SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türk Ocakları

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türk Ocakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türk Ocakları haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türk Ocaklarından 18 Mayıs mesajı: Kırım’da var olan Rus işgalini kınıyoruz Haber

Türk Ocaklarından 18 Mayıs mesajı: Kırım’da var olan Rus işgalini kınıyoruz

18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yıl dönümü vesilesiyle Türk Ocakları Genel Merkezinin resmî sosyal medya hesabı üzerinden paylaşım yapıldı. Paylaşımın açıklamasında “Kırım Tatar Sürgününde hayatını kaybeden soydaşlarımızı rahmetle anıyor, hâlihazırda Kırım’da var olan Rus işgalini kınıyoruz.” ifadeleri yer aldı. 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Kırım Tatar halkı, bir şafak vaktinde Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’in emriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde topyekûn sürgüne tâbi tutuldu. Kırım’dan Türkistan, Urallar ve Sibirya bölgelerine hayvan vagonlarıyla sürgün edilen Kırım Tatar halkı; en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar, açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde nüfusunun yüzde 46’sını kaybetti. Sovyet yönetimi, soykırım niteliğindeki sürgünün hemen akabinde Kırım Yarımadası’nda, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Kültürel soykırımın yaşandığı Kırım’da tarihi eserler tahrip edildi, mezarlıklar yok edildi ve yarımadanın demografik yapısı bilinçli şekilde dönüştürüldü. Sürgün edilen halk, bağrından koparıldığı o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırıldı. 1989’a gelindiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. Sürgün mağdurları o tarihten itibaren yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada Parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu), 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato ve 2025’in haziran ayında Hollanda Krallığı Genel Meclisinin alt meclisi olan Hollanda Temsilciler Meclisi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı. 82 yıldır dinmeyen acı: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı İnsanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri olan 18 Mayıs 1944 tarihinde, Kırım Tatarları topyekûn vatanlarından sürülerek SSCB tarafından soykırıma uğradı. pic.twitter.com/mxqlqc5weL — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2026

Prof. Dr. Mehmet Öz: 21. yüzyılın Stalin’i Putin, Kırım Tatarlarına yeni acılar yaşatıyor Haber

Prof. Dr. Mehmet Öz: 21. yüzyılın Stalin’i Putin, Kırım Tatarlarına yeni acılar yaşatıyor

Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, 21’inci yüzyılın Stalin’i olarak tanımladığı Putin’in 2014 yılında Kırım’ı işgalinin ardından Kırım Tatarlarının çilesinin yeniden başladığına işaret etti. Kırım Tatarlarının millî lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu ve KTMM üyelerini selamlayan Öz, mücadelelerinde yanlarında olduğunu ifade etti. 18 Mayıs 1944 tarihinde Türk yurdu Kırım’da büyük acıların yaşandığını anımsatan Prof. Dr. Öz, “Kırım Türkleri vatanlarından koparılarak sürgüne tabi tutuldu. Stalin rejimi 1944 yılından önce de Türk halklarına yönelik büyük zulümler yapmıştı; aydınları katletmişti. 1944 ise Kırım Türkleri trenlere doldurularak vatanlarından sürgün edildi. On binlerce Kırım Türkü yollarda hayatını kaybetti.” diye konuştu. 21’İNCİ YÜZYILIN STALİN’İ PUTİN, KIRIM’I İŞGAL ETTİ Kırım Tatarlarının çilesinin yüzyıllar önce başladığını kaydeden Prof. Dr. Öz, “Kırım, 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı sonrası imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan sonra Osmanlı Devleti’nden ayrılmıştı. 1783 yılında ise Rusya tarafından işgal edildi. Stalin döneminde ise o büyük sürgüne maruz kaldılar. Bu kadim yurda dönme mücadelesi uzun yıllar sürdü. Çileler çekildi.” ifadelerine yer verdi. Kırım Tatarlarının, Sovyetler rejiminin esnemeye başlamasıyla birlikte vatanlarına dönmeye başladıklarını anımsatan Prof. Dr. Öz, “Büyük lider Mustafa Ağa’nın ve KTMM’nin önderliğinde Kırım’da varlıklarını ortaya koymaya çalıştılar. Yurtlarını tekrar şenlendirdiler. Ne yazık ki bu da uzun sürmedi. 2014 yılında bu defa 21’inci yüzyılın Stalin’i Putin, Kırım’ı işgal etti. Kırım Türklerinin çilesi yeniden başladı.” dedi. “MUSTAFA AĞA’YI VE KTMM’Yİ SELAMLIYORUM” “Kırım Türkleri vatanlarına dönebilmek için azimle mücadele ediyorlar.” diyen Prof. Dr. Öz, Türkiye’nin Kırım Tatarlarının davasını desteklediğini ve diğer Türk devletlerinin de Kırım Tatarlarının davasına sahip çıkmak zorunda olduğunu kaydetti. Kırım Türklerinin eninde sonunda vatanlarına kavuşacağını belirten Prof. Dr. Öz, mesajına şu ifadelerle son verdi: Mustafa Ağa’yı ve KTMM’nin bütün üyelerini selamlıyorum. Onların mücadelesinin yanında olduğumuzu ifade ediyorum. Ne mutlu Türk’üm diyene. Türk Ocakları Genel Başkanı Prof. Dr. Mehmet Öz, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı’nın 82. yıl dönümünde QHA aracılığıyla yayımladığı anma mesajında, 21. yüzyılın Stalin’i olarak tanımladığı Putin’in 2014 yılında Kırım’ı işgalinin ardından Kırım Tatarlarının… pic.twitter.com/1wmclBwlUh — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 18, 2026 18 MAYIS 1944 KIRIM TATAR SÜRGÜNÜ VE SOYKIRIMI Kırım Tatar halkı, bir şafak vaktinde Sovyetler Birliği diktatörü Josef Stalin’inemriyle 18 Mayıs 1944 tarihinde topyekûn sürgüne tâbi tutuldu. Kırım’danTürkistan, Urallar ve Sibirya bölgelerine hayvan vagonlarıyla sürgün edilen Kırım Tatar halkı; en temel insani haklardan mahrum bırakılarak günlerce süren zorunlu yolculuklar, açlık, susuzluk ve devamındaki perişanlık neticesinde nüfusunun yüzde 46’sını kaybetti. Sovyet yönetimi, soykırım niteliğindeki sürgünün hemen akabinde KırımYarımadası’nda, Kırım Tatarlarının varlığına işaret eden her şeyi ortadan kaldırmaya başladı. Köy, kasaba, ilçe ve şehirler başta olmak üzere yarımadadaki binden fazla yerleşim yerinin Kırım Tatarca olan adları değiştirildi. Kültürel soykırımın yaşandığı Kırım’da tarihi eserler tahrip edildi, mezarlıklar yok edildi ve yarımadanın demografik yapısı bilinçli şekilde dönüştürüldü. Sürgün edilen halk, bağrından koparıldığı o aziz vatanı, Kırım’ı hiçbir zaman unutmadı. Sürgünlük yollarında, sürgün edildikleri yerlerde vatana dönmek için çaba gösterdi. 1989’un sonuna kadar sürgün yerlerinde zorla tutuldu. O döneme değin gerçekleşen vatan Kırım’a geri dönme teşebbüsleri, hapisle ve yeni sürgünle cezalandırıldı. 1989’a gelindiğinde Kırım Tatarları, yavaş yavaş ata topraklarına dönmeye başladı. Sürgün mağdurları o tarihten itibaren yaşadıkları yokluklara rağmen vatanda kalma mücadelesini sürdürdü. Ancak yaklaşık 150 bin Kırım Tatarı maddi yetersizlik ve yasal engeller nedeniyle Türkistan bölgesinde kaldı. 2015 yılında Ukrayna Parlamentosu, Kırım Tatar Sürgünü’nü soykırım olarak kabul etti ve 18 Mayıs tarihini “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak ilan etti. 2019 yılında Letonya ve Litvanya meclisleri, 2022’de Kanada Parlamentosunun alt kanadı olan Avam Kamarası, 2024'ün temmuz ayında Polonya Parlamentosunun alt kanadı olan Sejm, 2024'ün ekim ayında Estonya Parlamentosu (Riigikogu), 2024'ün aralık ayında Çekya Parlamentosunun üst kanadı olan Senato ve 2025’in haziran ayında Hollanda Krallığı Genel Meclisinin alt meclisi olan Hollanda Temsilciler Meclisi, 18 Mayıs 1944 Kırım Tatar Sürgünü'nü soykırım olarak tanıdı. 82 yıldır dinmeyen acı: Kırım Tatar Sürgünü ve Soykırımı İnsanlık tarihinin en karanlık ve utanç verici sayfalarından biri olan 18 Mayıs 1944 tarihinde, Kırım Tatarları topyekûn vatanlarından sürülerek SSCB tarafından soykırıma uğradı. pic.twitter.com/mxqlqc5weL — QHA - Kırım Haber Ajansı (@qha_kirimhaber) May 17, 2026

Ankara’da Hıdırellez coşkusu: Türk dünyası Gençlik Parkı’nda buluştu! Haber

Ankara’da Hıdırellez coşkusu: Türk dünyası Gençlik Parkı’nda buluştu!

Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından 10 Mayıs 2026 tarihinde Ankara'nın Gençlik Parkı’nda düzenlenen Hıdırellez kutlamaları, Türk dünyasının farklı topluluklarını, derneklerini ve kültürel gruplarını bir araya getirdi. Etkinliğe Türk Dünyası Balkan Türkleri Destekleme ve İşbirliği Derneği, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Vakfı, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Merkezi, Şefika Gaspıralı Uluslararası Kadın Birliği, Ankara Türk Ocakları, Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Derneği, Türkmeneli Dayanışma Derneği, Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi, Dünya Uygur Kurultayı Vakfı, Ankara Kültür Derneği ve Azerbaycan Kültür Derneği katıldı. Program, Türk Dünyası Balkan Türkleri Destekleme ve İş Birliği Derneği Kurucusu ve Başkanı Aygün İlkon’nun konuşmasıyla başladı. Etkinlik, “Kam Ana” mahlasıyla tanınan yazar ve hikâye anlatıcısı Hilal Koçyiğit’in Hıdırellez’in anlamını ve Türk dünyası medeniyetindeki önemli yerini anlattığı konuşmasıyla devam etti. Her derneğin ve topluluğun kurduğu stantlarda ziyaretçiler; Balkanlardan-Türkistan coğrafyasına kadar uzanan Türk dünyasının kültürünü, geleneksel kıyafetlerini, kitaplarını ve el sanatlarını yakından tanıma fırsatı buldu. CIYIN ANSAMBLİ’DEN GELENEKSEL KIRIM TATAR DANSLARI Şenlik kapsamında Kırım Derneği Genel Merkezi müzik ve dans topluluğu Cıyın Ansambli de sahne aldı. Dans grubu, Kırım Tatar halkına ait geleneksel ve özgün dansları ziyaretçilerle buluşturdu. Onların arasında: “Çipçeler”, “Balalar Kaytarması”, “Bahçesaray Kaytarması”, “Tım Tım”, “Emir Celal”, “Kukla” ve “Kırım Ezgileri” gibi dans performansları izleyicilerden büyük beğeni topladı. Bunun yanı sıra etkinliğe katılan Zangezur Azerbaycan Halk Dansları Topluluğu, Ekol Dans Sanat Spor Grubu, Türk Dünyası Balkan Türkleri Destekleme ve İşbirliği Derneği, Ankara Kulübü, Kıbrıs Türk Kültür Derneği ve Türkmeneli Dayanışma Derneği gibi toplulukların dans ekipleri de sahneledikleri millî dans gösterileriyle Türk dünyasının zengin kültürel mirasını yansıttı. ERGENEKON TEMSİLİ VE ATEŞTEN ATLAMA Program kapsamında Ergenekon destanını simgeleyen demir dövme ritüeli ile Hıdırellez geleneğinin önemli unsurlarından biri olan ateşten atlama etkinliği de gerçekleştirildi. Etkinliğe katılanlar, özellikle çocuklar, Hıdırellez kültürünü yakından tanıma ve geleneksel ritüelleri deneyimleme fırsatı elde etti.

