SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karabağ

QHA - Kırım Haber Ajansı - Karabağ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karabağ haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Bakü'de karar çıktı: Ermeni terörist Vardanyan hakkında mahkûmiyet Haber

Bakü'de karar çıktı: Ermeni terörist Vardanyan hakkında mahkûmiyet

Azerbaycan’ın anayasal düzenini bozmaya teşebbüs, terörün finansmanı ve savaş suçları başta olmak üzere birçok ağır suçtan yargılanan Ermeni asıllı milyarder Ruben Vardanyan’ın davasında hüküm açıklandı. Bakü Askerî Mahkemesi, sanık Vardanyan'ı 20 yıl süreyle hapis cezasına mahkûm etti. Dava, Bakü Askerî Mahkemesinde, Zeynal Ağayev’in başkanlığındaki Camal Ramazanov ve Anar Rzayev’den oluşan hakim heyeti tarafından görüldü. Yedek hâkim olarak Günel Semedova görev aldı. Sanığın, bildiği dil olan Rusça için tercümanla ve devlet tarafından görevlendirilen avukatla savunma hakkının sağlandığı bildirildi. Duruşmaya sanık ve müdafiinin yanı sıra mağdurların ve hukuki mirasçılarının bir bölümü ile temsilcileri, devlet adına iddia makamını temsil eden savcılar ve Azerbaycan devleti adına mağdur sıfatıyla Bakanlar Kurulu Ofisi Başkanı Rüfet Memmedov katıldı. MÜEBBET HAPSİ İSTENMİŞTİ Savcılık makamı, işlenen suçların vahametini ve bölgedeki istikrara verilen zararı gerekçe göstererek Ruben Vardanyan için müebbet hapis cezası talep etmişti. Mahkeme heyeti, delilleri ve dosya kapsamını değerlendirerek cezayı 20 yıl olarak belirledi. RUBEN VARDANYAN KİMDİR VE NEDEN YARGILANDI? Rusya'da servet edinen ve ardından Ermenistan vatandaşlığına geçerek Karabağ’a yerleşen Vardanyan, bölgedeki ayrılıkçı rejimin sözde "Devlet Bakanı" olarak görev yapmıştı. Eylül 2023’teki Antiterör Operasyonu sırasında kaçmaya çalışırken Azerbaycan sınır muhafızları tarafından Laçın sınır kontrol noktasında yakalanmıştı.

Karadağlı Katliamı'nın üzerinden 34 yıl geçti Haber

Karadağlı Katliamı'nın üzerinden 34 yıl geçti

Karabağ'ın işgali esnasında, Rus destekli Ermeni güçlerinin Azerbaycanlı sivillere yaşattığı vahşetlerden yalnızca biri olan Karadağlı Katliamı, yakın tarihte cezasız kalan birçok katliamdan yalnızca biri oldu. RUS DESTEKLİ ERMENİLERİN SİVİL HALKA KARŞI GERÇEKLEŞTİRDİĞİ SOYKIRIM… 1988 yılında, Azerbaycan’ın Hocavend ilçesine bağlı olan Karadağlı köyünün acı dolu günleri başladı. Karadağlı köyü, 17 Şubat 1992 tarihinde Rus destekli Ermeni güçleri tarafından işgal edilerek yakıldı. Köy sakinleri, doğup büyüdükleri köyün her karışı uğruna mücadele ettiler ve Rus destekli Ermenilere karşı eşit olmayan çatışmalarda şehit oldu. Ermeni işgalciler, sivil halka karşı amansız bir soykırım gerçekleştirdi. Rus destekli Ermeni işgalcilerin Azerbaycanlılara besledikleri nefret, 34 yıl önce köyün sakinlerine karşı yaptığı katliamlarla birlikte, Azerbaycanlılara karşı yaklaşık 200 yıldan beri yürüttüğü etnik temizlik ve soykırım politikasının devamı oldu. ERMENİLERİN AZERBAYCAN’IN CANLARINI YOK ETME, TARİHİNİ İSE SİLME GİRİŞİMİ İşgal sırasında 118 kişi esir alındı, 33 kişi kurşuna dizildi. Rus destekli Ermeni güçleri, öldürülenleri ve yaralıları bir çiftlik kuyusuna atıp üzerini toprakla örttü. Toplamda esir alınanlardan 68 kişi öldürüldü, 50 kişi büyük zorluklarla esaretten kurtarıldı. Esirlerden 10'u kadın, 2'si öğrenciydi. Kurtulanlardan 18 sivil, aldıkları iyileşmez yaralar nedeniyle daha sonra vefat etti. İki aileden 4'er kişi katledildi. 43 aile reisini kaybederken 146 çocuk ise yetim kaldı. İşgal sonucunda Azerbaycanlılara ait birçok tesis, tarihi, dini, kültürel anıtlar ve mezarlık yıkıldı. Köyün 800'e yakın sakini, yurdundan edildi. KATLİAMA GİDEN SÜREÇTE NELER YAŞANDI? 24 Kasım 1990 tarihinde üç köy sakini, Hocavend-Hankendi yolunun 6. kilometresinde, Rus destekli Ermeni eşkıyaları tarafından katledildi. 9 Ocak 1991 tarihinde ise Karadağlı köyüne gelen “UAZ” marka araç, Rus destekli Ermeniler tarafından ateşe tutuldu, bir Azerbaycanlı sivil bu şekilde katledilirken 4 Azerbaycanlı sivil ise yaralandı. Yaralanan Azerbaycanlı sivillerden 2’si, aldığı yaralar sebebiyle daha sonra hayatını kaybetti. 8 Mart 1991 tarihinde 2 Azerbaycanlı sivil, köyün yakınında Ermeniler tarafından vahşice katledildi. 28 Haziran 1991 tarihinde ise köyün yanındaki çiftlikte Azerbaycanlı 3 erkek ve 3 kadın, Rus destekli Ermeniler tarafından diri diri yakıldı. 8 Eylül 1991 tarihinde Ağdam'dan Karadağlı'ya gelen yolcu otobüsü, Hocavend-Hankendi yolunun 5. kilometresi ile 6. kilometresi arasında, Ermeni eşkıyaları tarafından ateşe tutuldu. Otobüsteki 40'a yakın yolcudan 2 erkek ve 6 kadın hayatını kaybetti. 8 Ocak 1992'de köyün yakınında bir Azerbaycanlı daha vahşice katledildi, 100'e yakın koyun ise Ermeniler tarafından ganimet olarak götürüldü. 19 Aralık 1991 tarihinde Hocavend köyü, 12 Şubat 1992 tarihinde ise Şuşa'nın Malıbeyli köyü, Rus destekli Ermeniler tarafından işgal edilerek yakıldı. Bir sonraki hedef ise Karadağlı oldu. İNSANLIK, 17 ŞUBAT 1992 TARİHİNDE UTANDI… 14 Şubat 1992'de Ermeni çeteleri, yabancı paralı askerler ve özellikle Hankendi'de konuşlanan Sovyet ordusunun 366. alayının teknik ve insan gücünü kullanarak her taraftan bağlantısı kesilen ve yardımsız kalan Karadağlı köyüne, 17 Şubat 1992 tarihinde saldırdılar. Köydeki 104 sivil ve 14 asker, 4 gün boyunca düşmanla mücadele etti. Çatışmalarda biri kadın olmak üzere 14 Azerbaycanlı sivil hayatını kaybetti. Köyün “Beylik bahçesi” bölgesinde 23 Azerbaycanlı sivil, Rus destekli Ermeni cellatları tarafından kurşuna dizildi; çoğunluğu yaralı olan siviller, diri diri silaj çukuruna gömüldü. Esirlerin bir kısmı, Karadağlı-Hankendi yolu üzerindeki Ermeni köylerinde, araçlardan indirilerek kurşuna dizildi. İki sivil Zeki pınarında, diğer iki sivil ise Cemiyet köyünde katledildi. Ermeniler, rehin aldıkları 8 köy sakinine işkence ederek vahşice katletti. Dört sivil, farklı zamanlarda şehit olurken beş sivilin akıbeti, bilinmezliğin esiri oldu. Birkaç gün sonra ise Rus destekli Ermeni askerleri, bölge yakınlarındaki Hocalı'da büyük bir katliam yapacaklardı. KARADAĞLI KÖYÜ, ERMENİ İŞGALİNDEN KURTARILDI Köy, 17 Şubat 1992 tarihinden 10 Kasım 2020 tarihine kadar Ermenistan işgali altında kaldı. İkinci Karabağ Savaşı'nın ardından imzalanan 10 Kasım 2020 tarihli üçlü bildiri uyarınca bölgeye, sözde Rus Barış Gücü konuşlandırıldı. 19 Eylül 2023 tarihinde yaklaşık 24 saat süren anti terör operasyonu neticesinde ise Azerbaycan, vatan toprağına kavuştu. Kırım Haber Ajansı (QHA) olarak Rus destekli Ermeni güçleri tarafından katledilen masum Azerbaycanlı sivilleri, katliamın 34. yılında saygıyla anıyoruz.

