SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karabağ

QHA - Kırım Haber Ajansı - Karabağ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karabağ haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi Haber

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi

Uluslararası hukuk uzmanı Dr. Memmed İsmayılov, Ukrayna-Rusya Savaşı, Azerbaycan’ın bu savaştaki tutumu ve Güney Kafkasya’da değişen dengeleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine de açıklamalarda bulunan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesini de gündeme taşıdı. “UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI, ULUSLARARASI HUKUKUN YENİ BİR İVME KAZANMASINA SEBEP OLDU” İsmayılov, Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine, “Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası hukukun yeni bir ivme kazanmasına sebep oldu; uluslararası hukukun ‘uluslararası hukuksuzlaşmasına’ sebep oldu.” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletlerin (BM) 1945 yılında kurulurken kuvvet kullanılmaması amacını taşıdığını hatırlatan İsmayılov, bunun sebebinin 1945 öncesinde kuvvet kullanmanın BM Şartı’nda olduğu gibi bir yasak olmadığını, birçok büyük devletin bir dış politika aracı olarak kuvvete başvurduğunu dile getirdi. İsmayılov, 1945 öncesi konjonktür için “Kuvvet kullanmak, eğer güçlü bir devletseniz bir nevi meşru bir araçtı.” şeklinde konuşarak BM Şartı’nın 4. Maddesi’nin 2. Fıkrasında belirtildiği üzere, kuvvet kullanmanın uluslararası ilişkilerde kesin bir şekilde yasaklandığını hatırlattı. RUSYA, HANGİ İDDİALARI ÖNE SÜREREK İŞGALİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞTI? “Bu, istikrarlı bir şekilde bir müddet daha devam etti. Devletler, birbirlerine karşı kuvvet kullanmaktan çekiniyordu. Ancak 20 Şubat 2014’te Rusya, Kırım’a saldırdı. Aslında bu aslında bir oldubitti operasyonuydu. Çok kısa sürdüğü için uluslararası kamuoyunda çok büyük bir tepki çekmedi ancak 22 Şubat 2022’ye gelindiğinde herkes şunu düşünüyordu: Rusya, hiçbir şekilde Ukrayna’ya saldırmaz çünkü uluslararası bir sistem var; Ukrayna bağımsız, egemen bir devlet; topyekûn bir savaş uluslararası sistemin ihlali anlamına geliyor.” şeklinde konuşan İsmayılov, buna karşın birçok kişinin yanıldığını hatırlattı. İsmayılov, Rusya’nın sözde hukuki argümanlarının; NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi, diğer anlamıyla Ukrayna’nın NATO’ya yaklaşması, Donbas başta olmak üzere Ukrayna’nın birçok bölgesinde yaşayan Rus kökenli nüfusa karşı etnik temizlik ve soykırım uygulandığı iddiası üzerine Ukrayna’ya insanî veya insancıl müdahale girişimi, Ukrayna’da Rusya’ya göre oldukça artan Nazi temelli görüşlere müdahale (denazification) olduğunu belirtti. Rusya’nın Kırım, Donetsk ve Luhansk bölgelerine müdahale ederken söz konusu bölgelerde yaşayan Rus nüfusun insan haklarının sistematik olarak ihlal edildiği ve soykırım fiillerinin gerçekleştirildiği iddialarına da dikkat çeken İsmayılov, Rusya’nın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde söz konusu iddialara dayanarak saldırılarını düzenlediğini dile getirdi. “ULUSLARARASI HUKUKTA MESELELER SÖZLE Mİ ÇÖZÜLÜYOR, ANTLAŞMALARLA MI?” Rusya’nın uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağını, saldırılarını uluslararası hukukta yer alan meşru müdafaa hakkını (BM Şartı 51. Madde) bahane ederek ihlal ettiğine dikkat çeken İsmayılov, “İlgili madde şunu diyor: BM üyesi bir devlet, başka bir üye devlete karşı silahlı saldırıda bulunamaz. NATO’nun Ukrayna’ya yönelik genişlemesi ya da Ukrayna’nın NATO’ya yakınlaşması bir silahlı saldırı mıdır? Değildir. Donbas’ta Rus nüfusuna yönelik soykırım iddiasında da bulunuluyor ancak bu soykırım fiillerini şu ana kadar destekleyen, haklı çıkaran bir uluslararası belge ortaya konulmuş değil. Diğer mesele de ‘denazification’, aslında bu Rusya’nın iddiası. Bu iddiayı da ispat eden bir hukuki belge ya da bir uluslararası rapor yok.” şeklinde konuştu. NATO’nun 1997 yılında “NATO-Rusya Kurucu Senedi” adlı bir belgeyi imzaladığının altını çizen İsmayılov, belgenin taraflarının Rusya ve NATO olduğunu belirterek Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olması hâlinde Rusya’ya veto hakkı verildiğine dair bir ifadenin yer almadığını kaydetti. Bu hususta İsmayılov, “Rusya burada neye dayanıyor? Diyor ki ‘Geçmişte Batı, bana Ukrayna’nın hiçbir şekilde NATO'ya dâhil