SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emine Erdoğan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Emine Erdoğan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emine Erdoğan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İstanbul’daki Sıfır Atık Festivali’nde Kırım Tatar rüzgârı esti Haber

İstanbul’daki Sıfır Atık Festivali’nde Kırım Tatar rüzgârı esti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde, Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Sıfır Atık Vakfının iş birliğinde düzenlenen Sıfır Atık Festivali, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda ziyaretçilerini ağırladı. 4-7 Haziran 2026 tarihleri arasında gerçekleşen festival, çevre bilincinin artırılması ve sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaştırılması amacıyla çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yaptı. Öte yandan dünyanın farklı ülkelerinden katılımcıları bir araya getiren organizasyon, çevre temalı çalışmaların yanı sıra kültürel etkinliklere de sahne oldu. FESTİVALDE ÇEVRE VE SANAT BİR ARAYA GELDİ Festival kapsamında kurulan deneyim alanları, atölyeler, sergiler, söyleşiler ve sahne programları ziyaretçilerden yoğun ilgi gördü. Sıfır Atık Tüneli, Güneş Enerjisi Alanı, Sıfır Atık Meydanı, Sosyal Etki Alanı, Çocuk Oyun ve Sanat Atölyeleri ile Sıfır Atık Müzesi etkinliğin öne çıkan bölümleri arasında yer aldı. Program kapsamında geri dönüştürülen malzemelerden üretilen eserler ve el emeği sanat çalışmaları sergilenirken, çocuklara yönelik hazırlanan etkinliklerde çevre bilinci eğlenceli yöntemlerle anlatıldı. KIRIM TATAR KÜLTÜRÜ ZİYARETÇİLERLE BULUŞTU Festivalin dikkat çeken katılımcılarından biri de Emine Erdoğan'ın davetiyle etkinlikte yer alan Kırım Ailesi oldu. Kırım Tatar kültürünü tanıtma amacıyla festivale katılan Kırım Ailesi üyeleri, üç gün boyunca çeşitli gösteriler sundu. Kırım Ailesi tarafından sahnelenen Ağır Ava ve Kaytarma, Tım Tım, Ay Dili Dili, Destan, Dare ve Gügüm gibi geleneksel Kırım Tatar halk oyunları ziyaretçiler tarafından ilgiyle izlendi. Program kapsamında ayrıca Ey Güzel Kırım, Mavi Boncuk ve Kalaylı Kazan gibi eserler seslendirildi. Gösteriler, ziyaretçilere Kırım Tatarlarının kültürel mirasını, müziğini ve halk danslarını yakından tanıma fırsatı sundu. YTB VE TİKA İLE GÖRÜŞMELER GERÇEKLEŞTİRİLDİ Festival kapsamında Kırım Ailesi temsilcileri, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) Başkanı Abdullah Eren ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) Başkanı Abdulhadi Turus ile de bir araya geldi. Görüşmelerde kültürel mirasın korunması, genç nesillere aktarılması ve gelecekte gerçekleştirilebilecek ortak çalışmalar ele alındı.

Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Celâl, Sıfır Atık Forumu 2026'ya katıldı Haber

Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Celâl, Sıfır Atık Forumu 2026'ya katıldı

Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl, 5 Haziran 2026 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde İstanbul'da düzenlenen uluslararası Sıfır Atık Forumu 2026'nın ilk gün programına katıldı. Dünyanın dört bir yanından 180'i aşkın ülkenin temsil edildiği forum, sürdürülebilir kalkınma ve çevre politikaları alanında yılın en önemli uluslararası etkinliklerinden biri olarak öne çıktı. Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Celâl forum çerçevesinde çeşitli ülkelerin diplomatik temsilcileri, uluslararası kuruluşların yetkilileri ve çevre politikaları alanında faaliyet gösteren kurumların temsilcileriyle bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerde çevre, sürdürülebilir kalkınma ve uluslararası iş birliği alanlarında mevcut ilişkilerin geliştirilmesi ve yeni ortak projelerin hayata geçirilmesi konuları ele alındı. Ayrıca Celâl ve Kırım Ailesi Kurucusu Anife Kurtseitova, Türkiye Cumhuriyeti'nin 63. hükûmetinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak görev alan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Eskişehir Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan ile bir araya geldi. GELECEK NESİLLERE DAHA YAŞANABİLİR BİR DÜNYA Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde gerçekleştirilen forumda, iklim değişikliğiyle mücadele, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir üretim ve tüketim modelleri, atık yönetimi, plastik kirliliğinin azaltılması ve çevresel yenilikler gibi küresel ölçekte önem taşıyan konular ele alındı. Etkinlikte ayrıca, doğal kaynakların daha verimli kullanılması ve gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakılması için uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunuldu. Forumun açılış konuşmaları Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan tarafından yapıldı. Uzun yıllardır sıfır atık girişiminin öncülüğünü yapan Emine Erdoğan, yaptığı konuşmada çevresel sorunların çözümünde küresel dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Erdoğan, sıfır atık yaklaşımının yalnızca çevre politikalarının değil, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ve iklim stratejilerinin de temel unsurlarından biri hâline geldiğini ifade etti. Forum kapsamında düzenlenen "Sıfır Atığın Tanımlanması: Sıfır Atık Gerçekten Ne Anlama Geliyor?" başlıklı panelde, döngüsel ekonomi modeline geçiş süreci, gıda israfının azaltılması, atıkların yeniden değerlendirilmesi, karbon emisyonlarının düşürülmesi ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi gibi başlıklar ayrıntılı şekilde değerlendirildi. Uzmanlar, akademisyenler, devlet yetkilileri ve uluslararası kuruluş temsilcileri, iklim krizinin etkilerini azaltmaya yönelik çözüm önerilerini paylaştı.

Gaziantep’te gastrodiplomasi buluşması: "Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras" başladı! Haber

Gaziantep’te gastrodiplomasi buluşması: "Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras" başladı!

2022 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde ilân edilen Türk Mutfağı Haftası, bu yıl sofrayı yalnızca yemek kültürünün değil; hatıraların, göçlerin, imece ruhunun, aile bağlarının ve kuşaklar arası aktarımın merkezi olarak yeniden yorumluyor. Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Akdeniz havzasına uzanan tarihsel birikim, Gaziantep’in taş sokaklarında yeniden görünür hâle geliyor. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda gastronomi alanında yer alan Gaziantep’te düzenlenen “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” etkinlik serisinin açılışı, Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’nde gerçekleşti. Açılış Türk mutfağının yalnızca tariflerden değil; yüzyılların biriktirdiği hafıza, gelenek ve kültürel mirastan oluştuğunu ortaya koyan güçlü mesajlarla başladı. “GASTRONOMİNİN BAŞKENTİ GAZİANTEP” Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda gerçekleştirilen programda, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Feray Yılmaz açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Yılmaz yaptığı konuşmada, gastronominin yalnızca yemek kültürü olmadığını, toplumların hafızasını, geleneklerini ve kültürel mirasını geleceğe taşıyan en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı. Gaziantep’in tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan köklü bir şehir olduğunu belirten Yılmaz, şehrin İpek Yolu üzerindeki stratejik konumunun yalnızca ticaretin değil, kültürlerin ve mutfak geleneklerinin de buluşma noktası olmasını sağladığını söyledi. Bu tarihsel birikimin Gaziantep mutfağına da yansıdığını dile getiren Yılmaz, şehrin çok katmanlı gastronomi kültürüyle Türkiye’nin en önemli mutfak merkezlerinden biri hâline geldiğini kaydetti. UNESCO Gastronomi Şehirleri Ağı’nda yer alan Gaziantep’in mutfak kültürünü yalnızca korumadığını, aynı zamanda sofralar aracılığıyla gelecek nesillere aktardığını vurgulayan Yılmaz, sofranın Türk kültüründe özel bir yere sahip olduğunu ifade etti. Yılmaz, “Aslında biliyoruz ki sofra sadece yemek yenilen bir alan dışında gelecek nesillere aktarılan paylaşmanın, dostluğun, dayanışmanın ve bir arada olmanın bir göstergesi olarak bizde çok önemli bir yer kaplıyor.” dedi. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak gastronomi alanında kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini belirten Yılmaz, kentin köklü mutfak kültürünü yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Bu kapsamda açılan kurslar, MUSEM Akademi, Mutfak Sanatları Merkezi ve GASMEK bünyesinde gerçekleştirilen eğitimlerle Gaziantep mutfağının hem yerli hem yabancı misafirlere tanıtıldığını aktaran Yılmaz, özellikle kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik gastronomi eğitimlerinin sürdüğünü ifade etti. Yerel yönetimlerin görevlerinin yalnızca altyapı hizmetleriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yılmaz, belediyeciliğin aynı zamanda kültürü, sanatı, tarihi ve gençlerin önünü açacak vizyoner projeleri desteklemek anlamına geldiğini söyledi. Yılmaz, “Bizler Gaziantep'in tanıtımında sadece binalarla değil akılda kalacak mutfak kültürüyle de yer alma konusunda vizyonumuzu gerçekleştirme üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı. Yılmaz, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in yurt dışı programı nedeniyle etkinliğe katılamadığını belirterek, Şahin’in selam ve iyi dileklerini katılımcılara iletti. Başkan Şahin’in liderliğinde Gaziantep’i yalnızca bir sanayi ve üretim şehri değil, aynı zamanda kültürün, gastronominin ve sanatın başkentlerinden biri hâline getirme vizyonuyla çalıştıklarını ifade eden Yılmaz, gençlerin gastronomi alanında yetişmesine yönelik projelere de önem verdiklerini söyledi. Konuşmasının sonunda programa katılan misafirlere teşekkür eden Yılmaz, gastronomi denildiğinde akla gelen şehirlerden biri olan Gaziantep’te böyle anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek tüm katılımcıları saygı ve sevgiyle selamladı. “DÜNYA EĞER BİR EV OLSAYDI O EVİN MUTFAĞI GAZİANTEP OLURDU” Gaziantep Valisi Kemal Çeber açılışta yaptığı konuşmada, Gaziantep’in yalnızca gastronomiyle değil, taşıdığı binlerce yıllık medeniyet birikimiyle de Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri olduğunu vurguladı. Çeber, gastronominin artık yalnızca mutfak kültürü değil, kültürel diplomasi ve uluslararası temsil açısından da stratejik bir alan hâline geldiğini söyledi. Çeber, programın Gaziantep’te düzenlenmesini “en doğru tercih” olarak değerlendirdi. “Önünde ‘gastro’ olan her türlü etkinliğin yapılması gereken şehir Gaziantep’tir.” diyen Çeber, şehrin gastronomi alanındaki uluslararası kimliğinin UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na dahil edilmesiyle tescillendiğini ifade etti. Öte yandan Gaziantep’in yalnızca gastronomiyle anılmayacak kadar güçlü bir şehir olduğunu belirten Çeber, son yıllarda kentin özellikle gastronomi ve sanayi alanlarında öne çıktığını