SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emel Kırım Vakfı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Emel Kırım Vakfı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emel Kırım Vakfı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatar Dilbilimci ve Yazar Saim Osman Karahan vefatının yıl dönümünde anılıyor Haber

Kırım Tatar Dilbilimci ve Yazar Saim Osman Karahan vefatının yıl dönümünde anılıyor

Emel Dergisinin bir dönem Yazı İşleri Müdürlüğünü yapan, Emel Kırım Vakfı ile Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Saim Osman Karahan, vefatının 11. yıl dönümünde rahmetle anılıyor. 23 Nisan 2015 senesinde İstanbul'da vefat eden Kırım Tatar dilbilimci Karahan, 2013 senesinde "Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü" eserini Kırım Tatar halkına kazandırmıştı. SAİM OSMAN KARAHAN KİMDİR? 5 Şubat 1939'da Romanya'nın Köstence şehrinin Koşu Mahallesinde öğretmen ve din adamı bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. 2 Nisan 1964’te Türkiye’ye göç etmek üzere Romanya'dan ayrıldı. 1970 senesinde Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Faransız Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1974 yılında hayatını Nermin Hanım ile birleştirdi ve İstanbul’a taşındı, oğulları Özgür ve Haluk İstanbul’da doğdu. 1975’ten sonra Emel Dergisini çıkaran Müstecib Ülküsal’ın çevresinde Sabri Arıkan, Abdullah Zihni Soysal, Yusuf Uralgiray gibi Kırım Davası hizmetkârları ile görüşme ve fikirleşme fırsatı buldu. Ülküsal’ın Dobruca ve Türkler adlı eserindeki (1966, İstanbul) Dobruca haritasını çizip hazırladı. 1990 senesinde emekli olana kadar bir tekstil fabrikasında muhasebe işlerinde çalıştı. Emekliliğinden sonra dernek faaliyetlerine daha sık bir şekilde iştirak etmeye başladı. İstanbul'da Zafer Karatay, Celal İçten, Niyazi Elitok, Murat Vatansever gibi Emelciler ile tanıştı. 1995 senesinde Müstecib Ülküsal’ın yaşgünü merasimi esnasında Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile tanışma fırsatı buldu. 2001 senesinde 4. Kırım Tatar Milli Kurultayı’na katılmak için hayatında ilk defa Vatan Kırım’a gidebildi. Sözlük hazırlama çalışmalarına ilk gençlik yıllarında tuttuğu notlar ile başladı. Romanya Dobrucasında çıkmış tüm yazılı edebiyat örnekleri, diğer Türk lehçeleri sözlük ve gramerleri gibi geniş kapsamlı eserlerden de faydalanarak 3 ciltlik Dobruca Kırımtatar Ağzı Sözlüğü’nü tamamladı. Yarım asırdan fazla süren ve bu zaman zarfında karşılaştığı pek çok aksilik, sıkıntı ve zorluğa rağmen hazırladığı sözlüğü 2012 yılında Romanya’da bastırmaya muvaffak oldu. Sözlük dışında Dobruca’daki Kırım Tatar edebiyatının klasik sayılabilecek yazar ve şairlerine ait yazı ve şiirleri derleyerek bir araya getirdi. Mehmet Vani yurtsever’e ait cezaevi hatıralarını da içeren "Dobrucanın Davuşı -3" ile İsmail Ziyaeddin’in eserlerini bir araya getirdiği 2 ciltlik "Saylama Eserler" adlı kitapları 2013 yılında beri Romanya’da basıldı. Son olarak İsmail Bey Gaspıralı'nın Frengistan Mektupları ve Darürrahat Müslümanları adlı eserlerini Dobruca Kırım Tatar Ağzı'na aktarımış ve kitap Kasım 2014'te yine Romanya'da basılmıştır. Saim Osman Karahan “Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü” adlı eseri ile Kırım'ın en prestijli kültür-sanat ödülü olan 2013 yılı Bekir Sıtkı Çobanzade Ödülüne “Kırım Tatar filolojisi ve folkloru alanında en iyi bilimsel ve bilimsel-metodik çalışma” dalında layık görüldü. Romanya'daki Kırım Tatar kültürü, sanatı ve edebi değerlerinin gelişmesi ve desteklemesine katkıda bulunan "Mehmet Niyazi Ödülü" 2013 yılında Saim Osman Karahan'a verildi. Saim Osman Karahan Mehmet Niyazi'nin ruhuna ithaf ettiği “Dobruca Kırım Tatar Ağzı Sözlüğü” adlı eseri ile bu ödüle layık görüldü. Saim Osman Karahan 2009 yılından itibaren İstanbul’da yayınlanan Emel Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü ve Bahçesaray dergisinin yazı işlerini yürüttü. Kırımtatarca, Türkçe, Romence, Rusça ve Fransızca bilen Saim Osman KarahanKırım Tatar dil ve edebiyatı üzerine araştırmalar yaptı. Ölümünden kısa bir süre önce Kırım Tatar Yazarlar Birliği fahri üyeliğine kabul edildi.

