SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Soykırım

QHA - Kırım Haber Ajansı - Soykırım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Soykırım haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Avustralya Büyükelçisi Lehmann'dan KTMM’ye ziyaret: "Kırım'ın geleceği Kırım Tatarlar tarafından belirlenmeli" Haber

Avustralya Büyükelçisi Lehmann'dan KTMM’ye ziyaret: "Kırım'ın geleceği Kırım Tatarlar tarafından belirlenmeli"

Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ve Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) Başkanı Refat Çubarov, Avustralya’nın Kıyiv Büyükelçisi Paul Lehmann ile bir araya geldi. Görüşmede Rusya’nın Kırım’daki nüfus değiştirme politikası, siyasi tutsakların durumu ve yerli halkların hakları konuları ele alındı. KTMM basın servisinden yapılan açıklamada, Avustralya’nın Kıyiv Büyükelçisi Paul Lehmann’in 9 Ocak tarihinde KTMM’nin Kıyiv’deki ofisini ziyaret ettiği bildirildi. Görüşmeye Kırım Tatar halkının millî lideri ve Ukrayna Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, KTMM Başkanı Refat Çubarov, KTMM Başkan Yardımcısı İlmi Ümerov, KTMM üyeleri Eskender Bariyev ve Riza Şevkiyev katıldı. Kırımoğlu ve KTMM temsilcileri Avustralya’nın Ukrayna’ya askerî, insani ve enerji alanlarında sağladığı istikrarlı destekten dolayı teşekkür ederken, görüşmede yerli halkların haklarının korunmasına ilişkin Avustralya deneyimi de ele alındı. Büyükelçi Paul Lehmann, Avustralya'nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne olan sarsılmaz desteğini yineleyerek, "Kırım’ın geleceği yalnızca Ukrayna devleti ve Kırım Tatar halkı tarafından belirlenmelidir" dedi. Avustralya’nın kendi yerli halkı (Aborjinler) konusundaki tecrübesine değinen Lehmann, dünyada hiçbir ülkenin bir diğeri üzerinde tahakküm kurmaması gerektiğini vurguladı. KIRIMOĞLU, RUSYA’NIN NÜFUS MÜHENDİSLİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, görüşmede Rusya’nın Kırım Tatar halkına yönelik yüzyıllardır süren baskı politikaları ile işgal sonrası devam eden tutuklamalar, kaçırmalar ve zorla göç uygulamaları hakkında bilgi verdi. Kırımoğlu, Rusya’nın yarımadada yürüttüğü demografik operasyona dikkat çekerek şunları kaydetti: 2014 yılındaki işgalin ardından Kırım Tatarları ağırlıklı olarak Ukrayna ana karasına göç ediyordu; ancak 2022'deki tam kapsamlı işgal girişimiyle birlikte halkımız artık daha uzaklara, Avrupa ve Amerika'ya gitmek zorunda kalıyor. Bu durum, dünya genelindeki Kırım Tatar diasporasının büyümesine neden oldu. Tahminlere göre bu yıllar içinde yaklaşık 30 bin ile 50 bin arasında Kırım Tatarı yarımadayı terk etti. Toplam nüfusu 300 bin olan bir halk için bu rakam çok büyük bir kayıptır. Aynı zamanda Rusya, bölgeye kendi vatandaşlarını yerleştirerek bir nüfus değişimi politikası yürütüyor; veriler yaklaşık 1 milyon kişinin Kırım’a taşındığını gösteriyor. Dolayısıyla bu işgal, Kırım Tatar halkının kendi topraklarındaki varlığına yönelik doğrudan bir tehdittir. ÇUBAROV'DAN SİYASİ TUTSAK VURGUSU KTMM Başkanı Refat Çubarov ise siyasi tutuklular sorununa dikkat çekerek, Rusya’nın Kırım Tatarlarını takas süreçlerine dahil etmeyi engellediğini, bunun gazeteciler ve “Azov” Alayı mensubu askerler için de geçerli olduğunu söyledi. Çubarov ayrıca, Ukrayna’nın Yerli Halkları Yasası'nın uygulanmasının önemine değinerek bu alanda Avustralya’nın tecrübesinden yararlanmak istediklerini ifade etti. BARİYEV'DEN COP31 İÇİN ÖNERİ KTMM Üyesi Eskender Bariyev, 2026’da Türkiye’nin Antalya kentinde düzenlenmesi planlanan ve Avustralya ile Türkiye’nin eş başkanlığını üstleneceği BM İklim Konferansı COP31 hazırlıklarına, Kırım Tatar halkının uzmanlarının da dahil edilmesi önerisini gündeme getirdi. Bariyev, Kırım’daki işgalin yol açtığı ağır çevresel tahribatın uluslararası düzeyde ele alınması gerektiğini vurguladı. KTMM, AVUSTRALYA'DAN 1944 SÜRGÜNÜ'NÜ SOYKIRIM OLARAK TANINMASINI BEKLİYOR Görüşmenin sonunda KTMM temsilcileri, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nün Avustralya Parlamentosu tarafından resmen "soykırım" olarak tanınması yönündeki beklentilerini dile getirdi ve Kırım’ın işgalinin Kırım Tatar halkına yönelik soykırım politikasının devamı olarak değerlendirmesi gerektiği vurgulandı. Görüşmenin sonunda Refat Çubarov, yerli halkların haklarına saygı duyan ülkelerle ortaklığın önemine dikkat çekerek, Kırım Tatar halkının ancak Ukrayna’nın direnci ve zaferiyle geleceğini güvence altına alabileceğini söyledi. Taraflar, görüşme sonunda birbirlerine yerli halkların kültürlerini simgeleyen hediyeler takdim etti.

