SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Nato Zirvesi

QHA - Kırım Haber Ajansı - Nato Zirvesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nato Zirvesi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ankara'da skandal kışkırtma: Katliamın gölgesinde Rus propaganda korosu sahne alıyor! Haber

Ankara'da skandal kışkırtma: Katliamın gölgesinde Rus propaganda korosu sahne alıyor!

Türkiye’nin başkenti Ankara, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde dünya siyasetinin kalbinin atacağı son derece kritik bir NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, Kremlin açık bir psikolojik harp taktiği yürütüyor. Rusya, ittifakın kalbinin Ankara'da atacağı bu kritik askerî zirveden hemen önce, başkentin göbeğinde Rus askerî üniformalı ve apoletli bir topluluğu sahneye çıkararak gövde gösterisi yapacak. Ancak diplomatik skandalın boyutu sadece zamanlamayla sınırlı kalmadı. Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığına bağlı söz konusu askerî topluluğunun, 3-4 Temmuz 2026 tarihlerinde, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliğinin yanı başındaki Oran Açıkhava Sahnesi'nde konser verecek olması, tam anlamıyla alaycı, vicdansız ve kışkırtıcı bir adım olarak uluslararası kamuoyunun tepkisini çekiyor. KIYİV KAN AĞLARKEN YANI BAŞINDA SAVAŞ PROPAGANDASI! Konser programına tepki gösteren çevreler, etkinliği yalnızca kültürel bir faaliyet olarak değil, aynı zamanda sembolik ve siyasi mesajlar taşıyan bir adım olarak değerlendiriyor. Bazı yorumcular, zamanlamanın özellikle dikkat çekici olduğunu savunuyor. Tartışmalar, geçen gece Ukrayna’nın başkenti Kıyiv’e düzenlenen geniş çaplı hava saldırısının ardından daha da yoğunlaştı. Rusya, 1 Temmuz'u 2 Temmuz'a bağlayan gece Ukrayna'ya karşı büyük bir hava saldırısı gerçekleştirerek, Kıyiv'de 30 sivili katletti ve çok sayıda konutu yerle bir etti. Bu katliam nedeniyle 3 Temmuz günü Ukrayna'da millî yas ilan edilirken, hayatını kaybedenlerin anısına ülkenin diplomatik temsilciliklerinde bayraklar yarıya indirildi ve taziye defteri açıldı. Ukrayna halkı bu trajik günlerde sivil kayıplarının yasını tutarken, sivil halka karşı savaş suçları işleyen saldırgan ve işgalci ülkenin ordusunun, Ukrayna Büyükelçiliğinin hemen sınır duvarının ötesinde marşlar çalıp eğlence düzenlemesi, katledilen kurbanların anısına açık bir saygısızlık ve ağır bir tahrik olarak değerlendiriliyor. AMAÇ: MİLİTARİZMİ MEŞRULAŞTIRMAK VE DEZENFORMASYON 2014 yılından bu yana Rus ordusunun uluslararası hukuka aykırı askerî saldırılarına maruz kalan Ukrayna'da, Birleşmiş Milletler verilerine göre bugüne kadar 19 binden fazla sivil hayatını kaybetti; bu kurbanların en az 791'ini ise çocuklar oluşturdu. Yalnızca 24 Şubat 2022'de başlayan Rusya'nın topyekûn işgal girişimi ve saldırılarından bu yana Kıyiv'de evlerinde vurularak ölen sakinlerin sayısı, 25'i çocuk olmak üzere 250'yi aştı. Bunca kan ve gözyaşının müsebbibi olan Moskova, bu adımla Rus militarizmini yaygınlaştırmayı, silahlı saldırganlığı masum göstererek meşrulaştırmayı, savaş propagandasını doğrudan Türk toplumunun gözü önüne taşımayı ve kamuoyunu dezenformasyona maruz bırakmayı hedefliyor. KIYİV GENELİNDE BİLANÇO AĞIRLAŞTI: CAN KAYBI 30’A YÜKSELDİ İşgalci Rusya, 1 Temmuz’u 2 Temmuz’a bağlayan gece Ukrayna’ya geniş çaplı hava saldırısı gerçekleştirdi. Saldırı sonucu başkent Kıyiv’de en az 30 kişi hayatını kaybetti, yaralı sayısı 100'ü aştı. Başkentin birçok yerinde yıkım tescillenirken; çok sayıda apartman, sağlık kurumları, depolar, bir otel ve hatta Kıyiv Hayvanat Bahçesi bile Rus bombardımanından doğrudan etkilendi. Kıyiv’deki arama kurtarma çalışmaları sürüyor; saldırıda yıkılan apartmanda yaşayan 10 kişi hâlâ aranıyor. DAHA ÖNCE KONSERLERİ İPTAL EDİLMİŞTİ! Rus Kızıl Ordu Korosu ve Dans Topluluğu, 2024 yılında tarihî bir skandala imza atarak, Kırım Tatar halkının vatan Kırım'dan sürgün edilmesinin 80. yıl dönümü olan 18 Mayıs'ta Bursa'da, Çerkes halkının büyük bir sürgün ve soykırım uğradığı 21 Mayıs'ta ise Antalya'da konser vereceğini duyurmuştu. Kırım Haber Ajansının (QHA) girişimleri ve Türk kamuoyu ile Kırım Tatarlarının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun tepkileri üzerine söz konusu konserler ertelenmişti.

Büyükelçi Celâl: Rus Kızılordu Korosu konserini ‘kültürel etkinlik’ başlığı altında masumlaştırmak gerçekçi değildir Haber

Büyükelçi Celâl: Rus Kızılordu Korosu konserini ‘kültürel etkinlik’ başlığı altında masumlaştırmak gerçekçi değildir

