SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İkinci Karabağ Savaşı

QHA - Kırım Haber Ajansı - İkinci Karabağ Savaşı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İkinci Karabağ Savaşı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Azerbaycan'ın, 44 günlük “Vatan Muharebesi”nin üzerinden 6 yıl geçti Haber

Azerbaycan'ın, 44 günlük “Vatan Muharebesi”nin üzerinden 6 yıl geçti

Azerbaycan'ın, Ermenistan'ın işgali altındaki topraklarını kurtarmak amacıyla başlattığı ve zaferle sonuçlandırdığı Karabağ Savaşı 6 yıl önce bugün, 27 Eylül 2020 tarihinde başladı. ERMENİSTAN’IN MÜSLÜMAN TÜRK AHALİSİ, BASKI VE ŞİDDETLE VATANLARINDAN KOPARILDI Azerbaycan’ın, Ermenistan ordusunun sivil yerleşimlere yönelik saldırıları üzerine 27 Eylül 2020'de tarihinde başlattığı, kısa sürede “Vatan Muharebesi”ne dönüşen ve zaferle sonuçlanan operasyonun üzerinden 6 yıl geçti. pic.twitter.com/rm59NsD8QO — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) September 27, 2026 1980’lerin ortalarında Sovyetler Birliği’nde başlatılan perestroyka ve glasnost politikalarını fırsat bilen Ermeniler, Azerbaycan’a karşı eski iddialarını öne sürerek Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti’nin Ermenistan’a katılması talebini gündeme getirdi. Kısa süre sonra bunun yanlış bir karar olduğunu fark ederek taktik değiştiren Ermeniler, Dağlık Karabağ Ermenilerinin kendi kaderini tayin hakkını gündeme getirerek bağımsızlık talebinde bulundular. Bu gelişmeler sonucunda meydana gelen uyuşmazlıklar zamanla, Moskova yönetiminin doğrudan ve dolaylı desteği ile derinleşti. 1980’lerin sonlarına gelindiğinde Ermenistan Cumhuriyeti’nin Müslüman Türk ahalisi, büyük baskı ve şiddet altında yurtlarından edildi. 1980’Lİ YILLARIN SONUNDA KARABAĞ’DA GERİLİM TIRMANDI Öte yandan 1989’da Sovyetler Birliği, Karabağ yönetiminin, bölgede yaşayan Ermenilerin haklarının korunması mukabilinde Azerbaycan'a verilmesine dair yaklaşımını ortaya koydu. Bu şekilde, Karabağ'ın adeta bir Azerbaycan toprağı oluşunu da onaylanmıştı. Bu gelişme Ermeni çevrelerinin tepkisine yol açarken, süreç 1 Aralık 1989’da Karabağ’ın işgaline yönelik karar alınmasıyla yeni bir aşamaya taşındı. Bunun üzerine Azerbaycan Sovyet yönetimi, Ermenilerin aldığı bu kararı kınayarak Karabağ’ı yönetmek üzere bir teşkilat komitesi kurdu. SOVYETLERİN DAĞILMA SÜRECİNDE SÖZDE “ARTSAK ERMENİ HALK CUMHURİYETİ” İLAN EDİLDİ Yaşanan gelişmeler sorunu tırmandırmaya devam ederken bölge 2 Ocak 1990'da Ermenilerin saldırısına uğradı. Bunun sonucunda Azerbaycan'da, hem Moskova yönetimine hem de Azerbaycan yönetimine karşı protesto gösterileri arttı. 1991 yılında ise Sovyetlerin dağılma sürecine girmesi ile Karabağ sorunu, yeni bir boyuta ulaştı. Azerbaycan’ın 30 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Karabağ Ermenilerinin de sözde “Artsak Ermeni Halk Cumhuriyeti”ni ilan etmeleri ise bölgedeki gerilim tırmandı. ERMENİLERİN AZERBAYCAN ŞEHİRLERİNDEN ÇEKİLMESİ GÖRÜŞÜLÜRKEN ERMENİLERİN ADI ANILMADI Azerbaycan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Ermenistan, Rusya ve diğer devletler, 20 Şubat 1993’te Roma’da Minsk Konferansı Başkanı Mario Rafaelli ile bir araya gelerek görüşmeye başladı. Bu görüşmeler yaşanırken Ermenistan, Kelbecer’e saldırı başlattı. 30 Nisan 1993 tarihinde yaşanan bu olay nedeniyle Birleşmiş Milletler (BM), Kelbecer’in Ermeni işgali altında olduğunu görüşerek Kelbecer ve diğer Azerbaycan şehirlerinden Ermeni işgalci güçlerinin derhâl çekilmesi kararını ilan etti. Buna karşın, işgalci Ermeni güçlerinin adı bu kararda zikredilmedi. ERMENİSTAN, KARABAĞ’I 30 YILDIR İŞGALİ ALTINDA TUTTU VE SALDIRGAN POLİTİKALARINI SÜRDÜRDÜ Ermenistan'ın 1990’lı yılların başında başlattığı işgal, yaklaşık 30 yıl devam etti. Birinci Karabağ Savaşı’nın üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen BM Güvenlik Konseyi ve sorunun çözümü için kurulan Minsk Grubu ise işlevsiz kaldı. Azerbaycan, 2010’da kabul ettiği askerî doktrin çerçevesinde Karabağ sorununun çözüme kavuşması için siyasi, diplomatik ve askerî her türlü seçeneğe başvuracağını ilan etti ve iki ülke arasındaki ufak çaplı çatışmalar hâlâ yaşanmaya devam etti. Rusya karşıtı söylemleri ile bilinen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın 2018 yılında iktidara gelmesi ile bölgede değişim yaşanabileceği öne sürülmesine rağmen Ermenistan, Azerbaycan’a yönelik provokatif ve saldırgan bir politika takip edildi. Ermenistan’ın, 27 Eylül 2020 tarihinde işgal ettiği toprakları genişletmek için yeni bir saldırı başlatmasının sonucu Azerbaycan, bu saldırıya karşılık verdi. Bunun üzerine 44 gün devam edecek İkinci Karabağ Savaşı yaşandı. AZERBAYCAN, 5 ŞEHİR, 4 KASABA VE 286 KÖYÜ KURTARDI 44 günlük Vatan Muharebesi’nde Azerbaycan güçlerinin Şuşa'yı 8 Kasım’da başarılı bir şekilde ele geçirmesi ise savaşın dönüm noktası oldu. Ertesi gün 70’in üzerinde köy daha işgalden kurtarılırken Ermenistan, bir gün sonra kendi açtığı savaştan yenik çıktı ve Azerbaycan’la barış antlaşması imzalamak zorunda kaldı. Öte yandan 10 Kasım’da Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya, çatışma bölgesinde tüm askerî operasyonların tamamen durdurulmasına ilişkin beyanat imzaladı. Bu beyanat doğrultusunda 20 Kasım’da Ağdam, 25 Kasım’da Kelbecer, 1 Aralık’ta ise Laçin vilayetleri bir tek şehit verilmeden kurtarıldı. Şuşa’da elde edilen zafer, aynı zamanda daha fazla toprak kazanımının yolunu açarak Azerbaycan’ın 5 şehir, 4 kasaba ve 286 köy üzerindeki kontrolü geri almayı başarmasını sağladı. Ermenistan’ın ateşkes ihlalleri nedeniyle 19 Eylül 2023 tarihinde başlatılan ve zaferler sonuçlanan "Antiterör Operasyonu"ndan sonra ise Azerbaycan, bölgenin toprak haritasını yeniden şekillendirerek konumunu sağlamlaştırdı.

