SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mustafa Kemal Atatürk

QHA - Kırım Haber Ajansı - Mustafa Kemal Atatürk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mustafa Kemal Atatürk haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Millî Mücadele'nin ilk adımının 107. yıl dönümü: 19 Mayıs 1919 Haber

Millî Mücadele'nin ilk adımının 107. yıl dönümü: 19 Mayıs 1919

Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün Samsun’a çıkarak millî mücadeleyi başlattığı 19 Mayıs 1919 tarihinin 107. yıl dönümü kaydediliyor. ANADOLU’NUN DÖRT BİR YANI İŞGAL EDİLMİŞTİ Osmanlı İmparatorluğu'nun teslimiyet belgesi olan Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının akabinde Anadolu’nun çeşitli bölgeleri işgal altına girmişti. Söz konusu işgaller bölgedeki asayişi sağlama bahanesiyle, bilhassa azınlık çetelerinin faaliyet gösterdiği yerlerde gerçekleşiyordu. TARİHİN KIRILMA NOKTALARINDAN 19 MAYIS 1919 30 Nisan 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa, Samsun ve havalisindeki gelişmelere binaen dönemin padişahı Mehmed Vahideddin tarafından 9’uncu Ordu Müfettişi olarak atandı. İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinin akabinde, 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Bandırma vapuruyla Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. İngilizlerin kontrolünde olan Samsun’da millî mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayıs 1919 Havza’ya hareket etti. ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI Millî mücadelenin ilk adımı olan Samsun’a çıkış, İstiklal Harbi’nin (Kurtuluş Savaşı) kazanılmasından ve Cumhuriyet'in ilanından sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başladı. 20 Haziran 1938’de “Gençlik ve Spor Bayramı” adı ile millî bayram olan 19 Mayıs, 7 Mart 1981 tarihinden itibaren “Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başladı.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun! Haber

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun!

Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik ayrılan Osmanlı İmparatorluğu’nun, Mondros Mütarekesi sonrasında işgal edilmesinin ardından Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştı. Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas kongreleri ile alınan kararlar, ulusun egemenliğini yine ulusun sağlayacağını ortaya koymuştu. İstanbul’un işgali ve Millî Mücadele yanlılarının Ankara’da toplanmaya başlaması üzerine Mustafa Kemal, 19 Mart 1920’de yayımladığı genelgeyle” Ankara’da olağanüstü yetkili bir Meclisin” kurulacağını duyurdu. Türk milli bağımsızlık ve egemenliğinin sembolü olarak kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920’de halkın yoğun ilgisi ve dualarıyla açıldı. Türk devletini ayağa kaldıran Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk açılış gününde yaptığı konuşmada, "Milletin mukadderatını doğrudan doğruya idare etmek üzere Ankara’da bir Büyük Millet Meclisi toplandı" dedi. Bu, sadece yeni bir meclisin açılması değil, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesinin resmen hayata geçmesi anlamına geliyordu. Artık Türk milleti, kendi kaderini kendi tayin edecekti. İlk Meclis’te yurdun dört bir yanından seçilen temsilciler, bağımsızlık yemini ederek göreve başladılar. Mustafa Kemal Paşa, Meclis’in ilk başkanı seçildi. Bu Meclis, sadece kanun çıkaran bir organ değil; hem Millî Mücadele’yi yöneten, hem de yeni bir devletin temelini atan en yüksek irade oldu. Bu tarih "Millî Hâkimiyet Bayramı" adıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk millî bayramı olarak kutlandı. Ancak Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1924'te 23 Nisan gününün bayram olarak kutlanmasına karar verdi. 1927 yılından itibaren, 23 Nisan artık herkes tarafından “Çocuk Bayramı” olarak görülmeye ve kutlanmaya başlandı. 23 Nisan 1927'deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu'nun konser vermesini sağlamıştır. Türk milletinin bu önemli bayramının adı, 1935'te Hakimiyet-i Milliye Bayramı, 1981 yılında ise "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olarak resmileşti. “MEMLEKETİ AYDINLIĞA BOĞACAK OLAN SİZSİNİZ” 23 Nisan 1920'de Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Türk istiklalinin nişanesi olarak açtığı, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Türkiye Büyük Millet Meclisi 106 yıldır dimdik ayakta. Sevgili küçük hanımlar ve küçük beyler… Bugün sizin gününüz! Kutlu olsun! Sizler yüce Türk milletinin geleceğisiniz. Atatürk’ün de dediği gibi, “Sizler hepiniz, geleceğin bir gülü, yıldızı, bir bahtının aydınlığısınız. Memleketi asıl aydınlığa boğacak olan sizsiniz. Kendinizin ne kadar önemli, kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız.” Çünkü 23 Nisan sadece geçmişte verilen büyük mücadelenin anısı değil, aynı zamanda geleceğe olan inancımızın da en güçlü simgesidir. Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından bize emanet edilen bu kutsal vatanı korumak ve yüceltmek her birimizin borcudur. Kırım Haber Ajansı olarak başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu ülkeyi bize emanet eden tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve saygıyla anıyor; tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyoruz! Bugünün küçükleri, yarının büyükleri… Gelecek, onun açtığı yolda ve gösterdiği hedefte sizin ellerinizde yükselecek! Unutmayın!