Azerbaycan’da Kara Yanvar’ın 36. yılı: Keder ve gurur günü Haber

Azerbaycan’da Kara Yanvar’ın 36. yılı: Keder ve gurur günü

Azerbaycan'da keder ve gurur günü olarak anılan ve tarihe "Kara Yanvar" (Kara Ocak) olarak geçen 20 Ocak Katliamı'nın 36'nci yılı geride kaldı. Azerbaycan’ın bağımsızlığının önemli dönüm noktalarından biri olan Kara Yanvar; Azerbaycan ordusunun İkinci Dağlık Karabağ Savaşı'nda elde ettiği zafer ve başarıyla icra ettiği "Anti Terör Operasyonu" neticesinde Karabağ'ın Ermenistan işgalinden kurtarılmasının ardından daha fazla anlam kazandı. 20 Ocak kurbanları, katliamın her yıl dönümünde tüm Türk dünyasında minnetle anılıyor. Ermeniler, 1980'li yılların sonlarında Karabağ'ın Azerbaycan'dan koparılması için faaliyetlerini artırdı ve Aralık 1989'da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, Karabağ'ın Ermenistan'la birleştirilmesi yönünde karar aldı. Azerbaycanlılar, bu kararı tepkiyle karşıladı ve Bakü'de yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler düzenlendi. Halk, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü'nün Azadlık Meydanı'na akın etti. Aralıksız olarak devam eden mitingler Sovyet yönetimini tedirgin etti ve Bakü'ye asker gönderilmesi yönünde karar alındı. Halk ise kentin giriş yollarını ve Bakü'deki askeri birliklerin önünü kapattı. İlk önce 19 Ocak 1990'da Sovyet istihbaratı tarafından Azerbaycan televizyonunun enerji hatları patlatıldı. Akşam saatlerinde ise 26 bin kişilik Sovyet ordusu zırhlı araçlarla 5 yönden Bakü'ye girdi. Sovyet ordusu, onları engellemeye çalışan silahsız sivillere mermi yağdırarak kente ulaştı. Tanklar ve ağır zırhlı araçlar insanların üstüne sürüldü, ambulanslara ve yolcu otobüslerine ateş açıldı. O gece Bakü'de 130 sivil hayatını kaybetti. Sovyet ordusu, katliamını Neftçala ve Lenkeran gibi diğer illerde de sürdürdü ve toplamda 150 Azerbaycanlı sivil, 20 Ocak Katliamı'nın kurbanı oldu. Olaylarda 744 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kişi Sovyet ordusunca gözaltına alındı. Bakü'de Sovyet yönetiminin olağanüstü hâl ilan etmesine ve kentin tamamen Sovyet ordusu tarafından kontrol altına alınmasına rağmen halk şehitlerin defni için sokaklara çıktı. Şehitlerin, 1918 senesinde Bakü'nün kurtuluşu adına girişilen harekatta şehit düşen askerlerinin toprağa verildiği, daha sonra Bolşevikler tarafından eğlence parkı haline getirilen Dağüstü Park'ta defnedilmesine karar verildi. Cenazeler Azadlık Meydanı'nda toplandı ve buradan insanların omzunda daha sonra Şehitler Hıyabanı ismi verilen alana getirilerek yan yana defnedildi. Cenazelere yaklaşık 1 milyon kişi eşlik etti. Kanlı Ocak Katliamı, Azerbaycanlıların eski Sovyet yönetimine güvenini tamamen sarstı ve ülkenin bağımsızlığına giden süreç başladı. Azerbaycanlılar 36 yıldır her 20 Ocak'ta, o günün kurbanlarının simgesi haline gelen karanfillerle şehitliğe akın ediyor, bağımsızlık ateşini yakanlara minnettarlığını gösteriyor.

Ermeni işgalinden kurtarılan Karabağ ve Doğu Zengezur turizmde rekora koşuyor Haber