olmayacağı sözünü verdi. Peki, uluslararası hukukta meseleler sözle mi çözülüyor yoksa antlaşmalarla mı? Bir sözün hukuki değer kazanması için bir antlaşma akdedilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Ukrayna ile ilgili öyle bir bağlayıcı anlaşma olmadığı için aslında yine Rusya'nın argümanları, uluslararası hukuk açısından çelişkilidir.” değerlendirmesini yaptı. Bununla birlikte bir devletin başka bir devlete karşı meşru savunma hakkını kullanabilmesi için silahlı bir saldırı olması gerektiğini hatırlatan İsmayılov, Rusya’nın işgali meşru kılmak adına ortaya attığı iddialar üzerine, “Yine bu iddialar baktığımızda Rusya açısından temelsiz oluyor çünkü uluslararası hukukun hükümleri açıktır. Diğer bir mesele de Rusya, Donbas'a müdahale ettiğinde bir uluslararası hukuk argümanını ortaya koyuyor, çok ilginç bir argümanındır. 1999 yılında NATO, Kosova'ya müdahale ediyor. Müdahale ederken de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayını almıyor çünkü uluslararası hukukta, başka bir devlete karşı bir saldırının meşhur olabilmesinin iki tane istisnası vardır. Bunlardan biri meşru müdahale hakkı, diğeri de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayının alınmasıdır. Dolayısıyla NATO'nun Kosova'ya gerçekleştirdiği müdahalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden onay alınmıyor.” dedi. RUSYA’NIN İDDİALARINA YÖNELİK BAĞLAYICI BİR BELGE BULUNMUYOR Söz konusu durumun, Kosova'ya karşı gerçekleştiren yoğun bir insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve etnik temizlik sebebiyle istisnai bir olay niteliği taşıdığına dikkat çeken İsmayılov, “NATO da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararını bekleyemezdi çünkü saldırı gerçekleştirenlerin çoğu Rusya yanlısı gruplardı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daim üyelerinden biri de Rusya olduğu için eğer mesele, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülseydi Rusya veto edecekti. Dolayısıyla Güvenlik Konseyinden bir onay alınmaksızın Yugoslavya bombalandı ve NATO, Kosova'ya müdahale etmiş oldu.” ifadelerine yer verdi. Rusya’nın Kosova'daki insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve NATO müdahalesini örnek göstererek Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara karşı da bir soykırım gerçekleştirildiğini, dolayısıyla fiillerinin meşru kabul edilebileceğini öne sürdüğünü belirten İsmayılov, birçok uluslararası hukukçunun Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara yönelik iddiaları araştırdığını kaydetti. Bu iddialara yönelik de bağlayıcı bir belgenin bulunmadığını dile getiren İsmayılov, Rusya’nın iddialarının bu yönüyle de asılsız kaldığını belirtti. RUSYA’NIN SELF DETERMİNASYON HAKKI İDDİASI Rusya’nın, “self-determinasyon hakkını” uygulamak için ilk önce işgal ettiği bölgelerdeki gruplara vatandaşlık verdiğini, daha sonrasında ise ilgili bölgelerde yaşayan insanların hem Rus vatandaşı olduğunu hem de Rusya’ya katılmak istediğini, dolayısıyla referandum ile bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini öne sürdüğünü hatırlatan İsmayılov, “Madem öyle, yıllar önce Çeçenler de Rusya'da yaşayan Çeçenler de, Çeçenistan özerk bir bölge, kendi kaderini tayin hakkı istiyorlardı. Onlara niye bu hak verilmedi? Rusya, onlara benzer bir hakkı vermiş miydi ki Ukrayna’dan benzer bir şey istesin? Dolayısıyla Rusya'nın kendi kaderini tayin hakkını iddia etmesi de yine Çeçenistan bağlamında değerlendirildiğinde kendisiyle çelişmektedir.” dedi. RUS ORDUSUNA YURT DIŞINDA SİLAHLI MÜDAHALE HAKKI VEREN KANUN Öte yandan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna, yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesi üzerine ise şu değerlendirmelerde bulundu: Bu yasa şunu diyor: Moskova, yurt dışında yaşayan Rus vatandaşların aleyhine gerçekleştiren fiillerden dolayı ilgili devletlere karşı müdahalede bulunabilir. Bunu da aslında ‘koruyucu devlet’ çerçevesinde değerlendirebiliriz. Rusya şunu diyor: Eğer Kazakistan'da, Azerbaycan'da veya Ukrayna'da yaşayan Rus kökenli insanlara yönelik sözde bir insan hakları ihlali ya da soykırım varsa ben bu devletlere girerek askerî müdahalede bulabilirim. Aslında bunu da 2007 yılında Gürcistan’da yapmıştı. Osetya ve Abhazya’yı işgal etmeden önce, oradaki Rus kökenli nüfusa ve Rusya yanlısı Gürcü gruplara da vatandaşlık dağıtmıştı. Bu şekilde oradaki ilhakını da meşrulaştırmaya