SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Neşe Sarısoy Karatay

QHA - Kırım Haber Ajansı - Neşe Sarısoy Karatay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Neşe Sarısoy Karatay haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım’ın sesi beyazperdede: Uluslararası Kırım Film Festivali ilk kez düzenleniyor Haber

Kırım’ın sesi beyazperdede: Uluslararası Kırım Film Festivali ilk kez düzenleniyor

Emel Kırım Vakfı tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Kırım Film Festivali, 16-20 Eylül 2026 tarihleri arasında ilk kez İstanbul’da sinemaseverlerle buluşacak. Festival, Kırım ve Kırım Tatar halkının tarihini, kültürünü, hafızasını ve güncel sorunlarını sinema aracılığıyla görünür kılmayı amaçlıyor. Emel Kırım Vakfı tarafından yapılan açıklamada, Kırım’ın yalnızca bir coğrafya değil; sürgünler, direniş ve kültürel hafızayla şekillenmiş bir yurt olduğu vurgulandı. Tarih boyunca baskı ve zorunlu göçlere maruz kalan Kırım Tatarlarının kültürel mirasının korunmasının giderek zorlaştığına dikkat çekilerek, sinemanın bu hafızayı gelecek kuşaklara aktarmada güçlü bir araç olduğu ifade edildi. Festivalin afişinin tasarımı ise, Umay Ana Türk Dünyası Kadınlar Birliği Genel Sekreteri Vahide Fidan Doğan tarafından yapıldı. FESTİVAL BEŞ GÜN SÜRECEK Beş gün sürecek festival kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra yönetmen ve yapımcı söyleşileri, paneller ve özel etkinlikler düzenlenecek. Ayrıca Kırım Tatarlarının tarihini ve gündelik yaşamını yansıtan el sanatları, fotoğraflar, yazılı ve görsel arşivlerden oluşan özel bir sergi de izleyiciyle buluşacak. Festivalde iki ana yarışma kategorisi yer alacak: Belgesel Film ve Kısa Film. Kırım veya Kırım Tatarlarını konu alan belgesel filmler için süre sınırlaması bulunmazken, kısa filmlerin 35 dakikanın altında olması şartı aranacak. Yarışmaya başvuracak yapımların son üç yıl içinde üretilmiş olması gerekiyor. Yarışma başvuruları mart ayında başlayacak; başvuru takvimi ve şartname www.kirimfilm.org adresinden ilan edilecek. Yarışma bölümü dışında, Kırım ve Kırım Tatarlarını konu alan uzun metrajlı kurmaca filmler ve belgesellerden oluşan özel bir seçki de festival programında yer alacak. Bu seçkiyle, sinema tarihinde iz bırakan ve Kırım’ın mücadelesini anlatan önemli yapımların yeniden izleyiciyle buluşturulması hedefleniyor. FESTİVALİN FARKLI ÜLKELERDE DÜZENLENMESİ PLANLANIYOR Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay başkanlığında, Emel Vakfı gönüllülerinden oluşacak festival ekibine öğrenciler, gençler ve yetişkinler davet edilirken, festivalin ilerleyen yıllarda gezici bir yapıya kavuşarak Kırım Tatarlarının yoğun olarak yaşadığı farklı ülkelerde de düzenlenmesi planlanıyor. SİNEMANIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNE İNANIYORUZ Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay tarafından Kırım Haber Ajansına (QHA) yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Bu festival, bizim için sadece bir kültür-sanat etkinliği değil; aynı zamanda bir hafıza, dayanışma ve bir halkın geleceğine katkı yapma ve var olma çabasına destek verme çabasıdır. Sinemanın birleştirici gücüne inanıyor, bu gücü Kırım’ın sesiyle buluşturmak istiyoruz. Emel Kırım Vakfı olarak, bu anlamlı projeyi hayata geçirirken, kurumların, sanatçıların, sinemaseverlerin ve duyarlı herkesin desteğini çok önemsiyoruz. İnancımız odur ki bu festival ortak bir emeğin ve dayanışmanın ürünü olarak büyüyecek, güçlenecek ve kalıcı bir kültürel platforma dönüşecektir. Şimdiden tüm sinemacıları, belgeselcileri ve izleyicileri Uluslararası Kırım Film Festivali’ne davet ediyor; bu yolculukta yanımızda olacak herkese gönülden teşekkür ediyorum.

