SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Gaziantep’te gastrodiplomasi buluşması: "Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras" başladı!

Türk Mutfağı Haftası kapsamında Gaziantep’te düzenlenen “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” programının açılış konuşmalarında, Türk mutfağının yalnızca bir lezzet kültürü değil, tarih, gelenek, dayanışma ve kültürel hafızayı taşıyan bir medeniyet mirası olduğu vurgulandı.

Haber Giriş Tarihi: 21.05.2026 11:10
Haber Güncellenme Tarihi: 21.05.2026 12:11
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Gaziantep’te gastrodiplomasi buluşması: "Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras" başladı!

2022 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde ilân edilen Türk Mutfağı Haftası, bu yıl sofrayı yalnızca yemek kültürünün değil; hatıraların, göçlerin, imece ruhunun, aile bağlarının ve kuşaklar arası aktarımın merkezi olarak yeniden yorumluyor. Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkasya’dan Akdeniz havzasına uzanan tarihsel birikim, Gaziantep’in taş sokaklarında yeniden görünür hâle geliyor.

UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’nda gastronomi alanında yer alan Gaziantep’te düzenlenen “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” etkinlik serisinin açılışı, Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi’nde gerçekleşti. Açılış Türk mutfağının yalnızca tariflerden değil; yüzyılların biriktirdiği hafıza, gelenek ve kültürel mirastan oluştuğunu ortaya koyan güçlü mesajlarla başladı.

“GASTRONOMİNİN BAŞKENTİ GAZİANTEP”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı koordinasyonunda gerçekleştirilen programda, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Feray Yılmaz açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Yılmaz yaptığı konuşmada, gastronominin yalnızca yemek kültürü olmadığını, toplumların hafızasını, geleneklerini ve kültürel mirasını geleceğe taşıyan en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı.

Gaziantep’in tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan köklü bir şehir olduğunu belirten Yılmaz, şehrin İpek Yolu üzerindeki stratejik konumunun yalnızca ticaretin değil, kültürlerin ve mutfak geleneklerinin de buluşma noktası olmasını sağladığını söyledi. Bu tarihsel birikimin Gaziantep mutfağına da yansıdığını dile getiren Yılmaz, şehrin çok katmanlı gastronomi kültürüyle Türkiye’nin en önemli mutfak merkezlerinden biri hâline geldiğini kaydetti.

UNESCO Gastronomi Şehirleri Ağı’nda yer alan Gaziantep’in mutfak kültürünü yalnızca korumadığını, aynı zamanda sofralar aracılığıyla gelecek nesillere aktardığını vurgulayan Yılmaz, sofranın Türk kültüründe özel bir yere sahip olduğunu ifade etti. Yılmaz, “Aslında biliyoruz ki sofra sadece yemek yenilen bir alan dışında gelecek nesillere aktarılan paylaşmanın, dostluğun, dayanışmanın ve bir arada olmanın bir göstergesi olarak bizde çok önemli bir yer kaplıyor.” dedi.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak gastronomi alanında kapsamlı çalışmalar yürüttüklerini belirten Yılmaz, kentin köklü mutfak kültürünü yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla çeşitli projeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Bu kapsamda açılan kurslar, MUSEM Akademi, Mutfak Sanatları Merkezi ve GASMEK bünyesinde gerçekleştirilen eğitimlerle Gaziantep mutfağının hem yerli hem yabancı misafirlere tanıtıldığını aktaran Yılmaz, özellikle kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik gastronomi eğitimlerinin sürdüğünü ifade etti.

Yerel yönetimlerin görevlerinin yalnızca altyapı hizmetleriyle sınırlı olmadığını vurgulayan Yılmaz, belediyeciliğin aynı zamanda kültürü, sanatı, tarihi ve gençlerin önünü açacak vizyoner projeleri desteklemek anlamına geldiğini söyledi. Yılmaz, “Bizler Gaziantep'in tanıtımında sadece binalarla değil akılda kalacak mutfak kültürüyle de yer alma konusunda vizyonumuzu gerçekleştirme üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in yurt dışı programı nedeniyle etkinliğe katılamadığını belirterek, Şahin’in selam ve iyi dileklerini katılımcılara iletti. Başkan Şahin’in liderliğinde Gaziantep’i yalnızca bir sanayi ve üretim şehri değil, aynı zamanda kültürün, gastronominin ve sanatın başkentlerinden biri hâline getirme vizyonuyla çalıştıklarını ifade eden Yılmaz, gençlerin gastronomi alanında yetişmesine yönelik projelere de önem verdiklerini söyledi.

Konuşmasının sonunda programa katılan misafirlere teşekkür eden Yılmaz, gastronomi denildiğinde akla gelen şehirlerden biri olan Gaziantep’te böyle anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirterek tüm katılımcıları saygı ve sevgiyle selamladı.