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, vefatının 76. yılında saygıyla anılıyor Haber

Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, vefatının 76. yılında saygıyla anılıyor

Kurtuluş Savaşı’nın askerî zaferlerini takiben, lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e sarsılmaz inançla bağlı silâh arkadaşlarının önemli rolleri oldu. Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak, bu silâh arkadaşlarının başında geldi. ÇAKMAK; BİRÇOK TÜMEN, KOLORDU VE ORDUYU KOMUTA ETTİ 1876 yılında İstanbul’da doğan Çakmak, Harp Okulundan 1896 yılında teğmen, devam ettiği Harp Akademisinden ise 1898 yılında kurmay yüzbaşı olarak mezun oldu. 6 Şubat 1901’de kurmay kıdemli yüzbaşılığa, 19 Ağustos 1909’da kurmay binbaşılığa, 29 Eylül 1910’da kurmay yarbaylığa yükseldi. 1911 yılına kadar ordunun çeşitli kademelerinde görev aldı. Trablusgarp Savaşı ve Balkan Savaşı’na katıldı. 2 Ağustos 1913’te Ankara Redif Tümen Komutanlığına, 6 Kasım 1913’te 2’nci Tümen Komutanlığına atandı. 24 Kasım 1913’te kurmay albay rütbesine yükseldi. Birinci Dünya Savaşı’nda 22 Aralık 1914’te ise 5’inci Kolordu komutanı olarak atandı. 2 Mart 1915 tarihinde tümgeneralliğe yükselen Çakmak, 13 Temmuz 1915’te komutanı olduğu 5’inci Kolordu ile Çanakkale Cephesi’ne katıldı. Bu cephede, İkinci Kerevizdere Muharebesi’nde düşmanı püskürtmeye muvaffak oldu. 10 Aralık 1915’te 5’inci Kolordu Komutanlığı uhdesinde kalmak üzere Anafartalar Grubu komutan vekili olarak görevlendirildi. 19 Nisan 1916’da Doğu Cephesi’nde 3’üncü Mıntıka komutanı olarak atandı. Bu cephede Çoruh-Kaledere-Tercan Muharebelerinde Ruslara karşı çarpıştı. 7 Eylül 1916’da 2’nci Kafkas Kolordu komutanı, 5 Temmuz 1917’de Diyarbakır’da bulunan 2’nci Ordu komutanı oldu. 9 Ekim 1917’de Filistin Cephesi’nde bulunan 7’nci Orduya komutan olarak tayin edildi. Bu cephede 30 Ekim-3 Kasım 1917 tarihlerinde Gazze-Birüssebi ve 15 Kasım 1917’de Kudüs-Yafa Muharebelerine katıldı. Daha sonra hastalanarak tedavi için İstanbul’a gitti. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN İLK GENELKURMAY BAŞKANI OLDU 28 Temmuz 1918’de korgeneralliğe terfi eden Çakmak, 24 Aralık 1918’de Genelkurmay Başkanı oldu. 14 Mayıs 1919’da 1’inci Ordu Kıtaatı müfettişi olarak atandı. 3 Kasım 1919’da Meclis-i Vükela kararı ile Anadolu’daki komutan ve subayların durumunu tahkik için gönderilecek Nasihat Heyetinde görevlendirildi. 31 Aralık 1919’da Askerî Şûra üyesi, 3 Şubat 1920’de Harbiye nazırı olarak atandı. 8 Mart 1920’de kurulan Salih Paşa Kabinesinde tekrar Harbiye nazırı olarak atandı. 8 Nisan 1920’de Kabinenin çekilmesiyle nazırlık görevi sona erdi. 27 Nisan 1920’de Ankara’ya gelerek Millî Mücadele’ye katılan Çakmak, 3 Mayıs 1920’de Kozan Milletvekili sıfatıyla Millî Savunma bakanı olarak seçildi. Aynı zamanda Heyet-i Vekile (Bakanlar Kurulu) başkan vekilliği görevini yapan Çakmak ; 9 Kasım 1920’de diğer görevlerine ek olarak Genelkurmay Başkanvekili (Erkânıharbiyeiumumiye Vekâleti), 24 Ocak 1921’de de önceki görevlerinin yanı sıra Heyet-i Vekile başkanı oldu. 3 Nisan 1921’de orgeneral olan Çakmak, 5 Ağustos 1921’de Millî Savunma Bakanlığı görevinden çekilip asaleten Genelkurmay başkanı olarak atandı. 10 Temmuz 1922’de Heyet-i Vekile Başkanlığı görevinden istifa etti. 31 Ağustos 1922 tarihinde mareşalliğe terfi eden Çakmak, 27 Ekim 1922’de İsmet Paşa’nın Dışişleri Bakanı olması üzerine, Genelkurmay Başkanlığı uhdesinde kalmak üzere Batı Cephesi Komutanı olarak atandı. "MİLLÎ SECİYE VE RUH KIYMETİ, NESİLDEN NESİLE İNTİKAL EDER" 14 Ağustos 1923’e kadar Kozan Milletvekili, bu tarihten sonra da İstanbul Milletvekili olarak görev yaptı. 31 Ekim 1924’te milletvekilliğinden istifa etti. 23 yıl Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunduktan sonra 12 Ocak 1944’te yaş haddinden emekliye ayrıldı. Sivil yaşamında, 1946 yılında 8. Dönem Demokrat Parti listesinden İstanbul Milletvekili olarak seçildi. 1948’de Millet Partisinin kurulmasında görev aldı ve şeref başkanlığı yaptı. Osmanlı Devleti, Alman İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından verilen çeşitli nişan ve madalyalar ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından verilen İstiklal Madalyası sahibi olan Çakmak, hayatı boyunca vatana karşı sorumluluk bilinci yüksek, disiplinli, çalışkan ve cesaretini savaş meydanlarında defalarca kanıtlayan bir asker oldu. Öte yandan yaşamının büyük kısmını asker olarak geçiren ve vatan savunmasında cansiperane görev yapan ve fiilî hizmet süresi yarım asrı bulan Çakmak, bundan tam 76 yıl önce hayata veda etti. Çakmak’ın şu sözleri ise, tarihe altın harflerle kazındı: Bir ordunun muharebe vasıta ve usulleri alınabilir, lakin millî seciye ve ruh kıymeti, nesilden nesile intikal eder.