Prof. Dr. İbrahim Şahin: Dağcı dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacaktır Haber

Prof. Dr. İbrahim Şahin: Dağcı dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacaktır

Eserlerinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini, Rusların zulmü altındaki hayatını ele alan, sadece Kırım için değil yazdığı 30’a yakın eserle Türk edebiyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan ünlü Kırım Tatar roman yazarı Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan "Cengiz Dağcı" kitabı, Prof. İbrahim Şahin'in editörlüğünde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlandı. Şahin, kitabın süreci hakkında Kırım Haber Ajansına (QHA) konuştu. KİTAP, ARAŞTIRMACILAR İÇİN CİDDİ BİR KAYNAK TEŞKİL EDİYOR Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayımlar ve Kütüphaneler Genel Müdürlüğünün bir süredir Kırım Tatar şairler, romancılar ve hikâyecilerin hayatları ve eserleri hakkında ciddi çalışmalar yayımladığını belirten Şahin, “Cengiz Dağcı”nın da bu çerçevede hazırlandığı dile getirdi. Doktora tezini Cengiz Dağcı’nın hayatı ve eserleri hakkında hazırlaması dolayısıyla eserdeki biyografi kısmını da kendisinin yazdığını dile getiren Şahin, kitapta yer alan makalelerin de yine Dağcı’nın hayatı ve eserleri hakkında kıymetli makaleler neşreden meslektaşlarına ait olduğunu kaydederek “Onlar makalelerinde, Dağcı’nın edebi eserlerinin hemen her yönünü farklı bakış açılarından değerlendirdiler. Makaleler arasında, Dağcı’nın sanatını hem gerçeklikle münasebeti hem de roman sanatının gerekleri bakımından değerlendiren metinler de var. Dolayısıyla Cengiz Dağcı kitabının Dağcı hakkında çalışmak isteyen araştırmacılar için ciddi bir kaynak olacağını düşünüyorum.” ifadelerini kullandı. KIRIM TATAR HALKININ SESİ CENGİZ DAĞCI’NIN ÖZGÜN DİLİ Dağcı’nın hem hayatı hem de sanatı itibarıyla modern Türk edebiyatının büyük sanatkârlarından biri olduğunu dile getiren Şahin, “Kırım Tatarlarının yaşadıkları trajediyi kaleme olan, onca acı hadiseye yakından şahit olup da bütün yaşadıklarını bir edebi form kapsamında anlatan ikinci bir isim yoktur. Bu bakımdan Dağcı, temsili bir figürdür; Kırım-Tatar halkının temsilidir Dağcı. Aşağı yukarı Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan beri Kırım Tatar halkının neler yaşadıklarını hepimiz biliyoruz fakat onların yaşadıklarının etkili bir dille sinemada, tiyatroda göremezsiniz; sadece edebiyat alanında Cengiz Dağcı anlatmıştır. Üstelik onun anlattıkları, hakikatin bir sanat formuna dönüştürülmüş estetik biçimidir.” şeklinde konuşarak, Dağcı’nın dilini “acının estetize edilişi” olarak tarif etti. CENGİZ DAĞCI’NIN GÜNDELİK YAŞAMI, MAKALELERDE HAYAT BULDU Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay, Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Melek