“DÜNYA EĞER BİR EV OLSAYDI O EVİN MUTFAĞI GAZİANTEP OLURDU”

Gaziantep Valisi Kemal Çeber açılışta yaptığı konuşmada, Gaziantep’in yalnızca gastronomiyle değil, taşıdığı binlerce yıllık medeniyet birikimiyle de Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri olduğunu vurguladı. Çeber, gastronominin artık yalnızca mutfak kültürü değil, kültürel diplomasi ve uluslararası temsil açısından da stratejik bir alan hâline geldiğini söyledi.

Çeber, programın Gaziantep’te düzenlenmesini “en doğru tercih” olarak değerlendirdi. “Önünde ‘gastro’ olan her türlü etkinliğin yapılması gereken şehir Gaziantep’tir.” diyen Çeber, şehrin gastronomi alanındaki uluslararası kimliğinin UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na dahil edilmesiyle tescillendiğini ifade etti.

Öte yandan Gaziantep’in yalnızca gastronomiyle anılmayacak kadar güçlü bir şehir olduğunu belirten Çeber, son yıllarda kentin özellikle gastronomi ve sanayi alanlarında öne çıktığını kaydetti. Türk Mutfağı Haftası kapsamında gerçekleştirilen programın önemine dikkat çeken Çeber, Emine Erdoğan’ın öncülüğünde yürütülen çalışmaların Türkiye’nin kültürel değerlerinin uluslararası görünürlüğüne katkı sunduğunu söyledi.

Gaziantep’e geldikten sonra gastronominin günlük yaşam, kültür ve şehir kimliği üzerindeki etkisini daha yakından hissettiğini dile getiren Çeber, “Gastrodiplomasi” kavramının Gaziantep’te somut karşılığını gördüğünü belirtti. Şehirde kullanılan “Antep'in içi kahkenin üçü” ve “İyi yemek heder olacağına kötü karın (mide) yırtılsın” gibi atasözlerinin büyük bölümünün yemek kültürüyle ilgili olduğuna dikkat çeken Çeber, bunun gastronominin toplumsal hafızadaki yerini gösterdiğini ifade etti.

Gaziantep’in tarih boyunca farklı medeniyetlerin kesişim noktası olduğuna işaret eden Çeber, İran, Irak ve Suriye gibi köklü medeniyetlerle çevrili coğrafi yapının mutfak kültürüne de doğrudan yansıdığını söyledi. Pişirme tekniklerinden baharat kullanımına, sofra adabından sunum biçimlerine kadar pek çok unsurun bölgesel kültürel etkileşimlerle şekillendiğini kaydeden Çeber, bu durumun güçlü bir gastrodiplomasi zemini oluşturduğunu dile getirdi.

Gaziantep’in bulunduğu coğrafyanın Mezopotamya’nın bir parçası olduğunu hatırlatan Çeber, bölgenin insanlık tarihi açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Kentin yaklaşık 8 bin yıllık kesintisiz yerleşim geçmişine sahip olduğunu belirten Çeber, Gaziantep’in yalnızca tarihî değil, kültürel süreklilik açısından da özel bir şehir olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin gastronomi potansiyelinin dünya çapında yeterince tanıtılamadığını da vurgulayan Çeber, Türk mutfağının yalnızca döner, ayran ya da baklavadan ibaret olmadığını söyledi. Türkiye’nin sahip olduğu gastronomik zenginlik ile uluslararası bilinirlik düzeyi arasında ciddi bir fark bulunduğunu ifade eden Çeber, “Çünkü kültürü sadece sanatınızla, müziğinizle, resminizle anlatamazsınız. Kültürün artık en iyi anlatılabildiği, en iyi anlatabileceğiniz alanlardan birisi gastronomi. Bu artık kural oldu.” dedi.

Uluslararası toplantılarda gastronominin önemli bir unsur hâline geldiğini belirten Çeber, seyahat eden insanların artık gittikleri ülkelerin mutfağını önceden araştırdığını, gastronominin kültürel iletişimde güçlü bir araç olduğunu dile getirdi. Bu nedenle Türk mutfağının daha görünür hâle getirilmesi gerektiğini ifade eden Çeber, yürütülen çalışmaları bu açıdan değerli bulduğunu söyledi.

Dünya eğer bir ev olsaydı o evin mutfağı Gaziantep olurdu. Biz sahip olduğumuz potansiyeli bilerek, hak ederek, inanarak söylüyoruz. Ve bu anlamda tescillendiğimize de inanıyoruz.” diyen Çeber, program serisinin Gaziantep’ten başlamasının son derece anlamlı olduğunu vurguladı. Konuşmasının sonunda Çeber, etkinliğin Türkiye’nin kültürel tanıtımına katkı sunmasını temenni etti.