çalışıyordu ancak uluslararası camia tarafından bu ilhaklar da meşru olarak kabul edilmedi ve işgal niteliğinde değerlendirildi. “AZERBAYCAN, UKRAYNA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ AÇIK BİR ŞEKİLDE DESTEKLEDİ” Öte yandan Azerbaycan'ın Rusya ile komşu olması ve Ukrayna’ya kıyasla güçlü bir devlet olması için nispeten dengeli bir politika izlediğini dile getiren İsmayılov, buna karşın söz konusu politikayı izlerken Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini hiçbir zaman tanımadığının da altını çizdi. “(Azerbaycan'ın Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini) Tanımaması da aslında çok doğal çünkü 1988’den 1994 yılına kadar Rusya destekli Ermeni gruplar, Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdi. Dolayısıyla Azerbaycan'ın yüzde 20'si işgal edilmişti.” şeklinde konuşan İsmayılov, bu işgal gerçekleştirilirken de Pakistan'ın desteğiyle BM Güvenlik Konseyinde Azerbaycan topraklarının işgal edildiğine yönelik 4 tane önemli belge imzalandığını ve bu belgelerin tamamında işgal edilen toprakların Azerbaycan'a ait topraklar olduğunun ifade edildiğini hatırlattı. Bununla birlikte İsmayılov, “Azerbaycan da işgalin ne olduğunu iyi anladığı için hiçbir zaman Rusya'nın yanında yer almadı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de açık bir şekilde destekledi çünkü buna aykırı bir davranış, aslında Ermenistan işgalini meşru görmek anlamına geliyordu. Bu bağlamda Azerbaycan’ın temel meselelerinden biri şuydu: Bizi Rusya'ya yönelik dengeli bir politikaya izlesek de Ukrayna'nın meşru menfaatlerini görmezden gelemeyiz. Bugün gelinen noktada da aslında Azerbaycan yine aynı tavırda.” değerlendirmesini yaptı. “RUSYA, TABİRİ CAİZSE UKRAYNA'DA BATAKLIĞA SAPLANDI” Ukrayna-Rusya Savaşı’nın her ne kadar Ukrayna ve Kırım açısına olumsuz sonuçları olsa da Güney Kafkasya'daki devletleri nispeten rahatlattığını dile getiren İsmayılov, “…çünkü Rusya, Ukrayna'yı hızlı bir şekilde işgal edebileceğini düşünüyordu. Bu işgali gerçekleştirdikten sonra kuzeye ve güneye (Azerbaycan veya Ermenistan) doğru yönelecekti ancak savaş, beklediği gibi olmadı ve Rusya, tabiri caizse Ukrayna'da bataklığa saplandı. Azerbaycan da hem o dönemdeki jeostratejik hem de uluslararası alandaki dengeleri güderek 2023 yılı itibariyle tüm işgal altındaki bölgelerini işgalden kurtarmış oldu." dedi. Öte yandan İsmayılov, Ermenistan açısından da İkinci Karabağ Savaşı’nın bir dönüm noktası olduğunu dile tirerek 2018 yılında iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Rusya yönetiminin kendisine karşı olumsuz bir tavır içerisinde olduğunu bildiğini fakat bununla birlikte, eğer Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir savaş gerçekleşirse Rusya'nın Ermenistan'ın yanında yer alacağını düşündüğünü kaydetti. Ayrıca İsmayılov, “…ancak Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik iş birliğinin askerî seviyeye yükselmesiyle ve İkinci Karabağ Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte Rusya, Birinci Karabağ Savaşı’na kıyasla, Ermenistan'a tam teşekküllü bir destek sunmadı. Hatta pasif kalarak nispeten tarafsız bir durum sergiledi. Azerbaycan'a da topraklarını işgalden kurtardıktan sonra Ermenistan, kendisini terk edilmiş olarak hissetti. Dolayısıyla aslında Güney Kafkasya'daki jeopolitik durum, Rusya'nın Ukrayna'da oyalanması ile birlikte Azerbaycan’ın lehine değişmiş oldu.” şeklinde konuşarak burada önemli faktörlerden birinin Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi olduğunu bildirdi. “HÂLÂ İNSANLIK ALEYHİNE SUÇLAR İŞLENİYOR” Son olarak Beyanın en önemli hükümlerinden biri meşru savunma hakkının içermesi olduğunu ve söz konusu hüküm kapsamında herhangi bir tarafa saldırı gerçekleştirildiğinde diğer ülkenin de müdahale edileceğini kaydeden İsmayılov, son olarak şu ifadelere yer verdi: Dolayısıyla aslında Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi, uluslararası hukukun yeniden yorumlaması anlamına geldi. Bununla birlikte Rusya’nın hâlâ Güvenlik Konseyindeki en önemli aktörlerden birisi olması, hukuksuzluğun ileride de devam edeceği anlamına geliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı hâlâ sona ermedi, hâlâ insanlık aleyhine suçlar işleniyor. İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasındaki savaş da devam ettiği sürece savaş, bizim için olumlu olmasa da aslında Rusya'nın lehine ilerliyor.

