SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Müstecib Ülküsal

QHA - Kırım Haber Ajansı - Müstecib Ülküsal haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Müstecib Ülküsal haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Dr. Cezmi Karasu: Müstecib Bey'in Romanya'da yaptıkları düşündüğümüzden daha ileri işlerdir Haber

Dr. Cezmi Karasu: Müstecib Bey'in Romanya'da yaptıkları düşündüğümüzden daha ileri işlerdir

Araştırmacı, tarihçi ve yazar Dr. Cezmi Karasu, Kırım Tatar halkının millî davasının büyük yolbaşçısı Avukat Müstecib Ülküsal’ın Romanya’daki teşkilatlanma faaliyetleri ve kuruluşuna öncülük ettiği, Kırım Tatarlarının Türkiye ve dünya kamuoyundaki sesi olacak olan Emel Dergisi aracılığıyla teşvik ettiği millî bilinç üzerine Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulundu. “MÜSTECİB BEY'İN HAYATINDA İKİ BÜYÜK EVRE OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ” Ülküsal’dan önce Dobruca'daki Türk-Tatarların durumu hakkında “Biz Müstecib Bey'in hayatında iki büyük evre olduğunu görüyoruz. Romanya'daki faaliyetleri, Emel'in ilk dönemindeki faaliyetleri ve Türkiye'ye göç ettikten sonra, özellikle Türkiye'de de Emel'i çıkarmaya başladıktan sonra Türkiye'deki Kırım'a yönelik faaliyetleri. Müstecip Bey, bir Kırım Tatarı olarak Romanya'da bu işin öncülerinden ve burada Emel'i bıraktığı yerden başladı.” değerlendirmesinde bulunan Dr. Karasu, Emel dergisinin ilk çıktığı dönemin başlangıcında Ülküsal’ın aslında doğrudan Kırım davasının sözcülüğünü yapan bir dergi çıkarma niyetinde olmadığını dile getirdi. Dr. Karasu, “Emel dergisinin 133. sayısının başlığı altında ‘Kırım davasının millî organı yazar fakat bunun Kırım davasının millî organı hâline gelmesi adım adım gelişen, 5. sayıda Cafer Seydahmet Bey'in mektubuyla başlayan bir durum.” şeklinde konuşarak Ülküsal’ın Romanya’dayken Emel dergisinde 120'nin üzerinde yazı yazdığını ancak bu yazıların ancak 3-4 tanesinin doğrudan Kırım'la ilgili olduğunu belirtti. Bununla birlikte Dr. Karasu, Ülküsal’ın, Kırım Tatarlarının en önemli fikir ve siyasi önderlerinden olan Cafer Seydahmet’i kendisinden bu konuda çok daha yetkin gördüğünü belirtti. ÜLKÜSAL, EN BAŞINDAN İTİBAREN MİLLÎ BİLİNÇ OLUŞTURMA GAYRETİ İÇİNDEYDİ Bununla birlikte Ülküsal’ın, Emel dergisinin ilk sayısından itibaren bir milliyet davası ve bir millî bilinç oluşturma gayreti olduğuna dikkat çeken Dr. Karasu, Dobruca’daki Türk-Tatarların öncesinde dağınık, teşkilatsız bir halk olduğunu dile getirdi. Hem 15. yüzyıldan itibaren Dobruca’ya Anadolu'dan göçürülmüş Evlad-ı Fatih Han’a hem de Kırım Hanlığı'nın Ruslar tarafından işgalinden sonra bölgeye göç etmiş olan Kırım Tatarlarının içerisinde millî bilinç ve millî kimlikten söz etmenin zor olduğuna değinen Dr. Karasu, şu ifadelere yer verdi: Şunu ayırmakta yarar var: Milletlerin tarihi çok eskilerde dayanabilir, binlerce yıl eskiye gidebilir ama millî kimliğin inşası, Fransız Devrimi’nden sonra ortaya çıkan bir durum. Yani milletleri insan vücudu olarak kabul edersek millî kimlik de üzerine giydirdiğimiz kıyafettir ve o kıyafet, o vücuda ne kadar yakışırsa millî bünye ile millî kimlik de o derece uyumlu bir şekilde gider. DR. KARASU, MİLLÎ KİMLİK İLE MİLLÎ COĞRAFYA ARASINDAKİ BAĞA VURGU YAPTI Milli kimliğin kültür, gelenek, yeme, içme, kıyafet, dil, âdet, inanç gibi unsurların hepsini içine aldığını ve bu millî bilincin, bir millî coğrafya fikrini de beraberinde getirdiğini dile getiren Dr. Karasu, millî kimlik olmadığı takdirde milli coğrafya ve koruyacak bir yerin de olamayacağını ve buna dair örneklerin bugün yaşandığını kaydederek şu değerlendirmelerde bulundu: Türkiye'nin güneyindeki toplumlarda henüz bir millî kimlik yok. Millî kimlik olmadığı için bir millî coğrafya da oluşmadı zihinlerinde. Dolayısıyla en kriz anlarında derhâl o coğrafyayı terk etmekte çare buluyorlar. Oysa mesela millî kimliğini oluşturmuş İran'da da bir savaş hâli var, tam tersini gördük. Oradan göç etmek yerine İran dışındaki İranlılar millî coğrafyamızı koruyalım, derler. Günümüzde en belirgin örnekleri söylüyorum. Dobruca’da durum nasıldı dersek evet; millet var, Türkler var, Yörükler var, Kırım Tatarları var ama bir millî bilinç teşkilatlı, bir millî bilinç, millî bilinci geliştirme durumu var mı? Yok. MÜSTECİB ÜLKÜSAL, DOBRUCA’DAKİ MİLLÎ BİLİNÇ EKSİKLİĞİNİ GÖRMÜŞTÜ 1 Ocak 1930 tarihinde Emel’den önce çıkmaya başlayan diğer gazetelerde, diğer aydın yazarların bir teşkilatsızlık, bir dağınıklık ve cehalet hâlinden yazarların şikâyet ettiklerini belirten Dr. Karasu, bu durumun yalnızca şikâyette ya da “acı acı dövünmekte, hayıflanmakta” kaldığını ifade etti. Emel dergisinin adını da koymuş olan Dobruca'nın en büyük düşünürü ve şairi Mehmet Niyazi’nin en ünlü şiiri olan “Tatar Barmı Dep Sorağanlarğa”ya atıf yapan Dr. Karasu, bu şiirin millî kimliğinin bilincinden yoksun olan insanlara bir hayıflanma ve bir eleştiri getirdiğini kaydederek Dr. Karasu, “Evet, bir millet var ama bir milli bilinçten söz etmek zor. İşte Müstecip Bey bunu görmüştür.” dedi. AVUKAT OLAN ÜLKÜSAL, BİR SOSYOLOG GİBİ MİLLÎ KİMLİĞİ İNŞA ETMEYE BAŞLADI Müstecip Bey'in, Emel'in 11 yıllık yazı hayatının 1934-1935'e kadarki ilk yarısında, Türkiye'de avukat olarak bilinmesine karşın bir sosyolog gibi yazılar yazdığının ve millî kimliği inşa etmeye başladığının görüldüğünü beyan eden Dr. Karasu, Ülküsal’ın ikinci yarıda, İkinci Dünya Savaşı'nın ayak sesleri duyulmaya başladığı bir devirde uluslararası politikayı daha çok ilgilendiren yazılara yöneldiğini kaydederek “Mesela Emel'in ilk sayısındaki ilk yazısı ‘İnsaniyet ve Milliyet’tir.” dedi. Bununla birlikte Dr. Karasu, “Yani anlaşılan odur ki Müstecib Bey, ki giriş yazısını da Müstecip Bey almıştır, ‘Biz milli kimliği, milliyeti iyice milletimize benimseterek Dobruca dışındaki Türklerle irtibatını sağlamak yolunda çalışacağız,’ der. Buna da ‘Bütün Türkçülük’ adını verir.” dedi. Ülküsal’ın Emel’in ilk sayısından itibaren bu millî kimliği inşa işine başladığını, “Milliyet ve İnsaniyet” isimli yazısının ardından “Milliyet Amirleri” ve “Milliyetin Unsurları” şeklinde 4 yazılık bir serinin geldiğini ve Ülküsal’ın bu yazılarda ırk, tarih, dil ve din birliğiyle millî vicdan ve millî ideali ele aldığını belirten Dr. Karasu, “Ki, en son dördüncü yazının sonunda da millî ideal nedir ve bunun için neler yapılmalıdır, diye aslında kendi yol haritasını da orada çizer.” dedi. Arkasından “Türk ve Türkçülük” isminde dört yazılık bir serinin geldiğini kaydeden Dr. Karasu, Ülküsal’ın Türk tarihini Türkistan coğrafyasından, Çin sınırlarından itibaren aldığını; Cengiz Han, Altın Orda, Selçuklular ve Osmanlı dönemlerini de ele alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar getirdiğini beyan etti. ÜLKÜSAL, YAZILARIYLA DOBRUCA’DAKİ MİLLÎ KİMLİĞİ İNŞA ETTİ Ülküsal’ın bir yandan tarihi anlatırken aslında bir yandan da Türklerin tarihi coğrafyası yani millî kimliğin olmazsa olmaz unsurlarından birisini de ortaya koyduğuna işaret eden Dr. Karasu, Ülküsal’ın sonra bu milli kimlik