SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gürcistan

QHA - Kırım Haber Ajansı - Gürcistan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gürcistan haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Zelenskıy: Avrupa’nın ortak görevi her ülkeye destek yolları bulmaktır Haber

Zelenskıy: Avrupa’nın ortak görevi her ülkeye destek yolları bulmaktır

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy, Avrupa ülkelerinin ortak görevinin her ülkeye ve her halka destek yolları geliştirmek olduğunu belirterek, Rusya’nın komşu ülkelere yönelik baskı politikalarına karşı ortak hareket edilmesi çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Zelenskıy; Rusya’nın yalnızca Ukrayna’ya değil, çevresindeki diğer ülkelere yönelik tehditlerini de artırdığını ifade etti. “RUSYA’NIN SÖZLERİ YALNIZCA ERMENİSTAN’I HEDEF ALMIYOR” Rusya’nın Ermenistan’a yönelik açıklamalarına değinen Zelenskıy, her halkın kendi geleceğini belirleme hakkına sahip olduğunu vurgulayarak, “Rusya artık komşu ülkelere daha açık şekilde tehditler yöneltiyor. Ermenistan hakkında söylenenler aslında yalnızca Ermenistan’la ilgili değil.” dedi. “KİMSE RUSYA’YA BAĞIMLI OLMAMALI” Avrupa’nın güvenlik alanında daha fazla ortak adım atması gerektiğini kaydeden Zelenskıy, siyasi ortaklıkların güçlendirilmesi, modern savunma sanayisinin geliştirilmesi ve ekonomik ilişkilerin çeşitlendirilmesinin önemine dikkat çekerek, “Hiç kimse Rusya’ya bağımlı olmamalı ve Moskova’ya halkları şantajla baskı altına alabilecek araçlar verilmemeli.” ifadelerini kullandı. “ERMENİSTAN DA MOLDOVA DA DESTEKLENMELİ” Zelenskıy, Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere Avrupa ülkelerinin bu konuda ilkeli ve güçlü bir tutum sergilemesi gerektiğini söyledi. “Kimse desteksiz bırakılmamalı. Avrupa hiçbir halkı kaybetme lüksüne sahip değil.” diyen Zelenskıy, Ermenistan, Moldova, Baltık ülkeleri ve Azerbaycan’ın desteklenmesi gerektiğini belirtti. Ukrayna Cumhurbaşkanı ayrıca Gürcistan halkına destek yollarının da bulunmasının ortak Avrupa görevi olduğunu ifade etti.

Moskova’da ipler koptu: Ermenistan için rotada Türkiye mi var? Haber

Moskova’da ipler koptu: Ermenistan için rotada Türkiye mi var?

Güney Kafkasya’da jeopolitik fay hatları Nisan 2026 itibarıyla yeniden hareketlendi. 1 Nisan’da Moskova’da gerçekleşen Vladimir Putin ile Nikol Paşinyan arasındaki zirvenin herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona ermesi, iki ülke arasındaki güvenlik ve enerji temelli derin görüş ayrılıklarını tescilledi. Rusya’nın güvenilir bir garantör olma vasfını yitirmesiyle oluşan boşlukta Türkiye, bölgesel istikrarın anahtarı ve yapıcı bir arabulucu olarak öne çıkıyor. ENERJİ BAĞIMLILIĞI TARTIŞMASI DERİNLEŞİYOR Ermenistan Parlamentosu Başkanı Alen Simonyan’ın zirvenin hemen ardından 4 Nisan 2026’da yaptığı açıklama, sürecin seyrini etkileyen önemli gelişmelerden biri oldu. Simonyan, Rus gaz fiyatlarında artış olması hâlinde ülkesinin Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini gözden geçirebileceğini belirtti. Bu açıklama, Erivan’ın Moskova’ya yönelik artan enerji bağımlılığını ve buna bağlı siyasi hassasiyetlerini gündeme taşıdı. Analistlere göre bu durum, Ermenistan’ın alternatif enerji projelerine yönelme ihtimalini artırırken, Türkiye’yi potansiyel bir ortak olarak öne çıkarıyor. RUSYA’DAN EKONOMİK ABLUKA: "KONYAK VE TARIM" DARBESİ Moskova yönetimi, diplomatik tıkanıklığı ekonomik baskı araçlarıyla derinleştiriyor. 7 Nisan 2026’da Rusya’nın alkol regülatörü, Ermenistan’ın en büyük ihracat kalemlerinden olan "Proşyan Konyak Fabrikası"nın lisansını iptal etti. "Teknik" gerekçelerle sunulan bu kısıtlamalar, tarım ve gıda ürünlerine yönelik sertifikasyon engelleriyle birleşince, Ermeni üreticiler için yeni ticaret koridorları bulmak bir zorunluluk haline geldi. Bu senaryoda Türk lojistik ve transit rotaları, Ermenistan ekonomisi için hayati bir "can damarı" olma özelliği taşıyor. KAFKASYA’DA YENİ DENKLEM: ANKARA’NIN STRATEJİK KAZANIMI Erivan’ın Rus yörüngesinden çıkış süreci, Ankara’nın diplomatik ve ekonomik nüfuzunu pekiştirmesi için geniş bir fırsat penceresi açıyor. Türkiye; Gürcistan, Ermenistan ve İran arasındaki ulaşım sisteminde eksik olan halkayı tamamlayarak bölgesel bir ticaret merkezi olma yolunda ilerliyor. Enerji fiyatlarına ilişkin belirsizlikler ve ticari kısıtlamalar, Ermenistan açısından alternatif iş birliği arayışlarını hızlandırırken, Türkiye’nin enerji ve ticaret koridorlarında sunduğu çeşitlendirme seçenekleri dikkat çekiyor. Uzmanlar, Rusya’nın sistemli baskılarının aksine Türkiye’nin sunduğu öngörülebilir ve karşılıklı kazanca dayalı iş birliği modelinin Erivan’da karşılık bulmaya başladığını belirtiyor. Nisan 2026’da yaşanan bu olaylar dizisi, Rusya’nın bölgedeki etkisinin zayıfladığı ve Türkiye’nin Kafkasya’nın ana aktörü olarak perçinlendiği uzun vadeli bir eğilimi temsil ediyor.