Aleksandrov Rus Kızılordu Korosu ve Dans Topluluğu’nun 26 Haziran’da başlayan İstanbul, İzmir, Antalya ve Adana’da gerçekleştirdiği, 3–4 Temmuz tarihlerinde ise Ankara’da vereceği konserler Rusya’nın kültür propagandası üzerine kamuoyunda derin tartışmalara sebep oldu. Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl gazeteci Dr. Hasan Mesut Önder’e verdiği demeçte, Rus devlet elitlerinin zihin dünyası ve Rusya’nın kültürel propaganda faaliyetleri üzerine kritik değerlendirmelerde bulundu. “RUS DEVLET AKLININ MERKEZİNDE HÂLÂ GÜÇLÜ BİR İMPARATORLUK TAHAYYÜLÜ YER ALMAKTADIR” “Rus devlet liderliği ve bürokrasisinin zihniyetini anlamak için, bu yapının tarihsel reflekslerine bakmak gerekir. Açıkça söylemek gerekirse bu elitler Türk toplumu, Kazak toplumu, Ermeni toplumu ya da Gürcü toplumu için gerçek anlamda ‘dost’ değildir çünkü Rus devlet aklının merkezinde hâlâ güçlü bir imparatorluk tahayyülü yer almaktadır.“ şeklinde konuşan Büyükelçi Celâl; bu tahayyülün yalnızca geçmişe duyulan nostaljik bir özlem değil, aynı zamanda bugünün politikalarını şekillendiren aktif bir motivasyon olduğunu dile getirdi. Söz konusu Rus zihniyetinin çevresindeki coğrafyayı eşit aktörler olarak değil, nüfuz alanları olarak gördüğüne işaret eden Büyükelçi Celâl, bu nedenle Rusya için “yakın çevrenin”, bağımsız ve egemen devletlerden oluşan bir bölge değil; kontrol edilmesi, yönlendirilmesi ve gerektiğinde baskı altına alınması gereken bir etki sahası olduğunu belirtti. RUSYA, PSİKOLOJİK VE ENFORMASYONEL ARAÇLARLA DA ETKİ ÜRETMEYE ÇALIŞIYOR Bununla birlikte “Örneğin Gürcistan’da seçim sürecinde kullanılan propaganda yöntemleri bu yaklaşımı net biçimde ortaya koyuyor. Gürcistan sokaklarına asılan billboardlarda, Ukrayna’da harabeye çevrilmiş şehirlerin fotoğrafları kullanılarak halka âdetâ şu mesaj verildi: ‘Bu mu olmak istiyorsunuz?’ Bu, klasik bir siyasi kampanya dilinden çok, korku üzerinden inşa edilen bir jeopolitik mesajdır.” değerlendirmesini yapan Büyükelçi Celâl, Rusya’nın sadece askerî gücüyle değil, psikolojik ve enformasyonel araçlarla da etki üretmeye çalışmakta olduğunu kaydetti. “RUSYA’NIN İMPARATORLUK ARZULARININ SOMUT EYLEMLERLE DESTEKLENDİĞİ GÖRÜLMELİ” Devletler ve liderler düzeyinde ilişkiler her zaman sürdürülebildiğini ve diplomasinin de bunu gerektirdiğini dile getiren Büyükelçi Celâl, “Ancak toplumlar düzeyinde daha derin bir gerçeklik vardır. Türk toplumu başta olmak üzere bölge halklarının, Rusya’nın imparatorluk arzularının yalnızca bir söylem olmadığını, somut politika ve eylemlerle desteklendiğini görmesi gerekir.” dedi. Öte yandan Büyükelçi Celâl; Karadeniz’in “Rusya’nın doğal etki alanı” olduğu yönündeki söylemlerin, Rusya’nın Boğazlar üzerinde dile getirilen tarihsel iddialarının ve bölgesel güç projeksiyonunun ise söz konusu zihniyetin bugünkü yansımaları olduğunu ifade etti. Bu düşünce yapısının en kritik sonucunun istikrarsızlık üretmesi olduğuna, bunun sebebinin ise söz konusu yaklaşımın eşitlik temelinde iş birliğini değil; güç, baskı ve kontrol üzerinden kurulan ilişkileri öncelemekte olduğuna dikkat çeken Büyükelçi Celâl, “Sonuç olarak ortaya çıkan tablo; kaos, çatışma, kan ve gözyaşıdır.” dedi. Bununla birlikte söz konusu düşünce yapısının izlerinin Ukrayna’dan Gürcistan’a, Suriye’den diğer kriz bölgelerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada görüldüğüne işaret eden Büyükelçi Celâl, “Dolayısıyla mesele yalnızca Rusya’nın ne yaptığı değil, nasıl düşündüğüdür ve bu düşünce biçimi değişmediği sürece, bölgedeki gerilim potansiyeli de varlığını sürdürmeye devam edecektir.” şeklinde konuştu. “BİR ZAMANLAR SOFRAMIZI PAYLAŞTIĞIMIZ ELLER, BU KEZ BİZİ YURDUMUZDAN SÖKÜP ATAN BİR MEKANİZMANIN PARÇASIYDI” Büyükelçi Celâl, Rus zihniyetinin anlaşılması için 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’na dair somut bir örnek verdi. 2014 yılından bu yana Rus işgali altındaki Kırım’ın aslî unsuru olan Kırım Tatarlarının tarihsel hafızasında derin izler bırakmış soykırımı gündeme getiren Büyükelçi Celâl, şu değerlendirmelerde bulundu: Nazi orduları Kırım’dan temizlendikten sonra bizler, Sovyet askerlerini kurtarıcı olarak karşıladık. Evlerimizin kapılarını açtık, soframızı paylaştık, ekmeğimizi böldük, sütümüzü ikram ettik. O günlerde yaşananlar, savaşın yorgunluğu içinde insanlığın hâlâ ayakta kalabildiğini gösteren nadir anlardandı. Ancak bu hikâye burada bitmedi. Kısa bir süre sonra, 1944 yılında, aynı Sovyet yönetimi bir emirle bizi (Kırım Tatarlarını) topraklarımızdan kopardı. Ekmek verdiğimiz, evimize buyur ettiğimiz insanlar bir gecede hayatlarımızı altüst eden sürgünün parçası hâline geldi. Kadın, çocuk, yaşlı demeden binlerce insan vagonlara dolduruldu; bilinmeze, açlığa, hastalığa ve ölüme gönderildi. Bir zamanlar soframızı paylaştığımız eller, bu kez bizi yurdumuzdan söküp atan bir mekanizmanın parçasıydı. Bu sadece bir tarih kesiti değil; kolektif hafızamızda hâlâ canlı olan bir travmadır. Güvenin nasıl kırıldığını, insanlık ile devlet aklı arasındaki uçurumun ne kadar derin olabileceğini gösteren bir kırılma anıdır. Dün ‘kurtarıcı’ olarak görülenlerin, bugün bir emirle sürgünün uygulayıcısına dönüşebilmesi, bu zihniyetin en çarpıcı göstergesidir. 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın yalnızca geçmişe ait acı bir hatıra değil, aynı zamanda geleceğe dair bir uyarı olduğunu kaydeden Büyükelçi Celâl, bu olayın güç odaklı, insanı değil devleti merkeze alan Rus zihniyetinin, koşullar değiştiğinde nasıl sert ve acımasız kararlar üretebildiğini açıkça ortaya koyduğunu dile getirerek "Ve belki de en sarsıcı olanı şudur: Aynı sofrayı paylaştığınız insanların, bir gün sizi yurdunuzdan edenlerin parçası hâline gelebilmesidir.” dedi. ÜNİFORMASINA SİVİL VE ÇOCUK KANI BULAŞAN BİR ORDUNUN KOROSUNUN TÜRKİYE’DE PLANLANAN KONSERİ İNFİAL YARATTI! Rusya’nın 2 Temmuz 2026 tarihinde Ukrayna’da düzenlediği hava saldırılarında aralarında çocukların da bulunduğu onlarca sivilin hayatını kaybetmesi üzerine ülkede yas ilan edildiğini hatırlatan Büyükelçi Celâl, Aleksandrov Rus Kızılordu Korosu ve Dans Topluluğu tarafından NATO Zirvesi öncesinde başkent Ankara’da konser planlanmasını eleştirdi. Sivilleri hedef alan saldırıların hemen ardından bir askerî korunun sahneye çıkmasının Ukrayna açısından sadece bir kültürel etkinlik olarak değerlendirilemeyeceğine işaret eden Büyükelçi Celâl, şu ifadeleri kullandı: Üniformasına sivil ve çocuk kanı bulaşmış bir ordunun temsilcilerinin aynı üniformalarla başka bir ülkede konser vermesi, takdiri elbette Türk kamuoyuna ait olan bir durumdur. Şunu özellikle vurgulamak isterim: Söylediklerim Türkiye’ye veya Türk hükûmetine bir yön verme çabası olarak anlaşılmamalıdır. Biz Türkiye’nin gücünü kendi gücümüz olarak görüyoruz. Türkiye bu bölgenin en önemli ülkelerinden biridir ve değerlendirmelerimi bu samimiyetle paylaşıyorum. “AMAÇ YALNIZCA MÜZİK İCRA ETMEK DEĞİL, TÜRKİYE’DE BİR KAMUOYU GÖRÜNTÜSÜ ÜRETMEK” Bugün Rusya’nın uluslararası sistemde giderek yalnızlaştığına ve Çin, Kuzey Kore ve Belarus dışında açık ve güçlü bir destekçi bulmakta zorlandığına işaret ederek Türki cumhuriyetlerle dahi daha temkinli ve mesafeli bir ilişki yürütmek zorunda kaldığını belirten Büyükelçi Celâl, “Böyle bir tabloda, kültürel etkinlikler Rusya için yalnızca sanat değil; aynı zamanda bir kamu diplomasisi ve algı yönetimi aracına dönüşüyor.” dedi. Bu konserlerin bu bağlamda okunması gerektiğini vurgulayan Büyükelçi Celâl, “Amaç yalnızca müzik icra etmek değil; Türkiye’de bir kamuoyu görüntüsü üretmek. Konser sonrasında Rus medyasında ve resmî söylemde ‘Türkiye’de binlerce kişi Rus Ordu Korosu’nu izledi’, ‘Türk halkı Rusya’ya ilgi gösteriyor’ gibi mesajların öne çıkarılacağını öngörmek zor değil. Bu, uluslararası alanda yalnızlaşan bir aktörün, meşruiyet üretme ve yalnızlık algısını kırma çabasıdır.” ifadelerini kullandı. “BİLİŞSEL SAVAŞTA SEMBOLLER, ANLATILAR VE SAHNELEME BİÇİMİ KRİTİK ROL OYNAR” Bununla beraber Büyükelçi Celâl; kültürel diplomasinin her ülkenin başvurduğu meşru bir araç olduğunu, Ukrayna’nın da kendi mutfağını, kültürünü ve müziğini tanıttığını kaydederek “Ancak kültürel diplomasi ile bilişsel savaş arasındaki çizgi son derece incedir. Bilişsel savaşta semboller, anlatılar ve sahneleme biçimi kritik rol oynar. Bu noktada Rus Ordu Korosu’nun niteliği belirleyici hâle geliyor.” dedi. RUS ORDU KOROSU İLE MEHTER TAKIMI ARASINDA DERİN FARKLILIKLAR MEVCUT Rus Ordu Korosu’nun çoğu zaman Türkiye’de Mehter takımı gibi kültürel bir yapı ile kıyaslandığını fakat bu karşılaştırmanın yalnızca yüzeysel değil, aynı zamanda yanıltıcı olduğunu dile getiren Büyükelçi Celâl, şu ifadelere yer verdi: Mehter, bugün tarihsel bir mirasın kültürel temsiliyken Rus Ordu Korosu, doğrudan Rus Silahlı Kuvvetlerini temsil eden, resmî üniforma taşıyan ve repertuvarında savaş anlatıları ile sözde askerî kahramanlık anlatılarını işleyen kurumsal bir yapıdır. Bu nedenle sahnedeki varlığı bir sanat faaliyetinden çok, devletin askerî kimliğinin bilinçli bir biçimde sahneye taşınmasıdır. Bu tabloyu ‘kültürel etkinlik’ başlığı altında masumlaştırmak gerçekçi değildir çünkü burada icra edilen yalnızca müzik değil, aynı zamanda bir güç gösterisi, bir anlatı dayatması ve bir meşruiyet üretimidir. Üniforma, marşlar ve tarihsel referanslar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey, estetik bir performanstan ziyade politik bir mesajdır. Bu bağlamda Rus Ordu Korosu’nun Mehter ile değil, ancak İsrail ordusunu temsil eden bir koro ile kıyaslanabileceğini söylemek daha isabetli olacaktır. SİVİLLERİ KATLEDEN BİR ASKERÎ YAPI, KURUMSAL KİMLİĞİYLE ULUSLARARASI SAHNELERDE NORMALLEŞTİRİLİYOR! Aktif çatışma yürüten ve sivillerin ölümünden sorumlu tutulan bir askerî yapının kurumsal kimliğiyle uluslararası sahnelerde normalleştirilmesini eleştiren Büyükelçi Celâl, “Bu noktada şu soru kaçınılmazdır: İsrail ordusunu temsil eden bir koro, bugün Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde sahneye çıkabilir mi? Eğer bu kabul edilemez bulunuyorsa aynı durumun Rusya için neden farklı değerlendirilmesi gerektiği de açıklanmalıdır.” dedi. Söz konusu tartışmanın bu sebepten ötürü sanat ile siyaset arasındaki klasik sınır meselesinin ötesine geçtiğini ve savaş ile askerî gücün estetik bir forma büründürülerek meşrulaştırıldığının altını çizen Büyükelçi Celâl, “Bu nedenle Rus Ordu Korosu’nun uluslararası sahnelerdeki varlığı, bir konserden ziyade semboller ve duygular üzerinden yürütülen bilinçli bir algı operasyonu olarak değerlendirilmelidir.” değerlendirmesini yaptı. “NATO ZİRVESİ ÖNCESİNDE BÖYLE BİR KONSERİN DÜZENLENMESİ TESADÜF DEĞİLDİR” “Bu nedenle Türkiye gibi Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü açıkça destekleyen ve NATO üyesi olan bir ülkede, NATO Zirvesi öncesinde böyle bir konserin düzenlenmesi tesadüf değildir.” şeklinde konuşan Büyükelçi Celâl, bu adımının hem Rusya’nın Türkiye ile Batı arasındaki algısal mesafeyi artırmaya yönelik bir girişimi olarak yorumlanabileceğine hem de Rusya’nın “NATO üyesi bir ülkede bile varlık gösterebiliyoruz” mesajını vermesine hizmet ettiğini vurguladı. “TÜRKİYE’DE GERÇEKLEŞEN KONSERLER RUSYA İÇİN AYRI BİR PROPAGANDA DEĞERİ TAŞIMAKTADIR” Öte yandan Büyükelçi Celâl, meselenin bir diğer boyutunun da iç kamuoyu ve cephe psikolojisi olduğunu belirterek Rusya’nın bu tür etkinlikleri kendi askerleri ve toplumu için bir moral ve motivasyon unsuru olarak kullandığını ve yurt dışında sahne alan askerî korosu aracılığıyla “dünya bizi dışlamıyor” mesajını içeriye taşıdığını kaydetti. Batı ülkelerinde bu tür konserlerin büyük ölçüde yasaklanmış olmasına da vurgulayan Büyükeçi Celâl, “Türkiye’de gerçekleşen konserler ise bu açıdan Rusya için ayrı bir propaganda değeri taşımaktadır.” dedi. RUS ORDU KOROSUNUN SAHNEYE ÇIKARKEN KULLANDIĞI SEMBOLLER TESADÜF DEĞİL Rus Ordu Korosu tarafından kullanılan sembollere dikkat çeken Büyükelçi Celâl, koronun sahneye çıkarken kullandığı Aziz Georgiy Kurdelesinin yalnızca estetik bir unsur değil, güçlü bir tarihsel ve ideolojik yük taşıyan bilinçli bir tercih olduğunun altını çizdi. Öte yandan Büyükelçi Celâl, hem Bizans mirasında hem de Rus Ortodoks geleneğinde önemli bir figür olan Aziz Georgiy üzerinden bu kurdelenin askerî kahramanlık, zafer ve imparatorluk gücü gibi kavramları simgelediğini belirtti. Ayrıca Büyükelçi Celâl, Aziz Georgiy nişanı ve kurdelesinin II. Katerina tarafından 1769 yılında Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ihdas edildiğini kaydederek nişan ve kurdelenin Kırım’ın Osmanlı’dan kopuşu ile olan bağlantısına dikkat çekti. Bu sürecin sonunda imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım’ın Osmanlı’dan koptuğunu ve Rusya’nın, Osmanlı Devleti karşısında tarihsel ölçekte önemli bir üstünlük elde ettiğini hatırlatan Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi, son olarak şu ifadelere yer verdi: Bu bağlamda kurdele, yalnızca bir askerî nişan değil; aynı zamanda Rus yayılmacılığının ve jeopolitik zafer anlatısının sembollerinden biri hâline gelmiştir. Dolayısıyla sahnedeki her unsur, üniforma, müzik ve semboller birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, basit bir kültürel etkinliğin ötesine geçmektedir. Bu tür organizasyonlar, çok katmanlı bir propaganda ve algı yönetimi pratiği olarak okunmayı gerektirmektedir.