Melek Maksudoğlu: Cengiz Dağcı, aslında ruhunu hiç Kırım’dan çıkarmamıştı Haber

Melek Maksudoğlu: Cengiz Dağcı, aslında ruhunu hiç Kırım’dan çıkarmamıştı

Ünlü Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı’yı yakından tanımış olan Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Melek Maksudoğlu, Dağcı’nın 107. doğum günü vesilesiyle Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. Maksudoğlu, 2. Dünya Savaşı'nın Dağcı'nın gündelik yaşamı ve psikolojisi üzerine etkileri ile Dağcı'nın yazarlık disiplini üzerine dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. LONDRA PADDINGTON İSTASYONU VE KİMSESİZLİK 2. Dünya Savaşı’nın Dağcı’nın üzerindeki etkisi üzerine konuşan Maksudoğlu, Dağcı’nın hayatının savaşın savurduğu bir mülteciden dünya çapında bir yazar olmaya uzanan zorlu bir yolculuk olduğunu belirtti. 2. Dünya Savaşı’nın yıkımı, esaret yılları ve Kırım’dan kopuşun ardından Dağcı’nın hayatının tamamını sürgün psikolojisi içinde geçirdiğini dile getiren Maksudoğlu, Dağcı’nın 1946’dan 2011’deki vefatına kadar yaşadığı Londra yıllarının kendisinin hem insan hem yazar kimliğini derinden belirlediğini kaydederek “Ekim 1946’da İtalya’dan İngiltere’ye gelen Dağcı, İskoçya’daki kamplardan sonra Londra’ya Paddington İstasyonu’ndan giriş yapar. Yanında eşi Regina ve altı aylık kızı Arzu-Ursula vardır. Cebinde sadece eşinin yakut yüzüğünün parası, kalbinde ise derin bir belirsizlik. Tek bir ümidi ve hayali vardır, Ak topraklara yani Türkiye'ye gidebilmek. Bu sebeple, Londra'ya gelir gelmez Türkiye Cumhuriyeti Konsolosluğunun yolunu tutar ancak bir davet mektubu olmadığı için talebi reddedilir. Yaşadığı o büyük çaresizlik, aslında Türk edebiyatı için bir dönüm noktasıdır çünkü o gün gidememesi, onun Londra’da kalıp Kırım’ın sesini tüm dünyaya duyuracak eserlerini yazmasına vesile olacaktır.” ifadelerini kullandı. DAĞCI’NIN GÜNLÜK HAYATINDA SAVAŞIN GÖLGESİ HEP VARDI 2. Dünya Savaşı sırasında Sovyet ordusunda cepheye gönderilen ve kısa süre sonra Almanlara esir düşen Dağcı’nın savaşın travmasını ömrü boyunca taşıdığını beyan eden Maksudoğlu, Dağcı’nın savaş sonrası Londra’da mülteci olarak başladığı hayatında en temel kaygısının ailesini geçindirmek olduğunu, İskoçya’daki kamplardan Londra sokaklarına kadar uzanan süreçte de bir beşik alabilmek için çiftlikte çalışmayı göze alacak kadar ağır bir yokluk yaşadığını dile getirdi. Maksudoğlu, Dağcı’nın hayata tutunmak için Londra’nın Soho semtinde bir Kıbrıslı Türk’ün lokantasında bulaşıkçı olarak işe başladığını, lokantanın yoğunluğunda kendi titiz yöntemiyle çalışırken ise beyninde "Korkunç Yıllar" romanını kurguladığını belirterek “Bu deneyimler, onun günlük yaşamında sade, tutumlu ve temkinli bir karakter geliştirmesine neden oldu. Hayatını ‘muğlak’ olarak nitelendiren Dağcı için gelecek, hiçbir zaman bütünüyle güvenli bir alan olmadı.” dedi. Öte yandan 1946 yılından 2011 yılına kadar Londra’da yaşayan Dağcı’nın hayatının fiziksel bir özgürlük ile ruhsal bir hapislik arasında geçtiğini belirten Maksudoğlu, “Eğer Cengiz Dağcı’nın Londra’daki psikolojisini bir cümle ile özetlemem gerekirse: ‘O, Londra’da hürdü ama vatandan uzakta, başka bir vatandaydı. Kalbi vatan için atan bir özgürlüktü bu.’” dedi. DAĞCI HASSAS, DERİN VE İÇE DÖNÜK BİR KİŞİLİKTİ Maksudoğlu, eserlerinde son derece duygusal bir dil kullanan Dağcı’nın yakın çevresine gösterdiği kişiliği hususunda, kendisini yakından tanıyanların psikolojisinde iki yönlü bir etki olduğunun farkında olduğunu belirtti. Söz konusu iki yönlü etkiyi, Dağcı’nın dış dünyaya karşı mesafeli ama iç dünyasında son derece yoğun ve üretken bir ruh hâli içerisinde olması şeklinde tanımlayan ve eserlerindeki trajik ve duygusal tonun, Dağcı’nın özel hayatındaki nezaketiyle birebir örtüştüğünü dile getiren Maksudoğlu, “Benim gözlemlediğim ve kendisini ziyaret edenlerin şahitliğine göre Cengiz Dağcı, her misafirini kapıda içten bir gülümsemeyle, gülünce tamamen yok olan sevimli gözleriyle karşılar ve misafirinin elinden tutarak içeri alırdı.” dedi. Maksudoğlu, Dağcı’nın eserlerindeki duyarlılığın özel hayatında da belirgin olduğunu, yakın çevresine karşı ise ağırbaşlı, mütevazı ve ince ruhlu olduğunu belirterek “Kırım’dan söz edildiğinde ses tonu değişir, yüz ifadesi yumuşar, gözlerinin içi gülerdi; bazen hüzünlü, bazen mutlu. Mesela, o zamanlar bebek olan oğlumla ziyarete gittiğimde ismini sormuştu. Ömer dediğimde, ‘Bizde yaygındır bu isim… Acaba hâlâ Kırım’daki Tatarlarımız bu ismi veriyorlar mı?’ diye sorması, onun hafızayla yaşayan bir insan olduğunu gösterir. En küçük ayrıntı bile onu Kırım’a götürüyordu. Fulham Road’daki restoranlı evlerinde, alt katta geçim mücadelesi sürerken üst katta daktilo sesi yükseliyordu. Evin yakınındaki Chelsea F.C. ve stadı Stamford Bridge, gündelik Londra hayatının parçası olsa da onun asıl dünyası hep Kırım’dı.” şeklinde konuştu. Bununla birlikte, “1956’da Earl's Court tube station (Londra’da bir metro istasyonu) yakınında Sovyet Kızıl Ordu mensuplarına karşı tek başına yaptığı protestonun ise onun duygusal olduğu kadar cesur bir karaktere de sahip olduğunu ortaya koyduğunu düşünüyorum.” ifadelerini kullanan Maksudoğlu, o zamanlar Dağcı’nın eşi Regina’nın çok endişelendiğini de belirtti. DAĞCI’NIN YAZARLIK DİSİPLİNİ, KELİMENİN TAM ANLAMIYLA BİR FEDAKÂRLIKTI Dağcı’nın yazarlık disiplini hususunda ise Dağcı için yazmanın bir meslekten öte varoluş biçimi olduğunu vurgulayan Maksudoğlu, Dağcı’nın restoranda çalıştığı yoğun günlerde bile fırsat bulduğu her an üst kata çıkıp yazı yazdığını, kimi zaman on beş dakikalık aralarda bile daktilonun başına geçtiğini ifade etti. Maksudoğlu, Dağcı’nın yazı yönteminin büyük ölçüde hafızaya dayandığını belirterek “Savaş yıllarında yaşadıkları, esaret kampları ve Kırım köyleri, romanlarının ana malzemesini oluşturdu. Özellikle ‘Korkunç Yıllar’ gibi eserlerinde, yaşadıklarını doğrudan edebiyata dönüştürdü. Her yıl tatil için gittikleri Bournemouth’a bile daktilosunu götürmesi, yazının onun için kesintisiz bir sorumluluk olduğunu gösteriyor.” değerlendirmesini yaptı. Ayrıca Maksudoğlu, Dağcı’nın Londra’nın West End bölgesinde tiyatro izlemeyi sevse de hayatının merkezinde hep yazı olduğunun altını çizerek şu ifadelere yer verdi: “Son olarak şunları eklemek isterim, hiç pasaportu olmadan bir mülteci olarak sığındığı Londra’da ömrünü tamamlayan Cengiz Dağcı, aslında ruhunu hiç Kırım’dan çıkarmamıştı. 2011’de vefat eden Cengiz Dağcı’nın cenazesi benim pasaportuma işlenerek ömrü boyunca özlemini çektiği vatan Kırım’a, Gurzuf’a, dönemediği topraklara kavuşmuştur.”