Ukrayna: Rusya’nın dondurucu soğukta enerjiyi hedef alan saldırıları soykırım kapsamına giriyor Haber

Ukrayna: Rusya’nın dondurucu soğukta enerjiyi hedef alan saldırıları soykırım kapsamına giriyor

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha, Rusya’nın aşırı soğuk hava koşullarında Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarının, halkı bilinçli şekilde hayati ihtiyaçlardan mahrum bırakmayı hedeflediğini ve bunun soykırım suçunun tanımına girdiğini belirtti. Sıbiha, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, gece boyunca Rusya’nın Ukrayna’ya 300’den fazla silahlı insansız hava aracı ile 18 balistik ve 7 seyir füzesi fırlattığını, saldırıların özellikle enerji altyapısını hedef aldığını ifade etti. Hava sıcaklıklarının -15 derecenin altına düştüğü bir dönemde yapılan bu saldırıların, insanları elektrik, su ve ısıtmadan yoksun bırakmayı amaçladığını vurguladı. Ukraynalı Bakan, “Rusya, Ukrayna halkını fiziksel olarak yok etmeye yönelik yaşam koşulları yaratmaya çalışıyor. Bu durum, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin II(c) maddesi kapsamına tamamen uymaktadır.” ifadelerini kullandı. Sıbıha ayrıca, Harkiv bölgesinde sivil bir posta terminaline düzenlenen saldırıda dört kişinin hayatını kaybettiğini, ülke genelinde çok sayıda kişinin yaralandığını, Kıyiv bölgesinde ise yüz binlerce kişinin elektriksiz kaldığını hatırlattı. Rusya’nın bu saldırıyı, New York’ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik saldırıları görüşmek üzere acil toplandığı sırada gerçekleştirmesinin “son derece ironik ve alaycı” olduğunu belirten Sıbiha, Moskova’nın hem BM Şartı’nı hem de barış çabalarını hiçe saydığını söyledi. Ukrayna Dışişleri Bakanı, Rusya’ya yönelik uluslararası baskının ve Ukrayna’ya verilen desteğin kesintiye uğramaması gerektiğini vurgulayarak, saldırgan için savaşın bedelini artıracak somut adımlar atma çağrısında bulundu.

