SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İsmail Bey Gaspıralı

QHA - Kırım Haber Ajansı - İsmail Bey Gaspıralı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsmail Bey Gaspıralı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Emel Fikir ve Kültür Konferansları’nda Türk kadın hareketinin öncüsü Şefika Gaspıralı konuşuldu Haber

Emel Fikir ve Kültür Konferansları’nda Türk kadın hareketinin öncüsü Şefika Gaspıralı konuşuldu

Emel Kırım Vakfı ve Emel Dergisi tarafından çevrim içi olarak düzenlenen Emel Fikir ve Kültür Konferansları kapsamında, Türk kadın hareketinin öncüsü ve büyük Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’nın kızı Şefika Gaspıralı konuşuldu. 7 Eylül 2026 tarihinde tertip edilen ve saat 20.30’da başlayan konferansın moderatörlüğünü Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Melek Maksudoğlu üstlendi. Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Emel Dergisi Yazarı Özge Kandemir Temizel ise Şefika Gaspıralı’nın hayatı ve Kırım Tatar millî davasına bir kadın olarak sağladığı katkılar üzerine kapsamlı bir sunum gerçekleştirirken sunumunun ardından düşüncelerini paylaşan katılımcılar, Şefika Gaspıralı başta olmak üzere Kırım Tatar kadınlarının Kırım millî davasındaki rolünün önemini vurguladı. Konferans çerçevesinde Kırım Tatar siyasi tutsaklara Rusya tarafından uygulanan ağır baskılara da dikkat çekildi. İSMAİL BEY GASPIRALI’NIN EĞİTİM HAREKETİ, KIZININ DÜŞÜNCE DÜNYASINI ŞEKİLLENDİRDİ Kandemir Temizel, “Şefika Gaspıralı’yı öğrenebilmek için öncelikle İsmail Bey Gaspıralı’nın Tercüman gazetesini neden çıkardığını anlamamız gerekiyor.” şeklinde konuşarak Kırım’ın 1783 yılında Rusya tarafından işgal edilmesiyle karanlık yüzyılının başladığını hatırlattı. Buna karşın 1883 yılında ise Tercüman’ın İsmail Bey Gaspıralı tarafından neşredilmeye başlandığını kaydeden Kandemir Temizel, “Gaspıralı, tabii ki Tercüman gazetesini birdenbire çıkarmaya başlamadı.” dedi. Rusların Kırımlıların evlerini istila etmesinin ve Kırım Tatarlarına yönelik hukuksuz hareketlerin geçmişten bugüne devam ettiğini belirten Kandemir Temizel, “Asimilasyon çalışmaları, baskı, şiddet… Bunların hepsi İsmail Bey Gaspıralı’yı ve fikir arkadaşlarını rahatsız etmiş durumda. Ayrıca Müslüman ve Türk kadınlara ‘cahil’ gözüyle bakılması da büyük oranda rahatsız etmiş ki İsmail Bey Gaspıralı, usûl-i cedîd okullarını açma gereği duydu.” ifadelerini kullandı. Usûl-i cedîd okullarında din dersinin yanında matematik, coğrafya ve resim derslerinin yer aldığını ve kız ile erkek çocukların aynı ortamda eğitim gördüğünü kaydeden Kandemir Temizel, “Gaspıralı, bunları 1800’lü yıllarda yapıyor. Aslında bizim için çok önemli tarihler çünkü o tarihlerde bildiğiniz üzere kadınlar ve kızlar biraz daha geri plana atılıyordu, ne yazık ki eğitim bile görmüyorlardı. Hele hele Müslüman ve Türk kadınları Rusya gibi bir yerde ne yazık ki dışlanıyorlardı.” dedi. “BAHÇESARAY’DAN BAŞLAYAN MEŞALE, BÜTÜN DÜNYADAKİ TÜRKLERE VE MÜSLÜMANLARA GÖNDERİLİYOR” Kandemir Temizel, İsmail Bey Gaspıralı’nın buna rağmen kız çocuklarının eğitimine önem verdiğini ve kızı Şefika Gaspıralı’yı da bu doğrultuda yetiştirdiğini dile getirerek “İsmail Bey Gaspıralı, bildiğiniz üzere Bahçesaray’da belediye başkanlığı da yaptı. Kendisi siyasetçi, gazeteci ve öğretmen. Belki de Tercüman’ın bu kadar büyümesinde ve yayılmasında onun zaten fikirleri, çabası ve azmi, hiçbir şekilde geri plana atılamaz ama onun bu şekilde yetenekli olması da bence Tercüman’ın bu kadar güzel bir şekilde yayılmasını sağlamıştı.” şeklinde konuştu. Gaspıralı’nın Tercüman gazetesiyle tam 31 yıl boyunca düşüncelerini işlediğini ve cedîdciliğin Rusya Türkleri arasında yayılıp köklenmesini sağladığının altını çizen Kandemir Temizel, “Bahçesaray’dan başlayan ışık, meşale, bütün dünyadaki Türklere ve Müslümanlara gönderiliyor.” dedi. Bununla birlikte Kandemir Temizel, gazetenin başlığı altında yazan “Dilde, fikirde, işte birlik” yazısının ve gazetenin daha o tarihlerde böyle yerlere ulaşabilmesinin önemini vurguladı. KADINLARA DUYULAN SAYGININ İBARESİ: “REFİKALARINIZLA (EŞLERİNİZLE) GELİNİZ.” Tercüman gazetesi daha geniş kitlelere yayılmaya başladıkça İsmail Bey Gaspıralı’nın evine birçok bilim insanının ziyarette bulunduğunu dile getiren Kandemir Temizel, Tercüman gazetesi için kutlama ve toplanma amaçlı jübilelerin de düzenlendiğini belirtti. Bu jübilelerde Rusya’nın uyguladığı baskılara çözümlerin arandığını ifade eden Kandemir Temizel, 10. yıl jübilesindeki davetiyelerde “Refikalarınızla (eşlerinizle) geliniz.” ibaresinin yer almasının, söz konusu toplantıların hem kadınların hem de erkeklerin katılımına açık olduğu ve kadınların da devlet yönetimi ve eğitim üzerindeki fikirlerinin önemsendiği anlamını taşımasına dikkat çekti. Zühre Akçura’nın varlığını başlıca kız çocuklarının eğitimi için harcadığını belirten Kandemir Temizel, 10. yıl jübilesinde eşi Gaspıralı’ya kız çocuklarının aile ve azınlık ekonomisine kazandırılmasını amaçlayan ve ücretsiz eğitim veren bir dershane açması şeklinde bir hediye verdiğini de vurgulayarak “Zühre Gaspıralı, 19. yüzyıl Rusyası’nda aslında bir kadın hareketi başlatmış bulunuyordu. Şefika Gaspıralı, işte böyle bir ailenin içine doğmuş birisiydi.” dedi. “BABAMIN AĞZINDAN ÇIKAN HER SÖZÜ AYET GİBİ ADDEDERDİM” Kandemir Temizel, Şefika Gaspıralı’nın, Tercüman gazetesinin 10. yıl jübilesinde 7 yaşında olduğunu dile getirerek “Küçüklüğünden beri abisi Rıfat’la birlikte Tercüman matbaasının içinde çeşitli görevler alıyorlardı. Gerek postalama gerek paketleme, her türlü işi yapıyorlardı. Orası onların bir yuvasıydı. Şefika diyordu ki, ‘Babamın ağzından çıkan her sözü ayet gibi addederdim.’” dedi. Şefika Gaspıralı’nın 17 yaşına geldiğinde babasının da teşvikiyle Tercüman gazetesinde makalelerini yayımlamaya başladığını kaydeden Kandemir Temizel, 1906 yılında ise Âlem-i Nisvan dergisini haftalık olarak neşretmeye başladığını dile getirdi. Dergide kadınlar için okuma yazma öğrenmenin öneminin, temizliğin, çocuk eğitiminin ve görgü kurallarının İstanbul Türkçesiyle anlatıldığını hatırlatan Kandemir Temizel, dergide yayımlanan yazıların aydınlatma ve örgütleme amacı taşıdığına da dikkat çekti. Bununla beraber Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi, Tercüman gazetesi ve Âlem-i Nisvan dergisi sayesinde Rusya’daki Müslüman Türklerin bilinçlendiğini ve azınlık halkların mücadelesinin başlamasına zemin hazırlandığını vurguladı. Rusya Müslüman Türk Kadınları I. ve II. Kongresi ve Bütün Rusya Müslümanları I. ve II. Kongresi başta olmak üzere, söz konusu uyanışla beraber birtakım komite, kongre, toplantı ve mitinglerin de gerçekleştirildiğini belirten Kandemir Temizel, Şefika Gaspıralı’nın sadece kalemiyle değil, mitingler düzenleyerek de mücadelesini yürüttüğünü dile getirdi. ŞEFİKA GASPIRALI, TÜRK VE İSLÂM DÜNYASINDAKİ KADINLAR İÇİN BİR İLKE İMZA ATTI Öte yandan Cafer Seydahmet Kırımer’in “Bazı Hatıralar” isimli kitabında “Şefika Hanım’dan başka bilhassa İlhamiye Toktar, Ayşe İshak, Hatice Avcı bu yolda unutulmaz hizmetler gördüler. Hatta çalışmaları sırasında birçok tehlikeye göğüs gerdiler.” ifadelerine yer verdiğini hatırlatan Kandemir Temizel, Şefika Gaspıralı’nın düzenlediği Bahçesaray mitinginde de kadınların ve kız çocuklarının eğitim görme ve dünyayı anlama yönünde duyduğu arzuya ve Gaspıralı’ya duyduğu minnete dikkat çekti. Kırım’ın Akmescit (Simferopol) kentinde 7 Nisan 1917 ile 14 ve 15 Ekim 1917 tarihlerinde, I. ve II. Kırım Müslümanları Vekilleri Kongresi’nin toplandığını kaydeden Kandemir Temizel, ilk kongrede icra komitelerinin kurulması kararı verildiğini ve başkan olarak Numan Çelebicihan’ın seçildiğini belirtti. Başta Şefika Gaspıralı, İlhamiye Toktar, Ayşe İshak ve Hatice Acı gibi isimler olmak üzere kadın komitelerinin yoğun emekleri sayesinde ikinci kongrede ise 200 temsilciden 20’sinin kadın