SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye Cumhuriyeti Kültür Ve Turizm Bakanlığı

QHA - Kırım Haber Ajansı - Türkiye Cumhuriyeti Kültür Ve Turizm Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Ve Turizm Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı'nın hayatı ve edebî kişiliği tek bir eserde! Haber

Kırım Tatar yazar Cengiz Dağcı'nın hayatı ve edebî kişiliği tek bir eserde!

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Cengiz Dağcı kitabı yayımlandı. İbrahim Şahin’in editörlüğünde hazırlanan bu hacimli kitap, Türk edebiyatının müstesna isimlerinden Kırım Tarar yazar Cengiz Dağcı’nın hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine odaklanan özel bir çalışma niteliği taşıyor. Bakanlık yayını olarak hem ilmî titizliği hem de kültürel sorumluluğu esas alan eser, Dağcı’nın Türk edebiyatındaki yerini güncel akademik yaklaşımlarla yeniden değerlendirmeyi amaçlıyor. Kitap, kapsamı, yazıların niteliği ve derinliği bakımından yalnızca bir derleme değil; aynı zamanda Kırım Tatar yazar Dağcı araştırmalarının bütüncül bir portresini sunan yeni bir referans kaynağı olarak konumlanıyor. Ayrıca içindeki tüm yazıların bu kitap için özel olarak kaleme alınmış olması, çalışmanın değerini daha da artırıyor. CENGİZ DAĞCI: HÜZNÜN VE HATIRANIN YAZARI Kitabın giriş bölümündeki metinlerde de vurgulandığı gibi Cengiz Dağcı, “yalnızca bireyin değil, bir milletin yüreğinde taşıdığı vatan hasretinin sesi” olmuş bir yazardır. 1919’da Kırım’ın Gurzuf kasabasında doğan Dağcı, çocukluk yıllarından itibaren sürgünün, savaşın ve kimlik mücadelesinin tanığı olmuştur. Hayatının uzun bir dönemini Londra’da geçirmesine rağmen zihni ve kalbi Kırım’dan hiç ayrılmamış; bütün edebî üretimi bu kaybedilmiş coğrafyanın acıları, umutları ve hatıraları etrafında şekillenmiştir. Dağcı’nın eserleri, yalnızca tarihî trajedileri anlatmakla kalmaz; aynı zamanda insanın onurunu, var olma çabasını, köklerini koruma mücadelesini evrensel bir dille işler. Onlar da İnsandı, Korkunç Yıllar, Yurdunu Kaybeden Adam, Genç Temuçin, Üşüyen Sokak, Badem d alına Asılı Bebekler, Anneme Mektuplar romanlarından bazılarıdır. Ayrıca Yansılar adlı hatıraları da bulunmaktadır. Cengiz Dağcı’nın romanlarında ve hatıralarında bireysel kaderler ile kolektif hafıza arasında kurduğu köprü, onu modern Türk edebiyatının en sahici romancısı yapmıştır. Eser, kapsamlı bir akademik plan dâhilinde hazırlanmış olup Cengiz Dağcı’nın edebiyatına dair çok yönlü bir panorama çiziyor. Kitaptaki tüm metinler bu armağan için özel olarak yazılmış metinlerden oluşuyor. Dolayısıyla hem Dağcı çalışmaları hem de çağdaş Türk edebiyat araştırmaları açısından oldukça yeni ve kıymetli değerlendirmeler sunuyor. Kitapta; Dağcı’nın hayatını ayrıntılı biçimde ele alan biyografik çalışmalar, 2000’li yıllarda Londra’da onunla görüşen isimlerin tanıklık ve gözlem yazıları, Dağcı’nın romanlarındaki tematik katmanları inceleyen eleştirel ve kavramsal yoğunluklu makaleler, halk kültürüyle