kaydetti. Türk Mutfağı Haftası kapsamında gerçekleştirilen programın önemine dikkat çeken Çeber, Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen çalışmaların Türkiye’nin kültürel değerlerinin uluslararası görünürlüğüne katkı sunduğunu söyledi. Gaziantep’e geldikten sonra gastronominin günlük yaşam, kültür ve şehir kimliği üzerindeki etkisini daha yakından hissettiğini dile getiren Çeber, “Gastrodiplomasi” kavramının Gaziantep’te somut karşılığını gördüğünü belirtti. Şehirde kullanılan “Antep'in içi kahkenin üçü” ve “İyi yemek heder olacağına kötü karın (mide) yırtılsın” gibi atasözlerinin büyük bölümünün yemek kültürüyle ilgili olduğuna dikkat çeken Çeber, bunun gastronominin toplumsal hafızadaki yerini gösterdiğini ifade etti. Gaziantep’in tarih boyunca farklı medeniyetlerin kesişim noktası olduğuna işaret eden Çeber, İran, Irak ve Suriye gibi köklü medeniyetlerle çevrili coğrafi yapının mutfak kültürüne de doğrudan yansıdığını söyledi. Pişirme tekniklerinden baharat kullanımına, sofra adabından sunum biçimlerine kadar pek çok unsurun bölgesel kültürel etkileşimlerle şekillendiğini kaydeden Çeber, bu durumun güçlü bir gastrodiplomasi zemini oluşturduğunu dile getirdi. Gaziantep’in bulunduğu coğrafyanın Mezopotamya’nın bir parçası olduğunu hatırlatan Çeber, bölgenin insanlık tarihi açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Kentin yaklaşık 8 bin yıllık kesintisiz yerleşim geçmişine sahip olduğunu belirten Çeber, Gaziantep’in yalnızca tarihî değil, kültürel süreklilik açısından da özel bir şehir olduğunu ifade etti. Türkiye’nin gastronomi potansiyelinin dünya çapında yeterince tanıtılamadığını da vurgulayan Çeber, Türk mutfağının yalnızca döner, ayran ya da baklavadan ibaret olmadığını söyledi. Türkiye’nin sahip olduğu gastronomik zenginlik ile uluslararası bilinirlik düzeyi arasında ciddi bir fark bulunduğunu ifade eden Çeber, “Çünkü kültürü sadece sanatınızla, müziğinizle, resminizle anlatamazsınız. Kültürün artık en iyi anlatılabildiği, en iyi anlatabileceğiniz alanlardan birisi gastronomi. Bu artık kural oldu.” dedi. Uluslararası toplantılarda gastronominin önemli bir unsur hâline geldiğini belirten Çeber, seyahat eden insanların artık gittikleri ülkelerin mutfağını önceden araştırdığını, gastronominin kültürel iletişimde güçlü bir araç olduğunu dile getirdi. Bu nedenle Türk mutfağının daha görünür hâle getirilmesi gerektiğini ifade eden Çeber, yürütülen çalışmaları bu açıdan değerli bulduğunu söyledi. “Dünya eğer bir ev olsaydı o evin mutfağı Gaziantep olurdu. Biz sahip olduğumuz potansiyeli bilerek, hak ederek, inanarak söylüyoruz. Ve bu anlamda tescillendiğimize de inanıyoruz.” diyen Çeber, program serisinin Gaziantep’ten başlamasının son derece anlamlı olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda Çeber, etkinliğin Türkiye’nin kültürel tanıtımına katkı sunmasını temenni etti. “BİZİM HİKÂYEMİZ BİR SOFRA ETRAFINDA AKIP GİDER” Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran programa gönderdiği video mesajda, Türk mutfağının yalnızca yemek çeşitliliğiyle değil, taşıdığı tarihsel hafıza ve kültürel mirasla da Türkiye’nin en değerli zenginliklerinden biri olduğunu vurguladı. Gaziantep’te düzenlenen programın açılışında katılımcılara hitap eden Duran, Türk Mutfağı Haftası’nın bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla gerçekleştirildiğini hatırlatarak, sofranın Türk kültüründe yalnızca yemek yenilen bir alan olmadığını ifade etti. Sofraların aynı zamanda gönüllerin buluştuğu, kuşakların bir araya geldiği ve toplumsal hafızanın yaşatıldığı önemli bir kültürel alan olduğunu belirten Duran, “Bizler sofraya sadece yemek yemek için oturmayız; gönlümüzü ve ruhumuzu doyurmak için de otururuz. Bizim sofralarımızda kuşaklar bir araya gelir, dostluklar pekişir, üzüntüler hafifler, sevinçler çoğalır. Bizim masallarımız, filmlerimiz, dizilerimiz hep bir sofra etrafında şekillenir. Bizim için sofra varıp geldiğimiz bir menzil gibidir. Acı ve tatlı hatırasıyla ömürler sofralarla hatırlanır. Bizim hikâyemiz bir sofra etrafında akıp gider.” ifadelerini kullandı. Türk mutfağının Anadolu’nun bereketli topraklarında şekillenen köklü bir miras olduğunu dile getiren Duran, her yemeğin ardında bir emek, her sofrada ise bir hikâye bulunduğunu söyledi. Farklı coğrafyaların, iklimlerin ve yaşam biçimlerinin birleşmesiyle oluşan bu zenginliğin dünya mutfakları arasında özel bir yere sahip olduğunu kaydeden Duran, gastronomi alanında uluslararası tanınırlık kazanan şehirlerin bu mirası güçlü şekilde temsil ettiğini ifade etti. Gaziantep’in bu şehirlerin başında geldiğini belirten Duran, asırlardır süregelen ustalık geleneği ve yerel ürünlere verilen değer sayesinde kentin yalnızca bir gastronomi merkezi değil, aynı zamanda önemli bir kültür merkezi hâline geldiğini söyledi. Program kapsamında sofra kültürünün tarihsel derinliği ile gastronomi mirasının uluslararası görünürlüğünü artıracak stratejik yaklaşımların ele alınacağını aktaran Duran, Türk mutfağının Türkiye’nin yumuşak gücünü destekleyen küresel bir marka olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Duran, kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve medya arasında