SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İsrail

QHA - Kırım Haber Ajansı - İsrail haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsrail haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye ve Azerbaycan’dan İsrail’in sözde “Ermeni Soykırımı” kararına tepki! Haber

Türkiye ve Azerbaycan’dan İsrail’in sözde “Ermeni Soykırımı” kararına tepki!

İsrail hükûmeti, 1915 olaylarına yönelik aldığı sözde “Ermeni Soykırımı” kararıyla büyük tepki çekti. İsrail hükûmeti tarafından alınan bu skandal kararın ardından Türkiye ve Azerbaycan dışişleri bakanlıklarından açıklamalar yapıldı. “İSRAİL HÜKÛMETİ, KENDİ SUÇLARINI ÖRTBAS ETMEYİ HEDEFLEMEKTEDİR” Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı tarafından 28 Haziran 2026 tarihinde yayımlanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Tüm dünyanın gözü önünde Filistin halkına yönelik sistematik zulüm uygulayan ve Uluslararası Adalet Divanı'nda Gazzelilere karşı soykırım işlemek suçundan yargılanmakta olan İsrail hükûmeti, 1915 olaylarıyla ilgili olarak kabul ettiği siyasi kararla kendi suçlarını örtbas etmeyi hedeflemektedir. Hukuki ve tarihî gerçekleri yok addeden bu kötü niyetli girişim, Uluslararası Ceza Mahkemesinde Filistinlilere karşı işlenen suçlarla bağlantılı olarak yürütülen soruşturma kapsamında haklarında tutuklama emri bulunan Netanyahu ve suç ortaklarının içinde bulunduğu sıkışmışlığı gözler önüne sermektedir. Öte yandan Bakanlık tarafından Türkiye’nin, İsrail'in bölgedeki genişlemeci ve istikrarsızlaştırıcı politikalarının son bulması ve Netanyahu hükûmetinin Filistin halkı başta olmak üzere sivillere karşı işlediği suçlardan dolayı hukuk önünde hesap vermesi için kararlılıkla çalışmaya devam edeceği vurgulandı. “KARMAŞIK TARİHÎ SÜREÇLERİN SİYASİ BİR KARARA İNDİRGENMESİ KABUL EDİLEMEZ” Bununla beraber Azerbaycan Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının resmî internet sayfası üzerinden yayımlanan açıklamada, İsrail hükûmetinin kararının ciddi endişe doğurduğu belirtildi. Bakanlığın açıklamasında, “1915 olaylarına dair tarihsel gerçeklerin çarpıtılması ve karmaşık tarihî süreçlerin hukuki ve bilimsel temelden yoksun, siyasi bir karara indirgenmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu tür kararlar, uzlaşma veya ortak anlayışın sağlanmasına katkıda bulunmamaktadır. Tam tersine bu kararlar, mevcut fikir ayrılıklarını derinleştirmekte ve bölgede kalıcı bir barışın ve istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamaktadır.” ifadelerine yer verilirken İsrail hükûmetine söz konusu kararın tekrar gözden geçirilmesi çağrısında bulunuldu. Ayrıca Azerbaycan’ın tarihsel gerçeklere ve uluslarararası hukukun ilkelerine olan bağlılığının vurgulandığı açıklamada, Azerbaycan’ın bölgede kalıcı barışın ve istikrarın sağlanması yönündeki kararlı tutumunun da altı çizildi.

Almanya’nın BMGK hezimeti: “İşin içinde Rusya mı var?" Haber

Almanya’nın BMGK hezimeti: “İşin içinde Rusya mı var?"