ilişkisini ele alan kültürel bellek çalışmaları, Şiirleri ve poetik yönüne dair edebî analizler,Günlükleri üzerine yapılmış psikolojik ve yapısal incelemeler,Son olarak Cengiz Dağcı kaynakçası bir araya getiriliyor. Bu yazıların her biri, Dağcı’nın farklı bir yönünü görünür kılıyor ve onun edebiyatını yalnızca sürgün edebiyatı çerçevesine hapsetmeden çok katmanlı biçimde ele alıyor. ALANINDA UZMAN İSİMLER BİR ARAYA GELDİ Kitapta yer alan akademisyenler arasında kendi alanlarında yetkin pek çok araştırmacı bulunuyor. Bunlar arasında, Dağcı’nın anlatılarını tematik, sosyolojik, psikolojik ve kültürel açılardan ele alan geniş bir yazar kadrosu dikkat çekiyor: İbrahim Şahin, Neşe Sarısoy Karatay, Zafer Karatay, İsa Kocakaplan, Melek Maksudoğlu, Mehmet Aça, Dinçer Apaydın, Selçuk Atay, Yahya Aydın, Yunus Balcı, Nezir Temur, Alev Sınar Uğurlu, Nesrin Karaca, Koray Üstün, Süreyya Doğan, Ali Duymaz, Deniz Depe, Fatih Sakallı, Tacettin Şimşek, Salim Çonoğlu, Yunus Alıcı, Nurcan Ankay Kardaş, Ayşe Demir, Oğuz Yaşar Yılmaz, Mithat Durmuş, Onur Hasdedeoğlu, Mümtaz Sarıçiçek, Recai Özcan, Ayşe Emel Kefeli, Fazıl Gökçek, Ülkü Eliuz, Merve Sevda Selvi isimlerinden oluşan yazar kadrosu kitabın akademik içeriğinin kıymetini belirgin şekilde artırmaktadır. CENGİZ DAĞCI ARAŞTIRMALARINDA YENİ BİR EŞİK Dağcı’nın yalnızca edebî kişiliğini değil, sürgün sonrası kimlik inşasını, romanlarındaki kadın tipolojilerinden esir kampları anlatısına, gündelik hayata bakışından felsefî yönelimlerine kadar geniş bir perspektifi kapsıyor. Günlükleri üzerine yapılan incelemeler, yazarın iç dünyasına ve yazı disiplinine dair bugüne kadar yeterince görünür olmayan ayrıntıları gün yüzüne çıkarıyor. Tüm bu yönleriyle eser, hem Dağcı okuyucuları hem de modern Türk edebiyatı araştırmacıları için kaynak niteliğinde bir başvuru kitabı olarak değerlendiriliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bu yayınla Dağcı’ya gösterdiği ilgi, aynı zamanda Türk dünyasının ortak hafızasına yönelik önemli bir kültürel şükran borcunun ifadesi niteliği taşıyor. Bu özel armağan kitap, sürgün, vatan, hafıza, kimlik, direniş ve insanlık temaları etrafında şekillenen Dağcı edebiyatını daha derinlikli biçimde kavramak isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak niteliğine sahip olarak gösteriliyor. Cengiz Dağcı kitabının editörü İbrahim Şahin, kitabın ön sözünde şu ifadelere yer verdi: “Cengiz Dağcı’yı kaybedeli bu yılın Eylül ayında aşağı yukarı on dört sene olacak. Akademik hayatımın ilk senelerinde Cengiz Dağcı’nın romanlarını okuduğum ve onun hayatı ve eserleri hakkında bir doktora tezi hazırlamaya başladığım tarihin üzerinden otuz beş sene geçmiş. Zaman ne çabuk geçiyor hakikaten. Dağcı, uzun bir hayat yaşadı ve 22 Eylül 2011 tarihinde vefat etti. Nihayet 2 Ekim 2011 Pazar günü cenazesi çok sevdiği Kızıltaş’ta, Memiş’in Bayırı’na defnedildi. Cengiz Dağcı, hayatı ve eserleri arasında ciddi münasebetler kurulabilecek bir yazardır. Kendisi zaman zaman hayatı ile