SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kazan Tatarları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kazan Tatarları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kazan Tatarları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kazan’daki tarihî “Bilginler Evi” Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini destekleyen fona tahsis ediliyor Haber

Kazan’daki tarihî “Bilginler Evi” Rusya'nın Ukrayna'yı işgalini destekleyen fona tahsis ediliyor

Tataristan Cumhuriyeti’nin başkenti Kazan’da bulunan ve uzun yıllar “Bilginler Evi” olarak anılan tarihî bina, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı 24 Şubat 2022 tarihinden bu yana sürdürdüğü topyekûn işgal girişimi ve saldırılara “destek amacıyla” faaliyet yürüten “Vatan Savunucuları” adlı devlet fonuna tahsis edilecek. Butlerov Caddesi 30 numarada yer alan iki katlı tarihi yapıda bugüne kadar A. Halikov Arkeoloji Enstitüsü faaliyet gösteriyordu. Enstitünün binadan ayrılarak Tataristan Millî Kütüphanesi’ne taşınmasının ardından yapının geleceği tartışma konusu olmuştu. Daha önce Kazan Belediyesinin binada Tatarca eğitim alan çocuklar için bir merkez kurmayı planladığı, bu yönde toplantılar ve proje sunumları yapıldığı ancak söz konusu projenin yetkililer tarafından kabul edilmediği belirtildi. Tataristan Kültürel Miras Alanlarını Koruma Komitesi Başkanı İvan Guşçin, kurumun genişletilmiş kurul toplantısında yaptığı açıklamada, tarihi binanın Rusya’nın Ukrayna topraklarında gerçekleştirdiğini iddia ettiği “özel askerî operasyona” katılanlara destek veren devlet fonu için tahsis edileceğini duyurdu. Fonun hangi alanlarda faaliyet göstereceği ve kaç kişinin çalışacağına dair ise henüz resmî bir bilgi paylaşılmadı. Binanın toplam kullanım alanının bin 894,5 metrekare olduğu bildirildi. KAZAN TATARLARININ FAALİYET ALANLARI KISITLANIYOR Öte yandan son yıllarda Kazan’da Tatar kültürüne hizmet eden kurumların bina sorunlarının çözümsüz kaldığı, bazı merkezlerin ise faaliyet alanlarının daraltıldığı yönünde eleştiriler dile getiriliyor. Kazan Millî Kültür Merkezi binasının halka iade edilmemesi, yapının Millî Kütüphaneye tahsis edilmesi ve yeni Cami-i Kebir (Cuma Cami) projesinin kent merkezinde hayata geçirilememesi bu eleştirilerin başlıca örnekleri arasında yer alıyor. Tarih^, Bilginler Evi’nin de Tatar çocukları için planlanan bir kültür ve eğitim merkezi yerine, savaş katılımcılarına yönelik bir fonun kullanımına verilmesi ise, kamuoyunda tartışmalara yol açtı. KAZAN TATARLARI İÇİN ÖNEMLİ BİR MERKEZ Söz konusu bina, tarihsel olarak “Aleksandrov Çocuk Yuvası” olarak biliniyor. Kazan’daki yetimhane 1845 yılında açılmış, çocuklar 1890’lı yıllarda bu binaya taşınmıştı. Yapının mimarı Lev Hrşonoviç, inşası ise Olga Aleksandrova-Geyns tarafından finanse edildi. Bina, 1935 yılına kadar çocuk yuvası olarak hizmet verdi. Daha sonraki yıllarda yapı Bilginler Evi olarak kullanıldı. Sovyet döneminde Kazan Üniversitesi Rektörü Ğilmi Kamay’ın girişimiyle 1935’te Butlerov Caddesi’ne taşınan Bilginler Evi, uzun süre bilim ve kültür merkezi işlevi gördü. Ünlü kimyager Aleksandr Arbuzov’un burada keman çaldığı, “Kaçkın”, “Başmagım” ve “Şüräle” gibi Tatar opera ve balelerinin provalarının bu binada yapıldığı kaydediliyor. 2009 yılında bina, belediye düzeyinde koruma altındaki kültürel miras eseri statüsü kazandı. Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, 2026 yılında yapının restorasyonu için talimat vermişti.

Sürgün, katliam, soykırım: Türklerin Acıları kitabı yayımlandı Haber

Sürgün, katliam, soykırım: Türklerin Acıları kitabı yayımlandı

Tarih sayfalarında Türklerin uğradığı katliam, sürgün, göç ve soykırımlar, Prof. Dr. Ayşe Filiz Yavuz’un editörlüğünde hazırlanan kitapta çok sayıda yazarın kalemiyle yeniden gündeme getirildi. Panama Yayıncılık tarafından yayımlanan ve raflardaki yerini alan “Türklerin Acıları” isimli kitap, Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz’ün sunuş yazısıyla okurlarla buluştu. Kitapta, dünyanın dört bir yanında yaşayan Türklerin uğradığı zulümler, makale ve deneme türündeki yazılarla ele alındı. KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ DE KİTAPTA YER ALDI Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı, Kırım Tatar yazar Şükrü Bilgili'nin kaleme aldığı "Kırım'da Kar Yağmadı, Kan Aktı" başlıklı yazısı ile kitaptaki yerini aldı. Öte yandan yazar Hayati Bice de "Kafkasya ve Kırım'dan Sürgünler (1943-1944)" başlığıyla yaşanılan sürgünü ele aldı. Azerbaycan Türklerinin Hocalı Katliamı, Irak Türkmenlerinin Saddam Hüseyin zamanındaki durumu, Hatay'daki Ermeni Zulmü, bölücü terör örgütü PKK'nın faaliyetleri, Balkan Türklerinin yaşadığı zulmü içeren kitapta Kazan Tatar yazar, araştırmacı ve gazeteci Roza Kurban'ın "Mezarsız Kazan Tatarları" ve "Stalin Zulmüne Ayaz Gıylecev Örneği" başlıklı makaleleri yer aldı. SATIŞTAN ELDE EDİLEN GELİR ÖĞRENCİLERE BURS OLARAK DAĞITILACAK Türk Ocakları tarafından yapılan açıklamada kitabın gelirlerinin öğrencilere burs olarak dağıtılacağı belirtildi.

