SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karabağ

QHA - Kırım Haber Ajansı - Karabağ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karabağ haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Prof. Dr. Nadir Memmedli: Vatan sevgisi ana dile ve millî kimliğe sadakatle başlar Haber

Prof. Dr. Nadir Memmedli: Vatan sevgisi ana dile ve millî kimliğe sadakatle başlar

Azerbaycan Millî İlimler Akademisi (AMEA) Nesimi Adına Dilbilim (Dilçilik) Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Nadir Memmedli, Azerbaycan Türkçesinin ve Azerbaycan ordusu üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. “MILLÎ KİMLİĞİMİZİ VE TARİHÎ HAFIZAMIZI AZERBAYCAN DİLİ YAŞATMAKTADIR” Azerbaycan devlet haber ajansı AZERTAC’a verdiği demeçte Prof. Dr. Memmedli, Azerbaycan Türkçesinin ve Azerbaycan ordusunun, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nin temelini teşkil eden unsurlar olduğunu dile getirerek “Devletin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini Azerbaycan ordusu korurken millî kimliğimizi, tarihî hafızamızı ve manevi değerlerimizi ise Azerbaycan dili yaşatmaktadır. Bu iki unsur, ‘Azerbaycancılık’ ideolojisinin ayrılmaz parçaları olarak birbirini tamamlamaktadır.” dedi. AZERBAYCAN ORDUSU, SARSILMAZ BİR ASKERÎ GÜCE DÖNÜŞTÜ Bununla beraber Azerbaycanlı dil bilim profesörü; Azerbaycan Cumhurbaşkanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı İlham Aliyev’in izlediği istikrarlı politika sayesinde, Azerbaycan ordusunun donanımının artarak modern savaş kabiliyetine ve güçlü bir manevi ve psikolojik dayanıklılığa sahip, sarsılmaz bir askerî güce dönüştüğünü belirtti. AMEA Dilbilim Enstitüsü Başkanı; bu politikanın başarılı sonucu olarak Azerbaycan ordusunun Ermenistan işgali altındaki topraklarını kurtarmak amacıyla başlattığı ve zaferle taçlandırdığı, 44 gün süren 2. Karabağ Savaşı’nda tarihî bir zafere imza attığını kaydetti. Bununla birlikte 44 gün süren Vatan Muharebesi ile ülkenin toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin sağlandığını ve Azerbaycan halkının gösterdiği kahramanlıkla adından söz ettirdiğini dile getiren Prof. Dr. Memmedli; bu zaferin güçlü bir devlet yönetiminin, millî birliğin ve vatanperverliğin timsali hâline geldiğini ifade etti. “KAHRAMANLIK DESTANLARIMIZIN YAZILDIĞI DİL, AZERBAYCAN DİLİDİR” “Azerbaycan ordusunun geçtiği onurlu gelişim yolu şunu göstermektedir: Güçlü askerimizin yemin ettiği, komutanımızın emir verdiği ve kahramanlık destanlarımızın yazıldığı dil, Azerbaycan dilidir.” ifadelerini kullanan Prof. Dr. Memmedli, devlet dilinin; orduda disiplinin, karşılıklı anlayışın ve millî birliğin önemli bir aracı olarak işlev gördüğünün altını çizdi. Öte yandan 44 gün süren Vatan Muharebesi’nde kazanılan büyük zaferin, Azerbaycan halkının millî birliğiyle Azerbaycan’ın siyasi iradesinin ve askerî gücünün bir göstergesi olduğunu beyan eden Prof. Dr. Memmedli, “Bu savaş, şunu bir kez daha kanıtladı: Vatan sevgisi yalnızca toprağa bağlılıkla değil, aynı zamanda millî ve manevi değerlere, ana dile ve millî kimliğe sadakatle başlar. Azerbaycan askeri savaş meydanında yalnızca topraklarımızı değil, aynı zamanda halkımızın tarihî hafızasını, kültürünü ve dilini de temsil ediyordu.” şeklinde konuştu. 26 HAZİRAN, AZERBAYCAN’DA SİLAHLI KUVVETLER GÜNÜ OLARAK KUTLANIYOR Ayrıca 26 Haziran Azerbaycan Silahlı Kuvvetler Günü vesilesiyle Azerbaycan ordusunun tüm personelini tebrik ederek Azerbaycan Türkçesi ile Azerbaycan ordusunun aynı ideale; bağımsız, güçlü ve egemen bir Azerbaycan’a hizmet ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Memmedli, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu. 26 Haziran Silahlı Kuvvetler Günü vesilesiyle Azerbaycan ordusunun tüm personelini tebrik ediyor, vatanımızın savunmasında görev yapan her bir askere derin şükranlarımızı sunuyoruz. Azerbaycan dili ile Azerbaycan ordusunun; devletimizin gücünün, halkımızın birliğinin ve gelecekteki başarılarının temel güvenceleri olarak her zaman yan yana yürümeye devam edeceğine inanıyoruz.