kurulacak iş birlikleriyle Türkiye’nin sürdürülebilir bir gastrodiplomasi modeli oluşturabileceğini belirterek, düzenlenen organizasyonun hem Gaziantep’in hem de Türkiye’nin gastrodiplomasi vizyonuna önemli katkılar sunacağına inandığını ifade etti. Konuşmasının sonunda programın düzenlenmesine katkı sunan kurumlara teşekkür eden Duran, oturumlarda görüş ve önerilerini paylaşacak panelistlere ve etkinliğe yoğun ilgi gösteren Gaziantep halkına şükranlarını iletti. EMİNE ERDOĞAN’DAN İMECE GELENEĞİNE VURGU Emine Erdoğan’ın video mesajında, Türk mutfağının yalnızca bir lezzet kültürü değil, insanlığın ortak hafızasını taşıyan köklü bir medeniyet mirası olduğunu vurguladı. Bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla beşincisi kutlanan Türk Mutfağı Haftası dolayısıyla konuşan Emine Erdoğan, Türk mutfağını “tarihin en eski arşivlerinden biri” olarak nitelendirerek, bu büyük kültürel mirasın Türkistan’dan Anadolu’ya, oradan Osmanlı coğrafyasına uzanan tarihsel bir yolculukla şekillendiğini ifade etti. Farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca birbirine temas ederek zenginleştiğini belirten Erdoğan, “Kaynayan tencereler yemekle birlikte kültürler arası diyaloğu güçlendiren bir medeniyet dili de üretmiştir. Farklı dinlerden, dillerden ve kimliklerden insanlar Anadolu'nun barış coğrafyasında kapı komşusu olmuş, sofralar, sevgi, saygı ve hürmetin mekânları olmuştur. Böylece kardeşlik ruhu Anadolu'da adeta beşinci bir mevsim olarak yaşanmıştır.” dedi. Anadolu’da farklı dinlerden, dillerden ve kimliklerden insanların aynı sofralarda buluştuğunu dile getiren Erdoğan, sofraların sevgi, saygı ve hürmetin mekânı hâline geldiğini ifade etti. Erdoğan, “İlk ekmeğin piştiği, zeytinin işlendiği, üzümün pekmeze dönüştüğü bu kadim topraklarda insan odaklı bir medeniyet tasavvuru asırlardır sofraya taşınıyor. Bu yönüyle Türk mutfağı bir medeniyet okuludur.” ifadelerini kullandı. Kurulan her sofrada inançların, kültürel kodların, aile değerlerinin ve insan sevgisinin yer aldığını belirten Erdoğan, sofraların bugün de geleneklerin yeni nesillere aktarıldığı yaşayan bir miras alanı olmayı sürdürdüğünü kaydetti. Anadolu’daki imece kültürüne de dikkat çeken Erdoğan şu ifadeleri kullandı: Kurduğumuz her sofrada inancımız kültürel kodlarımız, aile değerlerimiz ve insanlığa duyduğumuz derin muhabbet de yerini alır. Ne mutlu ki soframız bugün geleneklerimizin yeni nesillere aktarıldığı yaşayan bir miras alanı olmayı sürdürüyor. Sofralarımızın baş köşesi hâlâ misafirlerimiz için ayrılırken Anadolu'nun kapıları tarih misafirlerine ardına kadar açılmaya devam ediyor. Doğumda, düğünde, cenazede komşular bir araya geliyor, sorumlulukları paylaşıyor. Hayatın yükleri insanların bu güçlü dayanışmasıyla kuş tüyü gibi hafifliyor. Tören yemekleri, kışlık yiyecekler ve Ramazan hazırlıkları hâlen imece usulüyle yapılıyor. Böylece birbirine sıkı sıkı bağlarla bağlı bir toplum olmanın en güzel örnekleri sergileniyor. Gönüller gönüllere ekleniyor. Ortaya muhteşem bir insanlık zinciri çıkıyor. İşte bu sebeple imece kültürümüz Anadolu'nun insanlığa en rikkatli hediyelerinden biridir. Günümüzde iklim değişikliği, küresel açlık ve yerel kimliklerin kaybolması gibi sorunların insanlığın ortak geleceğini tehdit ettiğini söyleyen Erdoğan, Türk mutfağının sağlıklı reçeteleri, atıksız ve israfsız üretim anlayışı ile sürdürülebilir çözümler sunduğunu vurguladı. Türk mutfağının yalnızca lezzet değil; anlam, aidiyet, kültür ve değer ürettiğini ifade eden Erdoğan, bu mirasın yalnızca geçmişe değil, geleceğe de ait olduğunu söyledi. Konuşmasının sonunda Türk mutfağının sadece lezzetleriyle değil, taşıdığı hikmet ve insani değerlerle de dünyada tanınmasını temenni eden Emine Erdoğan, Anadolu’nun ruhunun dünyanın dört bir yanına ulaşmasını diledi. GAZİANTEP’TE GASTRODİPLOMASİNİN GELECEĞİ KONUŞULDU Türk Mutfağı Haftası kapsamında Gaziantep’te düzenlenen “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen “Gaziantep’te Gastrodiplomasi: Sofra ve Miras” başlıklı panelde, kentin gastronomi mirasının kültürel diplomasiye katkısı ve uluslararası tanıtım stratejileri ele alındı. Gaziantep Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atınç Olcay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Fulya Harp Çelik, Gaziantep Mutfak Sanatları Merkezi Şefi Cuma Kaplan, Gastronomi Yazarı ve Araştırmacısı Özden Mermer Özsabuncuoğlu, dördüncü kuşak Baklava ve Kebap Ustası Burhan Çağdaş ile Baklava Ustası Coşkun Koçak konuşmacı olarak yer aldı. Program kapsmamında katılımcılar, Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi'ni gezdi. TÜRK MUTFAĞINDAN DÜNYAYA Program, Türk mutfağını bir “gastrodiplomasi” unsuru olarak ele alırken; coğrafi işaretli ürünlerden geleneksel pişirme tekniklerine, sözlü kültürden sofra ritüellerine kadar uzanan geniş bir kültürel hafızayı uluslararası kamuoyuna taşımayı hedefliyor. “Bir Sofrada Miras” teması altında şekillenen etkinlik serisi, mutfağı yalnızca tariflerle değil; paylaşma kültürü, misafirperverlik ve toplumsal aidiyet üzerinden okuyan yeni bir anlatı kuruyor. Bin yıllık birikimin taşıdığı hikâyeler, bu kez diplomasi diline dönüşerek sofradan dünyaya açılıyor.