Ermeni işgalinden kurtarılan Karabağ ve Doğu Zengezur turizmde rekora koşuyor

Azerbaycan’ın doğal güzellikleriyle yüzyılların kültürel mirasıyla öne çıkan, Ermenistan işgalinden kurtarılan bölgeleri Karabağ ve Doğu Zengezur, geniş çaplı altyapı projeleriyle ve restorasyon çalışmalarıyla eski günlerine döndü. Karabağ ve Zengezur, yerli ve yabancı turistlerin gözdesi olarak 2025 yılında 2,5 milyondan fazla ziyaretçi kabul etti. ŞUŞA, LAÇIN VE HANKENDİ GÖZDE ŞEHİRLER OLDU TRT Avaz’ın, 8 Ocak 2025 tarihinde Azerbaycan Devlet Turizm Ajansına dayandırdığı habere göre; bölgeye yapılan otel yatırımlarıyla birlikte 35 otel, toplamda bin 133 oda ve 2 bin 262 yatak kapasitesi ile hizmet verildiği aktarıldı. "Yolumuz Qarabağadır!" portalının verilerine göre ise 2025 yılı içerisinde bölge, toplamda 2 milyon 549 bin 857 ziyaretçi kabul etti. Şuşa, Laçın ve Hankendi ise bölgede en çok turist çeken şehirler oldu. BÖLGEYİ ZİYARET ETMEK İSTEYENLER, DİJİTAL ORTAMDAN İZİN ALABİLECEK Yabancı turistlere de bölgeye seyahatlerinde birtakım kolaylıklar sağlandı. 23 Temmuz 2025 tarihinden itibaren yabancı uyruklu vatandaşların gerekli izinleri alarak Şuşa, Laçın, Ağdam, Fuzuli, Hocalı ve Hankendi şehirlerine bireysel araçlarla veya grup turlarıyla seyahat edebileceği belirtildi. Ayrıca, bölgeye yapılan seyahat süreçleri tamamen dijitalleştirildi. E-Polis ve myGov uygulamaları üzerinden ziyaretlere ilişkin merkezî kayıt ve güvenlik kontrolleri yürütülürken bölgedeki otellerde yapılan rezervasyonlarda giriş izinleri otomatik olarak alınabiliyor. "Yolumuz Qarabağadır!" portalı üzerinden yapılan başvurularda ise turistler, özel araçlarıyla yaptıkları ziyaretlerde 5 günlük izin imkânından yararlanabiliyor.

Azerbaycan'da 240 megavat kapasiteli rüzgar enerjisi santrali açıldı Haber

Azerbaycan'da 240 megavat kapasiteli rüzgar enerjisi santrali açıldı

Azerbaycan’da 240 megavat kurulu güce sahip "Hızı-Abşeron Rüzgar Enerjisi Santrali", 8 Ocak 2026 tarihinde Gülistan Sarayı'nda düzenlenen törenle hizmete açıldı. Suudi Arabistan merkezli ACWA Power şirketi tarafından inşa edilen santralin Bakü’deki açılış törenine Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de katıldı. ALİYEV: ÜRETİM KAPASİTEMİZ YAKLAŞIK 10 BİN MEGAVATA ULAŞTI Törende yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Aliyev, ülkede enerji sisteminin modernleştirilmesi ve geliştirilmesinin son yıllarda temel önceliklerden biri olduğunu belirterek, yaklaşık 20 yılda enerji üretim kapasiteleri, büyük ölçekli trafo merkezleri ve iletim hatlarının tamamen yenilendiğini söyledi. Aliyev, santralin temelinin 2022 yılının ocak ayında atıldığını hatırlatarak, projeye yatırım yapan Suudi Arabistan merkezli ACWA Power ile başta Çinli Power China olmak üzere emeği geçen tüm kurum ve çalışanlara teşekkür etti. Son 20 yılda ülkede oluşturulan enerji üretim kapasitesinin önceki dönemlere kıyasla yaklaşık üç kat arttığını vurgulayan Aliyev, "Bugün üretim kapasitemiz yaklaşık 10 bin megavata ulaştı. Bu, tabiri caizse tarihi bir rekordur." dedi. Aliyev, ilerleyen yıllarda çok sayıda yenilenebilir enerji üretim tesisinin devreye alınacağını bildirerek, bu artışın hem iç talebin karşılanmasına hem de elektrik enerjisi ihracatının büyütülmesine imkan sağlayacağını ifade etti. HAZAR'IN RÜZGAR POTANSİYELİ, ULUSLARARASI DEĞERLENDİRMELERE GÖRE 157 GİGAVAT SEVİYESİNDE Azerbaycan'da kısa süre önce 230 megavat kapasiteli bir güneş enerjisi santralinin işletmeye alındığını anımsatan Aliyev, bugün açılışı yapılan 240 megavatlık rüzgar enerjisi santralinin yanı sıra, işgalden kurtarılan Cebrayıl ilinde üç güneş enerjisi santralinin inşa edildiğini ve bu santrallerin toplam kapasitesinin 340 megavat olduğunu anlattı. Aliyev, Azerbaycan'ın coğrafi konumunun ülkenin her bölgesinde yenilenebilir enerji üretimine elverişli olduğunu kaydederek, "Hazar Denizi'nin Azerbaycan sektöründeki rüzgar potansiyeli, uluslararası değerlendirmelere göre 157 gigavat seviyesindedir." şeklinde konuştu. ALİYEV'DEN YERLİ VE YABANCI ŞİRKETLERE YATIRIM DAVETİ Azerbaycan'ın bölgenin güvenilir ve büyük elektrik üretim kapasitesine sahip ülkelerinden biri olacağına inandığını belirten Aliyev, "Yabancı yatırımcıları yenilenebilir enerji alanına ve yüksek miktarda elektrik enerjisi gerektiren sektörlere davet ediyorum. Yerli ve yabancı şirketleri özellikle yapay zeka, veri merkezleri ve yüksek enerji talebi bulunan diğer alanlara yatırım yapmaya davet ediyorum." ifadelerini kullandı. Azerbaycan'a bugüne kadar 300 milyar dolardan fazla yabancı yatırım çekildiğini ve ülkenin mali durumunun oldukça olumlu olduğunu söyleyen Azerbaycan lideri, enerji üretim kapasitelerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunarak, "İmzalanan sözleşmeler çerçevesinde 2030 yılına kadar 6, 2032 yılına kadar ise toplamda 8 gigavat kapasiteli rüzgar ve güneş enerjisi santralleri inşa edilecektir." dedi. Hidroelektrik santrallerinin potansiyelinin de eklenmesiyle ülkenin toplam enerji kapasitesinin daha da artacağına işaret ederen Aliyev, son beş yılda Karabağ ve Doğu Zengezur'da devlet kaynaklarıyla yaklaşık 40 küçük hidroelektrik santralinin inşa edildiğini, bu santrallerin toplam kapasitesinin 300 megavatı aştığını kaydetti. Ermeni işgalinden kurtarılan bölgelerdeki hidroelektrik potansiyeline ilişkin haritaların da hazırlandığına değinen Aliyev, "Kurtarılan bölgelerdeki potansiyel hidroelektrik santrallerinin haritası da çizildi ve sadece bu bölgede yaklaşık 500, belki 600 megavat kapasiteli küçük hidroelektrik santralleri inşa edeceğiz. Bunun neredeyse yarısı zaten hazır ve kurtarılan bölgeler de dahil olmak üzere tüm ülke tek bir şebekeye bağlı ve her yöne enerji akışının gönderilmesi ve alınması da sağlanmış durumda." diye konuştu.