Azerbaycan ve AB arasında kriz: Dışişlerinden nota! Haber

Azerbaycan ve AB arasında kriz: Dışişlerinden nota!

Azerbaycan, Avrupa Parlamentosunun (AP) kabul ettiği kararda yer alan “asılsız ve önyargılı” ifadeler nedeniyle Avrupa Birliği’ne (AB) nota verdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, AB’nin Bakü Büyükelçisi Marijana Kujundzic’in Bakanlığa çağrıldığı ve kendisine resmi nota verildiği bildirildi. Azerbaycan, AP'nin kabul ettiği bir kararda yer alan Azerbaycan'a yönelik "asılsız ve önyargılı" ifadeler nedeniyle AB'ye resmî nota verdi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, AP'nin dün kabul ettiği karar dolayısıyla AB'nin Bakü Büyükelçisi Marijana Kujundzic'in Bakanlığa çağrıldığı bildirildi. “GERÇEKLER ÇARPITILIYOR” TEPKİSİ Görüşmede, AP'nin kabul ettiği karardaki ifadelerin kesin dille kınandığı ve Kujundzic'e Azerbaycan'ın notasının verildiği kaydedildi. Söz konusu karardaki değerlendirmelerin gerçekleri çarpıttığı, objektiflik ilkelerine, devletlerin egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı yükümlülüklerine aykırı olduğu vurgulanan görüşmede, AP'nin bu tutumunun bölgede normalleşme sürecine ve Azerbaycan ile AB arasındaki ilişkilerin geleceğine olumsuz etki ettiği belirtildi. AP'nin kararındaki Karabağ'ın Ermeni sakinlerinin geri dönüşüne ilişkin çağrıların Azerbaycan'ın iç işlerine müdahale niteliği taşıdığı ifade edildi. Azerbaycan'ın 2023'te Karabağ'daki Ermeni vatandaşlara ülkeye entegrasyon önerisinde bulunduğu hatırlatılarak Ermenilerin buna rağmen bölgeyi gönüllü olarak terk ettiği, aksi yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığı kaydedildi. “SAVAŞ ESİRİ” VE KÜLTÜREL MİRAS TARTIŞMASI Görüşmede ayrıca, AP'nin kararında "savaş esirleri" olarak sunulan Ermeni kökenli kişilerin serbest bırakılmasına yönelik çağrıların hukuki açıdan kabul edilemez olduğu belirtildi. Azerbaycan'ın insani yaklaşım sergileyerek çok sayıda tutukluyu serbest bıraktığı, güven artırıcı adımlar attığı, hakkında mahkeme kararı bulunan kişilerin ise terör, sabotaj ve savaş suçları dahil ağır suçlardan hüküm giydiği hatırlatıldı. "Kültürel ve dini mirasın yok edilmesi" iddialarının da tamamen asılsız ve kabul edilemez olduğu vurgulanan görüşmede, işgal döneminde Azerbaycan'ın kültürel ve dini mirasının geniş çapta tahrip edilmesine Avrupa kurumlarınca yeterli önem verilmediğine dikkat çekildi. AB'ye, Azerbaycan'la ilişkilere ve bölgede barış ile normalleşme sürecine zarar veren bu tür adımların önlenmesi için çağrı yapıldı. AZERBAYCAN PARLAMENTOSU, AVRUPA PARLAMENTOSU İLE TÜM İLİŞKİLERİNİ DURDURDU Azerbaycan Millî Meclisi tarafından kabul edilen kararda ise, AP'nin Azerbaycan'a karşı açık ve yapıcı diyalogdan yana olmadığı ve "yıkıcı tutum" sergilediği belirtildi. AP'nin faaliyetlerinde uluslararası hukuk normları ile adalet anlayışını göz ardı ettiği kaydedilen metinde, söz konusu kurumun, Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından 30 yıl işgal altında tutulmasına, yerleşim yerlerinin ve kültürel mirasın tahrip edilmesine, etnik temizlik ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine karşı "duyarsız kaldığı" vurgulandı. Ayrıca AB-Azerbaycan Parlamenter İşbirliği Komitesi ile Euronest Parlamenter Asamblesinin, Azerbaycan'a karşı baskı ve müdahale aracı haline getirildiği ifade edildi. Millî Meclisin kararında, AP'nin lobi gruplarının etkisinde kaldığı, Azerbaycan karşıtı ve İslam karşıtı bir yapıya dönüştüğü belirtildi. Kararda, AP'nin yaklaşımının yalnızca Azerbaycan-AB ilişkilerine değil, Güney Kafkasya'da kalıcı barış çabalarına da zarar verdiği ve bölgede gerilimi artırma riski taşıdığına işaret edildi. Bu çerçevede Milli Meclis, Avrupa Parlamentosu ile tüm alanlardaki iş birliğinin durdurulmasına, AB-Azerbaycan Parlamenter İşbirliği Komitesindeki faaliyetlerin sonlandırılmasına ve Euronest Parlamenter Asamblesindeki üyeliğin sona erdirilmesine yönelik sürecin başlatılmasına karar verdi. AP'NİN KABUL ETTİĞİ KARAR AP'de dün kabul edilen kararda Azerbaycan'a Karabağ'ı terk eden Ermenilerin geri dönüşünü sağlama çağrısında bulunulmuş, hapiste bulunan Ermenistan vatandaşlarının serbest bırakılması talep edilmişti. Kararda ayrıca Ermenilere ait kültürel mirasın korunması çağrısı yer almıştı.

Azerbaycan ve Ermenistan sınır belirleme komisyonu 13. toplantısını yaptı Haber

Azerbaycan ve Ermenistan sınır belirleme komisyonu 13. toplantısını yaptı

Azerbaycan Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Şahin Mustafayev ve Ermenistan Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Mher Grigoryan başkanlığındaki sınır belirleme komisyonu heyetleri 13’üncü toplantısını 29 Nisan 2026 tarihinde Ermenistan’ın Ağveren şehrinde gerçekleştirdi. Komisyon sekreterliğinden yapılan açıklamada, tarafların sınır belirleme çalışmalarının uygulanmasına yönelik organizasyonel ve teknik konular hakkında kapsamlı görüş alışverişinde bulunduğu bildirildi. Tarafların, uzman grupların çalışma usulleri, sınır belirleme haritasının hazırlanması ile sınır belirleme belgelerinin düzenlenmesi ve yayımlanmasına ilişkin üç ayrı talimat taslağı üzerinde uzlaşarak metinleri karşılıklı teati ettiği aktarıldı. Söz konusu talimatların, taraf hükûmetlerce onaylanmasına ilişkin başvuru yapılması hususunda anlaşıldığı ifade edildi. TRANSİT GEÇİŞLER BAŞARIYLA GERÇEKLEŞİYOR Aynı zamanda Azerbaycan üzerinden Ermenistan’a yük taşımacılığına yönelik transit geçişlerin başarıyla gerçekleştirildiği belirtildi. Azerbaycan’dan Ermenistan’a petrol ürünlerinin ihraç edilmesinin ülkeler arasında ekonomik faaliyetlerin gelişmeye başladığının bir göstergesi olduğu vurgulandı. Toplantı sonunda komisyonun görüşmelerine ilişkin protokol imzalanırken, bir sonraki toplantının Azerbaycan'da yapılması konusunda anlaşmaya varıldı.