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) 2 yıl görev yapacak 5 geçici üyenin seçimi için kapalı oylama usulü seçim yapıldı. “Batı Avrupa ve Diğer Grup” kategorisinde yarışan Almanya, rakipleri Portekiz ve Avusturya’nın gerisinde kalarak konsey üyeliğine seçilemedi. Portekiz 134 ve Avusturya 131 alırken, Almanya 105 oy almayı başarabildi. Almanya'nın resmî yayın kuruluşu Deutsche Welle’de (DW) yer alan habere göre, BMGK geçici üye seçimlerinde tarihinde ilk kez başarısız olan Almanya’da iç kamuoyu tartışmaları alev aldı. Almanya’nın seçim öncesinde çok sayıda ülkeden destek sözü almasına rağmen beklediği oyu alamaması, ülke içinde popülaritesi gerileyen Başbakan Friedrich Merz’e karşı eleştirilerin daha da yükselmesine neden olduğu belirtildi. “RUSYA VE İSRAİL FAKTÖRÜ” Seçim mağlubiyetine yönelik yürütülen tartışmalarda öne çıkan başlıklar arasında ise Almanya’nın seçilmesi durumunda, Ukrayna-Rusya Savaşı'nı en önemli gündem olarak konseyde tutmayı planladığı bu nedenle BMGK’nın daimî üyesi Rusya’nın Almanya’ya karşı aktif lobicilik yaptığı iddiası yer alıyor. Bir diğer gerekçenin ise Berlin'in uluslararası hukuku savunma konusunda İsrail’e çifte standart uyguladığı iddiaları geliyor. Alman hükûmetinin koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Dış Politika Sözcüsü Adis Ahmetovic, mağlubiyeti değerlendirdiği konuşmasında, “Uluslararası hukuk, kurallara dayalı uluslararası düzenin temelidir ve herkes için eşit şekilde geçerli olmalıdır. Farklı standartlar izlenimi oluştuğunda güvenilirlik zarar görür.” ifadelerini kullandı.

Rusya ve İsrail cinsel şiddet suçu nedeniyle kara listede! Haber

Rusya ve İsrail cinsel şiddet suçu nedeniyle kara listede!

Dünya genelindeki çatışmalarda işlenen cinsel şiddet suçunu kayıt altına alan Birleşmiş Milletler (BM) raporunda ilk kez Rusya ve İsrail de yer aldı. The Associated Press’de (AP) yer alan habere göre İsrail'in BM temsilciliği tarafından paylaşılan ve 29 Mayıs’ta tamamının yayınlanması beklenen 35 sayfalık BM raporunda dünya genelinde cinsel şiddet suçu işleyen veya bundan sorumlu olduğu şüphelenilen çeşitli ülkelerdeki 77 hükûmet organı ve sivil toplum kuruluşu kara listeye alındı. Ukrayna’da bulunan işgalci Rus güçlerinin, Ukraynalı savaş esirlerine ve alıkoyduğu sivillere yönelik cinsel şiddet suçu işlediği tespit edildi. İsrail güçlerinin de Filistinli mahkûmlara yönelik cinsel şiddet suçu işlemesi nedeniyle kara listeye alındığı bildirildi. UKRAYNA RUSYA'NIN CİNSEL ŞİDDET VAKALARINI BELGELİYOR Ukrayna Dışişleri Bakanlığı “19 Haziran Çatışmalarda Cinsel Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Gün” kapsamında 2025 yılında yapmış olduğu açıklamada, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırıları sırasında 366 cinsel şiddet vakasının belgelendiğini duyurmuştu. Ukrayna Savunma Bakanlığı Başmüdürlüğü (HUR) tarafından ele geçirilen ve mart ayında yayımlanan telsiz kayıtlarında ise Rus komutanların, kesin olarak ölümle sonuçlanacak saldırılara katılmayı reddederek hayatını kurtarmaya çalışan askerlere yönelik tecavüz ve sakatlama emirleri verdiği duyulmuştu. SİSTEMATİK İNSAN HAKLARI İHLALİ Öte yandan çatışma ortamında cinsel şiddet, sivillerin, özellikle kadın ve çocukların korunmasını zorunlu kılan 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleri uyarınca yasaklandı. Ayrıca cinsel şiddet uluslararası hukukta savaş suçu olarak kabul ediliyor.