eserleri arasında zannedildiği kadar münasebetin olmadığını söylese bile, bu ifade eserlerinin yüzde yüz hayatından beslenmediği anlamında yorumlanmalıdır. Fakat eserlerinde anlattığı malzemenin büyük bir kısmı kendisinin yahut yakınlarının yaşadıklarından kaynaklanıyor olmakla beraber elbette roman tekniğine uygun olarak kaleme alınmıştır. Kaldı ki Dağcı Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kaleme aldığı eserlerinde de Londra’daki hayatının zamanından ve mekânından söz etmekle beraber, Kırım’a yahut İkinci Dünya Savaşı’na ilişkin göndermelerde de bulunur. Sonuçta Dağcı’nın eserleri hayatı etrafında döner. Bu defa Dağcı’nın hayatı ve eserleri hakkında Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayımlar Genel Müdürlüğü için elinizdeki kitabı hazırlamak imkânı doğdu. Kitabın içeriği daha çok Dağcı’nın kendisinin verdiği bilgilere dayanan bir biyografi ve arkasından, onun ölümünden evvel onunla görüşerek kendisi hakkında kıymetli bir belgesel hazırlayan ve onunla röportaj yapan kimselerin yazılarıyla başlamaktadır. Bilhassa Neşe Sarısoy Karatay, Zafer Karatay, İsa Kocakaplan ve yine kendisiyle görüşmüş bulunan/tanışan Melek Maksutoğlu’nun yazıları, Cengiz Dağcı’nın iki binli yıllarda, eşinin vefatından sonra (1998) Londra’daki gündelik hayatını bütün gerçekliği ile anlatan yazılardır. Bu yazıların fotoğraflarla zenginleştirilmiş olması da ayrıca kıymetlidir. Cengiz Dağcı’nın eserlerinde üzerinde durduğu bir takım tematik problemleri ele alan yazılardan oluşan üçüncü bölümün onun ruh dünyasını, eserlerinde gördüğümüz kötümser havanın kaynaklarını anlaşılır kılmak gibi bir amacı vardır. Her biri sahasında uzman olan akademisyenlerin kaleme aldığı bu bölümdeki yazılar bize, Cengiz Dağcı’nın edebi metinlerindeki zenginliğin tematik ve biyografik kaynaklarını göstermektedir. Dağcı çok özel bir hayat yaşamıştır. Hemen her dönemi acı fakat zengin tecrübelere dayanan bir hayatın öznesi olması ve yaşadıklarıyla sanki mensup olduğu milletin başına gelenleri temsil eden bir sembole dönüşmesi onun hayatını özel kılmıştır. Kırım’dan, Kırım coğrafyasından bugünkü Rusya içlerine, Polonya’ya, Avusturya’ya, İngiltere’ye uzanan Dağcı’nın biyografik coğrafyası, hayatta kalmak konusundaki direncini zorlayan şartları haizdir. Dağcı, direnen adamdır; tıpkı Kırım Türk-Tatarları gibi… Bu direnme hem unutmamak hem de yaşamak ve anlatmak bakımından direnmedir. Dağcı’nın edebi metinlerinin bir başka kaynağı halk verimleridir. Bireysel bilincin teşekkülünde, şahsi formasyonun inşasında halk verimlerinin, milli duyuş ve düşünüşü besleyen masal, hikâye ve efsanelerin ayrı bir yeri vardır. Elinizdeki kitabın Dağcı’nın hikâyeleri hakkındaki makalelerden oluşan kısmında, onun Kırım halk kültürü malzemeleri ile kurduğu münasebet anlatılmaktadır. Destandan modern romana, kültürel malzemenin nasıl kullanılabileceğini gösteren bu bölümdeki yazılar aynı zamanda Dağcı’nın hikâyelerindeki kişisel temalarla milli ideallerin terkibi hakkındadır.”