Azerbaycanlı araştırmacı-yazar Ahmed: Batı Azerbaycan’a dönüş, Azerbaycan’ın aktif gündemindedir Haber

Azerbaycanlı araştırmacı-yazar Ahmed: Batı Azerbaycan’a dönüş, Azerbaycan’ın aktif gündemindedir

1985 yılında Revan’da doğan; Azerbaycanlı araştırmacı, yazar ve Bakü’de yayımlanan Çapar Tarih Dergisi Editörü Dr. Dilgam Ahmed, Batı Azerbaycan’a dönüş konusunda Kırım Haber Ajansına (QHA) dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Dr. Ahmed; Batı Azerbaycan’da Azerbaycanlılara karşı işlenen etnik temizlik sürecini geçmişten bugüne ele alarak, Azerbaycanlıların Batı Azerbaycan’a geri dönebilmeleri adına hâlihazırda yürütülen faaliyetlerden bahsetti. "ŞU AN, BATI AZERBAYCAN’DA BİR TÜRK DAHİ YAŞAMAMAKTADIR" Batı Azerbaycan’da Azerbaycanlılara karşı işlenen zulümlerin, Rusya’nın, 19. yüzyılda, Kafkasya’yı işgalinden itibaren başladığını kaydeden Ahmed, Rus işgaline kadar, Revan bölgesinde, Azerbaycan Türklerinin kurduğu Revan Hanlığı’nın mevcut olduğunu hatırlatarak, "Güney Kafkasya’da, Azerbaycan bölgesinde, hem güneyinde hem kuzeyinde 30’un üzerinde hanlık kurulmuştur. Bu hanlıklardan birisi de Revan Hanlığı’ydı. Revan Hanlığı, 1827 senesinde Rusya tarafından işgal edildi, öncesinde de Azerbaycan’ın kuzey hanlıkları işgal edilmişti" dedi. 1803 yılından itibaren bu işgallerin başladığını ve Rusya ile Kaçar Hanedanlığı arasında gerçekleşen ikinci savaştan sonra, 1827 yılında Revan Hanlığı’nın işgal edilmesine işaret eden Ahmed, 1828 yılında Kaçarlar ve Rusya arasında imzalanan Türkmençay Antlaşması sonucu ise, Revan Hanlığı’nın Rusya’ya dâhil edildiğini ve Ermenilerin, İran’ın içlerinden Batı Azerbaycan’a; 1829 senesinde Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalanan Edirne Antlaşması’ndan sonra da Anadolu’daki Ermenilerin, Azerbaycan’ın Karabağ, Zengezur ve Nahçıvan ve Revan bölgelerine göç ettirilmeye başlandığını belirterek, "Bu göçler sayesinde Rusya, Türk dünyasını parçalamak için yavaş yavaş Ermenistan projesine başladı ve Revan Hanlığı’nın işgal edilmiş bölgelerinde bir Ermeni vilayeti oluşturarak, daha sonrasında ise Erivan Valiliği (Erivan Guberniyası) meydana getirip Ermeni nüfusunun artmasına sebep oldu. Ermeniler, kısa zaman içerisinde bölgedeki Azerbaycan Türklerine, 1918-1920 yıllarına kadar zulmetmeye başladılar. 1915 senesindeki Ermeni Tehciri’nden sonra ise Ermeni çeteleri; Güney Kafkasya’ya akın ederek, Zengezur’da ve Nahçıvan’da büyük felaketlere neden oldular. Tabii, Ermeni Bolşeviklerin faaliyetleri ve Stepan Şaumyan’ın, Bakü’de iktidarı ele geçirmesinden sonra, 1918 senesinde yaptığı katliamlar da söz konusudur. Bu süreç, 1827 senesinde, Revan Hanlığı’nın işgaliyle başlayan bir süreçtir ve maalesef, hâlen devam etmektedir. Ne acı ki şu an, Batı Azerbaycan’da bir Türk dahi yaşamamaktadır" değerlendirmesini yaptı. AZERBAYCANLILARIN BATI AZERBAYCAN’A GERİ DÖNÜŞÜ Azerbaycan’ın, Batı Azerbaycan’a geri dönüş üzerine bir devlet politikasının olduğunu ve bu politikanın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından desteklendiğini belirten Ahmed, "Hiçbir şekilde savaş hedeflenmeksizin Azerbaycan hükûmeti, Batı Azerbaycan’da doğmuş insanların, kendi yurtlarına dönüp orada yaşamasını istemektedir" dedi. 1988 senesinde, Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, Batı Azerbaycan’dan Azerbaycan’ın içlerine 300 bin kişinin geldiğini, ve bu kişilerin torunlarıyla birlikte de sayılarının şu anda bir milyonu geçtiğini vurgulayan Ahmed, "Bu kadar insanın geri dönüşü, gönüllülük esasına göre olacaktır. İnsanlar döndükten sonra orada güvenli şekilde yaşamalıdır. Nasıl ki 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra kurtarılmış topraklara göç oldu, şimdi de bizlerin oraya gitmesi ve orada yaşaması lazımdır" ifadelerini kullanan Ahmed, Azerbaycanlıların, Batı Azerbaycan’a döndükleri zaman sahip olacağı temel hak ve özgürlüklerinin korunacağını belirterek, "Şu anda, özellikle de 2. Karabağ Savaşı’ndan sonra, bu konu Azerbaycan’da aktif olarak gündemdedir ve devletin de böyle bir projesi vardır" şeklinde konuştu. “TÜRKLER GİDİYOR, HEMEN EŞYALARINI YAKALIM” Ermenilerin Taşnak ideolojisinin, Azerbaycanlılara yaşatılan zulümlerin kaynağı olduğunu vurgulayarak, Ermenistan’ın en büyük sorununun Ermeni Kilisesi olduğunu belirten Ahmed, son olarak şu değerlendirmede bulundu: Biz 1988 yılında Revan’dan göç ettiğimiz zaman, bizim kendi komşularımız, ‘Türkler gidiyor, hemen eşyalarını yakalım’ diye beyanda bulunmuşlardı. Biz Sovyet döneminde dahi, orada çok güvenli bir şekilde yaşamıyorduk. 1915-1918 senelerinde ve sonrasında 1940’lı yıllara kadar, Revan’dan, Türkiye’ye ve Azerbaycan’ın içlerine birçok akın olmuştu. Ermenilerin, güya eski zamanlardan beri bu topraklarda yaşadıklarına dair bir mitolojileri ve Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar olan alanı kapsayan, ‘Denizden denize Ermenistan’ şeklinde bir Taşnak ideolojileri var. Tarihin hiçbir döneminde, söz konusu alanı dolduracak kadar Ermeni yaşamamıştır.

