SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kültür Ve Turizm Bakanlığı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Kültür Ve Turizm Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültür Ve Turizm Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Neşe Sarısoy Karatay: Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde zaman, Kırım’ı konuşur Haber

Neşe Sarısoy Karatay: Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde zaman, Kırım’ı konuşur

Ünlü Kırım Tatar roman yazarı, eserlerinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini, Rusların zulmü altındaki hayatını ele alan, sadece Kırım için değil yazdığı 30’a yakın eserle Türk edebiyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan "Cengiz Dağcı" eseri, Prof. İbrahim Şahin'in editörlüğünde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlandı. Dağcı’nın anlatılarını tematik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel açılardan ele alan ve geniş bir yazar kadrosu ile dikkat çeken eserde Yapımcı, Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay da “Cengiz Dağcı’nın Evinde Zamanın Halleri” adında okuyucuyu, o zamanda ve o mekanda hissettiren çok etkileyici bir yazı kale aldı. Sarısoy Karatay kitap bölümünün detaylarını Kırım Haber Ajansına (QHA) açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Prof. İbrahim Şahin Editörlüğünde hazırlanan “Cengiz Dağcı” kitabı için, “Cengiz Dağcı’nın Evinde Zamanın Halleri” adında okuyucuyu, o zamanda ve o mekanda hissettiren çok etkileyici bir yazı kaleme aldınız. Bu yazı Londra’daki evin, bir mekânın anlatısının çok ötesine geçiyor, zamanı, anıları ve Kırım hasretini birlikte okuyoruz. Bu metnin çıkış noktası neydi? Aslında bu metnin çıkış noktası bir yazı fikrinden çok, bende kalan görüntülerdi. Bir yönetmen olarak hikâyeleri çoğunlukla imgelerle, seslerle ve sessizliklerle düşünürüm. Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde geçirdiğim anlar da yıllar boyunca zihnimde hiç silinmeyen görüntüler olarak kaldı. O ev, sıradan bir yaşam alanı değildi; geçmişin, şimdinin, hayallerin ve Kırım’ın aynı anda var olduğu bir zaman mekânıydı. Yazı, tanıklığımın gecikmiş ama zorunlu bir ifadesi oldu. Yazınızda “zamanın halleri” kavramını merkez alıyorsunuz. Bu kavram sizin için neyi karşılıyor? Cengiz Dağcı’nın evinde "zaman" tek bir doğrusal çizgide akmıyordu. Orada geçmiş zamanın farklı kipleri, şimdiki zamanın acı gerçekliği ve hayalle gerçek arasında asılı kalan bir “araf zaman” vardı. Evde dolaşırken bunu somut olarak hissediyordunuz. Regina’nın eşyaları, yazı masası, daktilo, bahçe, mutfaktaki ilaçlar... Her biri farklı bir zaman kipini temsil ediyordu. Bu yüzden yazının başlığını “zamanın halleri” olarak kurdum; çünkü orada zaman sadece geçmiyor, hâl değiştiriyordu. Bu zaman katmanlarının merkezinde Kırım var. Cengiz Dağcı için Kırım neyi temsil ediyordu? Kırım, Cengiz Dağcı için yalnızca bir coğrafya değildi; anne kucağıydı, korunma duygusuydu, başlangıçtı. Çocukluğunun geçtiği Kızıltaş, onun için hayatın henüz kötülükle kirlenmediği tek zamandı. Sürgün, savaş, esaret ve kayıplarla dolu bir hayattan sonra Dağcı, Londra’daki evinde Kırım’ı yeniden kurdu. Bahçesindeki badem ağacı, Ayı Dağı’nın resimleri, Kırım köşesi… Bunların hepsi bir nostalji değil, hayatta kalma biçimiydi. Yazınızda ev ve bahçenin “Londra’daki Kızıltaş” olarak yeniden