Azerbaycan’ın antiterör zaferinin 3. yılı kutlu olsun! Haber

Azerbaycan’ın antiterör zaferinin 3. yılı kutlu olsun!

Azerbaycan, 2020 yılında gerçekleşen ve 44 gün süren İkinci Karabağ Savaşı sırasında Ermeni güçlerinin işgali altındaki topraklarının büyük bir kısmını geri almayı başardı. Azerbaycan’ın askerî kapasitesini ve stratejik planlama gücünü gösteren bu zafer, ülkenin uluslararası toplum nezdinde de toprak bütünlüğü konusundaki haklılığını pekiştirdi. AZERBAYCAN’IN MEŞRU VE HAKLI ENDİŞELERİ GİDERİLMEMİŞTİ Buna karşın, İkinci Karabağ Savaşı’nın sona ermesinin ardından geçen 3 yıllık sürede Azerbaycan’ın sahadaki duruma ilişkin olarak sürekli dile getirdiği meşru ve haklı endişeler giderilmemişti. Bunun sonucunda, kendi egemen toprakları üzerinde, sivil halkın güvenliğinin sağlanması ve anayasal düzenin yeniden tesis edilmesi adına gerekli gördüğü tedbirleri almak zorunda kalan Azerbaycan, 19 Eylül 2023 tarihinde Ermeni işgalcilerin askerî unsurlarını hedef aldığı bir antiterör operasyonu başlattı. YAKLAŞIK 30 YILLIK VATAN HASRETİ SON BULDU Yaklaşık 24 saat süren ve 192 şehidin verildiği operasyon sonucunda, yasa dışı Ermeni silahlı güçler silah bırakmak zorunda kaldı ve Karabağ'da işgal rejimi kuran sözde Ermeni yönetimi kendini feshetti. Böylelikle işgalci rejimin bir zamanlar sözde “başkent” olarak gördüğü Hankendi’nin yanı sıra Hocalı, Hocavend ve Ağdere şehirleri de Azerbaycan'ın kontrolüne geçti ve yaklaşık 30 yıllık vatan hasreti böylelikle son buldu. Azerbaycan’ın, Karabağ'daki Ermeni nüfusa entegrasyon çağrısında bulunmasına ve bölgeye insani yardım malzemeleri göndermesine rağmen bölgedeki Ermeni nüfusun büyük çoğunluğu, Azerbaycan'ı terk ederek Ermenistan'a gitti. Hankendi ve diğer şehirlerin elektrik hatları ise Ermenistan'ın enerji sisteminden ayrılarak Azerbaycan'ın enerji sistemine bağlandı. KARABAĞ’DA SOYKIRIM YAPANLARA MÜEBBET HAPİS CEZASI VERİLMİŞTİ Karabağ'daki sözde Ermeni yönetimin eski "cumhurbaşkanlarından" Arkadi Gukaysan, Bako Saakyan, Arayik Harutyunyan ile "parlamento başkanı" Davit İşhanyan'ın, "devlet bakanlarından" Ruben Vardanyan, sözde “savunma bakanı” Levon Mnatsakanyan, sözde “dışişleri bakanı” David Babayan ve sözde “savunma ordusu komutan yardımcısı” Davit Manukyan’ın da aralarında bulunduğu 15 kişi, Azerbaycan güvenlik güçlerince gözaltına alınarak Bakü'ye götürülmüştü. Bakü Askerî Mahkemesinde Şubat 2026’da görülen davanın karar duruşmasında Harutyunyan, İşhanyan, Mnatsakanyan, Manukyan ve Babayan hakkında müebbet hapis cezası verilirken Gukaysan ve Saakyan hakkında da 20’şer yıl hapis cezası verilmişti. KARABAĞ’DA KONUŞLANAN SÖZDE RUS BARIŞ GÜCÜ BÖLGEDEN ÇIKMIŞTI Operasyon’un ardından, İkinci Karabağ Savaşı'ndan sonra Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya’nın imzaladığı üçlü bildiri gereği bölgede konuşlandırılan ve sözde "Rus Barış Gücü" diye adlandırılan Rus birlikleri aşamalı olarak bölgeyi terk etmişti. Görev süresinin 10 Kasım 2025'te bitmesi öngörülen sözde “Rus Barış Gücü”nün bölgeden çıkış süreci ise Haziran 2024'te tamamlanmıştı.

Prof. Dr. Fırat Purtaş: Dünyadaki gelişmeler, Türk dünyası jeopolitiğinin güçlenmekte olduğuna işaret ediyor Haber

Prof. Dr. Fırat Purtaş: Dünyadaki gelişmeler, Türk dünyası jeopolitiğinin güçlenmekte olduğuna işaret ediyor