Trump yönetiminden kritik karar: Ukrayna’ya askeri yardım 2027 bütçesinden çıkarıldı Haber

Trump yönetiminden kritik karar: Ukrayna’ya askeri yardım 2027 bütçesinden çıkarıldı

Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) Donald Trump yönetimi, 2016’dan bu yana yürürlükte olan Ukrayna’ya Güvenlik Yardımı Programı (USAI) kapsamında Ukrayna’ya sağlanan askeri yardımı, 2027 mali yılı savunma bütçesi taslağına dahil etmedi. ABD Savunma Bakanlığının mali işlerinden sorumlu yetkilisi Jules Hurst, Senato Silahlı Hizmetler Komitesindeki oturumda, bütçede USAI için herhangi bir kaynak ayrılmadığını doğruladı. REKOR SAVUNMA HARCAMASI Taslak bütçede ABD’nin toplam savunma harcamalarının yaklaşık 1,5 trilyon dolar seviyesine ulaşması öngörülüyor. Bu rakamın mevcut seviyeye kıyasla yaklaşık yüzde 50 artış anlamına geldiği belirtiliyor. Bütçenin, yeni mali yılın başlayacağı 1 Ekim’e kadar Kongre tarafından karara bağlanması bekleniyor. ORTA DOĞU OPERASYONLARI MALİYETİ ARTIRDI ABD basınında yer alan haberlere göre, Vaşington yönetiminin İran’a karşı yürüttüğü askeri operasyonların maliyeti hızla yükseliyor. 28 Şubat’ta ABD ile İsrail tarafından başlatılan operasyon kapsamında milyarlarca dolarlık harcama yapıldığı, mühimmat stoklarının yenilenmesinin önemli bir mali yük oluşturduğu ifade ediliyor. Ayrıca ABD ordusunun en az 24 adet MQ-9 Reaper silahlı insansız hava aracını (SİHA) kaybettiği ve her birinin maliyetinin 30 milyon doların üzerinde olduğu kaydedildi. BÖLGEDE GERİLİM TIRMANIYOR Operasyonlarda Ali Hamaney dahil olmak üzere üst düzey İranlı isimlerin öldürüldüğü, askeri ve nükleer tesislerin hedef alındığı bildirildi. Buna karşılık İran, ABD üsleri ve müttefik altyapılarına saldırılar düzenlerken, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğini kısıtladı. Bu gelişmeler, küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında artışa yol açtı. UKRAYNA’DAN ENDİŞE MESAJI Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy, ABD’nin Orta Doğu’da uzun sürebilecek bir çatışmaya odaklanmasının Ukrayna’ya sağlanan desteği zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Zelenskıy, özellikle hava savunma sistemleri ve Patriot hava savunma sistemi füzeleri konusunda Ukrayna’nın zaten sınırlı destek aldığını belirtti. AVRUPA’DAN YENİ GİRİŞİM Bu gelişmelerin ardından Ukrayna, Finlandiya, İtalya, Norveç, İsveç ve Birleşik Krallık’ın savunma tedariki alanında ortak bir iş birliği mekanizması oluşturduğu bildirildi. Uzmanlar, ABD bütçesindeki olası değişikliklerin savaşın seyrini ve uluslararası destek dengelerini doğrudan etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

Erdoğan ve Putin’den telefon görüşmesi: Ukrayna-Rusya Savaşı gündemde Haber

Erdoğan ve Putin’den telefon görüşmesi: Ukrayna-Rusya Savaşı gündemde

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının resmî sosyal medya hesabı üzerinden 3 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan açıklamaya göre; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesi çerçevesinde Türkiye ve Rusya’nın ikili ilişkileri ile beraber bölgesel ve küresel konuları mercek altına aldı. Görüşme kapsamında, Rusya'nın Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını saldırılarla ve topyekûn işgal girişimiyle hedef alması da gündeme taşındı. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, GÖRÜŞMEDE UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI’NDAN BAHSETTİ Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın barışla neticelenmesi için Türkiye’nin arayışlarının sekteye uğratılmamasının öneminin altını çizdi. Türkiye’nin tüm taraflara gerilimi tırmandıracak adımlardan uzak durmalarını tavsiye ettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz’deki sivil gemilere gerçekleştirilen saldırıların istikrar ortamına zarar verdiğini, İran’daki savaşın Ukrayna-Rusya Savaşı’nda yeni çatışma alanları oluşturmaması gerektiğini de belirtti. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN ÇAĞRI YAPTI Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan; Türkiye’nin İran’a yönelik saldırıları onaylamadığını ve İran’ın bölge ülkelerine mukabelesini de tasvip etmediğini kaydederken İran’daki savaşın daha fazla kontrolden çıkmaması için tüm taraflarla barış ve istikrar odaklı temasların sürdüğünü dile getirdi. Ayrıca İsrail’deki Netanyahu hükûmetinin bölge genelindeki saldırgan politikalarının önünün alınması gerektiğini de belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs’ün statüsünün İsrail tarafından aşındırılmasına yönelik adımlarına müsaade edilemeyeceğini ifade etti. SURİYE’DE İSTİKRARI GÜÇLENDİRECEK HER ADIM, ORTAK MENFAATE HİZMET EDECEK Son olarak Suriye’deki son durumu yakından takip ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de istikrarı güçlendirecek her adımın Türkiye ve Rusya’nın ortak menfaatine hizmet ettiğini, buradaki kazanımların ise riske atılmamasının önemine vurgu yaptı.

STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi Haber

STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi

“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu tertip edildi. Anadolu Ajansı (AA) Muhbiri Turgut Alp Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumunda; Gazeteci, Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu, “Euro-Med Human Rights Monitor” Muhabiri ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu Ahmad Alnaouq, Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Gazeteciler Birliği Başkanı Catherine Fiankan – Bokonga, AA Kıdemli Foto Muhabiri ve Yayıncısı Mustafa Mohammed Albadri Hassouna ve Serbest Gazeteci Chris White konuştu. ALNAOUQ, İSRAİL-HAMAS SAVAŞI ÜZERİNE KONUŞTU 2019 yılına kadar Filistin’de yaşayan ve sonrasında Birleşik Krallık’a göç eden bir Filistinli olan Alnaouq, İsrail-Hamas Savaşı’nın Batı medyasında yansıtılma şekli üzerine konuştu. “Öncelikle evet, ben bir Filistinliyim, Gazzeliyim ama Filistinli ve Gazzeli olmayı ben seçmedim. Aynı zamanda bana zulmedenin kimliğini, ırkını ve dinini ben seçmedim. 1994 yılında hayata gözlerimi açtığımdan beri korku, zulüm, acı, işgal ve katil dışında hiçbir şey görmedim. Erkek kardeşimi 2014 yılında, annemi ise 2020 yılında kaybettim. Bana zulmedenin kimliğine dair hiçbir zaman söz hakkım olmadı. İsrail’in Gazze’yi işgal etmesine ben karar vermedim, Gazze’de yaşamaya da ben karar vermemiştim.” ifadelerini kullandı. Yalnızca 19 yaşımdayken gazeteci olduğunu belirten Alnaouq, gazeteci olma isteğinden değil, yalnızca gazeteci olmanın gerekliliğini ve aciliyetini hissettiği için gazetecilik yapmaya başladığını belirtti. Filistin medyasının ve Batı medyasının Filistin’de olanları nasıl aktardığına baktığını, Filistinlilerden nasıl bahsettiklerine ve Filistin mevzusunu nasıl kavradıklarına dikkat ettiğini kaydeden Alnaouq, “Filistinlileri insanlıklarından çıkarılması yalnızca 7 Ekim’de değil, çok daha öncesinde başladı. Bu işgalin, çatışmanın en başından beri Filistinliler hiçbir zaman insan sayılmadı ve hep zaptedildi. Sadece İsrailliler tarafından değil, aynı zamanda Filistinlileri gözden çıkaran ve yaşama hakkı olmayan insanlar olarak gören ana akım medya tarafından da bu yapıldı. Irkçılık ve Filistinlilere karşı olan nefretleri dolayısıyla profesyonellik dışında hareket etmeyi seçtiler.” dedi. "BİZİM MEVZUMUZ, UKRAYNALILAR OLARAK, BİR MİLLET OLARAK VAR OLMAKTIR" Medyada yer alan anlatılara bakıldığında genellikle barış müzakerelerini, Rusya tarafından yapılan açıklamaların, Rusya’nın barışı sağlamaya ve müzakereleri yürütmeye ne kadar gönüllü olduğunun görüldüğünü kaydeden Gaber, daha sonrasında ise insanların Odesa’da gecelerini sığınaklarda geçirdiğini belirtti. Bununla birlikte Gaber, “Büyük patlamalar gerçekleştiğinde ise söylemlerle gerçekler arasındaki farkı görüyorsunuz. Örnek vermek gerekirse benim kasabam, Şâhid ile Geran tipi silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve füzelerle bombardımana tutuldu. Askerî merkezler ve karar alma merkezlerinin ifadelerine karşın SİHA’lar; kadın doğum hastanelerini, kreşleri, okulları ve bütün sivil altyapıyı hedef aldı. En fazla acı çeken insanlara sığınaktayken şahit oluyorsunuz.” değerlendirmesini yaptı. Siviller, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve kendi başının çaresine bakamayan insanların saldırılardan etkilendiğini dile getiren Gaber, Rusya’nın veya herhangi bir ülkenin ne dediğiyle faaliyetleri arasındaki farkı görmenin önemine vurgu yaptı. Öte yandan “Ahmad’ın dediği