1. Uluslararası Kırım Film Festivali için başvurular başladı Haber

1. Uluslararası Kırım Film Festivali için başvurular başladı

Emel Kırım Vakfı tarafından düzenlenen Kırım Tatar kültürünü ve sinemanın evrensel dilini bir araya getirecek olan 1. Uluslararası Kırım Film Festivali, sanat dünyasına kapılarını resmen açtı. İstanbul'un ev sahipliğinde gerçekleşecek tarihi etkinlik, Kırım'ın sesini beyaz perde aracılığıyla dünyaya duyurmayı amaçlıyor. 1. Uluslararası Kırım Film Festivali için yarışma başvuruları alınmaya başladı. Sinema alanında uluslararası katılıma açık olarak düzenlenecek festival için başvurular 1 Mart 2026-1 Mayıs 2026 tarihleri arasında yapılabilecek. Festival kapsamında düzenlenecek yarışmada üç farklı kategori bulunuyor. Buna göre yarışmaya; 35 dakikaya kadar kısa filmler, 70 dakikaya kadar belgesel filmler, 10 dakikaya kadar yapay zekâ filmleri veya animasyon/çizgi filmler katılabilecek. Festival organizasyonu, sinema aracılığıyla Kırım’ın kültürel mirasının ve Kırım Tatar toplumunun sanat alanındaki üretiminin uluslararası platformda tanıtılmasını amaçlıyor. Festival programı 16-20 Eylül 2026 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. Yarışmaya katılmak isteyen sinemacılar başvurularını festivalin resmî internet sitesi olan kirimfilm.org üzerinden yapabilecek. Festival kapsamında yalnızca konusu Kırım ve Kırım Tatarları olan yarışmaya dahil edilecek. Festival yönetimi, dünyanın farklı ülkelerinden yönetmen ve yapımcıların katılımını beklediklerini belirtiyor.

Kırım’ın ‘Sarı Tülpan’ı, Emel Fikir ve Kültür Konferansları’nda saygıyla anıldı Haber

