SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İsrail

QHA - Kırım Haber Ajansı - İsrail haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İsrail haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Erdoğan ve Putin’den telefon görüşmesi: Ukrayna-Rusya Savaşı gündemde Haber

Erdoğan ve Putin’den telefon görüşmesi: Ukrayna-Rusya Savaşı gündemde

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının resmî sosyal medya hesabı üzerinden 3 Nisan 2026 tarihinde yayımlanan açıklamaya göre; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, gerçekleştirdikleri telefon görüşmesi çerçevesinde Türkiye ve Rusya’nın ikili ilişkileri ile beraber bölgesel ve küresel konuları mercek altına aldı. Görüşme kapsamında, Rusya'nın Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını saldırılarla ve topyekûn işgal girişimiyle hedef alması da gündeme taşındı. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, GÖRÜŞMEDE UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI’NDAN BAHSETTİ Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın barışla neticelenmesi için Türkiye’nin arayışlarının sekteye uğratılmamasının öneminin altını çizdi. Türkiye’nin tüm taraflara gerilimi tırmandıracak adımlardan uzak durmalarını tavsiye ettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz’deki sivil gemilere gerçekleştirilen saldırıların istikrar ortamına zarar verdiğini, İran’daki savaşın Ukrayna-Rusya Savaşı’nda yeni çatışma alanları oluşturmaması gerektiğini de belirtti. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN ÇAĞRI YAPTI Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan; Türkiye’nin İran’a yönelik saldırıları onaylamadığını ve İran’ın bölge ülkelerine mukabelesini de tasvip etmediğini kaydederken İran’daki savaşın daha fazla kontrolden çıkmaması için tüm taraflarla barış ve istikrar odaklı temasların sürdüğünü dile getirdi. Ayrıca İsrail’deki Netanyahu hükûmetinin bölge genelindeki saldırgan politikalarının önünün alınması gerektiğini de belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs’ün statüsünün İsrail tarafından aşındırılmasına yönelik adımlarına müsaade edilemeyeceğini ifade etti. SURİYE’DE İSTİKRARI GÜÇLENDİRECEK HER ADIM, ORTAK MENFAATE HİZMET EDECEK Son olarak Suriye’deki son durumu yakından takip ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de istikrarı güçlendirecek her adımın Türkiye ve Rusya’nın ortak menfaatine hizmet ettiğini, buradaki kazanımların ise riske atılmamasının önemine vurgu yaptı.

STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi Haber

STRATCOM 2026’da “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu düzenlendi

“Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı” temasıyla düzenlenen STRATCOM Zirvesi’nin ikinci gününde “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumu tertip edildi. Anadolu Ajansı (AA) Muhbiri Turgut Alp Boyraz’ın moderatörlüğünde gerçekleşen “Anlatıyı Taşıyanlar: Gerçeğin Sahadaki Mücadelesi” oturumunda; Gazeteci, Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu, “Euro-Med Human Rights Monitor” Muhabiri ve Uluslararası İnsan Hakları Savunucusu Ahmad Alnaouq, Atlantik Konseyi Kıdemli Araştırmacısı Yevgeniya Gaber, Birleşmiş Milletler (BM) Cenevre Ofisi Gazeteciler Birliği Başkanı Catherine Fiankan – Bokonga, AA Kıdemli Foto Muhabiri ve Yayıncısı Mustafa Mohammed Albadri Hassouna ve Serbest Gazeteci Chris White konuştu. ALNAOUQ, İSRAİL-HAMAS SAVAŞI ÜZERİNE KONUŞTU 2019 yılına kadar Filistin’de yaşayan ve sonrasında Birleşik Krallık’a göç eden bir Filistinli olan Alnaouq, İsrail-Hamas Savaşı’nın Batı medyasında yansıtılma şekli üzerine konuştu. “Öncelikle evet, ben bir Filistinliyim, Gazzeliyim ama Filistinli ve Gazzeli olmayı ben seçmedim. Aynı zamanda bana zulmedenin kimliğini, ırkını ve dinini ben seçmedim. 1994 yılında hayata gözlerimi açtığımdan beri korku, zulüm, acı, işgal ve katil dışında hiçbir şey görmedim. Erkek kardeşimi 2014 yılında, annemi ise 2020 yılında kaybettim. Bana zulmedenin kimliğine dair hiçbir zaman söz hakkım olmadı. İsrail’in Gazze’yi işgal etmesine ben karar vermedim, Gazze’de yaşamaya da ben karar vermemiştim.” ifadelerini kullandı. Yalnızca 19 yaşımdayken gazeteci olduğunu belirten Alnaouq, gazeteci olma isteğinden değil, yalnızca gazeteci olmanın gerekliliğini ve aciliyetini hissettiği için gazetecilik yapmaya başladığını belirtti. Filistin medyasının ve Batı medyasının Filistin’de olanları nasıl aktardığına baktığını, Filistinlilerden nasıl bahsettiklerine ve Filistin mevzusunu nasıl kavradıklarına dikkat ettiğini kaydeden Alnaouq, “Filistinlileri insanlıklarından çıkarılması yalnızca 7 Ekim’de değil, çok daha öncesinde başladı. Bu işgalin, çatışmanın en başından beri Filistinliler hiçbir zaman insan sayılmadı ve hep zaptedildi. Sadece İsrailliler tarafından değil, aynı zamanda Filistinlileri gözden çıkaran ve yaşama hakkı olmayan insanlar olarak gören ana akım medya tarafından da bu yapıldı. Irkçılık ve Filistinlilere karşı olan nefretleri dolayısıyla profesyonellik dışında hareket etmeyi seçtiler.” dedi. "BİZİM MEVZUMUZ, UKRAYNALILAR OLARAK, BİR MİLLET OLARAK VAR OLMAKTIR" Medyada yer alan anlatılara bakıldığında genellikle barış müzakerelerini, Rusya tarafından yapılan açıklamaların, Rusya’nın barışı sağlamaya ve müzakereleri yürütmeye ne kadar gönüllü olduğunun görüldüğünü kaydeden Gaber, daha sonrasında ise insanların Odesa’da gecelerini sığınaklarda geçirdiğini belirtti. Bununla birlikte Gaber, “Büyük patlamalar gerçekleştiğinde ise söylemlerle gerçekler arasındaki farkı görüyorsunuz. Örnek vermek gerekirse benim kasabam, Şâhid ile Geran tipi silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve füzelerle bombardımana tutuldu. Askerî merkezler ve karar alma merkezlerinin ifadelerine karşın SİHA’lar; kadın doğum hastanelerini, kreşleri, okulları ve bütün sivil altyapıyı hedef aldı. En fazla acı çeken insanlara sığınaktayken şahit oluyorsunuz.” değerlendirmesini yaptı. Siviller, kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ve kendi başının çaresine bakamayan insanların saldırılardan etkilendiğini dile getiren Gaber, Rusya’nın veya herhangi bir ülkenin ne dediğiyle faaliyetleri arasındaki farkı görmenin önemine vurgu yaptı. Öte yandan “Ahmad’ın dediği gibi kimliğinizi, dilinizi ve komşularınızı hiçbir zaman seçemezsiniz. Bizim mevzumuz, Ukraynalılar olarak, bir millet olarak var olmaktır. Kendimize ait dilimizi konuşma hakkımız; Ukraince, Türkçe, Kırım Tatarca veya başka herhangi bir dil olabilir bu.” şeklinde konuşan Gaber, Ukraynalıların kendi ülkesinde, kendi kurallarına göre yaşamak istediğini belirterek “Burada bizim kültürümüz, kimliğimiz, ayrı bir devlet ve millet olarak varlığımız söz konusudur. Bakan Fidan bugün, bilginin gerçekliğin şekillendirilmesindeki rolünden bahsetmişti. Bugün anlatım, gerçeklikten de önemli bir hâle gelmektedir çünkü bilgi; karar almayı, bakış açısını, tepkileri ve sıklıkla da Ukrayna’yı desteklenip desteklenmemesini, gerilimin artırılması veya azaltılması yönündeki kararları etkilemektedir.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Rusya’nın topyekûn işgal girişiminde galip geleceğine, Ukrayna’nın ise kazanma şansı olmadığına yönelik söylemlerini gündeme taşıyan Gaber, Rusya’nın 2022 yılında başlayan Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde Kıyiv’in 3 gün içerisinde düşeceğine yönelik iddiaları hatırlattı. “O zamanlar Türkiye’deydim. Gazetecilerle ve uzmanlarla konuştum. ‘Burası Ukrayna, burası geçilmez.’ dediğimde bana deliymişim gibi baktılar. ‘Sen Ukraynalısın, duygusal düşünüyorsun.’ dediler. Bugün ise Ukrayna’nın topyekûn işgal girişiminin 5., Kırım’ın Rusya tarafından 2014 yılında işgalinin ise 12. yılındayız.” şeklinde konuşan Gaber, Ukrayna’nın direnişine dikkat çekti. “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, HİÇ OLMADIĞI KADAR POLİTİKLEŞMİŞ DURUMDADIR” BM’nin bilginin özgür bir şekilde aktarılmasını sağlamakla ve gazetecileri korumakla yükümlü olduğu ve gazetecilerin Ukrayna’da, Filistin’de ve Suriye’de hayatını kaybettiği göz önüne alındığında, dezenformasyon ve algoritmalar çağında gerçeğin ve gazetecilerin nasıl korunabileceğine ilişkin Fiankan-Bokongo, “Cenevre’de muhabir olarak yıllar boyunca edindiğim deneyimlere dayanarak BM, BM kuruluşları ile Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO) tarafından bir araya getirilen kararların, sözleşmelerin ve ayrıcalıkların tamamıyla ihlal edildiğini gördük. Bugün, şaşırtıcı bir şekilde BM sisteminin gazetecilerin en büyük düşmanı hâline geldiğini görüyoruz çünkü birçok farklı fikri ve görüşü aktarmaya çalışan gazeteciler, aslında BM’nin ilk siyasi hedefini ihlal etmektedirler çünkü BM, hiç olmadığı kadar politikeşmiş durumdadır.” dedi. FOTO MUHABİRLERİ, ÇEKTİKLERİ FOTOĞRAFLARIN BEDELİNİ HAYATLARIYLA ÖDÜYOR Bununla birlikte Hassouna, modern çağda foto muhabirlerinin çektiği fotoğrafların, medyatik anlatıları desteklediğini bildirerek fotoğraf karelerinin büyük bir meydan okuma ve savaş zamanında gerçekleri topluma ulaştırmanın yolu olduğunu dile getirdi. "Uluslararası Ceza Mahkemesi, benim ve bazı arkadaşların çektiği fotoğrafları, işlenen suçlara görsel delil olarak kullandı ve böylece fotoğraflar, sözlü anlatıların önemli bir parçası olmuş oldu." ifadelerini kullanan Hassouna, fotoğraf çekmenin zorluğundan bahsederek foto muhabirlerinin çektikleri fotoğrafların bedelini hayatlarıyla ödediğini ve 260'ı aşkın gazetecinin bu nedenle hayatını kaybettiğini belirtti. Ayrıca, basının tarihine kısaca değinen White ise yapay zekânın yararlı olduğunu fakat haberciliği kötü etkileyebildiğinden bahsederek yapay zekâya sorulan soruların yanlış cevaplanabildiğini ve insanların bunu doğru kabul ettiğini dile getirdi.

MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek Haber

MİT Başkanı Kalın: Türkiye, hakikat ve adalet temelli hikâyesini anlatmaya devam edecek

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" temasıyla bu yıl beşinci kez düzenlenen Uluslararası Stratejik İletişim Zirvesi'nin (STRATCOM 2026) ikinci gününde “İletişimde Yeni Paradigma: Bilgi, Güç ve Anlatı” oturumu tertip edildi. Oturumda, Türkiye Cumhuriyeti Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kalın konuştu. KALIN, UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI'NI GÜNDEME TAŞIDI Kalın, oturumda güncel durumu değerlendirdi. Pandemiden bu yana dünyanın birçok kritik eşiklerden, krizlerden ve kırılmalardan geçtiğini dile getiren Kalın, 2022 yılında başlayan Ukrayna-Rusya Savaşı’nın beşinci yılına girdiğini belirterek “Savaşın nasıl biteceğine dair henüz maalesef netleşen bir tablo önümüzde yer almıyor.” ifadelerini kullandı. 7 Ekim 2023 tarihinde başlayan İsrail-Hamas Savaşı’nın etkilerinin ise bugün hâlâ devam ettiğini kaydeden Kalın, ”8 Aralık 2024 gününde Suriye’de gerçekleşen Suriye Devrimi’nin etkilerini de tüm bölgemizde hissetmeye devam ediyoruz. Geçen sene haziran ayında yaşanan 12 günlük İsrail-İran Savaşı, şu anda içinde bulunduğumuz savaşın fiilî şartlarını da test eden, ortaya çıkartan bir niteliğe sahip idi.” dedi. İSRAİL-İRAN SAVAŞI'NIN SONA ERDİRİLMESİ İÇİN TÜRKİYE’NİN ÇABALARI DEVAM EDİYOR Bugün ise 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki savaşın bir aydır devam ettiğini kaydeden Kalın, “Bu savaşı önlemek, ilk planda ortaya çıkmasını engellemek için Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, Dışişleri Bakanımız, Millî Savunma Bakanımız, bizler, İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili tüm arkadaşlarımızla çok yoğun bir çaba sarf ettik. Her seferinde öngörülemezlik, kırılganlık, gücün keyfî kullanımı üzerine dayalı bir dünya sisteminin ancak yeni krizler ve savaşlar üreteceğini ifade ederek bu tür çatışmaların ve yıkımların yaşanmaması için yoğun bir çaba sarf ettik.” şeklinde konuştu. Bugün, bu savaşın ortasında ve yaklaşık bir aylık süre içerisinde hem bu savaşın sonra erdirilmesi hem de Türkiye’nin bu savaşın dışında tutulması için yoğun bir çaba gösterildiğini belirten Kalın, bu çabaların aralıksız devam ettiğini vurguladı. Kalın, bugün itibarıyla da söz konusu savaşın bütün bölgeye yayılmaması, daha yıkıcı hâle gelmemesi ve geleceğe dönük olarak da kalıcı hasara sebep olmaması için çabaların yoğunlaştırıldığını dile getirerek “Fakat maalesef İsrail’in başlattığı bu bölgesel savaşın giderek bir küresel krize dönüşmesi ve Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 8 milyarın bedelini ödediği bir savaşa dönüşmesi, şu anda fiilî bir gerçeklik olmaya doğru hızla ilerliyor. Tüm çabamız, öncelikle bu savaşın bir an önce sona ermesi olacaktır.” değerlendirmesini yaptı. “TÜRKİYE OLARAK HİÇBİR ZAMAN FİTNE ATEŞİNE ODUN TAŞIYAN TARAF OLMADIK” Söz konusu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesinin sadece İran’ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil, bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu aslî unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılması olduğuna dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi: Bunlara karşı Türkiye olarak sonuna kadar teyakkuz hâlinde mücadele edeceğimizi ifade etmek isterim. Biz Türkiye olarak hiçbir zaman fitne ateşine odun taşıyan taraf olmadık, olmayacağız. Gerekirse ateş topunu elimize alacağız, göğsümüzde soğutacağız ama onu hiçbir zaman fitne ateşine atmayacağız. Fitne ateşini yaymaya çalışanlara karşı da kendi dinamiklerimizle, değerlerimizle, liderliğimizle, kendi önceliklerimizle karşı durmaya devam edeceğiz. Biz, dostun ve düşmanın kim olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Türkiye olarak bu istikametten ayrılmayacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum. İran’a yönelik savaşın uluslararası hukuk açısından bir zemininin olmadığını dile getiren Kalın, bu savaşı başlatanların sadece İran’la sınırlı kalmayıp bölgede birtakım oldubittilerle; Lübnan’da, Suriye’de, Filistin topraklarında