Türkiye’nin denizlerinde temizlik seferberliği: 325 bin ton atık bertaraf edildi Haber

Türkiye’nin denizlerinde temizlik seferberliği: 325 bin ton atık bertaraf edildi

Türkiye genelinde deniz kirliliğiyle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalarla 28 kıyı ilinde 325 bin ton atık temizlendi, denizlerde izleme ve denetim faaliyetleri artırıldı. Anadolu Ajansı (AA) muhabirinin, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu'ndan derlediği bilgilere göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayelerinde 10 Haziran 2019'da başlatılan "Sıfır Atık Mavi Hareketi" kapsamında yürütülen çalışmalar, "Deniz Çöpleri İl Eylem Planları" doğrultusunda aralıksız sürdürülüyor. Çalışmalarla deniz kirliliğinin azaltılması, atıkların kaynağında önlenmesi ve toplumsal farkındalığın artırılması hedeflenirken, sahada temizlik faaliyetlerinin yanı sıra eğitim ve iletişim kampanyaları da yürütülüyor. Bu kapsamda denize kıyısı bulunan 28 ilde deniz yüzeyi, kıyı şeridi ve deniz tabanında yürütülen çalışmalarla bugüne kadar 325 bin ton atık toplanarak, bertaraf edildi. ATIK SU ARITMA TESİSLERİ 7 GÜN 24 SAAT ÇEVRİM İÇİ İZLENİYOR Marmara Denizi'nde izleme noktası sayısı 150'ye çıkarıldı. Bin metreküp ve üzeri kapasiteye sahip tüm atık su arıtma tesisleri 7 gün 24 saat çevrim içi izleniyor. İzmit Körfezi'nde yürütülen çalışmalar kapsamında 1 milyon 850 bin metrekare denizel alan tarandı, 1 milyon 620 bin metreküp dip çamuru Marmara Denizi'nden uzaklaştırıldı. Bu çalışma Avrupa'nın en kapsamlı çevre ve denizcilik projeleri arasında yer alıyor. Başta Marmara Denizi olmak üzere tüm denizlerde kara ve deniz kaynaklı kirleticilere karşı mücadele sürdürülerek, su kalitesinin artırılması hedefleniyor. KARADAN GELEN KİRLİLİK, DERELERLE DENİZE TAŞINIYOR Deniz kirliliğinin önemli bölümünü kara kaynaklı unsurlar oluştururken, özellikle kentsel atık suların deşarj edildiği dereler kirlilik yükünü doğrudan denizlere taşıyor. Bu nedenle denize dökülen akarsuların konumları ve taşıdıkları kirlilik yüküne ilişkin tespit çalışmaları yürütülüyor. Bu kapsamda İstanbul'da dere ve nehir ağızlarında temizlik çalışmaları sürdürülüyor. Kentin su kaynakları arasında yer alan Terkos, Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri de kirlilik açısından hassas alanlar arasında bulunuyor. Küçükçekmece ve Büyükçekmece göllerinin denizle temasları nedeniyle tuzlu, Terkos Gölü'nün ise tatlı su kaynağı olması bu alanların korunmasını daha da önemli hale getiriyor. İstanbul'da deniz çöplerinin hareketliliğinde poyraz ve lodos rüzgarları belirleyici oluyor. Rüzgar yönüne göre atıkların birikeceği alanlar öngörülebiliyor ve bu doğrultuda rüzgar haritaları oluşturuluyor. Deniz taşımacılığı ve balıkçılık faaliyetleri de kirlilikte öne çıkan unsurlar arasında yer alıyor. Gemilerde ve limanlarda kullanılan ömrünü tamamlamış lastiklerin denize bırakılması ile balıkçılık faaliyetleri sırasında terk edilen av araçları, deniz tabanında kirliliğe yol açıyor.