Kazan Tatar araştırmacı Roza Kurban, 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nda “Kayyum Nâsıri”yi anlatacak Haber

Kazan Tatar araştırmacı Roza Kurban, 15. Kocaeli Kitap Fuarı’nda “Kayyum Nâsıri”yi anlatacak

Kazan Tatar tarihçi, araştırmacı ve yazar Roza Kurban, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından "Anadolu Mayası" temasıyla düzenlenen "15. Kocaeli Kitap Fuarı”na konuk olacak. Kurban, “Kazan Tatar Edebiyatının Öncüsü Kayyum Nâsıri” başlıklı söyleşi gerçekleştirecek. Kazan Tatar edebiyatının öncüsü, öğretmen, yazar Kayyum Nâsıri'nin ele alınacağı söyleşi, 7 Ekim 2025 tarihinde Süleyman Paşa Konferans Salonu’nda saat 17.00’da başlayacak. KAYYUM NASIRİ KİMDİR? 15 Şubat 1825’te Kazan civarındaki Yukarı Şırdan köyünde doğdu. Asıl adı Abdülkayyûm’dur. Dedeleri ve babası bölgenin tanınmış âlimlerindendi. Babası Abdünnâsır Molla, Nâsırî’ye temel dinî bilgileri öğrettikten sonra onu Kazan’a götürerek Akmescid (Beşinci Mahalle) Medresesi’ne verdi. Burada 1855 yılına kadar dinî eğitim gördü; Arapça, Farsça ve Rusça öğrendi. Rus çocuklarının okuduğu ibtidâî dinî okulda ve bu okulun devamı olan İlâhiyat Akademisi’nde Tatarca öğretmenliği yaptı. 1871 yılında işten uzaklaştırılınca medreselerde okuyan Tatar çocuklarına Rusça kursları düzenledi. 1873’te müslüman mektepleri müfettişi Radloff’un yardımıyla Muallim Mektebi’nde Tatarca dersler vermeye başladı. Fakat Radloff’la araları açılınca görevinden istifa etti. 1879 yılına kadar bazı Rus okullarında da öğretmenlik yaptıktan sonra görevini bıraktı. Geçimini tercümanlık, kitaplarının geliri ve Rusça bilmeyen Tatarlar’ın resmî dairelerdeki işleri için yazdığı dilekçelerle sağlamaya çalıştı. 1860’lı yıllardan itibaren yayıncılık işine girişen Nâsırî risâlelerinin büyük bir kısmını çeşitli kitaplardan toplayarak kaleme almıştır. Nâsırî’nin en önemli yönlerinden biri dil konusundaki görüş ve faaliyetleridir. Eskiden beri İdil-Ural bölgesinde süregelen Osmanlı ve Çağatay Türkçesi karışımı bir Tatar Türkçesi yerine müstakil, saf Tatarca’yı ön plana çıkarmaya çalıştı, ancak bu hususta yalnız kaldı. Tatar Türkçesi’nin Çağatayca’nın bir kolu olduğunu, kendine has kaide ve usullerinin bulunduğunu savunarak saf Tatarca ile yazı yazmaya gayret etti. 1871’de İdil-Ural bölgesinde ilk defa takvim (salnâme) geleneğini başlatan Nâsırî bunu 1897 yılına kadar sürdürdü. Nâsırî, çıkardığı takvimlerde genel takvim bilgilerinden başka tarih, coğrafya, halk edebiyatı gibi konularda da makaleler yazdı. Ayrıca Türk-Tatar toplumu arasında ilk defa matematik, geometri, coğrafya, anatomi ve sağlık bilgisi ders kitapları kaleme aldı ve bu ilim dallarında yeni Tatarca terimler geliştirmeye çalıştı. Makaleleri Rus coğrafya cemiyeti mecmuasında yayımlandığı gibi 2 Kasım 1885 tarihinde Kazan Üniversitesi Arkeoloji-Tarih ve Etnografya Cemiyeti’ne aslî üye seçildi. Tatar yenilikçilik (Cedîdcilik) düşüncesinin en önemli temsilcilerinden olan Kayyûm Nâsırî Tatarlar’ın cahilliğinden ve eğitime önem vermemelerinden şikâyet ediyordu. Özellikle yazdığı ders kitapları, tâlim ve terbiye konusundaki görüşleriyle döneminde Gaspıralı İsmâil ile başlayan eğitimde yenileşme (usûl-i cedîd) hareketinin öncülerinden sayılıyordu. Nâsırî Şark edebiyatına hayrandı. Osmanlıca, Farsça ve Arapça’dan edebiyata dair çok sayıda metni Tatarca’ya tercüme etti. Kābusnâme, Kırk Vezir, Kırk Bakça ve Fevâkihü’l-cülesâ adlı eserlerinde bu hikâyelere yer verdi. Coğrafyayla ilgili eserlerini hazırlarken Kâtib Çelebi ve Ahmed Hamdi’nin kitaplarından faydalandı. Özellikle Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ’sı onun üzerinde büyük etki bıraktı. Dil ve edebiyat meselelerine dair çalışmalara da ağırlık veren Nâsırî, Tatarca’nın imlâ kaideleriyle sarf ve nahvini (Kavâid-i Kitâbet, Enmûzec), sözlüğünü (Lehçe-i Tatarî, I-II, Kazan 1895) hazırladı. Özellikle yaz aylarında Tataristan’ın çeşitli bölgelerine seyahatler yaparak Tatar folklorunun örneklerini topladı ve bunları neşretti. Görüşlerinden dolayı mutaassıp kişilerce aşağılanan, hatta tehdit edilen Nâsırî gösterişten uzak bir şekilde yalnız yaşadı. Diğer aydın kesimle doğrudan ilişki kurmadı. Gaspıralı İsmâil’den de Ruslar’la olan ilişkileri sebebiyle uzak durdu. Nâsırî’nin Rusya hükümetiyle diyalogu hiçbir zaman iyi olmadı. 1886’da neşredilen çarın fermanına göre kadılık ve imamlık yapacak kişilerin 1891 yılından itibaren Rusça imtihan vermeleri şart koşulmuştu. Nâsırî bu fermanı Tatarca olarak yayımladı. Bunun üzerine halk fermana tepki gösterdi. Tatarlar’ın yoğun biçimde yaşadığı İdil-Ural bölgesinde çeşitli karışıklıklar çıkınca Nâsırî’nin tercümesi toplatıldı. Nâsırî, Tatar halkının Rusça öğrenmesi taraftarı olmakla birlikte bu işin zorla ve misyoner Rus papazları vasıtasıyla yapılmasına karşıydı. Bu sebeple Rusça öğrenmek isteyenler için çeşitli gramer kitapları ve sözlükler hazırladı. Nâsırî 2 Ekim 1902’de vefat etti.