olduğuna dikkat çeken Kandemir Temizel, 30 Kasım 1917’de açılışı yapılan Kırım Tatar Millî Kurultayı’ndaki azaların seçiminde 76 milletvekilinden 5’inin kadın olduğunu vurguladı. Şefika Gaspıralı’nın Gözleve’den milletvekili olarak seçildiğini ve 9 Aralık 1917’de Kırım Tatar Millî Kurultayı’nda başkanlık divanı üyeliğine getirildiğini kaydeden Kandemir Temizel, “Bu sonuç, sadece Kırım Türkü kadınlar için değil, tüm Türk ve İslâm dünyasındaki kadınlar için de bir ilk olma onurunu taşımaktaydı.” dedi. “BOLŞEVİKLER, KIRIM’IN ASIL SAHİBİ OLAN KIRIM TATARLARININ İLMEK İLMEK İŞLEDİKLERİ ÇALIŞMALARINI TUZLA BUZ ETMİŞLERDİ” Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilk başkanı ve Antlı Şehit Numan Çelebicihan’dan da bahseden Kandemir Temizel, Çelebicihan’ın çatışmaların tam ortasında Bolşevikler tarafından şehit edildiğini anlatırken katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı. Kandemir Temizel, şu değerlendirmelerde bulundu: Kurultay’da cumhuriyetin ilan edilmesi ve kadınların da meclise girmesi bizim için çok umut verici başarılar. Büyük emeller, uzun uğraşlar ve disiplinli çalışmalar sonucunda Hansaray’da toplanan Kurultay anayasayı kabul etmiş ve Kırım Halk Cumhuriyeti de 26 Aralık 1917’de kurulmuştu ancak ne yazık ki Bolşevikler, Kırım’ın asıl sahibi olan Kırım Tatarlarının Tercüman’dan beri ilmek ilmek işledikleri çalışmalarını tuzla buz etmişlerdi. ŞEFİKA GASPIRALI’NIN TÜRKİYE VE AZERBAYCAN GÜNLERİ Şefika Gaspıralı ve ailesinin Kırım’dan canlarını kurtarmak için Azerbaycan’a sığındıklarını ifade eden Kandemir Temizel, Gaspıralı’nın Bakü’de kız çocuklarının eğitimi için büyük çalışmalar ortaya koyduğunu kaydederek oyun temelli öğrenmeyi esas alan “Froebel” eğitim modelini de o yıllarda uygulamasının önemine dikkat çekti. Türk edebiyatının önemli isimlerinden Memduh Şevket Esendal’ın Moskova Barış Antlaşması aracılığıyla Türk esirlerinin Kars’a teslim edilecek cephane yüklü tren içerisinde Türkiye’ye ulaştırılmasını sağladığını belirten Kandemir Temizel, Kızılordu’nun Azerbaycan’ı işgal etmesiyle birlikte Gaspıralı’nın da bu şekilde çocukları ve elinde bulundurduğu hatıraları ve kritik belgeleriyle birlikte Türkiye’ye ulaştığını ve uzun bir süre çocukları ve kardeşlerine destek olmak için çeşitli işlerde çalıştığını ve yoksulluk içerisinde yaşadığını kaydetti. “BU ÇALIŞMALARIN DAHA ÇOK ELE ALINMASI GEREKİYOR” Kandemir Temizel’in sunumunun ardından ise katılımcılar düşüncelerini ifade etti. Maksudoğlu, Âlem-i Nisvan dergisinde kadınların İslâm hukukuna göre kadınların eğitim hakkı olduğundan bahsedildiğine dikkat çekerek kadınların oy verme, çalışma, günlük hayatta erkekler ile kadınlar arasında çatışma yaşanmasının gerekmediğinin dile getirildiğini ve kadın yazarların da dergide yazılar yazdığını belirtti. Öte yandan Maksudoğlu, “Ta Sibirya’dan Ayşe Hanım (İshakova) şunu yazıyor: Biz Sibirya’da Müslüman kadınlar olarak çok geri kaldık. İstanbul o zaman tabii İslâm medeniyetinin, özellikle Osmanlı’nın başkenti. ‘İstanbul’da ne yapılıyor, biz geri kaldık, ne yapabiliriz?’ diye soruyor. Cevdet Paşa’nın kızı, Fatma Aliye’nin kardeşi Emine Hanım mektup yazıyor. O da çok önemli çünkü Emine Hanım’ın Fransızcası çok kuvvetli. Batı’ya Türkiye’deki kadın haklarını ve gelişmeleri anlatıyor, makaleleri var ve o devirde de Şefika Gaspıralı’ya ve Sibirya’dan yazan Ayşe Hanım’a cevap yazıyor. Bu çalışmaların bence de daha çok ele alınması gerekiyor.” şeklinde konuştu. Gaspıralı’nın özel hayatında yaşadığı çalkantıları da dile getiren Maksudoğlu, “Hayatına devam ediyor, çocuklarını ve kardeşlerini okutuyor. Tam bir Türk kadını vasfı olduğunu biz görüyoruz.” ifadelerini kullanarak Gaspıralı’nın Türkiye’de yaşadığı geçim sıkıntıları ve daha fazla çalışma ortaya koyamaması karşısında yaşadığı üzüntüyü dile getirdi. Tanatar, Gaspıralı’nın eşi Nesib Bey Yusifbeyli tarafından ihanete uğramasının Gaspıralı’yı derinden sarstığını ifade etti. Bununla birlikte Tanatar, Kırımlı kadınların Batı’daki kadınlardan çok daha önce seçme ve seçilme hakkını elde ettiğini fakat bu durumun Kırım’daki siyasi atmosferle yakından ilişkili olduğunu kaydederek Yarımada’daki nüfusun az olması nedeniyle kadınların sunduğu katkının öneminin daha da ön plana çıktığını dile getirdi. “KIRIM TATAR KADINLARI OLMASAYDI BİZ HÂLÂ SÜRGÜNDE YAŞIYOR OLURDUK” Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, “Ben Kırım belgeselini ve sürgündeki mücadeleyi çekerken Kırım hususunda da her zaman şunu söyledim: Kırım’da Kırım Tatar kadınları olmasaydı biz hâlâ sürgünde yaşıyor olurduk. Kırım Tatar kadınlarının direnci ve inancı bizim Kırım’ı yeniden ‘Vatan Kırım’ yapmamızı sağladı.” değerlendirmesini yaptı. Öte yandan Karatay, Kırım Tatar Millî Kurultayındaki kadınların yanı sıra bugün de hem Kırım hem de muhacerette yaşayan Kırım Tatar kadınlarının millî davada üstlendiği role vurgu yaptı. Karatay, “Şu anda bu dava içerisinde aktif olarak yer alan bütün kadınlarımıza ve kızlarımıza çok çok teşekkür ediyoruz, iyi ki varlar. Onlarla beraber mücadele etmek bizler için büyük bir güç.” ifadelerini kullanarak sözlerini sonlandırdı. EMEL KIRIM VAKFI BAŞKAN VEKİLİ NURTEN BAY, KIRIM TATAR SİYASİ TUTSAKLARA DİKKAT ÇEKTİ Emel Kırım Vakfı Başkan Vekili Nurten Bay, Rusya’nın ağır baskıları sonucu 21 Temmuz’da faaliyetlerine son verilen Kırım Dayanışması (Krymskaya Solidarnost) insan hakları girişiminin 26 Haziran Kırım Tatar Millî Bayrak Günü’nde Rusya’nın sözde “yabancı ajan” listesine alındığının altını çizdi. Bununla beraber “Orada da yine kadınlarımızı görüyoruz. Erkeklerimiz de çalışıyor tabii ama kadınlarımız gerçekten büyük bir mücadele veriyor. Aynı rahmetli Şefika Gaspıralı gibi bugün de mücadeleye devam ediyorlar.” şeklinde konuşan Bay, hâlihazırda Kırım Tatar siyasi tutsakların evlatlarını bekleyen mücadeleci annelerinin hem çocuklarına, hem torunlarına hem de gelinlerine destek olmaya çalıştığını ifade etti. Hâlihazırda 3 çocuğu (Abdülmecit, Osman ve Seytumer Seytumerov) siyasi tutsak olan anne Lilya Seytumerova’nın, geçen hafta küçük oğlu Abdülmecit'in yargılandığı düzmece davanın Rusya’nın Rostov kentinde bulunan Güney Bölge Askerî Mahkemesinde 31 Ağustos'ta görülen duruşmasına gittiğini belirten Bay, aynı zamanda o gün duruşması olan diğer Kırım Tatar siyasi tutsakların eş ve annelerinin de mahkemeye gittiğini dile getirdi. Öte yandan Bay, şu değerlendirmelerde bulundu: Bir oğlu 14 yıl, diğeri ise 17 yıl hapse mahkûm edildi. Rostov’da gittiği mahkemede ancak 15 dakika cam arkasından çocuğunu görebildi. Yine kilometrelerce yol katederek Kırım’a döndü. Bugün de mücadele devam ediyor. Yapacak çok işimiz var ve iyi ki gençlerimiz var. Bizler, en azından onları gördükçe çalışıp mücadele ediyorlar diye rahatlıyoruz. İSMAİL BEY GASPIRALI’NIN HEDEFLERİNİN VÜCUT BULMUŞ HÂLİ ŞEFİKA GASPIRALI Kırım Tatar Tarihi Bilim Uzmanı ve Emel Kırım Vakfı Üyesi Muhammet Taha Bayraktar, Şefika Gaspıralı’yı, İsmail Bey Gaspıralı’nın hedeflerin vücut bulmuş hâli olarak nitelendirdiğini ifade etti. “Gaspıralı ailesinin hemen hemen birçok ferdi, eğitim ve eğitmenlik dolayısıyla bir yerlere gelmeyi başarmıştır. Keza İsmail Bey Gaspıralı, usûl-i cedîd hareketini kendi evinden başlatmıştır. Buna en büyük örnek ise kızıdır. Herkes Rusçadan, çeşitli dillerden, çeşitli kültürel ya da matematiksel, bilimsel uğraşlardan kaçarken İsmail Bey Gaspıralı, bunu evine ve bizzat kızına ders olarak verdirmiştir.” şeklinde konuşan Bayraktar, ayrıca Gaspıralı’nın ilk usûl-i cedîd kız mektebini ablası Pembe Hanım Bolatukova’ya açtırdığını kaydetti. Son olarak Emel Kırım Vakfı Üyesi Lilya Tanatar, “Şefika Gaspıralı’nın ruhu yaşıyor ve yaşamaya da devam edecek.” ifadelerini kullanarak Kırım Tatar kadınlarının 2014 yılından beri Rus işgali altında olan Kırım’da ve Rusya’nın topyekûn işgal saldırıları düzenlediği Ukrayna’da mücadelesinin devam ettiğini vurguladı.