Anife Kurtseitova: Gerçek barış Kırım’ın kurtulmasıyla sağlanabilir Haber

Anife Kurtseitova: Gerçek barış Kırım’ın kurtulmasıyla sağlanabilir

Kırım Ailesi Kurucusu Anife Kurtseitova, Kırım’ın 26 Şubat 2014 yılında Rusya tarafından işgaliyle başlayan süreci, 24 Şubat 2022’de ise Ukrayna’ya yönelik Rusya tarafından başlatılan topyekûn işgal girişimi sonrası yaşanan göç dalgasını ve Türkiye’de yürüttükleri faaliyetleri Kırım Haber Ajansı (QHA) ile paylaştı. Kurtseitova, Kırım Tatar halkı için kalıcı barışın ancak Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün yeniden sağlanmasıyla mümkün olacağını vurguladı. 2014 ÖNCESİNDE RAHATSIZLIK VARDI Kurtseitova, işgal öncesinde Kırım’da açık bir askerî müdahale beklentisinin yaygın olmadığını belirterek, “İnsanların büyük bir kısmı açık bir işgal olacağını düşünmüyordu. Ancak Kırım’da ve Ukrayna’nın doğusunda bazı tedirgin edici gelişmeler hissediliyordu. Rusya’nın propaganda faaliyetleri artmış ve ‘Rusça konuşanların korunması’ söylemi sıkça dile getiriliyordu.” ifadelerini kullandı. Kırım Tatarlarının tarihsel hafızaları nedeniyle gelişmelere temkinli yaklaştığını aktaran Kurtseitova, 1944 sürgününe atıfta bulunarak, “Josef Stalin döneminde yaşanan sürgün, milletimizin hafızasında derin bir iz bıraktı. Bu nedenle artan söylemler bizde erken dönemde ciddi kaygılara yol açtı.” dedi. Ailesinin 1986 yılında Kırım’a döndüğünü anlatan Kurtseitova, ev sahibi olmalarına rağmen o evde yaşamalarına izin verilmediğini, babasının neredeyse her gün polis gözetimi altında götürüldüğünü belirtti. Kurtseitova, "Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Kırım’da kültürel hayat yeniden canlanırken, radyolar açıldı, televizyon kanalları kuruldu ve okullar hizmete girdi. Bu gelişmelerle birlikte Kırım Tatarları yeniden umutla kendi yaşamlarını kurmaya başladı." dedi. KIRIM'DAKİ SİSTEM BÜYÜK BİR HIZLA DEĞİŞTİ Kurtseitova, işgal sonrası Kırım’da hızlı ve kapsamlı bir dönüşüm yaşandığını söyleyerek, “Ukrayna’ya bağlı kurumlar kapatıldı ya da işlevsiz hale getirildi. Yerlerine Rusya’ya bağlı kurumlar kuruldu. Hukuk sistemi, eğitim yapısı ve idari düzen Rus mevzuatına göre yeniden yapılandırıldı. Pasaport almak istemeyenler çeşitli hak kayıplarıyla karşılaştı. Muhalif gösterilere izin verilmedi ve baskıların ilk hedefi Kırım Tatarları oldu.” şeklinde vurguladı. KURTSEİTOVA: VATANI TERK ETMEK DÜNYADAKİ EN ZOR ŞEYLERDEN BİRİ Kırım’dan ayrılma sürecini anlatan Kurtseitova, “Vatanı, öz toprağını ve yuvanı bırakmak dünyada yaşanabilecek en zor şeylerden biridir. Dedelerimiz ve ninelerimiz 1944 Sürgünü'nü yaşadı. Biz ise büyük zorluklarla Kırım’a döndük." şeklinde konuştu. Kurtseitova, 2014 sonrası Kırım’dan ayrılan ailelerin Ukrayna’nın başkenti Kıyiv’de bir araya geldiğini belirterek, “Toplandığımızda en çok çocuklarımızı konuştuk. Onlar için bir Kırım Tatar dili sınıfı açtık. İlk derse yedi çocuk katıldı. Zamanla müzik ve kültürel faaliyetler de başlatıldı. Sekiz yıl içinde 120 öğrenciye ulaştık. Burası sadece bir teşkilat değil, adeta bir yuva oldu.” ifadelerini kullandı. TÜRKİYE'YE GÖÇ VE TEŞEKKÜR Kurtseitova, 24 Şubat 2022 sabahı patlama sesleriyle uyandıklarını ve çocukların güvenliğini sağlamak için Ukrayna’yı terk etmek zorunda kaldıklarını belirterek, “Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) ve Türkiye Cumhuriyeti Kıyiv Büyükelçiliği koordinasyonunda tahliye sürecimiz gerçekleşti. Özellikle dönemin Kıyiv Büyükelçisi Yağmur Ahmet Güldere’ye ve Türkiye’de bizlere destek veren Emine Erdoğan Hanım'a, ekibine, Türk milletine ve Kırım Tatar diasporasına teşekkür ediyorum. Türkiye’de hiçbir zaman kendimizi yabancı hissetmedik.” ifadelerini kullandı. GERÇEK BARIŞ KIRIM’IN KURTULMASIYLA SAĞLANABİLİR Barış konusunda değerlendirmede bulunan Kurtseitova, “Ukrayna’nın toprak bütünlüğü sağlanmadan ve Kırım işgalden kurtulmadan gerçek bir barış mümkün değil. Kırım Tatar halkı ve tüm Ukrayna halkı için güvenlik ve haklar ancak bu şekilde sağlanabilir.” değerlendirmesinde bulundu.

Dr. Mahmut Çevik’ten Balkanlar vurgusu: TİKA sağlıkla gönül köprüsü kuruyor Haber