ADF2026’da Güney Kafkasya mesajı: Barış, iş birliği ve yeni bölgesel dönem Haber

ADF2026’da Güney Kafkasya mesajı: Barış, iş birliği ve yeni bölgesel dönem

5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen “Güney Kafkasya: Stratejik Merkez Olma Yolunda” başlıklı panelde, bölgenin artan jeopolitik ve ekonomik önemi ele alındı. Panele Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev, Gürcistan Hükûmet İdaresi Başkanı Levan Zhorzholiani, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise, TRT World sunucusu Enda Brady üstlendi. “GÜNEY KAFKASYA’DA YENİ BİR DÖNEME GİRİLDİ” Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış Politika Dairesi Başkanı Hikmet Hacıyev, Güney Kafkasya’da barış sürecine ilişkin önemli mesajlar verdi. Hacıyev, geçmişte bölge ülkelerinin uluslararası platformlara savaş ve çatışma gündemiyle katıldığını ancak artık barış gündemiyle bir araya geldiklerini belirterek, Güney Kafkasya’da savaşın sona erdiğini ve yeni bir döneme girildiğini ifade etti. Azerbaycan’ın barış sürecine güçlü şekilde bağlı olduğunu vurgulayan Hacıyev, ABD Başkanı Donald Trump’ın da yer aldığı Washington Zirvesi’nde ortaya konan ilkeler doğrultusunda Ermenistan ile normalleşme sürecinin ilerlediğini ve iki ülke arasında anlaşmanın parafe edildiğini söyledi. Barış sürecinin yalnızca belgelerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Hacıyev, sahada somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Azerbaycan’ın bu doğrultuda Ermenistan ile pragmatik iş birliği geliştirdiğini, güven artırıcı adımların atıldığını ve sivil toplum düzeyinde temasların başladığını ifade etti. İki ülke arasında ticari ilişkilerin de başladığını belirten Hacıyev, Azerbaycan’dan Ermenistan’a petrol ürünleri ihracatının gerçekleştiğini, karşılıklı ticaretin geliştirilmesinin gündemde olduğunu söyledi. Bu gelişmelerin birkaç yıl öncesine kadar mümkün görülmediğini dile getirdi. Bölgede yeni bir statükonun oluştuğunu ifade eden Hacıyev, bu yapının hukuka ve meşruiyete dayandığını ve her iki ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini belirtti. Ayrıca uzun vadede bölgesel barış ve güvenliği sağlayacak yeni bir güvenlik mimarisi inşa edildiğini kaydetti. Güney Kafkasya’nın çevresinde devam eden çatışmalara da dikkat çeken Hacıyev, kuzeyde Ukrayna-Rusya Savaşı, güneyde ise İran merkezli gerilimlere rağmen bölgede sağlanan barış ortamının önemli bir güvenlik alanı oluşturduğunu ifade etti. Hacıyev, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı kapsayan kapsayıcı bir bölgesel iş birliği modelinin hedeflendiğini belirterek, Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü iş birliğinin de bu sürece katkı sunduğunu vurguladı. “KALICI BARIŞ ORTAK VİZYONDAN GEÇİYOR” Gürcistan Hükûmet İdaresi Başkanı Levan Zhorzholiani, Güney Kafkasya’da barış, istikrar ve ekonomik iş birliğinin önemine dikkat çekti. Gürcistan’ın yaklaşık üç bin yıldır imparatorlukların kesişim noktasında yer aldığını hatırlatan Zhorzholiani, bu zorlu coğrafyada ayakta kalabilmenin en önemli aracının diplomasi olduğunu vurguladı. Tarih boyunca birçok büyük gücün ortadan kalktığını ancak Gürcistan’ın varlığını sürdürdüğünü belirten Zhorzholiani, bu durumun diplomasiye verilen önemin bir sonucu olduğunu ifade etti. Gürcistan’ın dış politika anlayışının merkezinde barış, istikrar ve diyalogun yer aldığını dile getiren Zhorzholiani, bu yaklaşımı yalnızca bölgesel düzeyde değil, küresel ölçekte de sürdürme kararlılığında olduklarını söyledi. Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış sürecinde kaydedilen ilerlemeleri memnuniyetle karşıladıklarını belirten Zhorzholiani, iki ülke arasında ticari ilişkilerin başlamasının bölge açısından tarihî bir gelişme olduğunu ifade etti. Gürcistan’ın bu süreçte kolaylaştırıcı ve destekleyici bir rol üstlendiğini vurgulayan Zhorzholiani, birkaç ay önce Tiflis’te Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan dışişleri bakan yardımcılarının bir araya gelerek ikili ve üçlü iş birliği başlıklarını ele aldığını hatırlattı. Güney Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanmasının, bölge ülkelerinin ortak bir vizyon etrafında buluşmasına bağlı olduğunu belirten Zhorzholiani, komşu ülkelerin güçlü ve istikrarlı olmasının birbirlerini doğrudan etkilediğini ifade etti. Bu nedenle bölgesel iş birliğinin güçlendirilmesinin tüm ülkeler için kazanım sağlayacağını dile getirdi. Barış ile ekonomik kalkınma arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çeken Zhorzholiani, Gürcistan’ın son yıllarda Avrupa’nın en yüksek büyüme oranlarından birine ulaştığını ve son dört yılda ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydettiğini söyledi. 