Çekya Parlamentosu, Cumhurbaşkanının bazı dış politika yetkilerini sınırlandırdı Haber

Çekya Parlamentosu, Cumhurbaşkanının bazı dış politika yetkilerini sınırlandırdı

Çekya Parlamentosunun alt kanadı Temsilciler Meclisi, Cumhurbaşkanı Petr Pavel'in dış politikaya ilişkin bazı yetkilerini sınırlandıran yasa değişikliğini kabul etti. Cumhurbaşkanlığı ise karara karşı gerekli adımların değerlendirileceğini açıkladı. Temsilciler Meclisinde iktidar koalisyonunun oylarıyla kabul edilen düzenleme, Çekya'nın uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimî temsilciliklerine atanacak büyükelçilerin atanması ve görevden alınması yetkisini cumhurbaşkanından alarak Dışişleri Bakanına devrediyor. Öte yandan, Dış Hizmet Yasası'nda değişiklik öngören düzenlemenin yürürlüğe girebilmesi için Senato tarafından da kabul edilmesi gerekiyor. CUMHURBAŞKANLIĞI: YETKİLER DARALTILIYOR Prag Kalesi Sözcüsü Vit Kolar, parlamentoda kabul edilen düzenlemenin Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerini sınırlandırmaya yönelik yeni bir girişim olduğunu belirtti. Kolar, söz konusu değişikliğin Cumhurbaşkanının dış politika alanındaki görev ve yetkilerini daralttığını ifade ederek, Cumhurbaşkanı Pavel'in atılabilecek hukuki ve siyasi adımları değerlendireceğini söyledi. NATO ZİRVESİ TARTIŞMASI HATIRLATILDI Kolar, iktidar çoğunluğunun daha önce de anayasal yetki tartışmalarına yol açan adımlar attığını belirterek, hükûmetin Cumhurbaşkanı Pavel'in Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihinde düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılımını engelleme girişimi nedeniyle konunun Anayasa Mahkemesine taşındığını hatırlattı. Çekya Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Pavel'in başvurusunu kabul ederek hükûmetin kendisini ülkenin resmî NATO Zirvesi heyetine dâhil etmesi gerektiğine hükmetmişti. Çek hükûmeti ise daha önce temmuz ayında Ankara'da yapılacak NATO Zirvesi'nde ülke heyetine Başbakan Andrej Babis'in başkanlık etmesine karar vermiş, heyette savunma ve dışişleri bakanlarının da yer alacağını açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Pavel ise zirve kapsamında düzenlenecek devlet başkanları akşam yemeğine katılmayı, resmî müzakereleri ise hükûmet üyelerinin yürütmesini önermişti.