Dr. Mahmut Çevik’ten Balkanlar vurgusu: TİKA sağlıkla gönül köprüsü kuruyor

Türkiye’nin kalkınma yardımlarındaki en güçlü kurumsal aktörlerinden biri olan Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), sağlık alanındaki çalışmalarıyla sahada kalıcı izler bırakıyor. Her bir proje, yerel ihtiyaçları önceleyen, uzun vadeli etkiyi hedefleyen ve insana doğrudan dokunan bir anlayışın ürünü olarak hayata geçiriliyor. "TİKA, MİLLÎ İDEALLERİMİZİN VE KÜLTÜRÜMÜZÜN DIŞ DÜNYAYA ANLATILMASINDA ÖNEMLİ BİR KAMU DİPLOMASİSİ GÜCÜDÜR" TİKA Başkan Yardımcısı Dr. Mahmut Çevik, Balkanlar’daki sağlık yatırımlarının taşıdığı tarihsel ve insani anlamı şu sözlerle ifade etti: Bu kadim medeniyetin topraklarında, tarihte olduğu gibi bugün de hayalleri gerçeğe dönüştürmeye; kardeşliği, dayanışmayı ve ortak bir gelecek idealini yeniden inşa etmeye çalışıyoruz. TİKA, millî ideallerimizin ve kültürümüzün dış dünyaya anlatılmasında önemli bir kamu diplomasisi gücüdür. Dr. Çevik, TİKA’nın sağlık projeleriyle soydaş ve akraba toplulukların modern fiziki altyapıya, çağdaş tıbbi cihazlara ve nitelikli teşhis ile tedavi imkânlarına kavuşmasını hedeflediklerini vurguluyor. “Bir nefes sıhhat” anlayışıyla yürütülen bu çalışmaların, kalkınma yardımları içinde insana en doğrudan dokunan ve etkisi en güçlü alanlardan biri olduğunun altını çiziyor. Balkanların yüzyıllardır farklı dil, din ve kültürlerin barış içinde bir arada yaşadığı bir huzur havzası olduğunu hatırlatan Dr. Çevik, bu huzurun devamı için insanı yaşatmanın esas olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışıyla ekonomik kalkınma projelerinin yanı sıra sağlık yatırımlarına da özel ve stratejik önem verdiklerini ifade ediyor. Balkanlar’da 400 sağlık projesiyle kalıcı iz TİKA, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da bugüne kadar yaklaşık 400 sağlık projesini hayata geçirdi. Aynı anda birçok ülkede yürütülen bu projeler; yoğun bakım ünitelerinden ileri tanı merkezlerine, anne ve çocuk sağlığından cerrahi donanıma kadar geniş bir etki alanı oluşturdu. Kuzey Makedonya’da sağlık ocakları inşa edilirken, Sırbistan’ın Novi Pazar kentinde ileri ihtisas hastaneleri destekleniyor. Arnavutluk’ta laparoskopik cerrahi imkânları sağlanıyor, Bosna Hersek’te ağız ve diş sağlığı hizmetleri güçlendiriliyor. TİKA, her projede yerel ihtiyacı merkeze alan, kalıcı ve yüksek standartlı bir yaklaşım sergiliyor. Öne çıkan projeler Romanya – Mecidiye Hastanesi Poliklinik Bölümü: Tadilat ve donanım desteğiyle çevre illerle birlikte yaklaşık 150 bin kişiye çağdaş sağlık hizmeti sunuluyor. Moldova – Aziz Sancar Tanı ve Tedavi Merkezi: Açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan merkez, Gagavuzya Komrat’ta güney Moldova’nın tamamına hitap ediyor; yılda yaklaşık 40 bin hastaya hizmet veriyor. Bosna Hersek – Saraybosna Klinik Merkezi Hematoloji Bölümü: Savaşta ağır hasar gören bölüm, TİKA tarafından yenilenerek Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan’ın teşrifleriyle yeniden hizmete açıldı. Yüzlerce hasta modern koşullarda tedavi imkânına kavuştu. Kosova – KMÜK Yoğun Bakım Servisi: Yoğun bakım altyapısı ve tıbbi donanım tamamen yenilendi. Kuzey Makedonya – Üsküp Devlet Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi: Yılda ortalama 400 yenidoğan ve çocuğa hizmet veren ünite, bebek ölümlerinin azaltılmasına önemli katkı sağlıyor. Sırbistan – Novi Pazar Devlet Hastanesi Doğum Ünitesi: Yılda yaklaşık 2.500 doğumun gerçekleştiği merkezde anne ve bebek ölümleri büyük ölçüde azaltıldı; hastane bölgesel bir referans noktası haline geldi. Sağlık üzerinden kurulan güçlü diplomasi TİKA’nın Balkanlar’daki sağlık yatırımları, Türkiye’nin güven veren, kapsayıcı ve sahada karşılığı olan uluslararası duruşunun en somut göstergeleri arasında yer alıyor. İnşa edilen her hastane, kurulan her yoğun bakım ünitesi ve sağlanan her tıbbi cihaz; Türkiye’nin bu coğrafyada sağlıkla konuşan, insanla temas eden ve kalıcı bağlar kuran güçlü bir devlet olduğunu hatırlatıyor.

Olena Zelenska ve Emine Erdoğan, Eryaman Çocuk Evi'nde Ukraynalı çocukları ziyaret etti Haber

Olena Zelenska ve Emine Erdoğan, Eryaman Çocuk Evi'nde Ukraynalı çocukları ziyaret etti