Karabağ'da kardeşlik sembolü: Aliyev'den Berdimuhamedov'a Karabağ atı Haber

Karabağ'da kardeşlik sembolü: Aliyev'den Berdimuhamedov'a Karabağ atı

Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov, Azerbaycan ziyareti kapsamında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile birlikte Ermeni işgalinden kurtarılan Karabağ topraklarını ziyaret ederek bölgede yürütülen yeniden imar ve ihya çalışmalarını inceledi. Türkmenistan Cumhurbaşkanı, 23 Haziran'da Fuzuli Uluslararası Havalimanı'nda Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından karşılandı. Havalimanında Berdimuhamedov'un onuruna askerî tören düzenlendi. Ziyaret kapsamında iki lider ilk olarak Fuzuli şehrine gitti. Cumhurbaşkanlarına, işgal döneminde büyük ölçüde tahrip edilen bölgelerde yürütülen yeniden imar ve kalkınma çalışmaları hakkında bilgi verildi. Ağdam, Fuzuli ve Hocavend bölgelerinde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ağdam, Fuzuli, Hocavend Özel Temsilcisi Emin Hüseynov, Ermenistan'ın yaklaşık 30 yıllık işgali sırasında meydana gelen yıkım ve bölgenin yeniden inşası için yürütülen projeleri anlattı. Yetkililer, işgal yıllarında tamamen harap olan Fuzuli'nin kurtuluşun ardından hazırlanan ana plan doğrultusunda yeniden inşa edildiğini belirtti. Yaklaşık 2 bin hektarlık alana sahip şehirde 2040 yılına kadar 50 bin kişinin yaşaması planlanırken, modern şehircilik anlayışı ve "akıllı şehir" konsepti temel alınacak. AZERBAYCAN-TÜRKMENİSTAN İŞ BİRLİĞİYLE CAMİ İNŞA EDİLECEK Ziyaret sırasında Türkmenistan'ın desteğiyle Fuzuli'de inşa edilecek cami projesi de tanıtıldı. Bir hektardan fazla alana kurulacak cami kompleksinde 40 metre yüksekliğinde iki minare yer alacak. Caminin aynı anda 500 kişiye ibadet imkânı sunması planlanıyor. ALİYEV, BERDİMUHAMMEDOV'A KARABAĞ ATI HEDİYE ETTİ Bununla birlikte Aliyev ile Türkmenistan Cumhurbaşkanı Berdimuhamedow, Şuşa'daki Cıdır Ovası'nı ziyaret etti. Ziyaret kapsamında Cumhurbaşkanı Aliyev, Türkmenistan lideri Berdimuhammedov'a "Merd" adlı Karabağ atını hediye etti.

İlham Aliyev: Ermeni işgalcilerin yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağız Haber

İlham Aliyev: Ermeni işgalcilerin yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağız

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, İslam Kalkınma Bankası (İKB) Grubunun Bakü’de düzenlenen yıllık toplantılarına iştirak etti. Programın açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Aliyev, Rus destekli Ermeni kuvvetlerinin Karabağ’da işledikleri savaş suçlarını gündeme getirdi. RUS DESTEKLİ ERMENİ KUVVETLERİNİN KARABAĞ’DA İŞLEDİĞİ SUÇLAR UNUTULMAYACAK Azerbaycan devlet haber ajansı AZERTAC’ın 18 Haziran 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre Azerbaycan Cumhurbaşkanı, “Ermenistan’ın işgal güçlerinin halkımıza ve şehirlerimize karşı yaptıklarını asla unutmayacağız; 65 caminin yıkılmasını da unutmayacağız. ” ifadelerini kullandı. Ayrıca İlham Aliyev, Rus destekli Ermeni askerlerin Karabağ’daki camilerde domuz ve diğer hayvanları barındırdığını vurgulayarak bu skandalın da hiçbir zaman unutulmayacağını kaydetti. KARABAĞ SAVAŞI’NDA KAYBOLAN 4 BİN AZERBAYCANLI HÂLÂ ARANIYOR Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Cumhurbaşkanlığı İdaresi Dış Politika İşleri Daire Başkanı Hikmet Hacıyev, resmî sosyal medya hesabı üzerinden 11 Haziran 2026 tarihinde yaptığı açıklamada I. Karabağ Savaşı’nda kaybolan Azerbaycanlıların sayısını gözler önüne sermişti. Rus destekli Ermenilerin Azerbaycan'a yönelik toprak iddialarıyla başlayan ve 1988 ile 1994 yılları arasında gerçekleşen I. Karabağ Savaşı’nın sonra ermesi üzerinden 30 yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen hâlâ 4 bin 9 Azerbaycanlının kayıp statüsünde olduğu bildirilmişti. “Binlerce aile, sevdiklerinin akıbetini öğrenemeden belirsizlik içinde yaşamaya devam etmektedir.” ifadelerini kullanan Hacıyev, bölgede sürdürülen çalışmalar sonucunda kayıp şahıslara ait 889 kalıntının çıkarıldığını, DNA analizleriyle kaybolan 313 Azerbaycanlının kimliğinin tespit edildiğini, 226 Azerbaycanlının cansız bedeninin ise ailelerine teslim edildiğini kaydetmişti.

Doç. Dr. Ramin Sadık: Önümüzdeki yıllarda Ermenistan siyasetinin temel ekseni büyük ölçüde “pragmatik devletçilik” olmalı Haber

Doç. Dr. Ramin Sadık: Önümüzdeki yıllarda Ermenistan siyasetinin temel ekseni büyük ölçüde “pragmatik devletçilik” olmalı