gibi kimliğinizi, dilinizi ve komşularınızı hiçbir zaman seçemezsiniz. Bizim mevzumuz, Ukraynalılar olarak, bir millet olarak var olmaktır. Kendimize ait dilimizi konuşma hakkımız; Ukraince, Türkçe, Kırım Tatarca veya başka herhangi bir dil olabilir bu.” şeklinde konuşan Gaber, Ukraynalıların kendi ülkesinde, kendi kurallarına göre yaşamak istediğini belirterek “Burada bizim kültürümüz, kimliğimiz, ayrı bir devlet ve millet olarak varlığımız söz konusudur. Bakan Fidan bugün, bilginin gerçekliğin şekillendirilmesindeki rolünden bahsetmişti. Bugün anlatım, gerçeklikten de önemli bir hâle gelmektedir çünkü bilgi; karar almayı, bakış açısını, tepkileri ve sıklıkla da Ukrayna’yı desteklenip desteklenmemesini, gerilimin artırılması veya azaltılması yönündeki kararları etkilemektedir.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Rusya’nın topyekûn işgal girişiminde galip geleceğine, Ukrayna’nın ise kazanma şansı olmadığına yönelik söylemlerini gündeme taşıyan Gaber, Rusya’nın 2022 yılında başlayan Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde Kıyiv’in 3 gün içerisinde düşeceğine yönelik iddiaları hatırlattı. “O zamanlar Türkiye’deydim. Gazetecilerle ve uzmanlarla konuştum. ‘Burası Ukrayna, burası geçilmez.’ dediğimde bana deliymişim gibi baktılar. ‘Sen Ukraynalısın, duygusal düşünüyorsun.’ dediler. Bugün ise Ukrayna’nın topyekûn işgal girişiminin 5., Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılında işgalinin ise 12. yılındayız.” şeklinde konuşan Gaber, Ukrayna’nın direnişine dikkat çekti. “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, HİÇ OLMADIĞI KADAR POLİTİKLEŞMİŞ DURUMDADIR” BM’nin bilginin özgür bir şekilde aktarılmasını sağlamakla ve gazetecileri korumakla yükümlü olduğu ve gazetecilerin Ukrayna’da, Filistin’de ve Suriye’de hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, dezenformasyon ve algoritmalar çağında gerçeğin ve gazetecilerin nasıl korunabileceğine ilişkin Fiankan-Bokongo, “Cenevre’de muhabir olarak yıllar boyunca edindiğim deneyimlere dayanarak BM, BM kuruluşları ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından bir araya getirilen kararların, sözleşmelerin ve ayrıcalıkların tamamıyla ihlal edildiğini gördük. Bugün, şaşırtıcı bir şekilde BM sisteminin gazetecilerin en büyük düşmanı hâline geldiğini görüyoruz çünkü birçok farklı fikri ve görüşü aktarmaya çalışan gazeteciler, aslında BM’nin ilk siyasi hedefini ihlal etmektedirler çünkü BM, hiç olmadığı kadar politikeşmiş durumdadır.” dedi. FOTO MUHABİRLERİ, ÇEKTİKLERİ FOTOĞRAFLARIN BEDELİNİ HAYATLARIYLA ÖDÜYOR Bununla birlikte Hassouna, modern çağda foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafların, medyatik anlatıları desteklediğini bildirerek fotoğraf karelerinin büyük bir meydan okuma ve savaş zamanında gerçekleri topluma ulaştırmanın yolu olduğunu dile getirdi. "Uluslararası Ceza Mahkemesi, benim ve bazı arkadaşların çektiği fotoğrafları, işlenen suçlara görsel delil olarak kullandı ve böylece fotoğraflar, sözlü anlatıların önemli bir parçası olmuş oldu." ifadelerini kullanan Hassouna, fotoğraf çekmenin zorluğundan bahsederek foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafların bedelini hayatlarıyla ödediğini ve 260'ı aşkın gazetecinin bu nedenle hayatını kaybettiğini belirtti. Ayrıca, basının tarihine kısaca değinen White ise yapay zekânın yararlı olduğunu fakat haberciliği kötü etkileyebildiğinden bahsederek yapay zekâya sorulan soruların yanlış cevaplanabildiğini ve insanların bunu doğru kabul ettiğini dile getirdi.

MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek Haber

MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ikinci gününde “İletişimde Yeni Paradigma: Bilgi, Güç ve Anlatı” oturumu tertip edildi. Oturumda, Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kalın konuştu. KALIN, UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI'NI GÜNDEME TAŞIDI Kalın, oturumda güncel durumu değerlendirdi. Pandemiden bu yana dünyanın birçok kritik eşiklerden, krizlerden ve kırılmalardan geçtiğini dile getiren Kalın, 2022 yılında başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın beşinci yılına girdiğini belirterek “Savaşın nasıl biteceğine dair henüz maalesef netleşen bir tablo önümüzde yer almıyor.” ifadelerini kullandı. 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan İsrail-Hamas Savaşı’nın etkilerinin ise bugün hâlâ devam ettiğini kaydeden Kalın, ”8 Aralık 2024 gününde Suriye’de gerçekleşen Suriye Devrimi’nin etkilerini de tüm bölgemizde hissetmeye devam ediyoruz. Geçen sene haziran ayında yaşanan 12 günlük İsrail-İran Savaşı, şu anda içinde bulunduğumuz savaşın fiilî şartlarını da test eden, ortaya çıkartan bir niteliğe sahip idi.” dedi. İSRAİL-İRAN SAVAŞI'NIN SONA ERDİRİLMESİ İÇİN TÜRKİYE’NİN ÇABALARI DEVAM EDİYOR Bugün ise 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki savaşın bir aydır devam ettiğini kaydeden Kalın, “Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Dışişleri Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik. Her seferinde öngörülemezlik, kırılganlık, gücün keyfî kullanımı üzerine dayalı bir dünya sisteminin ancak yeni krizler ve savaşlar üreteceğini ifade ederek bu tür çatışmaların ve yıkımların yaşanmaması için yoğun bir çaba sarf ettik.” şeklinde konuştu. Bugün, bu savaşın ortasında ve yaklaşık bir aylık süre içerisinde hem bu savaşın sonra erdirilmesi hem de Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması için yoğun bir çaba gösterildiğini belirten Kalın, bu çabaların aralıksız devam ettiğini vurguladı. Kalın, bugün itibarıyla da söz konusu savaşın bütün bölgeye yayılmaması, daha yıkıcı hâle gelmemesi ve geleceğe dönük olarak da kalıcı hasara sebep olmaması için çabaların yoğunlaştırıldığını dile getirerek “Fakat maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi, şu anda fiilî bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor. Tüm çabamız, öncelikle bu savaşın bir an önce sona ermesi olacaktır.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRKİYE OLARAK HİÇBİR ZAMAN FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIYAN TARAF OLMADIK” Söz konusu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesinin sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil, bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu aslî unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılması olduğuna dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi: Bunlara karşı Türkiye olarak sonuna kadar teyakkuz hâlinde mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim. Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız. Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız. Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle, kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz. Biz, dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Türkiye olarak bu istikametten ayrılmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından bir zemininin olmadığını dile getiren Kalın, bu savaşı başlatanların sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgede birtakım oldubittilerle; Lübnan’da, Suriye’de, Filistin topraklarında ve başka yerlerde fiilî durumlar yaratarak yeni imha, ilhak ve işgal politikaları peşinde olduğunu belirtti. Kalın özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin 1974 yılında Golan Tepeleri’nde yaşanan gelişmelere benzer fiilî bir durum yaratıp bunun bir imha, ilhak ve işgal politikasına