ve başka yerlerde fiilî durumlar yaratarak yeni imha, ilhak ve işgal politikaları peşinde olduğunu belirtti. Kalın özellikle Lübnan’da son günlerde yaşanan gelişmelerin 1974 yılında Golan Tepeleri’nde yaşanan gelişmelere benzer fiilî bir durum yaratıp bunun bir imha, ilhak ve işgal politikasına dönüştürme girişimi olduğunu kaydetti. Türkiye’nin bunu önlemek için çabalarını yoğunlaştırdığını belirten Kalın, “Türkiye olarak sadece Lübnan’da değil, Filistin topraklarında da bir oldubitti ile Filistinlilerin temel haklarının ellerinden alınmasını, Gazze ve Batı Şeria’da yaşanan ihlallerin görmezden gelinmesine müsaade etmeyeceğimizi ifade etmek istiyorum.” dedi. KALIN, BÖLGESEL SAVAŞIN VE KÜRESEL KRİZİN ÖNLENMESİ ÇAĞRISINI YAPTI Bugün savaşın İran’ın ötesinde, bütün Körfez bölgesine yayıldığını kaydeden Kalın, “Elbette İran’a yapılan saldırılar ne kadar yanlışsa Körfez bölgelerine yapılan saldırıların da amaca hizmet etmediğini ifade etmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu. Kalın, Türkiye’nin Körfez’deki dost ve kardeş ülkeler ile yaptığı tüm görüşmelerde ve istişarelerden yola çıkarak bu savaşın bir an önce sona ermesi için, bölgenin kendi dinamiklerini esas alan bir perspektifle hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Bununla birlikte Kalın, “Elbette İran’ın Körfez ülkelerine yaptığı saldırılar kabul edilemezdir ama bu savaşı başlatan ana aktörün kim olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Bunun için de İsrail üzerindeki baskının artırılması, savaşı başlatan aktör üzerinde yoğunlaşılarak bu savaşın bir bölgesel savaşa ve küresel krize dönüşmesini önlemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor.” değerlendirmesini yaptı. KALIN, SÖYLEME VE EYLEME HÂKİM OLAN KAVRAMLARA DİKKAT ÇEKTİ Kalın, anlatı meselesine de dikkat çekerek “Postmodernizmin büyük anlatılar çağının sona erdiğini ilan etmesinin üzerinden yaklaşık yarım asır geçti. Bize 1970’li yıllardan itibaren postmodernist düşünürler, ‘Akıl gibi, bilim gibi, aydınlanma gibi, ilerleme gibi, din gibi, toplum gibi büyük anlatıların dönemi geçti. Artık mikro tarihler var; kimlik gibi, cinsiyet gibi, etnik kimlikler gibi, sosyal sınıflar gibi daha mikro ilişkiler ve tarihler üzerinden insanlığın akışı devam edecek.’ tezini ileri sürdüler.” dedi. Buna karşın Kalın; akıl, aydınlanma, bilim gibi büyük anlatıların yerine neyin konulduğuna bakıldığında postmodernistlerin iddia yahut tahminlerinin tersine yeni bir anlatıdan ziyade, tüketime dayalı kapitalist üretim biçimlerinin ve teşhir kültürünün söyleme ve eyleme hâkim olduğunun görüldüğünü belirtti. Öte yandan Kalın, postmodernizmle birlikte tedavüle sokulan kavramlara bakıldığında hakikatin inkârı, bilginin araçsallaştırılması, gerçekliğin sanal hâle getirilmesi, varlığın artık eğilen, bükülen ve biçilen bir meta hâline gelmesi, etik ve epistemik rölativizm, izafiyetçilik, görecelilik, bilginin anlamsızlaşması, siyasetin nihilistleşmesi, anlamını yitirmesi, hiperrealite ve simülatra gibi kavramların kullanılmasıyla birlikte bir kargaşa dönemine girildiğini kaydederek “Bütün bunlar; dünyayı daha rasyonel, daha özgür, daha adil kılmadı. Tam tersine; irrasyonel, özgürlük karşıtı, daha karanlık güçlerin öne çıktığı, âdetâ Freud’un bilinçaltı tahminlerini haklı çıkartan bir karanlık döneme girdik. Öyle bir noktaya geldik ki bazıları, bunlara ‘karanlık aydınlanma’ diyorlar.” dedi. Ayrıca iletişimin anlam inşa etme, istikamet çizme ve bir yön bulma çabası olma özelliğine ve hikâye anlatımının önemine dikkat çeken Kalın, şu ifadelere yer verdi: Türkiye olarak biz bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikâyeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Temel çabamız, gayretimiz; hikâyemizi evrensel bir dille anlatmak ama hikâyemizin sadece şu grubun, bu hizdin, bu bölgenin, bu şehrin değil; bütün coğrafyamızın, insanlığın da bir hikâyesi olduğunu fark ederek, kavrayarak, bize kulak vermeye gönlü olan, aklı olan, kulağı olan herkesle paylaşmak olacaktır. Bu yüzden de biz, hikâyemizi inşa edeceğiz, anlatacağız, paylaşacağız ki başkalarının hikâyeleriyle bizim hikâyemiz de zenginleşsin.