Şerife Beyza Satılmaz / QHA ANKARA Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fırat Purtaş, Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk dünyasındaki gelişmeleri geniş bir çerçevede Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.  "TÜRK DÜNYASI ENTEGRASYONUNU, 2009’DAN DEĞİL 1992’DEN BAŞLATMAK GEREKİR" Türk Devletleri Teşkilatı, ilk olarak "Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi” adıyla 3 Ekim 2009'da Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye tarafından imzalanan Nahçıvan Anlaşması'yla kuruldu. Türk Devletleri Teşkilatının kuruluş amaçları nelerdir? Prof. Dr. Fırat Purtaş: Tabii ki, 3 Ekim tarihi önemli. Nahçıvan Anlaşması'nın imzalanmasından dolayı 3 Ekim tarihi, Türk Devletleri İşbirliği Günü olarak kutlanıyor. Bu anlaşma ile Türk dünyası entegrasyonunun kurumsallaşması yeni bir aşamaya geçti. Ancak Türk dünyası entegrasyonunu 2009’dan başlatmak doğru değil 1992’den başlatmak gerekir. 29-30 Ekim 1992'de Ankara’da 1. Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi düzenlenmiştir. Nahçıvan Zirvesi bu zirvelerin devamı olarak düzenlendi ve burada alınan kararlarından biri de kısa adı “Türk Konseyi” olan “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi”nin kurulmasıdır. Şüphesiz bu karar, önemli bir dönüm noktasıdır. Ancak benim değerlendirmeme göre; Ekim 1992’de düzenlenen 1. Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları Zirvesi neredeyse Sovyetler Birliği’nin dağılması kadar önemli bir gelişmedir. Ekim 1992 tarihi göz önünde bulundurulduğunda; Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerinden henüz bir yıl kadar zaman geçmiş, ortalık toz duman, Avrasya coğrafyasında belirsizlik halim. Ne olup bittiği tam olarak anlaşılmamış. Yani Sovyetler Birliği gerçekten ortadan kalktı mı? Yoksa Rusya yeniden Sovyetler Birliği’ni kurmaya yönelik adımlar mı atacak? Çünkü o sırada kurulan “Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)” Sovyetler Birliği’nin devamı gibi algılanıyor. Bir taraftan Karabağ Savaşı, Gürcistan-Abhazya Savaşı, Rusya’nın kendi içerisinde Çeçenistan’ın ve Tataristan’ın bağımsızlık talepleri… pek çok hadise yaşanıyor. Bu sisli ortamda Türk devletlerinin devlet başkanlarının Ankara’da yapmış oldukları zirve, güçlü bir işbirliği iradesi ortaya konması, o zaman için hayalperest olarak nitelendirilen gelecek vizyonu en az Nahçıvan Zirvesi kadar değerlidir. Tabii ki, Nahçıvan Zirvesi, bu zirvelerin kurumsal bir nitelik kazanmasında önemli bir milat olmuştur. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, 3 Ekim Türk Devletleri İşbirliği Günü konusuda toplumda yeteri kadar farkındalık yok. Özellikle gençler arasında, eğitim kurumlarında Türk Dünyası İşbirliği Günü’nün coşkulu bir şekilde kutlanmak suretiyle bu konudaki bilincin daha da artırılması gerekmektedir. "TÜRK DEVLETLERİ ARASINDA ÇOK TARAFLI İŞBİRLİĞİ PLATFORMU OLARAK KURULAN İLK YAPI TÜRKSOY " Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından Türk dili ve kültürü alanındaki işbirlikleri nasıl gelişmiştir? Prof. Dr. Fırat Purtaş: Türk devletlerini birleştiren en önemli unsurların başında dil ve kültür gelmektedir. Türkçe, eşsiz bir zenginliktir. Çin Seddi’nden Atlantik kıyılarına kadar geniş bir coğrafyada Türkçe anlaşmak ve Türkçe ile meseleleri halletmek mümkündür. Türkçe ile üretilmiş kökleri binlerce yıl eskiye giden ve günümüzde de yaygın bir şekilde kullanılan bir kültür hazinesi mevcuttur. Türkçe üretilen tarih ve kültür mirasını Türkiye kendi kültür ve tarihi mirası olarak kabul ettiği gibi Azerbaycan da, Kırgızistan da, Özbekistan da ve diğer Türk devlet ve toplulukları da aynı şekilde kendi mirası olarak görmektedirler. Örneğin Bilge Kağan anıtının prototipi Astana’da Gumilyev Üniversitesinin önünde bulunduğu gibi Ankara’da Gazi Üniversitesinde de var. Öbür taraftan Dede Korkut dendiğinde; Bayburt’ta, Azerbaycan’da, Dağıstan’da Dede Korkut’un kabri var. Kazakistan’da adını Dede Korkut’tan alan Korkut Ata Üniversitesi var. Türk dünyası bütünleşmesi olarak tanımladığımız bu kavram, çok taraflı ve çok yönlü işbirliğinin paylaşılan kültür temelinde kurulmuş olduğu bir olgudur. "ORTAK KÜLTÜREL MİRAS SAYESİNDE 1990’LI YILLARDA GÜÇLÜ BİR GÜVEN, ORTAKLIK ANLAYIŞI İNŞA EDİLDİ" Bu açıdan Türk devletleri arasında çok taraflı işbirliği platformu olarak kurulan ilk yapının TÜRKSOY olması da manidadır. Benim de uzun yıllar görev yaptığım TÜRKSOY’un amaçlarını birkaç başlık altında sıralamak gerekirse; İlk olarak bu kültürel ortaklığı sağlamlaştırmak, bölgesel farklılıktan kaynaklanan kültürel çeşitliliği muhafaza etmek, ulusal kültürlerin canlandırılması son olarak belki de en önemlisi ortak Türk kültürünün dünyaya yayılması ve yeni nesillere aktarılmasıdır. Bütün çabalar gençler arasında ortak tarih şuurunun yerleştirilmesine yöneliktir. Bu çerçevede Türk dünyasının benzersiz kültür hazinesi ciddi bir sermaye oluşturmaktadır. Ortak kültürel miras sayesinde 1990’lı yıllarda güçlü bir güven, ortaklık anlayışı inşa edildi. Hem ikili hem de çok taraflı stratejik işbirlikleri gelişti. İkili düzeye bütün devletlerin kendi aralarında yüksek düzeyli stratejik ortaklığı söz konusu. Çok taraflı işbirliği çerçevesinde de Türk Devletleri Teşkilatı adıyla bütün dünyada ilgi gören ve cazip bir işbirliği platformu olan bir yapı söz konusu. "TÜRK DÜNYASINDA YÜZDE 50’YE YAKIN BİR GENÇ NÜFUS ORANI VAR" Türk dünyası gençleri arasında ortak bilinç ve kimlik duygusunu güçlendirmek için hangi çalışmalar yürütülmektedir? Prof. Dr. Fırat Purtaş: Türk devletlerinin belki de en önemli avantajı genç nüfusa sahip olmasıdır. Türk dünyasında yüzde 50’ye yakın bir genç nüfus oranı var. Bağımsızlıklarını kazanan Türk Cumhuriyetlerinin tamamının geçen 30 yılı aşkın sürede nüfusları arttı. Türk devletlerinde gençliğin kimlikli bir şekilde yetiştirilmesi, zararlı akımlardan, küreselleşmenin ortaya çıkardığı sorunlardan uzak tutulmasına yönelik ciddi bir çaba var. Bu noktada devlet yöneticilerinin ilan ettiği programlar söz konusu. Mesela Kazakistan’da Nursultan Nazarbayev tarafından Ruhani Janguru (manevi uyanış) diye bir program ilan edilmişti. Bu programda vurgulanan husus şuydu:  “Modern eğitime, teknolojiye önem vermeliyiz ancak aynı zamanda gençlerin kimliklerinin inşası açısından kültüre ve tarihe de önem vermeliyiz.” Aynı