kurulduğunu söylüyorsunuz. Bu sizin gözünüzde nasıl bir anlam taşıyor? Bu çok bilinçli bir yeniden inşa. Cengiz Dağcı, elinden zorla alınmış bir vatanın yerine hayali bir vatan kuruyor. Bahçesini temizleyip çiçekler ekmesi, badem ağacı dikmesi, duvarlara çocukluğunun manzaralarını asması; bunların hiçbiri dekoratif değil. Bunlar, vatandan ayrı kalışıyla, Kırım tatar Halkının dört bir tarafa dağılışının yarattığı parçalanmaya karşı verilen sessiz bir direniş. O evde yaşamak, Kırım’da yaşamaya devam etmenin bir yoluydu. “REGİNA’NIN YOKLUĞU, EVDE KALAN ZAMAN” Eşi Regina’nın varlığı yazıda çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Regina’nın bu evdeki ve Dağcı’nın hayatındaki yeri neydi? Regina, Cengiz Dağcı’nın hayatındaki en büyük dayanak noktasıydı. Sürgün hayatının, yokluğun, yabancılığın içinde birlikte tutunmuşlardı hayata. Regina’nın ölümünden sonra evde hiçbir şeyin yerinin değiştirilmemesi, eşyaların olduğu gibi korunması, bir yas hali olduğu kadar bir sadakat biçimiydi. Dağcı, bir ayrılığı daha kaldıramayacak kadar yorgundu. Regina’nın gözlüğünü bile yerinden almamıştı. O evde Regina hâlâ yaşıyordu. “ARAF ZAMAN: KAPI EŞİĞİNDE BEKLEMEK” Metinde geçen “araf zaman” özellikle dikkat çekici. Bu kavramı biraz açabilir misiniz? Araf zaman, ne geçmiş ne şimdi ne de gelecek olan bir zaman. Hayalle gerçekliğin, iç dünya ile dış dünyanın arasında asılı kalmış bir hâl. Cengiz Dağcı’nın kapı eşiğinde yaşadığı tereddütler, kapı çaldığında beklemesi, dışarıdan gelen dünyaya karşı duyduğu mesafe bu arafın somut göstergeleriydi. İç dünyasında Kırım’da, Regina ile birlikteyken; dış dünya ona yabancı, soğuk ve tehditkârdı. “GELECEK ZAMAN O EVDE DEĞİLDİ” Yazıda geleceğe dair umudun evde bulunamadığını, ama sonradan Kızıltaş’ta ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Bu sizin için nasıl bir farkındalıktı? Gençliğin verdiği bir refleksle, geleceğe dair bir iz arıyordum o evde. Ama orada gelecek yoktu; orada sadece geçmiş ve şimdinin ağırlığı vardı. Yıllar sonra Cengiz Dağcı’nın bedeninin Kırım’a, Kızıltaş’a gömülmesiyle fark ettim ki, gelecek zaman o evde değil, onun hayalinde saklıydı. Gelecek, ölümden sonra vatanına dönebilme umuduydu. Ve bu umut, mucizevi bir şekilde gerçekleşti. Cengiz Dağcı’nın eserleriyle bu ev arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Bu ev, onun eserlerinin mekânsal karşılığıydı. Romanlarında okuduğumuz nesneler, duygular, zaman kırılmaları, hepsi bu evde somutlaşmıştı. Daktilosu, yazı köşesi, bahçeye bakan pencere… Hepsi romanların sessiz tanıklarıydı. Dağcı’nın metinleri hayal ürünü değil; kendi bedeninden, kendi acısından, kendi sürgünlüğünden doğmuş metinlerdi. Yazınızda evin farklı köşelerini zaman kipleriyle ilişkilendiriyorsunuz. Peki bu evde sizi en çok etkileyen köşe hangisiydi? BİR EVİN İÇİNDE EN ÇOK SUSAN KÖŞE Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde her köşe bir zamana açılır. Regina’nın eşyaları yakın geçmişin yasını taşır, mutfak masasında dizili ilaçlar şimdiki zamanın acı gerçekliğini hatırlatır, bahçe ise Kırım’dan koparılmış bir coğrafyanın sevinçli taklididir. Ancak bu evde beni en çok etkileyen köşe, bunların hiçbirini tek başına temsil etmeyen; tam tersine hepsini birbirine bağlayan bir eşik mekândır: bahçeye açılan yazı köşesi. “YAZI MASASINDA ASKIYA ALINMIŞ HAYAT” Bu köşe, yalnızca bir çalışma alanı değildir. Orası Cengiz