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy'ın eşi Olena Zelenska, 18 Şubat 2025 tarihinde Türkiye'ye gerçekleştirilen çalışma ziyareti kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan ile bir araya geldi. İki ülkenin First Ladyleri, Ankara'nın Eryaman kentinde bulunan Eryaman Çocuk Evi'ni ziyaret etti. ERYAMAN ÇOCUK EVİ'NE ANLAMLI ZİYARET İkili, 24 Şubat 2022 tarihinde Rusya'nın Ukrayna'ya karşı başlattığı topyekûn işgal girişimi ve saldırıları nedeniyle Ukrayna'dan tahliye edilen yetim çocuklarla vakit geçirdi. First Lady Zelenska, gerçekleştirilen ziyaret hakkında açıklama yaptı. Açıklamasında şu ifadeler yer aldı: "Rus işgalinin hemen başında Odesa'daki Soneçko 3 No'lu Nöropsikiyatri İhtisas Çocuk Evinden 34 engelli yetim çocuğu Türkiye Cumhurbaşkanı'nın eşi Emine Erdoğan ile birlikte Ankara'ya tahliye etmeyi başardık. Burada özellikle onlar için bir 'Çocuk Evi' oluşturuldu. Türkçe adıyla Eryaman Çocuk Evi. Öğrenim ve gelişim için konforlu sınıflar, yatak odaları kurdular ve tam tıbbi bakım ve rehabilitasyon sağladılar. Tüm masraflar Türk tarafı tarafından karşılandı. Bu süre zarfında Ukrayna'daki sosyal hizmetler, 24 çocuğa anavatanlarında vasi bulmayı başardı ve çocuklar halihazırda yeni aileleriyle birlikte. Bugün, Türkiye'ye yaptığım ziyaret sırasında, misafirperver Türk bakımı altında kalan 10 çocuğu ziyaret ediyorum. Bazıları daha iyi bir yaşam ve gelişim için gerekli tedavi ve hatta ameliyatları geçiriyor. Türkiye'ye ve şahsen Emine Hanım'a bu çocukların güvenliği ve misafirperverliği için minnettarım. Bu etkili bir yardımdır." "İNSANLIK, EN ÇOK DA ÇOCUKLARI KORUYABİLDİĞİ ZAMAN ANLAM KAZANIR" Emine Erdoğan da ziyaret hakkında açıklama yaptı. Emine Erdoğan, "İnsanlık, en çok da çocukları koruyabildiği zaman anlam kazanır." ifadelerini kullandığı paylaşımında üç yıldır Türkiye’de huzur ve güven içinde eğitimlerine devam eden çocukların barışın mümkün olduğuna dair en büyük ilham olduğunu vurguladı. Açıklamasının devamında ise "Bugün, misafir ettiğimiz çocuklarımızın çoğunun Ukrayna’da yeni ailelerine kavuştuğunu öğrenmekten mutluluk duyduk. Türkiye, mazlumun yanında durmayı, savaşın yaralarını sarmayı bir sorumluluk değil, insanlık borcu olarak görüyor. İnanıyoruz ki, her çocuğun hak ettiği tek gelecek; sevgiyle büyüdüğü, bilgiyle güçlendiği, umutla yaşadığı bir dünya. Bu anlamlı buluşmayı, insanlığın ortak emaneti yavrularımızın yarınlarını hep birlikte inşa etme kararlılığımızın bir nişanesi olarak görüyor ve Ukrayna’nın en kısa zamanda yeniden barış dolu günlere ulaşmasını temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.  FIRST LADYLER CUMHURBAŞKANLIĞI MİLLET KÜTÜPHANESİNİ ZİYARET ETTİ Aynı zamanda iki ülkenin First Ladysi, Çocuk Evi ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesini ziyaret etti. Cihannüma Salonunu gezen Emine Erdoğan ve Zelenska, Ukrayna özel bölümünde yer alan kitapları inceledi.  Emine Erdoğan, Olena Zelenska'ya Mevlana'nın "Mesnevi" eserinin İngilizce baskısı ile Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca hazırlanan "Türkiye" tanıtım kitabını hediye etti. Öte yandan ikili, Nasrettin Hoca Çocuk Kütüphanesini de ziyaret ederek okuma, resim ve boyama gibi etkinlikleri yapan çocuklarla bir araya geldi. "KİTAPLARIN RAFLARA SIĞMAYAN DOSTLUĞU, TÜRKİYE İLE UKRAYNA ARASINDAKİ GÜÇLÜ BAĞIN DA BİR YANSIMASI" Kütüphane ziyareti sonrası ikili, Devlet Konukevine geçerek bir görüşme gerçekleştirdi. Emine Erdoğan, gerçekleşen görüşmeye ilişkin detaylara yer verdiği açıklamasında şu cümleleri kullandı: "Ukrayna Devlet Başkanı'nın kıymetli eşi Olena Zelenska ile Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanemizi ve Ukrayna Kitaplığını ziyaret ederek, ortak mirasa tanıklık ettik. Kitapların raflara sığmayan dostluğu, Türkiye ile Ukrayna arasındaki güçlü bağın da bir yansıması. İki ülke arasındaki dostluğun, bu kitapların bilgeliği gibi nesiller boyu sürecek bir ışık olmasını temenni ediyorum. Barışın, kültürel dayanışmanın ve ortak değerlerin yaşatıldığı nice güzel günlerde yeniden bir araya gelmek dileğiyle..."

Emine Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile çevre çalışmaları iş birliğini görüştü Haber

Emine Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı ile çevre çalışmaları iş birliğini görüştü

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan, Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Haydar Aliyev Vakfı İcra Direktörü Anar Alekberov ile 7 Haziran 2024 tarihinde Vahdettin Köşkü’nde bir araya geldi. GÜNDEM: ÇEVRE ÇALIŞMALARI İŞ BİRLİĞİ Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Alekberov'un, bu yıl Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenecek olan 29. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı hakkında bilgi verdiği görüşmede, Emine Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler (BM) ile Türkiye'de yürüttüğü çevre çalışmaları ve Haydar Aliyev Vakfı arasında iş birliği imkânları ele alındı. Alekberov görüşmede, 11-12 Kasım Liderler Zirvesi döneminde Türkiye ile ortak etkinlikler yapma isteğinden bahsetti. Emine Erdoğan ise COP Zirvesi’ne yaptığı ev sahipliği konusunda Azerbaycan'ı tebrik edip Türkiye olarak kardeş ülkeyi desteklemek adına ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. "29. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ TARAFLAR KONFERANSI HAZIRLIKLARI HAKKINDA BİLGİ ALDIM" Emine Erdoğan, görüşmenin ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Azerbaycan Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Haydar Aliyev Vakfı İcra Direktörü Anar Alekberov ile İstanbul'da bir araya geldik. Haydar Aliyev Vakfının çalışmaları ve Bakü'de düzenlenecek 29. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı hazırlıkları hakkında bilgi aldım. Zirveye dair iş birliği alanlarımızı değerlendirdik. Tüm dünya liderlerini iklim temasında buluşturan bu önemli zirveye Azerbaycan'ın ev sahipliği yapacak olmasından duyduğumuz mutluluğu bir kez daha ifade ettim." cümlelerine yer verdi. Emine Erdoğan, paylaşımının devamında "Türkiye olarak, kardeş ülkemiz Azerbaycan'ın daima yanındayız" ifadesini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.