Türkiye'nin yeni askerî gücü: Ay Yıldız Karargâhı dünyaya örnek olacak Haber

Türkiye'nin yeni askerî gücü: Ay Yıldız Karargâhı dünyaya örnek olacak

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı (MSB), Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesini tek çatı altında bir araya getirecek Ay Yıldız Müşterek Karargâh Projesinin, en gelişmiş teknolojiler ve üst düzey güvenlik sistemleriyle donatılarak dünyanın örnek askerî karargâhlarından biri olacağını bildirdi. MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Ay Yıldız Müşterek Karargâhı'nda düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında proje hakkında açıklamalarda bulundu. Aktürk, proje kapsamında MSB, Genelkurmay Başkanlığı ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının aynı yerleşkede toplanacağını belirterek, bu sayede müşterek harekât anlayışının daha da güçlendirileceğini ifade etti. Karargâhın en gelişmiş teknolojilerle donatıldığını kaydeden Aktürk, Çelik Kubbe anlayışıyla desteklenen güvenlik tedbirleri sayesinde tesisin dünyanın örnek askerî karargâhlarından biri olacağını vurguladı. Ayrıca projenin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta ve koordinasyon kabiliyetini artırarak savunma alanındaki etkinliğine önemli katkı sağlayacağını söyledi. Aktürk, "Ay yıldızlı al bayrağımızdan ilham alınarak tasarlanan bu yerleşke; özgün mimarisi, akıllı bina konsepti çevre dostu yapısı ve ileri teknoloji altyapısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bugün ve gelecekteki ihtiyaçlarını en üst düzeyde karşılayacak şekilde inşa edilmektedir. Siber güvenlikten balistik korumaya, KBRN tehditlerine karşı alınan tedbirlerden ileri mühendislik çözümlerine kadar en gelişmiş teknolojilerle donatılan proje, Çelik Kubbe anlayışıyla desteklenen güvenlik tedbirleri sayesinde dünyanın örnek askerî karargâhlarından biri olacaktır. Böylece Ay Yıldız Karargâhı; Bakanlığımızın kurumsal bütünleşmesini güçlendiren, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin müşterek harekât kabiliyetini ileri seviyeye taşıyan ve Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda savunma alanındaki vizyonumuzu somutlaştıran stratejik bir merkez niteliği kazanacaktır." dedi. NATO ZİRVESİ KAPSAMINDA AY YILDIZ KARARGÂHI'NDA RESEPSİYON DÜZENLENECEK Aktürk, Ay Yıldız Müşterek Karargâhı'nın dünyanın sayılı büyüklükteki askerî karargâhlarından biri olduğunu belirterek, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi kapsamında konuk savunma bakanları ile NATO'nun üst düzey temsilcileri onuruna karargahta resepsiyon düzenleneceğini açıkladı. Aktürk, NATO Zirvesi'nin İttifakın kolektif savunmaya olan bağlılığını teyit edecek, değişen güvenlik ortamına uyumunu ve ortak caydırıcılık anlayışını güçlendirecek önemli bir platform olduğunu belirterek, zirvenin Türkiye'nin uluslararası güvenlik mimarisindeki konumunu ve NATO içindeki stratejik rolünü bir kez daha ortaya koyacağını ifade etti. Zirvenin, NATO'nun geleceğine ilişkin ortak yaklaşımın şekillendirileceği önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildiğini kaydeden Aktürk, zirve kapsamında düzenlenecek "Savunma Sanayii Forumu"nun ise savunma yatırımlarının artırılmasına, transatlantik savunma sanayi iş birliğinin geliştirilmesine ve İttifakın savunma ile caydırıcılık kapasitesinin güçlendirilmesine katkı sağlamasının beklendiğini söyledi.

NATO Zirvesi öncesi Ankara'da geniş çaplı trafik düzenlemesi: Kapatılacak yollar açıklandı Haber

NATO Zirvesi öncesi Ankara'da geniş çaplı trafik düzenlemesi: Kapatılacak yollar açıklandı

Ankara Valiliği, 7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenecek 36. NATO Zirvesi kapsamında uygulanacak güvenlik ve trafik tedbirlerini duyurdu. Valilikten yapılan açıklamada, zirve güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması ve vatandaşların huzur ile güvenliğinin sürdürülebilmesi amacıyla kent genelinde kapsamlı önlemler alınacağı bildirildi. Bu kapsamda, zirvenin gerçekleştirileceği güzergâhlarda ve çevresindeki bazı cadde ve bulvarlar belirli saatlerde araç trafiğine kapatılacak. Valilikten yapılan açıklamaya göre, bu kapsamda Zirve toplantılarının yapılacağı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 7 Temmuz Salı günü saat 07.00'den 8 Temmuz Çarşamba günü 23.59'a kadar, Cumhurbaşkanlığı Bulvarı tamamı, Cumhurbaşkanlığı Caddesi tamamı, Alparslan Türkeş Caddesi tamamı, Beştepe Caddesi tamamı, Söğütözü Caddesi tamamı, Bahriye Üçok Caddesi tamamı, Şehit Öğretmen Şenay Aybüke Yalçın Caddesi'nin İsmail Karakaya Caddesi ile Söğütözü Caddesi arasında kalan bölümü, Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi'nin Dumlupınar Bulvarı ile Çetin Emeç Bulvarı arasında kalan bölümünün tamamı, Sakıp Sabancı Bulvarı'nın Beştepe Caddesi ile AŞTİ arasında kalan bölümün tamamı araç trafiğine kapatılacak, belirtilen güzergahlara araç park edilmesine izin verilmeyecek ve park halindeki araçlar kaldırılacak. Valilik açıklamasına göre, zirveye katılacak konukların konaklayacağı bölgelerde 6 Temmuz Pazartesi saat 07.00'den 8 Temmuz Çarşamba günü saat 23.59'a kadar bazı cadde ve sokaklar araç trafiğine kapatılacak. Bu güzergâhlara araç park edilmesine izin verilmeyecek, park hâlinde bulunan araçlar ise çekiciyle kaldırılacak. Yenimahalle ilçesindeki Mehmet Âkif Ersoy Mahallesi 350. Sokak tamamı, 286. Sokak tamamı, Çamlıca Mahallesi, 147. Sokak tamamı, 145. Sokak tamamı, Selçuk Ecza Deposu'nun Anadolu Bulvarı'na bakan giriş kapısı tarafındaki yolun tamamı, Macun Mahallesi, 173. Cadde tamamı, 171. Cadde tamamı, 172. Cadde tamamı, Beştepe Mahallesi, Yaşam Caddesi tamamı, Adalet Sokak tamamı, 5. Sokak tamamı, Nergiz Sokak tamamı, 4. Sokak tamamı, 3. Sokak tamamı, 1. Sokak tamamında sadece konvoy geçişleri esnasında araç trafiğine kapatılacak, belirtilen güzergahlara araç park edilmesine izin verilmeyecek ve park hâlindeki araçlar çekilecek. Çankaya ilçesindeki Yıldızevler Mahallesi, Kişinev Caddesi tamamı, Jose Marti Caddesi tamamı, 720. Sokak tamamı, 721. Sokak tamamı, Kavaklıdere Mahallesi, Tahran Caddesi tamamı, Billur Sokak tamamı, Bülten Sokak tamamı, Güniz Sokak tamamı, Arjantin Caddesi tamamı, İran Caddesi tamamı, Polonya Caddesi tamamı, Şehit Ömer Haluk Sipahioğlu Sokak tamamı, Boğaz Sokak tamamı, Atatürk Bulvarı'nın John F. Kennedy Caddesi ile Esat Caddesi arasında kalan bölümü, Gülözü Sokak tamamı, Kızılırmak Mahallesi, Ufuk Üniversitesi Caddesi tamamı, 1443. Sokak tamamı 1452. Sokak tamamı, Oğuzlar Mahallesi, 1377. Sokak tamamı, 1380. Sokak tamamı, 1381. Sokak tamamı, Söğütözü Mahallesi, 2168. Sokak tamamı, 2169. Sokak tamamı, 2170. Sokak tamamı, Üniversiteler Mahallesi, ihtiyaç olması halinde Bilkent Kampüsü içinde bulunan cadde ve sokakların tamamı, İhsan Doğramacı Bulvarı tamamı, 1600. Cadde tamamı, 1613. Cadde tamamı sadece konvoy geçişleri esnasında araç trafiğine kapatılacak, belirtilen güzergahlara araç park edilmesine izin verilmeyecek ve park hâlindeki araçlar kaldırılacak. Konuk devlet ve hükûmet başkanları ile heyetlerin kullanacağı güzergahlarda, Ankara Çevre Yolu'nun (O-20 Karayolu Kuzey Ankara Bölgesi) Mamak ilçesi Ortaköy Mevki Bağlantısı ile Yenimahalle ilçesi Yuvaköy Yolu arasında kalan bölümünün tamamı, Özal Bulvarı tamamı, İsmet İnönü Bulvarı tamamı, Ankara Bulvarı tamamı, Anadolu Bulvarı tamamı, Atatürk Bulvarı'nın Sıhhiye Köprü ile Çankaya Caddesi arasında kalan bölümü, Mevlana Bulvarı'nın Kepekli Kavşak ile Akköprü arasında kalan bölümü, Dumlupınar Bulvarı'nın İsmet İnönü Bulvarı ile 1596 Cadde arasında kalan bölümü, 1071 Malazgirt Bulvarı'nın Dumlupınar Bulvarı ile Mevlana Bulvarı arasında kalan bölümü, Türk Kızılayı Caddesi tamamı, Cinnah Caddesi tamamı, Çankaya Caddesi tamamı, Simon Bolivar Caddesi tamamı, Rabindranath Tagore Caddesi tamamı, John F. Kennedy Caddesi tamamı, 2453. Sokak tamamı, sadece konvoy geçişleri esnasında araç trafiğine kapatılacak, belirtilen güzergahlara araç park edilmesine izin verilmeyecek ve park hâlindeki araçlar çekilecek. ALTERNATİF GÜZERGÂHLAR AÇIKLANDI Valilik, sürücüler için alternatif güzergâhları da açıkladı. Buna göre, Mevlana Bulvarı'nı Kepekli yönünden kullanacak sürücüler Turan Güneş Bulvarı, Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı ve Dikmen Caddesi'ni; Akköprü yönünden Mevlana Bulvarı'na ulaşmak isteyenler ise Fatih Sultan Mehmet Bulvarı ile İstanbul Caddesi'ni tercih edebilecek. Anadolu Bulvarı'nı kullanacak sürücüler Melih Gökçek Bulvarı, Şaşmaz Bulvarı, İvedik Caddesi ve Serhat Caddesi'ni; Atatürk Bulvarı'nı kullanacaklar Necatibey Caddesi ve Mithatpaşa Caddesi'ni; Ankara Bulvarı'nı kullanacaklar ise Fatih Sultan Mehmet Bulvarı, Başkent Bulvarı ve Bağdat Caddesi'ni alternatif güzergâh olarak kullanabilecek. Valilik, vatandaşların herhangi bir mağduriyet yaşamamaları için seyahatlerini önceden planlamalarını, alternatif güzergâhları tercih etmelerini ve trafik işaretleri ile yönlendirme levhalarına uymalarını istedi.