Ödüllü oyun "Kazan Melikesi Süyüm Bike" kitap olarak raflardaki yerini aldı Haber

Ödüllü oyun "Kazan Melikesi Süyüm Bike" kitap olarak raflardaki yerini aldı

Oyun Yazarı ve Resam Fatma Muzaffer Kaya tarafından kaleme alınan "Kazan Melikesi Süyüm Bike" oyunu Atayurt Yayınevinin baskısıyla raflardaki yerini aldı. Okuyucuları meraklandırdan kitap, internet sitesinde satışa sunuldu. Kaya, 1968'de Türk Kültür Derneğinde gerçekleştiren yarışmaya "Kazan Melikesi Süyüm Bike" oyunu ile katılmış ve ödüle layık görülmüştü. Öte yandan Kazan’da yayımlanan ve melikenin adını taşıyan “Süyüm Bike” dergisi, 20 Ağustos 1999 tarihli kararı ile Muzaffer Kaya’yı “Süyüm Bike Bileziği” ile ödüllendirmişti. "İNSANLIĞA DUYDUĞUM SAYGI..." Kitabın yazılış nedenini dile getiren Kaya, "İnsanlığa duyduğum saygı… Dünyaya her gelen insanın yaşamak ve yaşatmak hakkı… Bazı kimselerin bu hakkı kendi egosu doğrultusunda ihlâl etmeleri, dolayısıyla toplumda kargaşa yaratmaları, insanlığa karşı işlenen en korkunç suçtur… Ve işte, bu suçu, en etkin bir biçimde işleyen Kazan’ın muhteris beyleri, aradan yüzyıllar da geçse yargılanmalı. Zira, binlerce insanın ölümüne neden olmak, kalanları da esarete mahkûm etmek, bu arada koca bir uygarlığın ölüm fermanını imzalamak, hiç de göz ardı edilecek şey değildir." ifadelerini kullanmıştı. ÖDÜLLÜ OYUNUN KİTAP HALİNDE YAYIMLANMASI İÇİN PARA TOPLADILAR Maddî imkânsızlıklar nedeniyle bastırılamayan "Kazan Melikesi Süyüm Bike" Kazan Tatarı Tarihçi, Araştrmacı, Yazar Roza Kurban ve çevresindeki birçok isim kitabın yayımlanması için para topladı. Konuyla ilgili bilgilendirmede bulunan Kurban şunları söyledi: Muzaffer Kaya’nın vefatının ardından sekiz yıl kadar zaman geçti. 1964 yılında kaleme aldığı 'Kazan Melikesi Süyüm Bike' adlı ödüllü oyununu kitaplaştırma konusu gündeme gelmesine rağmen bir sonuca varamadık. Bazı yayınevleri söz verdikleri halde oyunu yayımlamadılar. Araya tüm dünyayı etkileyen pandemi girdi, ancak kitap konusu asla unutulmadı. Muzaffer Kaya’nın 'Kazan Melikesi Süyüm Bike' oyunu üzerimde bir vasiyet gibi duruyordu. 2025 yılının Temmuz ayında Atayurt Yayınevi sahibi sayın Faruk Nesimi Gözübüyük ile görüştüm ve kitabın maliyetini karşılamak kaydıyla yayımlayacağını söyledi. Bilindiği üzere Süyüm Bike Nogay Mirzasının kızı, Kırım Tatar Türklerinin gelini, Kazan Hanlığı’nın melikesidir, yanı Türk Dünyası’nın ortak bir değeridir. Bu bağlamda Kazan, Kırım, Nogay, Türkiye Türklerinin maddi desteğiyle istenilen ücret hızlı bir şekilde toplandı. Tüm gönül dostlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Kulaklarımda Muzaffer Kaya’nın 'Ama ben, bu oyunun er geç hak ettiği ilgiyi göreceğinden eminim' sözleri yankılanıyor. Okurların bu esere hak ettiği değeri vermesi dileğiyle Muzaffer Kaya’yı saygı, özlem ve hasretle anıyorum…