inşa yazılarına devam ettiğini ve 1932 yılında “Teşkilat ve Biz” isminde bir yazı yazdığını kaydederek şu ifadelere yer verdi: ‘Teşkilat ve Biz’ yazısı, aslında milli kimliği inşa etmenin kuru kuru lafla değil ancak teşkilatlanmalarla olabileceğini ve mutlaka millî kimliği, şuur ve bilinci geliştirecek teşkilatlar kurulması gerektiğini söyler. Bu teşkilatlar siyasi teşkilatlar, sosyal teşkilatlar, ekonomik teşkilatlar, kültürel teşkilatlar olabilir ama kurulmalı, yayılmalı ve yaşatılmalıdır. Bu hangi döneme denk gelir biliyor musunuz? Atatürk'ün Türkiye'deki Türk millî bilincini geliştirmek üzere Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumunu (TTK) kurduğu döneme denk gelir. Yani Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nde yaptığı millî bilinç oluşturma, millî kimliği inşa işini doğruca Türk Dil Kurumu arasında yapan kişi Müstecip Ülküsal'dır. “ROMANYA BİR MİLLÎ DEVLET, GELEN GÖÇMENLER MİLLÎ KİMLİĞİNİ İNŞA ETMİŞ OLAN BİR MİLLET” Müstecip Bey'in içinde yaşadığı toplumun durumunu ve nelerden esinlendiği üzerine Türkiye'de pek bilinmeyen noktalar olduğunu kaydeden Dr. Karasu, Dobruca’nın bir göç bölgesi olduğunu, Orta ve Kuzey Dobruca’nın Romanya sınırları içerisinde kaldığını ve bu bölgenin en eski sakinlerinin aslında 14-15. yüzyıldan itibaren Anadolu'dan göçürülmüş olan Yörükler, Türkmenler olduğunu dile getirdi. Daha sonrasında buradan Kuzey'den II. Bayezid’in Kıpçak sahasına yani Altın Orda bölgesine gidip buraya (Dobruca’ya) yerleşin, diye davetiye çıkarmasından sonra yavaş yavaş oradan da göçlerin başladığını belirten Dr. Karasu, “Burada belki 15'ten fazla bir etnik grup var yani Türkler, Tatarlar'ın dışında. Türkler, Tatarlar diye ayırıyorum çünkü orada o hala devam eden bir ayırım var. Yani Makedonlarından, Ukrainlerine, Ruslarına kadar pek çok grubu burada bulabilirsiniz. Rumenlerin buraya yoğun olarak gelmeye başlamaları Dobruca'nın Romanya'ya katılmasından sonra. Bizim ‘93 Harbi’ olarak bildiğimiz 1877-1878 savaşından sonra 1878'de Dobruca, Romanya'ya katıldı. Biz yine tırnak içerisinde ‘Hristiyanların elinde, kafirlerin elinde mi kalacağız?’ diye insanlar bu defa Dobruca'dan göç etmeye başladılar Türkiye'ye. O göç edenlerin boşalttıkları evlere, köylere Romanya'nın diğer bölgelerinden-Romanya'da kolonistler denir bunlara- göçmen getirip yerleştirmeye başladı Romanya. Tabii artık Romanya bir millî devlet, gelen göçmenler millî kimliğini inşa etmiş olan bir millet.” dedi. “DOBRUCA’DA GÖÇLERDE GİDEREK ZAYIFLAMIŞ BİR MÜSLÜMAN TOPLUMU GÖRÜYORUZ” Gelen göçmenlerin karşısında Dobruca'da uzun zamanlar, uzun yüzyıllardır kalan Müslümanlar, Türkler ve Tatarların birden kendilerini silahsız hissettiğini yani fikrî bakımdan bir milletler olarak varlığı ama o milleti tanımlayacak bir millî bilinçten yoksun olduklarını hissedip gördüğünü kaydeden Dr. Karasu, “Romanya, bir taraftan insanları getirirken bir taraftan da kendi kültürlerini bölgeye yerleştirmek üzere yoğun bir okul faaliyeti de yaptı burada. Müslümanlar arasında ise dedi ki, sizin eğitim ve uzun bir süre adalet ve din işlerinize ben karışmayayım, her bir yerleşim biriminde Cemaat-i İslamiye adıyla bir teşekkül oluşturuldu, siz bunları kendiniz görün. Tabii uzun süre bu Cemaat-i İslamiyeler eğitimi ve adalet duygusunu çağın gereklerine uygun şekilde geliştiremediler. Dolayısıyla 1930'lara yani Emel'in çıktığı zamana geldiğimizde biz millî bilinçten yoksun, göçlerde giderek zayıflamış olan bir Müslüman toplum görüyoruz Dobruca’da.” dedi. ÜLKÜSAL’I EMEL DERGİSİ ETRAFINDA BİR ÇEVRE OLUŞTURMAYA İTEN ETKEN NE OLDU ? 1920-1930 yılları arasında Köstence'de “Dobruca Yıllığı” anlamına gelen Analele Dobrogei adıyla bir derginin çıktığını ve içinde öğretmenler, okumuş insanların olduğu Romanya'nın diğer tarafından gelen Rumen aydınların Dobruca'nın her konusunu çok ince ayrıntılarına kadar araştırıp yazdığına işaret eden Dr. Karasu, “Analele Dobrogei’de bir tek Türk yazarın yazısı yoktur. Yani bu dışarıdan gelen kolonistlerle Dobruca'da oluşturulan güçlü bir Roman kimliğini ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu. Ülküsal’ı Emel dergisinin etrafında bir çevre oluşturmaya iten sebeplerden birisinin bu durum olduğunu belirten Dr. Karasu, “Yani Türkler arasında okumuş, yazmış insanlar var. Düşünün, Müstecip Bey 1926'da Bükreş Hukuk Fakültesini bitirdi. Romanya'daki toplumun içerisinde ikinci avukattı. Birincisi Selim Abdülhâkim'dir. Zayıf bir topluluktan söz ediyoruz. Müstecib Bey'in muhtemelen içini acıtan, dışarıdan sonradan gelenlerin bu kadar güçlü bir millî bilince sahipken, yüzyıllardır burada bölgenin gerçek sahibi konumunda olan insanların millî bilinçten yoksul bulunmaları, teşkilatsız bulunmaları ve hazırlıksız yakalanmaları olgusudur.” değerlendirmesini yaptı. “ARTIK TOPLUMUMUZ TEŞKİLATLANMALIDIR” Bu sebeple Ülküsal’ın ilk sayıdan itibaren bu konuya eğilerek daha önceki durumdan şikâyet eden yazarların aksine başka bir adım attığını dile getiren ve 1932'nin sonlarında “Teşkilat ve Biz“ yazısında “Artık toplumumuz teşkilatlanmalıdır ve bu teşkilatlanmaları her yaşadıkları her yere, köylere yaymalıdır.” ifadelerini kullandığını, “Can Çekişiyor muyuz, Ayırıyor muyuz” yazısında da Dobruca'da Türkler arasında egemen olan millî kimlik konusunda iki zıt görüşü anlattığını kaydeden Dr. Karasu, “Birisi kötümser, pesimist düşünce. Biz işte yüzyıllardır burada yaşadık ama artık kimliğimiz burada varlığımızı sürdürmemize engel duruma geliyor. O yüzden biz buradan göç etmeliyiz. Romanya'dan gösterilen çoğun altında bu var.” dedi. Ülküsal’ın ilimsel görüşüne de dikkat çeken Dr. Karasu, Ülküsal’ın “Evet şu anda okumuş yazmışımız az ama 150 kadar genciz diye rakamda biri fakat bu gelişecek. Bu kadar genç, idealist insanla biz millî kimliğimizi rahatlıkla Dobruca'dan oluşturarak geleceğimizi güven içerisinde sağlayabileceğiz, geliştirebileceğiz.“ düşüncesinde olduğuna işaret etti. Öte yandan Ülküsal’ın “Teşkilat ve Biz“ yazısından sonra, 1933 ve 1934 yıllarında artık teşkilatlanmaya ağırlık verdiğini, her bir köyde şubesi olacak şekilde Dobruca Millî Hars (kültür) Teşkilatını kurduğunu ve Emel dergisine abone olan gençlerin eliyle bu teşkilatı bütün köylere yaymayı planladığını hatırlattı. Daha sonra 1935'te büyük bir toplantı yapıldığını ve bu bütün teşkilatlardan, 120 köyün 80’inden katılımcıların geldiğini ve Cafer Seydahmet ile beraber büyük bir konferansın tertip edildiğini dile getiren Dr. Karasu, “Peki bu teşkilatı nasıl ve kimler eliyle geliştirecek? Onları da yazıyor. İlk yazı, ‘Gençlerimizin Borcu’ yazısıdır.