Kırım’ın ‘Sarı Tülpan’ı, Emel Fikir ve Kültür Konferansları’nda saygıyla anıldı

Emel Kırım Vakfının her ay düzenlediği Emel Fikir ve Kültür Konferansları kapsamında Numan Çelebicihan Anma Toplantısı, 23 Şubat 2026 tarihinde tertip edildi. Kırım Tatarlarının “Antlı Şehidi” ve unutulmaz lideri Numan Çelebicihan, Bolşevikler tarafından şehit edilişinin 108. yıl dönümünde, Kırım millî davasına gönül verenler tarafından saygıyla yâd edildi. Çelebicihan’ın hikâyesinin başlıca gençler tarafından anlatıldığı ve çevrim içi olarak gerçekleştirilen programın başında, Çelebicihan ve tüm Kırım Tatar şehitler için dua edildi. “ÇELEBİCİHAN’IN ÖLÜMÜ BUGÜN BİZİM İÇİN NE ANLATIR?” Kırım Tatarlarının dünya ve Türkiye kamuoyundaki sesi olan Emel Dergisi Editörü, yazar ve çevirmen Bülent Tanatar, Çelebicihan’ı çevresinde insanların kenetlendiği bir yıldız olarak değerlendirerek Çelebicihan’ın farklı zümreler ve etnik gruplar arasında diyalog kurabilen ve onların nezdinde de itibarı olan bir şahsiyet olduğunu belirtti. Bununla birlikte Tanatar, “Onun (Çelebicihan) ölümü bugün bizim için ne anlatır? Çelebicihan ve yol arkadaşlarının yapmaya çalıştıklarından bugün bize ne kaldı? Bu ideallerin ne kadarını bugün koruyabiliyoruz? Bütün bu soruların her birinin cevabını hepimiz aynı şekilde vermiş değiliz maalesef.” ifadelerine yer verdi. Bu bağlamda Kırım Tatarlarının yaşadığı acı dolu zamanlar olduğunu da kaydeden Tanatar, “23 Şubat 1918’den sonra hayat öyle hızlı aktı ki… Birçok devir ve rejim değişti, bambaşka konjonktürler geldi geçti, ülkelerin sınırları değişti. Farklı ülkelerde yaşayan insanlar, en başında bizim soydaşlarımız, yaşadıkları diyarları terk edip dünyanın dört bir köşesine dağıldı, ölmeden sağ kaldılarsa tabii.” dedi. “HER BİRİMİZ BİRER ‘NUMAN ÇELEBİCİHAN’IZ” Programın moderatörlüğünü yapan Kırım Tatar Tarihi Bilim Uzmanı ve Emel Kırım Vakfı Üyesi Muhammet Taha Bayraktar, Çelebicihan’ın fedakârlığına değinerek “Tezimi her yazdığımda sanki Numan Çelebicihan’ı yaşıyordum ve onun yanındaymışım gibi hissediyordum.” dedi. Bununla birlikte, Çelebicihan’ın kendi hayatı üzerinde de büyük bir iz bıraktığını dile getiren Bayraktar, “Onun (Çelebicihan) anıt mezarı Karadeniz… Biz her Karadeniz’den geçtiğimizde onu anmalı ve onun için bir fatiha okumalıyız. Oraya (Karadeniz) her baktığımızda da Kırım milllî davasının anka gibi küllerinden doğduğu günleri hatırlamakta olduğumuzu da belirtmek istiyorum.” şeklinde konuştu. Çelebicihan’ın Bolşevikler tarafından şehit edilerek naaşının Karadeniz’e atılmasını Kırım millî davasına giriş sebeplerinden biri olarak değerlendiren Bayraktar, son olarak “O Kırım millî davasının ‘sarı tülpan’ı. Bizler de onu her seferinde anacağız ve bizden sonra gelen genç nesillere anlatacağız. Bizler, her birimiz birer ‘Numan Çelebicihan’ız.” değerlendirmesini yaptı. “MİLLETİMİZİN GÖZYAŞINI SİLECEĞİZ” Çelebicihan’ın hayatından bahseden Kırım Haber Ajansı (QHA) Muhabiri ve Kırım Derneği Genel Merkez Gençlik Komisyonu Üyesi Zeynep Coşkunsakarya, Çelebicihan’ın İcra Komitesi’ne gıyabında başkan seçildiğini vurgulayarak Çelebicihan’ın liderlik özelliğine dikkat çekti. Çelebicihan’ın Bolşevikler tarafından şehit edilip naaşının parçalara ayrılarak Karadeniz’e atılması hususunda ise, “Bir kefeni bile olamadı, bir mezarı bile olamadı fakat biz, Kırım Tatarları ve Kırım’ın mirasına sahip çıkan her kim olursa olsun Numan Çelebicihan’ı hatıralarımızda, ruhumuzda ve en önemlisi de çalışmalarımızda yaşatmaya devam edeceğiz. Milletimizin gözyaşını sileceğiz.” ifadelerini kullandı. Coşkunsakarya, öte yandan, Çelebicihan’ın kaleme aldığı “Sarı Tülpan” şiirini okuyarak sözlerini sonlandırdı. KIRIM MİLLÎ DAVASININ “OMURGASI” NUMAN ÇELEBİCİHAN Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Özge Kandemir Temizel, “Numan Çelebicihan’ı yakından tanımamı sağlayan Cafer Seydahmet Kırımer’in ‘Bazı Hatıralar’ kitabı oldu. Kırımer’in o heyecanlı anlatımı, Çelebicihan’ın en yakın tanığı olarak onun dilinden dinlemek, o heyecanı sayfalar arasında okumak, Çelebicihan’ı tanımamda ve ona hayranlık duymamda en büyük etken oldu.” dedi. Çelebicihan’ı Kırım Tatar millî davasının “omurgası” olarak değerlendiren Kandemir Temizel, Kırım millî davasını 1917 yılının fikirleriyle yürütmek, tanıtmak ve gelecek nesillere aktarmanın önemine vurgu yaparak “Biz hâlâ ‘Ant Etkenmen’i okuduğumuz zaman gözümüzden birkaç damla yaş akıyor, burnumuzun direği sızlıyor. Bu vatan aşkıyla, umarım Kırım Tatar millî mücadelesini yine Çelebicihan’ın fikirleri doğrultusunda devam ettireceğiz.” ifadelerine yer verdi. KIRIM TATAR AYDINLARI, CESARETLE DAVALARININ PEŞİNDEN GİTTİ Emel Kırım Vakfı Üyesi Ömer Tuğrul Maksudoğlu ise Kırım Tatar millî marşı “Ant Etkenmen”in çocukluğunda ilk ezberlediği metinlerden biri olduğunu belirtti. Ayrıca, Kırımer’in Paris’te, Çelebicihan’ın ise St. Petersburg’da okumasına dikkat çeken Maksudoğlu, “Bu iki genç öğrencinin hedefleri yurt dışında okumaktı, hedefleri bugünün gençleriyle aynıydı fakat bir farkları vardı: Yurt dışında bulunup hayatlarını kurtarmak gibi bir düşüncede değillerdi, âdeta dava adamlarıydı ve cesurlardı. Herkeste bu yüreği bulamazsınız ama bizim büyüklerimizde bu yürek vardı.” şeklinde konuştu. KIRIM TATAR SİYASİ TUTSAKLAR UNUTULMADI Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay ise programın sonunda konuşmacıları tebrik etti. Kırım Tatar siyasi tutsakları hatırlatarak kendilerine Ramazan ayı münasebetiyle kartpostal gönderilmesi çağrısında bulundu. Karatay, ayrıca, "Çelebicihan'ın 'Ant Etkenmen'de söylediği gibi bazı insanlar vardır, bin yıl yaşarlar, arkalarında hiçbir iz bırakmazlar, yok olur giderler. Gaspıralı, Çelebicihan ve Hattat gibi aydınlarımız, kısa ömürlerinde bin yıl yaşayan insanlardan daha fazla şanlı miras bıraktılar." dedi. Program, Çelebicihan’ın manevî mirasının yaşatılması adına atılabilecek adımların tartışılmasının ardından sona erdi.