Ankara'da "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" ve "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" paneli tertip edildi Haber

Ankara'da "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" ve "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" paneli tertip edildi

Millî İstihbarat Akademisi (MİA), 7-8 Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da gerçekleşecek 36. NATO Zirvesi öncesinde "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" ile "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" başlıklı, uluslararası bir program düzenledi. Programa; Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Millî İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse ve NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Scott W. Bray’in yanı sıra akademisyenler, büyükelçiler ve güvenlik uzmanları katıldı. KÜRESEL SİYASET, GÜÇ REKABETİNİN SERTLEŞTİĞİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYOR MİT Başkanı İbrahim Kalın, "NATO Ankara Zirvesi: İstihbarat ve Dayanıklılık" isimli panelde yaptığı konuşmada küresel denklemin, güvenlik önlemlerinin yeniden şekillendiği, güç rekabetinin sertleştiği, tehditlerin farklı boyutlar kazanarak çeşitlendiği bir dönemden geçtiğini ifade etti. Anadolu Ajansının (AA) 15 Haziran 2026 tarihinde gündeme taşıdığı habere göre Kalın; bu süreçte Orta Doğu, Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Avrupa’nın güvenliğini kapsayan geniş bir coğrafyada yaşanan gelişmelerin, NATO'nun önemini bir kez daha ortaya koyduğunu vurguladı. Kalın, bununla birlikte NATO'nun, bugün olduğu gibi gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin en temel sütunlarından biri olmaya devam edeceğini kaydetti. “YENİ GERÇEKLİK KARŞISINDA HER AKTÖR, CAYDIRICI ETKİ OLUŞTURMANIN YOLLARINI ARAMAK ZORUNDADIR” MİT Başkanı, değişen tehdit ortamının, İttifak'ın rolünü ve müttefiklerin de yeni şartlara uygun şekilde değerlendirilmesini zorunlu kıldığını da dile getirerek "Güvenlik paradigmasının köklü biçimde değiştiği günümüzde, dönüşümü doğru okumak, yeni tehditleri zamanında kavramak ve bu tehditlere stratejik cevaplar üretebilmek kritik önemi haizdir. Bunun için dayanıklı toplumlara, güçlü kurumlara, etkili istihbarat kapasitesine, teknolojik donanıma ve ortak stratejik akla her zamankinde daha fazla ihtiyaç duyuyoruz." şeklinde konuştu. Öte yandan Kalın, NATO'nun değişen güvenlik ortamına nasıl uyum sağlayacağı ve kendisini yeni ihtiyaçlara göre nasıl dönüştüreceği sorusunun, en kritik meselelerden biri olduğunu dile getirerek şu değerlendirmelerde bulundu: NATO'nun kuruluş felsefesinin temelinde yer alan, güvenlik, askeri, siyasi, ekonomik, teknolojik ve toplumsal unsurların iç içe geçtiği, çok katmanlı, çok boyutlu bir yapı arz etmektedir. Sınır güvenliği ve enerji güvenliği, ekonomik istikrar ve savunma kapasitesi, siber dayanıklılık ve toplumsal huzur, yapay zekâ çağının gerektirdiği bilgi güvenliği anlayışıyla devlet egemenliği birbirinden ayrılmaz unsurlardır. Bu köklü değişim, savaş ve istihbaratın doğasında da dönüşüme neden olmaktadır. Yeni gerçeklik karşısında her aktör kendine yeterli olmanın, caydırıcı etki oluşturmanın ve krizlere çözüm üretmenin yollarını aramak zorundadır. Bu noktada NATO da yalnızca caydırıcılık kapasitesinin artırılmasıyla değil, aynı zamanda müttefik ülkelerin dayanıklılık kapasitelerini güçlendirilmesiyle de güvenlik mimarisindeki önemini muhafaza etmektedir. Ukrayna-Rusya Savaşı'na da dikkat çeken Kalın, bu savaşın yalnızca iki ülke arasında cereyan eden askerî bir çatışma olmaktan çıktığını vurgulayarak geniş bir alanda küresel sonuçlar doğurduğunu bildirdi. KALIN, TÜRKİYE İLE NATO İLİŞKİLERİNİN HAYATİ ÖNEMİNE VURGU YAPTI Bununla birlikte Kalın, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın bölgesel sınırları aşarak küresel dengeyi şekillendirdiğini de kaydetti. Ayrıca, "Bütün bu gelişmeler karşısında ülkemiz, NATO'ya katıldığı ilk günden itibaren üzerine düşen sorumlulukları hakkıyla yerine getirmekte, İttifak'ın caydırıcılığına, doğu ve güney kanatlarının güvenliğine, Karadeniz'deki dengeye, terörle mücadele gündemine ve bölgesel krizlerin yönetimine somut katkılar sunmaktadır." şeklinde konuşan Kalın, Türkiye'nin NATO'ya katıldığı 1952 yılından itibaren hem Türkiye'nin güvenlik perspektifi hem de İttifak'ın küresel perspektifi açısından Türkiye ile NATO ilişkilerinin hayati bir önem taşıdığının altını çizdi. Kalın, son olarak Ankara’da düzenlenecek olan NATO Liderler Zirvesi'nin, değişen tehdit ortamı karşısında NATO’nun hangi kabiliyetlerle, nasıl bir iş bölümüyle ve ne tür bir uyum anlayışıyla yoluna devam edeceği sorularına cevap aranması açısından kritik bir platform görevi göreceğini ifade etti. RUSYA BİRÇOK FARKLI YÖNTEM KULLANARAK UKRAYNA’DA İSTİKRARSIZLIĞI HEDEFLİYOR NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Bray ise NATO'nun en önemli yanıtının tehdit bazlı olması olduğunu dile getirerek "Bu kilit zirvenin aynı zamanda çok önemli sonuçları beraberinde getireceğini düşünüyoruz." dedi. Bununla birlikte Bray, dünyanın teknoloji ve istihbarat konusunda önemli bir değişiklikten geçtiğini ve NATO Zirvesi’nde oldukça yoğun bir gündemin olacağını aktararak "Daha güçlü bir NATO inşa etme hedefiyle ilerleyeceğiz." ifadelerini kullandı. Öte yandan Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırılarına dikkat çeken Bray, Rusya’nın birçok farklı yöntem kullanarak istikrarsızlığı hedeflediğinin altını çizdi. Ayrıca Ukrayna’ya verilen destek konusunda çalışmaların ve müttefik ülkelere yönelik tehditlerin devam ettiğini vurgulayan Bray, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan riskleri de dile getirerek "İttifakımız içinde aldığımız farklı önlemler var, bununla birlikte tüm tehditleri önlemeye çalışıyoruz." şeklinde konuştu. DÜNYA SİYASETİ VE GÜVENLİK ANLAYIŞI KÖKLÜ BİR DÖNÜŞÜMDEN GEÇİYOR Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, dünya siyaseti ve güvenlik anlayışının alışılmış kalıpların, yerleşik kabullerin ve eski reflekslerin ötesine geçen köklü bir dönüşümden geçtiğini belirtti. Öte yandan Köse, bu dönüşümün devletleri ve karar alıcıları daha derin bir stratejik muhakemeye ve farklı perspektifler geliştirmeye zorladığını kaydetti. Ayrıca bugünün güvenlik anlayışında istihbarat, dayanıklılık, teknoloji, toplumsal direnç ve ittifak dayanışmasının birbirinden ayrı başlıklar olmaktan çıktığını ifade eden Köse, bu kavramların geleneksel güvenlik dinamiklerinin tamamlayıcı unsurları hâline geldiğini dile getirdi. “RUSYA'NIN DAHA BÜYÜK BİR ŞEYİ HEDEFLEDİĞİNİ ANLAMIŞTIK” Prof. Dr. Köse'nin moderatörlüğünü yaptığı "NATO'nun Görünmeyen Bağı: İstihbarat" adlı panelde ise Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Büyükelçi Akif Çağatay Kılıç, Akron Üniversitesinden Emeritus Profesör James Clyde Sperling ve Eski NATO İstihbarat ve Güvenlikten Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı David Matthew Cattler yer aldı. Sperling, NATO özelinde bakıldığında istihbaratın hedefe ulaşabilmek, kabiliyeti artırabilmek ve tehditlere karşı yanıt verilebilirliği artırabilmek gibi maliyetleri olduğunu belirtti. Panelde yayımlanmak üzere video mesaj gönderen Cattler ise Ukrayna-Rusya Savaşı başlamadan önce yaşanan gerilimi hatırlatarak "Gerilimle birlikte bir şeylerin gelmek üzere olduğunu anladık. Rusya'nın daha büyük bir şeyi hedeflediğini anlamıştık." dedi.