Ankara’da kritik NATO Zirvesi öncesi stratejik buluşma: İttifakın geleceği masaya yatırıldı Haber

Ankara’da kritik NATO Zirvesi öncesi stratejik buluşma: İttifakın geleceği masaya yatırıldı

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin 74. yıl dönümü vesilesiyle, başkent Ankara'da “NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma” başlıklı bir panel programı düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) iş birliğiyle 9 Nisan 2026 tarihinde, Sheraton Ankara Hotel & Convention Center'da tertip edilen programda, Türkiye'nin İttifak bünyesinde üstlendiği role, sunduğu katkılara ve gelişen savunma sanayisine dikkat çekildi. Programa Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Levent Gümrükçü, SETA Genel Koordinatörü Prof. Dr. Nebi Miş, Anadolu Ajansı (AA) Genel Yayın Yönetmeni ve Genel Müdür Yardımcısı Yusuf Özhan ile çok sayıda davetli katıldı. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "TÜRKİYE NATO'NUN GÜVENLİK MİMARİSİNE YÖN VEREN BAŞLICA ÜLKELERDEN BİRİ" NATO'nun önemine işaret eden video gösterimiyle başlayan programda Yaşar Güler, gerçekleştirdiği hitapta küresel ve bölgesel düzeyde belirsizlik ile öngörülemezliğin hakim olduğu ortamda konvansiyonel tehditler, siber saldırılar ve nükleer riskte artış gözlemlendiğini kaydetti. Bakan Güler, "Bölgesel çatışmalar, terörizm, hibrit harekat ve vekalet savaşları yaygınlaşmaktadır. Enerji güvenliğinin çatışmaları artırma potansiyeli ticaret savaşlarının yoğun etkisi ve uzay yarışının yeni rekabet ortamı yaratma potansiyeli önümüzdeki dönemin öne çıkan güvenlik konuları arasındadır." değerlendirmesinde bulundu. Akdeniz ve Ege'de faaliyet gösteren NATO Deniz Harekat ve Misyonlarının komutasının Türkiye tarafından değişik dönemlerde sürekli olarak deruhte edildiğini belirten Güler, Türkiye'nin bu yıl Estonya'da, akabinde ise Romanya'da NATO Hava Polisliği görevlerini üstleneceğini aktardı. Güler, "Türkiye tüm bu faaliyet ve katkılarıyla yalnızca sahada değil NATO'nun planlama ve karar alma mekanizmalarında görev yapan yüksek profesyonellik ve sorumluluk bilincine sahip komutanlarımız ve karargâh subaylarımız ile NATO'nun güvenlik mimarisine yön veren başlıca ülkelerden biri olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır." ifadelerini kullandı. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "TÜRKİYE, AVRUPA'NIN GÜVENLİĞİNE VE SAVUNMASINA DAHA DA FAZLA KATKI SAĞLAYABİLİR" Öte yandan geleceğin NATO'sunun çok boyutlu bir güvenlik ekosistemi sağlayabilmesi maksadıyla Ankara Zirvesi'nden beklentinin öncelikle müttefiklerin 5'inci maddeye bağlılıklarını teyit etmeleri olduğuna vurgu yapan Güler, şu ifadeleri kullandı: Müttefiklerin savunma harcama taahhütleri ve kendilerine tahsis edilen askerî yetenek hedeflerinde geldikleri aşamayı somut olarak ortaya koymaları, savunma üretim kapasitesini artırmak yenilikçi ve sürdürülebilir savunma sanayi ekosistemini güçlendirmek ve yeni yetenek hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak iş birliği alanlarını belirlemeleri, liderlerimize sunulacak olan savunma ve caydırıcılık hazırlıklarını onaylamalarıdır. Ayrıca zirvede Avrupa Birliği'nin, başta ülkemiz olmak üzere AB üyesi olmayan NATO müttefiklerini dışarıda bırakan güvenlik yaklaşımlarından vazgeçmesini ve NATO'yu destekleyici pozisyonuna geri dönmesini ümit ediyoruz. Aksi takdirde Avrupa Birliği'ni bu yaklaşımının Avrupa'nın güvenliği ve dayanıklılığına ABD'nin Avrupa'da kuvvet azaltmasından daha fazla zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "MÜTTEFİK GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI TEMEL İLKEMİZ" Ayrıca Güler, "Ülkemizin yerli ve millî savunma sanayinde gerçekleştirdiği atılımlar da takdir edilmekte ve bekamız açısından vazgeçilmez görülmektedir. Yapılan güncel anketler de bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye olarak bekamızın korunması, egemenlik haklarımıza saygı, uluslararası hukuka bağlılık ve müttefik güvenliğinin sağlanması temel ilkelerimizdir." diye konuştu. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara DURAN: ULUSLARARASI DÜZEN, ÇOK BOYUTLU VE DERİN BİR KIRILMA YAŞIYOR NATO'nun, dünyanın "Soğuk Savaş" iklimine girdiği bir dönemde üye ülkelerin güvenliğini teminat altına almak ve dönemin jeopolitik gerilimleri karşısında kolektif bir savunma ve caydırıcılık mekanizması oluşturmak amacıyla kurulduğunu belirten İletişim Başkanı Duran, şöyle konuştu: "Bugün baktığımızda, NATO bu anlamda misyonunu önemli ölçüde gerçekleştirdi. Fakat Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle 1990'lı yıllarda hem NATO hem de tüm küresel aktörler için güvenlik yaklaşımlarını yeniden değerlendirme zarureti ortaya çıktı. İşte tam bu evrede NATO, klasik savunma anlayışının ötesine geçerek bazı çok boyutlu görevler üstlendi. Bu bir anlamda gelişen şartlar karşısında ittifakın kendini güncelleyebilme kapasitesinin de bir tezahürüydü. Günümüzde uluslararası sistem açısından tekrar yeni bir konjonktürle karşı karşıyayız. Haliyle NATO ittifakı da tekrar güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıya. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, uluslararası düzen, çok boyutlu ve derin bir kırılma yaşıyor. Geçici bir kriz döneminden çok kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresi olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç; yeni sorunları beraberinde getirdiği gibi doğal olarak yeni çözümlere olan ihtiyacı da perçinliyor." Rusya-Ukrayna savaşının Soğuk Savaş sonrası dönemin en büyük meydan okumalarından biri olduğuna dikkati çeken İletişim Başkanı Duran, bu gelişmenin Avrupa'da güvenliğin ve savunmanın nasıl sağlanacağı sorusunu da gündeme getirdiğini vurguladı. "TÜRKİYE, NATO'YA ÇOK CİDDİ KATKILAR YAPABİLECEK GÜÇ VE KAPASİTEYİ HAİZDİR" Donald Trump'ın ikinci başkanlık dönemiyle ABD'nin NATO'ya ilişkin ortaya koyduğu yeni yaklaşım ile "NATO'dan ayrılabileceğine" yönelik mesajların Avrupa ülkelerini savunma kapasitelerini güçlendirmeye ve güvenlik politikalarına yeniden öncelik vermeye sevk ettiği tespitinde bulunan Duran, şunları kaydetti: "Türkiye ise bu tablo karşısında NATO ittifakının iş birliğini güçlendirmesi ve dayanıklılığını her anlamda daha da artırması gerektiğini vurguladı, vurgulamayı da sürdürüyor. Ne var ki NATO üyesi ülkelerin; kendi önceliklerini göz önünde bulundurarak farklı savunma paradigmalarını benimsediklerini, bunun da doğal olarak ittifak içerisinde bazı fikir ayrılıklarını doğurduğunu müşahede ediyoruz. Bu durum bize şunu açık biçimde gösteriyor: NATO, yapısal savaş ortamında kendisini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır. Türkiye, bu bağlamda NATO'ya, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir. Aynı şekilde, NATO da Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında çok önemli bir ittifaktır." Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "HİÇBİR YERDE TÜRKİYE'SİZ BİR DENKLEM KURULAMAMAKTADIR" Türkiye'nin son 20 yılda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde geliştirdiği imkan ve kabiliyetleriyle hem bölgesel hem de küresel alanda belirleyici bir güç haline geldiğini belirten Duran, şunları söyledi: Türkiye, bu süreçte yalnızca kendi iç güvenliğini sağlamaya odaklanmamış; aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekte barış ve güvenlik ortamının korunması ve güçlendirilmesi için de kararlılıkla çaba göstermiştir. Bu çerçevede Türkiye, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir darüsselam, bir barış yurdu ve aynı zamanda bir güvenli liman olma vasfını sürdürmektedir. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadeleriyle 'Bugün barış, huzur, istikrar denince akla ilk Türkiye gelmekte; Suriye'den Gazze'ye, Körfez'den Rusya-Ukrayna arasındaki çatışmaya kadar hiçbir yerde Türkiye'siz bir denklem kurulamamaktadır'. Yakın geçmişe baktığımızda; Rusya-Ukrayna arasındaki krizde Türkiye'nin yapıcı rol üstlendiğini, lider diplomasisi yürüterek tarafları birçok kez barış masasında bir araya getirdiğini görebiliriz. Nitekim bu yapıcı girişimler tahıl koridoru anlaşmasıyla dünyayı olası bir gıda krizinden kurtarmıştır. Yine on yıllarca süren Karabağ krizinin adil bir çözüme kavuşmasında Türkiye kilit rol oynamıştır. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "NATO'NUN GELECEĞİNE DAİR TARTIŞMALARIN YOĞUNLAŞTIĞI BİR DÖNEMDEYİZ" SETA Genel Koordinatörü Nebi Miş ise, konuşmasında programın son derece kritik bir dönemde düzenlendiğinin altını çizerek, "Bir yandan krizlerin çok boyutlu biçimde derinleştiği, diğer yandan bölgemizde devam eden ve bir ateşkes ihlal edilse de kalıcı bir barış ihtimalinin belirsizliğini koruduğu bir savaş ortamının içerisindeyiz. Ayrıca, Ukrayna-Rusya Savaşı, İran-İsrail-ABD Savaşı bağlamında NATO'nun geleceğine dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemdeyiz." diye konuştu. Prof. Dr. Miş, dünyanın çok boyutlu güvenlik krizinden geçmekte olduğunu, askerî ve askerî olmayan tehditlerin iç içe geçtiğini, belirsizliklerin arttığını vurguladı. Uluslararası sistemin adeta kapsamlı stres testine tâbi tutulduğunun altını çizen Miş, "NATO, benzeri görülmemiş bir sınamayla karşı karşıya. Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı, özellikle İttifak'ın doğu kanadında tehdit algılarını derinleştirmiştir. İran'a yönelik müdahale bağlamında ortaya çıkan farklı yaklaşımlar ise İttifak içi uyum tartışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Bu dönemde ortak savunma anlayışının tahkim edilmesi ve genişletilmiş caydırıcılık stratejisinin korunması, her zamankinden daha hayati hale gelmiştir." dedi. Bu bağlamda 7-8 Temmuz 2026'da Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek zirvenin, yalnızca coğrafi bir ev sahipliğinin ötesinde, NATO'nun geleceğini şekillendirecek bir eşik niteliği taşımakta olduğunu kaydeden Miş, "Türkiye'ye düşen sorumluluk da bu nedenle son derece büyüktür. Türkiye, 70 yılı aşkın süredir İttifak'ın operasyon ve misyonlarına en fazla katkı sunan ülkelerden biri olmuştur." ifadelerini kullandı. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "NATO VE DEĞİŞEN GÜVENLİK ORTAMI" OTURUMU PANELİ Program kapsamında düzenlenen "NATO ve Değişen Güvenlik Ortamı" başlıklı panelde konuşan Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, 2. Dünya Savaşı'nın dünya için önemli bir kırılma olduğuna dikkati çekerek, bu savaşta atom bombası kullanılmasının insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikeyi gözler önüne serdiğini söyledi. Bu dönemde yaşananların dünyanın bugünkü haline evrilmesinde etkili olduğunu dile getiren Kılıç, NATO'nun kuruluşu gerekçesine ve sürecine değindi. NATO'nun insan eliyle kurulan, geliştirilen ve geçmiş deneyimlere dayanarak oluşturulan bir organizasyon olduğuna dikkati çeken Kılıç, NATO'nun gelişen, değişen, dönüşen ve uyum sağlayan bir kurum olması gerektiğini söyledi. NATO'nun bazı siyasi değerler doğrultusunda kurulmuş bir savunma örgütü niteliğine dikkat çeken Kılıç, "Gelecekte ne olacağını tahmin edemiyoruz. Şunu da aklımızda tutmamız gerekiyor ki karşılaştığımız askeri sorunlar aynı zamanda siyasi sorunlarla iç içe geçmiş durumda." dedi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından NATO'nun "artık her şey yolunda olacak" anlayışının zaman içerisinde beklendiği gibi bir sonuca ulaşmadığını dile getiren Kılıç, şimdi yeni zorluklar ve sınamalarla karşı karşıya olunduğuna vurguladı. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara "TÜRKİYE, NATO ÜLKELERİ ARASINDAKİ UYUMU DESTEKLİYOR" Kılıç, NATO'nun Libya'ya yönelik askeri müdahale başta olmak üzere geçmişte yaptığı hataları anımsatarak, şu ifadeleri kullandı: NATO, hataları ve eksikliklerine karşın farklı ülke ve fikirlerin bir araya gelebildiği bir organizasyon. Ülkelerin birbiriyle savaşa girmeden yapabildikleri bir organizasyon. Sonunda eleştirecek olsak bile çok dikkatli olmamız lazım. NATO ile elde ettiğimiz deneyim ve kazanımlarımız var. Hemfikir olmasak da birbirimizle konuştuğumuz bir seviyedeyiz. Bunu geleceğe taşımamız ve kaybetmememiz gerekiyor. NATO'nun önde gelen Avrupalı üyelerinin, Türkiye'yi savunma ve caydırıcılık kapasitesini artırması girişiminin dışında tutmak yönünde stratejisinin olduğuna dikkat çeken Kılıç, şunları kaydetti: Türkiye, NATO ülkeleri arasındaki uyumu destekliyor. Bunu bölge ayırmadan yapıyor. Ama özellikle Avrupa'da yeni bir güvenlik mimarisiyle karşı karşıyayız. Avrupa savunma kapasitesini ve altyapısını artırmıyor. Türkiye, NATO'nun güney kanadı ve aynı zamanda AB'nin de güney kanadıdır. Biz AB üyesi değiliz ama bir tür ortağız, üye olmaya çok yakınız. Avrupa kıtasının güvenliği noktasında bir temel taşız. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara MOYEUVRE: NATO'NUN YALNIZCA BİR ASKERÎ ÖRGÜT DEĞİL IRIS Araştırmacı Patrice Moyeuvre ise, NATO’nun temel amacının zamanla evrildiğini belirtti. Soğuk Savaş sonrasında örgütün gereksiz hale geleceği ve dağılacağı yönünde değerlendirmelerde bulunanlar olduğuna ancak liderlerin ittifakın devam eden ihtiyacını fark ederek varlığını sürdürmesini sağladığını kaydetti. NATO'nun yalnızca bir askerî örgüt değil olmadığına işaret eden Moyeuvre, NATO'nun ülkelerin bir araya gelerek güven inşa ettiği, politikaları koordine ettiği ve diyalog yürüttüğü bir platform olduğunu belirtti. AVRUPA GÜVENLİK KONUSUNDA BÜYÜK ÖLÇÜDE ABD VE NATO’YA DAYANDI CeSPI Türkiye Gözlemevi Direktörü Valeria Giannota, Avrupa’nın güvenlik konusunda büyük ölçüde ABD ve NATO’ya dayandığını ve bunun kendi savunmasında boşluklar yarattığını ifade etti. İtalya gibi güney ülkelerinin göç, enerji ve çatışma gibi acil tehditlerle karşı karşıya olduğunu; Türkiye ile ortak savunma girişimlerini ve iş birliklerini güçlendirdiğini vurguladı. Giannota ayrıca, Avrupa güvenliğinin korunmasında koordinasyon, paylaşılan yetenekler ve diyaloğun kritik öneme sahip olduğunu belirtti. Fotoğraf: Mustafa KOÇYEGİT/QHA Ankara “DOĞU AVRUPA İÇİN TEHDİT RUSYA İKEN, GÜNEY KANADI İÇİN TERÖRİZM VE DÜZENSİZ GÖÇ ÖNE ÇIKIYOR.” NATO Başdanışmanı Yavuz Türkgenci, Avrupa müttefikleriyle ilişkilerin güçlü olduğunu, ancak zorlukların devam ettiğini ve bunun NATO’nun rolünü her zamankinden daha önemli hâle getirdiğini ifade etti. 2022 NATO Stratejik Konsepti, Ukrayna deneyimleri ve Savunma Planlaması’nın (FDP) NATO’nun uyum sağlamasına rehberlik edeceğini belirtti. Türkgenci ayrıca, Ankara’da hazırlanan yeni belgelerin ittifakın hızla değişen güvenlik ortamında ilerlemesine ek destek sağlayabileceğini vurguladı. Türkmenci, ittifakın en temel sorunlarından birinin ortak tehdit algısının bulunmaması olduğunu belirtti. Türkmenci, “NATO’da tehdit değerlendirmesi var ama bu konuda birlik yok.” dedi. Farklı coğrafyaların farklı öncelikler belirlediğine dikkat çeken Türkmenci, “Doğu Avrupa için tehdit Rusya iken, güney kanadı için terörizm ve düzensiz göç öne çıkıyor.” İfadelerini kullandı.

