SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ruhi Ersoy

QHA - Kırım Haber Ajansı - Ruhi Ersoy haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ruhi Ersoy haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy'dan Türk dünyasına Ahmed Cevad mesajı: "Ortak hafıza devlet politikası olmalı" Haber

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy'dan Türk dünyasına Ahmed Cevad mesajı: "Ortak hafıza devlet politikası olmalı"

Fatma Nur Sarıcaoğlu QHA/Ankara Azerbaycan Millî Marşı’nın ve “Çırpınırdı Karadeniz” şiirinin yazarı Ahmed Cevad’ın 89. ölüm yıl dönümünde Kırım Haber Ajansına (QHA) konuşan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Başdanışmanı ve Ahmed Cevad Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Azerbaycanlı şairin Türk dünyasının bağımsızlık ve birlik ülküsünü temsil eden eylemci bir aydın olduğunu belirterek, ortak kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması için devlet politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Ahmed Cevad’ın yalnızca güçlü bir şair değil, aynı zamanda fikirlerini eylemleriyle ortaya koyan bir aydın olduğunu belirten Ersoy, onun Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî ve kültürel bağların güçlenmesinde önemli bir rol oynadığını ifade etti. “AHMED CEVAD, TÜRK DÜNYASININ HER YERİNİ AYNI GÖREN BİR AYDINDI” Ahmed Cevad’ın 20. yüzyılın başlarındaki Türk dünyasının bağımsızlık mücadelesi içerisinde özel bir yere sahip olduğunu belirten Ersoy, şairin kendisini yalnızca Azerbaycan’la sınırlı görmediğini, bütün Türk dünyasını ortak bir aidiyet çerçevesinde değerlendirdiğini söyledi. Ersoy, Ahmed Cevad’ın Balkan Savaşları sırasında Osmanlı Devleti’ne destek vermek amacıyla sınırları aşarak savaşa katıldığını, Birinci Dünya Savaşı yıllarında ise “Kardeş Kömeği” teşkilatı aracılığıyla Azerbaycan’dan toplanan yardımların başta Doğu ve Güneydoğu Bölgesi olmak üzere Osmanlı topraklarına ulaştırılmasına katkı sunduğunu anlattı. Ahmed Cevad’ın bu yönüyle yalnızca eserleriyle değil, fiilî mücadelesiyle de öne çıktığını kaydeden Ersoy, şairin Türkiye ve Azerbaycan arasındaki tarihî dayanışmanın önemli temsilcilerinden biri olduğunu vurguladı. Ersoy, Ahmed Cevad’ın şiirlerinin de bu ortak mücadelenin edebî ifadeleri arasında yer aldığını belirterek, özellikle “Çırpınırdı Karadeniz” eserinin Türk dünyasının ortak hafızasındaki önemine dikkati çekti. Ersoy şu ifadeleri kullandı: Ahmet Cevat, Kafkas İslam Ordusu Bakü'yü kurtarmak için Nuri Paşa komutasında Bakü'ye gittiğinde ‘Gelirken kovmaya. Turan'dan Rus'u, Ayağını Karadeniz öptü mü?’ diye ‘Ey Türk Ordusu’ marşını yazan Ahmed Cevad'dır. Aynı Ahmed Cevad, sembollerle Çırpınırdı Karadeniz Bakıp Türk'ün Bayrağına şiirini yazan, daha sonra da İzmir düşman işgalinden kurtulduğunda Üzeyir Hacıbeyli ile birlikte onun bestelenmesinin de canlı tanıklar arasında olan, yani Anadolu ile Türkiye ile Azerbaycan arasındaki hattı kuran, Azerbaycan ile Türkiye ile kurduğu gibi Türk dünyasıyla kurabilen, bütüncül bakabilen bir Türk aydınıdır. AHMED CEVAD ENSTİTÜSÜ, ŞAİRİN MİRASINI GELECEK NESİLLERE TAŞIYOR MHP Genel Merkezi bünyesinde kurulan Ahmed