Azerbaycanlı şair Goşalı: Kırım yalnızca siyasi kriz dönemlerinde hatırlanmamalı Haber

Azerbaycanlı şair Goşalı: Kırım yalnızca siyasi kriz dönemlerinde hatırlanmamalı

Dünya Genç Türk Yazarlar Birliğindeki çalışmaları ve Türk dünyası edebiyatına sunduğu katkılarla tanınan şair ve yazar Ekber Goşalı; mühendislikten kamu yönetimine, edebi hafızadan Kırım Tatarlarının vatan mücadelesine kadar pek çok konuda Kırım Haber Ajansına (QHA) önemli açıklamalarda bulundu. Şair ve yazar Ekber Goşalı, edebiyatın yalnızca estetik bir ifade alanı olmadığını, aynı zamanda toplumsal hafızayı koruyan önemli bir güç olduğunu belirtti. Türk dünyasının geleceğini kültürel çeşitliliğin korunarak birbirini daha yakından tanıyan toplumların oluşturacağı ortaklıkta gören Goşalı, “Herkesin kendi rengiyle güçlü olduğu ama birbirini yabancı saymadığı bir Türk dünyası” hayalini anlattı. "KÖY, KİTAP, SAZ, TARİH, ORTAK HAFIZA VE TÜRK DÜNYASI..." Azerbaycan'ın Tovuz bölgesindeki Goşa (Qoşa) köyünde doğan Goşalı, çocukluğunun köy hayatı, dağlar, toprak, halk sözü, saz ve sözlü kültür içinde geçtiğini anlattı. Şiirinin ana kaynaklarından birinin bu ilk coğrafya olduğunu belirten Goşalı, edebiyatı hiçbir zaman yalnızca bir meslek seçimi olarak görmediğini söyledi. Şiirin kendisi için dünyayı anlamanın, kendini ifade etmenin ve hafızayla bağ kurmanın bir biçimi olduğunu ifade eden Goşalı, edebiyat yolculuğunu şöyle tanımladı: Benim için edebiyata geliş, tek bir "dönüm noktasından" çok, birçok yolun aynı menzilde birleşmesidir: Köy, kitap, saz, tarih, ortak hafıza ve Türk dünyası… Azerbaycan Teknik Üniversitesinde eğitim alan, daha sonra Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına bağlı Kamu Yönetimi Akademisinde öğrenim gören Goşalı, mühendislik, kamu yönetimi ve edebiyatı birbirinden kopuk alanlar olarak görmediğini belirtti. Mühendisliğin kendisine sistem kurmayı ve sebep-sonuç ilişkilerini anlamayı öğrettiğini, kamu yönetiminin devlet, kurumlar ve toplumun işleyişini gösterdiğini ifade eden yazar, edebiyatın ise bütün bu sistemlerin merkezindeki insanı anlamaya çalıştığını söyledi. “Bir bakıma mühendislik bana yapıyı, yönetim mekanizmayı, edebiyat ruhu öğretti” diyen Goşalı, kültürde dil, tarih, ahlak, sanat, devlet, coğrafya ve hafızanın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini vurguladı. “BAZEN SİYASETİN UNUTTUĞUNU ŞİİR HATIRLAR” Şiirin öncelikle bir sanat olduğunu belirten Goşalı, şiiri yalnızca ideolojik mesajların taşıyıcısına dönüştürmenin şiirin ruhuna haksızlık olacağını söyledi. Bununla birlikte şairin yaşadığı toplumdan, dilden, tarihten ve hafızadan bağımsız olmadığını ifade eden Goşalı, şiiri hem bireysel ruhun sesi hem de toplumsal hafızanın damarlarından biri olarak gördüğünü belirtti. Vatan kavramının yalnızca haritadaki topraklardan ibaret olmadığını söyleyen Goşalı, vatanın dilde, türküde, mezar taşında, çocuk adlarında, yer adlarında, masallarda ve dualarda da yaşadığını ifade etti. “Edebiyatın büyük görevlerinden biri de insanın, toplumun unutkanlığına karşı direnmesidir. Çünkü bazen siyasetin unuttuğunu şiir hatırlar” diyen Goşalı, edebiyatın tarihî ve kültürel hafızanın korunmasındaki rolüne dikkat çekti. EDEBİYATIMIZ GİBİ OKURLARIMIZ DA KOMŞU OLMALI Azerbaycan edebiyatının Türk dünyasında güçlü bir tarihî konuma sahip olduğunu belirten Goşalı, çağdaş dönemde Türkiye, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tataristan ve diğer Türk topluluklarının edebiyatları arasındaki ilişkilerin geçmişe göre daha canlı hâle geldiğini söyledi. Çevirilerin, edebiyat şölenlerinin ve ortak yayınların arttığını ancak mevcut etkileşimin Türk dünyasının gerçek edebî potansiyelini yansıtmadığını ifade eden Goşalı, temel sorunun eserlerin dolaşımı olduğunu vurguladı. Bir Özbek şairin kitabının Bakü'de, bir Azerbaycanlı yazarın romanının Bişkek'te, bir Kırım Tatar şairin şiirlerinin Almatı'da ve bir Kazak yazarın eserinin Kazan'da aynı yıl okunabilmesinin gerçek ortak edebî alanın oluşması açısından önemli olduğunu belirten Goşalı, şunları söyledi: Bizim edebiyatlarımız birbirine komşudur; şimdi okurlarımızı da komşu yapmalıyız. ORTAK YAYINEVİ VE DİJİTAL PLATFORM ÖNERİSİ Türk dünyasındaki genç yazarların bir araya gelmesini yalnızca edebî etkinlik olarak görmediğini ifade eden Goşalı, bunu geleceğe yapılan kültürel bir yatırım olarak değerlendirdi. Ortak edebî alanın oluşturulması için nitelikli karşılıklı çevirilere, ortak yayınevleri ve dergilere, düzenli edebiyat şölenlerine, genç yazar değişim programlarına ve ortak dijital kütüphane ve platformlara ihtiyaç olduğunu söyledi. Goşalı, kardeş edebiyatların üçüncü bir dil üzerinden tanınması yerine doğrudan ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini belirterek, dijital dünyanın genç kuşaklara önemli imkânlar sunduğunu dile getirdi. Ancak teknolojik yakınlığın kendiliğinden kültürel derinlik yaratmayacağını vurgulayan Goşalı, gençlerin birbirlerini yalnızca sosyal medya üzerinden değil, kitapları, fikirleri ve tarihleri aracılığıyla tanıması gerektiğini söyledi. Türk dünyasının ortak bir edebî dolaşım sistemine ihtiyacı olduğunu belirten Goşalı, ortak yayınevleri, profesyonel çeviri merkezleri, edebiyat ajansları, ödüller, dijital kütüphaneler ve sesli kitap platformlarının kurulmasını önerdi. Bir adım daha ileri giderek Türk dünyası için ortak bir edebî veri ve dolaşım ağının oluşturulabileceğini ifade eden yazar, “Taşkent’te yayımlanan yeni bir romanın ertesi gün Bakü’de bilinmesi, Kırım Tatarcadan yeni bir şiir kitabının Kazan ve Ankara’daki editörlere ulaşması, Azerbaycanlı genç bir yazarın Bişkek’te keşfedilmesi olağan hâle gelmelidir. Ortak edebî alan ancak böyle oluşur” dedi. “ORTAK TÜRKÇE MASA BAŞINDA İCAT EDİLMEMELİ” Türk halkları arasındaki edebî ve kültürel iletişim konusunda “ortak Türk dili” ile “ortak Türkçe iletişim alanı” kavramlarını birbirinden ayıran Goşalı, bütün Türk halklarının millî edebî dillerini bırakarak yapay bir dil oluşturmasını gerekli ve gerçekçi bulmadığını söyledi. Türk dillerinin aynı büyük kültür ağacının dalları olduğunu belirten Goşalı, çeşitliliğin korunması gerektiğini vurguladı. “Ağacı birleştirmek için dalları kesmeye gerek yok; kökü zaten birdir” ifadelerini kullanan Goşalı, asıl ihtiyacın karşılıklı anlaşılmayı derinleştirmek olduğunu söyledi. Ortak alfabe, karşılıklı dil öğretimi, medya, sinema, edebiyat, öğrenci değişimi ve sürekli temasın Türk halklarının birbirini daha kolay anlamasına katkı sağlayabileceğini ifade eden Goşalı, “Ortak Türkçe masa başında icat edilmemeli. O tam da hayatın içinden doğmalıdır” dedi. TÜRKİYE-AZERBAYCAN İLİŞKİLERİNDE KÜLTÜREL POTANSİYELE VURGU Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “iki devlet, bir millet” anlayışının yalnızca siyasi bir slogan olarak görülmemesi gerektiğini belirten yazar, bu yaklaşımın tarihî, dilsel, kültürel ve duygusal temellerinin bulunduğunu söyledi. İki ülke arasındaki edebî ilişkilerin güçlü olduğunu, kitapların yayımlandığını ve yazarların karşılıklı olarak tanındığını belirten Goşalı, buna rağmen siyasi ilişkilerin ulaştığı düzey ile kültürel ilişkilerin potansiyeli arasında hâlâ mesafe bulunduğunu ifade etti. Devletler arasındaki ilişkilerin güçlü olmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Goşalı, kültürel yakınlığın toplumların günlük hayatına da yansıması gerektiğini söyledi. Yazar, “Kültürün avantajı da budur: diplomasi devletleri yakınlaştırır, edebiyat gönülleri” dedi. Türk dünyasının yalnızca bağımsız Türk devletleriyle sınırlandırılamayacağını ifade eden Goşalı, Türk dünyasının siyasi bir haritadan daha geniş bir kültürel coğrafyayı kapsadığını söyledi. Kırım Tatarları, Gagauzlar, Irak Türkmenleri, İran'daki Türk toplulukları, Balkan Türkleri ile Sibirya ve İdil-Ural havzasındaki Türk halklarının bu büyük kültürel bütünün ayrılmaz parçaları olduğunu belirten Goşalı, kapsayıcılığın yalnızca söylemle sağlanamayacağını vurguladı. Bu toplulukların kitaplarının yayımlanması, müziklerinin dinlenmesi, gençlerinin edebiyat şölenlerine davet edilmesi ve dillerinin, folklorlarının ve tarihlerinin araştırılması gerektiğini ifade etti. Türk dünyasını büyük bir ağaca benzeten Goşalı, “Kültür ağacının hiçbir dalını ‘küçük’ diye görme hakkımız yoktur” dedi. “KIRIM YALNIZCA SİYASİ KRİZ DÖNEMLERİNDE HATIRLANMAMALI” Kırım'ın yalnızca bir coğrafya olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Goşalı, Bahçesaray'dan İsmail Bey Gaspıralı'ya, Bekir Çobanzade'den Cengiz Dağcı'ya uzanan büyük bir kültürel hafızaya dikkat çekti. Gaspıralı'nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ülküsünün bugün de Türk dünyasının güçlü kültürel programlarından biri olarak yaşadığını ifade eden yazar, Kırım Tatar edebiyatında vatan, sürgün, dönüş, hafıza ve kimlik temalarının güçlü bir yer tuttuğunu söyledi. Kırım Tatar edebiyatını Türk dünyasının ortak hafıza edebiyatlarından biri olarak gördüğünü belirten Goşalı, bu edebiyata yönelik ilginin bulunduğunu ancak yeterli olmadığını dile getirdi. Kırım Tatar klasiklerinin ve çağdaş yazarlarının Azerbaycan, Türkiye ve diğer Türk ülkelerinde daha sistemli biçimde yayımlanması gerektiğini vurgulayan Goşalı, “Kırım’ı yalnızca siyasi kriz dönemlerinde hatırlamak kültürel hafızamıza haksızlık olur. Kırım Türk dünyasının gündeminde hafıza olarak sürekli yaşamalıdır” dedi. “TARİH RAKAM SÖYLER, EDEBİYAT İNSANI GÖSTERİR” Kırım Tatarlarının sürgün, vatan ve yeniden dönüş mücadelesinin gelecek kuşaklara aktarılmasında edebiyatın önemli bir rol oynadığını belirten Goşalı, tarih ile edebiyatın bu noktada farklı işlevler üstlendiğini söyledi. “Bazen tarih rakam söyler, edebiyat insanı gösterir” diyen Goşalı, tarihî olayların rakamlarla aktarılabildiğini ancak bu olayların insan hayatındaki karşılığını romanın ve şiirin anlatabildiğini ifade etti. Hatıratlar, romanlar, şiirler, tiyatro, sinema, çocuk edebiyatı ve sözlü tarih kayıtlarının gelecek kuşaklar için bir hafıza zinciri oluşturduğunu belirten Goşalı, unutmanın geleceğin kimliğini de zayıflatacağını söyledi. Yazar, “Edebiyat ise unutmaya karşı insanlığın en eski ve en zarif direnişlerinden biridir” ifadelerini kullandı. “HERKES KENDİ RENGİYLE GÜÇLÜ OLMALI” Kırım'ı daha önce iki kez ziyaret ettiğini belirten Goşalı, bir toplumun siyasi koşulları değişse veya toprak kaybı yaşasa bile dilini, kültürünü ve hafızasını yaşattığı sürece tarihsel varlığını sürdürebileceğini ifade etti. Türk dünyasının gençlerine de birbirlerini daha yakından tanıma çağrısı yapan Goşalı, farklı coğrafyalardaki toplumların yalnızca kriz dönemlerinde değil, başarıları, şiirleri, bilimsel çalışmaları ve günlük hayatları üzerinden de birbirlerini tanımaları gerektiğini söyledi. Türk dünyasına ilişkin hayalinin herkesin aynılaşması olmadığını vurgulayan Goşalı, farklılıkların korunarak ortak bir kültürel yakınlığın geliştirilmesi gerektiğini belirtti. “Herkesin kendi rengiyle güçlü olduğu ama birbirini yabancı saymadığı bir Türk dünyasıdır hayalim” diyen Goşalı, Türk dünyasının geleceğinin yalnızca geçmişin mirasıyla değil, bugünün aklı, bilimi, sanatı ve ortak emeğiyle kurulması gerektiğini söyledi. Goşalı, son olarak şu ifadelere yer verdi: Bir Tatar Tatar olarak, Azerbaycanlı Azerbaycanlı olarak, Kazak Kazak, Özbek Özbek, Kırgız Kırgız, Türkmen Türkmen olarak yaşasın; ama birbirimizin sesini duyduğumuzda “Bu bana yabancı değil! Bu benim kardeşim!” diyebilelim. Siyasi sınırlar olabilir. Lehçelerimiz, geleneklerimiz, yerel özelliklerimiz olabilir. Ama kültürel yaddaşımızın ufku sınırlarımızdan daha geniştir. Orhun’dan Kırım’a, Şuşa’dan Kaşgar’a, Kazan’dan Kerkük’e, Bakü’den Bahçesaray’a uzanan bu büyük coğrafyanın geleceğini geçmişin ihtişamından öte, bugünün aklı, bilimi, sanatı ve ortak emeğiyle kurmalıyız. Gaspıralı’nın büyük ülküsünü 21. yüzyılın diliyle yeniden söylersek; Dilde yakınlık, fikirde dayanışma, işte birlik, yaddaşda beraberlik, gelecekte ortaklık! Türk dünyasının geleceğine güveniyorum. Çünkü kökümüz derindir. Ama yalnız kökün derin olması yetmez. Ağacın dalları da birbirine ışık vermelidir. Verecektir de! Tanrı Türk'e yâr olsun!