dönüştürme girişimi olduğunu kaydetti. Türkiye’nin bunu önlemek için çabalarını yoğunlaştırdığını belirten Kalın, “Türkiye olarak sadece Lübnan’da değil, Filistin topraklarında da bir oldubitti ile Filistinlilerin temel haklarının ellerinden alınmasını, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan ihlallerin görmezden gelinmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum.” dedi. KALIN, BÖLGESEL SAVAŞIN VE KÜRESEL KRİZİN ÖNLENMESİ ÇAĞRISINI YAPTI Bugün savaşın İran’ın ötesinde, bütün Körfez bölgesine yayıldığını kaydeden Kalın, “Elbette İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa Körfez bölgelerine yapılan saldırıların da amaca hizmet etmediğini ifade etmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu. Kalın, Türkiye’nin Körfez’deki dost ve kardeş ülkeler ile yaptığı tüm görüşmelerde ve istişarelerden yola çıkarak bu savaşın bir an önce sona ermesi için, bölgenin kendi dinamiklerini esas alan bir perspektifle hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bununla birlikte Kalın, “Elbette İran’ın Körfez ülkelerine yaptığı saldırılar kabul edilemezdir ama bu savaşı başlatan ana aktörün kim olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Bunun için de İsrail üzerindeki baskının artırılması, savaşı başlatan aktör üzerinde yoğunlaşılarak bu savaşın bir bölgesel savaşa ve küresel krize dönüşmesini önlemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı. KALIN, SÖYLEME VE EYLEME HÂKİM OLAN KAVRAMLARA DİKKAT ÇEKTİ Kalın, anlatı meselesine de dikkat çekerek “Postmodernizmin büyük anlatılar çağının sona erdiğini ilan etmesinin üzerinden yaklaşık yarım asır geçti. Bize 1970’li yıllardan itibaren postmodernist düşünürler, ‘Akıl gibi, bilim gibi, aydınlanma gibi, ilerleme gibi, din gibi, toplum gibi büyük anlatıların dönemi geçti. Artık mikro tarihler var; kimlik gibi, cinsiyet gibi, etnik kimlikler gibi, sosyal sınıflar gibi daha mikro ilişkiler ve tarihler üzerinden insanlığın akışı devam edecek.’ tezini ileri sürdüler.” dedi. Buna karşın Kalın; akıl, aydınlanma, bilim gibi büyük anlatıların yerine neyin konulduğuna bakıldığında postmodernistlerin iddia yahut tahminlerinin tersine yeni bir anlatıdan ziyade, tüketime dayalı kapitalist üretim biçimlerinin ve teşhir kültürünün söyleme ve eyleme hâkim olduğunun görüldüğünü belirtti. Öte yandan Kalın, postmodernizmle birlikte tedavüle sokulan kavramlara bakıldığında hakikatin inkârı, bilginin araçsallaştırılması, gerçekliğin sanal hâle getirilmesi, varlığın artık eğilen, bükülen ve biçilen bir meta hâline gelmesi, etik ve epistemik rölativizm, izafiyetçilik, görecelilik, bilginin anlamsızlaşması, siyasetin nihilistleşmesi, anlamını yitirmesi, hiperrealite ve simülatra gibi kavramların kullanılmasıyla birlikte bir kargaşa dönemine girildiğini kaydederek “Bütün bunlar; dünyayı daha rasyonel, daha özgür, daha adil kılmadı. Tam tersine; irrasyonel, özgürlük karşıtı, daha karanlık güçlerin öne çıktığı, âdetâ Freud’un bilinçaltı tahminlerini haklı çıkartan bir karanlık döneme girdik. Öyle bir noktaya geldik ki bazıları, bunlara ‘karanlık aydınlanma’ diyorlar.” dedi. Ayrıca iletişimin anlam inşa etme, istikamet çizme ve bir yön bulma çabası olma özelliğine ve hikâye anlatımının önemine dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi: Türkiye olarak biz bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikâyeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Temel çabamız, gayretimiz; hikâyemizi evrensel bir dille anlatmak ama hikâyemizin sadece şu grubun, bu hizdin, bu bölgenin, bu şehrin değil; bütün coğrafyamızın, insanlığın da bir hikâyesi olduğunu fark ederek, kavrayarak, bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır. Bu yüzden de biz, hikâyemizi inşa edeceğiz, anlatacağız, paylaşacağız ki başkalarının hikâyeleriyle bizim hikâyemiz de zenginleşsin.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.