Maksudoğlu, yapımcı, yönetmen ve metin yazarı Neşe Sarısoy Karatay ile yazar İsa Kocakaplan’ın makalelerine yer verilen kitapta, söz konusu makaleler üzerine en dikkat çekici bulduğu noktalar hakkında, “Melek Maksudoğlu, bize Cengiz Dağcı’nın Londra’daki hayatını, son zamanlarını, son dönemdeki romanlarının ve bazı hikayelerinin gerçek dünyasını fotoğraflarla anlattı. Bence o yazı, gelecekte, Dağcı’nın Londra günlerini yazacaklar için çok kıymetli malzeme içermektedir. Edebiyat tarihine yabancı olanlar, bir sanatkârın gündelik hayatına ilişkin malzemenin ne kadar kıymetli olduğunu bilemezler.” şeklinde konuşan Şahin, Neşe Sarısoy Karatay’ın ve Zafer Karatay’ın, Cengiz Dağcı’nın hayatını belgesel olarak hazırlarken Dağcı ile birlikte olarak kendisini yakından tanımış olmaları sebebiyle, yazılarının da son derece kıymetli olduğunu dile getirerek ”Dikkat edilirse onların yazıları da çok sevdikleri ve saygı duydukları bir yazarı yakından tanıma imkânı bulmanın hazzını aksettirmektedir.“ dedi. Öte yandan, Kocakaplan’ın Türkiye’de, Dağcı’nın romanları üzerine çalışan ilk isim olduğunu, dolayısıyla kendisi için ayrı ve çok hususi bir kıymetinin olduğunu beyan eden Şahin, Kocakaplan’ın Dağcı hayattayken Londra’ya giderek Dağcı’yı ziyaret ettiğini ve kendisiyle röportaj yaptığını hatırlatarak “Ben hocanın (Kocakaplan) yazılarından ve Dağcı ile yaptığı röportajdan bir çok şey öğrendim.” dedi. CENGİZ DAĞCI’NIN “GERÇEK OKUYUCUSU” KİMDİR? Ayrıca, “Bugün Cengiz Dağcı romanları, düne göre elbette daha çok okunmaktadır. Onun edebi metinlerinin geniş okuyucu kesimlerine ulaşmasının yayınevi ve yayınevinin dağıtım politikasıyla ilgisi olduğu gibi memleketteki kültür ve edebiyat atmosferiyle de ilgisi vardır.” ifadelerine yer veren Şahin, Dağcı’nın ilk romanının 1956 senesinde yayımlandığını belirterek “Aşağı yukarı yirmi beş sene boyunca aynı yayınevi tarafından neşredilen romanlar, bana kalırsa farklı sebeplerle okuyucusunu bulamadı. Dağcı’nın romanları ancak seksenli yıllardan sonra gerçek okuyucusunu buldu. Burada ‘gerçek okuyucu’ tamlamasını bilerek kullanıyorum çünkü bu tamlama ile kastettiğim Dağcı’nın asıl meselesine, milletinin başına gelen trajedi karşısında ortak duyuş ve düşünüşe sahip okuyucuya ben gerçek okuyucu diyorum.” değerlendirmesinde bulundu. Son olarak, Dağcı’nın taşıdığı kaygının meşhur olmak, para kazanmak yahut populer sanat akımlarına uygun eserler yazmak olmadığına dikkat çeken Şahin, Dağcı’nın asıl yok edilmek istenen bir milleti (Kırım Tatarlarını), tarihi ve kültürü ile, o milletin fertlerinin yaşadığı acıları unutmadan ve unutturmamak adına kayıtlara geçirmek amacı olduğunu vurgulayarak “Bu sebeple Dağcı dün okundu, bugün okunuyor, yarın da okunacaktır. “ dedi.