Prof. Dr. Yavuz Akpınar QHA’ya konuştu: Gaspıralı’nın bilinmeyen yazıları gün yüzüne çıkıyor Haber

Prof. Dr. Yavuz Akpınar QHA’ya konuştu: Gaspıralı’nın bilinmeyen yazıları gün yüzüne çıkıyor

Cihan ÖZKAN QHA/Ankara Türk dünyasının ve Kırım Tatarlarının en önemli aydınlarından, Türklük bilincinin meşalesini yakmış öncü bir şahsiyet olarak tanınan İsmail Bey Gaspıralı’nın yeni bulunan eseri Şarktan Mektuplar'ı öğrencisi Kamila İshakova ile birlikte yayımlayan ve Gaspıralı çalışmalarına yaptığı eşsiz katkılar ile tanınan Prof. Dr. Yavuz Akpınar, Kırım Haber Ajansının (QHA) sorularını yanıtladı. İsmail Bey Gaspıralı’nın son iki asırda bütün Türk dünyasını üzerinde birleştiği ve ortak bir şahsiyet olarak kabul ettiği “tek” kişi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Akpınar, Gaspıralı'nın vaktiyle Ali Şîr Nevaî ve Hoca Ahmet Yesevi ile mukayese edilebilecek seviyede üstün bir şahsiyet olduğunu vurguladı. İsmail Bey Gaspıralı üzerine eskiden beri süregelen çalışmalar olduğunu ancak hâlâ yaşamı hakkında öğrenilmesi gereken karanlık noktaların bulunduğunu ve bunların üzerinde pek fazla durulmadığını belirten Prof. Akpınar, son dönemlerde Gaspıralı hakkında yapılan en dikkat çekici ve mükemmel çalışmayı Kırım’da Prof. Viktor Yuryeviç Gankeviç’in yaptığını söyledi. “GANKEVİÇ’İN ÇALIŞMALARI ÇOK KIYMETLİ” Gankeviç’in araştırmasının belgelere dayanan çok kıymetli bir monografi olduğunu aktaran Akpınar, “Gankeviç’in araştırması oldukça değerli ve belgelere dayanan çok kapsamlı bir araştırma. Birçok hususu açığa çıkardı. Fakat bu eser Rusça yayımlandığı için özellikle Türkiye’deki araştırmacıların birçoğu bu eserden faydalanamadı.” dedi. Akpınar, Gaspıralı hakkında gözden kaçan unsurların artık tamamlanması gerektiğini, eski yanlışların yeni araştırmacılar tarafından tekrar edilmemesi gerektiğini belirterek, “Mesela Avrupa’da üniversite eğitimi aldı mı almadı mı? Hâlbuki almadığı çok açık. Bu yanlışlar günümüze de taşınıyor. Veya muharrirliğinin İstanbul’da başlayıp başlamadığı meselesi… Yusuf Akçura, Türk Yılı 1928 adlı eserinde Gaspıralı ile ilgili ‘İstanbul’dan yazdığı şarkkâri renklerle müzeyyen yarı hakikî, yarı hayalî mektuplar Moskova, Petersburg gazetelerinde yayımlandı’, ‘muharrirliği İstanbul’da başlar’ diyor. Bundan daha açık ne olabilir?” diye konuştu. Akpınar, Gaspıralı üzerine çalışmaya başladığı ilk andan itibaren Yusuf Akçura’nın “Şarkkâri renklerle müzeyyen yarı hakikî, yarı hayalî mektuplar” ifadesinin dikkatini çektiğini Gaspıralı’nın başlıca eserlerini temin etmeye uğraştığını sonraki geçen yıllarda bu yazıların gerçekten yayımlanıp yayımlanmadığını Kamila İshakova ile birlikte araştırmaya başladıklarını söyledi. St. Petersburg’da çıkan Novoye Vrem’ya gazetesinde Şubat 1875 ile Kasım 1875 tarihlerinde “Şark’tan Mektuplar” başlığıyla yayımlanan on dört mektup tespit ettiklerini ancak bunlar üzerinde açık bir imzanın bulunmadığını ifade eden Akpınar, Gaspıralı’nın gazete yetkilisi A. S. Suvorin'e yazdığı mektubu incelediklerinde bu mektupların Gaspıralı’ya ait olduğunu net bir şekilde anladıklarını ifade etti. “GENİŞ BİR İNCELEME EKLEYEREK KÜLLİYATA DÂHİL EDECEĞİM” Akpınar, “Ben bir an evvel bunu bilim alemine duyurmak için Rusçalarını yayımladım. Şimdi tercüme safhası bitmek üzere. Eserin başına çok geniş bir inceleme ekleyerek bunu da külliyata dâhil edeceğim.” dedi. Yazıların pek çok önemli gözlem, tespit ve tenkit içerdiğini belirten Akpınar, “Osmanlı yönetimini ve yönetim problemlerini, devletler arası siyasetini, Osmanlıların yaptıkları hataları, Türklerin bilim öğrenmek, meslek edinmek yerine memur olma hevesine kapılmaları gibi pek çok önemli tespit var. Ve Gaspıralı bunları o kadar güzel anlatmış ki tabii Rus muhitine yazdığı için, onların dikkatini çekebilmek için egzotik bir lisan da kullanıyor. Bu yazıları yazarken henüz 24 yaşında ama kendini yetiştirmiş, çok olgun ve nadir bir şahsiyet.” şeklinde konuştu. Yazıların bugünkü anlamda bir mektup olmadığını “İstanbul ve Osmanlı yönetimi hakkında yazılar” olarak nitelendirilmesi gerektiğinin altını çizen Akpınar, “Yazılar İstanbul’un durumunu; Osmanlı’nın sosyal, siyasi, iktisadi hayatını anlatıyor. Örneğin bir tanesinde Ramazan Bayramı'nı, Ramazan'ı, Ramazan eğlencelerini çok güzel anlatıyor.” dedi. AKPINAR: İLK KEZ AÇIKLIYORUM, BAŞKA YAZILAR KEŞFETTİK İsmail Bey Gaspıralı’nın 1974-75 yıllarında İstanbul’dan yazdığı başka yazılarını da keşfettiğini ilk kez QHA’ya açıklayan Prof. Akpınar, “Şu gelişmeyi ilk defa size açıklayayım. Gaspıralı hakkında başka belgeler, başka gazetelerde çıkan yazılarını da tespit ettik. Üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. Bunlar bugüne kadar karanlıkta kalmış, kimse tarafından bilinmeyen yazılar.” bilgisini verdi. “ANA KAYNAKLAR ORTADA YOK” Soldan sağa: İsmail Bey Gaspıralı, Hasan Bey Zerdabi, Ali Merdan Bey Topçubaşı Akpınar, Türk dünyasının önemli fikir ve düşünce adamlarına ait ana kaynakların ve külliyatların hâlâ yayımlanmamış olmasının büyük bir eksiklik olduğunu belirtti. Bu durumun yalnızca İsmail Bey Gaspıralı için değil, Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali Bey, Ahmet Ağaoğlu, Ayaz İshaki ve Ziya Gökalp gibi önemli isimler için de geçerli olduğunu söyledi. “Temel eserler yok. Büyük adamların gereği gibi anlaşılması için bu temel eserlerin ortaya konması lazım.” diyen Akpınar, söz konusu eserlerin özellikle Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından dijital ortamda yayımlanarak herkesin erişimine açılması gerektiğini, kendisinin Gaspıralı’nın bütün eserlerini neşre hazırlamaya gayret ettiğini, şimdilik ancak 4 cilt yayımlayabildiğini söyledi. “GASPIRALI, ÖNEMLİ BİR İHTİYACA CEVAP VERDİ” İsmail Bey Gaspıralı’nın Türk dünyasında dil birliği konusunda ortaya koyduğu fikirleri de değerlendiren Akpınar, Gaspıralı’nın “dilde birlik” anlayışıyla dönemin önemli bir ihtiyacına cevap verdiğini ifade etti. Akpınar, 19. yüzyılın ikinci yarısında Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Kırım ve Kazan Tatar Türkleri arasında henüz olgunlaşmış yazı dillerinin bulunmadığını belirterek, Gaspıralı’nın Tercüman gazetesini yayımlamaya başladığında farklı Türk topluluklarına hangi dille hitap edeceği sorusuyla karşı karşıya kaldığını anlattı. “ORTAK YAZI DİLİNİ FARK ETTİ” Gaspıralı’nın Türk dünyasının geçmişte kullandığı ortak yazı dili tecrübesini doğru şekilde değerlendirdiğini belirten Akpınar, “Gaspıralı, Çağatay Türkçesinin bütün doğu ve kuzeybatı Türklüğü arasında ortak yazı dili olduğunu çok iyi anladı. Batıda da Oğuzcanın, Batı Oğuzcasının yani Azerbaycan ve Türkiye Türkçesinin ortak ve tek bir yazı dili olduğunu anladı.” dedi. Akpınar, Gaspıralı’nın bu iki daireyi fark ettikten sonra Çağatay Türkçesi ve Batı Oğuzcası tecrübesinden yararlanarak tek bir yazı dili oluşturmayı hedeflediğini söyledi. “TÜRKÇE ÜVEY DİL OLMAYA BAŞLAMIŞTI” Akpınar, Gaspıralı’nın Osmanlı döneminde kullanılan yazı diline yönelik eleştirilerinin de sade Türkçe anlayışının önemli bir parçası olduğunu söyledi. Osmanlıcanın Türkçeden ayrı bir dil olmadığını ancak yoğun Arapça ve Farsça unsurlar nedeniyle Türkçenin geri planda kaldığını belirten Akpınar, Gaspıralı’nın bu durumu “Türkçe üvey dil olmaya başlamış” sözleriyle ifade ettiğini aktardı. Akpınar, Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa, Ahmet Midhat Efendi gibi isimlerle Osmanlı Türkçesinin sadeleşmesine yönelik bir hareketin başladığını, Gaspıralı’nın ise bu anlayışı Tercüman gazetesi üzerinden daha belirgin hâle getirdiğini söyledi. Son olarak Akpınar, Gaspıralı’nın yalnızca Kırım Tatarları için değil, bütün Türk dünyası için ortak bir değer olduğuna dikkati çekerek, fikirlerinin ve eserlerinin gelecek nesillere aktarılmasının ve Türk dünyasında karşılıklı ilişkiler geliştirilirken Gaspıralı tecrübesinden yararlanılmasının şart olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov: “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarında zamana ihtiyaç var Haber

Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov: “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarında zamana ihtiyaç var