Cevad Enstitüsünün çalışmalarına ilişkin bilgi veren Ersoy, enstitünün Türkiye’de, Azerbaycan’da ve Türk dünyasının farklı bölgelerinde gerçekleştirilen faaliyetleri kayıt altına aldıklarını ve bu çalışmaları bir almanak hâlinde yayımladıklarını belirtti. Enstitünün iki buçuk yıllık bir enstitü olduğunu hatırlatan Ersoy, enstitünün öncelikli hedeflerinden birinin Ahmed Cevad’ın fikirlerini ve tarihî şahsiyetini Türkiye’de daha geniş çevrelere tanıtmak olduğunu ifade etti. Ersoy, bu kapsamda konser programları, paneller ve sempozyumlar düzenlediklerini aktardı. Ersoy, Azerbaycan'ın Karabağ Zaferi'nin 4. yıl dönümü dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile gerçekleştirilen ve “Selam Türk’ün Bayrağına” başlığını taşıyan etkinliğin yanı sıra, Karabağ Zaferi ve Azerbaycan’ın kültürel mirasına ilişkin programların da bu çalışmalar arasında yer aldığını söyledi. Enstitünün faaliyetleri kapsamında baskı ve siyasi zulme maruz kalan aydınların hayatlarını ele alan “Türk Dünyasında Repressiya Sergisi ve Paneli” düzenlediklerini belirten Ersoy, bu çalışmanın daha sonra bir sergi projesine dönüştüğünü kaydetti. Ersoy, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde sergilenen “Represyaya Maruz Kalan Aydınlar” sergisinin ziyaret edilmesi çağrısında bulunarak, bu tür çalışmaların Türk dünyasının yakın tarihindeki acıların ve aydınların yaşadıklarının anlaşılması açısından önemli olduğunu ifade etti. “ORTAK KÜLTÜREL MİRAS DEVLET POLİTİKASI HÂLİNE GELMELİ” Ahmed Cevad’ın mirasının yalnızca anma etkinlikleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Ersoy, Türk dünyasının ortak tarihinin ve kültürel değerlerinin eğitim ve kültür politikaları aracılığıyla gelecek nesillere aktarılmasının önemine işaret etti. Ersoy, Türk devletlerinin millî kültürü merkeze alan politikalarla birbirlerine daha fazla yakınlaşması gerektiğini belirterek, Türk dünyasının önemli aydınlarının yalnızca doğdukları veya yaşadıkları ülkelerin değil, bütün Türk dünyasının ortak değerleri olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda Kazak Türkü şair Mağcan Cumabay’ı örnek gösteren Ersoy, şairin “Uzaktaki Kardeşime” şiirinin Kuvâ-yı Milliye mücadelesi veren Anadolu’daki Türklerle kurulan düşünsel ve kültürel bağın önemli örneklerinden biri olduğunu ifade etti. Cumabay’ın da siyasi baskılara maruz kalarak idam edildiğini hatırlatan Ersoy, Türk dünyasının gençlerinin bu aydınların hayatlarını ve mücadelelerini öğrenmesi gerektiğini vurguladı. Ersoy, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) bünyesinde eğitim ve kültür alanlarında yürütülen çalışmaların artırılması gerektiğini belirterek, şu şekilde konuştu: Türk Devlet Teşkilatları bünyesindeki milli eğitim ve kültür programlarının içerisindeki orta tarih, kültür ve kültürel mirasımızın ve manevi mimarlarımızın tanıtımıyla ilgili etkinliklerin arttırılarak devlet politikası haline gelmesi gerekmektedir. Bu tanıma, farkındalık, farkındalığın artması ve artan farkındalıkların her açıdan desteklenerek milli politikalar haline gelmesi ve bunun kamuoyuna da halkada mal olması ile mümkündür. Biz de bunun için gayret ediyoruz.