Kazan Tatar millî hareketinin öncüsü: Ayaz İshakî Haber

Kazan Tatar millî hareketinin öncüsü: Ayaz İshakî

Kazan Tatar edebiyatının ve basın dünyasının tanınmış isimlerinden, Kazan Tatarlarının aydınlanması ve özgür bir İdil-Ural devletinin kurulmasını savunan Ayaz İshakî, vefatının 71. yılında saygı ve rahmetle anılıyor. AYAZ İSHAKÎ'NİN HAYATI Ayaz İshakî, Kazan ilinin Çistay ilçesinin Yevşirme köyünde 23 Şubat 1878’de dünyaya geldi. Öğrencilik döneminde gerçekleşen devrim hareketlerine aktif olarak katıldı. İshakî, büyük Kırım Tatar aydını İsmail Bey Gaspıralı’nın çıkardığı "Tercüman" gazetesini okuyarak fikir dünyasını genişletti. 1897’de Kazan'da yeni açılan Emirhanovlar Medresesi’nde çalışmaya başladı ve öğrencileri aktif katılıma teşvik eden yenilikçi bir eğitim metodu geliştirdi. 1905 yılı devrimini destekledi ve Tatar halkını uyandırmaya çalıştı. Kazan Tatar millî hareketinin öncülerinden Ayaz İshakî vefatının 71. yılında saygıyla anılıyor pic.twitter.com/aFWrYArFr0 — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) July 22, 2025 BAĞIMSIZ BİR İDİL-URAL DEVLETİ Ayaz İshakî, Çarlık rejimine karşı yazıları ve faaliyetleri nedeniyle sürekli olarak takip edildi ve hapse atıldı. 1907’de Arhangil vilayetine sürgün edildi. Bu dönemde Tatar gençlerinin devrimci hareketlere katılımını anlatan "Tartışma" adlı dramını yazdı. 1913'te genel afla serbest bırakıldı ancak Kazan'da yaşamasına izin verilmedi. Bu yüzden mücadelesine Petersburg'da devam etti ve "İl" gazetesini çıkardı. 1917’de Şubat Devrimi'ni sevinçle karşılayan Ayaz İshakî, Türk halklarının birliği ve millî özerklik için mücadele etti. Ancak, Ekim Devrimi sonrasında Bolşeviklerin baskısı altında milliyetçi düşüncelerini savunmak zorlaştı. Ufa'da Millî Meclis kurulduğunda, İshakî bağımsız bir İdil-Ural devletinin kurulmasını savundu. YAZDIĞI ESERLER, ONUN GENİŞ BİLGİ BİRİKİMİNİ VE ELEŞTİREL BAKIŞ AÇISINI YANSITIYOR 1918'de Paris Sulh Konferansı’na delege olarak gönderilen İshakî, Rusya'ya dönmedi ve sürgün hayatı başladı. Harbin, Paris, Berlin ve Varşova gibi şehirlerde yaşadı. 1939'da Türkiye'ye göç ederek İstanbul’a, ardından Ankara’ya yerleşti. 22 Temmuz 1954’te Ankara’da vefat eden Ayaz İshakî, vasiyeti üzerine İstanbul’daki Edirnekapı Şehitliği'ne defnedildi. Ayaz İshakî’nin yaşamı boyunca yazdığı eserler, onun geniş bilgi birikimini ve eleştirel bakış açısını yansıtmaya, mücadelesi, Tatar halkı ve Türk dünyası için bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