Ateşkesten sonra ilk esir takası: Hamas, İsrailli esirleri serbest bırakıyor Haber

Ateşkesten sonra ilk esir takası: Hamas, İsrailli esirleri serbest bırakıyor

Mısır, Katar ve Türkiye'nin arabuluculuğunda İsrail ile Hamas arasında gerçekleşen ateşkes ve esir takası anlaşmasının ardından her iki tarafın da 13 Ekim 2025 tarihi itibarıyla esirleri serbest bırakması bekleniyor. ABD Başkan Yardımcısı James David Vance, ABC'de This Week adlı programda yaptığı açıklamda Gazze'de tutulan 20 İsrailli esirin 24 saat içinde serbest bırakılmasının beklendiğini söylemişti. "Orta Doğu'da gerçek bir barışın eşiğindeyiz" diyen JD Vance, Gazze'de yürürlüğe giren "barış konusundaki çabaları" nedeniyle ABD'nin diplomatlarıyla gurur duyması gereltiğini belirtmişti. YEDİ İSRAİLLİ ULUSLARARASI KIZILHAÇ KOMİTESİNE TESLİM EDİLDİ Bugün itibarıyla Hamas, serbest bırakılacak 20 İsrailli esirden yedisini Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) heyetine teslim etti. İsrail devlet televizyonu KAN'a göre serbest bırakılan 7 esirin ismi ise "Matan Angrest, Alon Ohel, Guy Gilboa-Dalal, Gali Berman, Ziv Berman, Eitan Mor ve Omri Miran" şeklinde açıklandı. İsrail ordusu ve İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet (Şabak) yetkililerinin Kızılhaç heyeti ile bir araya geldiği ve esirlerin sağlık kontrolünden geçirileceği aktarıldı. Filistin Esirler Medya Ofisi ise İsrail'in ateşkes kapsamında salıvereceği müebbet hapis cezasına çarptırılan 250 Filistinli ile Ekim 2023'ten bu yana Gazze'den alıkoyduğu bin 718 Filistinlinin isim listesini yayınladı. İSRAİL, ESİR AİLELERİNİN ÜRDÜN'E ULAŞMASINI ENGELLİYOR Öte yandan Filistin Esirler Cemiyeti Başkanı Abdullah ez-Zeğari, Anadolu Ajansına (AA) yaptığı açıklamada, esir takası kapsamında serbest bırakılması planlanan Filistinli tutukluların ailelerinin Ürdün'e gitmeye çalıştığını ifade etti. Zeğari İsrail'in ailelerin serbest bırakıldıktan sonra esirlerle görüşeceği Ürdün'e ulaşmasını ve seyahatini engellediğini bildirdi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes plananının ilk aşamasının onaylandığını duyurmuştu. Trump, 8 Ekim 2025 tarihli açıklamasında anlaşma kapsamında esirlerin serbest bırakılacağını belirtmişti.