Prof. Dr. Ruhi Ersoy QHA'ya konuştu: Bugünkü imkânların hangi bedellerle kazanıldığını unutmamalıyız Haber

Prof. Dr. Ruhi Ersoy QHA'ya konuştu: Bugünkü imkânların hangi bedellerle kazanıldığını unutmamalıyız

Fatma Nur Sarıcaoğlu QHA/ANKARA Ahmed Cevad Enstitüsü öncülüğünde, 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı’nın 100. yılı ve Türk devletlerinin bağımsızlıklarının 35. yılı dolayısıyla düzenlenen “Türk Dünyasında Repressiya Sergisi ve Paneli”, Ankara’da yoğun katılımla gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanlığı 15 Temmuz Demokrasi Müzesi yerleşkesinde açılan sergi kapsamında Kırım Haber Ajansına (QHA) konuşan MHP Genel Başkan Başdanışmanı ve Ahmed Cevad Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Sovyet döneminde Türk halklarına yönelik baskı ve zulüm politikalarının unutulmaması gerektiğini vurgulayarak, represiya hafızasının gelecek nesillere aktarılmasının tarihî bir sorumluluk olduğunu ifade etti. 1937-1938 yıllarında Sovyetler Birliği sınırları içerisinde yaşayan Türk halklarının aydınlarına, bilim insanlarına, sanatçılarına ve kanaat önderlerine yönelik yürütülen baskı politikalarının Türk dünyasının ortak hafızasında önemli bir yer tuttuğunu belirten Ersoy, söz konusu serginin bu hafızayı canlı tutmak amacıyla hazırlandığını söyledi. Ersoy, “Etkinliğimiz, 1937-1938 yıllarında Sovyet coğrafyasında uygulanan represiya hafızasını diri tutmak, Türkiye kamuoyunda, Türk gençliğinde ve Türk dünyasında yaşananları gelecek nesillere aktarmak amacıyla düzenlendi. Bugün sahip olduğumuz imkânların hangi bedeller ödenerek elde edildiğini hatırlatmak istiyoruz.” dedi. TÜRK DÜNYASININ TEMEL MESELELERİNİ GÜNDEMDE TUTMAYA ÇALIŞIYORUZ Ahmed Cevad Enstitüsünün Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) bünyesinde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin himayelerinde kurulduğunu hatırlatan Ersoy, enstitünün temel hedeflerinden birinin Türk dünyasının tarihî, kültürel ve toplumsal meselelerini gündemde tutmak olduğunu kaydetti. Ersoy, “Gündelik siyasi tartışmaların ötesinde Türk dünyasının temel meselelerini gündem alıyoruz. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve kamu kurumlarıyla iş birliği içerisinde çeşitli faaliyetler yürütüyor, Türk dünyasının ortak meselelerinin unutulmaması için çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı. Serginin, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), TÜRKSOY, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinin katkılarıyla hazırlandığını belirten Ersoy, farklı kurumların ortak çabasıyla önemli bir hafıza çalışmasının ortaya konulduğunu söyledi. AKADEMİK ÇALIŞMALAR TOPLUMLA BULUŞTURULUYOR Türkiye'de represiya konusunda önemli akademik çalışmalar yapıldığını hatırlatan Ersoy, bu çalışmaların daha geniş kitlelere ulaştırılması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Ahmet Buran'ın "Kurşunlanan Türkoloji" adlı eserinden başlayarak Prof. Dr. İbrahim Dilek'in “Türk Dünyasında Repressiya Sovyetler Döneminde Türk Halklarına Yapılan Baskı ve Zulümler” başlıklı çalışması gibi birçok akademik araştırmanın ortaya konulduğunu ifade eden Ersoy, dönemin YTB Başkanı Abdullah Eren tarafından da represiya