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu Haber

Türk dünyasının sorunları Gazi Üniversitesinde konuşuldu

Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜRKDAM), Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu ile Kızılelma Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği tarafından 8 Aralık 2025 tarihinde “Türk Dünyası Sorunları ve Sorunlu Bölgeler” başlığıyla kapsamlı bir panel düzenlendi. Gazi Üniversitesi Rektörlük binasındaki Mimar Kemaleddin Salonu’nda tertip edilen program saygı duruşu ve İstiklâl Marşı ile başladı. "TÜM ATALARIMIZI HÜRMETLE YÂD EDİYORUZ" “Türk dünyasının ata yurdundan bugüne, adı bilinen veya bilinmeyen tüm büyüklerimize; Alp Er Tunga’dan Tonyukuk’a, Korkut Ata’dan Kaşgarlı Mahmud’a, Cengiz Aytmatov’dan İsmail Bey Gaspıralı’ya kadar fikirleriyle, kalemiyle, mücadelesiyle yolumuzu aydınlatan bütün değerlerimizi hürmetle yâd ediyoruz.” diyerek programın sunumunu yapan TBMM ve TRT program yapımcısı ve aunucusu Yasemin Aras açılış konuşmaları için protokol isimlerini takdim etti. TÜRK DÜNYASININ DERTLERİYLE DERTLENMEYİ BORÇ BİLEN NESİLLER Gazi Üniversitesi Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Başkanı Seyfullah Kaya, katılımcıların programa iştirak ederek, Türk dünyasının dertleriyle dertlenmeyi bir borç olarak bildiğini gösterdiğini vurguladı. Kaya, panelde sorunlu bölgeler başlığıyla toplanılmış olsa da buraya yalnızca coğrafî problemle bakılamayacağını kaydetti. Kaya, “Çünkü bizim için Kırım yalnızca haritada bir yarımada değil, sürgüne direnen bir toplumun vatanı. Ahıska, vatana duyulan bitmeyen bir hasret. Kerkük, Türkmeneli hoyratlarda dile gelen bizi biz yapan, öz mayamızdır. Kıbrıs, vazgeçemeyeceğimiz egemenliğimiz; Karabağ ise sabrın kutlu zaferidir.” ifadelerini kullandı. Kaya, bu bölgelerdeki soydaşların tarih boyunca bedeller ödediğini belirtti. Yalnızca problemlerin konuşulduğu bir program olmaması gerektiğini kaydeden Türk Dünyası Topluluğu Başkanı, “Yolumuz İsmail Bey Gaspıralı’nın da dediği gibi ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ sloganını bir slogan olmaktan çıkarıp yaşantımıza dökmektir.” dedi. "AYNI KANDAN AYNI CANDAN MİLLETİN EVLATLARIYIZ" Ardından Kızılema Kadın, Gençlik ve Çocuk Derneği Başkanı Dr. Yasemin Meydan ise programın yalnızca toplantıdan ibaret olmadığının altını çizdiği açılış konuşmasında, “Bugün burada aynı kandan aynı candan aynı tarihten gelen bir milletin evlatları olarak omuz omuzayız, omuz omuza olmak zorundayız. Her birimizin yüreğinde vatandan uzak, haksızlığa uğramış, sesi kısılmaya çalışılmış Türk yurtlarının hüznü, acısı ve umudu var.” cümlelerini sarf etti. Doğu Türkistan’daki toplama kamplarından, Rus işgali altındaki Kırım’da yapılan baskılardan örnek veren Meydan, yayılmacı güçlerin sistematik bir baskı, asimilasyon politikası ve korku yaratma hedeflerinin olduğunu söyledi. Ayrıca Azerbaycan’da memleketlerinden koparılan insanların acılarının devam ettiğini, Ahıska Türklerinin ise hâlâ vatan hasreti çektiğini sözlerine ekleyen Meydan, Türkmeneli’nde varoluş, Kıbrıs’ta ise eşitlik mücadelesi olduğunu dile getirdi. "BİR ÇOCUĞUN DİLİ SUSTURULDUĞUNDA BİR MİLLETİN SESİ KISILIR" Meydan konuşmasında, “Türk dünyasının farklı bölgelerindeki acılar yalnızca istatistik bir rapor ya da yalnızca tarih değildir. Bunlar kadınlarımızın gözyaşı, gençlerimizin feryadı, çocuklarımızın sessizliği, yaşlılarımızın kırılmış yüreğidir. Bir annenin çocuğuna sarılamadığı yerde huzur olmaz. Bir gencin kimliği elinden alınmaya çalışıldığı yerde gelecek olmaz. Bir çocuğun dili susturulduğunda bir milletin sesi kesilir. Bir yaşlının vatan toprağından hasretle ölmesi bir tarihin koparılmasıdır. Biz biliyoruz ki Türk dünyasının bir yerinde zulüm varsa o zulüm hepimize yapılmış demektir.” ifadelerine yer verdi. TÜRK DÜNYASI GENİŞ COĞRAFYAYA HÂKİM TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy ise Türk dünyasını derinliği olan, değerli ve önemli bir kavram olarak nitelendirerek başladığı konuşmasında, Türk nüfusunun derin bir coğrafyaya hâkim olduğunu ifade etti. Bağımsız olarak yaşayan, otonom olarak yaşayan ve başka ülkelerde azınlık halinde kimlik mücadelesi vererek yaşayan Türklerin büyük bir alana yayıldığını aktaran Aksoy, “İşte bu derin coğrafya içerisinde ekonomiden siyasete, sosyo-kültürel meselelerden güvenliğe kadar çok çeşitli alanlarda birtakım sorunların olduğunu görüyoruz. Sovyetler Birliği'nin dağılması ile birlikte yeni fırsat yeni siyasi konjonktür ortaya çıkmıştır. Bir taraftan Türk milleti için birtakım fırsatları beraberinde getirirken diğer taraftan da aşılması gereken zaman içerisinde çözümlenmesi gereken sorunları beraberinde getirmiştir.” diyerek toplantının konusuna işaret etti. Programda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını kaydeden Aksoy sözlerine Bayrak şairi Arif Nihat Asya’nın “Ağıt” şiiriyle son verdi. TÜRKİSTAN HASSAS BİR DENGE KURMAK ZORUNDA Açılış konuşmaları Gazi Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Necdet Hayta’nın konuşmasıyla son buldu. Prof. Dr. Hayta, Türk dünyasının Kafkasya, Türkistan, Balkanlar ve Avrupa’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada olduğunun altını çizdi. Bu nedenle Türklerin farklı siyasî yapıların, farklı ekonomik şartların ve çok çeşitli kültürel ortamlara sahip olduğunu aktaran Hayta, “Türk dünyası hem büyük bir potansiyel hem de ciddi sorunlar barındırabiliyor.” dedi. Türk dünyasının, özellikle Türkistan coğrafyasındaki ülkelerin Rusya, Çin, ABD ve asgari düzeyde bölgede tehdit haline gelen İran gibi ülkelere karşı güvenlik, enerji, ekonomik gibi alanlarda hassas bir denge kurmak zorunda olduğunu belirtti. Türk dili ve alfabesine dikkat çeken Hayta, farklı alfabelerin uzun vadede kültürel etkileşimi zorlaştırdığını söyledi. Hayta, “Ortak bir müfredat, ortak eğitim politikaları ya da gençler arası güçlü bir kültürel etkileşim gerekmektedir. Öyle ki bazı ülkelerde Türk kimliğine yönelik baskılar ve asimilasyon politikaları ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.” ifadelerini kullandı. Türk dünyasındaki sorunların devam ettiğini vurgulayan Hayta, “Bu sorunların aşılabilmesi için Türk devletlerinin daha güçlü bir iş birliği, daha fazla ekonomik entegrasyon ve ortak sosyo-kültürel politikalar geliştirilmesi son derece önemlidir.” diyerek Türk dünyasına çağrıda bulundu. TÜRKDAM