Dağcı’nın bedeninin Londra’da, ruhunun Kırım’da yaşadığı yerdi. Yazı masası, bir yazarın üretim nesnesi olmanın ötesinde, sürgünün, hafızanın ve direncin merkezine dönüşmüştür. Masanın başında oturan Dağcı, bir taraftan bahçedeki ağaçlara bakarken, diğer taraftan duvarda asılı Gurzuf fotoğrafına gözlerini diker. Bu iki bakış arasında, geçmiş ile şimdi, hayal ile gerçek, yurt ile sürgün sürekli yer değiştirir. Daktilonun suskunluğu bu köşeyi daha da ağırlaştırır. Bir zamanlar acının, tanıklığın ve itirazın tuşlara vura vura döküldüğü bu makine, son yıllarda yazamayan gözlerle birlikte sessizliğe gömülmüştür. Bu sessizlik bir eksiklik değil, bir yorgunluk hâlidir. Daktilo da Dağcı gibi, uzun bir savaşın ardından içine kapanmış gibidir. Bu suskunluk, eşyaların diliyle konuşan bir zamanın varlığını hissettirir. Bir yönetmen olarak bu köşenin beni etkilemesinin nedeni belki de budur: Burada her şey kadraj içindedir. Işık, pencere, masa, bahçe, fotoğraf… Ama asıl güçlü olan, görünmeyendir. Yazı köşesinde zaman doğrusal değildir; bükülür, geri döner, askıda kalır. Cengiz Dağcı’nın romanlarında sezdiğimiz zaman kırılmaları, bu köşede somutlaşır. Bahçe sevinci temsil eder, ama bu sevinç doğrudan yaşanmaz; yazı köşesinden süzülerek gelir. Kırım bir hayal olarak değil, yazının içinden geçerek gerçeklik kazanır. Bu nedenle yazı köşesi, evdeki en sessiz ama en gürültülü yerdir. Konuşmaz, fakat her şeyi anlatır. Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, beni en çok etkileyen şey bir nesne ya da bir hatıra değil; acının yazıya, sürgünün mekâna, zamanın edebiyata dönüştüğü anın kendisidir. Bugünden baktığınızda, bu yazının sizin için anlamı nedir? Bu yazı benim için bir borcun ödenmesi. Hem Cengiz Dağcı’ya, hem Kırım Tatarlarının yaşadığı büyük trajediye, hem de tanıklığımın sorumluluğuna dair bir borç. Bu metinle, bir yazarın evinde zamanın nasıl durduğunu, nasıl büküldüğünü ve nasıl yeniden anlam kazandığını görünür kılmak istedim. Son olarak, Cengiz Dağcı bugün bu söyleşiyi okusaydı sizce ne hissederdi? Sanırım bütün mütevaziliğiyle sessizce gülümserdi. Çünkü onun için önemli olan hatırlanmaktı; ama bir anıt gibi değil, bir insan gibi. Acılarıyla, özlemleriyle, Kırım’a duyduğu bitmeyen sevgiyle... Ve belki de bahçesindeki badem ağacına bakar gibi, uzaklardan Kızıltaş’a bakardı.

Kırım Tatarlarının millî liderine vefa programı: “Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu" Haber

Kırım Tatarlarının millî liderine vefa programı: “Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu"

"Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu Vefa ve Kitap Tanıtım Programı”, 18 Aralık 2025 tarihinde Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ev sahipliğinde düzenlendi. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, YTB ve Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği iş birliğiyle düzenlenen programda; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun doğumunun 80. yılına özel olarak yayımlanan "Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu" isimli eserin tanıtımı yapıldı. Program Kırım Tatarca şiir dinletisi ile başladı. Kırım Ailesi, Kırım Tatar Şair Şakir Selim’in "Kırım Cennet Değil" adlı eserini seslendirildi. “BİR GÜN KIRIM’DA ÖZGÜR OLACAĞIZ” Kırım Tatarlarının millî mücadelesini, ana vatan Kırım’a dönüş çabalarını ve Kırımoğlu’nun hak mücadelesindeki öncü