İsrail ateşkese "evet" dedi: Esirler ne zaman serbest bırakılacak? Haber

İsrail ateşkese "evet" dedi: Esirler ne zaman serbest bırakılacak?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes plananının ilk aşamasının onaylandığını duyurdu. Trump, 8 Ekim 2025 tarihli açıklamasında anlaşma kapsamında esirlerin serbest bırakılacağını belirtti. Ateşkes sürecine katkıda bulunan ve destek veren ülkelere teşekkür eden Trump, "Bu tarihî ve benzeri görülmemiş olayın gerçekleşmesi için bizimle birlikte çalışan Katar, Mısır ve Türkiye'den arabuluculara teşekkür ediyoruz." dedi. ESİRLER 13 EKİM'DE SERBEST BIRAKILACAK MI? Fox News'e yaptığı açıklamada tüm dünyanın ateşkes için bir araya geldiğini dile getiren Trump, "Bu, Gazze'den daha fazlası. Bu, Orta Doğu'da barış." yorumunda bulundu. Ayrıca Trump esirlerin "muhtemelen" 13 Ekim'de serbest bırakılacağını duyurdu. ABD Başkanı Donald Trump kısa süre önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun kendisini arayarak buna inanmadığını söylediğini aktardı. Trump, "(Netanyahu'ya) İsrail'in tüm dünyayla savaşamayacağını söyledim. O da bunu çok iyi biliyor." ifadelerini kullandı. "GAZZE İÇİN BARIŞ KONSEYİ KURULDU" "Bence insanların birbirleriyle iyi geçindiğini ve Gazze'nin yeniden inşa edildiğini göreceksiniz. Çoğunlukla Gazze'nin ele alınması için 'Barış Konseyi' adıyla bir konsey oluşturuldu. İnsanlar gözetilecek, bambaşka bir dünya olacak." diyen Trump, Gazze'nin "çok güvenli" bir ortam olacağını, diğer ülkelerin yeniden inşa sürecine destek olacaklarını söyledi. HAMAS ARABULUCULARA TEŞEKKÜR ETTİ Öte yandan Anadolu Ajansı (AA) Hamas tarafından yapılan açıklamaya yer verdi. Hamas'ın resmî açıklamasında, "Hamas, Gazze'ye yönelik savaşın sona erdirilmesini, işgalcilerin çekilmesini, yardımların girişini ve esir takasını öngören bir anlaşmaya varıldığını duyurur." ifadesi yer aldı. Ayrıca arabuluculuk yapan Katar, Mısır ve Türkiye'ye teşekkür ettiği açıklamasında Hamas, Trump'ın çabalarını da takdir etti. Açıklamada, "Halkımızın fedakarlıklarının boşa gitmeyeceğini, verdiğimiz söze sadık kalacağımızı ve halkımızın özgürlük, bağımsızlık ve kendi kaderini tayin etme hakkı gibi ulusal haklarından vazgeçmeyeceğimizi vurguluyoruz." denildi. GUTERRES ESİRLERİN DERHAL SERBEST BIRAKILMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADI Söz konusu ateşkesle ilgili olarak da dünyadan açıklamalar yapıldı. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Genel Sekreter Sözcülüğü üzerinden yaptığı yazılı açıklamada, "Başkan Donald Trump'ın sunduğu öneriye dayanarak Gazze'de ateşkes sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılması için varılan anlaşmanın duyurulmasını memnuniyetle karşılıyorum." dedi. Guterres, arabuluculuk yapan Katar, Mısır ve Türkiye'yi takdir ettiği açıklamasında, ilgili herkesi anlaşmanın şartlarına tam olarak uymaya çağırdı. Esirlerin derhal serbest bırakılması ve Gazze'ye insanî yardım gönderilmesi gerektiğinin altını çizen Guterres, "Acılar son bulmalıdır." vurgusu yaptı. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise bunun çok önemli bir atılımı desteklediğini belirterek, "Bu, önemli bir diplomatik başarı ve yıkıcı bir savaşı sona erdirmek ve tüm esirleri serbest bırakmak için gerçek bir fırsat." ifadesini kullandı. Kallas, anlaşmanın desteklenmesi için elinden geleni yapacağını aktardı.