Müdürü Prof. Dr. Bülent Aksoy’un moderatörlüğünü yaptığı panelde; Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Sözcüsü Prof. Dr. Erkin Emet, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yıldız Deveci Bozkuş, Araştırmacı-Yazar Dr. Azad Dedeoğlu, Türkmeneli Dernekler Federasyonu Başkanı Mehmet Tütüncü, Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mehmet Balyemez ve Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü konuşmacı olarak yer aldı. ÇİN YAYILMACI BİR SİYASET GÜDÜYOR Prof. Dr. Emet, Doğu Türkistan sorununu anlamak için öncelikle Çin’i bilmek gerektiğini vurgulayarak başladığı konuşmasında, Çin’in tarihî sürecini ve coğrafî konumunu kısaca ele aldı. Çin’in özellikle Türk dünyası başta olmak üzere geniş bir alana yayıldığını ifade eden Emet, Japonya ile ipleri geren Çin’in yayılmacı bir politika güttüğünü söyledi. KARDEŞLERİNİN HEPSİ TOPLAMA KAMPINDA Öte yandan Türkiye’de oluşturulan algının tam tersine Doğu Türkistan’da insanlık suçlarının işlendiğini aktaran Emet, kardeşlerinin hepsinin toplama kampında olduğunu dile getirdi. 2017 yılı itibarıyla hayata geçirilen toplama kampları için artık sadece Uygurların değil Özbek, Kırgız, Kazak, Tatar gibi Türk soyluların da millî kimliği nedeniyle hedef alındığını kaydetti. Emet, “Uydu görüntüleri aracılığıyla bin 200 tane toplama kampı tespit edildi. Korkunç derecede insanlık dışı uygulamalar var burada. Kampa girmek için akrabanızı ziyaret etmeniz bile yeterli. Ayrıca çok sayıda yazar, akademisyen, gazeteci de toplama kamplarına alındı.” dedi. Çin kaynaklarında Uygurların Türk olarak tarihe kaydedildiğini anımsatan Emet, şimdi ise bunun inkâr edildiğini, Uygurların Çinli olduğu yalanını ortaya koyduklarını sözlerine ekledi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Doğu Türkistan ziyaretinin ardından asimilasyon talimatı vermesi üzerine Uygurların yok edilmeye çalışıldığının altını çizen Emet, “Çünkü Doğu Türkistan onlar için stratejik öneme sahip bir bölge.” yorumunda bulundu. Emet ayrıca dünyadaki Doğu Türkistan diasporasına da değindiği konuşmasında, Uygurların oluşturduğu teşkilâtların tek çatı altında toplandığı Dünya Uygur Kurultayından söz etti. Emet, Uygur Türklerinin kimliğini korumak, gelecek nesillere aktarmak için müzikleri, dansları ve ana dili ile kültürel çalışmalar yaptıklarını ifadelerine ekledi. Emet, “Bugün Doğu Türkistan sorununu sık sık gündeme getirmeye çalışıyoruz.” dedi. Ayrıca DUK Sözcüsü, 9 Aralık’ın Doğu Türkistan Soykırım Günü olarak kabul edilmesine işaret ederek, bunun kritik bir önem taşıdığını ve önemli bir gelişme olduğunun altını çizdi. AZERBAYCAN JEOPOLİTİK REKABETTE ÖNE ÇIKIYOR Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bozkuş ise Azerbaycan’daki soruna işaret ederek etnik yapısı, coğrafî konumu, bölgesel gelişmeler ve enerji sevkiyatının geçiş güzergâhı üzerinde olması nedeniyle Azerbaycan’ın önemli bir konumda olduğunun altını çizdi. Azerbaycan’ın 1918’de bağımsızlığını ilan edene dek Rusya’nın baskılarını sürdürdüğünü aktaran Bozkuş, iki yıl sonra Sovyetler Birliği'nin bir parçası haline geldiğini hatırlattı. Bozkuş, “Bu süreçte Türklerin bölgedeki varlığının izlerinin kasıtlı bir şekilde yok edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Geçmişin her dönemindeki Kafkasya’daki, Azerbaycan’daki, tarihî kültürel mirasa yönelik saldırılar bölgenin demografik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu, Batılı kaynaklara dâhi yansımıştır.” değerlendirmesini yaptı. Ermeni kaynaklarında da Revan Hanlığından söz edildiğini belirten Bozkuş tarihî kalıntılara günümüzde ulaşıldığını belirtti. “Bu toprakların aslî sakinlerinin Azerbaycan Türklerine ait olduğunu görebiliyoruz.” ifadesine yer veren Bozkuş, aynı zamanda bölgeye gelen Ermenilerin kentlerin isimlerini değiştirdiğini ve ciddi bölgenin demografik değişime uğradığını kaydetti. Bozkuş, “Bölgeye gelen Ermeniler Müslüman halkı göçe zorlamış ve 20. yüzyıla kadar zorunlu göç devam etmiştir.” bilgisini verdi. Kültürel kimliğe yönelik tehdidin Sovyetler Birliği’nde de devam ettiğini vurgulayan Öğretim Üyesi, “Karabağ Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte yeni dönemde Azerbaycan’ın Kafkasya’daki tarihî mirası araştırma ve gelecek nesillere aktarma konusunda hepimize önemli bir görev düşüyor.” şeklinde konuştu. Bozkuş bu hususta birlik ve dayanışma çağrısı yaparak diasporanın kültürel kimlik konusunda çalışmalar yapması gerektiğinin altını çizdi. AHISKA TÜRKLERİNİN SORUNU ELE ALINDI Ardından konuşmasına şiirle başlayan Araştırmacı-Yazar Dedeoğlu, Ahıska Türklerinin yaşadığı problemleri ele aldı. Ahıska Sürgünü’nün bu yıl 81. yılı olduğunu kaydeden Dedeoğlu, Ahıska’nın Türk yurdu olduğunu belirterek, tarihinden ve coğrafî konumundan söz etti. “Bölgede kara bulutlar eksik olmamış” diyen Dedeoğlu, 1828’den sonra Anadolu’ya göçlerin başladığını belirtti. Dedeoğlu, “Ahıska bölgede hem kültürün hem de irfanın ışığı olmuştur. Coğrafyada da söz sahibi olan bir vilayet konumunda olmuştur.” diyerek 19. yüzyıldaki duruma işaret etti. Dedeoğlu, Ahıska’nın 1900’lerde Sovyet sınırları içerisinde kaldığını ve bu süre zarfında kıyımlara maruz kaldığını da ifade etti. AHISKA TÜRKLERİ YAŞAM MÜCADELESİNE DEVAM EDİYOR Öte yandan Dedeoğlu, 14 Kasım 1944’te Ahıska Türklerinin hayvan vagonlarına bindirilip SSCB tarafından vatanlarından koparılarak Türkistan’a sürüldüğünü sözlerine ekledi. Ahıska Türklerinin hâlâ vatan hasreti çektiğini belirten konuşmacı, “1944’ten 1956 yılına kadar tam anlamıyla açık hava hapishanesi diyebileceğimiz bir yaşam sürdürmüşlerdir." dedi. Türk dünyası halklarının SSCB döneminde sürgüne uğradıklarını sözlerine ekleyen Dedeoğlu, “Bunların tamamına yakını geri dönüyor ancak Ahıska Türkleri olarak dünyanın dört bir yanında ABD dâhil dağınık bir şekilde yaşıyoruz. Ve yaşam mücadelesi veriyoruz.” ifadelerini kullandı. TÜRKMENELİN'DEKİ SORUNLAR KONUŞULDU Türkmeneli’ndeki sorunları masaya yatıran Türkmeneli Dernekleri Federasyonu Başkanı Tütüncü ise Türk dünyasındaki sorunlara bakıldığı zaman toplumların farklı milletlerin baskısı altında yaşadığını belirtti. Irak’taki meselenin Türkiye ile iç içe bir mesele olduğunu kaydeden Tütüncü, “Çünkü Türkmenler sınırın öte tarafındadır. Hem Irak’taki hem de Suriye’deki Türkmenler bölgeye yerleşen ilk Türklerdir. O bölge, Anadolu’nun Türkleşmesinden