Merhum Dr. Yakup Ömeroğlu doğumunun 60. yılında Ankara’da anılacak Haber

Merhum Dr. Yakup Ömeroğlu doğumunun 60. yılında Ankara’da anılacak

Türkiye ve Türk dünyası ilişkilerinin gelişmesinde önemli rol oynayan, Türk dünyası ile kültürel birlikteliğin devamı adına uzun yıllar çalışmalar yürüten Avrasya Yazarlar Birliği Kurucu Başkanı Dr. Yakup Ömeroğlu, doğumunun 60. yılı dolayısıyla Ankara’da düzenlenen anlamlı bir programla anılacak. “Dostlarının Gönlünde Dr. Yakup Ömeroğlu” başlığıyla gerçekleştirilecek vefa programı, 27 Mart 2026 Cuma günü saat 19.00’da Türk Ocakları Ankara Şubesi ev sahipliğinde düzenlenecek. Etkinlik, Türk Ocakları Ankara Şubesi bünyesindeki Prof. Dr. Orhan Düzgüneş Salonu’nda gerçekleştirilecek. Programa, alanında önemli isimler olan Prof. Dr. Mehmet Şahingöz, Prof. Dr. Orhan Kavuncu ve Avrasya Yazarlar Birliği Başkan Yardımcısı Osman Çeviksoy konuşmacı olarak katılacak. Ayrıca Ömeroğlu’nun ailesi ve dostlarının da etkinlikte yer alması bekleniyor. Türk dünyasına yönelik çalışmalarıyla bilinen Dr. Ömeroğlu’nun fikirleri, katkıları ve kültürel mirası program kapsamında farklı yönleriyle ele alınacak. Etkinlikte, Ömeroğlu’nun Türk dünyası kültürel birliğine yönelik ortaya koyduğu vizyon ve bıraktığı izler vurgulanacak. YAKUP ÖMEROĞLU KİMDİR? 1966 yılında Çankırı’da doğdu. Hasanoğlan Atatürk Öğretmen Lisesi ve Ankara Üniversitesinden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nde doktorasını tamamladı. 1994 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesine öğretim üyesi olarak atandı. 1994 ve 1997 yılları arasında Türk Cumhuriyetleri ile Ekonomik İlişkilerden Sorumlu Başbakan Başmüşavirliğinde Danışman olarak görev yaptı. 1997 ve 2000 yılları arasında Türk-Kazak Ahmet Yesevî Üniversitesi'nde Kültür Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 2000 ve 2002 Türkiye'ye döndükten sonra Tarım ve Köyişleri Bakanlığı emrine atandı, bakan müşaviri oldu. 2002 yılından itibaren Gazi Üniversitesi öğretim üyesidir. 2004 ve 2006 yılları arasında Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanlığını yürüttü. 2006 yılında arkadaşları ile birlikte bütün Türk dünyasından yazar ve şairlerini bünyesinde toplayan Avrasya Yazarlar Birliğini kurdu ve Genel Başkanı oldu. Günümüzde Türk dünyasının tek ortak edebiyat dergisi olan Kardeş Kalemler ve Dil Araştırmaları dergilerinin Birlik adına sahibidir. Bengü Yayıncılık aracılığı ile Türk Dünyasından edebiyat eserlerinin ülkemizde yayınlanmasına başladı. 100 civarında edebî eserin yayın yönetmenliğini yaptı. Kardeş Kalemler, Türk Yurdu, Bilig, Yesevî, Yeni Türkiye dergilerinde yazıları yayınlandı. Hikayeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldovya, Özbekistan, İran ve Rusya’da değişik dil ve lehçelerde yayınlandı. TRT Radyolarında Başkent Güncesi, Yesi Yada Türkistan ve Kültürümüz Edebiyatımız adlı radyo programlarının yapımcı ve metin yazarlığını yaptı. TRT’de yayınlanan Gönül Bağı, Gökkuşağı Çocukları, Türk Arap Atı, Yaylalarımız, Dost Eli, Dünyada Bugün, Pencere, Kültür Eşiği isimli belgesel, dizi film ve televizyon programlarında metin yazarlığı, danışmanlık ve sunuculuk yaptı. 2000 yılı Kazakistan Türkistan Şehri Hizmet Ödülü, Türkistan Yesevi'nin Şehri- Yesi'ye Dair eseri ile TYB'nin 2003 yılı Şehir Kitapları dalında yılın yazarı ödülü, 2009 Özbekistan Kuraş Federasyonu Uluslararası Basın Ödülü, 2010 TÜRKSOY Basın Ödülü, Azerbaycan-Resul Rıza Vakfı Özel Ödülü, Azerbaycan Yazarlar Birliği Bahtiyar Vahapzade Türk Dünyası Edebiyatına Hizmet Ödülü, İLESAM 2012 yılı Türk Dünyası Edebiyatına Hizmet Ödülü, 2013 Azerbaycan Mikail Müşvik Ödülü, 17. Uluslararası Süleyman Birina Balkanlar Türk Kültürüne Hizmet Ödülü (Kosova) gibi ödüllerin sahibidir.