“ dedi. ÜLKÜSAL, EĞİTİMLİ GENÇLERİN MİLLÎ KİMLİK İNŞASI SÜRECİNE KATILMALARINI TALEP ETTİ Ülküsal’ın, gençlerin özellikle eğitimli gençlerin bu milli kimliği inşa sürecine katılmalarını talep ettiğini ve onların içinde yaşadıkları topluma olan borçları olduğunu söylediğini hatırlatan Dr. Karasu, ardından “Köylü Öncüleri” yazısının geldiğini, bu şekilde tabir edilen topluluğun ise köylerdeki öğretmenler, imamlar, hocalar, eğitimli insanlar, özellikle gençler ve onların yapacakları faaliyete de maddi destek sağlayacak olan zenginler olduğunu dile getirdi. Ülküsal’ın söz konusu kişilerin neleri, nasıl yapacaklarını ve karşılaşabilecekleri sorunları da sonraki “Köy Öncülerin Vazifeleri” başlıklı yazısında anlattığını kaydeden Dr. Karasu, Ülküsal’ın ardından kasabalarda ve şehirlerde de yaşayan okumuş insanların da konuya dâhil olmasını istemek üzere “Münevverlerin Vazifeleri” başlıklı bir yazı yazdığını ve onların da neler yapabileceklerini, bu oluşuma nasıl katkı sunacaklarını anlattığını ifade etti. ÜLKÜSAL, KÖYLERDE MUTLAKA MÜSLÜMAN BİR BAKKALIN OLMASINI İSTEDİ Öte yandan Ülküsal’ın “Köylerimizin Vaziyeti” diye bir yazı kaleme alarak köylerin genel durumunu anlattığını ve hiç dikkat edilmeyen bir ayrıntıya önem verdiğini vurgulayan Dr. Karasu, “(Ülküsal ) Der ki köylerimizde mutlaka bir Müslüman bakkal olmalı. Çünkü bakkallar sadece mal satan insanlar değil, zor zamanlarda köyün bankacılık işlerini, yani kışın özellikle köylülerin para ihtiyacını gören insanlar ve köylülerimiz yabancı, gayrimüslim bankerlere, tefecilere muhtaç olmasın diye mutlaka bir Müslüman bakkal olmasını ister. Daha ilginci bakkallar, köylerin dışarıyla iletişimini sağlayan aracı kurumlar gibi çalışıyorlar çünkü hükûmetten gelen bildirler vesaireler, dışarıdan gelen abone gazeteleri, dergileri hep bakkallar üzerinden dağıtılır. Böyle önemli bir millî görevi olduğundan da söz eder. Mesela normalde çok dikkat çekmeyen küçük bir ayrıntıdır.” şeklinde konuştu. ÜLKÜSAL, “BAYRAM ŞENLİĞİ” OYUNUNDA AYDINLARA ÇAĞRIDA BULUNDU Daha sonra Ülküsal’ın “Üç Yazlık Köylerde Neler Gördük?” şeklinde bir yazı serisi çıkardığını kaydeden Dr. Karasu, “Dergiler, abone paralarını toplamak amacıyla ama daha çok köylerde yaptıkları işleri, teşkilatlanmaları yerinde görmek amacıyla doğrusu da köylerini dolaşır. Sonra bir ihtiyaç hisseder. Tabi teşkilatlar kuruldu köylerde, milyar teşkilatları. Bu teşkilatlar ne yapacak? Toplantı yapacak, pafrazlar verecek falan ama insanlar merakını çekecek, tiyatrolarda oynasın der. Aydınlara der ki teşkilatlarımızda oynanacak milli tiyatrolar yazın. Kendisi bir örnek olmak üzere 'Bayram Şenliği' adıyla iki perdelik bir oyun yazar ve bu oyun Emel'de çıkar. ” ifadelerini kullandı. Bayram Senliği'ndeki karakterlerden Ahmet’in aslında bizzat Ülküsal'ın kendisi olduğunu, yani bayram günü kahvede oturan insanların kâğıt oynamak yerine zamanlarını geçirmeklerine, millî işlerde geleneği göreneği ortaya çıkaracak ve yaşatacak işlerde harcamaları gerektiğine ilişkin bir ana fikri savunduğunu belirten Dr. Karasu, “Aydınlara yönelik çağrıya ilk karşılık cevap veren, kardeşi Necip Hacı Fazıl'dır.” dedi. EMEL ÇEVRESİNDE YER ALAN İSTİSNASIZ HERKES, SECURİTATE’NİN TAKİBİNE UĞRADI Onun yaptıkları karşılık buldukça eğitimli insanlardan, aydınlardan oluşan kitle Emel Dergisi tarafından toplanmaya başladı. Aynı biraz önce söz ünlettiğimiz Annali Dobruce (Dobruca Yıllığı) dergisi Rumenler için nasıl bir kültürel çevre meydana getirmişse, Emel dergisinin de aynı etkiyi Müslüman Tatar-Türkler için de yapmaya başladığını kaydeden Dr. Karasu, şu değerlendirmelerde bulundu: O yüzden ben çok iddialı bir şekilde söylüyorum ki, bugün biz ve Romanya'da yaşayanlar, ben Türküm, ben Tatarım diye göğsümüzü gere gere konuşuyorsak bunun tek inşa edicisi Müstecip Bey ve Emel çevresinde meydana gelen topluluktur. Niye bu kadar eminsin, diye söyleyecek olursanız, Romanya'yı iyi bilenler, Romanya'da Securitate adıyla bir gezide örgütü kurulduğunu bilirler. Bu KGB benzeri bir örgüttür ve Sosyalist dönemde, 1948'de kuruldu. İlk şehidi de Securitate'nin gözaltı sorgulamasında şehit olan Necip Hacı Fazıl'dır. “SECURITATE'NİN EN YOĞUNLUKLA TAKİP ETTİĞİ KİŞİLER BİZİM TOPLUMUMUZ İÇERİSİNDE EMEL ÇEVRESİNDE OLANLARDIR” “Securitate'nin en yoğunlukla takip ettiği kişiler bizim toplumumuz içerisinde Emel çevresinde olanlardır.” şeklinde konuşan Dr. Karasu, bunun nedeninin Romanya'daki sosyalist düzenin, Komünist düzenlerin karakterinin din karşılığı değil, milliyet karşılığı üzerine olduğuna işaret ederek sadece Türklerin değil, diğer bütün toplumların millî düşünce öncülerinin Securitate'nin takibine uğradığını vurguladı. Emel'de yazı yazmış olan, Emel çevresinde yer almış olan istisnasız herkesin, Necip Hacı Fazıl’ın eşi Sultaniye Hanım da dâhil olmak üzere Securitate'nin takibine uğradığını ve hapislerde yattıklarını, sürgünlere gittiklerini ve takip edilip tutuklandıklarını dile getiren Dr. Karasu, “Yani bu, orada yapılmış olan işin aslında ne kadar kıymetli olduğunu gösteren, biraz negatif bir örnek ama amacına ulaşmış olduğunu gösteren bir örnek olarak kayda geçmelidir. ” dedi. Ülküsal’ın yapmak istediği bir millî kimlik şu anda mevcut olduğunu kaydeden Dr. Karasu, şu ifadelere yer verdi: Müstecib Bey'in Müstecib Bey'in Romanya'da yaptıkları düşündüğümüzden daha ileri işlerdir. Şimdi Rus siyasetini burada iyi anlamamız gerekiyor. Rusların özellikle pazarlık masası için 1800'lü yıllardan itibaren yaptıkları politikanın özü, ‘Biz fiilî olarak silah kuvvetiyle sahada büyük bir yeri, elimizde tutmamız gereken yeri de içine alacak şekilde işgal edelim. Sonra masada çok baskıya maruz kalırsak bir kısmını taviz olarak verebiliriz.’ şeklindedir. “KIRIM MİLLÎ HAREKETİNİN EDİLGEN BİR DİL KULLANMAKTAN VAZGEÇMELERİ GEREKİR” Dr. Karasu, Rusların Karadeniz Donanması’ndaki olmazsa olmaz üssün, Kırım Savaşı’nın da çıkma sebebi olan Sivastopol (Akyar) Üssü olduğunu dile getirdi. Öte yandan Dr. Karasu, Rusların uluslararası kamuoyundan baskı görüp Doğu Ukrayna’dan geri çekilse bile Kırım’ı elde tutma arzusunda olduğuna işaret ederek “Buna karşın Kırım millî hareketinin söyleminde bence uluslararası kamuoyunu bu işe çağırırken edilgen bir dil kullanmaktan vazgeçmeleri gerekir, diye düşünüyorum. Kırım boşaltılsın, şu yapılsın, bu edilsin dersek bunun bir karşılığı yok. Bunu kim yapacak? Soru bu olur. Dolayısıyla Kırım davasını öne süren kişilerin öncelikli olarak kim ne yapacak ve bu işler için ne yapabilirim, sorularının cevabının bulunması lazım, Müstecib Bey böyle yapardı. Ben bu soruların sorulduğu ve cevaplarının alındığı kanaatinde değilim.” şeklinde konuştu. “BİZ BU SEN, BEN KAVGASINDAN KIRIM HANLIĞIMIZI KAYBETTİK” Bununla birlikte, bu plan içerisinde Rusya’ya, Ukrayna’ya, Türkiye’ye şu yapılmalı; Karadeniz İşbirliği Teşkilatı şöyle harekete geçmeli; Birleşmiş Milletler (BM), NATO şöyle olmalı, şeklinde en azından zihinde bir görev taksimi yaparak gerekli çağrılarda bulunulabileceğini ifade eden Dr. Karasu, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu: Şunu da söylemek lazım: Arkamızdaki duvarlarda, panolarda hep ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ yazıyor fakat kafalarımızda ‘Dilde, fikirde, işte benlik’ var. Biz bu sen, ben kavgasından Kırım Hanlığımızı kaybettik, maalesef diaspora olarak da, Kırım’da yaşayanlar arasında da biz bir araya gelip birlikte bir fikir üretemiyoruz, yan yana duramıyoruz. İçimizdeki sen, ben kavgası hâlâ devam ediyor.