Dilde, fikirde, işte birlik: İsmail Bey Gaspıralı’nın mirası Ankara’da yankılandı Haber

Dilde, fikirde, işte birlik: İsmail Bey Gaspıralı’nın mirası Ankara’da yankılandı

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türk Dünyası Parlamenterler Vakfı (TDPV) iş birliğinde Ankara Ticaret Odası Meclis Salonu’nda düzenlenen “İsmail Bey Gaspıralı Anma ve Belgesel İlk Gösterimi Programı” büyük ilgi uyandırdı. Kırım Tatar aydını, düşünür, yazar ve Tercüman Gazetesi'nin kurucusu İsmail Bey Gaspıralı vefat yıl dönümünde düzenlenen programda, Türk dünyasına öncülük eden fikirleriyle ve çalışmalarıyla anıldı. “İsmail Bey Gaspıralı Anma ve Belgesel İlk Gösterimi Programı” 24 Eylül 2025 tarihinde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başladı. Ardından TDPV Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Abdullah Çalışkan, programın açılış konuşmalarını gerçekleştirdi. Çalışkan konuşmasına, İsmail Bey Gaspıralı’nın sadece bir yazar ya da gazeteci değil aynı zamanda bir dava adamı olduğuna vurgu yaparak başladı. Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla tüm Türk coğrafyasında yankılandığını söyleyen Çalışkan, “Bu çağrı yalnızca bir slogan değil, Türk dünyasının geleceği için bir yol haritası, bir ülküdür.” dedi. Çalışkan, 1883 yılında yayımlanmaya başlayan Tercüman Gazetesi’nin yalnızca Kırım’da değil, Kazan’dan İstanbul’a, Buhara’dan Kahire’ye kadar bütün Türk-İslam coğrafyasında okunan birleştirici bir meşale olduğunu ifade etti. Tercüman’ın milletlerin uyanışında bir okul, bir kürsü ve yol gösterici olduğunun altını çizdi. Gaspıralı’nın eğitimci kimliğiyle ön plana çıktığını belirten Çalışkan, kurduğu Usûl-i Cedîd mekteplerinin Türk çocuklarını modern bilimlerle tanıştırdığını, cehaleti kırarak millî bilinci uyandırdığını söyledi. Çalışkan onun açtığı bu çığırın Türkistan’dan Azerbaycan’a, Kafkasya’dan Anadolu’ya kadar milyonların hayatına dokunduğunu kaydetti. “GASPIRALI İDEALİ HÂLÂ YAŞIYOR” Aynı zamanda bir milletin fikir önderlerini kaybettiğinde yolunu da kaybedeceğini belirten Çalışkan, “Bugün bizlere düşen, Gaspıralı’nın mirasına sahip çıkmak, onun açtığı yolu yeni nesillere aktarmaktır. Çünkü Gaspıralı yalnızca Kırım Türklerinin değil, bütün Türk dünyasının ortak hafızasıdır. Aradan geçen onca yıla rağmen onun dilde, fikirde işte birlik ideali hâlâ güncelliğini korumaktadır. Bugün iki devlet, tek millet şiarıyla Türkiye ve Azerbaycan'ın dostluğu, Türkistan'dan Balkanlara uzanan kardeşlik köprüleri, tüm Türk devletleri arasında yaşanan gelişmeler, ilişkiler bize göstermiştir ki Gaspıralı ideali hâlâ yaşamaktadır.” ifadelerini kullandı. “Bugün bize düşen görev bu birlik idealini daha da güçlendirmek, Türk dünyasının yararını ortak akıl ve ortak iradeyle inşa etmektir.” diyen Çalışkan; dilde, fikirde ve işte birleşildiğinde Türk dünyasının önünde hiçbir engel kalmayacağını belirtti. Açılış konuşmaları sonrasında Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ile hazırlanan “Kırım’dan Doğan Güneş: İsmail Bey Gaspıralı” belgeselinin ilk gösterimi gerçekleşti. GASPIRALI SADECE KIRIM'DA DEĞİL TÜM TÜRK COĞRAFYASINDA ETKİLİ OLDU Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran konuşmasına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ilham olan İsmail Bey Gaspıralı’nın bir yazar ve bir yayıncı olmanın yanı sıra uykudaki bir milleti uyandıran Türk dünyasının en karanlık zamanlarında bir umut meşalesi yakan bir lider olduğunu vurgulayarak başladı. “Onun dilde, fikirde, işte birlik şiarı sadece bir slogan değil, aynı zamanda Türk milletini birleştiren, ortak bir gelecek inşa etmeyi çağıran da bir vizyondur.” diyen Baran, Gaspıralı’nın yalnızca Kırım’da