Holodomor Soykırımı 92. yılında Başkent Üniversitesinde konuşuldu Haber

Holodomor Soykırımı 92. yılında Başkent Üniversitesinde konuşuldu

Ukrayna’da 1932-33 yıllarında kasıtlı olarak meydana getirilen açlık soykırımı Holodomor, bu sene 92. yılında Ukrayna’nın Ankara Büyükelçiliği ve Başkent Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen program ile ele alındı. Başkent Üniversitesi Prof. Dr. İhsan Doğramacı Konferans Salonu’nda 26 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen “Geçmiş ve Bugün: Holodomor ve Rusya'nın Ukrayna'ya Karşı Savaşı" başlıklı panele yoğun katılım oldu. Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Nariman Celâl ve Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hakan Özkardeş’in de katıldığı program; saygı duruşu, İstiklâl Marşı ve Ukrayna millî marşının okunmasıyla başladı. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA DÜNYA, SOVYETLER BİRLİĞİ OLMAK İSTEYEN ÜLKENİN KARŞISINDA DAHA İYİ DURMALI Panelin açılış konuşmalarını Rektör Özkardeş ve Büyükelçi Celâl gerçekleştirdi. Prof. Dr. Özkardeş, Ukrayna’nın yaşadığı hadiselerin dünya tarihinde örneklerinin olduğunu belirtti. Bir asır önce egemenlik ve bağımsızlık mücadelesi veren Türkiye’nin her zaman Ukrayna’nın yanında yer aldığına vurgu yapan Özkardeş, “Bizim kimsenin toprağında gözümüz yok, kimsenin gözünün topraklarımızda olmasını da istemiyoruz." dedi. Ukrayna’nın, yeniden Sovyetler Birliği olmak isteyen bir ülkeyle karşı karşıya olduğunun altını çizen Özkardeş, bunların karşısında dünyanın daha iyi durması gerektiğini söyledi. Özkardeş, “Elimizin ulaştığı yere kadar Başkent Üniversitesi olarak Ukrayna’nın yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadesine yer verdi. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA BİRÇOK ÜLKE HOLODOMOR'U SOYKIRIM OLARAK TANIDI Büyükelçi Celâl sözlerine başta Rektör Özkardeş olmak üzere programın icra edilmesini sağlayan herkese teşekkür ederek başladı. Celâl, 1932-33 yıllarındaki Holodomor’un yalnızca geçmişin acı bir sayfası değil, açlık ve ablukanın siyasi baskı aracı olarak kullanılmasının yol açtığı önemli bir uyarı olduğunun altını çizdi. Birçok dünya ülkesinin Holodomor’u soykırım olarak tanıdığını ve kınadığını belirten Celâl, Holodomor’u ele alırken yalnızca Ukrayna’yı değil, günümüzde yaşanan pek çok insanî felaketin yaşanmaya devam ettiğini hatırlattığını da kaydetti. Celâl, “Bugün Ukrayna yine benzer yöntemlerle yüz yüzedir. Rusya’nın saldırganlığı sonucu kaynaklara erişimin engellenmesi, zorla tehcirler, geçici işgal altındaki bölgelerde sivillere yönelik baskılar ve bunların tümü, geçmişteki totaliter suçların mantığını yeniden ortaya koymaktadır. Bu nedenle, totaliter bir rejim tarafından yapay olarak oluşturulan kıtlıkta milyonlarca vatandaşını kaybetmiş bir ülke olarak Ukrayna, insani koridorların açılması ve ablukaların sivillerin hayatını tehdit etmesini önlemeye yönelik uluslararası çabaları her zaman güçlü şekilde desteklemiştir.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin adil ve kalıcı bir barış için sarf ettiği çabanın takdir edildiğini sözlerine ekleyen Büyükelçi, bu desteklerin önemli olduğunu vurguladı. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA "DÜNYA SESSİZ KALDIĞINDA TRAJEDİLER TEKRAR EDER" “Geçmiş ve bugün bize şunu hatırlatıyor: Dünya sessiz kaldığında trajediler tekrar eder.” diyen Celâl, 1944’te yaşanan Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nı da anımsattı. Büyükelçi Celâl sözlerine son verirken, “Holodomor’un hatırasını yaşatmak yalnızca geçmişe saygı değildir. Bu, sivillerin hayatının siyasi şantaj aracı hâline gelmesine izin vermeme yönünde bugünkü sorumluluğumuzdur. Bu, uluslararası insancıl hukukun önemine ve küresel dayanışmanın güçlendirilmesine yapılan bir çağrıdır.” ifadelerini kullandı. HOLODOMOR VE KAÇIRILAN UKRAİN ÇOCUKLAR Ardından Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Aydıngün’ün moderatörlüğünü üstlendiği panel gerçekleştirildi. Aydıngün, “kasıtlı olarak aç bırakmak” şeklinde tanımlanan Holodomor’un birçok ülke tarafından soykırım olarak tanındığını dile getirdi. Ukrayna’nın çok önemli bir tarım ülkesi olduğunu vurgulayan Aydıngün, o dönemin Sovyet yönetimi tarafından milyonlarca tahılın ihraç edilerek, Ukrayna halkını sunî bir açlığa sürüklediğini söyledi. Panelde ele alınacak konuları sıralayan Aydıngün ayrıca Rusya tarafından kaçırılan Ukraynalı çocukların da programda konuşulacağını belirtti. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA "RUSYA UYGULADIĞI BU İKİ POLİTİKADA UKRAİN KİMLİĞİNİ HEDEF ALIYOR" Çocukların ilk olarak işgal altındaki bölgelerde bulunan yetimhanelerden kaçırıldığını aktaran Aydıngün, Rusya’ya götürülen çocukların kendilerine ait tüm belgelerinin yok edildiğini ve Rus vatandaşı olmaya zorlandığını ifade etti. Bu iki konunun ele alınmasının sebeplerine yer veren Aydıngün, “Bu iki olgu arasındaki ortak nokta ikisinin de Ukrayna halkının bir millet olarak var olmasının engellenmeye çalışılmasıdır. Holodomor bir toplumu açlık yoluyla yok etmeyi hedeflemiştir. Ukrain çocukların kaçırılması da Ukrayna'nın gelecek kuşaklarını Ruslaştırma yoluyla yok etmeyi hedeflemektedir. Rusya uyguladığı bu iki politikada Ukrayna toplumunu hedef alan Ukrain kimliğini silmeye, Ukrayna millî bilincini yok etmeye yönelik politikadır.” dedi. Bunun sadece Ukrayna’nın sorunu olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Aydıngün, bunların birer hukuk ihlâli olduğunu sözlerine ekledi. Öğretim Üyesi, “Dolayısıyla bu hepimizi ilgilendiren küresel bir sorundur.” ifadeleriyle hukuk düzeninin sarsılmasının güç siyasetinin yolunu açabileceğini ve savaş riskini beraberinde getirebileceğini vurguladı. ÇIKIŞ YASAĞI AÇLIĞIN KASITLI MEYDANA GETİRİLDİĞİNİ GÖSTERİYOR Kapadokya Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Valeriy Morkva, “Holodomor Soykırımı: Ukrayna’nın Unutulmaz Acısı” başlığıyla yaptığı konuşmasında açlıkla ölümün en büyük işkencelerden biri olduğunu söyledi. Morkva, açlık çeken halkın bulunduğu bölgelerden çıkmasına yasak koyulmasının kasıtlı bir niyetle yapıldığını gösterdiğini ifade etti. Benzer bir açlığın Mao’nun politikaları sonucunda 1950’li yıllarda Çin’de ve 19. yüzyılda İrlanda’da yaşandığını örneklendiren Valeriy Morkva, “Ama Ukrayna’da böyle olmadı. Ne yanlış ekonomik politika ne de doğal sonuçla oldu. Bu kasıtlı bir soykırımdı. 1932’nin ortasından itibaren komünist Rusya rejimi Ukrayna’daki tüm tahılları ve yiyecekleri aldı. Vermeyenlerin daha ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağı tehdidi yaydılar.” bilgisini verdi. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA EN AZ 3 MİLYON UKRAYNALI HAYATINI KAYBETTİ Bir sene sonra kış mevsimi itibarıyla insanların ölmeye başladığını belirten Morkva, aynı yılın baharında açlıktan ölümün zirvede yaşandığını sözlerine ekledi. Öğretim Üyesi, tahılların sanayileşme için satıldığını söyledi. Morkva bu nedenle en az 3 milyon Ukrayna halkının hayatını kaybettiğini bildirdi. Ayrıca bunun Rusya tarafından inkâr edildiğini dile getiren Morkva, “Bunu yapma sebepleri belliydi: Aç kalan insanın ayaklanması zordur. Çünkü ortada Ruslaştırma politikası vardı.” değerlendirmesini yaptı. Ukraynalı aydınların da kurşuna dizildiğini anımsatan Morkva, “Ukrayna kimliğini yok etmeyi, Ukrayna devletini sildirmeyi günümüzde de sürdürüyorlar.” diyerek Ukrayna-Rusya Savaşı’na işaret etti. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA RUSYA TARAFINDAN KAÇIRILAN UKRAİN ÇOCUKLAR Öte yandan Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Aydıngün, “Hepiniz Russunuz: Stratejik Emperyal Demografik Politikanın Çocuk Kurbanları” başlığıyla Rusya tarafından kaçırılan Ukrain çocukları gündeme taşıdı. Aydıngün, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik tarihsel yaklaşımını ele alarak konuşmasına başladı. Emperyal demografik politikaya değinen Aydıngün, “Bu kavram Rusya'nın Ukrayna’ya yönelik tarihsel yaklaşımını, ötekini yok etme gibi ‘bize dönüştürme’ projesi olarak anlamayı mümkün kılmaktadır.” dedi. Kaçırılan Ukrain çocukların sayısının belirlenmesinde güçlük yaşandığını kaydeden Aydıngün, Ukrayna verilerine göre 19 bin 546 çocuğun kaçırıldığının belgelendiğini söyledi. Aydıngün, “Rus kaynakları, gönüllü tahliye veya kurtarma süreleri çerçevesinde 744 bin çocuğun Rusya’ya götürüldüğünü iddia etmektedir. Bağımsız uzmanlar ise gerçek sayıların yüz binlerle ifade edilmesi gerektiği ileri sürmektedir. Sayılardaki olağanüstü fark, savaş koşullarının yarattığı ortam nedeniyle doğru verilen toplanamaması Rusya'nın sistematik kayıp manipülasyonu ve çocukların kimlik bilgilendirilmesi nedeniyle daha da derinleşmektedir.” yorumunda bulundu. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA UKRAİNCE KONUŞMALARI YASAKLANIYOR Çocukların toplu bir şekilde yetimhanelerden götürüldüğüne ya da ailelerinin tamamen ortadan kaldırıldığına dikkat çeken Aydıngün, aynı zamanda kaçırılan çocukların ana dili olan Ukrainceyi konuşmalarının da yasaklandığını aktardı. Aydıngün ayrıca Rusya’nın çocukları kaçırma gibi insanlık suçuna “gönüllü tahliye veya kurtarma” olarak, “Rus vatandaşlığının ise kimlik sildirme değil, vatandaşlık fırsatı sunma” gibi gerekçelerle kılıf geçirdiğinin altını çizdi. Öğretim Üyesi, “Bu çerçeve Rusya'nın saldırgan değil, koruyucu bir aktör olduğunu ima eden taktiğidir.” cümlelerini sarf etti. "ÇOCUK KAÇIRMALARI RUS NÜFUSUNUN NİTELİKSEL GÜÇLENDİRİLMESİNİ AMACINI TAŞIYOR" Aydıngün konuşmasını, “2014’ten itibaren Rusya'nın Ukrayna'da işgal ettiği bölgelerde kamusal alanlar silinmiştir. Eğitimde Rusya yanlısı müfredatlar dayatılmıştır. Ukrayna tarihi taşıyan referanslar kaldırılmıştır. Ukrayna sadakat potansiyeli taşıyan çocuklar özellikle hedef alınmıştır. Bu nedenle çocukların kaçırmaları hem gelecek kuşakların sayı olarak azaltılması hem de Rus nüfusunun niteliksel olarak güçlendirilmesi amacını taşımaktadır.” ifadeleriyle sürdürdü. Aydıngün, konuşmasının sonunda Mart 2023’te çocuk kaçırma suçundan dolayı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Rusya’nın Çocuk Hakları Komiseri Maria Alekseyevena hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yakalama kararı çıkarıldığını anımsattı. PROGRAMIN SONUNDA PLAKET TAKDİMİ YAPILDI Panelin sonunda katılımcılar tarafından sorular soruldu. Program, panelistlere plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi. Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA Fotoğraf: Elif Başak Boyacı/QHA