Neşe Sarısoy Karatay: Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde zaman, Kırım’ı konuşur Haber

Neşe Sarısoy Karatay: Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde zaman, Kırım’ı konuşur

Ünlü Kırım Tatar roman yazarı, eserlerinde Kırım Tatarlarının var olma mücadelesini, Rusların zulmü altındaki hayatını ele alan, sadece Kırım için değil yazdığı 30’a yakın eserle Türk edebiyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan "Cengiz Dağcı" eseri, Prof. İbrahim Şahin'in editörlüğünde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlandı. Dağcı’nın anlatılarını tematik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel açılardan ele alan ve geniş bir yazar kadrosu ile dikkat çeken eserde Yapımcı, Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay da “Cengiz Dağcı’nın Evinde Zamanın Halleri” adında okuyucuyu, o zamanda ve o mekanda hissettiren çok etkileyici bir yazı kale aldı. Sarısoy Karatay kitap bölümünün detaylarını Kırım Haber Ajansına (QHA) açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Prof. İbrahim Şahin Editörlüğünde hazırlanan “Cengiz Dağcı” kitabı için, “Cengiz Dağcı’nın Evinde Zamanın Halleri” adında okuyucuyu, o zamanda ve o mekanda hissettiren çok etkileyici bir yazı kaleme aldınız. Bu yazı Londra’daki evin, bir mekânın anlatısının çok ötesine geçiyor, zamanı, anıları ve Kırım hasretini birlikte okuyoruz. Bu metnin çıkış noktası neydi? Aslında bu metnin çıkış noktası bir yazı fikrinden çok, bende kalan görüntülerdi. Bir yönetmen olarak hikâyeleri çoğunlukla imgelerle, seslerle ve sessizliklerle düşünürüm. Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde geçirdiğim anlar da yıllar boyunca zihnimde hiç silinmeyen görüntüler olarak kaldı. O ev, sıradan bir yaşam alanı değildi; geçmişin, şimdinin, hayallerin ve Kırım’ın aynı anda var olduğu bir zaman mekânıydı. Yazı, tanıklığımın gecikmiş ama zorunlu bir ifadesi oldu. Yazınızda “zamanın halleri” kavramını merkez alıyorsunuz. Bu kavram sizin için neyi karşılıyor? Cengiz Dağcı’nın evinde "zaman" tek bir doğrusal çizgide akmıyordu. Orada geçmiş zamanın farklı kipleri, şimdiki zamanın acı gerçekliği ve hayalle gerçek arasında asılı kalan bir “araf zaman” vardı. Evde dolaşırken bunu somut olarak hissediyordunuz. Regina’nın eşyaları, yazı masası, daktilo, bahçe, mutfaktaki ilaçlar... Her biri farklı bir zaman kipini temsil ediyordu. Bu yüzden yazının başlığını “zamanın halleri” olarak kurdum; çünkü orada zaman sadece geçmiyor, hâl değiştiriyordu. Bu zaman katmanlarının merkezinde Kırım var. Cengiz Dağcı için Kırım neyi temsil ediyordu? Kırım, Cengiz Dağcı için yalnızca bir coğrafya değildi; anne kucağıydı, korunma duygusuydu, başlangıçtı. Çocukluğunun geçtiği Kızıltaş, onun için hayatın henüz kötülükle kirlenmediği tek zamandı. Sürgün, savaş, esaret ve kayıplarla dolu bir hayattan sonra Dağcı, Londra’daki evinde Kırım’ı yeniden kurdu. Bahçesindeki badem ağacı, Ayı Dağı’nın resimleri, Kırım köşesi… Bunların hepsi bir nostalji değil, hayatta kalma biçimiydi. Yazınızda ev ve bahçenin “Londra’daki Kızıltaş” olarak yeniden kurulduğunu söylüyorsunuz. Bu sizin gözünüzde nasıl bir anlam taşıyor? Bu çok bilinçli bir yeniden inşa. Cengiz Dağcı, elinden zorla alınmış bir vatanın yerine hayali bir vatan kuruyor. Bahçesini temizleyip çiçekler ekmesi, badem ağacı dikmesi, duvarlara çocukluğunun manzaralarını asması; bunların hiçbiri dekoratif değil. Bunlar, vatandan ayrı kalışıyla, Kırım tatar Halkının dört bir tarafa dağılışının yarattığı parçalanmaya karşı verilen sessiz bir direniş. O evde yaşamak, Kırım’da yaşamaya devam etmenin bir yoluydu. “REGİNA’NIN YOKLUĞU, EVDE KALAN ZAMAN” Eşi Regina’nın varlığı yazıda çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Regina’nın bu evdeki ve Dağcı’nın hayatındaki yeri neydi? Regina, Cengiz Dağcı’nın hayatındaki en büyük dayanak noktasıydı. Sürgün hayatının, yokluğun, yabancılığın içinde birlikte tutunmuşlardı hayata. Regina’nın ölümünden sonra evde hiçbir şeyin yerinin değiştirilmemesi, eşyaların olduğu gibi korunması, bir yas hali olduğu kadar bir sadakat biçimiydi. Dağcı, bir ayrılığı daha kaldıramayacak kadar yorgundu. Regina’nın gözlüğünü bile yerinden almamıştı. O evde Regina hâlâ yaşıyordu. “ARAF ZAMAN: KAPI EŞİĞİNDE BEKLEMEK” Metinde geçen “araf zaman” özellikle dikkat çekici. Bu kavramı biraz açabilir misiniz? Araf zaman, ne geçmiş ne