değil, Kazan’dan Kafkaslar’a, Türkistan’dan Anadolu’ya kadar tüm Türk coğrafyasında modern eğitim kurumlarının kurulmasına öncülük ettiğini belirtti. "BİRLİKTELİĞİMİZ, GASPIRALI'NIN HAYALLERİNİN ADIM ADIM GERÇEKLEŞTİĞİNİ GÖSTERİYOR" Baran, Gaspıralı’nın girişimleriyle kız çocuklarının da eğitim almasının yaygınlaştığını, binlerce gencin onun yaktığı ışıkla aydınlandığını ifade etti. 1883’te kurulan Tercüman Gazetesi’nin Türk aydınlarının sesini halka ulaştıran bir köprü olduğunu vurgulayan Baran, gazetenin sade Türkçe kullanarak dönemin düşük okuryazarlık oranına rağmen geniş kitlelere eriştiğini, fikirlerin serbestçe tartışıldığı bir platform hâline geldiğini söyledi. Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” ilkesinin bugün Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gibi yapılarla somut bir gerçeğe dönüştüğüne işaret eden Baran, “Kültürel ve ekonomik iş birliğimiz her geçen gün güçleniyor. Bu birliktelik Gaspıralı’nın hayallerinin adım adım gerçekleştiğini gösteriyor. Ancak yolculuk henüz bitmedi. Bize düşen, bilime, teknolojiye, yerli üretime ve eğitime yatırım yapmaktır.” dedi. BAKAN, GASPIRALI'NIN TÜRK DÜNYASI İÇİN YOL GÖSTERİCİ OLDUĞUNU VURGULADI Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy programda yaptığı konuşmada, Gaspıralı’nın hayatı ve mücadelesinin Türk dünyası için yol gösterici olmaya devam ettiğini vurguladı. Ersoy, İsmail Bey Gaspıralı’nın yalnızca bir fikir adamı değil, aynı zamanda mücadele ve eylem insanı olduğuna dikkat çekerek, “Burada İsmail Bey Gaspıralı’yı birkaç sayfalık bir çabayla ya da bir belgeselle anlatmanın mümkün olmadığını elbette hepimiz biliyoruz. Zira egemen bir devletin ilgili birçok kurumunun ortak çalışmasıyla üstesinden gelebileceği faaliyet hizmetleri tek başına yapmış ve en önemlisi mücadelesini verdiği hemen her alanda akıllara durgunluk veren başarılar elde etmiş bir insandan bahsediyoruz.” dedi. “HEDEFİ ATEŞ ÇEMBERİNE ALINMIŞ TÜM TÜRK DÜNYASIYDI” Gaspıralı’nın, baskıcı ve yasaklayıcı Çarlık rejiminde dahi millî ve manevi değerleri dile getirmekten çekinmediğini ifade eden Ersoy, bu fikirleri yalnızca söylemde bırakmayıp eyleme, esere ve hizmete dönüştürdüğünü de vurguladı. Gaspıralı’nın hedefinin yalnızca doğup büyüdüğü Kırım değil, bütün Türk dünyası olduğuna işaret eden Ersoy, “Hedefi ateş çemberine alınmış koca Türk dünyasının tamamıydı. Onun en büyük ve en önemli ve öncelikli mücadele sahası Türk’tü. Türk dünyasının kendisine vurulan fikri zincirlerinden, cahil bırakılma çabalarından ortak bir dil aracılığıyla genel olarak dünyada ve özelde Türk dünyasında olan itemlerden doğru şekilde haberdar olursa kurtulabileceğine inanmıştı.” ifadelerini kullandı. BELGESELE KATKIDA BULUNANLARA TEŞEKKÜR PLAKETİ TAKDİM EDİLDİ Bakan Ersoy tarafından belgeselin hazırlanmasında emeği geçenlere plaket takdim edildi. TDPV Kültür ve Sanat Danışmanı Taha Feyizli, belgeselin danışman hocaları Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (AHBVÜ) Öğr. Üyesi Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Bilkent Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Hakan Kırımlı, Ankara Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. İbrahim Maraş teşekkür plaketi aldı. "DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK" AMA NASIL? "Dilde, fikirde, işte birlik" konusunda bugüne kadar yapılmış ve yapılması gereken çalışmalar hakkında konuşmalar gerçekleştirildi. Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Osman Mert, Türk dünyasında "Dilde Birliğin" hayata geçirilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda bir konuşma yaptı. Mert, Türk dilinin ve lehçelerinin tarih boyunca milletin bağımsızlık mücadelesinde birleştirici bir unsur olduğunu hatırlatarak, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kültürel birliğin taşıyıcısı ve toplumsal bütünleşmenin en güçlü bağı olduğunu söyledi. ORTAK DİL MÜMKÜN Mert, Köktürk döneminden bugüne Türk topluluklarının dağılma ve yeniden birleşme süreçlerinden geçtiğini, ancak ortak dil ve değerlerin her zaman bir araya gelme çabalarının temelini oluşturduğunu belirtti. “Dilini ayıran, yolunu ayırır. Bugün Türk dünyasının yüzde 65’i Oğuz grubuna mensup ve bu lehçeler arasında anlaşılabilirlik düzeyi çok yüksek. Bu da ortak bir geleceği inşa etme şansımızın devam ettiğini gösteriyor.” ifadelerini kullandı. Ayrıca Mert, Türkiye Türkçesinin edebiyat, bilim ve felsefe dili olarak en gelişmiş Türk lehçesi olduğuna dikkat çekerek, “Tarih bizi ortak iletişim dilinde Türkiye Türkçesine doğru götürüyor.” dedi. Türk dünyası ortak alfabe çalışmalarına da değinen Mert, sürecin akademik tarafının bittiğini belirterek, “Şu an hangi lehçenin hangi harfleri kullanacağı belli. Bizim yirmi dokuz harf hepsinde olacak. Bizde herhangi bir değişiklik yok. Arada aynı sesi sahip olmadığı için lehçeler iki üç farklı harf olacak. O da okumayı engeller düzeyde olmayacak.” cümlelerini sarf etti. “ORTAK DİL, ORTAK HAREKETTİR” Ayrıca Mert, Türk Dünyası Terim Bankası projesi ve ortak terminoloji oluşturma çalışmalarını hızlandırdıklarını, bu projelerin Türk dünyasının bilimsel ve kültürel iş birliğini güçlendireceğini ifade etti. Son olarak, ortak iletişim dilinin sadece bir eğitim veya kültür konusu değil, Türk dünyasının geleceğini şekillendirecek en önemli stratejik meselelerden biri olduğunun altını çizen Mert, “Çünkü ortak iletişim, ortak dili, ortak düşünmeyi, ortak düşünme ise ortak hareket etmeyi mümkün kılacaktır. Dilimizin gücü aslında kalplerimizi birleştiren bir dua gibidir. Hepimiz biliriz. Aynı kelimeyi söylediğimizde aslında aynı duyguyu paylaşırız. Ana dediğimizde bütün Türk dünyasında aynı sıcaklığı hissederiz. Yurt dediğimizde aynı hasreti duyarız.” şeklinde konuştu. DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK AYDINLANMA VE SİYASİ HAREKETİN BİR PROGRAMI Bilkent Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Hakan Kırımlı ise Türk dünyasının ortak düşünmesi ve ortak hareket etmesi “Fikirde Birlik” sağlanması için neler yapılması gerektiğini ele aldığı bir konuşma gerçekleştirdi. Kırımlı, konuşmasında İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin yalnızca birer slogan değil, bir bütünün ayrılmaz parçaları olduğunu vurguladı. Ayrıca Kırımlı, Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” çağrısının basit bir slogan değil, toplumsal aydınlanma ve siyasi hareketin adım adım uygulanan bir programı olduğunu söyledi. KIRIM, GASPIRALI’NIN FİKİRLERİNE ZEMİN OLUŞTURDU Kırımlı, Gaspıralı’nın çocukluğuna dikkat çekerek, Kırım’ın işgalden sonra yaşadığı yıkımı anlattı. Kırımlı, “Onun doğduğu Kırım, doğumundan yaklaşık 70 sene önce Rusya tarafından işgal edilmiş ve oranın yerli halkı olan Kırım Tatarları da fazlalık olarak görülmüş, bir an evvel Ruslaştırılması için, oradan kaçırtılmaları için her şey yapılmıştır. Bu insanlar, sosyal olarak, ekonomik olarak, siyasi, maarif olarak, sürekli olarak Ruslara yerleştirildiği kendi vatanları Kırım'da zayıf ve giderek sefil hâle gelen bir halk durumunu düşünülmüşlerdi. Kırım'da mektepler vardır, medreseler, mektepler vardır ama bu mektepler ve medreseler İsmail Gaspıralı’nın gördüğü gibi kendi dilinde yazıp okumayı bile öğretmekten aciz durumdaydılar.” ifadelerini kullandı. “AYNI DÖNEMDE YAŞASALARDI ATATÜRK VE GASPIRALI YAKIN İLİŞKİLER KURARDI” Bununla birlikte Kırımlı, İsmail Bey Gaspıralı’nın fikirlerinin yalnızca