NATO’da zirve formatı değişebilir: Yıllık toplantılar tartışma konusu Haber

NATO’da zirve formatı değişebilir: Yıllık toplantılar tartışma konusu

NATO’nun, yıllık zirve düzenleme uygulamasını gözden geçirerek toplantı sıklığını azaltmayı değerlendirdiği bildirildi. Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansının 27 Nisan 2026 tarihli diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu adımın arkasında Avrupa ülkeleri ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump arasında yaşanabilecek olası gerilimleri önleme isteği de bulunuyor. Habere göre bazı NATO üyeleri, liderler düzeyindeki toplantıların temposunun düşürülmesini savunuyor. Diplomatik kaynaklar, 2027’de Arnavutluk’ta yapılması planlanan zirvenin sonbahara kaydırılabileceğini, 2028’de ise zirve düzenlenmeyebileceğini ifade etti. Kaynakların bir kısmı bu ihtimalin nedenlerinden biri olarak Trump’ın tutumunu gösterirken, diğerleri daha genel diplomatik ve stratejik gerekçelere dikkat çekti. Bazı ülkelerin ise zirvelerin iki yılda bir yapılmasını önerdiği, ancak henüz nihai kararın alınmadığı ve son sözün NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’ye ait olduğu belirtildi. NATO: TOPLANTILAR SÜRMEYE DEVAM EDECEK NATO yetkilileri Reuters’a yaptıkları açıklamada, ittifakın devlet ve hükûmet başkanları düzeyindeki toplantılarını sürdürmeye devam edeceğini, zirveler arasında da istişare ve karar alma süreçlerinin devam edeceğini vurguladı. Diplomatlar ve analistler, yıllık zirvelerin “gösterişli sonuçlar” üretme baskısı yaratarak uzun vadeli stratejik planlamayı zorlaştırdığını savunuyor. Bir diplomat, “Az sayıda ama nitelikli zirve, kötü zirvelerden daha iyidir.” değerlendirmesinde bulundu. NATO ZİRVESİ ANKARA'DA NATO’nun 77 yıllık tarihinde zirve sıklığının dönemlere göre değiştiğine dikkat çekilirken, Soğuk Savaş boyunca yalnızca sekiz zirve düzenlendiği, buna karşılık 2021’den bu yana liderlerin her yıl bir araya geldiği hatırlatıldı. Bu yılki NATO zirvesinin 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da yapılması planlanıyor. Öte yandan Trump’ın, ABD’nin İran’la olası bir çatışmasında NATO müttefiklerinden destek alamaması durumunda ittifakın kolektif savunma ilkesini sorguladığı ve ABD’nin NATO’dan ayrılmasını gündeme getirdiği de ifade edildi.

KTMM Başkanı Çubarov: Ukrayna, topraklarından taviz vermesini gerektirecek bir barışı kabul edemez Haber

KTMM Başkanı Çubarov: Ukrayna, topraklarından taviz vermesini gerektirecek bir barışı kabul edemez