2026 yılının ilk iki ayında da yüzde 8,4 büyüme sağlandığını belirten Zhorzholiani, bu ekonomik performansın sürdürülebilir kalkınma politikalarının bir sonucu olduğunu ifade etti. Zhorzholiani, bölgesel ekonomik iş birliğinin ve bağlantısallığın artırılmasının yalnızca refahı değil, aynı zamanda barışı da güçlendireceğini vurgulayarak, Güney Kafkasya’da siyasi ve ekonomik entegrasyonun geliştirilmesinin uzun vadeli istikrar açısından kritik önem taşıdığını söyledi. Konuşmasını, Gürcistan’ın barış odaklı politikalarını sürdürmeye ve bölgesel iş birliğini derinleştirmeye devam edeceğini belirterek tamamlayan Zhorzholiani, Güney Kafkasya’nın ortak vizyon ve iş birliği temelinde daha güçlü bir geleceğe ilerleyebileceğini ifade etti. “GÜNEY KAFKASYA’NIN BİR KÖPRÜ HÂLİNE GELMESİ HEDEFLENİYOR” Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan, bölgedeki yeni dinamiklere ve barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kostanyan, Güney Kafkasya’da artık tamamen farklı bir döneme girildiğini belirterek, geçmişte Ermenistan ve Azerbaycan temsilcilerinin aynı platformda yer almasının gerilim beklentisi yarattığını, bugün ise ortak gelecek, iş birliği ve diyalog imkanlarının konuşulduğunu ifade etti. Panelde aynı bölgeden dört temsilcinin bir araya gelerek geleceğe dair ortak perspektifleri tartışmasının sembolik değerine dikkat çeken Kostanyan, Vaşington’da (Washington) gerçekleşen zirvenin bu dönüşümde önemli bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Söz konusu gelişmenin yalnızca Ermenistan ve Azerbaycan ilişkilerini değil, Gürcistan ve Türkiye’yi de kapsayan daha geniş bir bölgesel iş birliği sürecini tetiklediğini dile getirdi. Küresel ölçekte artan belirsizlikler, savaşlar ve tedarik zincirlerindeki kırılmaların yaşandığı bir dönemde Güney Kafkasya’nın istikrarlı bir bölge olarak öne çıktığını belirten Kostanyan, bu durumun bölge ülkeleri için önemli bir rekabet avantajı sunduğunu ifade etti. Ancak bu avantajın kalıcı olmayabileceğine dikkat çeken Kostanyan, bölge ülkelerinin hızlı ve akılcı adımlar atarak mevcut fırsatları değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Barış sürecinin sağlanmasının ciddi bir siyasi irade ve cesaret gerektirdiğini vurgulayan Kostanyan, bundan sonraki aşamada da aynı kararlılıkla ilerlenmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle bölgedeki ulaşım ve iletişim hatlarının açılması, ülkeler arasındaki ekonomik ve lojistik bağlantıların güçlendirilmesi ve Güney Kafkasya’nın Avrupa, Türkistan ve Uzak Doğu arasında kesintisiz bir köprü hâline getirilmesinin öncelikli hedefler arasında yer aldığını dile getirdi. Kostanyan ayrıca, Ermenistan ile Azerbaycan arasında sağlanacak kalıcı barışın yalnızca iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmekle kalmayacağını, aynı zamanda her iki ülkenin bağımsızlığı ve egemenliğinin de en güçlü teminatı olacağını belirtti. Bölgesel iş birliğinin kapsayıcı bir anlayışla geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Kostanyan, Güney Kafkasya’da uzun vadeli barış ve istikrarın bu yaklaşım sayesinde mümkün olacağını söyledi. “İSTİKRARLI, GÜVENLİ VE REFAH İÇİNDE BİR BÖLGE ORTAK BİR SORUMLULUK” Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Türkiye’nin bölgesel barış, istikrar ve diyalog konusundaki rolüne dikkat çekti. Kılıç, Türkiye’nin her zaman istikrar, refah, barış ve iş birliğinden yana bir politika izlediğini belirterek, bölgesel gelişmeler karşısında sorumluluk bilinciyle hareket ettiklerini vurguladı. Türkiye’nin kendisini bölgenin dışında bir güç olarak değil, doğrudan bir parçası olarak gördüğünü ifade eden Kılıç, bu nedenle bölgesel sorunların çözümünde aktif katkı sunmayı görev olarak değerlendirdiklerini söyledi. Geçmişte yaşanan sorunların yalnızca analiz edilmesinin yeterli olmadığını belirten Kılıç, asıl önemli olanın bu deneyimlerden ders çıkararak geleceğe yönelik somut adımlar atmak olduğunu dile getirdi. Bölge ülkelerinin ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Kılıç, farklılıkların bulunmasının doğal olduğunu ancak önemli olanın ortak noktalar etrafında buluşabilmek olduğunu ifade etti. Bölgesel sorunların çözümünde diyalogun vazgeçilmez bir araç olduğuna dikkat çeken Kılıç, Türkiye’nin bu süreçte kolaylaştırıcı bir rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Taraflar arasında zaman zaman sert tartışmaların yaşanabileceğini ancak iletişim kanallarının açık tutulmasının çözümün ön koşulu olduğunu vurguladı. Türkiye’nin yaklaşımının doğrudan müdahaleden ziyade, taraflar arasında güven inşa edilmesini destekleyen bir kolaylaştırıcılık olduğunu belirten Kılıç, ülkelerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesi gerektiğini söyledi. Bölgesel meselelerin dış aktörler tarafından dayatılan çözümlerle kalıcı şekilde çözülemeyeceğini ifade eden Kılıç, bu tür yaklaşımların ancak geçici sonuçlar doğurabileceğini dile getirdi. Güney Kafkasya’da Azerbaycan ve Ermenistan temsilcilerinin aynı platformda bir araya gelmesinin önemine işaret eden Kılıç, bunun bölge adına umut verici bir gelişme olduğunu belirtti. Farklılıkların uzun süre devam edebileceğini ancak ortak çıkarların ön plana çıkarılması gerektiğini ifade etti. Küresel ölçekte artan krizlere de değinen Kılıç, dünyanın zorlu bir dönemden geçtiğini ve birçok bölgede çatışmaların devam ettiğini belirterek, bu ortamda bölgesel iş birliğinin ve dayanışmanın daha da önemli hâle geldiğini söyledi. Kılıç, Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrarın sağlanması için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini vurgulayarak, diyalog, iş birliği ve karşılıklı anlayış temelinde daha güçlü bir bölgesel yapı inşa edilebileceğini ifade etti.