şimdi ne de gelecek olan bir zaman. Hayalle gerçekliğin, iç dünya ile dış dünyanın arasında asılı kalmış bir hâl. Cengiz Dağcı’nın kapı eşiğinde yaşadığı tereddütler, kapı çaldığında beklemesi, dışarıdan gelen dünyaya karşı duyduğu mesafe bu arafın somut göstergeleriydi. İç dünyasında Kırım’da, Regina ile birlikteyken; dış dünya ona yabancı, soğuk ve tehditkârdı. “GELECEK ZAMAN O EVDE DEĞİLDİ” Yazıda geleceğe dair umudun evde bulunamadığını, ama sonradan Kızıltaş’ta ortaya çıktığını söylüyorsunuz. Bu sizin için nasıl bir farkındalıktı? Gençliğin verdiği bir refleksle, geleceğe dair bir iz arıyordum o evde. Ama orada gelecek yoktu; orada sadece geçmiş ve şimdinin ağırlığı vardı. Yıllar sonra Cengiz Dağcı’nın bedeninin Kırım’a, Kızıltaş’a gömülmesiyle fark ettim ki, gelecek zaman o evde değil, onun hayalinde saklıydı. Gelecek, ölümden sonra vatanına dönebilme umuduydu. Ve bu umut, mucizevi bir şekilde gerçekleşti. Cengiz Dağcı’nın eserleriyle bu ev arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Bu ev, onun eserlerinin mekânsal karşılığıydı. Romanlarında okuduğumuz nesneler, duygular, zaman kırılmaları, hepsi bu evde somutlaşmıştı. Daktilosu, yazı köşesi, bahçeye bakan pencere… Hepsi romanların sessiz tanıklarıydı. Dağcı’nın metinleri hayal ürünü değil; kendi bedeninden, kendi acısından, kendi sürgünlüğünden doğmuş metinlerdi. Yazınızda evin farklı köşelerini zaman kipleriyle ilişkilendiriyorsunuz. Peki bu evde sizi en çok etkileyen köşe hangisiydi? BİR EVİN İÇİNDE EN ÇOK SUSAN KÖŞE Cengiz Dağcı’nın Londra’daki evinde her köşe bir zamana açılır. Regina’nın eşyaları yakın geçmişin yasını taşır, mutfak masasında dizili ilaçlar şimdiki zamanın acı gerçekliğini hatırlatır, bahçe ise Kırım’dan koparılmış bir coğrafyanın sevinçli taklididir. Ancak bu evde beni en çok etkileyen köşe, bunların hiçbirini tek başına temsil etmeyen; tam tersine hepsini birbirine bağlayan bir eşik mekândır: bahçeye açılan yazı köşesi. “YAZI MASASINDA ASKIYA ALINMIŞ HAYAT” Bu köşe, yalnızca bir çalışma alanı değildir. Orası Cengiz Dağcı’nın bedeninin Londra’da, ruhunun Kırım’da yaşadığı yerdi. Yazı masası, bir yazarın üretim nesnesi olmanın ötesinde, sürgünün, hafızanın ve direncin merkezine dönüşmüştür. Masanın başında oturan Dağcı, bir taraftan bahçedeki ağaçlara bakarken, diğer taraftan duvarda asılı Gurzuf fotoğrafına gözlerini diker. Bu iki bakış arasında, geçmiş ile şimdi, hayal ile gerçek, yurt ile sürgün sürekli yer değiştirir. Daktilonun suskunluğu bu köşeyi daha da ağırlaştırır. Bir zamanlar acının, tanıklığın ve itirazın tuşlara vura vura döküldüğü bu makine, son yıllarda yazamayan gözlerle birlikte sessizliğe gömülmüştür. Bu sessizlik bir eksiklik değil, bir yorgunluk hâlidir. Daktilo da Dağcı gibi, uzun bir savaşın ardından içine kapanmış gibidir. Bu suskunluk, eşyaların diliyle konuşan bir zamanın varlığını hissettirir. Bir yönetmen olarak bu köşenin beni etkilemesinin nedeni belki de budur: Burada her şey kadraj içindedir. Işık, pencere, masa, bahçe, fotoğraf… Ama asıl güçlü olan, görünmeyendir. Yazı köşesinde zaman doğrusal değildir; bükülür, geri döner, askıda kalır. Cengiz Dağcı’nın romanlarında sezdiğimiz zaman kırılmaları, bu köşede somutlaşır. Bahçe sevinci temsil eder, ama bu sevinç doğrudan yaşanmaz; yazı köşesinden süzülerek gelir. Kırım bir hayal olarak değil, yazının içinden geçerek gerçeklik kazanır. Bu nedenle yazı köşesi, evdeki en sessiz ama en gürültülü yerdir. Konuşmaz, fakat her şeyi anlatır. Bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki, beni en çok etkileyen şey bir nesne ya da bir hatıra değil; acının yazıya, sürgünün mekâna, zamanın edebiyata dönüştüğü anın kendisidir. Bugünden baktığınızda, bu yazının sizin için anlamı nedir? Bu yazı benim için bir borcun ödenmesi. Hem Cengiz Dağcı’ya, hem Kırım Tatarlarının yaşadığı büyük trajediye, hem de tanıklığımın sorumluluğuna dair bir borç. Bu metinle, bir yazarın evinde zamanın nasıl durduğunu, nasıl büküldüğünü ve nasıl yeniden anlam kazandığını görünür kılmak istedim. Son olarak, Cengiz Dağcı bugün bu söyleşiyi okusaydı sizce ne hissederdi? Sanırım bütün mütevaziliğiyle sessizce gülümserdi. Çünkü onun için önemli olan hatırlanmaktı; ama bir anıt gibi değil, bir insan gibi. Acılarıyla, özlemleriyle, Kırım’a duyduğu bitmeyen sevgiyle... Ve belki de bahçesindeki badem ağacına bakar gibi, uzaklardan Kızıltaş’a bakardı.

Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Maksudoğlu: Geleneklerimiz hâlâ yaşatılabilir Haber

Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Maksudoğlu: Geleneklerimiz hâlâ yaşatılabilir

Emel Kırım Vakfı Genel Sekreteri Melek Maksudoğlu, Birleşik Krallık’taki Kırım Tatar diasporasının güncel durumunu Kırım Haber Ajansına (QHA) anlatarak önemli açıklamalarda bulundu. Kırım Tatar kültürünün yaşatılması adına gönüllü olarak çaba gösterilmesi çağrısında bulunan Maksudoğlu, Birleşik Krallık halkının ve medyasının Kırım Tatarları hakkındaki bilgi eksikliğine dikkat çekti. “KIRIM TATARLARININ İSMİ BİLE GEÇMEDİ” Birleşik Krallık’ın Kırım tutumundan bahseden Maksudoğlu, Rusya 2014 yılında Kırım’ı işgal ettiğinde Birleşik Krallık’ın basında Kırım Tatarlarından hiçbir şekilde bahsetmediğini kaydederek, “Biz, ilk başta milletvekillerine kişisel e-postalar göndermeye başladık. Kırım Tatarlarının Kırım’ın yerli halkı olduğunu ve azınlık olmalarının sebeplerini, ikinci bir sürgünle ve soykırımla tekrar karşı karşıya olduğumuzu ve bizden hiç bahsedilmediğini anlattık. Aynı zamanda The Guardian, Al Jazeera ve BBC dâhil olmak üzere bütün görsel ve yazılı basına e-postalar gönderdik, hatta telefonla mesajlar bırakmaya çalıştık. Kırım Tatarlarının ismi bile geçmedi, azınlık olarak dahi haklarımızdan bahsedilmedi. Biz bu girişimi Caner Mülayim ve Sinan Utku ile üç kişi başlatmış olduk” ifadelerini kullandı. “BİZ DE KIRIM TATARLARI OLARAK VARIZ, DEDİK” Kırım’da, 16 Mart 2014 tarihinde kamuflajlı Rus askerlerinin baskısı altında sözde referandumun düzenlendiği dönemde; Londra’daki Rusya Büyükelçiliğinin önüne İrlanda, İskoçya ve Manchester gibi yerlerden gelenlerle yürüyüş yapıldığını hatırlatan Maksudoğlu, Emel Kırım Vakfından Caner Mülayim ve Sinan Utku ile birlikte üç kişi olarak yürüyüşe katıldıklarını ve sahada bulunan medyaya demeçler verdiklerini belirtti. BBC’ye ve Al Jazeera’ya davet edildiğini ve konuşmalar yaptığını kaydeden Maksudoğlu, ”Birleşik Krallık halkı ve medyası, Kırım’da olan bitenleri bırakın, bu referandumu yalnızca Rusya ve Ukrayna arasında yaşanan bir olay olarak görüyordu; Kırım Tatarlarının konusu geçmiyordu bile. İnsanları bilinçlendirmeye çalıştık, üniversitelerde sempozyumlar düzenlendi. İnanır mısınız, Kırım üzerine çalışan çok az kişi vardı. Bu şartlar altında biz, Kırım Tatarlarından bahsetmeye uğraştık. 2014’ten 2022 yılına kadar böyle zorlu bir süreç geçti. Ukraynalıların festivaline katılarak, ‘Biz de Kırım Tatarları olarak varız,’ dedik” şeklinde konuştu. Maksudoğlu ayrıca, Kırım Tatarlarının Rusya tarafından kaçırılmasının 2022’den sonra Birleşik Krallık basını tarafından ilgi gördüğünü fakat 2014’ten önce bu ilginin olmadığını dile getirdi. “GELENEKLERİMİZ HÂLÂ YAŞATILABİLİR” Maksudoğlu, Kırım Tatarlarına ait millî günleri kutlamakta herhangi bir siyasi çekinceye sahip olunmaması gerektiğinin altını çizerek, Kırım Tatarlarının gelenek ve göreneklerini yaşatmak adına çok fazla aktivitenin olduğuna fakat bu aktivitelerin gönüllü olarak yapılması gerektiğini şu sözlerle ifade etti: 18 Mayıs çok acı bir gün ve bunun siyasi hiçbir yanı yok. 18 Mayıs’ta, Emel Kırım Vakfı olarak Londra Ukrayna Derneği ve Ukrayna Sanat Evi ile anlaşıyorduk; KTMM Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay ve yapımcı, yönetmen ve metin yazarı Neşe Sarısoy Karatay’ın hazırladığı 'Kırımoğlu, Bir Halkın Mücadelesi' belgeselinden görüntüler gösteriyorduk; 18 Mayıs için bir şeyler yapmaya çalışıyorduk; acılı günümüz diye Türk dükkanlarından baklavalar alıp dağıtıyorduk, merkezî bir camide de dualar okutmuştuk. 18 Mayıs, Ramazan'a denk geldiğinde ise, iftar vererek şehitlerimizi anmıştık; 18 Mayıs adına birçok aktivite yapılabilir. 26 Haziran Kırım Tatar Millî Bayrak Gününde de merkez parklarda Kırım Tatar bayrağı açılıp piknik yapılabilir, örneğin. Ben, Birleşik Krallık’taki evimde pencereme Kırım Tatar bayrağı asıyordum, kimse de bana neden astığımı sormadı. Bununla birlikte fesle de gezilebilir ki, ben sokakta fesle geziyordum, fesimi ilgiyle karşıladılar ve ne olduğunu sordular. Oğlum da geçen sene Birleşik Krallık’ta kalpakla geziyordu. Bu tür geleneklerimiz hâlâ yaşatılabilir