İstanbul’da “Azerbaycan Evi” yenilenen yüzüyle yeniden açıldı Haber

İstanbul’da “Azerbaycan Evi” yenilenen yüzüyle yeniden açıldı

Kazak ve Kırgız yurtları, Orhun Yazıtları’nın kopyaları ve Azerbaycan’ın başkenti Bakü’nün timsali olan Kız Kulesi maketi ile birlikte Türk dünyasının ortak mirasına ait sembolleri de içeren Topkapı Kültür Parkı’nda bulunan "Azerbaycan Evi", yenileme çalışmalarının tamamlanması sonrasında yeniden kapılarını açtı. AZERBAYCAN’IN İSTANBUL’DA ATAN KALBİ YENİLENDİ Türkiye’deki Azerbaycan Kültür Merkezi tarafından tasarlanan ve Türk Dünyası Kültür Mahallesi'nde bulunan “Azerbaycan Evi”nin açılış törenine; devlet temsilcileri, diplomatlar ve Türk dünyasına gönül veren birçok isim katıldı. Törene; İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Azerbaycan Kültür Merkezi Müdürü Samir Abbasov ve Azerbaycan İstanbul Konsolosu Murşud (Murshud) Mammadov gibi önemli isimler iştirak etti. "TEK MİLLET, İKİ DEVLET" TRT Avaz’ın 25 Mart 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre açılış konuşmalarında, Türkiye ve Azerbaycan’ın arasındaki sarsılmaz bağlar vurgulandı. Aslan, "Bu merkez, İstanbul'un kültür ve turizm rotasını zenginleştirecek; ziyaretçilere kardeş Azerbaycan’ın köklü tarihini tanıma fırsatı sunacaktır." şeklinde konuştu. Abbasov ise, "’Azerbaycan Evi’, tarihimiz ve manevi değerlerimizle ilgilenen herkes için bir köprü olacaktır. Amacımız, 'Tek millet, iki devlet' şiarıyla kültürel ilişkilerimizi her alanda genişletmektir." ifadelerini kullandı. “AZERBAYCAN EVİ”, AZERBAYCAN’IN ZENGİN KÜLTÜREL MİRASININ KALESİ OLDU Ziyaretçilerini, girişinde bulunan dev bir Azerbaycan haritası ve üç renkli Azerbaycan bayrağıyla karşılayan “Azerbaycan Evi”, müze olma özelliğiyle de öne çıkıyor. Mekânda, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir.” sözü ile birlikte Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in “Biz tek millet, iki devletiz.” ifadeleri, özel portrelerle sergilendi. Bununla birlikte, 44 Günlük Vatan Muharebesi’ne adanan “Karabağ Zaferi Köşesi”ne, zaferin sembolü olan Har-ı Bülbül maketi ile tarihî fotoğraflar yerleştirildi. Öte yandan Azerbaycan’a ait millî kıyafetler, halılar, ipek eşarp anlamına gelen “kelaghayiler”, müzik aletleri ve tarihî askerî teçhizatlar, “Azerbaycan Evi”ndeki kültürel hazineleri oluşturdu. Ayrıca Azerbaycan’ın mimarî ve edebî unsurlarına yer verilen “Azerbaycan Evi”nin kütüphanesi, pencereleri millî motifli "şebeke" sanatıyla süslendi ve kütüphane, Azerbaycan tarihi üzerine zengin yayınlarla güncellendi.