Kırım Tatar siyasetçi, düşünür, yazar, eğitimci ve yayıncı İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin Türk aydınları arasında kabul görme sürecini ve Usûl-i Cedîd eğitim hareketini etraflıca ele alan Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov, Gaspıralı’nın eğitim alanında reformlar gerçekleştirmek üzere çıktığı yolda edindiği deneyimler üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) açıklamalarda bulundu. “BU USULLERİ MÜSLÜMAN OKULLARINDA UYGULAMAK NEDEN MÜMKÜN OLMASIN?” Gaspıralı’nın 1870'li yıllardan başlayarak memleketin dışında olduğunu ve önce Rusya’nın Voronej (Voronezh) bölgesi, sonra Moskova, onun ardından da bir dönem Osmanlı Devleti’nde kaldığını ve daha sonrasında ise 3-4 yıl boyunca Avrupa'da yaşadığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Tabii ki bu ülkelerde gördüğü eğitim sistemini, kendi eğitim gördüğü sistemlerle karşılaştırdı. Zihninde, ‘Bu usulleri Müslüman okullarında uygulamak neden mümkün olmasın?’ diye düşünmeye başladı.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın çoğu kaynakta ilk Usûl-i Cedîd okulunun 1884 yılında Bahçesaray'da açtığının yazıldığı ancak ilk okulu 1883 yılında açtığını dile getirerek, “Bu gayriresmî bir okuldu ama bu okulun amacı, kendi ürettiği yeni metodu uygulamaya koymak için denetimden geçirmekti. Onun için de yanında çalışan Bekir Elekdar isimli bir kişi vardı, onu öğretmen olarak seçti. Neyi nasıl yapılması gerektiğini kendisine anlattı, yazdıklarını ona bu şekilde aktardı.” şeklinde konuştu. GASPIRALI’NIN TEK ŞARTI, ÖĞRETMENLERİN YENİ EĞİTİM METODUNU YAYMASIYDI Gaspıralı’nın bu usulü derslerde gördükçe daha da geliştirip eksikliklerini giderdiğini belirten Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın daha sonra 1884 yılında ilk Usûl-i Cedîd okulunu açtığını ve burada kendi geliştirdiği Usûl-i Savtiye yöntemini kullandığını kaydederek “Usûl-i Cedîd, yeni metot demek. Usûl-i Savtiye ise ses usulü demek. Bugünkü modern eğitimin temelini koyan bu ses usulüyle ilkokula giden öğrenciler, aynı şekilde alfabeyi öğrenmeye başladı.” dedi. Gaspıralı tarafından 1884 yılında resmî bir okul açıldığını ve Kırım Tatar aydının daha sonra gazetelerde “Usul öğrenmek isteyen öğretmenler varsa kendi imkânlarıyla Bahçesaray’a gelebilirler, burada 2 ay benim misafirim olacaklardır.” şeklinde ilan verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Abdiraşidov, bu 2 aylık süreç içerisinde söz konusu öğretmenlerin yeme, içme ve diğer yaşam masraflarının Gaspralı'nın cebinden çıktığını fakat Gaspıralı’nın bu kursta eğitim görecek öğretmenlere, kendi ülkelerine geri dönerek en az 3 kişiye bu usulü öğretme şeklinde şart koştuğunu vurguladı. GASPIRALI’NIN PROJESİ, OSTROUMOV VE NALİVKİN TARAFINDAN KÜSTAHÇA İFADELERLE REDDEDİLDİ Gaspıralı’nın 1880'li yılların sonlarına doğru Türkistan genel valisine bir mektup gönderdiğini ve mektubunda kendi açtığı bu yeni usul okulunun hedefleri ve elde ettiği sonuçlarla birlikte Bahçesaray’da, Kırım'da, İdil-Volga boylarında nasıl kabul edildiğini anlatmaya çalıştığını dile getiren Prof. Dr. Abdiraşidov,”Gaspıralı, böyle okulları Türkistan'da açmak için bir program sundu. Bu program içerisinde bir okul nasıl olmalı, bir oda nasıl olmalı, öğretmen nerede oturmalı, sıralar nasıl yerleştirilmeli, pencereler nerede olmalı… Bunların hepsini çizelgeleriyle Türkistan genel valisine bir proje olarak göndermişti. Türkistan genel valisi de Türkistan'da bulunan o dönemki yetkililer Nikolay Ostroumov ve Vladimir Nalivkin'e bu projeyi sundu.” ifadelerini kullandı. Ostroumov ve Nalivkin’in Gaspıralı’nın gönderdiği projeyi reddettiğini bildiren Prof. Dr. Abdiraşidov, “Ostroumov, raporunu şu ifadelerle sonlandırmıştı: ‘Rus olmayan birisinin böyle teklifte bulunması kabul edilemezdir. Rus olmayan biri, nasıl Ruslara akıl öğretebilir? Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Biz burada niye varız? Burayı ve eğitim sistemini kendimiz geliştiririz.’ Nalivkin de aynı şekilde rapor hazırlıyor. Böylece Gaspıralı'nın Türkistan genel valisine gönderdiği bu mektup projesi cevapsız kaldı.” şeklinde konuştu. GASPIRALI’NIN 1893 YILINDA TÜRKİSTAN’A ZİYARETİ, HAYATININ DÖNÜM NOKTASI OLDU Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı'nın 1893 yılında Türkistan'a seyahat ettiğini ve bu ziyaretinin amaçlarından birisi de gönderdiği mektubun cevabını öğrenmek olduğunu hatırlattı. Gaspıralı’nın kurduğu yeni usûl okullarının Kırım'da kabul gördüğünü dile getiren Özbek Türkü akademisyen, “Tabii ki Rus hükûmeti, orada da (Kırım) vardı. Oradaki hükûmet, ‘Tamam, Müslümanlar kendine göre bir yeni yöntem oluşturmuştur, bu şekilde devam etsinler,’ diye çok da karışmadı fakat Türkistan'a gelince böyle bir sert cevap alındı. Rus olmayan birisinin böyle bir teklifte bulunması kabul edilemez bir durum olarak kabul edilerek sert bir şekilde reddedildi.” değerlendirmesini yaptı. Taşkent'te 1885 yılında Rus yerli okulları açılmaya başlandı. Gaspıralı’nın daha sonra Rus yönetiminden bazı hususlarda yardım istemesine rağmen hiçbir cevap alamadıktan sonra “Sizin Türkistan'da açtığınız Rus okullarında okutulan metot benim yeni usul okulları için ürettiğim yeni metodun yalnızca bir miktar değiştirilmiş bir hâlidir. Siz bunu benden çaldınız.” şeklinde ifadelerde bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, Türkistan yönetiminin Gaspıralı'nın fikirlerini hiçe saymasına rağmen kendisine ait fikirleri, Türkistan'da kendi açtığı okullarda uyguladıklarını belirtti. “O DÖNEMDE RUS GAZETELER, TÜRKISTAN'I ‘YARI VAHŞİ’ OLARAK TASVİR EDİYORDU” “O dönemde Rus gazeteleri, Türkistan'ı ‘yarı vahşi’ olarak tasvir ediyordu. ‘Buradaki adamlar çok geride kalmış, her türlü şartlarda yaşamaktalar,’ diye kendi uydurdukları bir imajı göstermeye çalışıyorlardı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Abdiraşidov, Rusya’nın bu şekilde Türkistan'ı işgal etmesini aklamak için “Türkistan'a, bu ‘yarı vahşi’ ahaliye Avrupa medeniyetini götürüyoruz.” tarzı bir siyaset uygulamaya başladığına işaret etti. Gaspıralı’nın ise Türkistan'a giderken Rusların yaklaşımını “Orta çağlarda dünyaya o kadar meşhur âlim yetiştiren Türkistan, Rusların tasvir ettiği durumda mı? Eğer öyleyse bu durumda, bu alimleri nasıl yetişebildi?” şeklinde sorgulamaya başladığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Gaspıralı, Türkistan'a gittiğinde önce Buhara'da kalıyor. Bir hafta Buhara emiriyle görüşmek istemişti ama Buhara emiri yaz dönemi olduğu için yazlık sarayındaydı. Buhara'dan yaklaşık 500-600 kilometre ötedeki Şehrisabz diye bir şehirdeydi.” ifadelerine yer verdi. “GÖRDÜKLERİM, TÜRKİSTAN HAKKINDA RUS BASININDA OKUDUĞUM HER ŞEYİ PARAMPARÇA ETTİ” Gaspıralı’nın kendisine görüşme izni gelinceye kadar Semerkant ve Taşkent'te gittiğini kaydeden Özbekistan Türkü akademisyen, “Semerkant ve Taşkent'te gördüklerini, Tercüman gazetesinde yayımladığı yol hatıralarında şöyle tarif ediyor: ‘Ben Türkistan'da öyle bir toplum, öyle aydınlar gördüm ki gördüklerim, bugüne kadar Türkistan hakkında Rus basınında okuduğum her şeyi paramparça etti. Tamamen başka bir âlem gördüm.’” dedi. Gaspıralı’nın Rus propagandasına karşı zihninde oluşan soru işaretlerine cevaplar bulmak amacıyla Türkistan’a gittiğini kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Tabii ki o, kendi gönderdiği mektubun cevabını almak için Türkistan genel valisine de uğradı ama Genel Vali (Rosenbach), Gaspıralı’yı tabii ki kabul etmedi. Buna karşın kendisine cevap yazan Nikolay Ostroumov'la görüşme imkânı olmuştu. Bunu daha sonra Ostroumov da yazıyor, ‘Gaspıralı Taşkent'e geldiğinde biz görüştük,’ diye. Gaspıralı, o mektubun takdirini öğrenmek istemişti fakat tabii ki orada bir cevap alamadı. Ostroumov, diplomatik dille Gaspıralı'yı geri çevirdi.” şeklinde konuştu. OSTROUMOV, GASPIRALI’NIN YARDIM ÇAĞRISINI CEVAPSIZ BIRAKTI Gaspıralı’ya Semerkant'ta bir toplantıda “Tamam, siz böyle bir okul açtınız. Madem siz buraya geldiniz, buraya ziyaretinizi bir hatırası olarak bir okul açmamıza yardımcı olun.” şeklinde teklifte bulunulduğunu kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı'nın yanında Azerbaycanlı Macit Ganizade’nin de olduğunu belirterek kendisinin, Kırım Tatar aydının ricası üzerine 40 gün Semerkant'da kalarak oradaki bir hocaya yeni usûlü öğrettiğini dile getirdi. Gaspıralı’nın Taşkent'teyken Nikolay Ostroumov'la görüştüğünde Semerkant'da böyle bir okul açılacağını, orada Macit Ganizade’nin 40 gün kalarak bir hocaya yeni usûl öğreteceğini söylediğini hatırlatan Prof. Dr. Abdiraşidov, “Daha sonrasında ise Gaspıralı, Ostroumov’dan Semerkand'daki ilk yeni usûl okulunun resmen açılmasında yardımcı olmasını rica etmişti. Gaspıralı, tabii ki bunu yıllar sonra yazıyor, ‘Ben Ostroumov'a birkaç defa mektup yazdım ama cevap alamadım,’ diyor. Ostroumov, görüştüklerinde yardım etmeyi kabul etmiş olabilir ama sonradan bu okulun açılmasına hiçbir yardımı dokunmadı ve o Semerkant'taki okul, 3 ay sonra gayriresmî olduğu için hükûmet tarafından kapatıldı.” dedi. RUS HÜKÛMETİ, TÜRKİSTAN’DAKİ MÜSLÜMAN GENÇLERİN AYDINLANMASINA ENGEL OLDU Rus hükûmetinin, usûl-i cedîd yöntemi ile Müslümanlar arasında eğitimin kısa bir sürede yaygınlaşacağının farkında olduğunu dile getiren Prof. Dr. Abdiraşidov, “Çünkü Gaspıralı, okuma yazmanın temellerini 40 günde öğretmeyi başarmıştı. Bu okulun kısa bir sürede yeni nesil Müslüman gençlerini yetiştirme imkânı vardı. Ostroumov da bunu çok iyi biliyordu, o yüzden Türkistan'da buna izin vermedi.” ifadelerine yer vererek bu okulların böylece 1900'lü yılların başlarına kadar yarı resmî bir statüde açılıp kapatıldığını ve daha sonrasında ise tekrar canlanmaya başladığını belirtti. Taşkent'te 1901 yılında bir usûl-i cedîd okulunun açıldığını, 1903'te ise Semerkant'ta açıldığını kaydeden Prof. Dr. Abdiraşidov, bu okulların daha sonraki yıllarda Türkistan bölgesinde daha yaygın bir şekilde açılmaya başladığını dile getirdi. “GASPIRALI, İLK 1883 YILINDAN BAŞLAYARAK GENEL BİR TÜRK EDEBÎ DİLİ OLUŞTURMAYA ÇALIŞTI” Türkistan’da 1917 yılına kadar 500'den fazla usûl-i cedîd okulunun açıldığını belirten Prof. Dr Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1883 yılında Bahçesaray’da yayımlamaya başladığı Tercüman gazetesi aracılığıyla yaydığı “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı üzerine de değerlendirmelerde bulundu. “İlk olarak 1912 yılının sonbaharında Tercüman gazetesinde bu şiarda çıkmaya başladı ama daha önce yok muydu bu ilke? Tabii ki vardı. Gaspıralı, ilk 1883 yılından başlayarak genel bir Türk edebî dili oluşturmaya çalıştı. Türk halklarının Bahçesaray’dan Altay’a kadar aynı bir dilde yazsın, aynı bir dilde konuşmasını amaçladı. Mesela, bugün haritaya baktığımızda 20’ye yakın Arap ülkesi vardır ama onların konuştuğu dil kendi ülkelerinindi ve ağız olarak birbirinden çok farklıdır. Mesela Faslı biri, bir Iraklıyı hiçbir şekilde anlamaz. Mısırlı biri, Sudan'dakini yarım anlar ama onların yazı dili, edebî dili birdir. O yüzden onlar kendi aralarında bu edebî dil vasıtasıyla çok iyi bir şekilde anlaşabiliyorlar.” değerlendirmesini yapan Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın da aynı dili oluşturmaya çabaladığını belirtti. Prof. Dr. Abdiraşidov, İkinci Rusya Müslümanları Kongresi’nde 1906 yılında Gaspıralı’nın önerdiği edebî dilin, resmî dil olarak kabul edildiğini kaydederek bu dilin İstanbul Türkçesinin tam bir karşılığı olmadığına dikkat çekti. Tercüman’ın ilk 10 yıllık sayılarında Gaspıralı’nın okuyucularını bu dile alıştırmak için ikili kelimeleri çok kullandığına işaret eden Prof. Dr. Abdiraşidov, “Mesela ‘iyi’ yanında tireyle ‘yahşi’ kelimesini kullanıyordu. Tabii ki bütün Türk şivelerinden ve lehçelerinden kelimelere yer vermişti. Tercüman’ın dili Osmanlı Türkçesinden farklıdır. Esas olarak Osmanlı Türkçesinin kullanıldığını kendisi de söylüyor fakat gazetenin dili farklıydı. İstanbul Türkçesiydi ama Türkçenin farklı lehçelerinden de kelimeleri araya böyle serpiştiriyordu. O şekilde genel bir edebî dilin oluşmasını ve tam kapsayıcılığın olmasını istemişti.” şeklinde konuşarak Kırım Tatar aydının “Dilde, fikirde, işte birlik!” şiarı çerçevesinde en başta dil birliğini hedeflediğini ifade etti. ÜÇÜNCÜ BÜTÜN RUSYA MÜSLÜMANLARI KONGRESİ BİR KIRILMA NOKTASI OLDU Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın cedîdçilik felsefesi kapsamında, Müslümanlar Orta Çağ'da nasıl bir terakkiye ulaştıysa bugün de aynı şekilde ilerlemesi gerektiğini düşündüğünü belirterek “O, bir şekilde bütün Türk aydınlarının bir araya gelerek iş birliği yapmasını istedi Bunu başarabildi mi? Tabii ki başarabildi.” dedi. O dönemde yenilik taraftarı olan kişilerin, Tercüman gazetesini okuyarak meydana çıktığını ve 1906 yılının bu birlik için bir kırılma noktası olduğunun altını çizen Prof. Dr. Abdiraşidov, “1906 yılında düzenlenen Üçüncü Bütün Rusya Müslümanları Kongresi’nde şöyle bir sorun ortaya çıktı: Bu aydınların bir kısmı Müslümanlar yoğun olarak yaşadığı bölgelere, kültürel özerklik başta olmak üzere tam manada özgürlük otonomi, muhtariyet, özerklik verilmesini istediler ama Gaspıralı buna karşı çıktı ve oradaki tartışmalar sonucu olarak o güne kadar yetişmiş olan Müslüman eliti ikiye bölündü.” dedi. Gaspıralı’nın teklif ettiği ve ikinci kongrede resmî dil olarak kabul edilen edebî dilin de söz konusu talepte bulunan aydınlar tarafından reddedilmeye başladığını kaydeden Özbek Türkü akademisyen, bu aydınların arasında Ayaz İshâkî başta olmak üzere Kazan Tatar gençlerinin bulunduğunu dile getirdi. “DİL KONUSUNDAKİ DURUMA RAĞMEN İŞ BİRLİĞİ TAM MANASIYLA GELİŞMEKTE" “1906 ve 1908 yılları arasında Gaspıralı, bu gençler tarafından çok dışlandı. Hatta Gaspıralı, o dönem Rusya Duma'sındaki Müslüman milletvekillerinden, en yakın fikir arkadaşı Azerbaycanlı Ali Merdan Topçubaşev'e yazdığı bir mektupta, ‘Ben bu işlerden hep kovuldum, hiçbir şey yapmak istemiyorum,’ ifadelerini kullanmıştı. Bu gençler tarafından bu denli dışlanmak onurunu kırmıştı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1908'den sonra tekrar kendi işlerini yapmaya devam ettiğini belirtti. Öte yandan Rus Çarı İkinci Nikolay'ın 30 Ekim 1905'te yayımladığı manifestonun bir noktaya kadar sağladığı özgürlükler sayesinde Müslüman gençlerinin meydana çıkarak yeni fikirler ortaya attığını belirten Prof. Dr. Abdiraşidov, buna karşın 1908 yılında söz konusu özgürlüklerin tekrar kısıtlanmaya başladığını dile getirdi. Bazı gençlerin Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelere canlarını kurtarabilmek adına sığındığını ifade eden Prof. Dr. Abdiraşidov, söz konusu gençler arasında Ayaz İshâkî, Abdürreşit İbrahim, Yusuf Akçura gibi isimlerin bulunduğunu kaydetti. Ayrıca Prof. Dr. Abdiraşidov, Gaspıralı’nın 1908 yılından sonra, 1906’ya kadar devam ettirdiği işleri daha da geliştirmeye başladığını vurgulayarak 1912 yılına gelindiğinde “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını tam olarak başardığını ifade etti. Bugün Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) da aynı şiarı takip ettiğini diile getiren Özbek Türkü akademisyen, şimdi Türk dünyasının yeniden birleşmeye çalıştığını belirterek TDT tarafından kurulan Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonunun 34 harften oluşan ortak Türk alfabesi üzerinde uzlaştığını hatırlattı. Prof. Dr. Abdiraşidov, son olarak bugün Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’da uygulanan alfabe siyasetine bakıldığında söz konusu birliğin gerçekte kesin bir karşılık bulmadığını kaydederek şu değerlendirmelerde bulundu: Alfabe birliği şimdi gündemde fakat bunun yeniden oturması için zamana ihtiyacımız olacaktır. Belki 10, 15 veya 50 yıl sonra bu sonucu elde edebiliriz. Dil konusundaki duruma rağmen iş birliği tam manasıyla gelişmekte. Bunu TDT örneğinde görebiliyoruz. Üye devletler arasındaki ekonomik iş birliği gittikçe büyüyor. Gaspıralı’nın şiarı bugün tam olarak uygulanmaya çalışılsa da bu konuda zamana ihtiyaç vardır.