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" konuşuldu Haber

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfında "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" konuşuldu

Türk Dünyası Araştırmaları Vakfının Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmaları kapsamında; Yapımcı, Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay tarafından hazırlanan "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" isimli belgeselin gösterimi ve "Cumhuriyetin Tanıkları" isimli söyleşi yapıldı. Karatay, gösterimden önce belgeseli ne amaçla hazırladığını aktardığı söyleşisinde Türk milletinin büyük bir istiklâl mücadelesi verdiğini ve böylelikle Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğunu vurguladı. "100 yıllık bir Cumhuriyet bir saatte nasıl özetlenir? Cumhuriyetin soyut ve somut olarak anlamı nedir? Gençlerimiz yurt dışına gidiyor, onları durdurabilir miydim? Bu vatan ve Cumhuriyet tüm iç ve dış güçlerin ihanetine, saldırılarına karşı nasıl ayakta durabilmişti?" gibi sorulara yanıt vermeye çalıştığını, böylelikle belgeseli ortaya koyduğunu aktaran Karatay, belgeseli Türk gençliğine armağan ettiğini sözlerine ekledi. Belgeselin detayları hakkında bilgi veren Karatay, katılımcıların sorularını da yanıtladı. Söyleşinin sonunda Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Genel Müdürü Saadet Pınar Yıldırım ve Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Tavukçu, Yapımcı, Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay’a Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Kocatepe’ye çıkarken betimleyen bir rozet ve vakfın yayınlarından "Göz Açtırmayan Boran Turan" ile "Kırım Savaşları ve Sürgünler" adlı kitaplar hediye edildi. Konferansın ardından binlerce beğeni alan belgeselin gösterimi yapıldı.

Cumhuriyet'in 102. yılında "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" belgeseli bir kez daha yankı buluyor Haber

Cumhuriyet'in 102. yılında "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" belgeseli bir kez daha yankı buluyor

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kocaeli Şubesinin organizasyonuyla Yapımcı, Yönetmen ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay'ın hazırladığı "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" isimli belgeseli 4 Kasım 2025 tarihinde Merkez Bankası Anadolu Lisesi'nde öğrencilere gösterildi. Karatay, Kocaeli Milli Eğitim İl Müdürlüğüne, etkinliği düzenleyen Kırım Derneği Kocaeli Şubesine, Merkez Bankası Anadolu Lisesi idaresi, öğretmenleri ve öğrencilerine, Görüntü Yönetmeni Gökhan Eren'e ve belgeselde yer alan öğrenci Ecrin Abay'a teşekkürlerini bildirdi. Yayımlandığı günden bu yana büyük bir yankı uyandıran "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" belgesi Türkiye Cumhuriyeti'nin 102. yıl dönümü kapsamında bir kez daha gündeme gelecek. BEŞİKTAŞ KIZ ÖĞRENCİ YURDU'NDA DA GÖSTERİLECEK Ayrıca Beşiktaş Kız Öğrenci Yurdu'nda Yönetmen, Yapımcı ve Metin Yazarı Neşe Sarısoy Karatay'ın katılımı ile bugün belgesel gösterimi icra edilecek. Etkinlik saat 19.00'da Konferans Salonu'nda gerçekleştirilecek. Öte yandan 8 Kasım 2025 tarihinde ise Türk Dünyası Araştırmaları Vakfının Turan Kültür Merkezi Süleymaniye Kürsüsü Konuşmaları kapsamında belgesel gösterimi ve söyleşi tertip edilecek. Saat 14.00'te İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü'nde yapılacak belgesel gösteriminin ardından Neşe Sarısoy Karatay söyleşi yapacak. "Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu", "Kırımoğlu: Bir Halkın Mücadelesi" ve "Halil İnalcık Yüzyıllık Çınar" gibi başyapıt niteliğindeki belgesellerin ödüllü yönetmeni, yapımcı ve metin yazarı Neşe Sarısoy Karatay, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına özel olarak “Yüzyılımdaki Cumhuriyet” adı verilen belgeseli gençler için hazırladığını vurguluyor.