şekilde Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev de BM Genel Kurulu’nda gençliğe yönelik teklifler dile getirdi. "GÜNÜMÜZDE TÜRKÇE’NİN TÜRK DÜNYASINDA YAYGINLAŞMASINDAN BAHSEDİYORSAK BUNDA 'BÜYÜK ÖĞRENCİ PROJESİ' CİDDİ KATKI SAĞLAMIŞTIR" Türkiye’nin Türk dünyası ile ilişkilerinde başlatmış olduğu ilk ve en büyük program “Büyük Öğrenci Projesi”dir. Türkiye, 1992 yılında başlattığı bu proje kapsamında her bir Türk Cumhuriyetinden 2000 genci Türkiye’de yükseköğrenim kurumunda eğitim görmeye davet etti. Türkiye bu şekilde uzun vadeli bir adım atmış oldu. O dönem yeterli altyapı olmadığı için eleştirilse de bu cesur adım Türkiye’nin Türk dünyası ile bütünleşmesinde yetişmiş insan potansiyelini ortaya çıkardı. Günümüzde Türkçe’nin Türk dünyasında yaygınlaşmasından bahsediyorsak bunda “Büyük Öğrenci Projesi” ciddi katkı sağlamıştır. Bu öğrenci hareketliliği, daha sonra ekonomi ile ilgili insan hareketliliği ve git gide artan turizm hareketliliği Türkçenin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Belki de  Türk dünyası entegrasyonun bir kültür ve gençlik hareketliliği temelinde inşa edildiğini iddia edebiliriz. Bugün de Türk Devletleri Teşkilatının faaliyet sahalarına baktığımızda yükseköğrenim ve gençlik özel bir yere sahip. Türk dünyası ortak yükseköğretim alanı kurulması yönünde bir hedef söz konusu. Bunun için 2013 yılında Türk Üniversiteler Birliği adıyla bir yapı kuruldu. Bu yapı çerçevesinde Orhun Değişim Programı başlatıldı. Bu yapının daha işlevsel olması için daha fazla bütçe gerekmektedir. Türkiye’nin Türk dünyası ile bütünleşmede başından itibaren gençlere, insana önem verdiğini, sınırlı kaynaklarını bu alana yatırım yaparak kullandığını ve artık bunun meyvelerinin alınmaya başlandığını ifade edebiliriz. "İKİNCİ KARABAĞ SAVAŞI SIRASINDA TÜRK DEVLETLERİ ÖNEMLİ BİR SINAV VERDİLER" İkinci Karabağ Savaşı, Türk devletleri arasındaki ilişkilere nasıl yansımıştır? Öncesi ve sonrası olarak bu dönüm noktasını nasıl değerlendirebiliriz? Prof. Dr. Fırat Purtaş: İkinci Karabağ savaşı sırasında Türk Devletleri önemli bir sınav verdiler. Azerbaycan’ın uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmak için giriştiği askeri harekata tam destek sağladılar. Türkiye tabii bu destek sürecinde çok daha aktif rol oynadı. Azerbaycan’ın 44 Günlük Vatan Muharebesi sırasında Türkiye’nin somut desteklerinin daha görünür olduğunu söyleyebiliriz. Türk Devletleri Teşkilatının diğer üyeleri de aynı şekilde Azerbaycan’ın yanında yer aldılar. Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreteri savaş devam ederken birkaç defa Azerbaycan’a gitti ve desteğini ifade etti. İkinci Karabağ Savaşı sırasında ve sonrasında Türk devletleri siyasi ve güvenlikle ilgili konularda güçlü bir dayanışma sergilendi. "AZERBAYCAN’IN KAZANDIĞI ZAFER SADECE KAFKASYA’NIN JEOPOLİTİĞİNİ DEĞİŞTİRMEDİ, AVRASYA JEOPOLİTİĞİ AÇISINDAN DA DEĞİŞİME YOL AÇTI" Azerbaycan’ın kazandığı zafer sadece Kafkasya’nın jeopolitiğini değiştirmedi, Avrasya jeopolitiği açısından da değişime yol açtı. Zengezur Koridoru’nun açılması mevzusu ile buradaki jeopolitik değişim ifade edilmektedir. Zengezur aslında sembolik bir ifade. Zengezur koridoru ile Ermenistan’ın işbirliğine davet edilmesi, Ermenistan’ın Azerbaycan ve Türkiye ile ilişkilerini normalleştirmesi, bölgenin istikrarının güçlendirilmesi açısından önemli. Bu sayede Türk Dünyası işbirliği yapısının bölgesel barışa ve istikrara ne kadar katkı sağladığı somut bir şekilde görülmüş olacaktır. Bu bölgenin hegomon güçlerinden bir tanesi olan Rusya’nın nüfuzunun azalması gibi bir olgu da söz konusu. Bunun da ortaya çıkartacağı riskleri azaltma doğrultusunda Türkiye’nin Rusya ile güven arttırıcı ilişkileri önemsediğini söyleyebiliriz. Bir taraftan Rusya, Ermenistan gibi kritik bir müttefikini kaybediyor. Ermenistan, Karabağ Savaşı’ndan sonra Avrupa Birliği ile olan kurumsal ilişkilerini güçlendirme yönünde adımlar atmakta ve Rusya ile arasındaki mesafeyi açmakta. Geçtiğimiz haftalar Ermenistan, Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü zirvelerine katılmadı. Savaş suçlarına ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesinin Roma Statüsü’nü onayladı. Bütün bunlar Rusya’da rahatsızlık yaratan hususlar. Türkiye ve diğer Türk devletleri Rusya’yı tam olarak karşılarına almamaya, bir rekabete, çatışmaya girmemeye özen göstermekte. "TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI ÜYESİ ÜLKELERİN, AVRUPA ENERJİ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN ÖNEMİ ARTTI" En son yapılan TDT Astana Zirvesi’nin ana teması "Türk Devri" idi. “TÜRK TIME” kavramında yer alan harflerden M’nin açılımı “mediation” yani arabuluculuk. Bu kavram çatışmaların çözümüne yönelik bir yaklaşım olarak öne çıkıyor. Türk Devletleri Teşkilatının bölgedeki sorunların çatışmayla değil uzlaşma ile çözülmesine yönelik yaklaşımı Avrasya’da yeni ortaya çıkan jeopolitik yapının istikrarı açısından da önemli. Zaten Türk Devletleri Teşkilatı da üçüncü tarafları hedef almayan, üçüncü taraflara rağmen yürütülmeyen işbirliğine açık bir platformdur. Türk Devletleri Teşkilatı’nın şu anda inşa ettiği orta koridor işbirliği aracı olarak kullanılmakta. Halihazırda Avrupa Birliği’nin “Global Gateway” adında yürütmüş olduğu yeni bir küresel stratejisi var. Orta Koridor “Global Gateway” için de vazgeçilmez bir avantaj. Ukrayna-Rusya Savaşı özellikle Avrupa’da bir enerji krizine yol açtı. Avrupa Birliği enerji ihtiyacını karşılamak için farklı alternatifleri gündemde tutmakta. Bu çerçevede Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerin Azerbaycan’ın, Türkmenistan’ın ve Kazakistan’ın Avrupa enerji güvenliği açısından önemi arttı. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin de önümüzdeki süreçte Türk Devletleri Teşkilatı ile daha kurumsal ilişkiler tesis edeceğini öngörebiliriz. Tabii bütün bunların hayata geçebilmesi için Türk Devletlerinin de kendi aralarındaki dayanışmasını daha sıkı bir şekilde devam ettirmesi gerekmektedir. Buna ilişkin, 2040 Türk Dünyası Vizyonu’nda da önemli tespitler yer almaktadır. Vizyon belgesinin genel anlamda metne yansıyan ruhu bu birlikteliğin güçlendirilmesi, dünyanın sarsıntılar içinde olduğu, belirsizliğin arttığı ve uluslararası sistemin dönüşüm geçirdiği bir dönemde dayanışmayı artırarak krizleri fırsata çevirmek ve zorluklardan daha güçlü bir şekilde çıkmak. Bölgede Azerbaycan ve Ermenistan arasında sağlanan olası bir barış, yeni enerji geçiş güzergahları oluşmasının önünü açabilir mi? Prof. Dr. Fırat Purtaş: Jeopolitik dönüşümler birdenbire olmuyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının üzerinden 30 yıldan fazla zaman geçti ama onun yarattığı sarsıntılar devam ediyor. Ukrayna-Rusya Savaşı Şubat 2022’de başladı ancak bu savaşın temelinde, kökleri 17. yüzyıla giden uzun bir tarihsel süreç var. 2013 yılının sonunda Ukrayna yönetimi Avrupa Birliği ile olan ortaklık sürecini askıya aldı ve Rusya ile gümrük birliğine katılma kararı aldı. Bunun ardından Euromaydan olarak adlandırılan gösteriler gerçekleştirildi. Bu gösteriler kontrolden çıktı ve sivil kayıplara neden olan çatışmalar yaşandı. Olayların seyri, Ukrayna devlet başkanını ülkeyi terk etmeye zorladı ve geçici bir yönetim işbaşına geldi. Rusya da bu belirsizliği gerekçe göstererek; Kırım’ı yeşil üniformalı apoletsiz askerlerle işgal etti. Her ne kadar Rusya, bunun askeri bir işgal olmadığını iddia etse de ardından Kırım’ın ilhakını gerçekleştirdi. Bütün bu süreç Ukrayna’nın Avrupa Birliği ile olan ortaklık sürecini askıya alması ve yönünü Rusya’ya dönmesiyle başlamıştı. Bunu özellikle hatırlatmak isterim. Çünkü Ermenistan’da da 2018’dan bu yana benzeri gelişmeler yaşanıyor. Ermenistan’da da Serj Sarkisyan yönetimi benzeri şekilde Avrupa Birliği ile ilişkiler dondurup Rusya öncülüğündeki gümrük birliğine dahil olmuştu. Dört yıl sonra bir halk hareketi ile Sarkisyan devrildi ve yerine Nikol Paşinyan geçti. "TÜM BU GELİŞMELER TÜRK DÜNYASI JEOPOLİTİĞİNİN GÜÇLENMEKTE OLDUĞUNA İŞARET EDİYOR" Ermeni halkı da Ermenistan’ın yakınlaşmasını destekleyerek Paşinyan’ı iktidara getirdi. Paşinyan, İkinci Karabağ Savaşı’nı kaybettikten sonra tekrar seçimlere gitti ve tekrar seçildi. Dolayısıyla Ermeni halkı Karabağ’ın kaybedilmesini de önemsemiyor. Halk artık daha bağımsız, egemenliğini kullanan, yolsuzluklardan uzak ve komşuları ile sorunlarını çözmüş, bölgenin ortaya çıkarttığı iktisadi fırsatlardan da yararlanarak refahını arttırmak istiyor. Çünkü Ermenistan yönetimi vatandaşlarına istihdamı sağlayamadığı için ciddi toplumsal sorunlarla karşı karşıya, en önemlisi de nüfus sürekli azalmakta. Bu sorunların çözümünü de Avrupa Birliği ile ilişkileri geliştirmede ve komşuları ile ilişkileri normalleştirmede gören bir politika benimsemiş durumda. Ermenistan’ın AB ile işbirliğini ne ölçüde tesis edeceği, Rusya ile gümrük birliğinden vazgeçip geçmeyeceği önemli. Bu tür gelişmeler,  Rusya’yı rahatsız edebilir. Ermenistan geçtiğimiz haftalarda Minsk’te düzenlenen Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü Zirvesi’ne katılmadı. Bunun yerine NATO ile ortaklığın güçlendirilmesinden söz edilmekte. Öte yandan Ermenistan’da Rusya’ya ait askeri üsler bulunuyor. Bu gelişmeler çok daha rahatsız edici bir duruma ulaştığında Rusya, belki de daha sert tepkiler verecektir. Dolayısıyla Ermenistan’la ilişkilerin normalleştirilmesinde Türkiye ve Azerbaycan, Rusya’nın hassasiyetlerini de gözeten bir yaklaşım benimsemiş durumda. Ermenistan ile ilişkilerin normalleşmesi başarılırsa, Türk devletleri arasındaki mesafeyi kısaltacak, enerji nakil projelerinin hayata geçirilmesinde daha hızlandırıcı bir rol oynayacak. Tüm bu gelişmeler Türk dünyası jeopolitiğinin güçlenmekte olduğuna işaret etmekte. "SOYDAŞLARIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN SAVUNULMASI, TÜRK DEVLETLERİNİN ORTAK POLİTİKASI HALİNE GELECEKTİR" Türk Devletleri Teşkilatı, Kırım, Doğu Türkistan ve Kerkük gibi coğrafyalara karşı bir politika ve tutum geliştirmeli midir? Prof. Dr. Fırat Purtaş: Türk Devletleri Teşkilatının bu coğrafyalar için zaten bir tutumu var. Türk Devletleri Teşkilatının 2022 yılında gerçekleşen Semerkant Zirvesi’nde İlham Aliyev’in yapmış olduğu konuşmaya bakmak lazım. İlham Aliyev burada yapmış olduğu konuşmada üye ülkeler dışında yaşayan soydaşların haklarının ve özgürlüklerinin korunmasına vurgu yapmıştı. Bu konuşması daha çok İran’a yönelik bir mesaj olarak değerlendirildi ama genel bir ifade kullanarak Kırım, Kerkük, Kıbrıs gibi Türklerin yoğun yaşadığı ülkeleri de kapsayıcı bir konuşmaydı. "Yakın coğrafyamızdaki soydaşlarımızın haklarının, özgürlüklerinin korunması bizim görevimizdir" mesajı verildi. Türk Devletleri Teşkilatı’nın enerji güvenliği ve Avrasya’nın istikrarı açısından önemi giderek artmaktadır. Zengezur koridoru gibi projeler hayata geçtikçe TDT’nin bu coğrafyalardaki etkisi ve yaptırımı daha güçlendirecektir. Bu şekilde üye ülkeler dışında kalan soydaşların haklarının ve özgürlüklerinin savunulması, Türk Devletleri Teşkilatının ortak politikası haline gelecektir. Aslında bu husus Türk Devletleri Teşkilatının bölge ülkeleri ile işbirliğini güçlendirmesi için bir avantajdır. "TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI’NIN GÜÇLENMESİ, BÖLGE ÜLKELERİNDEKİ SOYDAŞLARIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN TEMİNİ AÇISINDAN DA ONLARI RAHATLATACAK BİR GELİŞME OLACAKTIR" Türkiye nasıl Kerkük’teki Türkmenleri, Irak ya da Kuzey Irak’taki yönetimle olan işbirliğinde bir köprü olarak görüyorsa, aynı şekilde İran’da bulunan Azerbaycan Türkleri de, İran ile Türk devletleri arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesinde aktif rol alabilirler. Benzeri şekilde Doğu Türkistan’da yaşayan Türk toplulukları başta Uygurlar olmak üzere Kazaklar, Kırgızlar ve Özbekler de Çin ile ilişkilerde pozitif bir rol oynayabilir. Çin’in burayı kapatarak değil de Türk dünyasına açarak geliştireceği bir işbirliği anlayışı Doğu Türkistan’daki sorunların çözülmesinde, insan hakları ihlallerinin hafifletilmesine de katkı sağlayacaktır. Aslında hem Türkiye hem de Türk devletleri muhataplarına güven sağlayan bir anlayışa sahip. Çünkü kendi aralarındaki ilişkileri eşitlik, egemenlik ve karşılıklı çıkar temelinde yürütüyorlar. Üçüncü taraflarla ilişkilerle de eşitlik ve iç işlerine karışmama ilkesini çok önemli tutuyorlar. Türk Devletleri Teşkilatı’nın güçlenmesi, bölge ülkelerindeki soydaşların hak ve özgürlüklerinin temini açısından da onları rahatlatacak bir gelişme olacaktır. Onların statüsü bir sorun olmaktan çıkıp işbirliğinde katalizatör rolü oynayacak avantaja dönüştürecektir.