konusunda kapsamlı çalışmalar yayımlandığını anımsattı. Ancak bu çalışmaların çoğunlukla akademik çevrelerde kaldığını belirten Ersoy, "Biz bunları biraz daha stantlara indirerek sergilerde görünür hâle getirme, popülerliğini artıracak etkinliklerle farkındalık oluşturma gayreti içerisindeyiz." diye konuştu. "BU SERGİ ADETA BİR MÜZE" Ersoy, Bakü Türkoloji Kurultayı'nın 100. yılı öncesinde, 99. yıl kapsamında Ahmed Cevad Enstitüsü tarafından Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesinde, represiyaya maruz kalan Türk aydınlarının akıbetlerinin ele alındığı kapsamlı bir çalıştay düzenlediklerini hatırlattı. O dönemde ortaya koydukları fikrin bugün somut bir etkinliğe dönüştüğünü belirten Ersoy, Türk devletlerinin bağımsızlıklarının 35. yılı ile Bakü Türkoloji Kurultayı'nın 100. yılı etkinliklerini bir araya getirerek Cumhurbaşkanlığı 15 Temmuz Demokrasi Müzesi yerleşkesinde söz konusu sergiyi hayata geçirdiklerini ifade etti. Serginin yoğun katılımla açıldığını kaydeden Ersoy, etkinliğin yaz boyunca ziyaretçilere açık kalacağını söyledi. Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı ile iş birliği içerisinde öğrencilerin de sergiyi ziyaret etmelerine yönelik çalışmalar planladıklarını belirten Ersoy, sergiyi kısa süreli bir etkinlik olarak düşünmediklerini ve çeşitli faaliyetlerle canlı tutmayı hedeflediklerini dile getirdi. Serginin klasik bir fotoğraf sergisinden çok daha fazlası olduğunu vurgulayan Ersoy, ziyaretçilere adeta bir müze deneyimi sunduğunu belirtti. Ersoy, sergide hatıraları, tarihî olayları ve represiya dönemini anlatan çok sayıda materyal ve uygulamanın yer aldığını ifade etti. "KIRIM, TÜRK DÜNYASININ ORTAK HAFIZASIDIR" Sergide Kırım Tatarlarına özel bir bölüm ayrıldığını açıklayan Ersoy, Kırım'ın kendi hayatında da ayrı bir yere sahip olduğunu anlattı. 1992 yılında, Kırım Tatarlarının ana vatanlarına dönüş sürecinde genç bir üniversite öğrencisi olarak Kırım'ı ziyaret ettiğini ifade eden Ersoy, Kırım Tatarlarının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Kırım'da bir araya geldiğini hatırlattı. Bu nedenle sergide Kırımoğlu ve Kırım Tatar Türkolog Bekir Sıtkı Çobanzade gibi isimlerle Kırım Tatarlarının mücadelesine özel yer verdiklerini belirten Ersoy, Kırım Tatar Sürgünü'nü anlatan vagonlar ve sembolik figürlerle ziyaretçilere sürgünün acılarını aktarmaya çalıştıklarını kaydetti. Kırım meselesinin yalnızca Kırım Tatarlarının meselesi olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Ersoy, Kırım Tatarlarının yaşadığı sürgün ve Sovyet baskılarının bütün Türk dünyasının çektiği acıların sembollerinden biri hâline geldiğini ifade etti. QHA’nın sergiyi haberleştirmesinin ve Kırım Tatar camiasıyla paylaşmasının önemine değinen Ersoy, Kırım sürgününün acılarının hatırlanmasının yanı sıra geleceğe umutla bakılması gerektiğini ifade etti. Yaklaşan Tepreş etkinliklerini de hatırlatan Ersoy, Ankara ve çevresinde yaşayan soydaşları, Kırım Tatarlarını ve Türk dünyasına ilgi duyan herkesi sergiyi ziyaret etmeye davet etti. Ersoy, ayrıca QHA'nın Türk dünyası ve Kırım Tatar halkına ilişkin konuların kamuoyuna duyurulmasındaki çalışmalarını takdir ederek ajans çalışanlarına teşekkür etti.