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile Rus yanlısı muhalefet arasında geçen seçimin resmî olmayan sonuçlara göre Başbakan Paşinyan’ın zaferi ile sonuçlanmasının ardından Kırım Haber Ajansına (QHA) konuşan Bayburt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ramin Sadık, Ermenistan’ın Türkiye, Azerbaycan ve Rusya ile ilişkilerinin geleceği, Ermeni diasporasının Paşinyan hakkındaki genel düşüncesi ve Paşinyan ile Ermenistan’daki siyasi dengeleri gelecekte nelerin beklediği üzerine açıklamalarda bulundu. II. KARABAĞ SAVAŞI, PAŞİNYAN YÖNETİMİNİN RUSYA’YA MESAFE KOYMA PLANINDA BİR BAŞLANGIÇ OLDU Seçim sonuçlarına göre Ermenistan halkının, Batı eksenli bir politikayı onayladığını ifade eden Doç. Dr. Sadık, Ermenistan’ın Batı yani Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile yakınlaşmasının, hem kendisi açısından hem de bölgesel dinamikler açısından ciddi bir değişim anlamına geldiğini kaydetti. “Bilindiği gibi 2018’de iktidara geçtikten sonra Nikol Paşinyan liderliğindeki hükûmet, Batı ile yakın dirsek temaslı bir politika yürütmektedir. Özellikle 2020 yılındaki Karabağ Savaşı’na kadar bu politika, Rusya’yı kızdırmadan devam etmiştir lakin Karabağ Savaşı, Paşinyan yönetimi açısından Rusya’ya mesafe koyma planında bir başlangıç olmuştur. Neredeyse Karabağ’daki yenilgiden Rusya’yı sorumlu tutar bir pozisyon alan Paşinyan, Rusya’nın başını çektiği Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile ilişkileri de askıya almıştır.” ifadelerini kullanan Doç. Dr. Sadık, Ermenistan’ın bundan sonra Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilerinin Batı’yla yakınlaşma sürecinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. AZERBAYCAN, TÜRKİYE’NİN GÜNEY KAFKASYA’DAKİ VARLIĞINI SAVUNUYOR “Zira Batı, açıkçası Rusya’nın Güney Kafkasya’da zayıflamakta olduğunu gördükçe yeni denklemde kendisi bölgede güçlenmeye can atmaktadır. O yüzden Türkiye’nin Güney Kafkasya’da çok güçlenmesi, çok da çıkarına uygun görünmüyor.” şeklinde konuşan Doç. Dr. Sadık, buna karşın Batı’nın Hazar ve ötesinin enerjisine ihtiyaç duymasından ve rotaların da Türkiye olmadan geçilemeyeceğini gördüğünden Türkiye’nin bölgedeki varlığına zorunlu olarak sesini çıkarmamakta olduğunu beyan etti. Bununla birlikte Doç. Dr. Sadık, “Gerçi Batı’nın Türkiye’ye nasıl baktığı pek bir şey ifade etmez zira Güney Kafkasya’nın en güçlü ülkesi ve yeni denklemin asıl temel unsuru olan Azerbaycan, Türkiye’nin bölgedeki varlığını savunmakta, bu bağlamda ‘bir millet iki devlet’ anlayışı çerçevesinde kardeş ülkeler olarak ‘kazan-kazan’ ilkesiyle hareket edilmesini sağlamaktadır.” ifadelerini kullandı. Öte yandan Ermenistan’ın Batı ile yakınlaşmasının, ülkenin dış politikada daha çok yönlü hareket etme arayışını gösterdiğini dile getiren Doç. Dr. Sadık, Güney Kafkasya’nın mevcut jeopolitik yapısına işaret ederek Erivan’ın ne tamamen Batı eksenine kaymasının ne de Rusya’dan bütünüyle uzaklaşmasının kısa vadede kolay göründüğünü belirtti. Azerbaycanlı tarihçi, bu süreç hususunda ise Ermenistan ile Türkiye ve Azerbaycan arasında yürütülecek normalleşme ve barış görüşmelerinin, bölgenin geleceğini belirleyen temel unsur olacağını vurguladı. “PAŞİNYAN’I ERMENİSTAN’A AİT OLAN DEĞERLERE SAYGI DUYMAYAN BİRİ OLARAK GÖRÜYORLAR” Ermeni diasporasının Paşinyan hakkındaki genel düşüncesi üzerine konuşan Doç. Dr. Sadık, “Genel olarak bakıldığında hangi ülkede yaşadığı fark etmeksizin diasporanın Paşinyan’a yaklaşımı pek olumlu değil. Öncelikle onu Ermenistan’a ait olan değerlere saygı duymayan biri olarak görüyorlar. Paşinyan’ın sözde Ermeni Soykırımı'na ilişkin yorumu, aynı zamanda Karabağ’ın Azerbaycan’a ait toprak olduğunu belirtmesi, öte yandan seçimler boyunca göğsüne taktığı Ermenistan’ı gösterir küçük harita rozetini ve Ermeniler için başka yerde vatan aranmaması gibi sözleri, diasporayı rahatsız etmektedir.” değerlendirmesini yaptı. PAŞİNYAN, SON 30 YILIN EN BÜYÜK KIRILMALARINDAN BİRİNİ GÖZLER ÖNÜNE SERDİ Bugün diaspora ile Paşinyan arasındaki temel ayrıma dikkat çeken Doç. Dr. Sadık, Ermeni diasporasının önemli bir bölümünün “tarihsel dava ve kimlik siyaseti”ni öncelemeye devam ettiğini, Paşinyan’ın ise giderek daha fazla “devlet çıkarı, güvenlik realizmi ve ekonomik açılım” merkezli bir çizgiye yöneldiğini dile getirdi. Doç. Dr. Sadık, bu nedenle Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan’la normalleşme politikalarının diaspora içinde tam bir fikir birliği oluşturmadığını, aksine Ermeni dünyası içinde belki de son otuz yılın en büyük zihinsel ve siyasi kırılmalarından birini ortaya çıkardığının altını çizdi. “PAŞİNYAN’I BU DÜŞÜNCEYE GÖTÜREN, AZERBAYCAN’IN ASKERÎ VE DİPLOMATİK ALANDA