rolünü anlatan "Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu" isimli eserin editörü Dr. Taner Zorbay, programın açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Zorbay, Kırım Tatarlarının millî mücadelesi, ana vatan Kırım’a dönüş çabaları ve Kırımoğlu’nun hak mücadelesindeki öncü rolüne dikkat çekti. Ayrıca Zorbay, kitabın hazırlanma sürecinde akademisyenler, toplum kuruluşları ve Kırım’da yaşamış kişilerle birlikte çalıştıklarını belirtti. Zorbay konuşmasını, “Ümit ediyorum ki bir gün hepimiz kendi öz vatanlarımızda, kendi dilimizi, kendi kültürümüzü korumadan rahatça ve başka başkalarının vatanlarındaki özgürlüklerine sahip derecede, özgürlük biçimde görme, teneffüs etme şansına sahip olacağız.” ifadeleriyle sonlandırdı. “KIRIMOĞLU, KIRIM TATAR VE TÜRK DÜNYASININ YOLUNU AYDINLATMIŞTIR” YTB Başkanı Abdulhadi Turus, tarihin büyük kırılmaların içinden büyük şahsiyetler çıkardığını dile getirerek, "Kırım Tatar halkı da tarih boyunca sürgünlerle, kimliksizleştirme politikalarıyla ve sistematik baskılarla sınanmış; ancak tüm bu ağır imtihanların ortasında güçlü münevverler yetiştirmeyi başarmıştır. En karanlık zamanlarda dahi var olma iradesini diri tutan bu münevverler, Kırım Tatarlarının ve Türk dünyasının yolunu aydınlatmıştır." dedi. Vatanlarından binlerce kilometre uzağa sürgün edilen Kırım Tatarlarının kalbinin her şartta Kırım’da attığını belirten Abdulhadi Turus, "İşte bu sürgün yılları, vatana dönüş mefkûresini taşıyan düşünce insanlarını ve aksiyoner dava adamlarını da beraberinde yetiştirmiştir. Barışçıl yöntemlerle millî varlık mücadelesini hayatının merkezine alan bu isimler, Kırım Tatarlarının milli bilincini diri tutarak her zeminde sorumluluk üstlenmiştir. Tüm bu isimler arasında, bugün aramızda bulunmasından müşerref olduğumuz Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu özel bir yerde durur." ifadelerini kullandı. "Kimdir Kırımoğlu? Musa Mahmut, Ceppar Akimov, Mustafa Selimov gibi isimlerle aynı mücadele ikliminde yoğrulan Kırımoğlu; gasp edilen hakların iadesi için 303 gün süren açlık grevi yapan, defalarca tutuklanan ve yıllarını cezaevlerinde geçiren bir direniş, millî uyanış sembolüdür." diyen YTB Başkanı Turus şöyle devam etti: İsmail Gaspıralı’dan Numan Çelebi Cihan’a uzanan fikrî mirasın yirminci yüzyıldaki güçlü taşıyıcısı olarak Kırım Tatar davasına yön verir. Kırımoğlu; sürgün vagonlarında doğan, Sovyet zindanlarında pişen ve bugün hala dimdik ayakta durarak Türk Dünyasına, tüm insanlığa ilham olan bir canlı tarih, tabiri caizse “Yaşayan Efsane”dir. "YTB OLARAK KIRIM TATARLARININ YANINDAYIZ" YTB olarak Kırım Tatarlarına yönelik çalışmalarının, tüm alanlar içinde müstesna bir yerde durduğunu kaydeden Turus, "Uzun yıllar vatanlarından uzak bırakılan kardeşlerimizin yaşadığı tarihî acılar, Başkanlığımızın hafıza, farkındalık ve savunuculuk faaliyetlerinin önemli başlıkları arasında yer alıyor. Bu çerçevede her yıl mayıs ayında Kırım Tatar Sürgünü anma programlarını destekliyor; yaşanan acıların unutulmaması ve uluslararası alanda görünür kılınması için çalışmalar yürütüyoruz. YTB olarak konferanslar, paneller, belgeseller, kitap çalışmaları, sergiler ve kültürel hareketlilik projeleriyle Kırım Tatarlarına yönelik haksız uygulamaların duyurulmasına katkı sunuyoruz. Bu faaliyetlerle tarihsel hafızanın korunmasını ve adalet temelli bir farkındalığın güçlenmesini hedefliyoruz. 