18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi kutlu olsun! Haber

18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi kutlu olsun!

Çanakkale Savaşları'nın dönüm noktası olan 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi ile Mehmetçiğin hatırasının, inancının, cesaretinin, azminin, manevi mirasının ve Türk milletinin birlik ve beraberliğinin tarihe kazınması üzerinden 111 yıl geçti. HEMEN HEMEN HER OCAK, OLAĞANÜSTÜ FEDAKÂRLIKLA BÜYÜK KAYIPLAR VERDİ Babalar, oğullar ve aydınların katıldığı; hemen hemen her ocağın şehit, yaralı ve kayıp verdiği Çanakkale Zaferi, Osmanlı Devleti’nin de katıldığı Birinci Dünya Savaşı’nda kazandığı muharebelerden biri oldu. Yaklaşık 300 bin Türk askerinin katıldığı, yaklaşık 55 bin Mehmetçiğin şehit olduğu ve yaklaşık 100 bin askerin de yaralandığı Çanakkale Savaşı’nda, İtilaf Devletleri saflarında yaklaşık 550 bin asker savaşırken İtilaf Devletleri, yaklaşık 150 bin ölü ve kayıp verdi. ÇANAKKALE’NİN UNUTULMAZ TÜRK KAHRAMANLARI 28 Temmuz 1914 tarihinde başlayan Birinci Dünya Savaşı devam ederken 18 Mart 1915 sabahı Boğaz’a giren ve tabyaları topa tutan İngiliz ve Fransız filoları, Çanakkale Boğazı’nın iki yakasındaki mevzilerden açılan yoğun ateş ve Karanlık Liman’a dökülen mayınların etkisiyle, mevcutlarının yüzde 35’ini kaybedip çekilmek zorunda kaldı. Manevralar sırasında mayınlara çarpan İtilâf donanmasının “Bouvet”, “Océan”, “Irrésistible” savaş gemileriyle iki muhrip ve yedi mayın arama gemisi battı; “Gaulois” ve “Inflexible” da dâhil olmak üzere yedi zırhlı, görev yapamayacak duruma geldi. Bu başarılı savunmayı idare eden Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanı Cevat Paşa, “18 Mart Kahramanı” ünvanı ile anıldı. Bu deniz muharebesinde Seyit Onbaşı ve “Nusret” mayın gemisinin komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey de dünya savaş tarihindeki onurlu yerlerini aldı. Seyit Onbaşı, Mecidiye Tabyası’nda 215 okka mermiyi sırtlayarak topun namlusuna sürdü. Yüzbaşı Hakkı Bey ise büyük bir kahramanlıkla Erenköy Koyu’na, kıyıya paralel olarak ve yüzer metre aralıklı, su seviyesinin dört buçuk metre altına, yirmi altı mayını yerleştirdi… Bundan sonra ise kara muharebeleri süreci başladı Çanakkale’nin savunması için 24 Mart 1915 tarihinde, Mareşal Liman Von Sanders komutasındaki 5. Ordu kuruldu. Kurmay Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk), 19. Tümen Komutanı olarak burada görevlendirildi; 1 Haziran 1915 tarihinde albaylığa yükseldi; 9 Ağustos 1915 tarihinde ise Anafartalar Gurup Komutanlığına getirildi. Emri altında üç kolordu bulunan Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915 tarihine kadar bu görevde kaldı ve Çanakkale’de zaferi sağlayan komutan olarak Türk tarihine, adını altın harflerle kazıdı. TÜRK’ÜN EMPERYALİZMİ YENDİĞİ BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıktığı Çanakkale Zaferi, emperyalizmin yenildiği Kurtuluş Savaşı’nın fitilini ateşleyen olaylardan biri oldu. 19 Mayıs 1919 tarihinde başlayan Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’in askerlikten istifa ederek komutayı üzerine almasındaki gücün temelleri, Çanakkale’de atıldı. Türk’ün hürriyet, istiklâl ülküsü ile imanı ve gücü, Çanakkale’den başlayarak “Kurtuluş”a giden yolu açtı. Mustafa Kemal’in Conkbayırı’nda, 57. Alay’a verdiği, “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve kumandanlar alabilir!” emri, Türk’ün zafer bayrağını Çanakkale semalarında dalgalandıran kuvvet oldu. Osmanlı Devleti, dört yıl süren Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedince savaşın galipleri Çanakkale ve İstanbul’u işgal etseler de devamındaki Kurtuluş Savaşı’nı Türk milleti kazandığında “geldikleri gibi gittiler.”. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 18 Mart vesilesiyle Türk milletine ve bütün dünyaya verdiği mesajda ise şu ifadeler yer aldı: “Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatan toprağındasınız, huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçikle koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarını dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır; huzur içindeler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.”