“BİZİM HİKÂYEMİZ BİR SOFRA ETRAFINDA AKIP GİDER”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran programa gönderdiği video mesajda, Türk mutfağının yalnızca yemek çeşitliliğiyle değil, taşıdığı tarihsel hafıza ve kültürel mirasla da Türkiye’nin en değerli zenginliklerinden biri olduğunu vurguladı.

Gaziantep’te düzenlenen programın açılışında katılımcılara hitap eden Duran, Türk Mutfağı Haftası’nın bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla gerçekleştirildiğini hatırlatarak, sofranın Türk kültüründe yalnızca yemek yenilen bir alan olmadığını ifade etti. Sofraların aynı zamanda gönüllerin buluştuğu, kuşakların bir araya geldiği ve toplumsal hafızanın yaşatıldığı önemli bir kültürel alan olduğunu belirten Duran, “Bizler sofraya sadece yemek yemek için oturmayız; gönlümüzü ve ruhumuzu doyurmak için de otururuz. Bizim sofralarımızda kuşaklar bir araya gelir, dostluklar pekişir, üzüntüler hafifler, sevinçler çoğalır. Bizim masallarımız, filmlerimiz, dizilerimiz hep bir sofra etrafında şekillenir. Bizim için sofra varıp geldiğimiz bir menzil gibidir. Acı ve tatlı hatırasıyla ömürler sofralarla hatırlanır. Bizim hikâyemiz bir sofra etrafında akıp gider.” ifadelerini kullandı.

Türk mutfağının Anadolu’nun bereketli topraklarında şekillenen köklü bir miras olduğunu dile getiren Duran, her yemeğin ardında bir emek, her sofrada ise bir hikâye bulunduğunu söyledi. Farklı coğrafyaların, iklimlerin ve yaşam biçimlerinin birleşmesiyle oluşan bu zenginliğin dünya mutfakları arasında özel bir yere sahip olduğunu kaydeden Duran, gastronomi alanında uluslararası tanınırlık kazanan şehirlerin bu mirası güçlü şekilde temsil ettiğini ifade etti.

Gaziantep’in bu şehirlerin başında geldiğini belirten Duran, asırlardır süregelen ustalık geleneği ve yerel ürünlere verilen değer sayesinde kentin yalnızca bir gastronomi merkezi değil, aynı zamanda önemli bir kültür merkezi hâline geldiğini söyledi.

Program kapsamında sofra kültürünün tarihsel derinliği ile gastronomi mirasının uluslararası görünürlüğünü artıracak stratejik yaklaşımların ele alınacağını aktaran Duran, Türk mutfağının Türkiye’nin yumuşak gücünü destekleyen küresel bir marka olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Duran, kamu kurumları, yerel yönetimler, özel sektör, akademi ve medya arasında kurulacak iş birlikleriyle Türkiye’nin sürdürülebilir bir gastrodiplomasi modeli oluşturabileceğini belirterek, düzenlenen organizasyonun hem Gaziantep’in hem de Türkiye’nin gastrodiplomasi vizyonuna önemli katkılar sunacağına inandığını ifade etti.

Konuşmasının sonunda programın düzenlenmesine katkı sunan kurumlara teşekkür eden Duran, oturumlarda görüş ve önerilerini paylaşacak panelistlere ve etkinliğe yoğun ilgi gösteren Gaziantep halkına şükranlarını iletti.

EMİNE ERDOĞAN’DAN İMECE GELENEĞİNE VURGU

Emine Erdoğan’ın video mesajında, Türk mutfağının yalnızca bir lezzet kültürü değil, insanlığın ortak hafızasını taşıyan köklü bir medeniyet mirası olduğunu vurguladı.

Bu yıl “Bir Sofrada Miras” temasıyla beşincisi kutlanan Türk Mutfağı Haftası dolayısıyla konuşan Emine Erdoğan, Türk mutfağını “tarihin en eski arşivlerinden biri” olarak nitelendirerek, bu büyük kültürel mirasın Türkistan’dan Anadolu’ya, oradan Osmanlı coğrafyasına uzanan tarihsel bir yolculukla şekillendiğini ifade etti.

Farklı kültürlerin yüzyıllar boyunca birbirine temas ederek zenginleştiğini belirten Erdoğan, “Kaynayan tencereler yemekle birlikte kültürler arası diyaloğu güçlendiren bir medeniyet dili de üretmiştir. Farklı dinlerden, dillerden ve kimliklerden insanlar Anadolu'nun barış coğrafyasında kapı komşusu olmuş, sofralar, sevgi, saygı ve hürmetin mekânları olmuştur. Böylece kardeşlik ruhu Anadolu'da adeta beşinci bir mevsim olarak yaşanmıştır.” dedi. Anadolu’da farklı dinlerden, dillerden ve kimliklerden insanların aynı sofralarda buluştuğunu dile getiren Erdoğan, sofraların sevgi, saygı ve hürmetin mekânı hâline geldiğini ifade etti.