Ukrayna’da Sovyetlerin kanlı mirası: Holodomor Soykırımı Haber

Ukrayna’da Sovyetlerin kanlı mirası: Holodomor Soykırımı

1932-1933 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin egemenliğindeki Ukrayna’da, eli kanlı diktatör Josef Stalin’in emriyle ortaya konulan kıtlık sebebiyle milyonlarca insan açlıktan hayatını kaybetmişti. Sovyetlerin Ukrayna halkına karşı işlediği bu korkunç suça "açlıkla ölüm" anlamında Holodomor adı verildi. Sovyet Rusya yönetiminin milyonlarca Ukraynalıyı ölüme sürüklediği sun'i açlık Holodomor, Ukraynalılara boyun eğdirme amacı taşıyordu. Ukrayna'nın komünist rejime karşı direnişini ve Moskova'dan bağımsız bir Ukrayna devleti kurma girişimlerini nihai olarak ortadan kaldırmak için gerçekleştirildi. 26 Kasım 1998’de dönemin Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın kararı ile kasım ayının dördüncü cumartesi günü "Holodomor Kurbanlarını Anma Günü" olarak ilan edildi. Daha sonra 2006’da Ukrayna Parlamentosu, kabul ettiği karar ile Holodomor’u Ukrayna halkına karşı yapılan bir soykırım olarak tanıdı. STALİN'DEN ZİRAATİN KOLEKTİFLEŞTİRİLMESİ KANUNU 1924’te Sovyetler Birliği’nde iktidara gelen Josef Stalin, siyasi muhaliflerini ortadan kaldırdıktan sonra, Ukrayna’daki iktisadi ve sosyal hayatı sıkı kontrol altına alarak Ukrayna’yı tamamen Kremlin’e bağladı. 1929’da diktatör Stalin, ziraatin kolektifleştirilmesi için kanun çıkarma emri verdi. Çıkarılan kanun uyarınca Ukrayna’da verimli topraklar, tarlalar devletleştirildi, köylüler, kendi eski topraklarında devletin işçisi hâline getirildi. Gece gündüz köle gibi çalışan köylüler kendileri için bir kilo buğday bile kullanamaz iken devlet bütün buğdayları Avrupa’ya satarak fabrikalar inşa etti. UKRAYNA HALKI, KOMÜNİST REJİMİNİN BASKI POLİTİKASINA KARŞI ÇIKTI Komünist totaliter rejimin politikası, Ukrayna halkının direnişini kışkırttı. Ukrayna’daki köylüler, 1930'ların başında komünist rejiminin kolektifleştirme, vergilendirme politikası, soygun ve terörüne karşı yaklaşık 4 bin büyük çaplı eylem gerçekleştirdi. Ukraynalı köylüleri tehdit olarak gören Stalin, binlerce Sovyet memurunu köylülere baskı kurması için Ukrayna'ya gönderdi. Ukrayna'da yarım milyondan fazla insan rejimin tarım uygulamalarına isyan ettiği için yük trenlerine doldurularak Sibirya'ya sürgün edildi. Sürgün sırasında binlerce Ukraynalı açlıktan, hastalıktan hayatını kaybetti. Bununla birlikte Sovyet Rusyası, Ukrayna'da sun'i kıtlık oluşturmak için bir dizi uygulama işleme koydu. Tüm gıda ürünlerine el koyan Kremlin, Ukrayna halkının bir kısmının yok edilmesini amaçlayan koşulları yarattı. Ukrayna’daki açlık çeken bütün bölgeler askerlerle çevriliydi, kimsenin kurtarılmaması ve bu bölgelere hiçbir yardımın geçmemesi için Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin bütün sınırları kapatılmıştı. Holodomor yılları boyunca Sovyet yönetimi, adeta bir açlık terörü icra etti. Holodomor, Ukrayna halkına karşı başlattığı gerçek bir savaştı. HER BİR DAKİKADA 24 KİŞİ HAYATINI KAYBEDİYORDU 1933 baharında Ukrayna'daki ölüm oranları felaket boyutlarına ulaştı. Haziran 1933'te her gün 34 bin kişinin, saatte bin 440 kişinin ve her dakika 24 kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. SADECE RESMİ VERİLERE GÖRE NEREDEYSE 4 MİLYON İNSAN HAYATINI KAYBETTİ Ukrayna Milli Güvenlik Servisi, Holodomor davasının soruşturulması sırasında ortaya çıkan bilgileri kamuoyuyla paylaştı. 1932-1933 yıllarında suni açlıktan 3 milyon 941 bin kişi öldü. Açlığın kasıtlı olarak meydana getirildiği ispat edilirken buna karşı Rusya, hala Ukrayna’daki açlığın 1932-1933 yılında SSCB’de meydana gelen açlığın bir parçası olduğunu ileri sürüyor. Stalin'in kanlı mirasının destekçisi olmaya devam ediyor. RUSYA SUÇUNU ÖRTMEYE ÇALIŞTI Bu suçun boyutları ve sebepleri uzun bir süre boyunca insanlardan ve dünya kamuoyundan saklanmaya çalışıldı. Sovyetler döneminde Holodomor ile ilgili herhangi bir hatırlama durumunda insanlara hapis cezası veriliyordu. Stalin Rusyası’nın gerçekleştirdiği Holodomor Soykırımı, uluslararası kamuoyunun da gündeminde. Günümüzde Holodomor; Birleşik Krallık, Kanada, Fransa, İtalya ve Almanya başta olmak üzere 30’dan fazla ülke tarafından "soykırım" olarak tanındı.