Erzurum, 108 yıl önce düşman işgalinden kurtarıldı! Haber

Erzurum, 108 yıl önce düşman işgalinden kurtarıldı!

Rus ordusuna ve Rus destekli Ermeni güçlerine dur diyen ve ilk sesi haykıran Erzurum’un düşman işgalinden kurtarıldığı kutlu tarih, 12 Mart 1918 oldu. ÖZBEÖZ TÜRK YURDU ERZURUM Büyük medeniyetlere ve kültürlere ev sahipliği yapan ve asırlardır Anadolu’dan geçen ipek baharat yolunun birleştiği geçiş güzergâhında bulunan Erzurum, her zaman emperyalist devletlerin hedefinde oldu. Bu vesileyle de birçok kez istilaya uğradı ve birçok devletin tarihine tanıklık etti. Anadolu’nun fethinden sonra da özbeöz Türk yurdu olarak varlığını sürdürdü. ERZURUM’UN RUSLAR VE RUS DESTEKLİ ERMENİLER TARAFINDAN İŞGALİ Erzurum, 1829 ve 1877 yıllarında işgal edildikten sonra üçüncü kez 1916 yılında, Ruslar ve Rus kontrolündeki Ermeni çetelerle beraber işgal edildi. Rus ordusu bünyesinde gelen ve Taşnak liderlerinden Andranik Ozanyan’ın emrinde olan Ermeni komitacıları, yaşlı hasta veya genç ayırımı yapmaksızın Yanıkdere, Cinis, Alaca ve Yeşilyayla köylerinde sivil halkı acımasızca katledip toplu mezarlara kefensiz gömdü. Söz konusu zulüm, katliamlar ve işkenceler sonucu Erzurum halkının çoğu, ağır şartlar altında çeşitli illere göç etmek zorunda kaldı. Rusya, 1917 yılındaki Bolşevik İhtilali’nin ardından Doğu Anadolu’dan çekildi. 12 Mart 1918 tarihinde de "Şark Fatihi" Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki birlikler, Ilıca üzeri Erzurum’a girerek Ermeni çetelerinden Erzurum’u kurtardı ve Türk’ün ay yıldızlı al bayrağını Erzurum semalarında dalgalandırarak vahşete ve zulme son verdi. Bağımsızlığın vuslat günü olan 12 Mart vesilesiyle ise Türk milleti, dünyaya karşı esareti asla kabul etmeyeceğini Millî Mücadele’nin mihenk taşı olan Erzurum Kongresi’nde şöyle haykırdı: Millî sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütünüdür, parçalanamaz.