GÖSTERDİĞİ SERT GÜÇ POLİTİKASI OLMUŞTUR” Ermeni milliyetçiler tarafından Karabağ’ı terk etmekle suçlanan Paşinyan’ın, Ermenistan’ın Karabağ’daki işgalinin sonlandırılmasının ardından ülkesinin toprak kaybettiğine yönelik açıklamalara karşı, "Onu bizim yapan şey neydi? Bana açıklayın, onu bizim yapan neydi? Orada okullar, anaokulları, fabrikalar kurduk, orada yaşadık, ama temelde nasıl bizim oldu? Bizim değildi." cümlelerini anımsatan Doç. Dr. Sadık, Paşinyan’ı ve Ermenistan’daki siyasi dengeleri gelecekte nelerin beklediğini değerlendirdi. Paşinyan’ın iktidara geçtiği ilk dönemde koyu bir Karabağ ve işgalcilik savunucusu olduğunu belirten Doç. Dr. Sadık, “Nitekim Mayıs 2019’da Şuşa’yı ziyaret ederek dans etmiş, Ağustos 2019’da Hankendi’de ‘Karabağ Ermenistan’dır, nokta.’ diyerek siyasi gerilimi tırmandıran açıklamalarda bulunmuştu. Paşinyan’ın davranış ve hareketleri, 2. Karabağ Savaşı’na giden sürecin kırılma noktası olmuş, barış müzakerelerini sona erdirmiş ve sorunun çözümü noktasında diplomasiyi rafa kaldırmıştır.” dedi. Akabinde ise Ermenistan ordusunun Eylül 2020’deki provokasyonu sebebiyle iki taraf arasında savaşın başladığını, Azerbaycan ordusunun 44 gün içerisinde işgal altındaki toprakların büyük bir kısmını kurtardığını, 2023 yılında da bir günlük anti-terör operasyonuyla Karabağ’da bulunan ayrılıkçı yapının sona erdirildiğini ve tüm ülke sathında Azerbaycan’ın egemenliğinin sağlandığını hatırlatan Doç. Dr. Sadık, şu ifadelere yer verdi: Azerbaycan’ın ‘sert güç diplomasisi’ işe yaradıktan sonra Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, geleneksel ‘Karabağ anlatısından’ belirgin bir kopuş yaşamaya başlamıştır. Bu bağlamda Paşinyan tarih, kimlik, diaspora ve devlet ideolojisiyle iç içe geçmiş bir konuyu terk etmiş, ‘temelde bizim değildi’ şeklindeki yaklaşımına sarılmıştır. Paşinyan’ı bu düşünceye götüren, Azerbaycan’ın askerî ve diplomatik alanda gösterdiği sert güç politikası olmuştur. Hâliyle Paşinyan yönetimi, Ermenistan’ın geleceğini maksimalist milliyetçi hedeflerden ziyade devletin sürdürülebilirliği ve normalleşme üzerine kurgulamaya başlamıştır. PAŞİNYAN’IN ÖNÜNDE HEM ÖNEMLİ FIRSATLAR HEM DE CİDDİ RİSKLER BULUNUYOR Bu nedenle Paşinyan’ın önünde hem ciddi fırsatlar hem de ciddi risklerin bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. Sadık, söz konusu risklerin; milliyetçi muhalif blokların, özellikle de “Karabağ klanı” diye adlandırılabilecek çevrelerin “davasını” çürütmeye çalıştığında karşılaşabilecekleri zorluklar olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Sadık, “Bu zorluklar iç ve dış diaspora, aynı zamanda farklı Batılı ülkelerin Karabağ konusunu sahiplenmeleriyle iç içedir.” şeklinde konuşarak diğer bir riskin ise Paşinyan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile barışı savunmasının iç siyasette ve toplumda ne kadar yankı bulacağı olduğunu beyan etti. Ayrıca “Doğrudur, toplum aslında seçimlerde Paşinyan’a, barıştan yana politik bir yeşil ışık yakmıştır fakat hükûmetin komşularla ilişkilerini sürdürme kararlılığına toplumun ilerleyen dönemde ne kadar destek vereceği henüz tam bilinmemektedir.” değerlendirmesini yapan Doç. Dr. Sadık, en ciddi risk faktörünün ise Ermeni diasporası olduğunu belirtti. “ERMENİSTAN TARAFI ŞUNU BİLİYOR: TÜRKİYE VE AZERBAYCAN İLE İLİŞKİLERE EN ÇOK KENDİLERİ MUHTAÇ” Özellikle Fransa, ABD ve Rusya merkezli bazı diaspora çevrelerinin Karabağ meselesini yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda kimliksel bir konu olarak gördüğünü kaydeden Doç. Dr. Sadık, bu nedenle Paşinyan’ın uzlaşmacı dilinin, diaspora içinde ciddi tepki oluşturabildiğini dile getirerek son olarak fırsatlar hususunda şu ifadelere yer verdi: Ermenistan yönetimi, Türkiye ve Azerbaycan’ın uzatmış olduğu destek elini tutar ve barışa giden yolda önemli adımlar atarsa bu adımların faydaları, ülkenin ekonomik ve sosyal hayatında görülür. O zaman Paşinyan’ın yaklaşımı, zamanla toplumda daha fazla kabul görebilir. Ermenistan tarafı tabii şunu biliyor; Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkilere en çok kendileri muhtaç. Dolayısıyla Türkiye ve Azerbaycan olmazsa Ermenistan, dünyaya açılmak, ekonomik faydalardan yararlanmak ve küresel rotalara bağlantı bulmayı gerçekleştiremez. Bu mânâda önümüzdeki yıllarda Ermenistan siyasetinin temel ekseni büyük ölçüde ‘pragmatik devletçilik’ olmalıdır. Azerbaycan ile nihai barışa yönelik adımlar atması ve Türkiye aleyhindeki bazı iddialarından vazgeçmesi gereken taraf da Erivan’dır. Şayet Erivan, bu konularda pragmatik davranırsa komşularla ilişkileri samimi bir şekilde geliştirmek istediğini gösterir; böylece bölgenin ekonomik pastasından ‘kârını’ elde edebilir.