"Yüzyılımdaki Cumhuriyet" belgeseli 2. Sivas Uluslararası Film Festivali'nde seyircisiyle buluştu Haber

"Yüzyılımdaki Cumhuriyet" belgeseli 2. Sivas Uluslararası Film Festivali'nde seyircisiyle buluştu

Sivas Valiliği, Sivas Belediye Başkanlığı, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatının (TÜRKSOY) katkılarıyla bu yıl ikincisi gerçekleştirilen 2. Sivas Uluslararası Film Festivali 27 Mayıs 2025 tarihinde açılışını yaptı. Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay ile Kırım Tatarlarının kültür, millî hareket ve tarihi üzerinde onlarca belgesel filme imza atan Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay, davet aldığı 2. Sivas Uluslararası Film Festivali'ne katılım gösterdi. Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay 2. Sivas Uluslararası Film Festivali'ne jüri olarak katılırken, Zafer Karatay söz konusu festivalde görüntü yönetmeni olarak yer aldı. 2. Sivas Uluslararası Film Festivali kapsamında, Yapımcı, Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay'ın yönetmenliğini yaptığı TRT yapımı "Yüzyılımdaki Cumhuriyet" isimli belgesel filmi 27 Mayıs 2025 tarihinde Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde seyircisiyle buluştu. Aynı gün Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Karatay, festival çerçevesinde tertip edilen atölye çalışmaları kapsamında belgesel ve görüntü yöntemleri dersi verdi. Daha sonrasında Karatay öğrenciler ile bir söyleşi gerçekleştirdi. 2. Sivas Uluslararası Film Festivali 28 Mayıs 2025 tarihinde saat 18.30’da Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek ödül töreni ile sona erecek.

Zafer Karatay ve Neşe Sarısoy Karatay, Sivas'ta temaslarda bulundu Haber

Zafer Karatay ve Neşe Sarısoy Karatay, Sivas'ta temaslarda bulundu

Kırım Tatar Millî Meclisi (KTMM) Türkiye Temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay ile Kırım Tatarlarının kültür, millî hareket ve tarihi üzerinde onlarca belgesel filme imza atan Yönetmen Neşe Sarısoy Karatay, 2. Sivas Uluslararası Film Festivali kapsamında Sivas'ta temaslarda bulundu. Yönetmen Sarısoy Karatay 2. Sivas Uluslararası Film Festivali'ne jüri olarak katılırken, Karatay söz konusu festivalde görüntü yönetmeni ve konuk olarak davet edildi. Bununla birlikte KTMM Türkiye Temsilcisi Zafer Karatay ve Yönetmen Sarısoy Karatay, 27 Mayıs 2025 tarihinde yönetmenler ve oyunculardan oluşan heyetle birlikte Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Şengönül'ü ziyaret etti. Ziyarette, gerçekleşen festivalin üniversite ve Sivas'ın kültürel imajını güçlendirdiğine, öğrenciler için pratik deneyimler sunulduğuna değinildi. Heyet daha sonrasında Sivas Valisi Yılmaz Şimşek’i makamında ziyaret etti. Vali Şimkek'in davetiyle gerçekleşen ziyarette Karatay ve Sarısoy Karatay, Şimşek'e Kırım'daki güncel durum hakkında bilgi verdi. Ziyarette ayrıca Sivas Film Festivalinin Direktörü Doç. Onur Taydaş, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğr. Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Mert, Oyuncu Nurten İnan, Yönetmen Mustafa Uğur Yağcıoğlu, Oyuncu Ethem Caner Karaüç, Yönetmen Abdulhamit Güler, Yönetmen Nazif Tunç, Hülya Tunç, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğr. Üyesi Doç. Dr. Konuralp Koz ve Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Şarkışla Aşık Veysel Meslek Yüksekokulu Yüksekokul Sekreteri Murat Çetintaş katıldı. Valilik tarafından heyete hediyeler verildi ve heyet, Sivas Valiliğinin tarihî binasının balkonunda toplu olarak fotoğraf çektirdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.