Müstecib Ülküsal’ın mücadelesi Ankara’da yeniden gündeme taşındı Haber

Müstecib Ülküsal’ın mücadelesi Ankara’da yeniden gündeme taşındı

Kırım Vakfı tarafından 2 Mayıs 2026 tarihinde düzenlenen, Müstecib Ülküsal’ın hayatını ve mücadelesini konu alan “Yazılarıyla Müstecip Hacı Fazıl (Ülküsal) ve Emel Muhiti (1928-1940)” kitap tanıtımı ile yazar Dr. Cezmi Karasu’nun konferansı, katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi. Programda, Kırım Tatar halkının önde gelen aydınlarından Müstecib Ülküsal’ın hayatı, düşünce dünyası ve milli mücadeledeki rolü kapsamlı biçimde değerlendirildi. “EMEL” DERGİSİ VE MİLLİ UYANIŞ Konferansta konuşan Dr. Cezmi Karasu, Ülküsal’ın özellikle Romanya’da yayımladığı “Emel” dergisi aracılığıyla Kırım Tatar toplumunda güçlü bir milli bilinç oluşturduğunu vurguladı. Karasu, “Emel’in tek başına binlerce sayfaya ulaşan içeriği, sadece bir yayın organı değil, aynı zamanda bir fikir ve kültür hareketidir. Bu dergi, bulunduğu coğrafyada milli kimlik inşasının temel taşı olmuştur.” ifadelerini kullandı. ZOR ŞARTLAR ALTINDA MÜCADELE Konferansta, Ülküsal’ın 1930’lu ve 1940’lı yıllarda siyasi istikrarsızlık, ekonomik zorluklar ve baskıcı yönetim koşulları altında mücadelesini sürdürdüğü belirtildi. Romanya’daki değişken siyasi ortam, Sovyetler Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilişkileri ve dönemin uluslararası dengelerinin, Ülküsal’ın fikir mücadelesini zorlaştırdığı ifade edildi. Buna rağmen Ülküsal’ın, savunduğu çizgiden taviz vermeden çalışmalarını sürdürdüğü ve özellikle milli kimlik, dil ve kültür konularında önemli bir entelektüel miras bıraktığı kaydedildi. Bunun yanında, konferansta öne çıkan başlıklardan biri de “milli kimlik inşası” oldu. Konuşmalarda, Ülküsal’ın yalnızca yazılarıyla değil, köylerde kurulan kültür heyetleri, tiyatro faaliyetleri ve aydınların teşvik edilmesi gibi çalışmalarla toplumsal bir uyanışa öncülük ettiği dile getirildi. TARİHİ MİRAS GELECEĞE AKTARILIYOR Programda konuşan Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay ise, Kırım Tatar kültürünün korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının hayati önem taşıdığını vurgulayarak, Müstecib Ülküsal’ın ortaya koyduğu fikirlerin günümüzde de geçerliliğini koruduğunu ve kültürel hafızanın yaşatılmasında önemli bir rehber niteliği taşıdığını ifade etti. Kalkay ayrıca, Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasının Ülküsal gibi milli liderlerin mirasına dayanarak Kırım Tatar davasını yaşatmaya kararlılıkla devam edeceğini belirtti. Program, soru-cevap bölümünün ardından yazara plaket takdimi, Kırım Derneği Genel Merkezinin tarihini konu alan eserin hediye edilmesi ve Dr. Cezmi Karasu’nun kaleme aldığı “Yazılarıyla Müstecip Hacı Fazıl (Ülküsal) ve Emel Muhiti (1928-1940)” isimli eserin okuyucular için imzalanmasıyla sona erdi.

Dr. Cezmi Karasu: Bugün Dobruca’da yaşayanlar, ben Türk’üm diyorsa bunu Müstecib Bey’e borçlu Haber

Dr. Cezmi Karasu: Bugün Dobruca’da yaşayanlar, ben Türk’üm diyorsa bunu Müstecib Bey’e borçlu

Emel Kırım Vakfının ve Emel Dergisi’nin kurucusu, ömrünü Kırım ve Kırım Türklerinin millî davası ve millî hakları için mücadele ile geçiren Müstecib Ülküsal’ın vefatının 30. yılı vesilesiyle Emel Kırım Vakfı tarafından konferans tertip edildi. Emekli Dr. Öğr. Üyesi Cezmi Karasu'nun konuşmacı olarak katıldığı program, 11 Ocak 2026 tarihinde çevrim içi olarak düzenlendi. Dr. Karasu, Müstecib Ülküsal’dan ve Emel Dergisi’nin neşredilme sürecinden bahsederek Ülküsal’ın Emel Dergisi'nde yayımlanan makalelerini içeren ve 1928 ve 1940 yıllarındaki faaliyetlerine değinen "Yazılarıyla Müstecip H. Fazıl Ülküsal ve Emel Muhiti 1928-1940" isimli kitabının tanıtımını yaptı. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Kırım Vakfı Başkanı Tuncer Kalkay ve Kırım millî davasına hizmet eden pek çok ismin yer aldığı konferasın moderatörlüğünü, Kırım Tatar Tarihi Bilim Uzmanı Muhammed Taha Bayraktar yaptı. “EMEL DERGİSİ, KOL EMEĞİNİN VE ÖZ SERMAYENİN DE KATILDIĞI BİR GİRİŞİMDİ” Açılış konuşmasını yapan Emel Kırım Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Emel Dergisi Editörü Bülent Tanatar, “Bugün, Emel Vakfı ve Emel Dergisi’nin ortaklaşa düzenlediği Kültür Konferansları'nın beşinci yılı. Beş yıl evvel, vefatının 25. yıl dönümünde bu konferanslara yine Müstecib Bey’i anarak başlamıştık, şimdi de 30. yıl dönümünde anıyoruz. Gurbetteki Kırım Tatar milliyetçiliğinin ve Kırım’da önü kesilen millî uyanışın sürdürülmesi için birtakım teşkilatlanmalar ve organlar gerekiyordu. O ateşi yakan kişi olarak Müstecib Ülküsal, Emel Dergisi’ni yarattı” dedi. Ülküsal’ın, Emel Dergisi’nden önce de benzer teşebbüsleri olduğunu belirten Tanatar, “Emel Dergisi, bugünün şartlarında kurulan bir dergi değildi; yalnızca zihinsel emeğin değil, kol emeğinin ve öz sermayenin de katıldığı bir girişimdi” şeklinde konuşarak açılış konuşmasını, “Emel Dergisi Romanya’da kuruldu fakat Türkiye’de de kurulmasaydı Emel hareketi Türkiye’de olur muydu? Onu da düşünmek lazım.” sözleriyle sonlandırdı. KARASU, MÜSTECİB ÜLKÜSAL’IN SOSYOLOG KİMLİĞİNE VURGU YAPTI Müstecip Ülküsal’ın Dobruca için yaptığı işin Emel Dergisi’ni çıkarmaktan çok daha büyük olduğunu dile getiren Karasu, “Müstecib Bey, her ne kadar Kırım Tatar millî hareketinin sözcüsü olarak biliniyor olsa da Emel Dergisi’yle Dobruca’da yaşan Türklerin ve Kırım Tatarlarının millî kimliğini inşa etmiştir. Bugün, Dobruca’da yaşanlar Türkler ben Türk’üm, ben Tatar’ım diyorsa biz, bunu Müstecib Bey’e borçluyuz” şeklinde konuştu. Emel’den önce Dobruca’daki köylü ahâlinin bir bunalım ve hedefsizlik içinde olduğunu belirten Karasu, Müstecib Ülküsal’ın sosyolog kimliğine vurgu yaparak “Biz, Müstecib Bey’in muhteşem bir sosyolog olduğunu görüyoruz. Kendileri, derginin birinci sayısından itibaren ‘İnsaniyet ve Milliyet’ ve ‘Miliyet ve Amilleri’ isimli serileriyle tarih şuurunu, makalelerinde işlemiştir. ‘Münevverin Vazifesi’ makalesi ise çok kıymetlidir. Müstecib Bey, bütün bu dağınıklığı derleyip toparlayacak ve millî beraberliği sağlayacak unsurlar olarak aydınları işaret eder.” dedi. Öte yandan, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk millî kimliğini inşa ederken Türk Dil Kurumunu (TDK) ve Türk Tarih Kurumunu (TTK) kurmasını örnek gösteren Karasu, Müstecib Ülküsal’ın da 1933 ve 1934 yıllarında, Dobruca’daki bütün köylerde kültür toplulukları olan hars cemiyetlerini kurmasının altını çizdi. “MÜSTECİB BEY, MUHTEŞEM BİR OKULDUR” Ayrıca, Emel’den önceki gazetelerde çoğunlukla öğretmenler ve tahsilli kişiler olan yazarların hep bir teşkilatsızlıktan, hedefsizlikten ve parçalanmışlıktan bahsetmesine dikkat çeken Karasu, “Müstecib Bey bunu sözde bırakmadı, yaptığı toplumsal tahlillerle bunu değerlendirdi. Bu düşünsel altyapının hayata geçirilmesi için hars cemiyetlerini kullanarak bir millî kimlik inşası sağlamanın mümkün olabileceğini gösterdi” değerlendirmesini yaparak konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı: Ben, Müstecib Bey’in bir düşünür ve yazar olmanın yanında bir okul olarak görüyorum. Bu okulun ilk sınıfı, Emel Dergisi’nin Romanya’daki koleksiyonudur ve bu koleksiyon, Müstecib Bey’in bütün fikriyatının temellerinin nasıl sağlam bir şekilde atıldığını göstermektedir. 30 yaşındaki düşüncemiz 60 yaşında aynı olmayabilir, biz değişiyoruz. Bununla birlikte, Müstecib Bey’in fikriyatı ve Türkiye’deki faaliyetleri de göz önüne alındığında 30 yaşında attığı temeller üzerinde dev bir yapı olduğunu ve o temellerin ne kadar doğru atıldığını görmek son derece önemli. O yüzden Müstecib Bey, muhteşem bir okuldur