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi Haber

Dr. Memmed İsmayılov: Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi

Uluslararası hukuk uzmanı Dr. Memmed İsmayılov, Ukrayna-Rusya Savaşı, Azerbaycan’ın bu savaştaki tutumu ve Güney Kafkasya’da değişen dengeleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine de açıklamalarda bulunan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesini de gündeme taşıdı. “UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI, ULUSLARARASI HUKUKUN YENİ BİR İVME KAZANMASINA SEBEP OLDU” İsmayılov, Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılındaki işgalinde ve 2022 yılında Ukrayna’yı topyekûn işgal girişiminde başvurduğu propaganda yöntemleri üzerine, “Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası hukukun yeni bir ivme kazanmasına sebep oldu; uluslararası hukukun ‘uluslararası hukuksuzlaşmasına’ sebep oldu.” ifadelerini kullandı. Birleşmiş Milletlerin (BM) 1945 yılında kurulurken kuvvet kullanılmaması amacını taşıdığını hatırlatan İsmayılov, bunun sebebinin 1945 öncesinde kuvvet kullanmanın BM Şartı’nda olduğu gibi bir yasak olmadığını, birçok büyük devletin bir dış politika aracı olarak kuvvete başvurduğunu dile getirdi. İsmayılov, 1945 öncesi konjonktür için “Kuvvet kullanmak, eğer güçlü bir devletseniz bir nevi meşru bir araçtı.” şeklinde konuşarak BM Şartı’nın 4. Maddesi’nin 2. Fıkrasında belirtildiği üzere, kuvvet kullanmanın uluslararası ilişkilerde kesin bir şekilde yasaklandığını hatırlattı. RUSYA, HANGİ İDDİALARI ÖNE SÜREREK İŞGALİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞTI? “Bu, istikrarlı bir şekilde bir müddet daha devam etti. Devletler, birbirlerine karşı kuvvet kullanmaktan çekiniyordu. Ancak 20 Şubat 2014’te Rusya, Kırım’a saldırdı. Aslında bu aslında bir oldubitti operasyonuydu. Çok kısa sürdüğü için uluslararası kamuoyunda çok büyük bir tepki çekmedi ancak 22 Şubat 2022’ye gelindiğinde herkes şunu düşünüyordu: Rusya, hiçbir şekilde Ukrayna’ya saldırmaz çünkü uluslararası bir sistem var; Ukrayna bağımsız, egemen bir devlet; topyekûn bir savaş uluslararası sistemin ihlali anlamına geliyor.” şeklinde konuşan İsmayılov, buna karşın birçok kişinin yanıldığını hatırlattı. İsmayılov, Rusya’nın sözde hukuki argümanlarının; NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesi, diğer anlamıyla Ukrayna’nın NATO’ya yaklaşması, Donbas başta olmak üzere Ukrayna’nın birçok bölgesinde yaşayan Rus kökenli nüfusa karşı etnik temizlik ve soykırım uygulandığı iddiası üzerine Ukrayna’ya insanî veya insancıl müdahale girişimi, Ukrayna’da Rusya’ya göre oldukça artan Nazi temelli görüşlere müdahale (denazification) olduğunu belirtti. Rusya’nın Kırım, Donetsk ve Luhansk bölgelerine müdahale ederken söz konusu bölgelerde yaşayan Rus nüfusun insan haklarının sistematik olarak ihlal edildiği ve soykırım fiillerinin gerçekleştirildiği iddialarına da dikkat çeken İsmayılov, Rusya’nın meşru müdafaa hakkı çerçevesinde söz konusu iddialara dayanarak saldırılarını düzenlediğini dile getirdi. “ULUSLARARASI HUKUKTA MESELELER SÖZLE Mİ ÇÖZÜLÜYOR, ANTLAŞMALARLA MI?” Rusya’nın uluslararası hukuktaki kuvvet kullanma yasağını, saldırılarını uluslararası hukukta yer alan meşru müdafaa hakkını (BM Şartı 51. Madde) bahane ederek ihlal ettiğine dikkat çeken İsmayılov, “İlgili madde şunu diyor: BM üyesi bir devlet, başka bir üye devlete karşı silahlı saldırıda bulunamaz. NATO’nun Ukrayna’ya yönelik genişlemesi ya da Ukrayna’nın NATO’ya yakınlaşması bir silahlı saldırı mıdır? Değildir. Donbas’ta Rus nüfusuna yönelik soykırım iddiasında da bulunuluyor ancak bu soykırım fiillerini şu ana kadar destekleyen, haklı çıkaran bir uluslararası belge ortaya konulmuş değil. Diğer mesele de ‘denazification’, aslında bu Rusya’nın iddiası. Bu iddiayı da ispat eden bir hukuki belge ya da bir uluslararası rapor yok.” şeklinde konuştu. NATO’nun 1997 yılında “NATO-Rusya Kurucu Senedi” adlı bir belgeyi imzaladığının altını çizen İsmayılov, belgenin taraflarının Rusya ve NATO olduğunu belirterek Ukrayna’nın NATO’ya dâhil olması hâlinde Rusya’ya veto hakkı verildiğine dair bir ifadenin yer almadığını kaydetti. Bu hususta İsmayılov, “Rusya burada neye dayanıyor? Diyor ki ‘Geçmişte Batı, bana Ukrayna’nın hiçbir şekilde NATO'ya dâhil olmayacağı sözünü verdi. Peki, uluslararası hukukta meseleler sözle mi çözülüyor yoksa