önce Türkleşiyor.” dedi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgedeki Türkmenlerin kaderinin değiştiğini vurgulayan Tütüncü, büyük bir varoluş mücadelesi verildiğini ifadelerine ekledi. "IRAK TÜRKLÜĞÜ HER ŞEYE RAĞMEN ÖZÜNÜ KORUYOR" Tütüncü, Musul’un Misak-ı Millî sınırları içinde olduğu için son derece önemli olduğunun altını çizerek, kaybedilen bir toprak olduğunu belirtti. Günümüzde devletin pek çok kademesinde ve bununla birlikte aydınların siyasî baskıya maruz kaldığını aktaran Tütüncü, “Türkmenler asimilasyona uğratılmak istendi, katliam gören, kendilerine ait binalarının tahrip edilmesine, pek çok yöntemle hunharca soykırıma uğramasına rağmen Irak Türklüğü bugün büyük ölçüde özünü korumaktadır.” şeklinde konuştu. Ayrıca dil ve kültürel açıdan asimile edilmeye çalışıldıklarının ve insanlık dışı muameleye maruz bırakıldıklarının altını çizen Tütüncü, “Siyasî Türkmen kuruluşları, Irak Türkmen Cephesi ve onun yanındaki diğer Türkmen partiler olmak üzere bütün bu Türkmenler coğrafyasında Irak Türkmenleri varlığını, kültürünü, siyasî ve kültürel haklarını savunmaya devam etmektedir. Bu konudaki en büyük desteğimiz elbette ki anavatanımız Türkiye’dir. Bütün Türk dünyasından da bu konuda destek bekliyoruz.” dedi. "KIBRIS'TAKİ TÜRK VARLIĞI 400 YILI AŞKINDIR MEVCUT" Panelistlerden Başkent Üniversitesi Kıbrıs Türk Tarihi Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. Balyemez, bölgedeki sorunları masaya yatırdı. “Türk dünyasına selam olsun” diyerek konuşmasına başlayan Balyemez, Kıbrıs’taki Türk varlığının 4 asırdan bu yana var olduğuna dikkat çekti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin Osmanlı'nın fethiyle Kıbrıs Adası’nda var olduğunu ve yakın tarihte var olma mücadelesi verdiğini kaydetti. Balyemez, “Bu varoluş mücadelesi bundan 42 yıl önce kurulan bir devlet olarak varlığını devam ettiriyor.” diyerek bölgedeki soruna da işaret etti. Balyemez, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ısrarla Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadığını aktardı. "TÜRKİYE 75 YILDIR KIBRIS TÜRKLERİNİN UĞRADIĞI HAKSIZLIĞI GİDERMEK İÇİN ÇABALIYOR" Tarihî süreci anlatan Balyemez, 1931’de İngiliz hükûmeti tarafından Türklerin millî kimliğinin reddedildiğini, Müslüman azınlığı olarak tanınma yönünde baskıya maruz kaldığını ifade etti. Balyemez, Kıbrıs Türklerinin o tarih itibarıyla Türklük mücadelesine başladığını kaydetti. 1960’lı yıllara gelindiğinde katliamlara uğradıklarını anımsatan Balyemez, daha sonra KKTC’nin kurulmasıyla güvenlik sorunun yaşanmadığını belirtti. Balyemez konuşmasında, “Türkiye yetmiş beş yıldır ana gündem maddesi olan dış politikasında Kıbrıs Türklerinin uğradığı haksızlığı gidermek için çabalamaktadır.” cümlesini sarf etti. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batı tarafından Türk dünyasının şekillendirilmeye çalışıldığının altını çizen Balyemez, bunun yeniden hayata geçirilmeye çalışıldığını dile getirdi. Son olarak işgal altındaki Kırım, Kırım Tatarları, Rus saldırıları altındaki Ukrayna’da var olan mevcut durum ve bu bağlamda faaliyette olan Kırım Ailesini anlatan kısa bir video kesit gösterildi. "RUS ORDUSUNA GİRMEMEK, UKRAYNA'YA KARŞI SAVAŞMAMAK İÇİN TÜRKİYE'YE GELDİM" Panelde konuşmacı olarak yer alan Kırım Ailesi Gençlik Kolları Üyesi Zevri Kömürcü ise Rus işgali altındaki Kırım’ın tarihî serüvenini ve Kırım Tatarlarını katılımcılara anlattı. 2022 yılı itibarıyla Anadolu topraklarına adım attığını belirterek konuşmasına başlayan Kömürcü, “Türkiye’ye gelmemin sebebi Rus ordusuna girmemek, Ukrayna’ya karşı savaşmamak, milletim için çalışmaktı. Biliyorsunuz Kırım, Türk dünyasının hassas ve sorunu olan bölgelerinden biri.” diyerek Kırım Tatarlarının anavatanı Kırım Yarımadası’nın yüzyıllardır maruz kaldığı asimilasyon ve baskı politikalarına değindi. Kırım Hanlığı bağlamında yarımadanın tarihini ele alan Kömürcü, tarihî şahsiyetlerden biri olan İsmail Bey Gaspıralı’nın Türk dünyasına yeni bir soluk kazandırdığını vurguladı. Ayrıca 1917 senesinde Numan Çelebicihan başkanlığında Kırım Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu da sözlerine ekleyen Kömürcü kısa süreli cumhuriyetin ardından aydınların Ruslar tarafından katledildiğine dikkat çekti. Kömürcü, “Bu yetmeyince Kırım Hanlığı'ndan miras kalan yapılarımızı da yok etmeye çalıştılar.” dedi. Kömürcü, 1944’te ise Kırım Tatarlarının SSCB tarafından hayvan vagonlarına bindirilerek ana yurtlarından sürgüne gönderildiğini anımsattı. 1960’lı yılların sonunda Kırım’a geri dönüşlerin başladığını ancak gidenlerin zorlu şartlar altında yaşam mücadelesi verdiğini aktaran Zevri Komürcü, SSCB’nin dağıldığı 1991 yılı itibarıyla Kırım’ın Ukrayna topraklarına dâhil olduğunu belirtti. Kömürcü, böylelikle Kırım Tatarlarının anavatanına döndüğü, asimilasyona karşı verdiği kimlik mücadelesinin sonuç verdiği dönemin ortasında 2014 yılında Kırım’ın yeniden Rusya tarafından işgal edildiğini dile getirdi. MOSKOVA TÜRKİYE'NİN YARDIMLARINDAN SONRA TEDİRGİN OLDU Türkiye Cumhuriyeti’nin Kırım’a her zaman destek verdiğini, bununla birlikte Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) işgalden önce Kırım’da türlü faaliyetler yürüttüğünü ifade eden Kömürcü, “Türkiye’nin Kırım’a yaptığı yardımları gören Moskova Türk dünyasının yeniden kurulmasına izin vermedi.” yorumunda bulundu. İşgal altındaki Kırım’da şu anda 200’ü aşkın siyasî tutsak olduğunu aktaran Kömürcü, işgalcilerin Kırım’daki Türklüğü susturmak istediğini vurguladı. Bu nedenle Kıyiv’de faaliyet gösteren Kırım Ailesinin 2022’de topyekûn Rus saldırılarının başlamasıyla birlikte Eskişehir’e geldiğini dile getiren Kömürcü, “Savaştan hemen önce Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, ‘Savaş başlayacak biliyoruz ama sizin yanınızda olacağız’ diyerek bize teminat vermişti. Öyle de oldu. Savaşın başladığı gün Türkiye'nin Kıyiv Büyükelçiliği otobüslerle çocukların Türkiye’ye getirilmesini sağladı.” dedi. CUMHURBAŞKANI, FIRST LADY VE TİKA BAŞKANINA TEŞEKKÜR Kömürcü, desteklerinden dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, First Lady Emine Erdoğan ve TİKA Başkanı Abdullah Eren’e teşekkür etti. Panelin ardından programın organizatörleri tarafından panelistlere bozkurt temalı plaket, Teşekkür Belgesi ve Kızılelma Ziya Gökalp Onur Ödülü Belgesi takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.