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor Haber

“Şark Fatihi” Kâzım Karabekir, vefatının 78. yılında saygıyla anılıyor

Birinci Dünya Savaşı’nda yer alan ve Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da üstün başarılar gösteren, hem askerî dehâsıyla hem de bürokratlığıyla öne çıkmış bir şahsiyet olan Musa Kâzım Karabekir Paşa, bundan 78 yıl önce hayata gözlerini yumdu. Musa Kâzım Karabekir Paşa’nın babası, aslen Karaman'ın Karabekir ilçesinden olan Osmanlı Ordusu subaylarından Mehmet Emin Paşa, annesi ise Havva Hanım’dı. Karabekir, Çiftin 5 erkek çocuğundan biri olarak 23 Temmuz 1882 tarihinde İstanbul, Kocamustafapaşa'da dünyaya geldi. Mekteb-i Erkan-ı Harbiye'yi 1905'te birincilikle tamamlayarak "Kurmay Yüzbaşı" rütbesiyle mezun olan Karabekir, 1907 yılında İstanbul Harbiye Mektebi tabiye muallim muavinliğine tayin edildi. Karabekir, Manastır ve İstanbul'da İttihat ve Terrakki Cemiyetlerinin ilk merkezlerinin kuruluşunda yer aldı ve İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, 1908'de Edirne'deki 3. Piyade Tümeni Kurmay Başkanlığına getirildi. 31 MART OLAYLARININ BASTIRILMASINDA ROLÜ BÜYÜKTÜ Kâzım Karabekir, 13 Nisan 1909 tarihinde 31 Mart Olayları’nda Selanik'ten İstanbul'a gelen Hareket Ordusu'nda görev aldı. Beyoğlu Kışlası ile Yıldız Sarayı'nın ele geçirilmesinde ve isyanın bastırılmasında önemli bir rol oynayan Karabekir, 1910'da Arnavutluk isyanının bastırılmasında da Kolordu’nun Hareket Şubesi Şefi oldu ve kısmen de Erkanı Harp Reis Vekili olarak buldu. 1912'de "Binbaşılığa" terfi eden Karabekir, 1912 ve 1913 yılları arasında meydana gelen Balkan Savaşı sırasında, 10. Tümen Kurmay Başkanı olarak görev yaptı. Karabekir, 22 Nisan 1913 tarihinde esir düşerek Sofya'ya gönderildi. 21 Temmuz 1913 tarihinde ise Edirne'nin alınmasının ardından Bulgaristan ile imzalanan İstanbul Antlaşması ile İstanbul'a geldi. I.DÜNYA SAVAŞI’NDA VE DOĞU CEPHESİNDE ÜSTÜN BAŞARILARI Karabekir, 1914'te başlayan 1. Dünya Savaşı'na «Kaymakam» rütbesiyle katıldı. Çanakkale Savaşı'nda Fransızlara karşı Kerevizdere'de kazandığı başarı üzerine ise «Miralay» rütbesine yükseldi. Alman Mareşali Graf Von der Gotz Paşa'nın Kurmay Başkanı olarak Irak'a gitti ve Maraşel'in vefatından Bağdat Savaşı sonuna kadar 18. Kolordu Komutanı olarak Kut'ül Amare'de, İngilizlerin bozguna uğradığı savaşta yer aldı. 1917 yılında Diyarbakır'daki II. Kolordu Komutanı olarak Ruslara karşı savaşan Karabekir, Rusların çekilmesinin ardından Ermeni çetelerle mücadele etmek üzere, 31 Aralık 1917 tarihinde 3. Ordu'ya bağlı I. Kafkas Kolordu Kumandanlığına getirildi. Ağır kış koşullarına ve kısıtlı imkânlara rağmen 18 Şubat 1918 tarihinde Erzincan'ı, 12 Mart 1918 tarihinde ise Erzurum'u çetecilerden tamamen temizledi. Karabekir, öte yandan, 3 Mart 1918 tarihinde imzalanan Brest-Litovsk Anlaşması ile Rusların boşalttığı Kars, Ardahan ve Batum'u, Ermeni ve Gürcülerden almak için harekâtı devam ettirdi. 25 Nisan 1918 tarihinde Kars'ın kurtarılmasından sonra ise 15 Mayıs'ta Gümrü'ye giren Karabekir’in başarıları, 28 Temmuz'da "Mirliva" rütbesine yükseltilmesinde katkısı oldu. 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Mütarekesi imzalanmasının ardından Karabekir, İstanbul'a çağrılarak kendisine teklif edilen Erkan-ı Harbiyye-i Umumiyye Reisliği yani Genelkurmay Başkanlığı görevini kabul etmedi. Tekirdağ'daki 14. Kolordu Komutanlığına getirilen Karabekir, kendi isteğiyle 13 Mart 1919'da Erzurum'daki 15. Kolordu Komutanlığına nakledildi. KARABEKİR’İN SİYASİ KARİYERİ 15 Ekim 1922'de Edirne Milletvekili olan Kâzım Karabekir, 17 Şubat ve 4 Mart 1923 tarihleri arasında tertip edilen İzmir İktisat Kongresi'ne başkanlık yaptı. 29 Haziran 1923 tarihinde İstanbul Milletvekili olduktan sonra ise 21 Ekim 1923 tarihinde I. Ordu Müfettişliği'ne atandı. Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Adnan Adıvar ve arkadaşları ile 27 Kasım 1924'te cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terrakki Perver Cumhuriyet Fırkasını kuran Karabekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının ardından İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında, 31 Aralık 1938'de İstanbul Milletvekili oldu. 23 Temmuz 1946'da Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı seçilen “Şark Fatihi”, 26 Ocak 1948 tarihinde Ankara'da hayata veda etti. HATIRATINI, KİTAPLARIYLA GELECEK TÜRK NESİLLERİNE AKTARDI Karabekir, ayrıca, 22 Haziran 1926 tarihinde, Atatürk’e İzmir'de düzenlenen suikasttan haberdar olmasına rağmen bu suikastı bildirmediği iddiasıyla tutuklanmıştı. İstiklâl Mahkemesinde idamla yargılansa da mahkeme heyetinin oy birliğiyle beraat eden Karabekir, hatıratını yazdığı kitaplarla gelecek nesillere aktardı. ”Şark Fatihi”, aralarında "Birinci Cihan Harbi", "İstiklal Harbimiz", "İzmir Suikastı", "Çocuklara Öğütler", "Hayatım", "İttihat ve Terrakki Cemiyeti 1896-1909", "Ermeni Dosyası", "İngiltere, İtalya ve Habeş Harbi", "Çocuk, Davamız", "İstiklal Harbimizin Esasları", "Sanayi Projelerimiz", "İktisat Esaslarımız", "İstiklal Harbimizde İttihad Terrakki ve Enver Paşa", "İtalya ve Habeş", "Sarıkamış-Kars ve Ötesi" ve "Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu" olan 17 eser kaleme aldı.