antlaşmalarla mı? Bir sözün hukuki değer kazanması için bir antlaşma akdedilmesi gerekiyor. Dolayısıyla Ukrayna ile ilgili öyle bir bağlayıcı anlaşma olmadığı için aslında yine Rusya'nın argümanları, uluslararası hukuk açısından çelişkilidir.” değerlendirmesini yaptı. Bununla birlikte bir devletin başka bir devlete karşı meşru savunma hakkını kullanabilmesi için silahlı bir saldırı olması gerektiğini hatırlatan İsmayılov, Rusya’nın işgali meşru kılmak adına ortaya attığı iddialar üzerine, “Yine bu iddialar baktığımızda Rusya açısından temelsiz oluyor çünkü uluslararası hukukun hükümleri açıktır. Diğer bir mesele de Rusya, Donbas'a müdahale ettiğinde bir uluslararası hukuk argümanını ortaya koyuyor, çok ilginç bir argümanındır. 1999 yılında NATO, Kosova'ya müdahale ediyor. Müdahale ederken de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayını almıyor çünkü uluslararası hukukta, başka bir devlete karşı bir saldırının meşhur olabilmesinin iki tane istisnası vardır. Bunlardan biri meşru müdahale hakkı, diğeri de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin onayının alınmasıdır. Dolayısıyla NATO'nun Kosova'ya gerçekleştirdiği müdahalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden onay alınmıyor.” dedi. RUSYA’NIN İDDİALARINA YÖNELİK BAĞLAYICI BİR BELGE BULUNMUYOR Söz konusu durumun, Kosova'ya karşı gerçekleştiren yoğun bir insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve etnik temizlik sebebiyle istisnai bir olay niteliği taşıdığına dikkat çeken İsmayılov, “NATO da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararını bekleyemezdi çünkü saldırı gerçekleştirenlerin çoğu Rusya yanlısı gruplardı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daim üyelerinden biri de Rusya olduğu için eğer mesele, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürülseydi Rusya veto edecekti. Dolayısıyla Güvenlik Konseyinden bir onay alınmaksızın Yugoslavya bombalandı ve NATO, Kosova'ya müdahale etmiş oldu.” ifadelerine yer verdi. Rusya’nın Kosova'daki insan hakları ihlalleri, soykırım fiilleri ve NATO müdahalesini örnek göstererek Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara karşı da bir soykırım gerçekleştirildiğini, dolayısıyla fiillerinin meşru kabul edilebileceğini öne sürdüğünü belirten İsmayılov, birçok uluslararası hukukçunun Ukrayna’da yaşayan Rus kökenli vatandaşlara yönelik iddiaları araştırdığını kaydetti. Bu iddialara yönelik de bağlayıcı bir belgenin bulunmadığını dile getiren İsmayılov, Rusya’nın iddialarının bu yönüyle de asılsız kaldığını belirtti. RUSYA’NIN SELF DETERMİNASYON HAKKI İDDİASI Rusya’nın, “self-determinasyon hakkını” uygulamak için ilk önce işgal ettiği bölgelerdeki gruplara vatandaşlık verdiğini, daha sonrasında ise ilgili bölgelerde yaşayan insanların hem Rus vatandaşı olduğunu hem de Rusya’ya katılmak istediğini, dolayısıyla referandum ile bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini öne sürdüğünü hatırlatan İsmayılov, “Madem öyle, yıllar önce Çeçenler de Rusya'da yaşayan Çeçenler de, Çeçenistan özerk bir bölge, kendi kaderini tayin hakkı istiyorlardı. Onlara niye bu hak verilmedi? Rusya, onlara benzer bir hakkı vermiş miydi ki Ukrayna’dan benzer bir şey istesin? Dolayısıyla Rusya'nın kendi kaderini tayin hakkını iddia etmesi de yine Çeçenistan bağlamında değerlendirildiğinde kendisiyle çelişmektedir.” dedi. RUS ORDUSUNA YURT DIŞINDA SİLAHLI MÜDAHALE HAKKI VEREN KANUN Öte yandan İsmayılov, yakın zamanda Rus vatandaşlarının korunması bahanesiyle Rus ordusuna, yurt dışında silahlı müdahale hakkı veren kanunun Rusya Devlet Dumasından geçmesi üzerine ise şu değerlendirmelerde bulundu: Bu yasa şunu diyor: Moskova, yurt dışında yaşayan Rus vatandaşların aleyhine gerçekleştiren fiillerden dolayı ilgili devletlere karşı müdahalede bulunabilir. Bunu da aslında ‘koruyucu devlet’ çerçevesinde değerlendirebiliriz. Rusya şunu diyor: Eğer Kazakistan'da, Azerbaycan'da veya Ukrayna'da yaşayan Rus kökenli insanlara yönelik sözde bir insan hakları ihlali ya da soykırım varsa ben bu devletlere girerek askerî müdahalede bulabilirim. Aslında bunu da 2007 yılında Gürcistan’da yapmıştı. Osetya ve Abhazya’yı işgal etmeden önce, oradaki Rus kökenli nüfusa ve Rusya yanlısı Gürcü gruplara da vatandaşlık dağıtmıştı. Bu şekilde oradaki ilhakını da meşrulaştırmaya çalışıyordu ancak uluslararası camia tarafından