Kırım Tatarlarının sesi Emel Dergisi 96 yaşında! Haber

Kırım Tatarlarının sesi Emel Dergisi 96 yaşında!

Emel Dergisi, 96 yıl önce Romanya’nın egemenliği altındaki Güney Dobruca’nın Hacıoğlu Pazarcık şehrinde, Müstecib Ülküsal ve 10 arkadaşı tarafından, 1 Ocak 1930 tarihinde çıkarılmaya başladı. KIRIM MİLLÎ DAVASININ YAYIN ORGANI EMEL DERGİSİ Kırım Tatar tarihinin en uzun süreli yayınlanmış dergisi olan Emel, 5. sayısından itibaren Cafer Seydahmet Kırımer’in isteği üzerine Kırım millî kurtuluş davasının sesi ve muhaceretteki Kırım millî hareketinin yayın organı oldu. Yayın hayatı boyunca başlıca diasporadaki Kırım Tatar aydınlarının çevresinde birleştiği bir fikir merkezi olan Emel Dergisi’nin idare ve yazar kadroları ise Emelci adıyla anılmaya başlandı. 38 YILDA 227 SAYI NEŞREDİLDİ! Türkiye’ye göç eden Ülküsal’ın 1960 yılından itibaren, Ankara’da tekrar neşretmeye başladığı Emel, kısa sürede hem Kırım Tatarlarının hem de Sovyet esareti altındaki diğer Türk ve kardeş toplulukların sesini hür dünyaya duyurabildikleri önemli bir mecra hâline geldi. 1962 yılında dergi merkezini İstanbul’a taşıyan, 1983 senesine kadar da yazı işleri müdürü olarak Emel’i iki aylık dergi olarak çıkarmaya devam eden Ülküsal; 1983 yılında derginin yönetimini Zafer Karatay, Hakan Kırımlı, Tuncer Kalkay gibi genç Emelcilere devretti ve 1996 yılında hayata gözlerini yumana kadar, derginin fikrî önderliğini yapmaya devam etti. Emel Dergisi’nin sahibi, 1986 yılında Emelciler tarafından kurulan Emel Kırım Vakfı oldu. Vakfın başkanlığını ise 1992 senesinden itibaren Zafer Karatay üstlendi. Çeşitli sebeplerden ötürü, 1998 yılında yayınına ara vermek zorunda kalan Emel Dergisi’nin 38 sene zarfında 227 sayısı neşredildi. Emel Dergisi; dilbilimci Saim Osman Karahan’ın yayın müdürlüğüne gelmesiyle, Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye temsilcisi Zafer Karatay’ın da öncülüğüyle, 2009 yılında yeniden çıkmaya başladı. Dergi, hâlihazırda 3 ayda bir olmak üzere, yılda 4 sayı olarak çıkıyor. KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Emel Dergisi’nin ilk neşrinin 96. yılı vesilesiyle QHA aracılığıyla paylaştığı mesajında, Kırım Rus işgalinden kurtarılana kadar mücadelelerine devam edeceklerini vurguladı. pic.twitter.com/sUzJ7gbEiZ — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) January 2, 2026 “KIRIM, RUSYA İŞGALİNDEN KURTULANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK” Emel Dergisi’nin 96. yılı vesilesiyle Kırım Haber Ajansına (QHA) demeç veren KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, şu ifadelere yer verdi: Bu 96 yıllık mücadelesinde Emel’e ve Kırım’a gönül veren ve hizmet eden, Emel’de çalışan, Emel’e abone olarak ve yazı yazarak destek olan, bu kutlu davaya hizmet eden herkese müteşekkiriz. Emel Kırım yolunda mücadelemiz devam edecek. Emel, muhacaretteki Kırım Türkleriyle, sürgünde mücadele eden kardeşlerimiz arasında büyük bir köprü olmuş ve bu iki büyük hareketin, muhaceret ve Kırım için mücadele eden insanlarımızın kaynaşmasına vesile olmuştur. Bugün, Emel Kırım Vakfı çatısı altında neşriyatını sürdüren Emel Dergisi ve arkadaşlarım adına, bu davaya hizmet eden herkese müteşekkiriz. Kırım, Rusya işgalinden kurtulana kadar ve Kırım’da millî ve dinî haklarımızı elde edene kadar mücadelemiz devam edecek. Kırım’dan sürgün edilen, Kırım'da baskı altında olan, Rusya’ya karşı direnen Kırım Tatarlarının ve Ukrayna halkının yanında mücadelemiz devam edecek!

Müstecib Ülküsal’ın yeğeni QHA’ya anlattı: Dayım Kırım’dan başka bir şey düşünmezdi Haber

Müstecib Ülküsal’ın yeğeni QHA’ya anlattı: Dayım Kırım’dan başka bir şey düşünmezdi