Türkiye, can Azerbaycan'ın zafer gününü kutladı Haber

Türkiye, can Azerbaycan'ın zafer gününü kutladı

Azerbaycan'ın zafer elde ettiği İkinci Karabağ Savaşı'nın bugün 3. yılı. Azerbaycan halkı, bugün ülkenin her bir köşesinde bu zaferi kutluyor. Azerbaycan bayrağının dalgalandığı her toprakta zafer coşkusu hissediliyor. TÜRKİYE, AZERBAYCAN'IN ZAFER GÜNÜ'NÜ KUTLADI "İki Devlet, Tek Millet" felsefesiyle birlikte hareket eden Türkiye, Azerbaycan'ın zaferini unutmadı. Milli Savunma Bakanlığı (MSB), resmi sosyal medya hesabında Azerbaycan'ın Karabağ Zaferi'ni kutladı. Paylaşımda, "Sen olasan Gülistan, sene her an can gurban. Sene binbir muhabbet sinemde tutmuş mekân. Üç renkli bayrağınla mesut yaşa Azerbaycan! Azerbaycan Türkü kardeşlerimizin 8 Kasım Zafer Günü’nü kutluyor, kardeşlerimizi gönülden selamlıyoruz" ifadelerine yer verildi. Sen olasan Gülistan, Sene her an can gurban. Sene binbir muhabbet sinemde tutmuş mekân. Üç renkli bayrağınla mesut yaşa #Azerbaycan! Azerbaycan Türkü kardeşlerimizin 8 Kasım Zafer Günü’nü kutluyor, kardeşlerimizi gönülden selamlıyoruz.#TekMilletİkiDevlet ???????????????? pic.twitter.com/hG7E1g2fGk — T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) November 8, 2023 8 KASIM 2020: AZERBAYCAN'IN TARİHİ KARABAĞ ZAFERİ  Ermenistan'ın Azerbaycan sınırına yönelik tacizleri karşısında savunma hattında karşı saldırılarla savaşa başlayan Azerbaycan ordusunun zaferi Karabağ Savaşı'nın bugün 3. yıl dönümü. Azerbaycan'ın 27 Eylül'de sınırda Ermenistan birliklerine karşı başlattığı harekat, 44 Gün Savaşı veya İkinci Karabağ Savaşı olarak biliniyor. Azerbaycan 8 Kasım'da Şuşa'yı ve topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma operasyonuyla 5 şehir, 4 kasaba ve 286 köyün kurtararak savaşı, zaferle sonuçlandırdı. Savaşın sonunda 2 bin 907 Azerbaycan askeri hayatını kaybetti. Ermenistan yenilgiyi kabul ederek işgal altındaki Ağdam, Laçin ve Kelbecer illerini de boşaltacağını taahhüt eden anlaşmaya 10 Kasım’da imza attı. Ancak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 10 Kasım tarihinin Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefat günü olmasıyla zaferin tarihini 8 Kasım 2020 olarak değiştirme kararı aldı. ZAFERE GİDEN YOL Azerbaycan ordusu teyakkuza geçti. Ancak 22 Eylül 2020’de Ermeni güçler bir kez daha Tovuz’a saldırdı. Artık tahammül sınırı aşılmıştı. TRT’nin aktardığına göre, Azerbaycan ordusu 27 Eylül sabahı cephe hattı boyunca harekat başlattı. Harekatın hemen başında 3 bin 500 metre yükseklikteki stratejik Murov Dağı zirvesi Azerbaycan ordusunun kontrolüne geçti. Ermenistan, bu süreçte sık sık sivilleri hedef aldı. Gence ve Berde’ye yapılan saldırılarda onlarca sivil hayatını kaybetti. Azerbaycan ordusu ise Karabağ çevresindeki bölgeleri birer birer işgalden kurtardı. Azerbaycan’ın Türkiye’den satın aldığı SİHA’lar sahada dengeleri değiştirdi. 8 Kasım’da Şuşa’nın işgalden kurtarılması bir dönüm noktası oldu. Ermeni güçlerin savaşma iradesi kırıldı. Bir gün sonra da Rusya arabuluculuğunda Azerbaycan ve Ermenistan arasında ateşkes anlaşması imzalandı. Sivil yerleşim yerlerini bombalayan Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarındaki işgali ve Azerbaycan ordusunun karşı saldırılarla sonuçlandırdığı zafer gün gün kaydedildi: 27 EYLÜL 2020 Azerbaycan ordusu, Karabağ’da ermeni işgalindeki toprakları kurtarmak için harekata başladı. 4 EKİM 2020 Azerbaycan ordusu, 27 yıldır Ermeni işgalinde olan Cebrayil şehrini kurtardı. 6 EKİM 2020 Cephede Azerbaycan’a karşı ağır kayıplar veren Ermeniler çareyi hain saldırılarda buldu. 10 EKİM 2020 Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un arabuluculuğunda Ermenistan ve Azerbaycan arasında geçici insani ateşkes imzalandı. 11 EKİM 2020 Ateşkesi bozan Ermenistan, Azerbaycan’ın Gence kentinde sivilleri hedef aldı. 13 EKİM 2020 Azerbaycan ordusu, Karabağ’ın güney cephesinde operasyona başladı. 17 EKİM 2020 Füzuli şehri işgalden kurtarıldı. Füzuli’de 27 yıl sonra ilk kez ezan okundu. 18 EKİM 2020 Azerbaycan ve Ermenistan arasında ikinci kez insanı ateşkes ilan edildi. 8 KASIM 2020 Karabağ’ın kalbi Şuşa 28 yıl sonra Ermeni işgalinden kurtarıldı.  10 KASIM 2020 Paşinyan yenilgiyi kabul etti ve Ermenistan ordusu teslim oldu Azerbaycan ordusu, 27 eylül’den 9 Kasım’a kadar devam eden operasyonlarda Cebrail, Füzuli, Zengilan, Gudablı, Şuşa, Ağdam, Kelbecer ve Laçin kentlerini Ermeni işgalinden kurtardı. 8 Kasım’da Şuşa’nın işgalden kurtarılması bir dönüm noktası oldu. Ermeni güçlerin savaşma iradesi kırıldı. Bir gün sonra da Rusya arabuluculuğunda Azerbaycan ve Ermenistan arasında ateşkes anlaşması imzalandı. 26 AĞUSTOS 2022 26 Ağustos 2022 tarihinde, Laçın'ın tüm topraklarını Ermeni işgalinden kurtardı. 19 EYLÜL 2023 Azerbaycan'ın 19 Eylül 2023 tarihinde Karabağ'da düzenlediği Antiterör Operasyonu'nda ayrılıkçı Ermeniler tamamen teslim oldu. Karabağ, Ermeni teröristlerden temizlendi ve yeniden Azerbaycan toprağı oldu.