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, “Türkiye Today” haber sitesine verdiği röportajda Kırım Tatarlarının karşılaştığı insan hakları ihlalleri, Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesi, Ukrayna-Rusya Savaşı ile Türkiye’nin politikası ve Rusya’nın propaganda faaliyetleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. KTMM BAŞKANI, TÜRKİYE’DEKİ RUS PROPAGANDASINA DİKKAT ÇEKTİ Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşın Kırım’ın Şubat 2014’te işgal ve yasa dışı şekilde ilhak edilmesiyle başladığını ve 12. yılını doldurduğunu kaydeden Refat Çubarov, Türkiye’nin sürecin en başından itibaren bu yasa dışı ilhakı tanımadığının ve tanımayacağının altını çizdi. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ile birlikte Kırım Tatarlarına ve Ukrayna’ya tam destek sağladığını da dile getiren Çubarov, bununla birlikte Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının (STK) çoğunun Ukrayna-Rusya Savaşı üzerindeki tutumunun Rus propagandası tarafından etkilendiğinin altını çizdi. Çubarov, Türkiye’de en çok ön plana çıkan STK’ların Rus propagandasından etkilenmiş olduğunu ifade ederek “Savaşın başından bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin sahip olduğu tutum, kanaatimce kamuoyuna etkin bir şekilde yansıtılmamıştır. Sonuç olarak sivil toplum ve STK’ların görüşü, ‘Ukrayna yalnız bırakıldı; Ukrayna, barış önünde bir engeldir; Ukrayna, Rusya’nın egemenliğini yok saymaktadır ve Batı’yı temsilen hareket etmektedir.’ düşüncesi etrafında şekillenmiştir. Bu algının geniş bir kesimde karşılık bulduğunu görüyorum ve bu durumun Rus propagandasının bir sonucu olduğuna inanıyorum.” değerlendirmesini yaptı. “BARIŞ, ADİL OLMALIDIR” “Ukrayna, topraklarından taviz vermesini gerektirecek bir barışı kabul edemez.” şeklinde konuşan Çubarov, dünya siyasetinde güce, uluslararası hukuka göre gitgide daha fazla öncelik verildiğini ifade ederek “Buna karşın güç, hukuka üstün geldiğinde sorunlar ortadan kaybolmayacak, aksine derinleşecektir. Bu nedenle barış, adil olmalıdır.” dedi. Türk kamuoyunda güçlü bir Amerikan karşıtlığı olduğunu fakat bu durumun Rusya’ya karşı sempati geliştirilmesini meşru kılamayacağını dile getiren Çubarov, STK’ların kamuoyunun duygu ve düşüncelerini şekillendirdiğini belirterek Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” politikasının ise son derece başarılı ve yapıcı olduğunu kaydetti. ÇUBAROV, KIRIM TATARLARINA UYGULANAN İNSAN HAKLARI İHLALLERİNİ DİLE GETİRDİ Propaganda ve ifade özgürlüğü kavramları arasında oldukça ince bir çizginin olduğunu dile getiren Çubarov, “Sputnik” kanalının Rusya’ya ait bir propaganda aracı olduğunu kaydederek Rusya’nın Kırım’da gerçekleştirdiği propaganda faaliyetlerinin ciddiyetine ve Kırım Tatarlarının maruz bırakıldığı insan hakları ihlallerine ve kanun dışı muamelelere dikkat çekti. Kırım’daki siyasi mahkûmların 351’inden 181’inin Kırım Tatarı olduğunun altını çizen Çubarov, Kırım Tatarlarının Kırım’ın nüfusunun yüzde 12’sini oluşturmasına karşın Kırım’daki siyasi mahkûmların ise yaklaşık yüzde 50’sinin Kırım Tatarı olduğunu vurguladı. “Tarihî emellerini gerçekleştirmekte kararlı olan Rusya, ağır hukuki yollara başvurarak yerli halka ana vatanlarını terk etmesi yönünde baskı uygulamaktadır. 10 ilâ 30 yıla kadar verilen hapis cezaları yaygın olarak uygulanmaktadır. Siyasi mahkûmların hâlihazırda 60’ı kadınlardan oluşmaktadır. Çoğu, asılsız terörizm suçlamalarıyla karşılaşmaktadır. Yüzlerce Kırım Tatarının ise Kırım Yarımadası’nda ikamet etmelerinin önü resmen kapatılmıştır.” “(KIZIL ORDU KOROSU) YALNIZCA KÜLTÜREL BİR AKTİVİTEYİ TEMSİL ETMEMEKTEDİR” Rusya’nın propaganda aleti olan Kızıl Ordu Korosu’nun her yıl Türkiye’de konser verdiğine dikkat çeken KTMM Başkanı, bu konserlerin tarihlerinin kasten Kırım Tatar ve Çerkes sürgün ile soykırım yıl dönümleri ile çakışacak şekilde ayarlandığının altını çizdi. Çubarov, bununla birlikte Ankara’da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde tertip edilecek olan NATO Zirvesi’nin tarihinin bile Kızıl Ordu Korosu’nun konser takvimi dâhilinde duyurulduğunu belirtti. “Bu koro, yalnızca kültürel bir aktiviteyi temsil etmemektedir; bir propaganda aracı olarak kullanılmaktadır. Örnek vermek gerekirse, eğer İsrail ordusunun korosu Türkiye’de konser verecek olsaydı kamuoyunun tepkisi bu noktada hızlı ve net olurdu. Buna rağmen Kızıl Ordu Korosu için benzer bir tepki verilmemiştir.” şeklinde konuşan Çubarov, Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasının rolünün önemini dile getirerek daha yüksek bir toplumsal farkındalık ve desteğin de gerekli olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Çubarov, bu noktada önceliğin Kırım Tatar siyasi tutsakların serbest bırakılmasının atılacak ilk ve en acil adım olduğunu kaydetti. NATO, RUSYA’NIN KARADENİZ’DEKİ GENİŞLEMESİ KONUSUNDA UYARIDA BULUNMUŞTU Kırım’ın Rusya için yalnızca ekonomik açıdan önemli olmadığını ve Rusya’nın doğu bölgelerindeki ekonomik kapasitesinin zaten yeterli olduğunu belirten Çubarov, Kırım’ın bu noktada Rusya için “askerî üs” olduğuna ve Yarımada’da yaklaşık 225 askerî yerleşim olduğuna dikkat çekti. KTMM Başkanı, NATO’nun 2000’li yılların başında Rusya’nın Karadeniz’deki genişleme girişimleri hususunda uyarıda bulunduğunu hatırlatarak Rusya’nın Karadeniz’deki kontrolünün Ukrayna dâhil, Karadeniz’e kıyısı olan bütün ülkeler için olumsuz sonuçlara yol açtığını belirtti. Çubarov, bu noktada Kırım’ın Rusya için bir “anahtar görevi” gördüğünü ve “sıcak denizlere inme” politikasının en önemli aşaması olduğunu dile getirdi. “UKRAYNA’YA DESTEĞİN SÜREKLİ OLARAK SAĞLANMASI GEREKMEKTEDİR” Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ne zaman sona ereceği hususundaki belirsizliği dile getiren Çubarov, bu savaşın ölçeğinin artabileceğini bir ihtimal olarak değerlendirerek Baltık ülkelerinin ise bu ihtimal için hazırlandığını kaydetti. “Ancak Rusya, bu savaşı kazanamayacaktır; yapısal olarak başarısızlığa mahkûmdur. Ukrayna, tek başına Rusya’ya direnecek konumda değildir ve Ukrayna’ya desteğin sürekli olarak sağlanması gerekmektedir. Rusya, işgal ettiği diğer bölgelerden çekilse de Kırım’dan çekilmesi oldukça düşük bir olasılıktır.” şeklinde konuşan Çubarov, Rus kamuoyunun fikrinin propaganda ve algı yönetimi tarafından şekillendiğini dile getirerek bu durumun, Rusya’nın Kırım’da meşru menfaatlerinin bulunduğu yönünde bir inanca sebebiyet verdiğine dikkat çekti. “YAKIN ZAMANDA PARÇALANMIŞ BİR RUSYA GÖRMEK, UZAK BİR İHTİMAL DEĞİLDİR” “Buna karşın Kırım, hiçbir zaman Rusya’nın olmamıştır ve olmayacaktır. Kırım’dan çekilmek, Putin adına siyasi bir intihar olacaktır. (Rusya’nın) Birçok başarısız devlet yetkilisinde de görüldüğü gibi bu durum, fizikî sonuçlara da yol açabilecektir.” diyen Çubarov, Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerinin azat edilmesi durumunda Rusya’nın artık Kırım’ın kontrolünü elinde tutamayacağını kaydederek Rusya’nın bu noktada nükleer eskalasyona başvurabileceğini belirtti. Çubarov, bununla birlikte “Rusya’nın Kırım’dan çekilmesi için Rusya’da büyük bir iç krizin meydana gelmesi gerekir fakat aslında Rusya zaten böyle bir krize yol açmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde olduğu gibi, yakın zamanda parçalanmış bir Rusya görmek, uzak bir ihtimal değildir.” şeklinde konuştu. Kırım’daki ifade özgürlüğü ile insan hakları ihlalleriyle beraber Kırım Tatarlarının maruz kaldığı sistemik baskıyı da dile getiren Çubarov, Kırım Tatarlarının gördüğü baskı ve zulümler neticesinde ana vatanları olan Kırım’ı terk etmek zorunda bırakıldıklarının altını çizdi. RUSYA, KIRIM TATARCA EĞİTİMİNİ BİR PROPAGANDA ARACI OLARAK KULLANIYOR Öte yandan Kırım’ın Rusya tarafından işgal edildiği 2014 yılından beri yaklaşık 1 milyon Rus’un Kırım’a yerleştirildiğini ve bu durumun etnik ve demografik bir dönüşümün bariz göstergesi olduğunu beyan eden Çubarov, Kırım’ın “Ruslaştırılma” sürecinden geçtiğine vurgu yaptı. Ayrıca büyük emekler verilerek kurulan 14 Kırım Tatar okulunun, 2014 yılından sonra Rus okullarına çevrildiğini dile getiren Çubarov; Kırım Tatar dilinde verilen eğitimin yürürlükten kaldırıldığını ve eğitimin zorunlu olarak Rusçaya dönüştürüldüğünü belirtti. Son olarak Çubarov, Kırım Tatarca eğitiminin haftada yalnızca bir saate düşürülmesine dikkat çekerek Rusya’nın, kısıtlı olarak verilen Kırım Tatarca eğitimini bile bir propaganda aracı olarak kullandığının altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ADF2026'da duyurdu: Liderler Zirvesi için hazırız Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan ADF2026'da duyurdu: Liderler Zirvesi için hazırız