2014 yılı öncesinde Kırım Yarımadası’ndaki Türk-İslam mimari mirasını kapsayan geniş ölçekli bir envanter çalışması gerçekleştirdik ve bu çalışmayı “Kırım’daki Kırım Tatar (Türk-İslam) Mimari Yadigârları” adıyla kalıcı bir esere dönüştürdük. Aynı dönemde 1944 Sürgünü’nü yaşamış 246 tanıkla yürüttüğümüz sözlü tarih çalışmasıyla güçlü bir arşiv oluşturduk; bu arşivden seçilen anlatılarla “Onlar da İnsandı” adlı belgesel kitabı yayımladık. Anadolu’nun dört bir yanındaki Kırım Tatarı kardeşlerimizin özellikle sivil toplum alanındaki çalışmalarında yanlarında durarak destekliyor, görünür kılıyoruz. Bütün bu faaliyetlerimizin temel bir amacı var: hafızamızı diri tutmak, dayanışmamızı pekiştirmek ve geleceğe dair umutlarımızı kuvvetle taşımak." diye konuştu. "EN BÜYÜK KERAMETİ, HAKLILIĞINDAN ALDIĞI GÜÇ" Kırımoğlu'nun Kırım Tatarları arasında “Mustafa Ağa” ve “Yol Başçı” olarak anılmasının ve kendisine “Kırımoğlu” soyadı verilmesinin, adanmış bir mücadelenin doğurduğu derin saygının açık bir ifadesi olduğunu belirten Turus, "Mustafa Ağa’nın mücadelesindeki en büyük keramet, haklılığından aldığı güçtür. En ağır provokasyonlara rağmen halkını şiddetten, kinden, düşmanlıktan uzak tutmuş; davasını “demir bir irade” ve sivil direnişle savunarak dünyaya insanlık dersi vermiştir." ifadelerini kullandı. Turus, Kırımoğlu’nun sekseninci doğum yılı vesilesiyle hazırladıkları ve bugün tanıtımını yaptıkları "Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu" adlı eserin işte bu mücadelenin hafızasını kayıt altına alma gayretinin bir ürünü olduğunu dile getirdi. "KIRIMOĞLU GELECEK NESİLLERİMİZE REHBER OLACAKTIR" Kitabın Kırım’ın tarihî ve coğrafi arka planından millî hareketin gelişimine, Kırımoğlu’nun liderlik vasıflarından tanıklıklara uzanan bütüncül bir çerçeve sunduğunu kaydeden Turus, "Hayatta olan bir dava adamının mücadelesini, kendi döneminin tanıklarıyla birlikte kayıt altına almanın, gelecek nesiller için güçlü bir hafıza zemini oluşturduğuna inanmaktayız. İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, Fikirde, İşte Birlik” şiarını şahsında yaşatan Mustafa Aga’nın bu kitabın sayfaları arasında şahit olacağınız dik duruşu, inanıyorum ki gelecek nesillerimize en büyük rehber olacaktır." şeklinde konuştu. "BEN KLAS DURUŞU KIRIMOĞLU'NDA GÖRDÜM" Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam konuşmasında, Millî Lider Kırımoğlu’nun cesaret, azim, vefa ve hedefe odaklanma gibi karakter özelliklerini vurguladı ve "Mustafa Ağa dediğimiz zaman ne geliyor. Benim aklıma ne geliyor? Sadakat geliyor, vefa geliyor, hüzün geliyor, azim geliyor, cesaret geliyor. Güçlü bir şekilde hedefe kilitlenme geliyor. Yine aynı şekilde millî ve manevi değerlerinin değerini bilmek, sahip çıkmak ve genelceye aktarabilmek geliyor Yani kısacası aslında bakıldığında bir rol model olabilmenin şartları olan bütün unsurlarına üzerinde barınırmış bir hareket lideri geliyor. Bu özelliklerin hepsini gençliğinden beri yaşayarak anlatmıştır. Bugün eksik olan klas duruşun olmamasıdır, ben klas duruşu Mustafa Kırımoğlu’nda gördüm." ifadelerini kullandı. “BU DÜNYANIN MUSTAFA AĞA’YA İHTİYACI VAR” Ayrıca Çam, Kırımoğlu’nun siyasi hareketinde şecaat ve yaşama odaklı mücadelenin ön plana çıktığını, onun halkını koruma ve yaşatma yaklaşımının örnek alınması gereken bir özellik olduğunu belirtti ve şu şekilde konuştu: Bizlere