Erdoğan, “İlk ekmeğin piştiği, zeytinin işlendiği, üzümün pekmeze dönüştüğü bu kadim topraklarda insan odaklı bir medeniyet tasavvuru asırlardır sofraya taşınıyor. Bu yönüyle Türk mutfağı bir medeniyet okuludur.” ifadelerini kullandı. Kurulan her sofrada inançların, kültürel kodların, aile değerlerinin ve insan sevgisinin yer aldığını belirten Erdoğan, sofraların bugün de geleneklerin yeni nesillere aktarıldığı yaşayan bir miras alanı olmayı sürdürdüğünü kaydetti.

Anadolu’daki imece kültürüne de dikkat çeken Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

Kurduğumuz her sofrada inancımız kültürel kodlarımız, aile değerlerimiz ve insanlığa duyduğumuz derin muhabbet de yerini alır. Ne mutlu ki soframız bugün geleneklerimizin yeni nesillere aktarıldığı yaşayan bir miras alanı olmayı sürdürüyor. Sofralarımızın baş köşesi hâlâ misafirlerimiz için ayrılırken Anadolu'nun kapıları tarih misafirlerine ardına kadar açılmaya devam ediyor. Doğumda, düğünde, cenazede komşular bir araya geliyor, sorumlulukları paylaşıyor. Hayatın yükleri insanların bu güçlü dayanışmasıyla kuş tüyü gibi hafifliyor. Tören yemekleri, kışlık yiyecekler ve Ramazan hazırlıkları hâlen imece usulüyle yapılıyor. Böylece birbirine sıkı sıkı bağlarla bağlı bir toplum olmanın en güzel örnekleri sergileniyor. Gönüller gönüllere ekleniyor. Ortaya muhteşem bir insanlık zinciri çıkıyor. İşte bu sebeple imece kültürümüz Anadolu'nun insanlığa en rikkatli hediyelerinden biridir.

Günümüzde iklim değişikliği, küresel açlık ve yerel kimliklerin kaybolması gibi sorunların insanlığın ortak geleceğini tehdit ettiğini söyleyen Erdoğan, Türk mutfağının sağlıklı reçeteleri, atıksız ve israfsız üretim anlayışı ile sürdürülebilir çözümler sunduğunu vurguladı. Türk mutfağının yalnızca lezzet değil; anlam, aidiyet, kültür ve değer ürettiğini ifade eden Erdoğan, bu mirasın yalnızca geçmişe değil, geleceğe de ait olduğunu söyledi.

Konuşmasının sonunda Türk mutfağının sadece lezzetleriyle değil, taşıdığı hikmet ve insani değerlerle de dünyada tanınmasını temenni eden Emine Erdoğan, Anadolu’nun ruhunun dünyanın dört bir yanına ulaşmasını diledi.

GAZİANTEP’TE GASTRODİPLOMASİNİN GELECEĞİ KONUŞULDU

Türk Mutfağı Haftası kapsamında Gaziantep’te düzenlenen “Türkiye’nin Gastrodiplomasi Modeli: Sofra ve Miras” etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirilen “Gaziantep’te Gastrodiplomasi: Sofra ve Miras” başlıklı panelde, kentin gastronomi mirasının kültürel diplomasiye katkısı ve uluslararası tanıtım stratejileri ele alındı.

Gaziantep Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Atınç Olcay’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde; Hasan Kalyoncu Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Fulya Harp Çelik, Gaziantep Mutfak Sanatları Merkezi Şefi Cuma Kaplan, Gastronomi Yazarı ve Araştırmacısı Özden Mermer Özsabuncuoğlu, dördüncü kuşak Baklava ve Kebap Ustası Burhan Çağdaş ile Baklava Ustası Coşkun Koçak konuşmacı olarak yer aldı.

Program kapsmamında katılımcılar, Panorama 25 Aralık Gaziantep Savunması Kahramanlık Panoraması ve Müzesi'ni gezdi.

TÜRK MUTFAĞINDAN DÜNYAYA

Program, Türk mutfağını bir “gastrodiplomasi” unsuru olarak ele alırken; coğrafi işaretli ürünlerden geleneksel pişirme tekniklerine, sözlü kültürden sofra ritüellerine kadar uzanan geniş bir kültürel hafızayı uluslararası kamuoyuna taşımayı hedefliyor.

Bir Sofrada Miras” teması altında şekillenen etkinlik serisi, mutfağı yalnızca tariflerle değil; paylaşma kültürü, misafirperverlik ve toplumsal aidiyet üzerinden okuyan yeni bir anlatı kuruyor. Bin yıllık birikimin taşıdığı hikâyeler, bu kez diplomasi diline dönüşerek sofradan dünyaya açılıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.