81 yıldır dinmeyen acı: Ahıska Sürgünü ve Soykırımı Haber

81 yıldır dinmeyen acı: Ahıska Sürgünü ve Soykırımı

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) eli kanlı lideri Josef Stalin'in emriyle on binlerce Ahıska Türkü tam 81 yıl önce bugün öz vatanlarından canice koparılmıştı. Ahıska Türkleri, günümüzde Gürcistan sınırlarında kalan vatanlarından bir gece ansızın hayvan vagonlarına bindirilerek Sibirya başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerine sürgün edildi. Ahıska Türklerinin Stalin zulmü ile anavatanlarından sürülmelerinin 81. yıl dönümünde sürgünde hayatını kaybedenler dualarla anılıyor. 14 KASIM 1944 AHISKA SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Bugün Gürcistan toprakları içerisinde yer alan ve Ardahan’a 15 kilometre uzaklıkta bulunan Ahıska, 1829’a kadar Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kaldı. Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından imzalanan Edirne Antlaşması’yla şehrin kaderi değişti. Ahıska, Çarlık Rusya’sının hakimiyetine girdi. Bu da, Ahıskalı Türklerin yıllar boyu yaşayacağı zulümlerin fitilini ateşledi. Ahıska, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği sınırları içinde kalan Gürcistan’a bağlandı. 2. Dünya Savaşı’na kadar askere çağrılmayan Ahıska Türkleri, savaş başlayınca Rusya tarafından silah altına alındı. 40 bin civarında insan, Almanlarla savaşmak üzere cepheye gönderildi. Geride kalan kadınlar ve yaşlılar da Ahıska-Borcom demir yolu inşaatında çalıştırıldı. Bu hat, 1944 yılı ekim ayında tamamlandı. Ahıskalılar, kendilerini vatana hasret bırakacak trenlerin yolunu, kendi elleriyle yapmış oldu. Soykırım ve sürgünün 81. yıl dönümünde yurtlarından koparılan Ahıskalı Türklerin yaşadığı zulüm unutulmadı. Bir gece ansızın hayvan vagonlarına bindirilen kadın, çocuk, yaşlı 17 bin insan açlıktan, soğuktan ve çeşitli hastalıklardan hayatını kaybetti, 212 köyün boşaltılmasıyla 94 bine yakın kişi vatanından koparıldı. Katil Stalin idaresindeki askerler, hayatını kaybeden Ahıskalıların naaşlarını yol kenarına attı. Trenlere doldurulan Ahıskalı Türklerin tüm eşyaları geride kaldı. Vagonlara üst üste bindirilen Ahıskalıların zorunlu yolculuğu bir aydan fazla sürdü. Hayatta kalan Ahıskalılar özellikle Kazakistan başta olmak üzere Türkistan ve Sibirya'nın çeşitli bölgelerine sürüldü. Yaşam mücadelesi veren Ahıska Türkleri, 1956 yılında özel yerleşim sınırlamalarının Sovyet idaresince kaldırılması nedeniyle Kafkasya’nın farklı bölgelerine dönmeye başladı. Ancak, halkın büyük bir kısmı sürgüne gönderildikleri bölgelerde yaşamaya devam etti. AHISKA TÜRKLERİNİN VATANA DÖNÜŞ MÜCADELESİ Ahıska Türklerine sürgünden sonra vatan olan topraklardan Türkiye Cumhuriyeti, kanlı sürgünden yıllar sonra Ahıska Türklerinin kendi topraklarına yerleştirilmesi için çalışmalar yürüttü. 2004 yılının şubat ayında Rusya ve ABD hükûmeti, Uluslararası Göç Örgütünün desteğiyle Rusya’nın Krasnodar bölgesinde ikamet eden Ahıska Türklerinin ABD’de yerleştirilmesi programı başlattı. 2005 yılının eylül ayı itibarıyla yaklaşık 21 bin Ahıska Türkü programa katılma başvurusunda bulundu ve 5 bin kişi ABD’nin farklı şehirlerinde yerleştirildi. Günümüzde Ahıska Türkleri dünyada 550 bin civarında nüfusa erişti. Daha sonra da 2014’te Kırım’ın işgali neticesinde Ukrayna’nın doğusunda başlayan Rus işgali nedeniyle çatışmanın ortasında kalan bölgedeki Ahıska Türklerinin bir kısmı Türkiye’nin girişimiyle Erzincan’ın Üzümlü ilçesine yerleştirildi. Ahıska Türklerinin en çok yaşadıkları ülkelerin başında Türkiye, Kazakistan, Azerbaycan, Rusya, Özbekistan, Kırgızistan, Ukrayna ve ABD geliyor.

CNN Türk Ürümçi'yi gezdi: Propaganda mı, gerçekler mi kayda alındı? Haber

CNN Türk Ürümçi'yi gezdi: Propaganda mı, gerçekler mi kayda alındı?