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu Haber

ADF2026 Liderler Paneli: Küresel belirsizlikte reform, sorumlu liderlik ve iş birliği vurgusu

"Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu (ADF2026) kapsamında düzenlenen liderler panelinde küresel belirsizlikler ve mülteci krizi ele alındı. “Yarını Tasarlarken Belirsizlikleri Yönetmek” başlıklı Liderler Paneli’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova ve Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze yer aldı. Panelde, değişen küresel dengeler karşısında iş birliği, diplomasi ve kriz yönetimi konuları öne çıktı. Oturumun moderatörlüğünü üstlenen Çavuşoğlu, konuşmasında küresel sistemde yaşanan dönüşüme dikkat çekti. Günümüzde yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, bu sürecin daha derin ve yapısal bir değişimin göstergesi olduğunu ifade etti. Çavuşoğlu, jeopolitik gerilimlerin arttığını, ekonomik karşılıklı bağımlılığın yeniden şekillendiğini ve uluslararası ilişkilerin temel unsurlarından biri olan güvenin ciddi bir sınamadan geçtiğini belirtti. Küresel sorunların giderek daha karmaşık ve birbirine bağlı hâle geldiğini dile getiren Çavuşoğlu, bu sorunların artık yalnızca geleneksel yöntemlerle yönetilemeyeceğine işaret etti. Belirsizliğin geçici değil, sistemik bir nitelik kazandığını söyleyen Çavuşoğlu, bu nedenle bugünkü tartışmaların büyük önem taşıdığını kaydetti. “Yarını tasarlamak; net bir vizyon, riskleri öngörebilme ve dünyayı yeniden şekillendiren dinamikleri doğru analiz edebilme kapasitesi gerektiriyor.” diyen Çavuşoğlu, belirsizlikleri yönetmenin ise güçlü liderlik, koordinasyon ve ulusal çıkarların ötesinde kolektif hareket etme iradesi gerektirdiğini vurguladı. Çavuşoğlu, tartışmaları iki tur hâlinde yürüteceğini belirtti. Çavuşoğlu ilk turda panelistlere, 2026 yılında küresel toplumu bekleyen temel riskler ve belirsizlikler, bu zorluklarla mücadelede benimsenmesi gereken yaklaşımlar, ulusal çıkarlar ile küresel sorumluluklar arasındaki denge, liderlik anlayışının niteliği ve çok taraflı kurumların geleceği gibi başlıklar yöneltti. “İNSANLIK BİR YOL AYRIMINDA” Tokayev, Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzeyde artan rolüne dikkat çekti. Tokayev, Kazakistan ile Türkiye’nin iş birliği içerisinde hareket ederek zaman zaman ortaya çıkan bölgesel sorunların çözümünde “çok büyük ve olumlu bir rol” oynayabileceğini ifade etti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelecek ay Kazakistan’a gerçekleştirmesi planlanan ziyaretine ev sahipliği yapacak olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Küresel sorunların doğasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokayev, bu meselelerin bir yandan son derece karmaşık, diğer yandan ise doğru yaklaşımlar geliştirildiğinde çözülebilir nitelikte olduğunu belirtti. Diplomatlar ve siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen “insanlığın bir yol ayrımında olduğu” söylemine atıfta bulunan Tokayev, eski Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da benzer ifadeleri kullandığını hatırlatarak, uluslararası sistemin uzun süredir bu belirsizlik hali içinde bulunduğunu kaydetti. “ULUSLARARASI GERİLİMLER SINIRLARI AŞIYOR” Günümüzde bölgesel çatışmaların artık yalnızca yerel ölçekte kalmadığını, küresel etkiler doğurduğunu vurgulayan Tokayev, uluslararası gerilimlerin sınır aşan bir karakter kazandığını ifade etti. Tokayev, bu durumun, mevcut uluslararası kurumların etkinliği ve kapasitesi konusunda da ciddi tartışmaları beraberinde getirdiğini dile getirdi. BM’in uluslararası sistemde vazgeçilmez bir yapı olduğunu belirten Tokayev, tüm devletlerin bu kurumu destekleme gerekliliği konusunda hemfikir olduğunu söyledi. Bununla birlikte, BM’in reforme edilmesi gerektiğine yönelik yaygın bir görüş bulunduğunu ancak bu reformların uzun yıllardır hayata geçirilemediğini vurguladı. Tokayev, bu noktada özellikle BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının reform sürecinde önemli bir engel oluşturduğunu açık bir şekilde ifade etti. “LİDERLERE TEMKİNLİ BİR YAKLAŞIM DÜŞÜYOR” Liderlik anlayışına da değinen Tokayev, “Günümüz liderliğinin taşıması gereken temel özelliklere ilişkin sorunuza gelince; bana göre en önemli husus, küresel liderlerin ve devlet başkanlarının öncelikle uluslararası güvenlik ve barış konusunda sorumluluk sahibi olmalarıdır. Bunun yanı sıra, liderlerin daha temkinli, ölçülü ve itidalli bir yaklaşım sergilemeleri gerekmektedir.” ifadelerini kullandı. Stratejik itidalin günümüzde son derece kritik bir rol oynadığını vurgulayan Tokayev, dünyadaki birçok çatışma ve istikrarsızlığın temel kaynaklarından birinin BM Güvenlik Konseyi olduğunu ifade etti. Tokayev, büyük güçlerin aksine bölgesel, orta ölçekli ve küçük devletlerin uluslararası arenada daha sorumlu davrandığını belirterek, Türkiye ve Kazakistan başta olmak üzere birçok ülkenin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi. Bu ülkelerin, dünyada artan çatışma ve krizlerin yayılmasını önlemek için çaba gösterdiğini dile getiren Tokayev, mevcut karmaşık ve zaman zaman “tuhaf” olarak nitelendirdiği küresel sistemden çıkış yolunun aslında basit olduğunu ifade etti. Tokayev, bu noktada daha sorumlu, daha dayanıklı ve gelişmeleri doğru analiz eden bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. “NÜKLEER SİLAH MESELESİ KONUNUN MERKEZİNDE OLMALI” Konuşmasında İran meselesine de değinen Tokayev, bu konunun son derece karmaşık olduğunu ve dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Kazakistan’ın öncelikle Basra Körfezi ülkeleriyle dayanışma içinde olduğunu ifade eden Tokayev, tüm devletlere stratejik itidal çağrısında bulunduklarını ve bölgede askerî faaliyetlerin durdurulması gerektiğini savunduklarını aktardı. Yaşanan gelişmelerin küresel ekonomiye olumsuz yansıdığını dile getiren Tokayev, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin önemine dikkat çekildiğini ancak asıl odaklanılması gereken meselenin sorunun kaynağı olduğunu söyledi. Tokayev, bu bağlamda nükleer teknolojilerin ve silahların yayılmasının temel sorunlardan biri olduğunu ve İran