Esma Kasar QHA Ankara Emel Dergisi ve Emel Kırım Vakfının kurucusu, ömrünü Kırım ve Kırım Tatarlarının millî davası ve millî hakları için mücadele ile geçmiş Müstecib Ülküsal'ın yeğeni Şaizer Resul, Kırım Haber Ajansına (QHA) özel açıklamalarda bulundu. Bir asra yaklaşan ömrüne sığdırdığı birçok tanıklık ile canlı bir kütüphane olma özelliği taşıyan 93 yaşındaki Şaizer Resul Kırım Tatarlarının  Romanya’da yaşadıklarına dair bilinmeyenleri paylaştı. "BABAM 12 YIL HAPİS YATTI" Romanya’nın Azaplar köyünde doğan Şaizer Resul, doğduğu köyün Romanya’nın en büyük Tatar köyü olduğunu ve en duru Tatarcanın konuşulduğunu dile getirdi. Savaş başlayana kadar her şeyin yolunda olduğunu, komünist rejimin gelmesinden sonra ise hayatlarının altüst olduğunu ifade eden Resul sözlerini şöyle sürdürdü: İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Kırım’dan çekilmeye başladıktan sonra Tatarlar Romanya’ya gelmeye başladı. Ama komünist rejim geldikten sonra 1945’li yıllardan itibaren baskılar artmaya ve Tatarlar Özbekistan’a sürülmeye başladı. 1952 yılında annem, babam, dayım, yengem tutuklanıp hapse girdi. Biz 6 çocuk bir anda hem anasız hem de babasız kaldık. "TUTUKLANDIKTAN BİR HAFTA SONRA NECİP DAYIMI ÖLDÜRDÜLER" Babasının 12 yıl, annesinin 3 yıl, yengesinin ise 4 yıl hapiste kaldığını söyleyen Şaizer Resul, “Necip dayımın ölüsünü bize tutuklandıktan bir hafta sonra verdiler.” dedi. Şaizer Resul annesinin ve yengesinin daha az süre hapiste kaldığını, babasının ise 12 yıl hapis yattıktan sonra ancak Helsinki Anlaşması'ndan sonra serbest kaldığını aktardı. "SÜRGÜNDE 80 YAŞINDAKİ KİŞİLERE TAŞ KIRDIRDILAR" 1946 yılından itibaren komünist rejimin baskılarına bir de açlık ve kıtlığın eklendiğini, komünist rejimin insanları birbirinden ayırarak düşmanlaştırmaya çalıştığını ifade eden Resul  konuşmasına  şöyle devam etti: Komünist rejim gençlerimizi ortaokuldan sonra istedikleri bölümlere almadı. Kardeşim 10 sene gündüz çalışıp gece okumak zorunda kaldı. 1944 Kırım Sürgünü'nün benzerini bizler 1952 yılında Romanya’da yaşadık. Köyleri bozup insanları köylerinden uzaklaştırdılar. 80 yaşındaki amcalarımız sürgünde taş kırmak zorunda kaldı. Boş bir hayal peşinde Tuna’dan Karadeniz’e kanal yapmak isteyen rejim yüksek rütbeli memurları, amiralleri, bürokratları ve memurları kanal kazmak için çalıştırdı. O dönem pek çok kişi vatanından ayrılmak zorunda kaldı. Keşke herkes vatanında kalabilseydi… İnsanın vatanı gibisi yok. "MÜSTECİB DAYIM KIRIM'DAN BAŞKA BİR ŞEY DÜŞÜNMÜYORDU." Şaizer Resul, dayısı Müstecib Ülküsal’ın hayatını Kırım’a adadığını ve "İnşallah bir gün Kırım bizim olacak" dediğini işaret ederek, hiçbir zaman umutsuzluğa düşmediğini vurguladı. Dayısının fikirleri ile birçok gence ilham kaynağı olduğuna dikkat çeken Resul,"Müstecib dayım Kırım'dan başka bir şey düşünmüyordu." şeklinde konuştu. Emel dergisinin birçok nüshasının kitaplardan ve fikirlerden korkan komünist rejim iktidarında ortadan kaldırıldığını söyleyen Resul; yakılan, saklandıkları yerde küflenen, çürüyen hazine değerindeki dergileri hatırladıkça bugün bile çok hüzünlendiğini kaydetti. "ANNEM TÜRKİYE AŞIĞIYDI" Şaizer Resul, Müstecib Ülküsal’ın Pazarcık’ta Emel dergisini çıkardığı yıllarda gençlere yönelik piyesler yazdığını annesinin de şiirleri ile dayısına destek olduğunu belirterek, annesiyle yıllar önce yaşadığı bir anısını paylaştı: Annem Türkiye aşığı bir kadındı ama ona Türkiye’de yaşamak nasip olmadı. Annem bir gün Bükreş’teki Türk Şehitlik Mezarlığı'nı ziyaret ediyor. Bu ziyaret onu çok duygulandırıyor ve ‘Tümsekler Diyarı’ adlı şiirini yazıyor. Annem bu şiiri yazarken ben işten eve geldim, bir de baktım ki annem şiirlerini yırtıyor. Onu engellemeye çalıştığımda yazdıklarından dolayı çok hapis yattığını bunları saklayamayacağını söyledi bana. Ancak ben bazı şiirlerini saklayıp kurtarmayı başardım. Müstecib Ülküsal'ın kardeşi, Şaizer Resul'un annesi Saliha Hanım'ın kaleme aldığı "Tümsekler Diyarı" şiirinin sözleri şu şekilde: Sükût ve sükûnete burunmuş bir diyar Her tümseğin başında taş bir bekçi var. Kimi uzun, kimi kısa, kimisi dar, Kimi geniş, kimi kabarık, çökenler de var. ... Kimine yazılmış bir iki satır yazı, Yanık sözlerle derdini hak edenler de var Her birinde okunur bir iftirak ahi, Yaş yerine kan dökmüş analar da var. ... Her biri saklamış bir sevgili vücud, Kimi ana, kimi baba, kardeş te var. Ana kucağından ayrılan yavrular da mevcud  İlkbahar çağında gidenler de var. ... Yıllar aylar dün bugün de  Aramızdan her an bu dünyadan göçenler var.  İrkilmez, her geleni saklar soğuk bağrında  Şehir, köy bitişiğinde tümsekler diyarı var  ... Doğmuş kim bilir hangi elde, hangi diyarda?  Belki ağlayan bir ana, bir sevgili yavrusu da var, Aşmış dağ, deniz, gelmiş ta bu diyara, O da olmuş bir tümsek, ziyarete gelecek kim var? ... Kışın haşin ayazı çatlatır toprağı, O toprakta yuvadan ayrılanlar var.  Soğuk, merhametsiz kar örter her tarafı  O tümsekler altında naz içinde büyüyenler var. ... Uğuldar fırtına, yağar yağmur, Saçında aşk kokusu kurumayan gençler var. Ateş, sıcak, her can gölge arıyor, Milyonlarca kımıldamadan yatanlar var. ... Hey zahir! yolun düşerse bu diyara Serilen tümseklerde ibret verici ders var! Dinle! kulak ver, esen rüzgâra  “Sen de olursun bir tümsek” sözü var.

Kırım'ın istiklâli emeline ömrünü adayan bir örnek mücadele insanı Müstecib Ülküsal Haber

Kırım'ın istiklâli emeline ömrünü adayan bir örnek mücadele insanı Müstecib Ülküsal

Emel Dergisi ve Emel Kırım Vakfının kurucusu, ömrünü Kırım ve Kırım Tatarlarının milli davası ve milli hakları için mücadele ile geçiren Müstecib Ülküsal, 27 yıl önce hayata gözlerini yumdu. Kırım Tatar halkının milli mücadelesinin büyük yolbaşçısı Ülküsal, vefatının yıldönümünde rahmetle yâd ediliyor. Kırım Tatar Tarihi Bilim Uzmanı Muhammed Taha Bayraktar, Müstecib Ülküsal'ın Kırım Tatar milli hareketindeki yerini ve mücadelesini Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirdi.  "BENİM KENDİME EMELCİ DEMEMİN SEBEPLERİNDEN BİRİ MÜSTECİB ÜLKÜSAL" Muhammed Taha Bayraktar konuşmasına, “Benim kendime Emel’ci dememin sebeplerinden biri Müstecib Ülküsal”  ifadelerini kullanarak başladı. Bayraktar, Ülküsal'ın Kırım Tatar hareketine önemli katkılarının olduğunu dile getirirken, mücadelenin entelektüel tarafında verdiği mücadeleyi anlattı. "ONUN YAPTIĞI FEDAKARLIKLAR 'BİZ BOŞUNA YAŞIYORUZ' DEDİRTTİ" Bayraktar, Müstecib Ülküsal'ın yazın dünyasıyla nasıl tanıştığını aktarırken, “Ben çok geç tarihte Müstecib Ülküsal’ın yazın dünyası ile tanıştım. Eserlerini okudum. Onun yaptığı fedakarlıkları okurken, ‘biz boşuna yaşıyoruz’ dedim. Akabinde onunla ilgili çalışmalar yapmaya başladım”  dedi. "ÜLKÜSAL, KIRIM'DA ÖLMENİN EŞİĞİNE GELİYOR AMA YİNE VATANIM DİYOR" Müstecib Ülküsal'ın en zor dönemlerde bile Kırım'ı hatırladığını, onun için mücadele ettiğini ifade eden Bayraktar, “Kendisi tezimin sebeplerinden biridir. Onların yaptıkları, fedakarlıklar… 18 yaşında Kırım’a gidiyor. Orada ölmenin eşiğine geliyor ama yine de vatanım diyor. Orada hapishanedeyken alıp, İsmail Bey Gaspıralı’nın ilk okulu olan Kaytaz Ağa Mektebine götürüyorlar. Orada 20 gün gibi kısa bir süreyle öğretmenlik yapıyor. Günler sonra bir köyden teklif geliyor. Orada eğitmenlik yapıyor. O köyden ayrılırken ağlıyor. O köyü hiçbir zaman unutamıyor. Eşi hamile ve bir çocuğu var. Ama onları bırakıp İkinci Dünya Savaşı görüşmelerine gidiyor” açıklamasını yaptı. "ONLARIN EMEL'İ, BİZİM EMELİMİZ" Müstecib Ülküsal'ın ondaki yerinin başka olduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bir tarihçi olarak buhrana düştüğümde Müstecib Ülküsal’ı hatırlar, onun için işime daha çok sarılırdım"  ifadelerini kullandı. Muhammed Taha Bayraktar, “Onların Emel’i, bizim emelimiz. Şu anki gençliğin emeli. Biz sonuna kadar onların yolunda mücadele edeceğiz. Kırım Tatarları için basın hayatı yabancı bir düşünce değil. Tercüman ve bunun devamında birçok mecmua ve gazete var. Emel, kolaylıkla vücuda gelmiş bir şey değil. Müstecib Ülküsal’ın köylerde dolaşarak, oradaki insanlara anlatarak yaptığı bir şey. Emelcilerde pes etme olayı yoktur. Pes edilecek olsa Müstecib Ülküsal, pes ederdi. Ama bunu yapmadı. Sürekli olarak bunu anlattı”  cümlelerine yer verdi. Bayraktar, Müstecib Ülküsal'ın son anına kadar Kırım'ın bağımsızlığını istediğini dile getirirken, “Müstecib Ülküsal, son anına kadar bağımsızlığı istedi. Gidip vatanı için mücadele etmiş birisi. Müstecib Ülküsal, Türkiye’deki Kırım Tatarlarının lideri pozisyonunda ama Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun karşısında ayağa kalkıp, selam vermiştir. Müstecib Ülküsal’ın tek gayesi, daima bağımsızlık olmuştur. Kırım Tatar milli davasının aydınlarının fikrinde daima Kırım ve Kırım’ın bağımsızlığı olmuştur. Müstecib Ülküsal’ın yaptığı her şey bu mücadelenin karşılığıdır”  açıklamasını yaptı. ???? Kırım Tatar Tarihi bilim uzmanı Muhammed Taha Bayraktar, Müstecib Ülküsal'ın Kırım Tatar milli hareketindeki yerini ve milli mücadele hayatını QHA'ya değerlendirdi ???? Bayraktar, “Kendisi tezimin sebeplerinden biridir. Onların yaptıkları, fedakarlıkları... 18 yaşında Kırım’a… pic.twitter.com/W71EM360MS — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) January 10, 2024