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının ev sahipliğinde ve "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Baş Etmek" ana temasıyla küresel sistemdeki derinleşen krizlere çözüm aramak amacıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) açılış töreni gerçekleşti. “TÜRKİYE, HER TÜRLÜ KOLAYLAŞTIRICI ADIMI DESTEKLEMEYE HAZIRDIR” Cumhurbaşkanı Erdoğan açılış konuşmasında uluslararası barışın önemine vurgu yaparak, Ukrayna-Rusya Savaşı’nın getirdiği yıkım ve can kayıplarından Türkiye’nin üzüntü duyduğunu dile getirirdi. Erdoğan, “Tarafların adil ve eşit şekilde temsil edildikleri bir müzakere süreciyle savaşın sona ereceğine yönelik inancımızı hâlen koruyoruz. Şunu tüm samimiyetimle burada dile getirmek isterim: Türkiye, tarafların da istekli olması hâlinde, Liderler Zirvesi dâhil, doğrudan müzakerelerin devamı için her türlü kolaylaştırıcı adımı desteklemeye hazırdır.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, öte yandan Suriye’de huzurun, istikrarın ve normalleşmenin güçlendirilmesi, bölgenin geleceği için hayati önemi olduğunu dile getirerek aynı zamanda “Balkan Vizyonu” nda barış, istikrar ve refahın perçinlenmesinin Türkiye’nin önceliği olmayı sürdürdüğünü belirtti. Türkiye’nin bu düşünceyle hayata geçirdiği Balkan Barış Platformu’ndan son derece umutlu olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Öte yandan, Avrasya’da barışın ve huzurun teminatı olarak gördüğümüz Türk Devletleri Teşkilatımızı (TDT) her geçen gün güçlendiriyoruz.” şeklinde konuşarak bu yılın son çeyreğinde Türkiye’de düzenlenecek olan 13. TDT Zirvesi’nde Türkiye’nin dönem başkanlığını Azerbaycan’dan devralacağını hatırlattı. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KIBRIS VE BATI TRAKYA TÜRKLERİNİ GÜNDEME TAŞIDI Bununla birlikte Erdoğan, “Asya ile Avrupa arasındaki ticarette en güvenilir güzergâh olan Hazar geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimi’ne de güçlü desteğimiz sürüyor. Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’i ise bir istikrar ve refah havzası olarak görmeyi istiyoruz. Bunun için Türkiye’yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) dışlamaya çalışan tek taraflı ve maksimalist tutumları reddettiğimiz gibi savaş ortamından medet uman beyhûde çabaları da doğru bulmuyoruz.” şeklinde konuştu. Kıbrıs Türklerinin dirayetli tutumunun bugün Kıbrıs adasında iki ayrı halk ve devlet bulunduğu gerçeğini artık tüm dünyaya kanıtlamış olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İnancımız odur ki komşumuz Yunanistan’la tesis ettiğimiz olumlu atmosfer, ikili meselelerimizin çözümü yanında Batı Trakya Türk azınlığına yönelik hak ihlallerinin son bulmasına da katkı sunmalıdır.” değerlendirmesini yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin farklı bölge ve kıtalarda barışçıl dış politikasını yürüttüğünü ve mevcut ittifak bağlarını tahkim ettiğini belirtti. “TÜRKİYE, AVRUPA’NIN AYRILMAZ BİR PARÇASIDIR” Öte yandan, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleşecek olan NATO Lİderler Zirvesi’nde ittifakı güçlü şekilde geleceğe taşıyacak önemli kararlar alınmasının ümit edildiğini ve bunun altyapısının şimdiden oluşturulduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tarihin, coğrafyanın ve jeopolitiğin her fırsatta hatırlattığı üzere Türkiye, Avrupa’nın ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün karşı karşıya olduğumuz müşterek sınamalar, Avrupa’yla ortaklığımızın stratejik değerini bir kere daha ortaya koymuştur. Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik hedefimizi korurken Birliğin, istikamet sorununu aşarak kurucu önderlerinin vizyonuna sadakatle sahip çıkmasını bekliyoruz.” cümlelerini sarf etti. Kasım ayında ise Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) Antalya’da ev sahipliği yapılacağını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin COP31 başkanlığı süresince sıfır atık hareketinin yaygınlaştırılması gibi çevre ve gençliğin gündemini buluşturan politikaların öne çıkarılacağını belirtti. Erdoğan son olarak şu ifadelere yer verdi: Tarih boyunca barış, istikrar ve adalet yalnızca güçte değil, aynı zamanda dayanışma ile sağlanmıştır. Büyük mütefekkir İbn-i Haldun’un işaret ettiği gibi; bir toplumu ayakta tutan, sahip olduğu güçten önce o gücü anlamlı kılan asabiyedir, birlik duygusudur, ortak kader bilincidir, dayanışmadır. Vicdan sahipleri olarak savaş ve soykırım cephesi karşısında barış ve insanlık cephesini ne kadar güçlendirirsek yarınlarımıza o derece güvenli bakabiliriz. Onun için bugün mesele sadece yeni kurumlar, sistem veya düzen inşa etmek değildir. Asıl mesele, yeni bir dayanışma zemini kurabilmektir. BAKAN FİDAN, UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI’NIN YAPISAL BİR SINAMAYA DÖNÜŞTÜĞÜNÜ BELİRTTİ Bakan Fidan, bölgesel çapta eş zamanlı krizlere dikkat çekerek 5. yılına giren Ukrayna-Rusya Savaşı’nın Avrupa güvenlik mimarisini ve küresel jeopolitik dengeleri derinden sarsan, yapısal bir sınamaya dönüştüğünün altını çizdi. Bununla birlikte, “Güneydoğumuzda ise İsrail’in pervasız saldırganlığı, Gazze sınırlarını çoktan aşmıştır. Suriye’ye, Lübnan’a ve son olarak İran’a uzanan bu tırmanma hattı, bölgemizi derin bir çatışma girdabına sürüklemiştir.” şeklinde konuşan Bakan Fidan, Afrika Boynuzu’ndaki gelişmelerin ise Türkiye için bir diğer endişe kaynağı olduğunu dile getirdi. “BÖLGEMİZİN SELAMETİ İÇİN DAİMA ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYDUK” “Bu kriz haritasının neredeyse tamamında, sahadaki tüm taraflarla aynı anda ve güven temelinde konuşabilen, arabuluculuk rolü üstlenebilen ender ülkelerden biri Türkiye’dir.” diyerek Türkiye’nin teknik anlamda arabuluculuk rolü üstlenmekten çok ötede bir misyonu olduğunun altını çizdi. “Bölgemizin karşı karşıya olduğu sınamaları yüreğimizde hissediyor; her krizin yükünü, acısını ve doğuracağı sonuçları derinden kavrıyoruz. Bu anlayışla bugüne kadar bölgemizin selameti için daima elimizi taşın altına koyduk, koymaya da devam edeceğiz.” şeklinde konuşan Bakan Fidan, bu yolda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü liderliği ve çizdiği dış politika vizyonunun Türkiye’nin istikametini belirlemeye devam edeceğini ifade etti. Fidan; bölge ülkelerinin bölgesel barış ve istikrarı, güçlü bir bölgesel sahiplenme vizyonuyla hayata geçirmek zorunda olduğunu dile getirerek bu vizyonun ana hatlarıyla, ortak çıkar alanlarında daimî ve sonuç odaklı bir diyalogla; bölge ülkelerinin bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygıyla; etnik, kültürel ve mezhepsel çeşitliliğin birleştirici bir unsur olarak görülmesiyle; bölgesel aktörlerin savunma kapasitelerini birbirlerinin güvenliği için bir araya getirilmesiyle ve bölgede devlet dışı aktörlerin kullanılması arayışlarından bütünüyle vazgeçilmesiyle, neredeyse bölgedeki tüm sorunların temel kaynağı olarak değerlendirdiği “Filistin meselesi”nde iki devletli çözüm yönündeki meşru beklentinin hayata geçirilebileceğini belirtti. Bakan Fidan, son olarak şu değerlendirmeleri yaptı : Tarih bize defalarca göstermiştir ki kalıcı barış ve istikrar, krizleirn en derinleştiği anlarda atılan cesur adımlarla ortaya çıkıyor. Buna yürekten inanıyoruz. Bu minvalde, ortak akla dayanan çözümleri bugünden kurguluyor ve hayata geçirmek için adımlar atıyoruz. 5. Antalya Diplomasi Forumu, işte bu arayışın en anlamlı zeminlerinden birini teşkil etmektedir. Bu duygu ve düşüncelerle forumumuzun hem bölgemiz hem de tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.