Kırım ve Rusya’daki Türk halklarıyla sınırlı kalmadığını vurguladı. Kırımlı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve etrafındaki aydınların, Gaspıralı’nın talebeleriyle doğrudan veya fikir olarak bağlantılı olduğunu belirtti. Aynı zamanda Kırımlı, Gaspıralı’nın hayatta olsaydı Atatürk ile yakın ilişkiler kuracağına dikkat çekerek, “Ama dediğimiz gibi onun fikirleri sadece Türk dünyasına ait de değildi. Evet Türk dünyası için hayatî önemliydi. Tercüman Gazetesi 1910'larda gerçekten kelimenin gerçek manası, Doğu Türkistan'dan Mısır'a kadar, İran'dan Makedonya'ya kadar her yerde okudu. Böyle bir gazete bir daha da gelmedi.” cümlelerini sarf etti. “TÜRK DÜNYASI KIRIM İÇİN BİRLİK OLMALI” Konuşmasının devamında Kırım’ın 2014 yılından beri Rus işgali altında olduğuna atıf yapan Kırımlı, “Gaspıralı, İslam dünyasının yalnızca belli bir coğrafyayla sınırlı kalmamasını isterdi. Kendi doğup büyüdüğü ve gömüldüğü Kırım’ın 12 yıldır Putin Rusya’sının acımasız işgali altında olmasını ve dünyanın buna kayıtsız kalmasını asla kabul etmezdi.” vurgusu yaptı. Kırımlı, Türk dünyasının, Gaspıralı’nın mirasçısı olduğunu söylüyorsa dilde, fikirde ve işte birlik olarak öncelikle Kırım’daki işgalin en kısa zamanda sona ermesi için dilde, fikirde ve işte birlik olmasını gerektiğini dile getirdi. Kırımlı aksi takdirde, Gaspıralı’nın fikirlerinin etkisiz kalacağına dikkat çekerek konuşmasını sonlandırdı. TÜRK DÜNYASINDA İŞTE BİRLİK NASIL SAĞLANABİLİR? Türk Dünyası İş Konseyi Başkanı Aydın Erkoç ise Türk dünyasında karşılıklı ekonomik ve ticari iş birliğinin artırılması ve “İşte Birlik” sağlanması için atılan ve atılması gereken adımları ele aldığı bir konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında Erkoç, yerli ve millî üretim ile Türk devletleri arasındaki ekonomik iş birliğine ilişkin önemli açıklamalar yaptı. Türk Dünyası İş Konseyi Başkanı Aydın Erkoç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bilgisi dâhilinde, ASELSAN ile iş birliği içinde yerli ve millî haberleşme cihazı üretimi yaptıklarını kaydetti. “ÜRETİMDE NE KADAR GÜÇLÜ OLURSAK TÜRK DEVLETLERİNDE DE O KADAR GÜÇLÜ OLURUZ" Erkoç, Avrupa’daki Türk vatandaşların sermayesini Türkiye’ye kazandırmak için vakıf aracılığıyla çalışmalar yürüttüklerini belirterek, tarım ve hayvancılık alanında da projeler geliştirdiklerini ifade etti. Erkoç, “Biz üretimde, sanayide ve savunma sanayisinde ne kadar güçlü olursak, Türk devletlerinde de o kadar güçlü oluruz.” dedi. Erkoç, Türk devletleri arasındaki ikili ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, Özbekistan, Azerbaycan, Bosna Hersek başta olmak üzere iş insanları arasındaki iş birliğinin artırılacağını belirtti. Erkoç, “Türkler bir arada olmak zorunda, Türk devletleri bir arada olmak zorunda. Etrafımızdaki ateş çemberini görüyoruz. Gün geçtikçe de sıkıntılarımız çoğalıyor. İnşallah birlik ve beraberlik içinde bunları aşacağımıza daha güzel yarınlara ulaşacağımıza inanıyorum. Diğer bir hayalim de Türk devletleri arasındaki para biriminin ortak bir para birimi olması. İnşallah hep beraber onu da göreceğiz.” cümlelerini sarf etti. GASPIRALI’YI ANLATAN VİDEOLAR DEĞERLENDİRİLDİ Program TDPV tarafından İsmail Bey Gaspıralı'nın hayatının ve fikirlerinin toplum tarafından daha yakından tanınması için Reels (Anlık Gerçek Kısa) Video Yarışması’nın ödül töreni ile devam etti. Program kapsamında TDPV’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ile her yıl düzenlediği Uluslararası Ahilik ve Ahi Evran Yarışması'nda dereceye giren resimler sergilendi. Aynı zamanda Türk Dünyası Gençlik Konseyi Müzik Topluluğu, Türk dünyasından ezgiler çaldı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.