Müstecib Ülküsal Emel Fikir ve Kültür Konferanslarında anıldı Haber

Müstecib Ülküsal Emel Fikir ve Kültür Konferanslarında anıldı

Kırım Tatarlarının yolbaşçısı, Emel Dergisi ve Emel Kırım Vakfının kurucusu, öğretmen ve avukat Müstecib Ülküsal vefatının 27. yılında anılıyor. Emel Kırım Vakfı tarafından düzenlenen Emel Fikir ve Kültür Konferanslarında ömrünü Kırım Tatarlarının mücadelesine adayan Müstecib Ülküsal'a yer verildi. Zoom uygulaması üzerinden çevrimiçi olarak saat 20.30'da gerçekleştirilen anma programı Emel Kırım Vakfının Facebook hesabından canlı yayınlandı.    Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zuhal Yüksel konferansta "Öğretmen ve Yolbaşçı Müstecib Ülküsal" başlığıyla Müstecib Ülküsal'ı anlattı. Yüksel, Müstecib Ülküsal'ın hayatından söz etti. Ülküsal'ın 17 yaşında kaçak yollarla Kırım'a döndüğünü anlatan Yüksel, İsmail Bey Gaspıralı'nın da benzer bir hayat hikayesine sahip olduğunu belirterek sözlerine devam etti.  Yüksel, Kırım Tatarlarının milli mücadelecisi Ülküsal'ın daha sonra Anaolu'ya gelerek Ankara'nın bir köyünde gönüllü öğretmenlik yaptığını burada çocuklara Kırım Milli Marşı Ant Etkenmen Marşı'nı öğrettiğini söyledi. Yüksel, "Müstecib Amca da burada Kırım meselesini, Kırım edebiyatını, Kırım tarihiyle ilgili çok güzel bilgiler verir. Sadece okuldaki öğrencilere bilgi vermekle kalmaz, düğünlerde konak adeti yapılan yerlerde Kırım meselesi ve Kırım adetlerini anlatır" dedi. Aynı zamanda öğretmen olan Ülküsal'ın tıpkı İsmail Bey Gaspıralı gibi eğitim meselesi üzerinde durduğunu kaydeden Yüksel, "Fikri hareketin canlandırılması için epey uğraşmış, daha sonra İstanbul'da hukuk fakültesini kazanmıştır" dedi. Uzun zaman Kırım Tatarlarının milli lideri olan Ülküsal ile anısını anlatan Yüksel, "Çalışmalarımda Kırım'ı seçmemde büyük bir rol oynadı" ifadesini kullandı.  "MÜSTECİB ÜLKÜSAL DAVAYA İLİKLERİNE KADAR İNANMIŞ" Konferansın devamında ise Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi, Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay "Dava Adamı Müstecib Ülküsal" konusu ile konuşmacı olarak yer aldı. Karatay sözlerine Müstecib Ülküsal'ın vefatının 27. yılında Kırım Tatar halkının milli lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile kabrini ziyaret ettiklerini belirterek başladı. Karatay Müstecib Ülküsal hakkında şu ifadelere yer verdi: "Müstecib Amca gerçekten bir dava adamıydı. İliklerine kadar bir davaya inanmış, bu davanın gereği için de ömrünü ortaya koymuş, ömrünü adamış bir insandı. Onun gibi insanlar hakikaten sık rastlanan insanlar değil. Günümüzde baktığımız zaman Kırım davası için az ya da çok mücadele eden insanlar elbette var. Ama Müstecib Ülküsal gibi daha gençlik yıllarında bu sevdaya tutulmuş, Kırım istiklal davasını her şeyin üzerinde tutmuş ve hiçbir bahane üretmeden elindne geldiği kadarıyla hizmet etmiştir" "KIRIM İŞGALDEN KURTULDUKTAN SONRA  ADI DEĞİŞEN SOKAĞA YİNE MÜSTECİB ÜLKÜSAL İSMİNİ VERECEĞİZ" Ülküsal'ın alçakgönüllü bir insan olduğunu vurgulayan Karatay, gençliğinde onunla nasıl tanıştığından bahsetti. Karatay Kırım'ın Bahçesaray kentinde Müstecib Ülküsal'ın adını verdikleri sokağın isminin değiştiğini belirterek Kırımoğlu'nun "Kırım işgalden kurtulduktan sonra biz yine o sokağa Müstecib Ülküsal adını vereceğiz dedi." ifadesini dile getirdi. İKİ ÖNEMLİ DAVA İNSANI 1995'TE BİR ARAYA GELDİ Avukat Ülküsal'ın diğer meslektaşlarından farklı olarak büyük bir fedakarlıkla Emel Dergisini ve Kırım davasını sırtında taşıdığının altını çizen Karatay, Ülküsal'ın mücadelesini sonuna kadar sürdürdüğünü kaydetti. Karatay 1995 yılında eylem yaptıklarını hatırlatarak, "Emel Kırım Vakfı olarak Altunzade Kültür Merkezinde Müstecib Ülküsal'a saygı günü organize ettik. O toplantıya bugün Çin zulmü altında inleyen Doğu Türkistan davasının bayraktar ismi İsa Yusuf Alptekin'i de davet ettik. Her ikisine de KTMM ve Emel Kırım Vakfı adına plaket, kalpak takdim ettik" diyerek o özel günü katılımcılarla paylaştı. "MÜCADELEYE DEVAM" Karatay, katılımcıları etkileyen sözlerine "Müstecib Ülküsal, Kırım Tatarlarının vatanlarına döndüğünü görerek bahtlı bir şekilde vefat etti" dedi. Karatay aynı zamanda konuşmasında Ukrayna-Rusya Savaşına da dikkat çekerek şunları vurguladı: "Kırım'ın Rus işgalinden kurtarılması için var gücümüzle mücadele etmeliyiz.. Ama fakat demeden, gerekçelere sığınmadan bu savaşın Ukrayna'nın kazanması için Rus propagandasına karşı güçlü bir şekilde mücadele etmeliyiz. Tarihi düşmanımız 1783 senesinden beri bizi büyük coğrafyalara dağıtan, atalarımızı yurtlarından sürgün eden Çarlık Rusya altında aydınlarımızı katleden, vatandaşlarımızı diri diri toprağa gömen Soveyt Rusya bugün için çok kritik bir eşikte. Ve bu kritik eşikte bunun hegomanyasından kurtulmak için tarihi bir fırsat var. Ukrayna'nın savaşı kaznması için, Kırım'ın özgürlüğü için, Tük dünyasının Soveytler Birliği dağıldıktan sonra gerçekten bağımsız olması için mücadele edelim. Durmak yok, mücadeleye devam, mücadeleye devam, mücadeleye devam" vurgusu yaptı.  Konferansın moderatörlüğünü yapan Emel Dergisinin yazarlarından Özgür Karahan çevrimiçi toplantıda Emel Dergisinin ilk baskısını, Müstecib Ülküsal'ın yazdığı "Dobruca ve Türkler, İkinci Dünya Savaşında Berlin Hatıraları ve Kırım'ın Kurtuluş Hatırası, Kırım Türk Tatarları: Dünü Bugünü Yarını ile Müstecib Ülküsal için basılan Kırım Yolunda Bir Müstecib Ülküsal Hatıraları"  kitaplarını sırasıyla katılımcılara tanıttı.  "MÜSTECİB ÜLKÜSAL'I TAKDİRLE ANIYORUM" Kırım Tatar tarihçi, yazar Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kırımlı ise sözlerine Müstecib Ülküsal hakkında konuşulacak çok şeyin olduğunu belirterek başladı. Kırımlı, "Müstecib Bey çok büyük bir kararlılıkla çok büyük bir sabırla, çok büyük bir idealizmle bu meşaleyi küllerin içine düşmüş bir kor halinde olsun tutmayı, sönmeyen ateş gibi saklamasını bir tarihçi, bir Kırım Tatarı, bir Müslüman bir Türk bir insan takdiriyle anmak isterim" ifadelerini kullandı. Kırımlı, "Bize çok şey öğretti. Sadece mütevazı, sabırlı bir insandan bahsetmiyoruz aynı zamanda çok büyük basiret sahibi olduğunu öldükten sonra daha iyi idrak ettim. Çok uzun yıllar yalnız dava yürüten insanlarda kaçınılmaz olarak dış dünyaya karşı güvensizilk başlar. Bu sadece güvensilzik değil, inandıkları temsil ettikleri davanın yegane sahiplerinin en haklı sahiplerinin kendi oldukları düşünceleri kafalarına yerleşir. Ama bunu aşabilen insanlar büyük ve kıymetli insanlardı. Müstecib Bey de bunlardan biriydi" dedi. Konferansın sonunda katılımcılar Müstecib Ülküsal'ın eşi Lütfiye Hanım'a, kardeşi Necip Bey'e, çocuğuna ve ikinci eşi Emine Hanım'a Allah'tan rahmet diledi. Canlı yayının tamamını izlemek için tıklayınız: https://www.facebook.com/EmelKirimVakfi/videos/959396051689578/ MÜSTECİB ÜLKÜSAL KİMDİR? Kırım Tatar halkının milli mücadelesinin büyük yolbaşçısı Av. Müstecib Ülküsal, Vatan Kırım’ı terketmek zorunda kalan binlerce Kırım Tatar ailesinden birinin çocuğu olarak Romanya’nın Mangalya kasabası Azaplar köyünde 15 Şubat 1899’da dünyaya geldi. Kırım Tatarlarının 1917’de Kırım’da İstiklâllerini ilan ederek Kırım Ahali Cumhuriyeti’ni kurmaları üzerine, 1918 yılında Kırım’a bir gemiyle gizlice giderek, Kırım Tatarlarının Milli Mücadelesine fiili olârak katılan Müstecib Ülküsal, Akyar’da (Sivastopol) tutuklandı, Kurultay Hükumeti yetkililerince kurtarıldıktan sonra iki yıl, önce Kaytmaz Ağa sonra Fotisala köylerinde öğretmenlik yaptı.  1920 yılında Bolşeviklerin Kırım’ı işgal etmeleri üzerine Kırım’ı terketmek zorunda kaldı. Lise tahsilini İstanbul’da tamamladıktan sonra Romanya’ya döndü ve 1926 yılında Bükreş’te Hukuk Fakültesini bitirdi.  Öğrencilik yıllarında Romanya’da çıkan Türkçe gazetelere makaleler yazarak Türklere milliyetçi bir ruh verme çabalarını, arkadaşlarıyla birlikte kurduğu “Tonguç” cemiyetinin faaliyetleriyle bu çabalarını yaygınlaştırmaya gayret etti. 1 Ocak 1930 yılında Romanya’da 10 idealist arkadaşıyla, Emel Dergisi’ni yayımlamaya başladı. Kırım Kurultay hükumeti Dışişleri bakanı ve Kırım Millî Merkezi başkanı Cafer Seydahmet Kırımer’in isteğiyle Kırım İstiklal Davasının resmi yayın organı olan Emel Dergisini 1941 yılında, Almanların Dobruca’ya gelmeleri üzerinde kapatmak zorunda kalarak Türkiye’ye göç etti. II.Dünya Savaşı esnasında Kırım Milli Merkezi’nin kararıyla, arkadaşı Edige Kırımal ile birlikte, Almanlara esir düşen soydaşlarına yardımcı olmak, Sovyet işgalinden kurtulan Alman işgali altına giren Kırım’da Kırım Tatarlarının bir devlet kurabilmesi imkanlarını araştırmak üzere Almanya’ya gitmiştir. 1942 yılında Türkiye’ye dönerek, 1976 yılına kadar fiili olarak avukatlık yaparak geçimini temin etmişti. Cafer Seydahmet Kırımer’in rahatsızlığı sebebiyle Kırım Millî Merkezi’nin başkanlığını 1955 yılından itibaren vekâleten, 1960 yılında Kırımer’in vefatı sonrası bilfiil yürütmeye başladı. 1960 yılından sonra Türkiye’de yeniden yayınlanmaya başlayan Emel Dergisinin başyazarlığını gözlerinin rahatsızlandığı 1986 yılına kadar yürüten Müstecib Ülküsal, arkadaşlarıyla birlikte 1986 yılında Emel Kırım Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfını kurdu. “Dobruca ve Türkler”, “Kırım Türk-Tatarları”, “II.Dünya Savaşında 1941-42 Berlin Hatıraları ve Kırım’ın Kurtuluş Davası”, “Dobruca’daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler” adlı eserleri kaleme alan Müstecib Ülküsal, “Gagauzların Aslı” ve “Üç Bozkırlı Atilla-Cengiz-Timur” adlı eserlerinin Türkçeye tercüme etti. Müstecib Ülküsal, 10 Ocak 1996 tarihinde 97 yaşında iken İstanbul’da vefat etti.