Bir millî hafıza merkezi olarak Türk Ocakları: 1949-1970 dönemi ve "Dış Türkler" vizyonu Haber

Bir millî hafıza merkezi olarak Türk Ocakları: 1949-1970 dönemi ve "Dış Türkler" vizyonu

1912 yılında bir grup Tıbbiyeli öğrencinin dönemin aydınlarına gönderdikleri mektuplara aldıkları olumlu geri dönüşler üzerine temelleri atılan Türk Ocakları, 1931 yılında kapatıldı ancak 1949 yılında ise yeniden faaliyete geçti. Türk Ocağının söz konusu ikinci dönemini doktora tezi olarak ele alan Dr. Özlem Seyhan, çalışmasını kitaplaştırarak hem Ocak tarihine hem de akademik literatüre önemli bir katkı sundu. Türk Ocaklarının ikinci dönemindeki faaliyetlerine ilişkin Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulunan Dr. Seyhan, Ocağın 1949 yılında yeniden açılmasıyla birlikte Türkiye dışında yaşayan Türklere yönelik ilginin kesintisiz biçimde sürdüğünü vurguladı. Seyhan, bu ilginin siyasi bir yayılmacılık hedefi taşımadığını özellikle belirterek şu değerlendirmede bulundu: Türkiye dışındaki Türklerle ilgilenmek Ocağın kendine görev edindiği bir konudur. Bunun siyasi açıdan ırkdaşlarını kendi devleti içine almak olmadığı hem Türk Ocağı Yasası’yla belirtilmiş hem de Türk Yurdu dergisinde her fırsatta dile getirilmiştir. Her Müslüman Türk aydın için Kırım, İdil-Ural, Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Türkistan gibi kendi vatanlarında mahkûm yaşayan milletleri tanımak önemli bir görev olarak kabul edilmiştir. Farklı devletlerin vatandaşı olarak cemaatler halinde bulunan Türklerin ve Müslümanların bütün sorunlarıyla ilgilenmek ve onlara millî şuur kazandırmak gerektiği savunulmuştur. Dışarıda bulunan ve toplu halde yaşayan Türklere karşı ortak duygular, ortak kültür bakımından sorumluluk taşındığı belirtilmiştir. Türkiye’nin Türkoloji çalışmalarının merkezi olması için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Türkiye haricinde bulunan Türklerle irtibatın kesilmesi halinde Türk medeniyetinin ve Türklük şuurunun zayıflayabileceği, dolayısıyla da dış Türklerin benliklerini kaybedip asimile olma tehlikesiyle karşılaşacağı söylenmiştir. Siyasî sınırlar dışından gelen Türkler de ilk zamanlarda olduğu gibi bir aile olarak gördükleri Ocağın yardımlarına başvurmaktan çekinmemiştir. Türkiye dışında yaşayan Türklerle önemli bir temasın 1962 yılının temmuz ayında Sovyetler Birliğini Tanıma Enstitüsü üyelerinden Dr. Edilge Kırımal ve Mehmet Ali Emircan’ın Türkiye’ye gelerek Türk Ocaklarını ziyaret etmesi ile yaşandığını söyleyen Seyhan, bu ziyaretten haberdar olan Kırımlı, Azerbaycanlı, Kafkasyalı ve Türkistanlı Türklerin bu vesile ile yapılan görüşmelere katıldıklarını, Kırımal ile Emircan’ın Türk Ocağı salonunda yaptıkları basın toplantısında dış Türklere dair gelen soruları yanıtladıkları ve enstitünün çalışmaları hakkında konuştuklarını da ifade etti. HÜRRİYETTEN MAHRUM MİLLETLER SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN TUTSAĞI HALİNE GELMİŞTİ Türk dünyası ile ilgili en çok tartışılan konunun Sovyetler Birliği’nin komünist rejimi doğrultusunda Türkistan Türklerinin milli şuurunu ortadan kaldırma çabası olduğunu ifade eden Seyhan, “20. yüzyılda Batı'nın yıkılan sömürgeciliği yerini komünist sömürgeciliğine bırakmıştır. Hürriyetten mahrum milletlerin çoğu Sovyetler Birliği’nin tutsağı haline gelmiştir. Türkiye’nin ise tutsak Türklerin bağımsızlığına kavuşuncaya kadar bazı çalışmalar yapması gerekli görülmüştür. Bu fikirler doğrultusunda Türk Yurdu dergisi, tutsak Türkler meselesinin büyük bir millî dava olduğunu anlatma çabasına girmiştir. Dış Türklerin esaretten kurtarılması için emperyalist zihniyetle mücadelenin önemi vurgulanmıştır. Buna göre Türklerin, Türklüklerini kaybettiği propagandası kafalardan silinmelidir. Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a dış Türklerin Türklük ruhu, pek çok Türkiye Türküne örnek olacak niteliktedir.” dedi. Diğer taraftan bu dönemde Sovyetler Birliği’nin tüm dünyaya kendi topraklarında Rusların yaşadığını ve Rus olmayanların ise hemen hemen Ruslaştığı yönündeki fikri kabul ettirme yönündeki faaliyetlerine dikkat çeken uzman, Türk Ocaklarının dış Türklere ve Rusya’ya karşı bakış açısı ile ilgili şu bilgileri verdi: Irk, dil, din ve kültür ayrılığı nedeniyle Rusya’nın ahenkli bir federasyon olmasının imkânsız olduğu vurgulanmıştır. Öyle ki Sovyetlerin içindeki Rus olmayan milletler emperyalizme karşı hürriyet, demokrasi ve medeniyeti muhafaza etmeye çalışmıştır. Rusya Türklerinin tarihin derinliklerinden gelen bir güçle yeniden refaha kavuşacaklarına inanılmıştır. TÜRK OCAKLARI “HALKA DOĞRU” YÖNELMİŞTİR Türk Ocaklarının halktan uzak bir hareket olmadığına da değinen Seyhan, kuruldukları bölgelerde yaşayan halk kitlesinin ekonomik durumu ve refah düzeyi ile yakından ilgilendiğini, özellikle kırsal kesimlerde geri kalmış muhitlerdeki yaşam şartlarının zorluğu, geçim kaynağı olarak yapılan mesleklerin çok fazla fiziki güç gerektirmesi, maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olamayan kişilerin sorunlarına çözüm aradıklarına değindi. Seyhan, Türk Ocaklarının halka doktor ve ilaç temin etmeyi bir vazife bildiğini ve köylere doktorlar götürdüğü ve bazı yerlerde dispanserler açtığı bilgisini verdi. Hizmetlerinin amacı kendi muhitini kalkındırmak olan Türk Ocaklarının, maddi bir karşılık beklemeksizin çalıştığını ve maksadın halk ile Ocak ilişkilerini güçlendirmek olduğunu belirten Seyhan, “Ocak her anlamda müreffeh bir toplum yaratma amacına hizmet etmiştir. Ocakların, temel vazifesinin halkın refah seviyesini yükseltmek ve Türk milletini müreffeh bir seviyeye eriştirmek olduğu düşünüldüğünde, eğitim, sağlık, kültür, sanat gibi pek çok konuda aktif faaliyet gösterdiğini söylemek yerinde olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu. TÜRK OCAKLARI SİYASET ÜSTÜ MİLLÎ BİR TEŞEKKÜLDÜR Türk Ocaklarının siyaset üstü bir kurum olduğuna da atıf yapan Seyhan, Türk Ocaklarının kurulduğu ilk andan itibaren Ocağı hiçbir şahsi ve siyasi ihtirasa alet etmeyecekleri kararında olduklarını, Ocak mensuplarının birçoğunun İttihat Terakki üyesi olmalarına rağmen cemiyetin particilikten tamamen uzak tutulması düşüncesinde olduklarını kaydetti. 1949 yılında yeniden faaliyete geçilmesiyle birlikte yayımlanan yasada da bu ilkenin açık biçimde vurgulandığını belirten Seyhan, şu değerlendirmeyi yaptı: Türk Ocaklarının herhangi bir siyasi partiyle bağlantısının olmayacağı açıkça belirtilmiştir. Ocak üyeleri bireysel olarak siyasî faaliyetlerde serbesttir; ancak Türk Ocakları, parti ve grup ayrımı gözetmeksizin siyaset üstü millî bir teşekküldür. Seyhan, her ne kadar siyasetten uzak durma ilkesi benimsenmiş olsa da, dönemin siyasî çalkantılarının Türk Ocaklarını yakından etkilediğini, kimi zaman Ocağın güç kazanmasına, kimi zaman ise varlığının tehlikeye girmesine yol açtığını belirtti. 1949-1970 döneminin, Türkiye’de çok partili hayata geçiş ve demokratikleşme süreciyle örtüştüğüne dikkat çekerek, Türk Ocaklarının bu süreçte millî duruşunu korumaya çalıştığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.