BM Komisyonu: İsrail Gazze’de soykırım yapıyor Haber

BM Komisyonu: İsrail Gazze’de soykırım yapıyor

Birleşmiş Milletler (BM) İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, BM İnsan Hakları Konseyinin 60. Oturumu kapsamında İsrail'in saldırıları altında bulunan Gazze ile işgal altındaki Filistin topraklarındaki son duruma ilişkin raporunu paylaştı. Raporda, İsrail’in Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere karşı soykırım yaptığı kabul edildi. Ayrıca raporda, İsrail ve tüm devletlere, soykırımı sona erdirmek ve sorumlularını cezalandırmak için uluslararası hukuk kapsamındaki yasal yükümlülüklerini yerine getirmeleri çağrısı yapıldı. Komisyonun 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşananları araştırdığı belirtilen raporda, "İsrailli yetkililer ile İsrail güvenlik güçlerinin, 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'nde tanımlanan 5 soykırım eyleminden 4'ünü, yani öldürme, ağır bedensel veya zihinsel zarar verme, Filistinlilerin tamamen veya kısmen yok edilmesini sağlayacak şekilde yaşam koşullarını kasıtlı olarak kötüleştirme ve doğumları engelleme amaçlı tedbirler uygulama eylemlerini gerçekleştirdiği sonucuna varıyoruz." denildi. İSRAİL GAZZE’DE SOYKIRIM YAPIYOR Aynı zamanda, İsrailli sivil ve askerî yetkililerin ifadelerinin yanı sıra İsrail güvenlik güçlerinin davranışlarının, soykırım eylemlerinin Gazze Şeridi'ndeki Filistinlileri bir grup olarak tamamen veya kısmen yok etme niyetiyle işlendiğini gösterdiği vurgulandı. NETANYAHU SUÇLU BULUNDU İsrailli siyasi ve askerî liderlerin eylemlerinin İsrail'e atfedilebileceği belirtilen raporda, "Bu nedenle Komisyon, İsrail devletinin, Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilere karşı soykırımın önlenmesindeki başarısızlıktan, soykırım işlemesinden ve soykırım faillerinin cezalandırılmamasından sorumlu olduğu sonucuna vardı. Komisyon ayrıca, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog, Başbakan Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın soykırımı kışkırttıkları ve İsrailli yetkililerin bu kışkırtmayı cezalandırmak için harekete geçmedikleri sonucuna da vardı." ifadeleri kullanıldı. SOYKIRIMA KARŞI KÜRESEL ÇAĞRI Raporda, BM üyesi ülkelere, soykırım eylemlerinin işlenmesinde kullanılabilecek silah ve diğer teçhizatın İsrail'e transferini ve topraklarında bulunan kişi ile şirketlerin soykırımın işlenmesine veya soykırıma teşvik edilmesine yardımlarını durdurmaları çağrısı yapıldı. Aynı zamanda BM üyesi ülkelere, soykırıma doğrudan veya dolaylı olarak karışan kişi ve şirketlere karşı soruşturmalar ile yasal işlemler yoluyla hesap verebilirlik konusunda harekete geçmeleri tavsiye edildi. Raporda, İsrail'e "açlık politikasına son vermesi, ablukayı kaldırması, insani yardımın geniş ölçekte ve engelsiz erişimini kolaylaştırması" çağrısı yapılırken, BM personeli ve tüm uluslararası insani yardım kuruluşlarının erişiminin engellenmemesi gerektiği vurgulandı. İsrail'e, ABD-İsrail güdümlü "Gazze İnsani Yardım Vakfı"nın faaliyetlerine acilen son vermesi çağrısı da raporda yer buldu.

Kırım Tatar heyeti Antalya Diplomasi Forumu'nda Gazze konulu panele katıldı Haber