ders olarak öğretilen diğer hususlardan bir tanesi eğer bir mefkureniz bir davanız varsa sonuç alıp almamanız önemli değil. Duruşunuz nedir? Tarafınız nedir? Hedefiniz nedir? Ve ne ne varıp varıp varmamanız da önemli değil. Önemli olan o yolda bir kararlılıkla ilerleyebilmek, gidebilmek. Bu noktada Mustafa Ağa’ya Allah ona uzun ömürler versin. Daha nice güzel gençleri yetiştirsin, kurmaylar yetiştirsin, kadrolar yetiştirsin. Mustafa Ağalara çok ihtiyacı var dünyanın. Özellikle özgürlük, bağımsızlık mücadelesi veren tüm milletlerin Mustafa Ağa’nın siyasi hareketinin tarzına ihtiyacı var. YTB tarafından hazırlanan ve Kırımoğlu’nun hayatını konu alan belgeselin gösterimi yapıldı. KIRIMOĞLU: TRUMP'IN PLANINI TANIMIYORUZ Program; Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun konuşmaları ile devam etti. Kırımoğlu, YTB’nin Kırım Tatarları ve Kırım Tatar gençleri adına muhteşem işler yaptığına vurgu yaparak sözlerine başladı. Kırım’ın 2014 yılında işgal edildiğine atıf yapan Kırımoğlu, işgal ile birlikte Kırım Tatarlarının kaçırılıp öldürüldüğünü, siyasi baskıları arttığını ve Kırım Tatarlarının zorla vatanından edildiğini söyledi. Bununla birlikte Rusya'nın Ukrayna'ya karşı 24 Şubat 2022 tarihinden bu yana sürdürdüğü topyekûn işgal girişimi ve saldırılarına değinen Kırımoğlu, Ukrayna devleti için Kırım’ın güvenliğinin sağlanmasının öncelikli olduğunu belirtirken, Kırım Tatarları açısından hayatta kalmanın ve millet olarak varlığını sürdürmenin de hayati bir mesele olduğunu vurguladı. Öte yandan Kırımoğlu, ABD Başkanı Donald Trump tarafından teklif edilen barış anlaşmasının Kırım Tatarları için kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Anlaşma taslağına göre işgal altındaki toprakların Rusya tarafından tanınacağını ve Kırım Yarımadası’nın Rus toprağı sayılacağını söyleyen Kırımoğlu, bunun Kırım Tatar halkı için büyük bir tehlike oluşturduğunu belirtti. “TÜRKİYE KIRIM’IN İŞGALİNİ TANIMADI VE TANIMAYACAK” Öte yandan Türkiye’nin Kırım işgalini tanımadığını ve tanımayacağını vurgulayan Kırımoğlu, barışın uluslararası hukuk çerçevesinde ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü esas alınarak sağlanması gerektiğini ifade etti. “KİTAPTAKİ ÇOĞU FOTOĞRAFI BEN BİLE GÖRMEMİŞTİM” Kırımoğlu, kendisi adına hazırlanan "Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu" isimli eserin anlamına değindi. Kırımoğlu, kitabın doğum gününe denk getirilmesinin kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirterek, bu tür eserlerin genellikle vefat eden kişiler için hazırlandığını esprili bir şekilde söyledi. Kırımoğlu konuşmasını, “İnsanın doğum gününde veya cenazesinde o insan hakkında sadece iyi sözler var. Onun için bu kitapta sadece benim hakkımda iyi sözler var. Kitaptaki beş yüzden fazla resmi kendim bile görmemiştim. Nereden buldular bilmiyorum. Bu büyük çalışma için Allah razı olsun.” ifadeleriyle sonlandırdı. Ardından hediye takdimi ve toplu fotoğraf çekimi yapıldı. Kırımoğlu, katılımcılar için Kırım Türklerinin millî mücadelesini, ana vatan Kırım’a dönüş çabalarını ve Kırımoğlu’nun hak mücadelesindeki öncü rolünü anlatan "Vatana Adanmış Ömür: Mustafa Kırımoğlu" isimli eseri imzaladı. Program kapsamında; eserde kullanılan fotoğraflar sergilendi. Ayrıca Kırım Tatar geleneksel kıyafetlerinin ve eşyaları sergide yer aldı. Program Kırım mutfağından ikramların sunulması ile sona erdi.