ile ilgili müzakerelerde bu konunun merkezde yer alması gerektiğini ifade etti. Küresel ticarete ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Tokayev, ticaret hacminin artmaya devam ettiğini ve geçtiğimiz yıl yüzde 2,5 oranında büyüme kaydedildiğini belirtti. Ancak sorunun ticaretin kendisinden ziyade içeriği ve niteliği olduğunu vurgulayan Tokayev, uzmanların bu alana daha derinlemesine odaklanması gerektiğini söyledi. Tokayev, konuşmasında küresel sistemdeki tıkanıklıkların aşılması için daha pragmatik, sorumlu ve iş birliğine dayalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin altını çizdi. “KÜRESEL ÖLÇEKTE BİR DEMOKRASİ KRİZİ YAŞANIYOR” Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Siljanovska-Davkova, küresel sistemde artan krizler, demokrasiye yönelik tehditler ve çok taraflı yapının zayıflamasına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Siljanovska-Davkova, günümüz dünyasının güç temelli bir düzene kaydığını belirterek, uluslararası ilişkilerin artık “hak” yerine “güç” üzerinden şekillendiğini ifade etti. Küresel ölçekte ciddi bir demokrasi krizi yaşandığını vurgulayan Cumhurbaşkanı, güvenlik tehditlerinin arttığını, dünyanın giderek daha öngörülemez hale geldiğini ve çok taraflılığın zayıfladığını dile getirdi. Otoriterleşmenin yükselişinden, yeni göç dalgalarından, hibrit tehditlerden, dezenformasyon ve siber saldırılardan duyduğu endişeyi dile getiren Siljanovska-Davkova, 2024 yılında askerî harcamalar için yaklaşık 27 trilyon dolar ayrıldığını hatırlatarak, küresel kaynakların silahlanmaya yönelmesinin ciddi bir risk oluşturduğunu ifade etti. “BM’NİN REFORMA İHTİYACI VAR” BM’in reform ihtiyacına dikkat çeken Siljanovska-Davkova, mevcut yapının günümüz koşullarını karşılamakta yetersiz kaldığını belirtti. Güvenlik Konseyi’nin yapısının yeniden ele alınması ve Genel Kurul’un güçlendirilmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı, ayrıca BM Genel Sekreterliği görevine bir kadının seçilmesi gerektiğini vurguladı. Balkanlar’ın tarihsel olarak büyük güçlerin rekabet alanı olduğunu belirten Siljanovska-Davkova, “Balkanlaşma” kavramının bölgedeki parçalanmayı ifade ettiğini hatırlatarak, Balkanlar’ın Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Avrupa Birliği (AB) genişlemesinin yalnızca siyasi değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olduğuna dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde çifte standartların sona erdirilmesi gerektiğini belirten Siljanovska-Davkova, küçük ve orta ölçekli ülkelerin çoğu zaman daha yapıcı ve yenilikçi çözümler ürettiğini ifade etti. Bununla birlikte, karar alma süreçlerinin dar bir lider grubunun elinde toplanmasının insanlık için ciddi bir risk oluşturduğunu söyledi. Konuşmasında liderlik krizine de değinen Siljanovska-Davkova, günümüzde ihtiyaç duyulan liderliğin sorumlu, ilham verici ve gerçeklere dayalı olması gerektiğini vurguladı. Uluslararası hukukun ancak güçlü kurumlarla ayakta kalabileceğini belirten Cumhurbaşkanı, siyasi irade eksikliğinin küresel sorunların çözümünde en büyük engellerden biri olduğunu ifade etti. Siljanovska-Davkova, konuşmasını erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak tamamladı. “EN BÜYÜK SORUN LİDERLİK EKSİKLİĞİ” Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze, küresel güvenlik ortamı, AB’nin karşılaştığı zorluklar ve Gürcistan’ın bölgesel rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kobakhidze, dünyada devam eden savaşların ve artan jeopolitik gerilimlerin küresel sistemi şekillendirdiğini belirterek, çatışmaların ticaret yolları, enerji hatları, ulaşım ve ekonomik istikrar üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade etti. Bu durum karşısında etkili ve kalıcı çözümler üretilmesi gerektiğini vurguladı. Gürcistan’ın AB’ye tam üyelik hedefini sürdürdüğünü belirten Kobakhidze, Kuzey Makedonya ile benzer bir vizyon paylaştıklarını söyledi. Bununla birlikte Avrupa Birliği’nin bugün kimlik, refah ve demokrasi-hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda ciddi sınamalarla karşı karşıya olduğunu dile getirdi. Güney Kafkasya’nın küresel gelişmeler ışığında artan bir stratejik önem kazandığını belirten Kobakhidze, Gürcistan’ın Avrupa ile Asya arasında güvenilir bir köprü rolü üstlendiğini ifade etti. Ülkesinin ticaret, enerji, hizmetler ve dijital veri akışında önemli bir transit merkez hâline geldiğini belirten Kobakhidze, bu bağlantısallık rolünü daha da güçlendirmeyi hedeflediklerini söyledi. Gürcistan’ın barış, istikrar ve ekonomik kalkınma odaklı politikalarının başarılı sonuçlar verdiğini dile getiren Kobakhidze, son beş yılda ülkesinin Avrupa’da en yüksek ekonomik büyüme oranlarından birine ulaştığını ve 2021’den bu yana ortalama yüzde 9,3 büyüme kaydedildiğini aktardı. 2026 yılının ilk aylarında da güçlü bir ekonomik performans sergilendiğini belirtti. Liderlik konusuna da değinen Kobakhidze, günümüz dünyasında en önemli sorunlardan birinin liderlik eksikliği olduğunu ifade etti. Nitelikli ve vizyon sahibi liderlerin sayısının azaldığını belirten Kobakhidze, bu durumun küresel siyasetin genel görünümünü olumsuz etkilediğini söyledi. Kobakhidze, liderlerin önceliğinin diyalog, iş birliği ve bağlantısallığı güçlendirmek olması gerektiğini vurgulayarak, dünya liderlerinin barışı sağlama ve refahı artırma hedeflerine odaklanması gerektiğini ifade etti. Gürcistan’ın da bu doğrultuda barışı koruma, istikrarı güçlendirme ve ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde politika izlediğini belirtti. Çok taraflı kurumlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kobakhidze, bazı durumlarda gayriresmî etkilerin bu kurumların önüne geçtiğini ve bunun olumsuz sonuçlar doğurduğunu ifade etti. Çok taraflı yapıların ülkelerin egemenliğini korumak yerine zaman zaman zorlayıcı bir rol üstlenebildiğini belirten Kobakhidze, uluslararası sistemde kurallara dayalı ve değer temelli düzenin yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kobakhidze, konuşmasını uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin artırılması gerektiğine dikkat çekerek tamamladı.

Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Aslanov'dan QHA'ya özel açıklamalar Haber

Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Aslanov'dan QHA'ya özel açıklamalar

Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi Ahmet Aslanov, cemiyetin çalışmaları, Ahıska Türklerinin 1944 yılında yaşadığı sürgünün bugüne yansımaları ve Ahıska Türklerinin ana vatanları olan Ahıska bölgesine dönüşü üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “HER AHISKA TÜRKÜNÜN KALBİNDE GÜÇLÜ BİR VATAN SEVGİSİ VARDIR” Aslanov, “Her Ahıska Türkünün kalbinde güçlü bir vatan sevgisi vardır, bu sevgi toplumumuzu ister bireysel ister bir kurum içinde, vatan davasına az ya da çok sahip çıkması neticesine getiriyor.” ifadelerine yer vererek söz konusu anlayış ve adalet arayışı sonucunda 2025 yılından itibaren Avrupa’da faaliyet gösteren Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti temsilciliğinin bir yıl boyunca Avrupa’nın farklı ülkelerinde, Ahıska Türklerinin sorununu konu edinen çeşitli programlara katılma ve program düzenleme fırsatı bulduğunu kaydetti. Söz konusu programların hem Ahıska Türklerinin tarihinin ve kültürünün tanıtılması hem de Ahıska Türkleri meselesinin uluslararası platformlarda dile getirilmesi açısından önemini dile getiren Aslanov, Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyetinin söz konusu çalışmaların verimli olması açısından her daim Avrupa’daki siyasi ortamı göz önünde bulundurduğunu belirterek “Avrupa Birliği ülkeleri, genel olarak insan hakları, azınlık hakları ve kültürel çeşitliliğin korunması konusunda güçlü hukuki mekanizmalara sahiptir. Bu durum, biz Ahıska Türklerinin tarihî mağduriyetlerini anlatması ve kültürel kimliğinin tanıtılması için önemli bir zemin oluşturuyor.“ dedi. Ancak bu sürecin Avrupa ile Gürcistan arasındaki siyasi ilişkileri ve bölgesel dengeleri de etkilemekte olduğunu kaydeden Aslanov, Gürcistan’ın Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyon süreci ve Rusya ile yaşadığı siyasi gerilimler nedeniyle azınlık meselelerinin bazen siyasi gündemin arka planında kalabildiğini, buna rağmen uluslararası platformlarda bu konunun dile getirilmesinin en azından dünya kamuoyu için bir hatırlatma işlevi gördüğünü bildirdi. ANATAVANA DÖNÜŞ MESELESİ, 81 YILDIR HÂLÂ BİR ÇÖZÜME ULAŞTIRILAMADI Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti Avrupa Temsilcisi olarak gerçekleştirdiği en dikkat çekici çalışmadan bahseden Aslanov, “Bu bağlamda, 5-6 Mayıs 2025 tarihlerinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ek insani boyut toplantılarında Ukrayna Ahıska Türkleri Vatan Cemiyeti adına yaptığım konuşma, benim için çok anlamlı bir deneyimdi. İki dakikalık bir konuşmaya Ahıska Türklerinin tüm acılarını ve sorunlarını sığdırmak elbette kolay olmadı.” ifadelerini kullandı. Aslanov, bununla birlikte üç temel meseleye dikkat çekme fırsatı bulduğunu, bunlardan ilkinin Ahıska Türklerinin ana vatanlarına dönüş meselesi olduğunu ve bu meselenin 81 yıldır hâlâ bir çözüme ulaştırılamadığını dile getirdi. İkinci meselenin ise Ahıska Türklerinin sivil toplum temsilcilerine uygulanan ve hâlâ kaldırılmamış olan Gürcistan’a giriş yasakları olduğunu kaydeden Aslanov, üçüncü meselenin ise Ukrayna’da yaşayan Ahıska Türklerinin durumu olduğunu belirtti. AGİT TOPLANTISINDA AHISKA TÜRKLERİNİN KİMLİK HAKKININ İHLALİ “Bildiğiniz gibi, Ukrayna’da savaştan önce sayıları yaklaşık on bine ulaşan Ahıska Türklerinin büyük bir bölümü, savaşın yaşandığı işgal edilmiş Herson (Kherson), Donetsk ve diğer bölgelerde yaşamaktaydılar. Ocaklarına yine bir göç düşen Ahıska Türkleri, tekrardan farklı ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Bu sebeple konuşmamda yine mülteci durumuna düşen çileli halkımıza, ana vatanları Ahıska’ya geri dönüş meselesinde kolaylık sağlanması gerektiğine dikkat çektim. Ahıska Türklerinin meselesini dile getirdiğim bu konuşma, AGİT'in insani boyut toplantısında ilk olmadı. Genelde Ahıska Türkü aktivist ve Vatan Cemiyeti temsilcisi olan Ensar Usmanov, tüm toplantılarda Ahıska Türklerinin meselesini dile getirir. Her zaman olmasa da AGİT'in insani boyut toplantılarında Gürcistan delegasyonu da Ahıska Türklerinin vatana geri dönüş meselesiyle ilgili cevap niteliğinde konuşmalar yapar. Bu sefer Gürcistan delegasyonundan konuşma yapan L. Somova, Gürcistan makamlarının sıklıkla verdiği yanıtı tekrarladı: ‘Sözümüzü yerine getirdik.’. Bunun yanı sıra her fırsatta bize Türk demekten kaçınarak ‘Müslüman Meshiler’ ifadesini kullandı.” şeklinde konuşan Aslanov, söz konusu duruma tepkisini dile getirerek AGİT’in insani boyut toplantısında Ahıska Türklerinin kimlik hakkının ihlal edilmesine dikkat çekti. “Nitekim bir halkın kendi kimliğini nasıl tanımladığı, uluslararası hukukta korunan temel haklardan biridir. Özellikle AGİT belgelerinde ve azınlık hakları standartlarında, bir kişinin veya topluluğun hangi etnik veya ulusal kimliğe ait olduğunu kendisinin belirlemesi gerektiği vurgulanır.” diye konuşan Aslanov, bir topluluğun kendini Ahıska Türkü olarak tanımladığı takdirde, bir devletin ya da bir kurumun o topluluğu zorla başka bir kimlikle tanımlayamayacağını belirtti. “Dünya üzerine bunun başka bir örneği var mıdır, bilmiyorum. İşte o gün şu gerçeği anladım, biz Ahıska Türkleri olarak uluslararası arenada hakkımızı aramanın yanı sıra Avrupa’da kültürümüzü ve kimliğimizi korumamız ve doğru bir şekilde tanıtmamız gerekiyor. Takdir edersiniz ki halkımızın sürgün yıl dönümü anısına düzenlenen programlar, bu hedefe ulaşmak için önemli bir fırsattır.” değerlendirmesini yapan Aslanov, Ahıska Türkleri Vatan Cemiyetinin Belçika’da yaşayan Ahıska Türklerinin bulunmasına rağmen Belçika’daki Uluslararası Demokratlar Birliği (UİD) ve Yunus Emre Enstitüsü ile iş birliği içinde, ilk kez Ahıska Türkleri Sürgünü’nü anma programını gerçekleştirdiğini belirtti. ASLANOV, AHISKA TÜRKLERİ VATAN CEMİYETİNİN STRATEJİK ROLÜNÜ VURDULADI Bugün Ahıska Türkleri Vatan Cemiyetinin Avrupa kurumları ile diyalog geliştirmesini ve Gürcistan’ın üstlendiği uluslararası yükümlülükleri hatırlatmasını, meselenin barışçıl ve hukuki yollarla çözülmesine katkı sağlayabilecek önemli bir strateji olarak yorumlayan Aslanov, “Burada özellikle ‘barışçıl’ kelimesinin altını çizmek isterim çünkü ben, aynı zamanda bir sosyal medya içerik üreticisi olarak sosyal medya ve kamuoyu tartışmalarını da takip ediyorum. Bu tartışmalara bakıldığında Ahıska Türklerinin vatana geri dönüşü, bazen Gürcü toplumu içinde bir egemenlik kaybı ya da bir tür tehdit gibi algılanabiliyor. Bunu belirli ölçüde anlaşılabilir bir duygu olarak da görmek gerekir çünkü bugün, Ahıska bölgesinin nüfusu yaklaşık 150 bin civarındadır. Buna karşılık dedeleri 1944 Sürgünü'nü yaşamış Ahıska Türklerinin dünya genelindeki sayısı, 600 bini aşmaktadır. Bu durum, ister istemez toplum içinde bazı kaygılar ve tartışmalar doğurabilmektedir ancak tarihî gerçeklik, çok farklıdır. Yüzyıllar boyunca Türkler, Gürcüler, Ermeniler, Kürtler, Müslümanlar ve Hıristiyanlar, aynı topraklarda Ahıska’da birlikte yaşamıştır. Bu gerçeği, özellikle yaşlı nesil hâlâ hatırlamaktadır. Bu ortak yaşam tecrübesi, özellikle yaşlı insanların hafızasında hâlâ canlıdır. Ne yazık ki her geçen yıl bu dönemi hatırlayan ve bunu anlatan insanlar