Gazeteci, Yazar Taha Kılınç'ın Doğu Türkistan ziyareti sonrasında kaleme aldığı "Kayıp Coğrafyanın İzinde: Doğu Türkistan Seyahatnamesi" isimli kitabın çıkmasına engel olmaya çalışan Çin'in Ankara Büyükelçiliği soykırım ve asimilasyon politikalarını örtbas etmek amacıyla Çin'in Doğu Türkistan'ı işgalinin 70. yıl dönümünde Ürümçi turu düzenledi. TANRI DAĞLARINDA NİHAL ATSIZ CNN Türk Muhabiri Büşra Arslantaş ve Kameraman Caner Emre Kınacı, Çin'in daveti üzerine Doğu Türkistan'ın Ürümçi kentine ziyarette bulundu. İlk olarak Tanrı Dağları'nın eteklerini gezen Arslantaş, Nihal Atsız'ın "Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar? Ruhlarımız buluşur elbet Tanrıdağı'nda" mısralarına yer vererek Türk'ün yüzyıllardan beri var olduğu medeniyet beşiğine işaret etti. Arslantaş, "Bu dağlar Türk'ün yalnızca yurdu değil, kimliğinin, kültürünün ve devlet fikrinin doğduğu kadim merkez. Orhun'dan Altay'a uzanan Türk cihan tasavvurunun stratejik kalbi." ifadelerini kullandı. CNN TÜRK EKİBİ KAMERALARLA TAKİP EDİLDİ Ürümçi turunu tüm detaylarıyla ele alan Arslantaş, kendilerini gezdiren Çinli yetkililerin sorulan sorulara net bir yanıt vermediğini, ziyaret sırasında her an 3 kamera ile takip edildiklerini kaydetti. Kurgulanan tiyatro sahnesinde gezen CNN Türk ekibi bir camiye girdiklerini, boş gördüklerini ve bunu sorguladıklarını vurguladı. Arslantaş, Çinli yetkilinin sorulara kaçamak cevaplar verdiğini belirterek, "Kadınlar ve çocuklar nerede dediğimde 'Pek bilgim yok, genelde evdeler' yanıtını verdiler." dedi. Haberde Doğu Türkistan'dan "Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi" olarak bahsediliyor olsa da kayda alınan görüntülerde baskının birebir kanıtı ele alındı. Kent genelindeki kameraların camiyi dahil kayda aldığı gözlemlendi. SÖZDE ONLARCA İMAM YETİŞTİRİLİYOR ANCAK CAMİLER BOŞ İslam Enstitüsünde imamların yetiştirildiğine dair iddiaların haberde yer almasını isteyen Çinli yetkililer sahte olduğu düşünülen bir sınıfta öğrencilere ders anlattıklarını belirtirken, aynı zamanda "Namaz kılmayan Müslüman değildir" ifadesini aşırıcılık olarak nitelendirdiklerini itiraf etti. Öte yandan Çinli yetkili, öğrencilerin sakal bırakmalarının yasak olduğunu sakalsız halin daha modern görüneceğini savundu. Ardından Hoten'de akşam pazarına uğradıklarını kaydeden CNN Türk ekibi, pazardaki tüm bıçak ve satır gibi kesici aletlerin tezgaha bağlı olduğunu gözden kaçırmadı. Arslantaş, yetkililerin güvenlik gerekçesiyle bıçakları bağladıklarını söylediklerini aktardı. Arslantaş, Uygur Türkleriyle yaşam koşullarına dair soru sorma girişimlerinin olduğunu ancak karşı tarafın yalnızca tebessümle karşılık verdiğini de belirtti. Ayrıca kayda alınan görüntülere göre pazarda Uygur kıyafetlerini tanıtan kadının Çinli olduğu da dikkatlerden kaçmadı. Pazardan sonra medya kuruluşuna giden CNN Türk ekibi, personelin "çok mutlu" ve "rahat çalıştıklarını" söylediklerini kaydetti. Tur kapsamında ekibin yanından ayrılmayan Çinli yetkili, "Amacımız, hükûmetimizin ve partimizin (Çin Komünist Partisi) sesini duyurabilmek." dedi. ÇİN'İN BAKIŞ AÇISIYLA... Gittikleri üniversitede hiçbir öğrenciyle temasa geçemediklerinin altını çizen Arslantaş, "Çin'in bakış açısıyla" vurgusu yaparak tarihçeyi dinlerken kameraların kendilerini yine takip ettiklerini belirtti. Haber, Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Furkan Kaya ve Gazeteci, Yazar Taha Kılınç'ın analizleriyle pekiştirilerek, Uygur Türklerinin büyük bir Çin baskısı ve zulmüyle karşı karşıya kaldıkları bir kez daha teyit edildi. "BM RAPORLARI ÇİN'İN İNSANLIK SUÇU İŞLEDİĞİNİ SÖYLÜYOR" Doç. Dr. Kaya, haber için yaptığı değerlendirmede, "BM İnsan Hakları Konseyinin son raporuna baktığımızda Uygur Türklerinin zorla asimilasyona maruz kaldığını, yeniden eğitim kampı adı altında toplu gözaltına alındığını ve toplu işkencelerin yapıldığını görüyoruz. Raporlar, Çin'in bu politikalarını insanlığa karşı suç olarak değerlendiriyor. Bu bulgular uluslararası hukuk açısından son derece önemli. Çünkü Uygurların durumu Çin'İn bir iç meselesi değil, küresel insan hakları gündeminin çok önemli bir parçası. Çin bu politikalar kapsamında aşırıcılık suçunu öne sürüyor fakat bağımsız gözlemciler güvenlik tedbiri ile sistematik kültürel asimilasyonun birbirinden ayrılması gerektiğini ifade ediyor." dedi. Müze gezilerinde Çinli yetkililerin 2016 yılı itibarıyla "aşırıcılıkla mücadele" sayesinde "Xinjiang halkının refah içinde yaşadığını" iddia etti. Bu tarih Çin'in toplama kamplarını inşa ettiği döneme denk geliyor. 3 Kasım 2025 tarihli haber Kaya'nın, "Eğer Uygur Türklerinin sesi kısılırsa tüm insanlığın vicdanı da susmuş olur." sözleriyle sona erdi. İlgili haberin Türkiye kamuoyunda Çin sempatizanı medya kuruluşlarının yıllarca gündeme getirdiği iddiaları çürütmesiyle birlikte gerçekleri dünya gündemine taşıdığı belirtildi.