bu ilhaklar da meşru olarak kabul edilmedi ve işgal niteliğinde değerlendirildi. “AZERBAYCAN, UKRAYNA’NIN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ AÇIK BİR ŞEKİLDE DESTEKLEDİ” Öte yandan Azerbaycan'ın Rusya ile komşu olması ve Ukrayna’ya kıyasla güçlü bir devlet olması için nispeten dengeli bir politika izlediğini dile getiren İsmayılov, buna karşın söz konusu politikayı izlerken Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini hiçbir zaman tanımadığının da altını çizdi. “(Azerbaycan'ın Ukrayna’nın Rusya tarafından topyekûn işgal girişimini) Tanımaması da aslında çok doğal çünkü 1988’den 1994 yılına kadar Rusya destekli Ermeni gruplar, Azerbaycan topraklarını işgal etmişlerdi. Dolayısıyla Azerbaycan'ın yüzde 20'si işgal edilmişti.” şeklinde konuşan İsmayılov, bu işgal gerçekleştirilirken de Pakistan'ın desteğiyle BM Güvenlik Konseyinde Azerbaycan topraklarının işgal edildiğine yönelik 4 tane önemli belge imzalandığını ve bu belgelerin tamamında işgal edilen toprakların Azerbaycan'a ait topraklar olduğunun ifade edildiğini hatırlattı. Bununla birlikte İsmayılov, “Azerbaycan da işgalin ne olduğunu iyi anladığı için hiçbir zaman Rusya'nın yanında yer almadı. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de açık bir şekilde destekledi çünkü buna aykırı bir davranış, aslında Ermenistan işgalini meşru görmek anlamına geliyordu. Bu bağlamda Azerbaycan’ın temel meselelerinden biri şuydu: Bizi Rusya'ya yönelik dengeli bir politikaya izlesek de Ukrayna'nın meşru menfaatlerini görmezden gelemeyiz. Bugün gelinen noktada da aslında Azerbaycan yine aynı tavırda.” değerlendirmesini yaptı. “RUSYA, TABİRİ CAİZSE UKRAYNA'DA BATAKLIĞA SAPLANDI” Ukrayna-Rusya Savaşı’nın her ne kadar Ukrayna ve Kırım açısına olumsuz sonuçları olsa da Güney Kafkasya'daki devletleri nispeten rahatlattığını dile getiren İsmayılov, “…çünkü Rusya, Ukrayna'yı hızlı bir şekilde işgal edebileceğini düşünüyordu. Bu işgali gerçekleştirdikten sonra kuzeye ve güneye (Azerbaycan veya Ermenistan) doğru yönelecekti ancak savaş, beklediği gibi olmadı ve Rusya, tabiri caizse Ukrayna'da bataklığa saplandı. Azerbaycan da hem o dönemdeki jeostratejik hem de uluslararası alandaki dengeleri güderek 2023 yılı itibariyle tüm işgal altındaki bölgelerini işgalden kurtarmış oldu." dedi. Öte yandan İsmayılov, Ermenistan açısından da İkinci Karabağ Savaşı’nın bir dönüm noktası olduğunu dile tirerek 2018 yılında iktidara gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın, Rusya yönetiminin kendisine karşı olumsuz bir tavır içerisinde olduğunu bildiğini fakat bununla birlikte, eğer Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir savaş gerçekleşirse Rusya'nın Ermenistan'ın yanında yer alacağını düşündüğünü kaydetti. Ayrıca İsmayılov, “…ancak Türkiye ve Azerbaycan arasındaki stratejik iş birliğinin askerî seviyeye yükselmesiyle ve İkinci Karabağ Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte Rusya, Birinci Karabağ Savaşı’na kıyasla, Ermenistan'a tam teşekküllü bir destek sunmadı. Hatta pasif kalarak nispeten tarafsız bir durum sergiledi. Azerbaycan'a da topraklarını işgalden kurtardıktan sonra Ermenistan, kendisini terk edilmiş olarak hissetti. Dolayısıyla aslında Güney Kafkasya'daki jeopolitik durum, Rusya'nın Ukrayna'da oyalanması ile birlikte Azerbaycan’ın lehine değişmiş oldu.” şeklinde konuşarak burada önemli faktörlerden birinin Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan Şuşa Beyannamesi olduğunu bildirdi. “HÂLÂ İNSANLIK ALEYHİNE SUÇLAR İŞLENİYOR” Son olarak Beyanın en önemli hükümlerinden biri meşru savunma hakkının içermesi olduğunu ve söz konusu hüküm kapsamında herhangi bir tarafa saldırı gerçekleştirildiğinde diğer ülkenin de müdahale edileceğini kaydeden İsmayılov, son olarak şu ifadelere yer verdi: Dolayısıyla aslında Ukrayna-Rusya Savaşı, uluslararası sistemin çöküşü anlamına geldi, uluslararası hukukun yeniden yorumlaması anlamına geldi. Bununla birlikte Rusya’nın hâlâ Güvenlik Konseyindeki en önemli aktörlerden birisi olması, hukuksuzluğun ileride de devam edeceği anlamına geliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı hâlâ sona ermedi, hâlâ insanlık aleyhine suçlar işleniyor. İran, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail arasındaki savaş da devam ettiği sürece savaş, bizim için olumlu olmasa da aslında Rusya'nın lehine ilerliyor.

