezini İstanbul’a taşıyan, 1983 senesine kadar da yazı işleri müdürü olarak Emel’i iki aylık dergi olarak çıkarmaya devam eden Ülküsal; 1983 yılında derginin yönetimini Zafer Karatay, Hakan Kırımlı, Tuncer Kalkay gibi genç Emelcilere devretti ve 1996 yılında hayata gözlerini yumana kadar, derginin fikrî önderliğini yapmaya devam etti. Emel Dergisi’nin sahibi, 1986 yılında Emelciler tarafından kurulan Emel Kırım Vakfı oldu. Vakfın başkanlığını ise 1992 senesinden itibaren Zafer Karatay üstlendi. Çeşitli sebeplerden ötürü, 1998 yılında yayınına ara vermek zorunda kalan Emel Dergisi’nin 38 sene zarfında 227 sayısı neşredildi. Emel Dergisi; dilbilimci Saim Osman Karahan’ın yayın müdürlüğüne gelmesiyle, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye temsilcisi Zafer Karatay’ın da öncülüğüyle, 2009 yılında yeniden çıkmaya başladı. Dergi, hâlihazırda 3 ayda bir olmak üzere, yılda 4 sayı olarak çıkıyor. KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Emel Dergisi’nin ilk neşrinin 96. yılı vesilesiyle QHA aracılığıyla paylaştığı mesajında, Kırım Rus işgalinden kurtarılana kadar mücadelelerine devam edeceklerini vurguladı. pic.twitter.com/sUzJ7gbEiZ — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) January 2, 2026 “KIRIM, RUSYA İŞGALİNDEN KURTULANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK” Emel Dergisi’nin 96. yılı vesilesiyle Kırım Haber Ajansına (QHA) demeç veren KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, şu ifadelere yer verdi: Bu 96 yıllık mücadelesinde Emel’e ve Kırım’a gönül veren ve hizmet eden, Emel’de çalışan, Emel’e abone olarak ve yazı yazarak destek olan, bu kutlu davaya hizmet eden herkese müteşekkiriz. Emel Kırım yolunda mücadelemiz devam edecek. Emel, muhacaretteki Kırım Türkleriyle, sürgünde mücadele eden kardeşlerimiz arasında büyük bir köprü olmuş ve bu iki büyük hareketin, muhaceret ve Kırım için mücadele eden insanlarımızın kaynaşmasına vesile olmuştur. Bugün, Emel Kırım Vakfı çatısı altında neşriyatını sürdüren Emel Dergisi ve arkadaşlarım adına, bu davaya hizmet eden herkese müteşekkiriz. Kırım, Rusya işgalinden kurtulana kadar ve Kırım’da millî ve dinî haklarımızı elde edene kadar mücadelemiz devam edecek. Kırım’dan sürgün edilen, Kırım'da baskı altında olan, Rusya’ya karşı direnen Kırım Tatarlarının ve Ukrayna halkının yanında mücadelemiz devam edecek!

Kırım Vakfı Başkanı Kalkay: Çalışmalarımız gelecekle tanıştırılsın Haber

Kırım Vakfı Başkanı Kalkay: Çalışmalarımız gelecekle tanıştırılsın

Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay, Emel Kırım Vakfı tarafından düzenlenen Emel Fikir Kültür Konferansları’na konuk oldu. Kalkay, Kırım Derneğinin kuruluş sürecini ve derneğin bugünlere geliş hikâyesini anlatarak; dört yıl boyunca titizlikle hazırladığı Kırım Derneğinin tarihini, çalışmalarını ve derneği var eden isimleri ele aldığı, “Kırım Derneği 70. Yıl” adlı eserini tanıttı. 5 Aralık 2025 tarihinde saat 21.00’de çevrim içi olarak gerçekleşen konferansta, Kırım Tatarlarına yönelik daha çok çalışmaların yapılmasının ve bu çalışmaların geleceğe aktarılmasının önemine dikkat çekildi. KIRIM DERNEĞİNİN KAPSAMLI ARŞİV ÇALIŞMASI Açılış konuşmasında, “Tuncer Kalkay, Emel Dergisi’ni Ankara’da çıkardığımız zamanlarda aramıza katıldı. Kendisi, o zamanlardan beri çizgisini değiştirmeyen, hizmet aşkı asla azalmayan ve aynı sorumluluk ve kararlılıkla ilerlemeye devam eden az sayıdaki dava arkadaşlarımızdan birisi” ifadelerini kullanan KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay; uzun yıllar boyunca, Kırım derneklerindeki en büyük eksikliğin, iyi bir arşiv çalışmasının bulunmaması olduğunu aktararak, “Buna karşın Kalkay, iğneyle kuyu kazarak hem dernekteki mevcut belgeleri toparladı hem de derneğimizin kuruluşunda görev yapan kişilerin akrabalarını ve yakınlarını buldu. Dört senelik çalışmasıyla da muhaceretteki mücadelemizin önemli bir parçası olan Ankara’daki derneğimizde, kimlerin Kırım Tatar millî davasına hizmet ettiğini fotoğraflarıyla ve belgeleriyle ortaya koydu” değerlendirmesini yaptı. KURUMSALLIĞIN 70 YILI Kırım Derneğinin geçmişten bugüne kadar görev yapan yönetim kurulu üyelerine ve Kırım millî davasına gönül veren diğer üyelerinden bahseden Kalkay, derneğin 70 yıl içerisindeki kültürel ve siyasi faaliyetleri ele aldı. Kalkay, “Biz burada Kırım’ı farklı yönüyle anlatıyoruz, Kırım diasporasını anlatıyoruz. Bu kitapta yer alan Kırım Tatarlarının her birisi belki de çok çetin hayat mücadelesi verdiler, her birinin çok önemli sorumlulukları vardı. Her birisi, önemli hizmetlere birlikte el atan, kucaklayan ve bugünlere getiren arkadaşlarımız; hayattan çok önemli şeyler aldılar ve hayata da çok önemli şeyler bıraktılar” şeklinde konuştu. “Kırım Derneği 70. Yıl” eseri oluşturulmaya başlanırken Kırım Derneğindeki kurumsallığın anlatılmasının amaçlandığını kaydeden Kalkay, “Bu kurumsallığı oluşturan, tabii ki söz konusu bireylerdir” dedi. “GENÇ ARKADAŞLAR, BİZİM ÖNÜMÜZE GEÇİN” Ayrıca, diğer derneklerin de “Kırım Derneği 70. Yıl” eserini örnek alıp kendi tarihleriyle ilgili çalışmalar yapmasının gerekliliğini vurgulayan Kalkay, Kırım Derneğine dair çalışmaların nesiller boyunca aktarılması arzusunu dile getirerek, “Bu çalışmaların her birisi, bizim bir parçamız; bu çalışmalarımız, gelecekle tanıştırılsın, geçmişte kalmasın” dedi. Konuşmasının sonunda ise, Kırım Tatar gençlerinin, Kırım Tatar kültürü üzerine çalışmalar yapması çağrısında bulunan Kalkay, “Böyle bir isteğim olsun: Genç arkadaşlar, gelin, birlikte çalışalım, hatta siz, bizim önümüze geçin. Bizim de sizlere birikimlerimizle faydamız olsun” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.