Kazan Tatarlarının millî şairi Abdullah Tukay Ankara'da anıldı Haber

Kazan Tatarlarının millî şairi Abdullah Tukay Ankara'da anıldı

Mustafa KOÇYEGİT QHA Ankara Büyük Kazan Tatar Şairi Abdullah (Gabdulla) Tukay, Türkiye'nin başkenti Ankara'nın Bahçelievler mevkisinde bulunan Abdullah Tukay Anıtı önünde 26 Nisan 2025 tarihinde tertip edilen programla anıldı. Kazan Tatar edebiyatının altın devri olarak anılan 1905-1917 yılları arasında Tatar dilini çağdaş bir edebiyat dili haline getiren yazarlardan olan Abdullah Tukay, sanatçı kişiliği, düşünce adamlığı ve eserleriyle Osmanlı'da ve Türkiye Cumhuriyeti'nde de aydınları etkiledi. 27 yıllık kısacık ömrüne 214 şiir ve hikayeler sığdıran Tukay, Kazan Tatar ve Türk edebiyatına silinmez izler bıraktı. Tataristan 26 Nisan Şiir Bayramı ve Tatar Millî Şairi Abdullah Tukay'ı Anma Programı, Ankara Kazan Tatarları Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile Nogay Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği ortaklığında düzenlendi. Çeşitli sivil toplum kuruluşu başkanları ve yöneticileri ile siyasi parti temsilcilerinin katıldığı programda Kazan Tatar milli şairi Tukay; hayatı, fikirleri ve şiirleriyle yâd edildi. Kazan Tatarlarının millî şairi Abdullah Tukay'ın hayatı ve eserlerinin öneminin sadece milletini değil tüm Türk dünyasını kapsadığından bahsedildi.  TATAR MİLLETİNİN VİCDANI: TUKAY Anma töreninin açılışında konuşan Ankara Kazan Tatarları Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Murat Yumrutaş, 26 Nisan tarihinin Tataristan'da Şiir Bayramı olarak kutlanmakta olduğunu anımsatarak, "Abdullah Tukay sadece Tatar edebiyatının değil, aynı zamanda Tatar milletinin vicdanı, ruhu ve sesi olmuştur. O, kalemiyle halkının uyanışına öncülük etmiş; milletine kimlik, umut ve cesaret aşılamıştır. Diliyle halkını yüceltmiş, eserleriyle geleceğe ışık tutmuştur." şeklinde konuştu. "TUKAY; MİLLETİMİZİN İLHAM KAYNAĞI, EKSİLMEYEN BİR SEVDASIDIR" Kazan Tatar Tarihçi, Araştırmacı ve Yazar Roza Kurban yaptığı konuşmada, Tukay'ın Kazan Tatarları için taşıdığı öneme vurgu yaptı. Sosyal, ekonomik ve siyasi baskılar sebebiyle vatanlarından ayrı kalmak zorunda kalan Tatarların yanlarında değerli eşyaları götürdüklerini ve bu eşyalar içerisinde mutlaka bir Kur'an-ı Kerim ve bir Abdullah Tukay kitabı olduğunu kaydetti. "Kazan Tatarları nerede yaşarsa yaşasın, Tukay'ı biliyor" diyen Kurban, Tukay'ın hayatının Kazan Tatarlarının hayatına benzediğini ve küçük yaşlarından itibaren çok acı çektiğini belirtti. Daha sonra şairin hayatından bahseden Kurban, "Tukay; milletimizin ilham kaynağı, eksilmeyen bir sevdasıdır. Kalplerde yaşayan, kuşaktan kuşağa aktarılan bu bitmeyen sevda milletin kalbinde derin bir yaradır." diye konuştu. Kazan Tatarca ve Tukay'ın dilinin günümüzde Rusya tarafından yasaklanmakta olduğuna dikkat çeken Kurban, "Bunun da mücadelesini vermek gerekiyor." ifadelerini kullandı. Kurban, Putin'in iktidara gelmesi sonrasında Ruslaştırma siyasetinin, yasaklar yoluyla gerçekleştirilmeye başlandığını vurguladı. "DİLİNİ KAYBEDEN KENDİSİNİ KAYBEDER" Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkan Vekili Namık Kemal Bayar ise anma programı kapsamında gerçekleştirdiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı: Kırım Tatarcada bir atasözü vardır, pek çok dile de geçmiştir; "Tilini kaybeden özünü kaybeder" der. Yani dilini kaybeden kendisini kaybeder. Milli hasletlerini, ulusunu, halkını, milli benliğini kaybeder. Abdullah Tukay, bizim tarihimize Tatar dilini yeniden dirilten ve bugünlere kadar ulaşmasını sağlayan büyük edebiyatçı, büyük şair, büyük millet adamı olarak geçti. Onun vefatı sırasında -çok kısa olarak söyleyelim- Gaspıralı İsmail Bey Tercüman gazetesinde özetle şöyle diyor; o Tatar dilini yeniden dünya yüzüne çıkartan, yeniden yaşamasını sağlayan büyük bir şairdi, büyük bir edebiyat adamıydı. O, Tatar dilinin kahramanıydı ve Tatar ulusunun yeniden canlanmasını sağlayan en önemli mürşitlerden biriydi. "TUKAY HEPİMİZE DOKUNMAYI BAŞARDI" Çankaya Belediyesi Belde A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Koç, anma konuşmasında Abdullah Tukay'ın bir şair olmanın yanında Tatar halkının diliyle, kültürüyle acısıyla ve umuduyla bütünleşmiş bir yürek olduğunu kaydetti. Tukay'ın şiirlerinin halkının sesini zamana kazıdığını belirten Koç, "İçtenliğiyle, duruluğuyla, samimiyetiyle hepimize dokunmayı başardı" dedi. İsmail Koç, konuşmasını şairin "Ana Dilim" şiiri ile sonlandırdı. "HEPİMİZ TÜRK'ÜZ" TİKA’nın desteğiyle, Kırım Derneği Genel Merkezi ve Litvanya Tatar Kültür Merkezi ortaklığında düzenlenen Gençlik Kampı kapsamında Türkiye'de bulunan Litvanya Tatar Kültür Merkezi Başkanı Almira Parmaksızoğlu da etkinliğe katılarak bir konuşma yaptı. Ailesinin Kazan'dan Kırım'a göçtüğünü ve bu sebeple kendisinin Ukrayna'da doğmakla birlikte 30 yıldır Litvanya'da yaşadığını söyledi. Litvanya'daki Tatar nüfusunun 630 yıl önce Kırım'dan geldiğini kaydeden Parmaksızoğlu, yaklaşık 15 yıldır yürüttükleri çalışmalar kapsamında Tatarca ve folklor alanında önemli çalışmalara imza attıklarını belirtti. Bu çalışmalarını kitaplaştırdıklarını söyleyen Parmaksızoğlu, eseri Ankara Kazan Tatarları Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Murat Yumrutaş'a hediye etti. Konuşmasında ayrıca Türk birliğine vurgu yapan  Almira Parmaksızoğlu, "Biz Litvanya'da; sen Kırım Tatar mısın, Kazan Tatar mısın, Özbek misin, Kazak mısın diye düşünmüyoruz. Hepimiz Türk'üz" ifadelerini kullandı. Programda konuşan "Siyün Bike: Moskova Önlerinde Talihsiz Bir Türk Sultanı" eserinin yazarı Hikmet Doğan ise, Türkçenin doğru kullanımına dikkat çekti. Yabancı kelimelerden uzak durma çağrısı yapan Doğan, "Maalesef önce tahsillileri eğitmek lazımdır diye düşünüyorum." dedi. Zafer Partisi Ankara İl Başkan Yardımcısı Aydoğan Daştanoğlu ise, konuşmasında ana dilin öneminden bahsederek, "Unutmayalım ki, dilini kaybeden millet kültürünü de kaybeder." şeklinde konuştu. Tukay'ın Kazan Tatar edebiyatı ve dilinin kurucularından olduğunu kaydeden Daştanoğlu, "Ben bu yazıyı hazırlarken, rahmetli şairimizi kaleme almaya çalışırken çok üzüldüm. Böyle büyük bir deha, büyük bir Türk dünyası şairi 27 yaşında hayata gözlerini yummuştur" ifadelerini kullandı. Anma konuşmalarının akabinde tören, Tukay’ın şiirlerinin seslendirilmesiyle devam etti. Roza Kurban, programın bu bölümünde şairin "Milli Ezgiler" şiirini Tatarca olarak okudu. Anma etkinliği, Tukay’ın millî marş olarak kabul edilen “Tugan Til” şiirinin okunmasıyla sona erdi.