Dr. Cezmi Karasu: Bugün Dobruca’da yaşayanlar, ben Türk’üm diyorsa bunu Müstecib Bey’e borçlu Haber

Dr. Cezmi Karasu: Bugün Dobruca’da yaşayanlar, ben Türk’üm diyorsa bunu Müstecib Bey’e borçlu

Emel Kırım Vakfının ve Emel Dergisi’nin kurucusu, ömrünü Kırım ve Kırım Türklerinin millî davası ve millî hakları için mücadele ile geçiren Müstecib Ülküsal’ın vefatının 30. yılı vesilesiyle Emel Kırım Vakfı tarafından konferans tertip edildi. Emekli Dr. Öğr. Üyesi Cezmi Karasu'nun konuşmacı olarak katıldığı program, 11 Ocak 2026 tarihinde çevrim içi olarak düzenlendi. Dr. Karasu, Müstecib Ülküsal’dan ve Emel Dergisi’nin neşredilme sürecinden bahsederek Ülküsal’ın Emel Dergisi'nde yayımlanan makalelerini içeren ve 1928 ve 1940 yıllarındaki faaliyetlerine değinen "Yazılarıyla Müstecip H. Fazıl Ülküsal ve Emel Muhiti 1928-1940" isimli kitabının tanıtımını yaptı. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay ve Kırım millî davasına hizmet eden pek çok ismin yer aldığı konferasın moderatörlüğünü, Kırım Tatar Tarihi Bilim Uzmanı Muhammed Taha Bayraktar yaptı. “EMEL DERGİSİ, KOL EMEĞİNİN VE ÖZ SERMAYENİN DE KATILDIĞI BİR GİRİŞİMDİ” Açılış konuşmasını yapan Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Emel Dergisi Editörü Bülent Tanatar, “Bugün, Emel Vakfı ve Emel Dergisi’nin ortaklaşa düzenlediği Kültür Konferansları'nın beşinci yılı. Beş yıl evvel, vefatının 25. yıl dönümünde bu konferanslara yine Müstecib Bey’i anarak başlamıştık, şimdi de 30. yıl dönümünde anıyoruz. Gurbetteki Kırım Tatar milliyetçiliğinin ve Kırım’da önü kesilen millî uyanışın sürdürülmesi için birtakım teşkilatlanmalar ve organlar gerekiyordu. O ateşi yakan kişi olarak Müstecib Ülküsal, Emel Dergisi’ni yarattı” dedi. Ülküsal’ın, Emel Dergisi’nden önce de benzer teşebbüsleri olduğunu belirten Tanatar, “Emel Dergisi, bugünün şartlarında kurulan bir dergi değildi; yalnızca zihinsel emeğin değil, kol emeğinin ve öz sermayenin de katıldığı bir girişimdi” şeklinde konuşarak açılış konuşmasını, “Emel Dergisi Romanya’da kuruldu fakat Türkiye’de de kurulmasaydı Emel hareketi Türkiye’de olur muydu? Onu da düşünmek lazım.” sözleriyle sonlandırdı. KARASU, MÜSTECİB ÜLKÜSAL’IN SOSYOLOG KİMLİĞİNE VURGU YAPTI Müstecip Ülküsal’ın Dobruca için yaptığı işin Emel Dergisi’ni çıkarmaktan çok daha büyük olduğunu dile getiren Karasu, “Müstecib Bey, her ne kadar Kırım Tatar millî hareketinin sözcüsü olarak biliniyor olsa da Emel Dergisi’yle Dobruca’da yaşan Türklerin ve Kırım Tatarlarının millî kimliğini inşa etmiştir. Bugün, Dobruca’da yaşanlar Türkler ben Türk’üm, ben Tatar’ım diyorsa biz, bunu Müstecib Bey’e borçluyuz” şeklinde konuştu. Emel’den önce Dobruca’daki köylü ahâlinin bir bunalım ve hedefsizlik içinde olduğunu belirten Karasu, Müstecib Ülküsal’ın sosyolog kimliğine vurgu yaparak “Biz, Müstecib Bey’in muhteşem bir sosyolog olduğunu görüyoruz. Kendileri, derginin birinci sayısından itibaren ‘İnsaniyet ve Milliyet’ ve ‘Miliyet ve Amilleri’ isimli serileriyle tarih şuurunu, makalelerinde işlemiştir. ‘Münevverin Vazifesi’ makalesi ise çok kıymetlidir. Müstecib Bey, bütün bu dağınıklığı derleyip toparlayacak ve millî beraberliği sağlayacak unsurlar olarak aydınları işaret eder.” dedi. Öte yandan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk millî kimliğini inşa ederken Türk Dil Kurumunu (TDK) ve Türk Tarih Kurumunu (TTK) kurmasını örnek gösteren Karasu, Müstecib Ülküsal’ın da 1933 ve 1934 yıllarında, Dobruca’daki bütün köylerde kültür toplulukları olan hars cemiyetlerini kurmasının altını çizdi. “MÜSTECİB BEY, MUHTEŞEM BİR OKULDUR” Ayrıca, Emel’den önceki gazetelerde çoğunlukla öğretmenler ve tahsilli kişiler olan yazarların hep bir teşkilatsızlıktan, hedefsizlikten ve parçalanmışlıktan bahsetmesine dikkat çeken Karasu, “Müstecib Bey bunu sözde bırakmadı, yaptığı toplumsal tahlillerle bunu değerlendirdi. Bu düşünsel altyapının hayata geçirilmesi için hars cemiyetlerini kullanarak bir millî kimlik inşası sağlamanın mümkün olabileceğini gösterdi” değerlendirmesini yaparak konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı: Ben, Müstecib Bey’in bir düşünür ve yazar olmanın yanında bir okul olarak görüyorum. Bu okulun ilk sınıfı, Emel Dergisi’nin Romanya’daki koleksiyonudur ve bu koleksiyon, Müstecib Bey’in bütün fikriyatının temellerinin nasıl sağlam bir şekilde atıldığını göstermektedir. 30 yaşındaki düşüncemiz 60 yaşında aynı olmayabilir, biz değişiyoruz. Bununla birlikte, Müstecib Bey’in fikriyatı ve Türkiye’deki faaliyetleri de göz önüne alındığında 30 yaşında attığı temeller üzerinde dev bir yapı olduğunu ve o temellerin ne kadar doğru atıldığını görmek son derece önemli. O yüzden Müstecib Bey, muhteşem bir okuldur