azalıyor ve yerine, bizleri Ahıska’da görmek istemeyen bir nesil geliyor. Bu durum da Ahıska Türklerinin vatana geri dönüş meselesini her geçen gün daha zor hâle getirmektedir.” değerlendirmesinde bulundu. “ASIL MESELE, ORADA HUZURLU BİR HAYAT KURABİLMELERİDİR.” Sovyetler Birliği döneminde Josef Stalin ve Lavrentiy Beria tarafından hazırlanan raporlarda Ahıska Türklerinin haksız yere ihanetle suçlandığını, bu suçlamaların ise zamanla Sovyet toplumu içerisinde Ahıska Türklerine yönelik olumsuz bir algının oluşmasına da yol açtığını dile getiren Aslanov, “Oysa tarih bunun tam tersini göstermektedir. Ahıska Türkleri, tüm zorluklara rağmen Sovyet yönetimine karşı ihanet etmemiş, hatta 40 bine kadar yiğidini 2. Dünya Savaşı’nda Sovyet ordusu saflarında savaşmak üzere göndermiştir. (Ahıska Türkleri) Sürgünden sonra yaşadıkları her yere, her ülkeye aynı sadakati gösteren bir toplumdur. Bu nedenle insan ister istemez şu soruyu soruyor: ‘Dede ve ninelerinin ata topraklarına dönmek isteyen insanlar, neden o toprakları korumak istemesin? Sovyet döneminde Rus dilini öğrenmek zorunda kalan bir halk, kendisini saygı ile kabul eden Gürcü diline ve kültürüne neden saygı duymasın?’” ifadelerini kullandı. Aslanov, öte yandan bir gün Gürcistan’da da bu gerçeği daha iyi anlayan insanların çıkacağına ve o zaman da Ahıska Türklerinin ana vatana geri dönüş meselesinin daha sağduyulu bir şekilde çözülebileceğine dair inancını dile getirdi. Bununla birlikte söz konusu meselenin zorla çözülebilecek bir konu olmadığına dikkat çeken Aslanov, “Avrupa ya da Türkiye’nin baskısıyla Ahıska Türkleri dönebilir ancak asıl mesele, orada huzurlu bir hayat kurabilmeleridir.” dedi. Nitekim bugün kendi imkânları ile Ahıska’ya gidip yaşamaya çalışan Ahıska Türklerinin de olduğunu kaydeden Aslanov, buna rağmen bazı Ahıska Türklerinin yıllarca ana vatanlarında yabancı gibi yaşamak zorunda kaldığını, yıl içerisinde defalarca giriş çıkış yaptığını ve birçok temel haktan mahrum kaldığını da belirtti. “KIRIM TATARLARININ KIRIMOĞLU GİBİ GÜÇLÜ BİR LİDERİ VAR” Ayrıca Aslanov, “Ahıska Türklerinin bu konuda çok anlamlı bir deyimi vardır: ‘Davetsiz giden, mindersiz oturur.’ Bu nedenle biz, vatana dönüşü her zaman onurlu, güvenli ve planlı bir program çerçevesinde düşünürüz.” şeklinde konuşarak Ahıska Türklerinin ana vatanlarına geri dönüşünün ancak karşılıklı anlayış ve mutedil bir ortam içinde gerçekleşebileceğini vurguladı. Ahıska Türklerinin ana vatana geri dönüşünün gerçekleşebilmesi için toplum olarak katedilmesi gereken çok yol olduğunu ancak zamanın da az olduğuna dikkat çeken Aslanov, “Bu yüzden bazen yürümek değil, koşmak gerektiğini düşünüyorum.” dedi. Son olarak Ahıska Türklerinin en büyük ihtiyaçlarından birinin toplum içinde birlik ve beraberliğinin sağlanması olduğunu vurgulayan Aslanov, şu ifadelere yer verdi: Ben sık sık ‘Biz, Kırım Tatarları kadar şanslı değiliz.’ diyorum ve bazen söylediğim bu söz, yanlış anlaşılabiliyor. Bununla kastettiğim şey şudur: Kırım Tatarlarının Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi güçlü bir lideri vardır; bu durum, o halk için önemli bir avantajdır. Ahıska Türkleri için ise bugün en büyük ihtiyaçlardan biri birliktir. Ne yazık ki henüz tüm toplumu bir araya getiren güçlü bir birlikten söz etmek mümkün değil. Bu nedenle farklı kurumların ve toplulukların bir araya gelmesi, iç meseleleri bir kenara bırakarak ortak kimlik ve ortak hedef etrafında birleşmesi çok önemlidir. Eğer bunu başarabilirsek Ahıska Türklerinin vatana dönüş meselesi için çok daha güçlü bir zemin oluşacağına inanıyorum.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.