Çinli askerden şoke eden Doğu Türkistan itirafı! Haber

Çinli askerden şoke eden Doğu Türkistan itirafı!

Doğu Türkistan'da Türk ve Müslüman Uygur nüfusunu yok etmeyi amaçlayan Çin'in asimilasyon ve soykırım politikaları bir kez daha gün yüzüne çıktı. Çinli asker Wu Jing sosyal medya hesabından dünya kamuoyunu şoke eden bir itirafta bulundu. Wu'nun tanıklık ettiği kan donduran olay ile Şi Cinping liderliğindeki Çin'in Doğu Türkistan toprakları üzerindeki zulüm bir kez daha gözler önüne serildi. KIYAFETLER TAKAS EDİLDİ: ÇİN, KATLİAMI KENDİ LEHİNE ÇEVİRDİ Wu, 9 Ekim 2025 tarihli X (Twitter) gönderisinde ters köşe yaparak Uygur Türklerini katlettiklerini ve basına yansıyan haberleri kendi lehlerine nasıl çevirdiklerini anlattı. Wu, 2008 yılında Uygur tutsakların hapisten çıkarılarak üzerlerine Çinli askerlerin üniformasını giydirdiklerini ve sonra serbest bıraktıklarını söyledi. Ne yaptıkları hususunda bölük komutanına soru sorduklarını ancak bir cevap alamadıklarını kaydeden Wu, tutsakların kıyafetlerini giymelerinin emredildiğini aktardı. Wu sözlerine şöyle devam etti: "Şaşırmıştım. Bölük komutanına tekrar ne olduğunu sordum. Bize sormamamızı söyledi. Tutukluların kıyafetlerini değiştirdikten sonra bölük komutanı bize yerliler gibi giyinmemizi söyledi; Müslüman cübbesi ve başörtüsü. Daha sonra bizi üniformalı tutuklulardan ayırdı ve görevimizi yerine getireceğimizi söyledi. Görev yerine vardığımızda bagajdan ekipmanlarımızı almamızı söyledi. Toplamda sekiz sırt çantası vardı, sekiz kişiydik ve içleri molotof kokteylleriyle doluydu. Sonra bize operasyon talimatlarını verdi." Ardından dört kaçağın askerî üniforma giymiş bir şekilde kaçtıkları yönünde bir ihbar aldıklarını dile getiren Wu, görevlerinin dört kişiyi öldürmek olduğunu sözlerine ekledi. Wu, "Onları gördüğümde tanıdık göründüklerini anladım. Hapishaneden kurtardığımız dört kişi olduklarını düşündüm. Daha sonra onları molotof kokteylleriyle ateşe verdik ve öldüklerinden emin olduk. O zamanlar şaşkına dönmüştüm, bunun neden olduğunu merak ediyordum. Bunun sahnelenmiş bir gösteri olduğunu düşünmüştüm." ifadelerini kullandı. TERÖRİSTLER ÇİNLİ ASKERLERİN TA KENDİSİYDİ Çinli, ertesi gün çıkan haberlerde sekiz Uygurun dört askeri öldürdüğüne dair çıkan haberlerle şaşkına döndüğünü belirtti. Ayrıca sekiz "teröristin" yakındaki bir köyle bağlantısı olduğu yönünde ısrar üzerine o köyün boşaltılmasının emredildiğini aktaran Wu, köyde çocuklardan yaşlılara herkesin tutuklandığını söyledi. Wu, "Köy neredeyse haritadan silinmişti." dedi. Daha sonra görevinden emekli olduğunu söyleyen Wu, köyü tekrar ziyaret ettiğinde evlerin dahi yıkıldığını gördüğünü ifade etti. Ordudan ayrılma kararını etkileyen bir diğer olayın ise 2008 Pekin Olimpiyatları gerekçesiyle otlatmanın yasak olduğu, koyunları elinden alınan Uygurların Çinli askerler tarafından taş ve tuğla ile hedef alındığı olay olduğunu belirtti. BU OLAYDAN SONRA EMEKLİYE AYRILDI 2012 yılı itibarıyla emekliye ayrılan Wu, "Bu olay beni derinden sarstı. Bu olaydan sonra kararlılıkla emekli olmaya karar verdim. Bu konuda söyleyeceklerim bu kadar. Komünist Parti gerçekten kötü." diyerek kendisinin de iştirak ettiği olayı ifşa etti. Wu, şu anda New York'ta ikâmet ediyor.

Ludmıla Korotkıh: Kırım Tatar millî davasını ulusal ve uluslararası sahneye taşımaya devam edeceğiz Haber

Ludmıla Korotkıh: Kırım Tatar millî davasını ulusal ve uluslararası sahneye taşımaya devam edeceğiz