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Ersoy: Bize düşen bu mücadeleyi unutturmamaktır! Haber

MHP Genel Başkan Başdanışmanı Ersoy: Bize düşen bu mücadeleyi unutturmamaktır!

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Başdanışmanı ve Ahmed Cevad Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Kırım Tatar halkının katil Josef Stalin rejimi tarafından, vatan Kırım’dan sürgün edilerek soykırıma uğramasının 81. yıl dönümü münasebetiyle Kırım Haber Ajansı (QHA) aracılığıyla bir anma mesajı yayımladı. Ersoy cümlelerine, “18 Mayıs 1944’te, Sovyetler Birliği tarafından vatanlarından zorla koparılan Kırım Tatarlarının yaşadığı büyük acının üzerinden tam 81 yıl geçti. Kadın, çocuk, yaşlı demeden yüzbinlerce soydaşımız sürgün yollarında hayatını kaybetti; bir millet, anavatanından koparıldı, topyekûn unutulmaya mahkûm edilmek istendi.” diyerek başladı. İfadelerinin devamında Ersoy, “Ancak unutturulmak istenen sadece bir millet değil, bir fikir, bir ülküydü. O fikir ki, İsmail Bey Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ diyerek yaktığı meşale ile doğdu. O fikir ki, esaretin karanlığında bile sönmedi; sürgün coğrafyalarında Turan mefkuresi olarak büyüdü, nesilden nesile aktarıldı.” cümlelerini sarf etti. GASPIRALI'DAN KIRIMOĞLU DEVAM EDEN MÜCADELE Ersoy anma mesajında Kırım Tatarlarının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’na ithafen, “Ve bu fikrin en güçlü temsilcilerinden birisi de Kırım Tatar soydaşlarımızın davasını dünya kamuoyuna duyurmak için ömrünü adamış, bir milletin var oluş destanının mücadelesini veren Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’dur. Henüz genç bir yaşta Sovyet baskısına karşı mücadele veren Kırımoğlu, yıllarca cezaevlerinde, sürgünlerde, açlık grevlerinde insan hakları ve milletinin özgürlüğü için mücadele etti. O, sadece Kırım Tatarlarının değil, tüm mazlum milletlerin sesi oldu. Kırımoğlu’nun mücadelesi, yalnızca bir mücadele değil, aynı zamanda Gaspıralı’dan devralınan fikri mirasın modern çağdaki yankısıdır. Bu onurlu mücadele bize gösterdi ki; vatan sevgisi, inanç ve fikirle birleştiğinde, sürgün bile bir milleti susturamaz.” şeklinde konuştu. Ersoy cümlelerini, “Bu kara günün yıl dönümünde, hayatlarını kaybeden tüm soydaşlarımızı rahmetle anıyor, onların hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kırım Tatarlarının özgürlük ve vatan mücadelesi, geçmişten aldığı ilhamla bugün de sürüyor. Bizlere düşen görev ise, bu mücadeleyi unutmamak, unutturmamak ve sonuna dek sahip çıkmaktır.” diyerek sonlandırdı. KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI 81 yıldır dinmeyen, azalmayan ve adalet bekleyen acı: 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı pic.twitter.com/3M7ndq29Vy — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2025 18 Mayıs 1944 günü bir şafak vaktinde, milletler hapishanesi Sovyetler Birliği’nin diktatörü Josef Stalin’in emriyle Kırım Tatar halkı öz vatanlarından koparıldı. Sovyet yönetimi, sürgünden sonra Kırım’da, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Adeta bir kültürel soykırım dalgası başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Sovyet yönetimi, Vatan Kırım’ın demografik yapısını değiştirmeyi amaçladı. Ancak Kırım Tatarları, bağrından koparıldıkları o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. Nihayet, yıl 1989’u gösterdiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. O tarihten itibaren Kırım Tatarları yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Kırım Tatarları, 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırılıyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Kırım Tatarları vatana dönmeye başladı. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu) ve 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.