Azerbaycan'a zaferi getiren süreç: İkinci Karabağ Savaşı'nda neler yaşandı? Haber

Azerbaycan'a zaferi getiren süreç: İkinci Karabağ Savaşı'nda neler yaşandı?

1980'li yılların sonu ve 90'lı yılların başında Ermenistan, Azerbaycan'ın tarihi toprakları üzerinde açık toprak iddialarında bulundu ve Azerbaycan’a karşı askeri saldırı başlattı. O dönemde Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sini işgal etmiş, Ermenistan'ın uyguladığı etnik temizlik politikası sonucunda 1 milyondan fazla Azerbaycanlı vatanlarından ve yurdundan edilmişti. Azerbaycan'a yönelik askeri saldırının sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlarının uygulanması konusunda yaklaşık 30 yıldır süren müzakere süreci, Ermenistan'ın yıkıcı tutumu nedeniyle sonuç vermedi. 2019'dan bu yana Ermeni askeri-siyasi liderliğinin provokatif açıklamaları ve attığı adımlar kasıtlı olarak müzakere sürecini tamamen sekteye uğrattı. Böylece Ermenistan asıl amacının mevcut statükoyu güçlendirmek ve Azerbaycan topraklarını işgal ve ilhak etmek olduğunu bir kez daha ortaya koydu. TOVUZ SALDIRILARI Ermenistan'ın benimsediği saldırgan ulusal güvenlik stratejisi ve askeri doktrin, işgal altındaki topraklarda yasa dışı yerleşim politikasının yaygınlaştırılması, "yeni topraklar için yeni savaş" çağrısı, sivillerden "gönüllü gruplar" oluşturulması kararı, 12 Temmuz 2020 ve Ermenistan-Azerbaycan devlet sınırının Tovuz istikametinde sabote edilmesi, aynı zamanda birliklerin bir bütün olarak temas hattında gerilimi artırması, birliklerini cepheye yakın bölgelerde yoğunlaştırmış olması yüklü miktarda silah ve mühimmat toplayarak Ermenistan'ın geniş çaplı bir saldırıya hazırlandığını gösteriyordu. 27 Eylül 2020'de Ermenistan Silahlı Kuvvetleri, ağır toplar da dahil olmak üzere çeşitli silahlar kullanarak uluslararası hukuk normlarını bir kez daha ağır bir şekilde ihlal etti ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin yerleşim bölgelerine ve askeri mevzilerine çeşitli yönlerden ateş açtı. Askerleri arasında ölü ve yaralıların bulunduğu Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin milli güvenliğine yönelik gerçek ve potansiyel askeri tehditleri önlemek ve etkisiz hale getirmek amacıyla karşı saldırı operasyonları başlattı. Azerbaycan’ın askeri doktrinine göre, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının bir kısmını işgal etmesi ve sorunun siyasi çözümü çerçevesinde işgal altındaki toprakların serbest bırakılmasını reddettiği görüldü. Bunun üzerine Azerbaycan, toprak bütünlüğünü yeniden tesis etmek amacıyla, uluslararası hukukun norm ve ilkelerine uygun olarak, askeri güç de dahil olmak üzere gerekli tüm araçları kullanma hakkını saklı tuttu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in başkanlığında derhal Güvenlik Konseyi toplantısı yapıldı ve Ermenistan’a yeterli cevabın verilmesi için özel görevler verildi. 27 EYLÜL 2020 HAREKAT BAŞLADI 27 Eylül 2020'de Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin Azerbaycan Cumhuriyeti'nin Karabağ bölgesini ve çevre bölgeleri işgal ettiğini, gerçek bir silahlı saldırı tehdidinin bulunduğunu duyurdu. 28 Eylül 2020 tarihli kararname ile saat 00.00'dan itibaren sıkıyönetim ilan edildi. 28 Eylül 2020 tarihli kararname ile Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının tamamında kısmi seferberlik ilan edilmiş, askeri operasyonlara yönelik hazırlıklar ve bunların yürütülmesine ilişkin kararlar kabul edilmiştir. Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin ilk günden itibaren başlattığı karşı saldırı operasyonları sonucunda Azerbaycan Cumhuriyeti'nin birçok bölgesi ve stratejik öneme sahip diğer toprakları Ermeni işgalinden kurtarıldı. Bu amaçla 29 Eylül 2020 tarihinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı "Azerbaycan Cumhuriyeti'nin işgalinden kurtarılan topraklarda geçici özel idarenin düzenlenmesi hakkında" kararnameyi imzaladı. Kararnameye dayanarak, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin kurtarılmış topraklarında, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin idari toprak taksimine uygun olarak, her bölge için özel yönetim yürüten geçici komutanlıklar kuruldu. Geçici komutanlıklar kapsamında, ilgili devlet kurum (kurum) temsilcilerinin yer aldığı harekât karargâhı oluşturulmuş ve görevleri tanımlandı. Karabağ'ı işgalden kurtaran muzaffer Azerbaycan ordusunun gerçekleştirdiği başarılı askeri operasyonlar sonucunda Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ezilerek büyük insan gücü ve teçhizat kaybıyla geri çekilmek zorunda bırakılmıştı. Ermenistan bu andan itibaren şehirler ve bölgelerdeki sivil altyapıyı hedef alarak insanlığa karşı savaş suçu işledi. Ermenistan, Azerbaycan’a ait devlet kurumlarının idari binaları, tarım alanlarında topçu ve balistik füzeler de dahil olmak üzere çeşitli silah türleriyle ateş açarak sivilleri vahşice öldürdü. Ayrıca sivil nüfusa, altyapı tesisleri de dahil olmak üzere devlet mülklerine ve ticari kuruluşlara büyük çapta zarar verdi. Böylece Azerbaycan'ın ikinci büyük şehri olan, çok sayıda tarihi ve kültürel eserlere sahip olan Gence, stratejik tesislerin bulunduğu Mingeçevir (Hidroelektrik Santrali) ve Yevlah (Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı) şehirleri, Beylagan, Berde, Tartar, Gebele, Goranboy, Ağcebedi, Abşeron, Hızı ve diğer bölgelere balistik füzeler ve diğer ağır toplardan ateş açıldı. 27 Eylül 2020 günü saat 18.00 sıralarında Naftalan ilinin Gaşaltı-Karagoyunlu köyünde bulunan sivil vatandaş Elbrus Gurbanov’un evine top mermisi isabet etmesi sonucu bir aile (5 kişilik) öldürüldü. Gence şehrine 4, 5, 8, 11 ve 17 Ekim tarihlerinde düzenlenen roket ve ağır top saldırıları sonucu 26 kişi ölmüş, 175 kişi yaralanmış, kentteki sivil altyapı tesisleri ve araçlarda ağır hasar meydana gelmişti. Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin Berde bölgesinde roket ve ağır top saldırıları sonucu 29 kişi öldü, 112 kişi yaralandı, bölgedeki sivil altyapı tesisleri ve araçlarda ağır hasar oluştu. Ermenistan'ın askeri saldırısı sonucunda genel olarak 12'si çocuk, 27'si kadın 93 sivil öldürüldü, 454 sivil yaralandı, toplamda 13 bin 360 konut ve konut dışı alan, 346 araç hasar gördü, 1.018 çiftlik zarar gördü. 27 Eylül-10 Kasım 2020 tarihleri ​​arasında Ermenistan, yasaklı ve son derece tehlikeli fosfor bombaları kullanarak hem savaş alanı içinde hem de çatışma bölgesi dışında bulunan Tartar, Ağcabedi ve Goranboy ilçelerini farklı zamanlarda 5 kez bombaladı. Azerbaycan ordusu, arka cephede görev yapan siviller ve bir bütün olarak Azerbaycan halkı, kararlılık ve iradeyi, birlik ve beraberliği yumruk gibi ortaya koyarak, ülkenin egemenlik ve toprak bütünlüğü mücadelesinde düşmana ezici darbeler indirdi. Azerbaycan Cumhuriyeti. Azerbaycan ordusunun zafer yürüyüşüne tahammül edemeyen Ermenistan, provokasyonlara başvurdu ve masum sivilleri hedef alarak savaş suçları işledi. Azerbaycan Ordusu, 44 gün süren askeri operasyonlar sonucunda Azerbaycan halkının tarihinde, kültüründe ve kalbinde özel bir yeri olan Şuşa şehri Cebrayıl, Fuzuli, Zengilan, Gubadlı şehirlerini işgalden kurtardı. Karabağ'ın tacı sayılan, Zengilan bölgesinin Mincivan, Ağband, Bartaz yerleşimleri, Hocavend bölgesinin Hadrut yerleşimi ve Terter bölgesinin Sugovuşan köyü, Hocalı ve Laçın'ın çeşitli köyleri dahil olmak üzere toplamda 300'den fazla yerleşim yeri bölgelerin yanı sıra Ağdere, Murovdağ ve Zengilan istikametindeki önemli stratejik yükseklikler alındı. Can Azerbaycan askerleri ve subayları adım adım ilerleyerek Ermenistan'ın uzun yıllar boyunca inşa ettiği tahkimat sistemlerini imha etti ve topraklarını geri aldı. Azerbaycan'ın askeri alanda kazandığı zaferler, özellikle de 8 Kasım'da Şuşa'nın düşman esaretinden kurtarılması savaşın kaderinde belirleyici rol oynadı, böylece Ermenistan yenilgisini kabul etti. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı ve Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanının 10 Kasım 2020'de imzaladıkları açıklamaya göre savaş Azerbaycan'ın zaferiyle sonuçlandı. Ermenistan teslim oldu ve Kelbecer, Ağdam ve Laçin bölgelerini Azerbaycan'a iade etmek zorunda kaldı. Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının 02.12.2020 tarihli ,kararnamesi ile Azerbaycan Cumhuriyeti'nde 27 Eylül Anma Günü, 8 Kasım Zafer Bayramı olarak ilan edildi.