Bakü ve Astana arasında diplomasi trafiği: Bölgesel kalkınma ele alındı Haber

Bakü ve Astana arasında diplomasi trafiği: Bölgesel kalkınma ele alındı

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 8 Nisan 2026 tarihinde Kazakistan Dışişleri Bakanı Yermek Koşerbayev ile Kazakistan Ulaştırma Bakanı Nurlan Sauranbayev ile görüştü. Hazar üzerinden kurulan enerji ve ulaşım köprülerinin ön plana çıktığı görüşme kapsamında, Azerbaycan ile Kazakistan arasındaki sarsılmaz müttefikliğe dikkat çekilirken bölgesel kalkınma hedefleri de masaya yatırıldı. AZERBAYCAN VE KAZAKİSTAN ARASINDAKİ İŞ BİRLİĞİ İLERLİYOR Azerbaycan ve Kazakistan arasında gerçekleşen görüşmelerin ve alınan kararların iki ülkenin yakınlaşmasına vesile olduğunu ve ortak iş birliği potansiyelini güçlendirdiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Aliyev, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in selamlarının iletilmesiyle başlayan görüşmede mevkidaşına selamlarını gönderdi. Heyet, ziyaretlerinin halkları birbirine yakınlaştırdığını ve ikili faaliyet potansiyelini güçlendirdiğini dile getirirken Bakan Koşerbayev ise Cumhurbaşkanı Aliyev’in Kazakistan’da büyük bir saygı ve takdirle karşılandığına dikkat çekti. Görüşme çerçevesinde siyaset, ekonomi, ulaşım, lojistik, yatırım ve yeşil enerji başta olmak üzere, iki ülke arasındaki iş birliğinin birçok alanda ilerlemesi memnuniyetle karşılandı. Söz konusu iş birliğinin ilerlemesi için ise uygun fırsatların bulunduğu ifade edildi. YATIRIM, ENERJİ, İNTERNET VE LOJİSTİK KONULARI ELE ALINDI Görüşmede, ortak projeler ve küresel açılım konuları da mercek altına alındı. Cumhurbaşkanı Aliyev, Azerbaycan ile Kazakistan arasında kurulan Ortak Yatırım Fonu’nun imkânlarının sonuna kadar kullanılması gerektiğini vurguladı. Hâlihazırda geliştirme aşamasında olan projelerin olduğu belirtilirken iki ülkenin yalnızca kendi sınırları içinde değil, üçüncü ülkelerde de ortak yatırım yapma potansiyeli olduğu kaydedildi. Bununla birlikte; Asya ve Avrupa arasındaki transit geçişin ana arteri olan “Orta Koridor”, yenilenebilir enerji transferini gerçekleştiren “Trans-Hazar Yeşil Enerji Koridoru” ve Kazakistan ile Azerbaycan arasında döşenen fiber optik hat projelerini kapsayan “Dijital İpek Yolu” gibi başlıklar da görüşme kapsamında ele alındı. GÖRÜŞMEDE BÖLGESEL İSTİKRARA DİKKAT ÇEKİLDİ Öte yandan görüşmede, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki normalleşme süreci de ele alındı. Ermenistan topraklarından geçmesi planlanan ve bölgesel ulaşım bağlantıları açısından önem arz eden Zengezur Koridoru’nun, bölgesel iş birliği ve ulaşım olanakları açısından katkı sunacağı vurgulandı. Ayrıca, Azerbaycan ve Kazakistan’ın uluslararası kuruluşlardaki başarılı ortaklığının altı çizilirken iki ülke adına ortak fayda sağlayacak konular da masaya yatırıldı.

Bakü'de karar çıktı: Ermeni terörist Vardanyan hakkında mahkûmiyet Haber

Bakü'de karar çıktı: Ermeni terörist Vardanyan hakkında mahkûmiyet

Azerbaycan’ın anayasal düzenini bozmaya teşebbüs, terörün finansmanı ve savaş suçları başta olmak üzere birçok ağır suçtan yargılanan Ermeni asıllı milyarder Ruben Vardanyan’ın davasında hüküm açıklandı. Bakü Askerî Mahkemesi, sanık Vardanyan'ı 20 yıl süreyle hapis cezasına mahkûm etti. Dava, Bakü Askerî Mahkemesinde, Zeynal Ağayev’in başkanlığındaki Camal Ramazanov ve Anar Rzayev’den oluşan hakim heyeti tarafından görüldü. Yedek hâkim olarak Günel Semedova görev aldı. Sanığın, bildiği dil olan Rusça için tercümanla ve devlet tarafından görevlendirilen avukatla savunma hakkının sağlandığı bildirildi. Duruşmaya sanık ve müdafiinin yanı sıra mağdurların ve hukuki mirasçılarının bir bölümü ile temsilcileri, devlet adına iddia makamını temsil eden savcılar ve Azerbaycan devleti adına mağdur sıfatıyla Bakanlar Kurulu Ofisi Başkanı Rüfet Memmedov katıldı. MÜEBBET HAPSİ İSTENMİŞTİ Savcılık makamı, işlenen suçların vahametini ve bölgedeki istikrara verilen zararı gerekçe göstererek Ruben Vardanyan için müebbet hapis cezası talep etmişti. Mahkeme heyeti, delilleri ve dosya kapsamını değerlendirerek cezayı 20 yıl olarak belirledi. RUBEN VARDANYAN KİMDİR VE NEDEN YARGILANDI? Rusya'da servet edinen ve ardından Ermenistan vatandaşlığına geçerek Karabağ’a yerleşen Vardanyan, bölgedeki ayrılıkçı rejimin sözde "Devlet Bakanı" olarak görev yapmıştı. Eylül 2023’teki Antiterör Operasyonu sırasında kaçmaya çalışırken Azerbaycan sınır muhafızları tarafından Laçın sınır kontrol noktasında yakalanmıştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.