Kırım Tatar halkının milli mücadelesinin büyük yolbaşçısı Av. Müstecib Ülküsal Haber

Kırım Tatar halkının milli mücadelesinin büyük yolbaşçısı Av. Müstecib Ülküsal

Emel Dergisinin kurucu başyazarı, ömrünü Kırım ve Türklük davasına adamış Av. Müstecib Ülküsal bundan 27. yıl önce İstanbul’da hayata veda etti. Müstecib Ülküsal,  vefatının yıl dönümünde düzenlenen çeşitli etkinlikler ile rahmet ve minnetle anılıyor.  MÜSTECİB ÜLKÜSAL ANILACAK Emel Kırım Vakfı 10 Ocak 2023 tarihinde Salı günü akşam Zoom ve Facebook üzerinden Prof. Dr. Zuhal Yüksel ve Zafer Karatay'ın vereceği bir konferansta Müstecib Ülküsal'ı anlatılacak. MÜSTECİB ÜLKÜSAL KİMDİR? Kırım Tatar halkının milli mücadelesinin büyük yolbaşçısı Av. Müstecib Ülküsal, Vatan Kırım’ı terketmek zorunda kalan binlerce Kırım Tatar ailesinden birinin çocuğu olarak Romanya’nın Mangalya kasabası Azaplar köyünde 15 Şubat 1899’da dünyaya geldi. Kırım Tatarlarının 1917’de Kırım’da İstiklâllerini ilan ederek Kırım Ahali Cumhuriyeti’ni kurmaları üzerine, 1918 yılında Kırım’a bir gemiyle gizlice giderek, Kırım Tatarlarının Milli Mücadelesine fiili olârak katılan Müstecib Ülküsal, Akyar’da (Sivastopol) tutuklandı, Kurultay Hükumeti yetkililerince kurtarıldıktan sonra iki yıl, önce Kaytmaz Ağa sonra Fotisala köylerinde öğretmenlik yaptı.  1920 yılında Bolşeviklerin Kırım’ı işgal etmeleri üzerine Kırım’ı terketmek zorunda kaldı. Lise tahsilini İstanbul’da tamamladıktan sonra Romanya’ya döndü ve 1926 yılında Bükreş’te Hukuk Fakültesini bitirdi.  Öğrencilik yıllarında Romanya’da çıkan Türkçe gazetelere makaleler yazarak Türklere milliyetçi bir ruh verme çabalarını, arkadaşlarıyla birlikte kurduğu “Tonguç” cemiyetinin faaliyetleriyle bu çabalarını yaygınlaştırmaya gayret etti. 1 Ocak 1930 yılında Romanya’da 10 idealist arkadaşıyla, Emel Dergisi’ni yayımlamaya başladı. Kırım Kurultay hükumeti Dışişleri bakanı ve Kırım Millî Merkezi başkanı Cafer Seydahmet Kırımer’in isteğiyle Kırım İstiklal Davasının resmi yayın organı olan Emel Dergisini 1941 yılında, Almanların Dobruca’ya gelmeleri üzerinde kapatmak zorunda kalarak Türkiye’ye göç etti. II.Dünya Savaşı esnasında Kırım Milli Merkezi’nin kararıyla, arkadaşı Edige Kırımal ile birlikte, Almanlara esir düşen soydaşlarına yardımcı olmak, Sovyet işgalinden kurtulan Alman işgali altına giren Kırım’da Kırım Tatarlarının bir devlet kurabilmesi imkanlarını araştırmak üzere Almanya’ya gitmiştir. 1942 yılında Türkiye’ye dönerek, 1976 yılına kadar fiili olarak avukatlık yaparak geçimini temin etmişti. Cafer Seydahmet Kırımer’in rahatsızlığı sebebiyle Kırım Millî Merkezi’nin başkanlığını 1955 yılından itibaren vekâleten, 1960 yılında Kırımer’in vefatı sonrası bilfiil yürütmeye başladı. 1960 yılından sonra Türkiye’de yeniden yayınlanmaya başlayan Emel Dergisinin başyazarlığını gözlerinin rahatsızlandığı 1986 yılına kadar yürüten Müstecib Ülküsal, arkadaşlarıyla birlikte 1986 yılında Emel Kırım Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfını kurdu. “Dobruca ve Türkler”, “Kırım Türk-Tatarları”, “II.Dünya Savaşında 1941-42 Berlin Hatıraları ve Kırım’ın Kurtuluş Davası”, “Dobruca’daki Kırım Türklerinde Atasözleri ve Deyimler” adlı eserleri kaleme alan Müstecib Ülküsal, “Gagauzların Aslı” ve “Üç Bozkırlı Atilla-Cengiz-Timur” adlı eserlerinin Türkçeye tercüme etti. Müstecib Ülküsal, 10 Ocak 1996 tarihinde 97 yaşında iken İstanbul’da vefat etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.