Kırım Tatar Kaynak Merkezi avukatlarından Ludmıla Korotkıh (Liudmyla Korotkykh), Kırım Haber Ajansına (QHA) verdiği özel röportajda, Kırım Tatarlarının kültürel kimliğini ve haklarını koruma mücadelesini anlattı. Korotkıh, işgal altındaki Kırım’da yaşanan baskılara ve ailelerin parçalanmasına dikkat çekerek, Kırım Tatar millî davasının uluslararası sahnede kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladı. AVRUPA KONSEYİ, BİR HALKA ÖZEL OLARAK İLK RAPORUNU KIRIM TATARLARI İÇİN ÇIKARDI Birleşmiş Milletler (BM), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarla da çalışan Ludmıla Korotkıh, Kırım Tatar halkının millî davasının dünyada uzun zamandır tanındığını ve 90’lı yılların sonuyla 2000’li yılların başından itibaren Kırım Tatar Milli Meclisi (KTMM) temsilcilerinin, BM Yerli Halklar Hakları Bildirgesi’nin kabul edilmesinde emeği geçtiğini söyledi. “KTMM üyeleri sayesinde, dünyadaki yerli halkların temsilcileri arasında tanınıyoruz.” diye konuşan Korotkıh, eski Avrupa Konseyi İnsan Hakları Yüksek Komiseri Dunya Miyatoviç’in (Dunja Mijatović) Kırım Tatarlarına özel bir analiz raporu yayımlamasının ise, tarihte bir halka özel olarak çıkarılan ilk rapor olarak önemine dikkat çekti. “TARİH TEKERRÜR EDİYOR” Kırım Tatar Kaynak Merkezi olarak 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nün soykırım olarak tanınması adına da çalıştıklarını ve şu ana kadar dokuz ülkenin bu soykırımı tanıdığını belirten Korotkıh, Rusya’nın Kırım’ı 2014 yılında işgal etmesinin, Kırım Tatarlarına yönelik soykırım politikasının bir devamı olduğunu dile getirdi. “Rusya’nın işlediği bu savaş suçu, bütün uluslararası camia tarafından kınanmalıdır. Bugün de tarih tekerrür ediyor çünkü bu savaş suçu, zamanında kınanmamıştı. Tarihin de tekerrür edeceği böylelikle görüldü” değerlendirmesini yapan Korotkıh, anneannesinin ve dedesinin de 1944 Kırım Tatar Sürgünü’nü yaşadıklarına değindi. “İkinci Dünya Savaşı zamanıydı ve dedem ise cephedeydi. Anneannem Kırım’dan bebeği ile birlikte sürgün edilmişti. Dedem, savaş bittiği zaman Kırım’a geri döndüğünde birçok engelle karşılaşmıştı. Ailem 1992 yılına kadar Kırım’a dönememişti” ifadelerini kullanan Korotkıh, mücadelesini kamuoyuna açık olarak sürdürebilmek için 2015 yılında Kırım’dan ayrılmanın kendisi için son derece zor bir karar olduğunun altını çizdi. İŞGALCİ RUSYA, AİLELERİ PARÇALAMAYA DEVAM EDİYOR Rusya’nın Kırım Tatarlarına yönelik baskıcı politikalarından dolayı 2020’den beri Kırım’a dönemediğini ve ailesiyle görüşemediğini söyleyen Korotkıh; Kırım’da her mesajın ve telefon görüşmesinin kaydedilmesi sebebiyle, akrabalarıyla da 2014’ten beri serbest bir şekilde iletişim kuramadığını belirtti. Kırım’dan ayrıldıktan bir süre sonra ise dayısını ve babasını sağlık sorunları nedeniyle kaybettiğini ve cenaze törenlerine bile katılamadığını ifade eden Korotkıh; Kırım özgürleşmeden doğduğu yere hiçbir zaman geri dönemeyeceğini ve vefat eden yakınlarının mezarlarını bile ziyaret edemeyeceğini vurguladı. Korotkıh, motivasyonunu şu sözlerle tarif etti: Ne zaman bana, ‘Daha ne kadar bu işi yapacaksın?’ diye sorsalar, ‘Gerektiği sürece,’ diyorum. Sadece benim değil, Kırım Tatar Kaynak Merkezindeki, aralarında Kırım’dan gelenlerin de olduğu çoğu arkadaşımızın motivasyonu söz konusu. Hepimiz vatanımıza geri dönmek istiyoruz. Bu yüzden de Kırım Tatarlarıyla Kırım'daki diğer halkların hakları için mücadelemizi sürdüreceğiz. Kırım Tatar millî davasını ulusal ve uluslararası sahneye taşımaya devam edeceğiz.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Sıbiha: “Rusya’nın saldırısı soykırımdır” Haber

Ukrayna Dışişleri Bakanı Sıbiha: “Rusya’nın saldırısı soykırımdır”

Rusya, 9 Ekim’i 10 Ekim’e bağlayan gece yüzlerce SİHA ve füzelerle Ukrayna’nın sivil altyapısını hedef aldı. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sıbiha (Andrii Sybiha), hava sıcaklığının düşmeye başladığı günlerde Rusya’nın düzenlediği bu saldırıyı bir soykırım olarak niteledi. Sıbiha, resmî sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Rus teröristler, başta enerji olmak üzere Ukrayna’nın sivil altyapısını yüzlerce SİHA ve füzelerle hedef aldı. Bütün müttefiklerimizi Rusya’ya karş sert bir karşılık vermeye davet ediyorum.” ifadelerini kullandı. SALDIRI, 10 EKİM’İN İKİNCİ YIL DÖNÜMÜNDE DÜZENLENDİ Dışişleri Bakanı Sıbiha, söz konusu saldırının 10 Ekim 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik düzenlediği ilk geniş çaplı saldırısının ikinci yıl dönümünde gerçekleştiğini aktardı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yönelik konuşan Sıbiha, “Bu saldırı, kendisinin saldırgan tavrını, üç yıl içerisinde yürüttüğü terör faaliyetlerini veya ültimatomlarını değiştirmediğinin açık bir göstergesidir. Kendisi, diplomasiye ve barışçıl yolları reddetmeye devam etmektedir.” açıklamasını yaptı. SIBİHA, SALDIRININ SOYKIRIM OLDUĞUNU BELİRTTİ Sıbiha, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 2. Maddesi’nin 3. fıkrası uyarınca söz konusu saldırının insanları düşen hava sıcaklıkları karşısında enerjiden mahrum bırakması yönünden soykırım teşkil ettiğini belirtti. SIBİHA, MOSKOVA’YA BASKI UYGULANMASI GEREKTİĞİNİ VURGULADI Sıbiha, ancak Moskova’ya karşı uygulanacak ortak bir baskının sonuç verecebileceğini ifade etti. Moskova’ya karşı ticari yaptırımlar ve siyasi yalnızlaştırma politikası yürütülerek ve Ukrayna’ya sağlanan askerî desteğin artırılması yoluyla bu planın uygulanabileceğini öne sürerek, “Putin, savaşı sürdürmenin maliyetinin savaşı durdurmanın maliyetini aşacağını ve bu savaşı sürdürmenin iktidarı için bir tehdit unsuru olduğunu idrak etmelidir.” Ifadelerine yer verdi. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodımır Zelenskıy daha önce yaptığı bir açıklamada, Hamas’ın bile Gazze için İsrail ile müzakere yapma hususunda adım attığını fakat Putin’in Ukrayna’yı işgalini sonlandırmaya dair herhangi bir diyalog içerisine girmeyi reddettiğini dile getirmişti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.