Roza Kurban, Kazan Tatar edebiyatının öncüsü Kayyum Nâsıri'yi anlatacak Haber

Roza Kurban, Kazan Tatar edebiyatının öncüsü Kayyum Nâsıri'yi anlatacak

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı 2024-2025 Faaliyet Dönemi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmaları kapsamında Kazan Tatar tarihçi, araştırmacı ve yazar Roza Kurban'ı konuk edecek.  KAYYUM NÂSIRİ KONUŞULACAK Kurban, "Tatar Türklerinin İki Asra Sığmayan Aydını" başlığıyla doğumunun 200. yılında Kazan Tatar edebiyatının öncüsü, öğretmen, yazar Kayyum Nâsıri'yi anlatacak. İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsünde tertip edilecek olan program 15 Şubat 2025 tarihinde saat 14.00'te başlayacak.  KAYYUM NASIRİ KİMDİR? 15 Şubat 1825’te Kazan civarındaki Yukarı Şırdan köyünde doğdu. Asıl adı Abdülkayyûm’dur. Dedeleri ve babası bölgenin tanınmış âlimlerindendi. Babası Abdünnâsır Molla, Nâsırî’ye temel dinî bilgileri öğrettikten sonra onu Kazan’a götürerek Akmescid (Beşinci Mahalle) Medresesi’ne verdi. Burada 1855 yılına kadar dinî eğitim gördü; Arapça, Farsça ve Rusça öğrendi. Rus çocuklarının okuduğu ibtidâî dinî okulda ve bu okulun devamı olan İlâhiyat Akademisi’nde Tatarca öğretmenliği yaptı. 1871 yılında işten uzaklaştırılınca medreselerde okuyan Tatar çocuklarına Rusça kursları düzenledi. 1873’te müslüman mektepleri müfettişi Radloff’un yardımıyla Muallim Mektebi’nde Tatarca dersler vermeye başladı. Fakat Radloff’la araları açılınca görevinden istifa etti. 1879 yılına kadar bazı Rus okullarında da öğretmenlik yaptıktan sonra görevini bıraktı. Geçimini tercümanlık, kitaplarının geliri ve Rusça bilmeyen Tatarlar’ın resmî dairelerdeki işleri için yazdığı dilekçelerle sağlamaya çalıştı. 1860’lı yıllardan itibaren yayıncılık işine girişen Nâsırî risâlelerinin büyük bir kısmını çeşitli kitaplardan toplayarak kaleme almıştır. Nâsırî’nin en önemli yönlerinden biri dil konusundaki görüş ve faaliyetleridir. Eskiden beri İdil-Ural bölgesinde süregelen Osmanlı ve Çağatay Türkçesi karışımı bir Tatar Türkçesi yerine müstakil, saf Tatarca’yı ön plana çıkarmaya çalıştı, ancak bu hususta yalnız kaldı. Tatar Türkçesi’nin Çağatayca’nın bir kolu olduğunu, kendine has kaide ve usullerinin bulunduğunu savunarak saf Tatarca ile yazı yazmaya gayret etti. 1871’de İdil-Ural bölgesinde ilk defa takvim (salnâme) geleneğini başlatan Nâsırî bunu 1897 yılına kadar sürdürdü. Nâsırî, çıkardığı takvimlerde genel takvim bilgilerinden başka tarih, coğrafya, halk edebiyatı gibi konularda da makaleler yazdı. Ayrıca Türk-Tatar toplumu arasında ilk defa matematik, geometri, coğrafya, anatomi ve sağlık bilgisi ders kitapları kaleme aldı ve bu ilim dallarında yeni Tatarca terimler geliştirmeye çalıştı. Makaleleri Rus coğrafya cemiyeti mecmuasında yayımlandığı gibi 2 Kasım 1885 tarihinde Kazan Üniversitesi Arkeoloji-Tarih ve Etnografya Cemiyeti’ne aslî üye seçildi. Tatar yenilikçilik (Cedîdcilik) düşüncesinin en önemli temsilcilerinden olan Kayyûm Nâsırî Tatarlar’ın cahilliğinden ve eğitime önem vermemelerinden şikâyet ediyordu. Özellikle yazdığı ders kitapları, tâlim ve terbiye konusundaki görüşleriyle döneminde Gaspıralı İsmâil ile başlayan eğitimde yenileşme (usûl-i cedîd) hareketinin öncülerinden sayılıyordu. Nâsırî Şark edebiyatına hayrandı. Osmanlıca, Farsça ve Arapça’dan edebiyata dair çok sayıda metni Tatarca’ya tercüme etti. Kābusnâme, Kırk Vezir, Kırk Bakça ve Fevâkihü’l-cülesâ adlı eserlerinde bu hikâyelere yer verdi. Coğrafyayla ilgili eserlerini hazırlarken Kâtib Çelebi ve Ahmed Hamdi’nin kitaplarından faydalandı. Özellikle Kâtib Çelebi’nin Cihannümâ’sı onun üzerinde büyük etki bıraktı. Dil ve edebiyat meselelerine dair çalışmalara da ağırlık veren Nâsırî, Tatarca’nın imlâ kaideleriyle sarf ve nahvini (Kavâid-i Kitâbet, Enmûzec), sözlüğünü (Lehçe-i Tatarî, I-II, Kazan 1895) hazırladı. Özellikle yaz aylarında Tataristan’ın çeşitli bölgelerine seyahatler yaparak Tatar folklorunun örneklerini topladı ve bunları neşretti. Görüşlerinden dolayı mutaassıp kişilerce aşağılanan, hatta tehdit edilen Nâsırî gösterişten uzak bir şekilde yalnız yaşadı. Diğer aydın kesimle doğrudan ilişki kurmadı. Gaspıralı İsmâil’den de Ruslar’la olan ilişkileri sebebiyle uzak durdu. Nâsırî’nin Rusya hükümetiyle diyalogu hiçbir zaman iyi olmadı. 1886’da neşredilen çarın fermanına göre kadılık ve imamlık yapacak kişilerin 1891 yılından itibaren Rusça imtihan vermeleri şart koşulmuştu. Nâsırî bu fermanı Tatarca olarak yayımladı. Bunun üzerine halk fermana tepki gösterdi. Tatarlar’ın yoğun biçimde yaşadığı İdil-Ural bölgesinde çeşitli karışıklıklar çıkınca Nâsırî’nin tercümesi toplatıldı. Nâsırî, Tatar halkının Rusça öğrenmesi taraftarı olmakla birlikte bu işin zorla ve misyoner Rus papazları vasıtasıyla yapılmasına karşıydı. Bu sebeple Rusça öğrenmek isteyenler için çeşitli gramer kitapları ve sözlükler hazırladı. Nâsırî 2 Ekim 1902’de vefat etti. (Kaynak: İslam Ansiklopedisi)