17 Kasım Azerbaycan Milli Diriliş Günü kutlu olsun! Haber

17 Kasım Azerbaycan Milli Diriliş Günü kutlu olsun!

Azerbaycan'ın bağımsızlık tarihinde önemli bir yere sahip olan ve bağımsızlık hareketinin başladığı gün olarak kabul edilen 17 Kasım 1988, Azerbaycan'da Milli Diriliş Günü olarak adlandırılıyor. Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, Ermeniler 1988 yılından itibaren Azerbaycan Türklerine karşı saldırı ve katliamlara girişmişlerdi. Karabağ toprakları üzerinde hak iddia etmeye başladığı yıl olan 1988'den başlayarak 1994 tarihine kadar Ermenilerin saldırıları sonucunda bin 500'den fazla kişi hayatını kaybederken, 3 binden fazla kişi de yaralanmıştı. Azerbaycan'ın bine yakın yerleşim yerine düzenlenen saldırılarda yüzbinlerce insan yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Yaklaşık bir milyon insanın Azerbaycan'ın diğer bölgelerine göç etmesi neticesinde "kaçkınlar" olarak adlandırılan insanlar, yıllarca zor şartlar altında çadırlarda yaşamak zorunda kalmıştı. 1987 yılı sonları ve 1988 yılı başlarındaki bu olaylara Sovyetler Birliği yönetimi ve Azerbaycan'ın yerel idarecileri sessiz kalınca halk hareketleri başlattı. Gittikçe büyüyen ve destek gören hareketler mitinglere dönüştü. Bu mitinglerin sonucunda 17 Kasım 1988 günü, şimdiki Azadlık o zamanda kullanılan ismiyle “Lenin” meydanında toplanan Azerbaycan Türkleri, SSCB'nin anti-Azerbaycan tutumuna karşı tek yumruk olarak sürekli mitinge başladı. Günlerce dağıtılamayan kalabalığa müdahaleler olsa da özgürlük için artık yola çıkanlar 18 gün boyunca meydanı terk etmedi. Sovyet yönetimi ilk defa olağanüstü hâl ilan ederek Kızıl Ordu askerleri ile meydanı kuşatmış, birçok insanı tutuklayarak mitinge son verebilmişti. SOVYETLER BİRLİĞİNE KARŞI AZERBAYCAN TÜRKLERİ TEK YÜREK OLDU Bu olaylar, Azerbaycan'da bağımsızlık hareketlerini daha da alevlendirmiş ve ileride kurulacak bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin temelini attı. Artık halk birlik olarak ayağa kalkmış ve kendi gücünü görmüştü. Bağımsızlık yolunda hiçbir güç engel olamazdı o halka. Nitekim olamadı da. Tarihte Milli Azadlık Harekâtı adıyla yerini alan bu olay, 18 Ekim 1991'de kazanılan bağımsızlığın zeminini oluşturdu ve alt yapısını hazırladı. Haziran 1989'da Azerbaycan Halk Cephesi kuruldu. Aynı yılın eylül ayında Azerbaycan Yüksek Sovyet’inin Azerbaycan'ın egemenliği hakkında Anayasal Bildirgeyi kabul etmesi Moskova’yı biraz daha körükledi ve 1990 yılında 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece Kızıl Ordu birlikleri Bakü'ye girdi. Bu birliği Bakü'ye sokmamak için el-ele tutuşarak tankların önüne dizilen ve "Bizi ezmeden Bakü'ye giremezsiniz" diyen insanları ezerek Bakü'ye dahil olan Kızıl Ordu, yüzlerce insanı acımasızca katletti. Ancak Rusya'nın baskısı ve katliamları, halkın direncini hiçbir şekilde kıramadı; tam aksine bağımsızlık sürecini daha da hızlandırdı. Ve bunun sonucunda 18 Ekim 1991 tarihinde Azerbaycan bağımsızlığını kazandı. 1992 senesinin Mayıs ayında Azerbaycan Halk Cephesi iktidara geldi ve kısa süre içinde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı için tehdit oluşturan Rus askeri birlikleri ülkeden çıkartıldı. 17 Kasım tarihi ise Ebülfez Elçibey tarafından Milli Diriliş (Uyanış) Günü olarak ilan edildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.