Ziya Gökalp’in mirası yeni bir eserle geleceğe taşınıyor: "Ziya Gökalp Araştırmaları" kitabı yayımlandı Haber

Ziya Gökalp’in mirası yeni bir eserle geleceğe taşınıyor: "Ziya Gökalp Araştırmaları" kitabı yayımlandı

Türk milliyetçiliği fikir sisteminin sembol isimlerinden, kaleme aldığı şiir ve yazılarıyla geniş kitlelerce tanınan, Türk sosyolojisinin kurumlaşmasını sağlayan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün “fikirlerimin babası” dediği Ziya Gökalp ve fikirleri, Türk akademisinde ilgi ve alakayla değerlendirilmeye devam ediyor. Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Türk Dili ve Edebıyatı Bölümünden; Prof. Dr. Turgut Tok, Prof. Dr. Dilek Çetindaş ve Arş. Gör. Dr. Orhan Baldane’nin editörlüğünü üstlendiği “Ziya Gökalp Araştırmaları” adlı kitap, Günce Yayınları tarafından yayımlandı. Ziya Gökalp Araştırmaları kitabı, düşünürün metinleri arasında yer alan kavramları yeniden anlamlandırmayı, düşünsel geçişleri disiplinler arası bir bağlamda yorumlamayı ve Gökalp'in fikirlerini çağdaş sosyal bilimler literatürüyle ilişkilendirmeyi amaçlayan bir bakış açısıyla oluşturuldu. Kitapta yer alan eleştirel değerlendirmeler, Gökalp'in düşünce yapısının her zaman yekpare bir bütünlük arz etmediğini; aksine dönemsel koşullar, kişisel hayat deneyimleri ve çeşitli kuramsal etkilenimlerin bir araya gelmesiyle oluşan karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor. Eser, disiplinler arası yöntemlerin sunduğu imkânlardan yararlanarak Gökalp'in yalnızca tarihsel bir figür olarak değil, aynı zamanda toplumsal dönüşümlere dair güncel tartışmaların merkezinde yer alabilecek bir düşünsel kaynak olarak okunabileceğini gösteriyor. Kitap, Gökalp üzerine üretilen dağınık literatürü bir araya getirmekle kalmamakta; aynı zamanda yeni dönemin araştırmacıları için sağlam bir teorik zemin oluşturan, kalıcı ve kapsamlı bir başvuru kaynağı ortaya koyuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.