Ma'şuk-nâme yıllar sonra yeniden incelendi: Dr. Fecri Yavi eseri QHA'ya anlattı Haber

Ma'şuk-nâme yıllar sonra yeniden incelendi: Dr. Fecri Yavi eseri QHA'ya anlattı

Yağmur Filiz Şahin/QHA Ankara Kazan Tatar halk edebiyatının eşsiz örneklerinden biri olan, Bibigölcemal tarafından yazılan Ma’şuk-nâme eseri yeniden ele alındı. Türkolog ve Hakkâri Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Fecri Yavi, “Geçiş Dönemi Kazan Tatar Türkçesiyle Yazılmış Bir Aşk Hikâyesi Ma’şuk-nâme İnceleme/Transkripsiyonlu Metin/Dizin/Tıpkı Basım” başlığıyla eseri, kapsamlı bir şekilde inceledi. "TÜRK DİLİNİN BUGÜNÜNÜ ANLAYABİLMEMİZ İÇİN DİLİN GEÇMİŞİNE BAKMALI" Dr. Öğretim Üyesi Fecri Yavi, eser ile ilgili gerçekleştirdiği çalışmalarını, yazar Bibigölcemal ve kitap hakkındaki merak edilenleri Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi. Bir Türkolog olarak Türkçenin bütün lehçelerinin çalışılmasının son derece elzem olduğunu vurgulayan Yavi, “Türk dilinin bugününü anlayabilmeniz için dilin geçmişine bakmanız gerekir” dedi. Doktora tezinde “Kıpçak Grubu Türk Lehçelerinde Çekim Eklerinin Kalıplaşması” konusunda çalışma yaptığını aktaran Yavi, Kıpçak grubunda Kazan Tatar Türkçesi üzerine çalışma yapmak istediğini kaydetti. Tatar Türkçesinin köklü, zengin ve eski bir edebiyata sahip olduğunun altını çizen Yavi, eser hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yaptı. YAZIŞMA DİLİ ESERİN DÖNEMİNE İŞARET EDİYOR Yavi, yazarın kendi aşk hikâyesini anlattığı eserde birçok tarihî lehçenin özelliklerinin yer aldığını ifade etti. 19. yüzyılın sonlarında kaleme alındığı düşünülen aşk konulu eserin içeriğinde mektuplaşmaların ve manilerin yer aldığını belirten Yavi, dönemin yazışma kültüründen de örnekler verdiğini söyledi. Elde edilen bilgilere göre kitabın 23 nüshası olduğunu belirten Yavi, “Eserin kaydedilen ilk nüshası 1880 yılında, son nüshasının ise 1916 yılında ortaya koyulduğunu tespit ettik. Bu dönem Çağatay Türkçesinden çağdaş Türk lehçelerine geçiş sürecidir. Bu döneme kadar Doğu ve Kuzey Türk Dünyasında Çağatay Türkçesine bağlı yazılı bir edebiyat gelişmişti. 20. yüzyıldan itibaren ise Türk lehçeleri kendi edebiyatlarını oluşturmaya başladı. Tam da bu dönemde yazıldığı için bu eser karışık dilli bir eser olarak karşımıza çıkıyor” yorumunu yaptı. "O DÖNEM ÇAĞATAY TÜRKÇESİ ORTAK BİR EDEBİYAT DİLİYDİ" Yavi, nüshalardan birinin 1911 yılında Kazak Türkçesine çevrildiğini vurguladı. Yavi, “Bu bize yalnızca Tatar Türkleri arasında rağbet görmediğini, aynı zamanda diğer Türk lehçelerinde de ilgi duyulduğunu gösteriyor.” diyerek; söz konusu dönemde doğu ve kuzeyde yaşayan Türklerin Çağatay Türkçesine bağlı bir edebiyat dili geliştirdiklerinden bahsetti. Dolayısıyla Tatar Türkçesinde yazılmış olan bir metnin, örneğin Kırgızlar tarafından rahatlıkla anlaşılabildiğinin altını çizdi. "TÜRK LEHÇELERİ AYNI TOPRAKTA BÜYÜYÜP AYNI GÖKYÜZÜNE YÜKSELİYOR" Dr. Öğretim Üyesi Yavi, zamanla coğrafî sınırların çizilmesi ve yeni alfabe nedeniyle Türk lehçelerinin edebiyat alanında birbirinden uzak kaldığını ifade etti. Yavi, “Bizim için değişen bir şey yok, çünkü Türk dili zengin ve köklü bir edebiyata sahip. Sadece şartlar ve şekil değişiyor. İnsanlarda Türkçeyi sadece Türkiye Türkçesinden ibaret sayma yönünde yanlış bir düşünce var. Bu durum, bir ağacın sadece bir dalını görmeye benziyor. Halbuki o ağacın bambaşka dalları, rengarenk yaprakları, çiçekleri var. Hepsi aynı toprakta büyüyüp aynı gökyüzüne yükseliyor.” dedi. Eserin Tahir ile Zühre hikâyesine benzediğini aktaran Yavi, “Okuyucular eseri okurken hiç yabancılık çekmeyecek. Sanki bu eseri yaşamış gibi okuyacaklar. Çünkü bizim içimizden bir eser. Türk lehçelerinin ortak konularından beslenen bir eser.” ifadelerini kullandı. "ÖZÜMÜZE DÖNELİM" QHA aracılığıyla okuyuculara ve Türk dünyasına mesaj bırakan Yavi şu ifadelere yer verdi: İsteyeceğim şey şu: Kendi özümüze dönelim! İçimizde öyle güzel konular ve eserler var ki… Bir Türk dilleri araştırmacısı olarak demeliyim ki, bizim edebiyatımız özenmeye çalıştığımız başka milletlerin edebiyatından çok daha köklü. Bizi besleyebilecek bir edebiyat, bu sofrada hepimize bir yer var. Bu araştırmaların biraz daha okunması lazım. Gölgede kalmış, tanınmayan ancak tanınmaya layık sanatçıların eserlerini ele almamız gerektiğini unutmasınlar. Paradigma Akademi Yayınları tarafından basılan Ma’şuk-nâme satışta.  