Üsküdar’da belgesel zirvesi: Hafızayı kayıt altına alanlar buluştu Haber

Üsküdar’da belgesel zirvesi: Hafızayı kayıt altına alanlar buluştu

Türk belgesel sinemasının usta isimlerini bir araya getiren “İki Usta İki Belgesel” etkinliği, 16 Şubat 2026 Pazartesi akşamı AYA Sanat ve Düşünce Vakfında tertip edildi. Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer karatay’ın moderatörlüğünde gerçekleşen programda Uluslararası Kırım Film Festivali Genel Sanat Yönetmeni Neşe Sarısoy ve birlikte bir çok belgeselde çalışan görüntü yönetmeni Gökhan Eren konuşmacı olarak yer aldı. Türk belgesel sinemasının usta isimlerini ve meraklılarını bir araya getiren; aynı zamanda çevrim içi olarak da takip edilebilen program, sahadan gelen deneyimlerin ve uzun yıllara dayanan birikimin paylaşıldığı kapsamlı bir konferans niteliği taşıdı. Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay, yönetmenliğini üstlendiği "Kuran Coğrafyası", "Halil İnalcık Yüz Yıllık Çınar" ve "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" adlı belgesellerinden seçili bölümler izletti. Gösterimlerin ardından söz konusu yapımların ortaya çıkış amacı, çekim süreçleri, kurgu aşamaları, teknik tercihler ve yaratıcı yaklaşım biçimleri üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Görüntü yönetmeni Gökhan Eren, sahadaki teknik uygulamalar ve görsel anlatım dili üzerine deneyimlerini aktarırken; moderatör Zafer Karatay da belgesel sinemanın tarihsel gelişimi ve anlatı sorumluluğu bağlamında katkı sundu. Programın sonunda izleyicilerin soruları cevaplandırıldı. Etkinliğe ev sahipliği yapan AYA Sanat ve Düşünce Vakfı Başkanı, yazar Ali Ural ile Başkan Yardımcısı Avukat Ramazan Arıtürk yaptıkları konuşmalarda hem programın içeriğine dair değerlendirmelerde bulundu hem de konuşmacılara ve katılımcılara teşekkür etti. Yaklaşık iki saat süren etkinlikte yapılan sunum ve paylaşımlar, belgesel sinemanın yalnızca teknik bir üretim alanı olmadığını; aynı zamanda toplumsal hafızayı kayıt altına alan bir sorumluluk ve tanıklık pratiği olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.