Ceyhun Nabi: Gaspıralı’nın şiarı diğer halkların da yaşaması, kendini ifade etmesi yönündedir Haber

Ceyhun Nabi: Gaspıralı’nın şiarı diğer halkların da yaşaması, kendini ifade etmesi yönündedir

Cumhuriyet Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ilk başbakanı Nesib Bey Yusufbeyli’nin hayatını ve Şefika Gaspıralı ile olan aşkını konu alan “Alevlenen Aşk: Cumhuriyet ve Şefika Sultan” (Alovlanan Eşq: Cümhuriyyət və Şəfiqə Soltan) belgesel romanının yazarı Ceyhun Nabi; kitabı, Türk kadın hareketinin öncüsü Şefika Gaspıralı’nın Azerbaycan günleri ve Türk aydınlanmasının en önemli isimlerinden İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarı üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “ŞEFİKA HANIM’IN AZERBAYCAN GÜNLERİ İKİ DÖNEMDEN İBARETTİ” “Şefika Hanım’ın Azerbaycan günleri, bildiğimiz gibi iki dönemden ibaretti. Birincisi evlilik dönemi. Ki bu, iş dönemine denk gelmektedir. Onun evlatları Niyazi ve Zöhre de Azerbaycan’da ilk yaşadığı döneme denk gelmektedir. Sonraki dönem de 1918 yılında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ilan edildikten sonra Azerbaycan’a geldiği döneme tesadüf etmektedir.” ifadelerini kullanan Azerbaycanlı araştırmacı yazar, Şefika Gaspıralı’nın Azerbaycan’da olduğu dönemde eşi Nesib Bey Yusufbeyli’den ayrıldıktan sonra Kırım’a döndüğünü ve bir müddet Kırım’da yaşadığını kaydetti. Nabi, bununla birlikte Şefika Gaspıralı’nın Kırım Tatar Millî Kurultayının ilk oturumunda 76 milletvekilinin katıldığı Başkanlık Divanı seçimlerine de katıldığını ve seçimler neticesinde Numan Çelebi Cihan, Cafer Seydahmet, Abdülhâkim Hilmi, Hacı Bedrettin Bey ile birlikte Başkanlık Divanı’nın tek kadın üyesi olduğunu hatırlattı. Şefika Gaspıralı’nın Kırım Tatar Millî Kurultayındaki 5 kadın milletvekilinden biri olduğunu da vurgulayan Nabi, bu durumun Türk dünyası için bir ilk olduğuna dikkat çekerek “Azerbaycan (Halk) Cumhuriyeti’nin parlamentosunda kadın milletvekilleri temsil edilmemişti ama Kırım (Halk) Cumhuriyeti parlamentosunda (Kırım Tatar Millî Kurultayı) 4 kadın milletvekilinin temsil edildiğini görmekteyiz.” şeklinde konuştu. “KADIN HAKLARIYLA BAĞLI GİRİŞİMLERDE ŞEFİKA HANIM’IN EMEĞİ VAR” Nabi, Şefika Gaspıralı’nın Azerbaycan’da yaşadığı ilk dönem boyunca Azerbaycan’da birkaç hayriye teşkilâtları oluşturulması girişiminde bulunduğunu da kaydederek “O dönemde Çarlık Rusyası’nda artan baskılar sebebiyle bunları hayata geçirmek mümkün olmamıştı. Hem dinî otoritenin, dinî nezaretin, mollaların, din hâdimlerinin ve Rus İmparatorluğu’nun tesirleri buna imkân vermemişti. Dolayısıyla Azerbaycan’da bu tür teşebbüslerin hayata geçirilmesi mümkün olmamıştı ama Şefika Hanım’ın Azerbaycan’daki ikinci dönemine denk gelen Azerbaycan (Halk) Cumhuriyeti dönemi de kadınların seçme ve seçilme hakkının hayata geçirilmesi, Nesib Bey Yusufbeyli’nin başbakanlık dönemine tesadüf etmektedir. İki dönemde de kadın haklarıyla ve kadınların eğitim almasıyla bağlı girişimlerde Yusufbeyli’nin eşi Şefika Hanım’ın emeği var.” ifadelerini kullandı. Şefika Gaspıralı’nın önce Azerbaycan’dan ayrılsa da kendisinin Azerbaycan’da olan yakınları; Yusufbeyli’nin kardeşlerinin Şefika Gaspıralı ile bağlantıda kaldığı ve mektuplaştığını kaydeden Nabi, “Şefika Hanım’ın Azerbaycan’ı terk etmesi onlarda büyük bir üzüntüye yol açmıştı. Biz bu mektuplarda da bunu görebilmekteyiz. Merhum araştırmacı Nazif Qehremanlı, bu mektupların birkaçına kendi kitabında yer vermiştir.“ dedi. “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK”, YALNIZCA TÜRK MODERNLEŞMESİNE KATKI SAĞLAMADI “İsmail Bey Gaspıralı’nın bütün Rusya Müslümanları tarihinde hizmetleri var. Bu, Tercüman gazetesinin faaliyete başlaması ile başladı çünkü bildiğimiz gibi 1875 yılında Azerbaycan’da ‘Ekinci’ gazetesi faaliyete başladı ama bu gazete, Tercüman gazetesi kadar tesirli olmadı çünkü çok kısa bir dönemde faaliyet gösterdi, sonra da sansür sebebiyle kapatıldı.” şeklinde konuşan Nabi, buna karşın Tercüman gazetesinin 1883’ten 1917 yılına kadar uzanan bir yayın hayatı olduğuna dikkat çekerek gazetenin Rusya arazisinde yaşayan bütün Türk toplumuyla birlikte yakın civarda yaşayan diğer toplumları da etkisi altına aldığını belirtti. “Özellikle Osmanlı ve İran arazisinde, hatta Mısır’a kadar bu neşrin Müslüman toplumuna tesirleri oldu çünkü Tercüman gazetesindeki yazılar yalnızca Türk modernleşmesi değil, İslam modernleşmesini de ele alıyordu. Onun da etkileri, ister istemez diğer Müslüman toplumlarında da görülüyordu.” ifadelerine yer veren Nabi, Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına da dikkat çekti. “TÜRK TOPLUMLARI, UMUMİYETLE ‘TÜRK’ OLARAK ADLANDIRILMALIDIR” Rusya arazisinde yaşayan Türk toplumlarının o zamanlarda yalnızca Müslüman kimliği, bazı Türk toplumlarının da Tatar kimliği altında kabul edildiğini belirten Nabi, “Bildiğimiz gibi bütün bu Türk toplumları, umumiyetle ‘Türk’ olarak adlandırılmalıdır, kabul edilmelidir. Sonraki Sovyet döneminde de bu toplumların muhtelif adlar altında parçalandığını görüyoruz: Azerbaycanlı, Özbek, Türkmen, Tatar ve diğer adlar altında onları böldüklerini görüyoruz. Türk toplumlarının birliğini, bir ideali dile getirmesini ve gelecekte birleşmesine engel olmak amacıyla bu politika hayata geçirilmişti.” dedi. Nabi, buna karşın Gaspıralı’nın Türk toplumlarının modernleşmesinin temelini, söz konusu şiar ile attığını dile getirerek bu şiar doğrultusunda Türk toplumlarının birbirlerinin dillerini, âdet ile anânelerini ve yaşam tarzlarını öğrenerek ortak bir bilinç ile hareket etmelerinin amaçlandığını kaydetti. 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik İhtilali’nden sonra Türk toplumlarının yaşadığı arazilerde yeni Türk devletlerinin kurulduğunu hatırlatan Nabi, bu devletlerin oluşturulmasında rolü olan Numan Çelebicihan, Cafer Seydahmet, Nesib Bey Yusufbeyli, Alimerdan Bey Topçubaşov, Ayaz İshâkî, Sadri Maksudî Arsal ve Hidrullah gibi isimlere dikkat çekti. Bu isimlerin Gaspıralı’nın ideallerinin gerçekleşmesi uğrunda mücadele ettiğini ve Gaspıralı’nın fikirleriyle yaşattığı değerlerinden istifade ettiğini ifade eden Nabi, “İlk bağımsız ve demokratik Türk devletlerinin kurulmasında bu isimlerin faaliyeti, özellikle göz önünde bulundurulmalıdır.” değerlendirmesini yaptı. NABİ, KIRIM’DA RUSYA'NIN YAŞATTIĞI HAKSIZLIKLARA VE ZULÜMLERE DİKKAT ÇEKTİ “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarının Azerbaycan’da bulduğu karşılık üzerine Nabi, şu ifadelere yer verdi: Bugün Azerbaycan’da bu şiarın gerçekleştirilmesi uğrunda mücadele eden birkaç içtimai kurum ve siyasi çevre var; onlar, bu istikamette işler görmeye çalışmaktadır. Bugün birkaç Türk toplumu kendi bağımsızlığını ilan etmiş durumdadır. Bu süreç (‘Dilde, fikirde, işte birlik’) devlet seviyesinde hayata geçirilmelidir. Birkaç gayri hükûmet teşkilatı (sivil toplum kuruluşu) bu istikamette iş görmekte ama biz, devletler seviyesinde bu işin ne derecede hayata geçirildiğine ve ne derecede verimli olduğuna tam olarak şahit olamamaktayız. Bildiğiniz gibi bugün Kırım, Rus işgali ve etkisi altındadır. Onlar (Kırım Tatarları) kendi kültürel faaliyetlerini, içtimai siyasi faaliyetlerini hayata geçirememektedir; tamamıyla takip altında olup hapsedilmekte ve hapishanelerde işkencelere maruz kalmaktadırlar. Bugün İsmail Bey Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ şiarının karşılık bulabilmesi için Türk toplumları, Kırım’da ve diğer Türk arazilerinde baş veren haksızlıkları ve zulümleri görmüyorlarsa bu şiar, gerçekte ne kadar karşılık bulabilir? Durum böyleyken biz, bu istikamette hayata geçirilen işlerimizde samimi değiliz. İster Türkiye, ister Azerbaycan, ister Kazakistan, ister Özbekistan, ister Türkmenistan olsun; fark etmez. Bağımsız bir Türk devleti, bu istikamette faaliyette bulunmalı, Rus etkilerini tamamıyla azaltmalıdır. Bununla birlikte Gaspıralı’nın şiarında dilde birliğin vurgulandığını dile getiren Nabi, “Dilin önemi, rolü çok büyük. Biz bunu dikkate almıyoruz. Biz bunu dikkate almazsak Türk toplumları nasıl birleşsin, nasıl yakınlaşsın? Siyasi yakınlaşma anlaşılabilir; Rus emperyalizmi ve etkisi buna imkân vermemektedir ama medeni yakınlaşma için dil, olmazsa olmaz. İlk önce bu istikamette iş görülmelidir.” değerlendirmesini yaptı. “AZERBAYCAN VE KIRIM, RUS ESARETİ ALTINDAKİ TOPLUMLAR ARASINDA EN AKILLILARIDIR” Öte yandan Nabi, “Azerbaycan ve Kırım, Rus esareti altındaki toplumlar arasında en akıllılarıdır. Gaspıralı’nın ve Hasan Bey Zerdâbî’nin bayrağı altında Türk toplumları modernleşmeye başladı. Gaspıralı’nın başlattığı şiar altında hareket eden devlet adamları, siyasi hâdimlerin Türk devletlerini meydana getirdiler: Azerbaycan Cumhuriyeti, Kırım Cumhuriyeti, İdil-Ural Cumhuriyeti… Türk toplumları belki de yeni bir devlet kurabilirdi ama onlar, tamamıyla başka bir istikamette, dinî bir şiar altında devlet kurabilirdi, sosyalizm şiarı altında bir devlet kurabilirdi fakat biz, tamamen demokratik bir devlet sistemi kurduklarını görmekteyiz.” dedi. Bununla beraber diğer milletlerin mensuplarına bile kendi parlamentolarında yer verdiklerini, onların da kendi fikirleriyle mensup oldukları halkın anânelerini ve değerlerini yaşatma şansı verdiklerini kaydeden Nabi, “Gaspıralı’nın şiarı, diğer halkların da yaşaması, kendilerini ifade etmesi yönündedir; sadece Türk toplumlarının değil.” şeklinde konuştu. NESİB BEY YUSUFBEYLİ, ÖMRÜ BOYUNCA ŞEFİKA GASPIRALI’YI DÜŞÜNDÜ Ayrıca “Alevlenen Aşk: Cumhuriyet ve Şefika Sultan” belgesel romanı hususunda, “Bu, Nesib Bey Yusufbeyli’nin hem cumhuriyet ideallerine hem Şefika Sultan Hanım’a aşkıydı. Bildiğimiz gibi Şefika Hanım, Nesib Bey’den ayrılsa da ömrü boyunca Nesib Bey de onun hakkında düşünmüştür. Eğer düşünmeseydi 1917 yılında Kırım işgal edildiğinde onları Azerbaycan’a davet etmezdi. Nesib Bey çok huzursuzdu. Bolşeviklerin hangi düşünceye sahip olduğunu Nesib Bey çok iyi bilirdi çünkü Azerbaycan’da da onlara karşı mukavemet harekâtı meydana geliyordu. Onların Azerbaycan’a herhangi bir baskısının olacağını Nesib Bey önceden görürdü.” şeklinde konuşan Nabi, bu sebepten ötürü Yusufbeyli’nin Şefika Hanım ve evlatlarının güvenliğini sağlamak adına kendilerini Azerbaycan’a davet ettiğini hatırlattı. Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasında Yusufbeyli’nin yakın dostları ve tanıdıklarının rolü olduğunu vurgulayarak Numan Çelebicihan ve Cafer Seydahmet gibi isimleri, Kırım’da bulunduğu zamandan itibaren tanıdığını dile getiren Nabi, son olarak “Belki de Azerbaycan ve Kırım, coğrafi bakımdan yakın olsaydı Nesib Bey, mutlaka Kırım Halk Cumhuriyeti’ne askerî destek de sağlardı.” ifadelerini kullandı.