Roza Kurban, Kazan Tatarlarını Ruşen Çakır'ın programında anlattı Haber

Roza Kurban, Kazan Tatarlarını Ruşen Çakır'ın programında anlattı

Kazan Tatarı tarihçi, araştırmacı ve yazar Roza Kurban, gazeteci Ruşen Çakır'ın Medyascope'taki "Bir Mozaik Olarak Türkiye" programına konuk oldu. Programın 40. bölümüne katılan Kurban, Kazan Tatarları hakkında kapsamlı bir bilgilendirmede bulundu. "TATAR'IN TOPRAĞI YOK, TATAR'SIZ TOPRAK YOK" Çakır'ın Kazan Tatarı ile Kırım Tatarı arasındaki farkın ne olduğuna yönelik sorusuna istinaden Kurban, "Tatar'ın toprağı yok, Tatar'sız toprak yok" atasözüyle yanıt verdi. Kurban, Tatarların coğrafî bölgelere ayrıldığını ancak hepsinin Türk olduğunu ifade etti. Tatarların zengin bir kültüre sahip olduğunun altını çizen Kurban, tarihin Türkleri ayırdığını, aslında hepsinin ortak yemek, müzik, dans ve tarihsel süreci olduğunu söyledi. KAZAN TATARLARI 4 BÜYÜK GÖÇ YAŞADI Kazan Tatarlarının nüfusu hakkında bilgi veren Kurban, 18. yüzyıl verilerine göre dünya üzerinde toplamda 7 milyon Kazan Tatarı olduğunu belirtti. Tarihçi Kurban, Kazan Tatarlarının 16. yüzyılda Rus işgali altına girdiğini ve bu dönemden itibaren kendilerinin Ruslaştırılmaya çalışıldığının altını çizdi. 3 asır sonra Kazan Tatarlarının, Rus siyasetinden sıyrılmaya çalıştığını, dilini, dinini ve kültürünü korumak için Osmanlı topraklarına göç ettiğini ifadelerine ekleyen Kurban, ilk büyük göçün bu zamanda gerçekleştiğini ve Kazan Tatarlarının Eskişehir ve Kütahya'ya yerleştiğini söyledi. Kurban, ikinci büyük göçün 1917 Şubat ve Ekim devrimlerinden sonra, üçüncü büyük göçün ise Uzak Doğu'ya yapıldığını kaydetti. Kurban 1950'li yıllarda yine buradan İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere yapıldığını belirttiği konuşmasında, "Demir perde kalktı ve 1991'de SSCB dağılınca dördüncü büyük göç gerçekleşti" dedi. Kurban, söylentilere göre 25 bin veya 60 bin civarında Türkiye'ye göç olduğunu ancak bu sayının net olmadığını ifade etti. "RUSLAR, KAZAN TATARLARINI KANUN İLE ASİMİLE ETMEYE ÇALIŞIYOR" Öte yandan Tataristan'ın günümüzdeki konumundan söz eden Kurban, 1991'de SSCB'nin çökmesiyle Tataristan'ın Rusya içinde kaldığını ve mart ayında yapılan referandum ile yüzde 60'nın bağımsızlık istediğini fakat Rusya'nın bu oranı görmezden geldiğini belirtti. Tatar dilinin devlet dili olmadığını vurgulayan Kurban, Rusya'daki kanun sebebiyle Tataristan'da Kiril alfabesi kullanmak mecburiyetinde kaldıklarını ifade etti. Kurban, "Çarlık Rusya ve SSCB döneminde işgal ile asimilasyon vardı, şimdi ise kanun ile asimile etmeye çalışıyorlar" dedi. "VAR OLDUĞUMUZU ANLATMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ" Ayrıca Ruşen Çakır'ın "Kazan Tatarları Türkiye'ye göç ettikten sonra herhangi bir uyum sorunu yaşadı mı?" sorusuna yanıt veren Kurban, "Böyle bir şey yaşandığını düşünmüyoruz. Çünkü bizim dilimiz de bir, dinimiz de bir." ifadesine yer verdi. Türkiye'de kültürün benzerini ve hatta aynısı bulabildiklerini ifadelerine ekleyen Kurban, "Kazan Tatarlarını tanıtmaya, var olduklarını ve bir geçmişlerinin olduğunu anlatmaya çalışıyoruz, bunun için çabalıyoruz" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.