SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Bir millî hafıza merkezi olarak Türk Ocakları: 1949-1970 dönemi ve "Dış Türkler" vizyonu

Dr. Özlem Seyhan, "Türk Ocaklarının ikinci dönemi" üzerine yürüttüğü akademik çalışmalarını kitaplaştırarak Türk Ocakları tarihine ve Türk dünyası literatürüne önemli bir kaynak sundu. Seyhan, 1949 yılında yeniden faaliyete geçen Ocağın, Türkiye dışındaki Türk yurtlarına bakışını ve "halka doğru" ilkesiyle yürüttüğü toplumsal projeleri QHA'ya değerlendirdi.

Haber Giriş Tarihi: 10.02.2026 17:54
Haber Güncellenme Tarihi: 10.02.2026 18:12
Kaynak: Haber Merkezi
https://www.qha.com.tr/
Bir millî hafıza merkezi olarak Türk Ocakları: 1949-1970 dönemi ve "Dış Türkler" vizyonu

1912 yılında bir grup Tıbbiyeli öğrencinin dönemin aydınlarına gönderdikleri mektuplara aldıkları olumlu geri dönüşler üzerine temelleri atılan Türk Ocakları, 1931 yılında kapatıldı ancak 1949 yılında ise yeniden faaliyete geçti. Türk Ocağının söz konusu ikinci dönemini doktora tezi olarak ele alan Dr. Özlem Seyhan, çalışmasını kitaplaştırarak hem Ocak tarihine hem de akademik literatüre önemli bir katkı sundu.

Türk Ocaklarının ikinci dönemindeki faaliyetlerine ilişkin Kırım Haber Ajansına (QHA) değerlendirmelerde bulunan Dr. Seyhan, Ocağın 1949 yılında yeniden açılmasıyla birlikte Türkiye dışında yaşayan Türklere yönelik ilginin kesintisiz biçimde sürdüğünü vurguladı. Seyhan, bu ilginin siyasi bir yayılmacılık hedefi taşımadığını özellikle belirterek şu değerlendirmede bulundu:

Türkiye dışındaki Türklerle ilgilenmek Ocağın kendine görev edindiği bir konudur. Bunun siyasi açıdan ırkdaşlarını kendi devleti içine almak olmadığı hem Türk Ocağı Yasası’yla belirtilmiş hem de Türk Yurdu dergisinde her fırsatta dile getirilmiştir. Her Müslüman Türk aydın için Kırım, İdil-Ural, Kuzey Kafkasya, Azerbaycan, Türkistan gibi kendi vatanlarında mahkûm yaşayan milletleri tanımak önemli bir görev olarak kabul edilmiştir. Farklı devletlerin vatandaşı olarak cemaatler halinde bulunan Türklerin ve Müslümanların bütün sorunlarıyla ilgilenmek ve onlara millî şuur kazandırmak gerektiği savunulmuştur. Dışarıda bulunan ve toplu halde yaşayan Türklere karşı ortak duygular, ortak kültür bakımından sorumluluk taşındığı belirtilmiştir. Türkiye’nin Türkoloji çalışmalarının merkezi olması için çeşitli girişimlerde bulunulmuştur. Türkiye haricinde bulunan Türklerle irtibatın kesilmesi halinde Türk medeniyetinin ve Türklük şuurunun zayıflayabileceği, dolayısıyla da dış Türklerin benliklerini kaybedip asimile olma tehlikesiyle karşılaşacağı söylenmiştir. Siyasî sınırlar dışından gelen Türkler de ilk zamanlarda olduğu gibi bir aile olarak gördükleri Ocağın yardımlarına başvurmaktan çekinmemiştir.

Türkiye dışında yaşayan Türklerle önemli bir temasın 1962 yılının temmuz ayında Sovyetler Birliğini Tanıma Enstitüsü üyelerinden Dr. Edilge Kırımal ve Mehmet Ali Emircan’ın Türkiye’ye gelerek Türk Ocaklarını ziyaret etmesi ile yaşandığını söyleyen Seyhan, bu ziyaretten haberdar olan Kırımlı, Azerbaycanlı, Kafkasyalı ve Türkistanlı Türklerin bu vesile ile yapılan görüşmelere katıldıklarını, Kırımal ile Emircan’ın Türk Ocağı salonunda yaptıkları basın toplantısında dış Türklere dair gelen soruları yanıtladıkları ve enstitünün çalışmaları hakkında konuştuklarını da ifade etti.