Azerbaycan ve AB arasında kriz: Dışişlerinden nota! Haber

Azerbaycan ve AB arasında kriz: Dışişlerinden nota!

Azerbaycan, Avrupa Parlamentosunun (AP) kabul ettiği kararda yer alan “asılsız ve önyargılı” ifadeler nedeniyle Avrupa Birliği’ne (AB) nota verdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, AB’nin Bakü Büyükelçisi Marijana Kujundzic’in Bakanlığa çağrıldığı ve kendisine resmi nota verildiği bildirildi. Azerbaycan, AP'nin kabul ettiği bir kararda yer alan Azerbaycan'a yönelik "asılsız ve önyargılı" ifadeler nedeniyle AB'ye resmî nota verdi. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, AP'nin dün kabul ettiği karar dolayısıyla AB'nin Bakü Büyükelçisi Marijana Kujundzic'in Bakanlığa çağrıldığı bildirildi. “GERÇEKLER ÇARPITILIYOR” TEPKİSİ Görüşmede, AP'nin kabul ettiği karardaki ifadelerin kesin dille kınandığı ve Kujundzic'e Azerbaycan'ın notasının verildiği kaydedildi. Söz konusu karardaki değerlendirmelerin gerçekleri çarpıttığı, objektiflik ilkelerine, devletlerin egemenliği ile toprak bütünlüğüne saygı yükümlülüklerine aykırı olduğu vurgulanan görüşmede, AP'nin bu tutumunun bölgede normalleşme sürecine ve Azerbaycan ile AB arasındaki ilişkilerin geleceğine olumsuz etki ettiği belirtildi. AP'nin kararındaki Karabağ'ın Ermeni sakinlerinin geri dönüşüne ilişkin çağrıların Azerbaycan'ın iç işlerine müdahale niteliği taşıdığı ifade edildi. Azerbaycan'ın 2023'te Karabağ'daki Ermeni vatandaşlara ülkeye entegrasyon önerisinde bulunduğu hatırlatılarak Ermenilerin buna rağmen bölgeyi gönüllü olarak terk ettiği, aksi yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığı kaydedildi. “SAVAŞ ESİRİ” VE KÜLTÜREL MİRAS TARTIŞMASI Görüşmede ayrıca, AP'nin kararında "savaş esirleri" olarak sunulan Ermeni kökenli kişilerin serbest bırakılmasına yönelik çağrıların hukuki açıdan kabul edilemez olduğu belirtildi. Azerbaycan'ın insani yaklaşım sergileyerek çok sayıda tutukluyu serbest bıraktığı, güven artırıcı adımlar attığı, hakkında mahkeme kararı bulunan kişilerin ise terör, sabotaj ve savaş suçları dahil ağır suçlardan hüküm giydiği hatırlatıldı. "Kültürel ve dini mirasın yok edilmesi" iddialarının da tamamen asılsız ve kabul edilemez olduğu vurgulanan görüşmede, işgal döneminde Azerbaycan'ın kültürel ve dini mirasının geniş çapta tahrip edilmesine Avrupa kurumlarınca yeterli önem verilmediğine dikkat çekildi. AB'ye, Azerbaycan'la ilişkilere ve bölgede barış ile normalleşme sürecine zarar veren bu tür adımların önlenmesi için çağrı yapıldı. AZERBAYCAN PARLAMENTOSU, AVRUPA PARLAMENTOSU İLE TÜM İLİŞKİLERİNİ DURDURDU Azerbaycan Millî Meclisi tarafından kabul edilen kararda ise, AP'nin Azerbaycan'a karşı açık ve yapıcı diyalogdan yana olmadığı ve "yıkıcı tutum" sergilediği belirtildi. AP'nin faaliyetlerinde uluslararası hukuk normları ile adalet anlayışını göz ardı ettiği kaydedilen metinde, söz konusu kurumun, Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından 30 yıl işgal altında tutulmasına, yerleşim yerlerinin ve kültürel mirasın tahrip edilmesine, etnik temizlik ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine karşı "duyarsız kaldığı" vurgulandı. Ayrıca AB-Azerbaycan Parlamenter İşbirliği Komitesi ile Euronest Parlamenter Asamblesinin, Azerbaycan'a karşı baskı ve müdahale aracı haline getirildiği ifade edildi. Millî Meclisin kararında, AP'nin lobi gruplarının etkisinde kaldığı, Azerbaycan karşıtı ve İslam karşıtı bir yapıya dönüştüğü belirtildi. Kararda, AP'nin yaklaşımının yalnızca Azerbaycan-AB ilişkilerine değil, Güney Kafkasya'da kalıcı barış çabalarına da zarar verdiği ve bölgede gerilimi artırma riski taşıdığına işaret edildi. Bu çerçevede Milli Meclis, Avrupa Parlamentosu ile tüm alanlardaki iş birliğinin durdurulmasına, AB-Azerbaycan Parlamenter İşbirliği Komitesindeki faaliyetlerin sonlandırılmasına ve Euronest Parlamenter Asamblesindeki üyeliğin sona erdirilmesine yönelik sürecin başlatılmasına karar verdi. AP'NİN KABUL ETTİĞİ KARAR AP'de dün kabul edilen kararda Azerbaycan'a Karabağ'ı terk eden Ermenilerin geri dönüşünü sağlama çağrısında bulunulmuş, hapiste bulunan Ermenistan vatandaşlarının serbest bırakılması talep edilmişti. Kararda ayrıca Ermenilere ait kültürel mirasın korunması çağrısı yer almıştı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.