Azerbaycan'dan İranlı komutanın siyonizm ve DEAŞ iftirasına sert tepki! Haber

Azerbaycan'dan İranlı komutanın siyonizm ve DEAŞ iftirasına sert tepki!

Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Kiyomers Haydari adlı İran Kara Kuvvetleri Komutanının Azerbaycan aleyhine beyanlarda bulunmasına sert tepki gösterdi. Azerbaycan'ın zafer kazandığı İkinci Karabağ Savaşına atıfta bulunan İranlı Tuğgeneralin, Azerbaycan'da siyonist güçler olduğu ve 2. Karabağ Savaşı'nda Suriye'den getirilen DEAŞ militanları savaştığı yönündeki demeçlerine sert tepki verildi. "ŞANLI AZERBAYCAN ORDUSU, TOPRAKLARINI TEK BAŞINA İŞGALDEN KURTARARAK ZAFER TARİHİ YAZMIŞTIR" Yazılı açıklama yapan Azerbaycan Savunma Bakanlığı, İranlı generalin iddialarını "saçma ve iftira" olarak nitelendirdi ve sert tepki gösterdi. Haydari'nin Azerbaycan aleyhinde çirkin iftiralarda bulunduğu vurgulanırken, "Şanlı Azerbaycan ordusu, topraklarını tek başına işgalden kurtararak zafer tarihi yazmıştır." ifadelerine yer verildi. Açıklamanın devamında Ermenistan'ın müttefik olduğu ülkelerin başında İran'ın geldiği ifade edildi. Bu hususta, "Bu saldırı sonucunda Azerbaycan-İran sınırının 132 kilometrelik bölümü de işgal edilmişti. Ancak İran hiçbir zaman Ermenistan'ı suçlayıcı bir açıklama yapmadı. Aksine İran-Ermenistan kardeşliği bu dönemde daha da güçlendi. Bugün Ermenistan'ın dünyada iki ana müttefiki olduğu kimseye sırrı değildir. Bunlardan biri Fransa, ikincisi İran'dır" denildi. Azerbaycan Savunma Bakanlığı, İranlı generalin DEAŞ iddialarına ise şöyle yanıt verdi: "Şanlı Azerbaycan ordusu, topraklarını tek başına işgalden kurtararak zafer tarihi yazmıştır. İddialar saçmadır ve iftiradan başka bir şey değildir. Bu suçlamanın, terörü destekleyen ve dünyanın farklı ülkelerinde terör eylemlerinin işlenmesinde adı geçen bir devletin üst düzey bir askeri yetkilisi tarafından yapılmış olması ironik ve gülünçtür."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.