Kırım Tatar heyeti Antalya Diplomasi Forumu'nda Gazze konulu panele katıldı

Esma KASAR/QHA Ankara Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ev sahipliğinde bu yıl dördüncüsü tertip edilen Antalya Diplomasi Forumu (ADF 2025) bünyesinde “Gazze/Filistin'in Geleceğine İlişkin Gazze Temas Grubu Görüşleri" temalı panel 11 Nisan 2025 tarihinde gerçekleşti. Moderatörlüğünü Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı panele; Mısır Arap Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Bedir Abdüllâti, Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa ve Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi konuşmacı olarak katıldı. Bununla birlikte panele; Kırım Tatarlarının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi olarak atanan Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkan Yardımcısı ve eski siyasî tutsak Nariman Celâl, ile Kırım Millî Varlık Vakfı Başkanı Lenur Mambetov dinleyici olarak katılım sağladı. DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN, KIRIMOĞLU İLE KUCAKLAŞTI Panel öncesinde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kırım Tatarlarının millî lideri Kırımoğlu ile bir araya gelerek, kendisine samimi bir şekilde sarıldı. “ULUSLARARASI TOPLUMUN FİLİSTİN’E KARŞI SORUMLULUĞU VAR” Bakan Abdüllâti, panelde Mısır’ın "Gazze’nin Erken İyileştirilmesi, Yeniden İnşası ve Kalkınması" başlıklı eylem planı hakkında konuştu. Bakan, bu plan çerçevesinde 57 Arap ve Müslüman ülkenin iş birliği içerisinde olduğunu söyledi. Abdüllâti ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile bazı tutukluların ve rehinelerin serbest bırakılması, insani yardımın ve tıbbi yardımın Gazze’ye tekrar girebilmesi ve sürdürülebilir bir ateşkes sağlanması konusunda görüştüklerini açıkladı. Ateşkesin sağlanmasının ardından iki gün içerisinde Mısır’ın başkenti Kahire’de Birleşmiş Milletlerin (BM) de katılımıyla büyük bir konferans düzenlenmesinin planlandığını ifade eden Abdüllâtif, özel sektörün rolü, yönetim ve güvenlik, toplumsal iyileşme ve yeniden toparlanma, Filistinlilerin kendi topraklarında kalmasını sağlayacak insani çözümler üzerine çalışacaklarını bildirdi. Abdüllâtif, Gazze’nin geçici yönetimi için 15 kişilik bir teknokratlar komitesi kurulacağını ve bu yönetimin 6 ay süreyle Filistin hükûmetiyle koordineli biçimde görev yapacağını da konuşmasına ekledi. Konuşmasının sonunda, “Ateşkes, yeniden inşa, yönetişim… Her konuda çözüm ve iş birliği için hazırız. Diğer taraftan da Filistinli halkı Filistinli olmak istiyor. Ateşkes için, Gazze'nin yönetimi için, yeniden inşası için cevaplar, çözümler, yollar ne olursa olsun.” diyen Abdüllâtif, uluslararası toplumun Filistin halkına karşı sorumluluğu olduğunu belirtti. “DİRENEN HALKLAR ZAFERİ TADACAKTIR” Filistin Başbakanı Mustafa ise sözlerine “Şimdi Filistin'in geleceğini düşünecek olursak, geleceği parlak. Yeter ki orada aynı niyetten insanlar bir araya gelsin. Yeter ki bir niyet ortaya koysun.” diyerek başladı. Mustafa, Gazze’de süregelen yıkım ve insani felaketin yanı sıra Batı Şeria’da da Filistinlilerin ciddi baskılara maruz kaldığını, kamplarda yaşayan insanların yerinden edildiğini ve ekonomik açıdan büyük bir darbe aldıklarını söyledi. Bu bağlamda Mustafa, “Giderek daha fazla insan yerinden ediliyor, şirketler kapanıyor, geçim kaynakları kuruyor. Bu durum halkımızın kendi topraklarında yaşamasını her geçen gün zorlaştırıyor” ifadelerini kullandı. Muhammed Mustafa, Filistin’in uluslararası alanda artan desteğine de dikkat çekerek, “Bugün 149 ülke Filistin’i tanıyor ve bu sayı her geçen gün artıyor. Bu, haklı mücadelemizin dünya çapında karşılık bulduğunun göstergesidir.” dedi. “BU ORTAMDA BARIŞ ÜRETİLEMEZ” Bakan Safadi İsrail’in Gazze’de yürüttüğü saldırıların durmaksızın devam ettiğini vurgulayarak, Gazze’nin en önemli önceliğinin devam eden savaşın sonlanması olduğunu kaydetti. Batı Şeria ve Kudüs’te de benzer baskıların yaşandığını söyleyen Safadi, “İsrail ne yaparsa yapsın, Filistin halkı kendi topraklarında kalmak ve onurlu bir yaşam sürmek istiyor. Her geçen gün bu isteklerini daha da yüksek sesle dile getiriyorlar.” ifadelerini kullandı. İsrail tarafının gerçek bir barış partneri olmadığını kaydeden Safadi, “Radikal politikalar yalnızca bölgeyi değil insanlığın ortak vicdanını da rehin almış durumda. Maalesef böyle bir ideolojiye hizmet ediyorlar. Bu doğru değil, bu barış üretemez, güvenlik üretemez.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.