Türk sinema tarihinde önemli keşif: “Zafer Yollarında” filminin görüntüleri bulundu Haber

Türk sinema tarihinde önemli keşif: “Zafer Yollarında” filminin görüntüleri bulundu

Türk sinema tarihine ışık tutacak nitelikte bir bulguya ulaşıldı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy 10 Ekim 2025 tarihinde yaptığı açıklamada, arşiv çalışmaları kapsamında uzun yıllardır kayıp olduğu düşünülen “Zafer Yollarında” filmine ait görüntülerin tespit edildiğini duyurdu. Ersoy, “Yapılan incelemelerde, bu tarihî yapımın yönetmeninin sanıldığı gibi Fuat Uzkınay değil, sinema ve tiyatromuzun önemli yönetmenlerinden Muhsin Ertuğrul olduğu ortaya çıktı.” dedi. İLK YENİDEN CANLANDIRMA ÖRNEĞİ Türk sinema tarihinin ilk yeniden canlandırma filmi olarak bilinen “Zafer Yollarında”, Kurtuluş Savaşı’nın destanını beyazperdeye taşımıştı. Filmde, Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Fahrettin Altay Paşa kendisini canlandırıyor. Ersoy ayrıca “Gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğuyla kültürel mirasımızı korumaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı. ???? Türk sinema tarihine ışık tutan önemli bir bulguya ulaştık. Arşiv çalışmalarımız kapsamında, uzun yıllardır kayıp olduğu düşünülen “Zafer Yollarında” filmine ait görüntüler tespit edildi. Yapılan incelemelerde, bu tarihî yapımın yönetmeninin sanıldığı gibi Fuat Uzkınay değil,… pic.twitter.com/UCojXKAmd6 — Mehmet Nuri Ersoy (@MehmetNuriErsoy) October 10, 2025 BAKANLIK, DİJİTALLEŞTİRME VE BELGELEME ÇALIŞMALARINI SÜRDÜRÜYOR Cumhuriyet'in ilk yıllarında, Kemal Film tarafından çekilen "Zafer Yollarında", Fahrettin Altay komutasındaki süvari kolordusunun Büyük Taarruz'un başlangıcından Yunan kuvvetlerinin denize dökülmesine kadar süren harekatını konu alan yapım olarak biliniyor. Osmanlı Türkçesiyle yazılmış geçiş metinleri ve orijinal jeneriği korunan filmde, yönetmenlik koltuğunda Türk sinema ve tiyatrosunun duayen ismi Muhsin Ertuğrul'un yer aldığı tespiti, erken dönem Türk sineması için büyük önem taşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk sinemasının belleğini oluşturan bu tür nadide eserleri korumak, restore etmek ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla yürüttüğü dijitalleştirme ve belgeleme çalışmalarını sürdürüyor. İLK DEFA TELEVİZYONDA TRT 2'den yapılan açıklamada, "Zafer Yollarında" isimli filmin ilk kez televizyonda gösterileceği duyuruldu. Film, 10 Ekim 2025 tarihinde saat 19.30'da TRT 2 ekranlarında izleyiciyle buluşacak.

Türkçenin şiir şöleni Özbekistan'da başlıyor Haber

Türkçenin şiir şöleni Özbekistan'da başlıyor

Türkiye Yazarlar Birliğinin 1992 yılından itibaren düzenlediği "Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni", 26-30 Kasım 2024 tarihleri arasında Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te tertip edilecek. Bu özel program, Türk dünyasından 90'a yakın şairi bir araya getirerek, Türkçe şiirin gücünü ve ortak kültürel bağları kutlamak amacıyla düzenleniyor. BİR ASIRLIK BİR GELENEĞİN PARÇASI Türk dünyasının dört bir yanından, farklı lehçelerde eser veren şairlerin katıldığı bu önemli şölen, 1992’den bu yana düzenli olarak yapılıyor. Şiir şöleninde, şairler sadece eserlerini paylaşmakla kalmıyor, aynı zamanda geçmişin derin izlerini bugüne taşırken, gönül köprüleri kurarak kültürel bir birliktelik oluşturuyor. Bu yıl 16. kez düzenlenen etkinlik, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Özbekistan Yazarlar Birliğinin destekleriyle hayata geçirilecek. Şölenin açılışı, 27 Kasım 2024 tarihinde Özbekistan Yazarlar Birliğinin toplantı salonunda yapılacak. Üç gün sürecek etkinlik, şiir atölyeleri, konserler ve şiir fasılları ile dolu dolu geçecek. Her iki yılda bir farklı bir ülkede yapılan bu etkinlikte, Türk dünyasının ünlü şairlerinin anısına "büyük ödüller" verilecek. Katılımcılara "iştirak beratları" sunulacak ve Türk şiirinin en değerli isimlerinin hatırasına yapılan etkinlik, her zaman olduğu gibi Türkçenin ve şiirin gücünü pekiştirecek. Ayrıca, her şölenin sonunda yayımlanan “Güldeste” adlı kitap, bu özel etkinliğin bir hatırası olarak katılımcılara takdim edilecek. Daha önce pek çok Türk şehri ve ülkede yapılan şiir şöleni, Türkiye ve Türk dünyasındaki şairlerin kültürel bağlarını güçlendirmek için bir fırsat sunuyor. Taşkent’te bir araya gelecek şairler, Türk dilinin farklı coğrafyalardaki çeşitliliğini ve zenginliğini yansıtarak, edebiyatın sınırları aşan bir dil olduğunu bir kez daha kanıtlayacak.