Dr. Selim Erdoğan sordu, Dr. Serra Menekay yanıtladı: Rus işgalinden Gaspıralı Devrimi'ne Kırım Türkleri Haber

Dr. Selim Erdoğan sordu, Dr. Serra Menekay yanıtladı: Rus işgalinden Gaspıralı Devrimi'ne Kırım Türkleri

Kırım Tatar yazar Dr. Serra Menekay, Dr. Selim Erdoğan ile GÖRSEL TARİH YouTube kanalındaki İşin Doğrusu programında Kırım Türklerinin tarihsel hafızasını şekillendiren kritik kırılma noktalarını anlattı. Programda yalnızca 18 Mayıs 1944 Kırım Sürgünü değil, Kırım'ın Rusya tarafından işgali, İsmail Bey Gaspıralı öncülüğündeki eğitim reformu, 1917 Bolşevik Devrimi ve Sovyet baskı politikaları da ele alındı. Programda, Kırım’ın "hep Rus toprağı olduğu" yönündeki tarihsel dezenformasyona net bir yanıt verilirken, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile bağımsızlaştırılan Kırım'ın, Rusya’nın iç karışıklıklar çıkarma stratejisiyle 9 yıl içinde güçsüzleştirilerek 1783’te işgal edildiğini belirten Menekay, işgal öncesinde Kırım nüfusunun yüzde 95’inin Türklerden oluştuğunu vurguladı. İşgalle birlikte Çarlık Rusyası’nın Kırım'ın can damarı olan vakıf sistemine el koyduğunu belirten yazar, topraksız ve eğitimsiz kalan yüz binlerce Kırım Türkünün Anadolu ve Balkanlar'a göç etmek zorunda kaldığını ifade etti. Rusya’nın bölgeyi sistemli bir şekilde Slavlaştırdığını, boşalan köylere çeşitli etnik gruplardan insanları yerleştirerek demografiyi altüst ettiğini ve Kırım Türklerinin kendi vatanlarında yüzde 20'lerin altına gerilediğini aktardı. 1783-1883 yılları arasını Kırım’ın "yüzyıllık karanlık dönemi" olarak tanımlayan Serra Menekay, bu karanlığı yırtan ismin İsmail Bey Gaspıralı olduğunu söyledi. Gaspıralı’nın Paris ve Avrupa’da edindiği vizyonla Bahçesaray’da başlattığı Usûl-ü Cedîd eğitim reformunun Türk dünyasında bir çığır açtığını belirtti. Menekay, bu reform sayesinde 15 yıl içinde Türk dünyasındaki okuryazarlık oranının Rusları geride bıraktığını söyledi. Öte yandan, eğitim devriminin sadece okuma yazma oranını artırmakla kalmadığını vurgulayan Menekay, İslam dünyasının ilk kadın kadısı Muhlise Bubi, ilk kadın hekimi Raziye Kutluyarova ve ilk kadın Meclis Başkan Vekili Şefika Gaspıralı gibi güçlü kadın figürlerin de doğmasını sağladığının altını çizdi. Bolşevik Devrimi sonrası Kırım Türklerinin beklediği özgürlük ortamının oluşmadığını belirten Menekay, kısa ömürlü Kırım Halk Cumhuriyetinin Bolşevikler tarafından sona erdirildiğini söyledi. Cumhuriyetin liderlerinden Numan Çelebicihan’ın öldürüldüğünü hatırlatan Menekay, bu olayın Kırım Türkleri için büyük bir travma olduğunu belirtti. Sovyet diktatörü Joseph Stalin döneminde gerçekleştirilen büyük tasfiyelere de değinen Menekay, Kırım Tatar aydınlarının sistematik şekilde hedef alındığını söyledi. Bekir Sıtkı Çobanzade gibi önemli isimlerin bu süreçte öldürüldüğünü belirten Menekay, bu operasyonların Kırım Tatar toplumunun entelektüel yapısını hedef aldığını ifade etti. Programın ana odağı olan Kırım Tatar Sürgünü'ne dikkat çeken Menekay, yaşananların bir günde ortaya çıkmadığını söyledi. 1944 Sürgünü'nün, Rus işgalinden başlayarak yüzyıllar boyunca süren demografik değişim, kültürel baskı ve siyasi tasfiyelerin sonucu olduğunu kaydeden Menekay, Kırım Tatarlarının bugün hâlâ dünyanın farklı ülkelerinde yaşamaya devam ettiğini belirtti. Söyleşide, Kırım Türklerinin bağımsızlık ve milliyetçilik düşüncesinin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla olan organik bağına da dikkat çekildi. Dr. Selim Erdoğan, 2 Kasım 1923’te İstanbul’un teslim protokolünü imzalaması için Mustafa Kemal Atatürk’ün özellikle Kırım kökenli Yusuf Akçura’yı görevlendirdiğini hatırlattı.