HÜRRİYETTEN MAHRUM MİLLETLER SOVYETLER BİRLİĞİ'NİN TUTSAĞI HALİNE GELMİŞTİ

Türk dünyası ile ilgili en çok tartışılan konunun Sovyetler Birliği’nin komünist rejimi doğrultusunda Türkistan Türklerinin milli şuurunu ortadan kaldırma çabası olduğunu ifade eden Seyhan, “20. yüzyılda Batı'nın yıkılan sömürgeciliği yerini komünist sömürgeciliğine bırakmıştır. Hürriyetten mahrum milletlerin çoğu Sovyetler Birliği’nin tutsağı haline gelmiştir. Türkiye’nin ise tutsak Türklerin bağımsızlığına kavuşuncaya kadar bazı çalışmalar yapması gerekli görülmüştür. Bu fikirler doğrultusunda Türk Yurdu dergisi, tutsak Türkler meselesinin büyük bir millî dava olduğunu anlatma çabasına girmiştir. Dış Türklerin esaretten kurtarılması için emperyalist zihniyetle mücadelenin önemi vurgulanmıştır. Buna göre Türklerin, Türklüklerini kaybettiği propagandası kafalardan silinmelidir. Azerbaycan’dan Doğu Türkistan’a dış Türklerin Türklük ruhu, pek çok Türkiye Türküne örnek olacak niteliktedir.” dedi.

Diğer taraftan bu dönemde Sovyetler Birliği’nin tüm dünyaya kendi topraklarında Rusların yaşadığını ve Rus olmayanların ise hemen hemen Ruslaştığı yönündeki fikri kabul ettirme yönündeki faaliyetlerine dikkat çeken uzman, Türk Ocaklarının dış Türklere ve Rusya’ya karşı bakış açısı ile ilgili şu bilgileri verdi:

Irk, dil, din ve kültür ayrılığı nedeniyle Rusya’nın ahenkli bir federasyon olmasının imkânsız olduğu vurgulanmıştır. Öyle ki Sovyetlerin içindeki Rus olmayan milletler emperyalizme karşı hürriyet, demokrasi ve medeniyeti muhafaza etmeye çalışmıştır. Rusya Türklerinin tarihin derinliklerinden gelen bir güçle yeniden refaha kavuşacaklarına inanılmıştır.

TÜRK OCAKLARI “HALKA DOĞRU” YÖNELMİŞTİR

Türk Ocaklarının halktan uzak bir hareket olmadığına da değinen Seyhan, kuruldukları bölgelerde yaşayan halk kitlesinin ekonomik durumu ve refah düzeyi ile yakından ilgilendiğini, özellikle kırsal kesimlerde geri kalmış muhitlerdeki yaşam şartlarının zorluğu, geçim kaynağı olarak yapılan mesleklerin çok fazla fiziki güç gerektirmesi, maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavi olamayan kişilerin sorunlarına çözüm aradıklarına değindi. Seyhan, Türk Ocaklarının halka doktor ve ilaç temin etmeyi bir vazife bildiğini ve köylere doktorlar götürdüğü ve bazı yerlerde dispanserler açtığı bilgisini verdi. Hizmetlerinin amacı kendi muhitini kalkındırmak olan Türk Ocaklarının, maddi bir karşılık beklemeksizin çalıştığını ve maksadın halk ile Ocak ilişkilerini güçlendirmek olduğunu belirten Seyhan, “Ocak her anlamda müreffeh bir toplum yaratma amacına hizmet etmiştir. Ocakların, temel vazifesinin halkın refah seviyesini yükseltmek ve Türk milletini müreffeh bir seviyeye eriştirmek olduğu düşünüldüğünde, eğitim, sağlık, kültür, sanat gibi pek çok konuda aktif faaliyet gösterdiğini söylemek yerinde olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

TÜRK OCAKLARI SİYASET ÜSTÜ MİLLÎ BİR TEŞEKKÜLDÜR

Türk Ocaklarının siyaset üstü bir kurum olduğuna da atıf yapan Seyhan, Türk Ocaklarının kurulduğu ilk andan itibaren Ocağı hiçbir şahsi ve siyasi ihtirasa alet etmeyecekleri kararında olduklarını, Ocak mensuplarının birçoğunun İttihat Terakki üyesi olmalarına rağmen cemiyetin particilikten tamamen uzak tutulması düşüncesinde olduklarını kaydetti.

1949 yılında yeniden faaliyete geçilmesiyle birlikte yayımlanan yasada da bu ilkenin açık biçimde vurgulandığını belirten Seyhan, şu değerlendirmeyi yaptı:

Türk Ocaklarının herhangi bir siyasi partiyle bağlantısının olmayacağı açıkça belirtilmiştir. Ocak üyeleri bireysel olarak siyasî faaliyetlerde serbesttir; ancak Türk Ocakları, parti ve grup ayrımı gözetmeksizin siyaset üstü millî bir teşekküldür.

Seyhan, her ne kadar siyasetten uzak durma ilkesi benimsenmiş olsa da, dönemin siyasî çalkantılarının Türk Ocaklarını yakından etkilediğini, kimi zaman Ocağın güç kazanmasına, kimi zaman ise varlığının tehlikeye girmesine yol açtığını belirtti. 1949-1970 döneminin, Türkiye’de çok partili hayata geçiş ve demokratikleşme süreciyle örtüştüğüne dikkat çekerek, Türk Ocaklarının bu süreçte millî duruşunu korumaya çalıştığını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.