TÜRKSOY'dan Kültür ve Turizm Bakanlığına Nevruz ziyareti Haber

TÜRKSOY'dan Kültür ve Turizm Bakanlığına Nevruz ziyareti

Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı (TÜRKSOY), 21 Mart Nevruz Bayramı'nı coşkuyla karşıladı. Bu çerçevede TÜRKSOY Genel Sekreteri Sultan Raev, TÜRKSOY Genel Sekreter Yardımcısı Sayit Yusuf ve üye ülkelerin kültür-sanat ekibi Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'u makamında ziyaret etti.  "NEVRUZ TÜRK DÜNYASINI BİRLEŞTİREN ORTAK BİR DEĞER" TÜRKSOY Genel Sekreteri Raev burada yaptığı konuşmada, Nevruz Bayramı'nın Türk dünyasının ortak kültürel değeri olduğunu belirterek, "Kültürel hafızası bir olan büyük Türk dünyası olarak insanlık tarihinde alacağımız yer ve güçlü kültürümüzle ortaya koyacağımız duruştaki yegane sır, beraberce sevineceğimiz beraberce üzüleceğimiz beraberce güleceğimiz ortak değerlerdir. Nevruz bu değerlerin en önemlisidir" dedi. NEVRUZ BAYRAMI UNESCO LİSTESİNDE Raev, Nevruz Bayramı'nın 2009 yılında TÜRKSOY ve TÜRKSOY'a üye ülkelerin girişimleriyle UNESCO'nun “İnsanlığın somut olmayan kültürel mirası temsili listesine” dahil edildiğini anımsattı. Raev konuşmasında, "23 Şubat 2010 tarihinde alınan kararla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 21 Mart’ı “Uluslararası Nevruz Günü” olarak ilan etmiştir.  TÜRKSOY olarak kültür ve sanat faaliyetlerimiz bu bağlamda durmaksızın devam ediyor" ifadelerini kullandı.  Ayrıca TÜRKSOY Genel Sekreteri Raev, TÜRKSOY'a üye ülkelerin kardeşlik bağlarının güçlendirilmesinde atılan adım dolayısıyla Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy'a teşekkür etti. ORTAK KÜLTÜREL BİR DEĞER: NEVRUZ Diğer yandan Bakan Ersoy, Nevruz'un UNESCO lisetesine dahil edildiğini ve bu bayramın dünyada ortak ve önemli bir kültür unsuru olduğuna dikkat çekti. TÜRKSOY'un Türkistan coğrafyasında güçlü adımlar attığını dile getiren Ersoy, "Kuruluşundan itibaren üye ülke devlet başkanlarının himayelerinde yol alan TÜRKSOY, kültürel ve sanatsal aidiyetinin, birikiminin yansımalarından oluşan etkinliklerini dünya ölçeğinde yaygın ve bilinir kılarak küresel çapta uluslararası bir teşkilat olma yolunda ilerlemektedir" dedi. Ersoy, Nevruz Bayramı'nda TÜRKSOY heyetini ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getirerek, heyetin bayramını kutladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.