Erdoğan'dan TDT Zirvesi’nde KKTC çıkışı: "Türk dünyasının ilişkilerini kuvvetlendirerek sürdürmesini temenni ediyorum" Haber

Erdoğan'dan TDT Zirvesi’nde KKTC çıkışı: "Türk dünyasının ilişkilerini kuvvetlendirerek sürdürmesini temenni ediyorum"

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kazakistan'ın Türkistan şehrindeki Türkistan Kongre Merkezi'nde "Yapay Zeka ve Dijital Kalkınma" temasıyla düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Gayriresmî Zirvesi'nde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan; konuşmasında Kırım Tatarlarının ve Türk dünyasının tarihe damga vuran aydınlarından olan İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına dikkat çekerek Türk dünyası ülkeleri arasında ortak teknoloji projelerinin geliştirilmesini gündeme taşıdı. Bununla birlikte Erdoğan, konuşmasında siber güvenlik ve dijitalleşme noktalarını da ayrıca mercek altına aldı. GEÇMİŞ İLE GELECEK ARASINDA KURULAN KÖPRÜNÜN HALKASI TÜRKİSTAN Hoca Ahmet Yesevî'nin şehri Türkistan'da olmanın bahtiyarlığını yaşadığını belirterek Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'e ev sahipliği için teşekkürlerini ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan; Kadim Türkistan şehrinin, Orhun Abideleri'nden Divanu Lugati't-Türk'e, Kutadgu Bilig'den Dede Korkut'a uzanan ortak hafızanın canlı abidesi olduğunu belirterek "Anadolu erenlerinin feyiz aldığı Türkistan, geçmiş ile gelecek arasında kurduğumuz sarsılmaz köprünün en güçlü halkalarından biridir." dedi. ERDOĞAN, GASPIRALI’NIN “DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK” ŞİARINI GÜNDEME TAŞIDI Erdoğan, geleceğe yön verme noktasında dijitalleşerek kalkınan Türk dünyası vizyonunun benimsenmesinin önemine vurgu yaptı. Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını hatırlatan Erdoğan, bu şiara 115 yıl sonra “Dijital Vizyonda Birlik” ifadesinin eklenmesinin zamanının geldiğine vurgu yaptı. “Bu vizyon; nitelikli insan kaynağı, güçlü, dijital altyapılar ve veri temelli kamu idaresi anlayışı üzerine inşa edilmeli; aramızdaki dijital bağlantısallık kuvvetlendirilmelidir. Ülkelerimiz arasında ortak teknoloji projelerinin geliştirilmesi, hiç şüphesiz bu vizyonu destekleyecektir. Dijital dönüşüm sürecinde geri kalmamızın, bağımsızlığımızı da tehdit eden bir unsur olacağının farkındayız. Yapay zekânın bir tahakküm aracına dönüşmemesi için bu temayı doğru bir yaklaşımla, fırsat zaviyesinden ele almalıyız.“ ifadelerini kullanan Erdoğan, cebir ve algoritmada isim yapmış olan Hârezmî, felsefe ve mantığın en önemli isimlerinden Farâbî, tıp bilimine ışık tutan İbn-i Sina, astronomi biliminin önde gelenlerinden olan Birûnî ile birlikte Uluğ Bey ve Ali Kuşçu’nun yetiştiği Türk topraklarından yeni bilim insanlarının çıkacağına dair inancını dile getirdi. “TÜRK DÜNYASININ KKTC İLE İLİŞKİLERİNİ KUVVETLENDİREREK SÜRDÜRMESİNİ TEMENNİ EDİYORUM” Dijital gelişmişlikte de uluslararası adaletin sağlanmasının öneminin altını çizen Erdoğan, Zirveyi kendileri için anlamlı kılan bir diğer hususun da Türk dünyasının ayrılmaz parçası Kıbrıs Türk halkının temsil edilmesi olduğunu kaydederek KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhurman'ı Türkistan zirvesinde görmekten memnuniyet duyduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türk dünyasının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile siyasi, ekonomik, kültürel ilişkilerini kuvvetlendirerek sürdürmesini temenni ediyorum." şeklinde konuştu. Geleceğin dünyasında daha fazla söz ve etki sahibi olabilmek için özellikle teknolojide iş birliğini en üst seviyeye çıkarılması gerektiğini belirten Erdoğan, "Gelişmiş ülkeler ile en az gelişmiş ülkeler arasındaki dijital uçurumun kapatılması, bu bakışımızın esasını teşkil etmelidir." dedi. “SİBER GÜVENLİK; KARA, HAVA VE DENİZDEKİ GÜVENLİK GİBİ HAYATİ VE ZARURİDİR” Bununla birlikte Gebze'deki Birleşmiş Milletler (BM) Teknoloji Bankası ile Teşkilatın üye ve gözlemcilerinin iş birliğinin önemini vurgulayan Erdoğan, yapay zekâ teknolojilerinin beraberinde getirdiği yeni risk alanlarına karşı teyakkuzda olunması gerektiğine dikkat çekti. Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, veri bankalarına ve kritik ulusal altyapılarına yönelik yeni nesil tehditlerin, dijital dönüşümün dikkatle yönetilmesi gereken boyutları olduğunu dile getirerek "Siber güvenlik; bugünün dünyasında tıpkı kara, hava ve denizdeki güvenlik gibi hayati ve zaruridir. Müteakip dönem Başkanlığımız sırasında TDT bünyesinde siber güvenlik alanındaki eş güdüm ve iş birliğini daha ileriye taşımayı hedefliyoruz." dedi. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadelere yer verdi: Yakın çevremizde yaşanan krizler, Türk dünyasının dayanışma içinde hareket etmesinin stratejik değerini bir kez daha ortaya koymuştur. Jeopolitik sınamalar, karşısında istişare mekanizmalarımızı ve eş güdümümüzü güçlendirmeliyiz. ‘TDT Plus’ formatının bir an önce hayata geçirilmesinde fayda görüyoruz. Bizlerin ve bakanlarımızın artan temasları, Türk devletlerinin artık ortak meseleler arasında üst düzey refleksler kazandığını teyit ediyor. Bugün Hürmüz Boğazı merkezli krizinde gösterdiği üzere, Ortak Koridor başta olmak üzere Türk dünyasını birbirine bağlayan ulaşım projeleri daha uzun yıllar önceliğimiz olmayı sürdürecektir.

Gaspıralı’nın mirası, doğumunun 175. yıl dönümünde Romanya'da hatırlandı Haber

Gaspıralı’nın mirası, doğumunun 175. yıl dönümünde Romanya'da hatırlandı

"Doğumunun 175. Yıl Dönümünde İsmail Bey Gaspıralı ve Mirası" adlı panel, Romanya’daki Köstence Ovidius Üniversitesinde düzenlendi. İsmail Bey Gaspıralı'nın doğumunun 175. yıl dönümü anısına 28 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen panel; Romanya Türk-Müslüman Tatarları Demokrat Birliği (RTMTDB), Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Köstence Ovidius Üniversitesi Tarih ve Siyaset Bilimleri Fakültesinin yanı sıra Bükreş Üniversitesi Tarih Fakültesi ile Türk Çalışmaları Merkezi ile iş birliği içerisinde tertip edildi. İSMAİL BEY GASPIRALI, DOĞUMUNUN 175. YIL DÖNÜMÜNDE HATIRLANDI Panelde; Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Enver Aydoğan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zaynabidin Abdiraşidov, Bükreş Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Silvana Rachieru ve RTMTDB Bükreş Şubesi Başkanı Dr. Metin Ömer konuşmacı olarak yer aldı. Türkiye Cumhuriyeti Köstence Başkonsolusu Derya Dingiltepe, Köstence Ovidius Universitesi Tarih ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Daniel Citiriga, Romanya Müslümanları Müftüsü Murat Yusuf ve TİKA Romanya Koordinatörü Salih Yurç ise programda katılımcı olarak yer aldı. Panel kapsamında Gaspıralı'nın Romanya ve Türkiye üzerindeki etkisi ele alınırken Gaspıralı’nın eğitim alanında başlattığı reformlar ile basın aracılığıyla oluşturduğu iletişim ağının modern toplumun gelişimi üzerindeki etkileri kaydedildi. UDTTMR BAŞKANI GELİL ESERGHEP’TEN PANEL ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER Panelde UDTTMR Başkanı Gelil Eserghep şöyle konuştu: İsmail Bey Gaspıralı gibi bir şahsiyetin anısını yaşatmak, dünyanın dört bir yanındaki Tatarlar için bir görevdir. UDTTMR, milletimizin önemli şahsiyetlerinin ve kahramanlarının hatırasını canlı tutma misyonunu üstlenmekte ve Gaspıralı’nın doğumunun 175. yılını anan bu tür etkinlikleri desteklemektedir. Desteklerinden dolayı TİKA’ya ve davetimizi kabul ederek bu önemli etkinliğin bir parçası olan Köstence Ovidius Üniversitesi ile Bükreş Üniversitesine teşekkür ederiz; ayrıca bu etkinliğe bilimsel bir geçerlilik kazandırdıkları için de minnettarız. KALKAY, “KIRIM DERNEĞİ 70. YIL” KİTABINI DEKAN CİTİRİGA’YA ARMAĞAN ETTİ Öte yandan Kırım Vakfı Başkanı Kalkay, Dekan Citiriga’ya Türkiye’deki Kırım Tatar teşkilatlarını anlatan “Kuruluşunun 70. Yıl Dönümünde Kırım Derneği” adlı kitabını hediye etti. Aydoğan ise Dekan Citiriga’ya 2001 yılında düzenlenen Kırım Derneği Sempozyumu’nun bildirilerini içeren “İsmail Bey Gaspıralı” kitabını armağan etti.

"Kültür Mirası ve Dijital Dönüşüm" konferansı Türk dünyasından gençleri bir araya getirdi Haber

"Kültür Mirası ve Dijital Dönüşüm" konferansı Türk dünyasından gençleri bir araya getirdi

"Disiplinlerarası Perspektifle Kültür Mirası ve Dijital Dönüşüm" başlıklı konferans, Dünya Bilgi Platformu tarafından Azerbaycan şehitleri anısına düzenlendi. 26 Nisan 2026 tarihinde çevrim içi olarak tertip edilen programda Türk dünyasının dört bir yanından gençler bir araya geldi. Gençlerin meslekleri ve eğitim aldığı alanlar üzerine sunumlar yaptığı programın moderatörlüğünü Almanya Medine Derneği Azerbaycan Temsilcisi Anar Rzayev üstlendi. TÜRK DÜNYASINDAN GENÇLER MESLEKLERİNİ VE EĞİTİM ALDIĞI ALANLARI ANLATTI Kırım Haber Ajansı (QHA) Muhabiri ve Kırım Derneği Genel Merkez Yaşlıq Komisyonu Üyesi Zeynep Coşkunsakarya, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesinden Doğan Sarı ve Sakarya Üniversitesinden Ebru Ertaş, programa Türkiye’den katılan isimler oldu. Nahçıvan Öğretmenler Enstitüsünden Vügare Askerova ve Azerbaycan Devlet Pedagoji Ünviersitesinden Meleyke Kerimova, programın Azerbaycanlı konuşmacıları oldu. Taşkent Devlet Pedagoji Üniversitesinden Nasiba Abduzoirova, Taşkent Özbek Dili ve Edebiyatı Üniversitesinden Dilnoza Habibjonova ve Amerikan Mundus Artium Press Yayıncılık Şirketinden Kamola Abduganiyeva, programa Özbekistan’dan katılan isimler oldu. Konferansa, Kırgızistan’dan Cusup Balasagın Kırgız Millî Üniversitesinden Saykal Musabaeva ve Akılay Idırısova katılırken Türk dünyası haricinde ise Endonezya’dan Naufal Ubaidillah ve Tayland’dan ise Chawin Butdisuwan katılım gösterdi. İSMAİL BEY GASPIRALI, ŞEFİKA GASPIRALI VE TÜRK DÜNYASINDA MODERNLEŞME Coşkunsakarya; İsmail Bey Gaspıralı, Şefika Gaspıralı, “Tercüman” gazetesi ve usûl-i cedid eğitim hareketinden bahsetti. İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarına dikkat çeken Coşkunsakarya, Gaspıralı’nın Türk ve İslam dünyasında modernleşmenin temellerini attığını da belirtti. “Usûl-i cedid” hareketinin Türk ve İslam dünyası için bir maarif reformu olduğunu vurgulayan Coşkunsakarya, Şefika Gaspıralı’nın ise Türk kadın hareketinin öncülerinden biri olarak önemini dile getirdi. Ertaş, hadis ilmi ve İmam Buhari’den bahsederken Sarı ise genel Türk tarihini Ergenekon Destanı’ndan itibaren ele alarak Türklerin yalnızca savaşçı olmadığını, aynı zamanda farklı coğrafyalara uyum sağlama, devlet kurma ve gittikleri her yere kültürlerini ve kimliklerini taşıma özellikleri olduğunun altını çizdi. KONFERANSTA TÜRK EDEBİYATI DA KONUŞULDU Bununla birlikte Askerova, Azerbaycan tarihindeki önemli kadın şahsiyetleri anlatırken şair Hurşidbanu (Xurşidbanu) Navetan ve tarihçi Sara Aşurbeyli’nin Azerbaycan tarihindeki rolüne dikkat çekti. Kerimova ise şair Fuzûlî’den ve aruz ölçüsünün Azerbaycan edebiyatındaki yerinden bahsetti. Öte yandan Musabaeva, Kırgız edebiyatının Türk dünyası edebiyatı üzerindeki rolünü anlatırken Habibjonova ise şair Ali Şîr Nevâî’nin hayatı ve eserlerinden bahsetti. Habibjonova, Ali Şîr Nevâî’nin şiirleri ve temaları, Türk dünyasına kültürel katkıları, felsefî düşüncelerinin temel taşlarından ve bugünün Türk edebiyatına etkisini ele alırken Idırısova ise çeviri çalışmaları ile çevirinin yapay zekâ ile olan ilişkisini ve çevirinin geleceğini katılımcılara anlattı. Ayrıca Ubaidillah, Endonezya’nın kültüründen bahsederken Butdisuwan ise Tayland mutfağına dair incelikleri katılımcılarla paylaştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.